Vous êtes sur la page 1sur 2

B-ismi ALLAH 'i Rahman-i Rahim...

Hakan ÜÇOK
Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır
Mutlak Düzenden Isınarak ve Yörüngelerde Hareket Ederek Tekamül Eden Evren Hipotezinin Makalesi.

06.10.2009, Pazartesi – 13:55 Bilimadamlarının bir diğer iddiaları veya ısrarları da (bana göre
tutarsızlık), “Atomlar ve elektronlar, daha küçük parçacıklardan meydana gelip,
Makale: Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır evrenin yoktan var olmasından çok sonra oluştular.”, yukarıda da anlatmaya
Yazan : Hakan ÜÇOK çalıştığımız gibi. Ancak, ısının (termik enerjinin) olabilmesi için bir şeyin ışıma
yapması gerekir ki, evrenin ilk anında, atomlar oluşmadığından, öyle bir ışıma
Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır yapacak imkana veya bir yetiye dahi sahip değildi. Buna dayanarak denebilir ki,
bu Sözde Büyük Patlamayı meydana getirecek ısı, evrenin ilk oluştuğu, var
Big Bang Hipotezi, ki bazıları Tez, Kuram ve/veya Model de diyebiliyor, der ki: olduğu, yaratıldığı anda mevcut değildi, dolayısıyla klasik anlamda patlama
Madde büyük ısılardaki bir patlamadan kaynaklanarak, yoktan var oldu ve bu sözkonusu olamaz. Kısacası, kinetik ve termik enerji evrenin ilk oluştuğu anda
maddenin ısısı, oluşturduğu hacmin (evren) kritik hızda genişlemesiyle veya mümkün görünmüyor; Tekrar etmek gerekirse: Atomlar henüz oluşmadığından,
şişmesiyle, evrenin her noktası aynı ısıda oluncaya kadar soğumakta. Hipotezi o anda mümkün olabilecek tek enerji türü potansiyel enerji olabilir. Bu potansiyel
ortaya atan aynı bilimadamları diyorlar ki, mutlak sıfırdan sıcak olan (>0 Kelvin, enerjinin de ne olabileceğine dair biraz akıl yürütmek gerek. Entropi kuralına
-273° C) her madde, ışıma (elektromanyetik emisyon) yapar. Bu da, tersine göre, düzensizlik düzenden kaynaklanıp ilerlemektedir. Termodinamik Yasalar
çevirirseniz, madde yoksa, ışıma da olamaz ve/veya ışıma yoksa, madde yoktur da, “Madde yoktan var edilemez, var olan madde de yok edilemez.”, der. Artık bu
veya madde sıfırdan farklı bir ısıda değildir, anlamına gelir. Bununla beraber, alıntıları nereden bulacağınıza dair dipnot vermeye de gerek duymuyorum,
ışıma göremiyorsanız, bu orada madde yoktur anlamına da gelmek zorunda okuduysanız eğer, burada tekrar edilen kurallar ve yasaların dipnotları, 7 Gök Ve
değildir, çünkü zaman faktörünü de göz önünde bulundurmanız gerekir ki, Yer kitabımda mevcut. Özetle söylemek gerekirse, Büyük Patlama (Big Bang)
Hubble Hacminin, yani Merkez Zaman Ufkumuzun genişliği (Yani bildiğimiz, olduysa eğer, mantıken (hangi mantık ?) bu termik enerjinin patlaması olamaz.
algılayabildiğimiz evrenin sınırları) zamana bağlıdır; Örneğin, 10 milyar ışıkyılı Bu vesile ile burada, çeşitli vahiy kitaplarında da belirtildiği üzere (en başta
ötemizde 5 milyar yaşında bir yıldız var ise, bunu görmemiz mümkün Kur'an-ı Kerim), “Ol !” emrine dikkat çekmek istiyorum. Ama tabi böyle bir
olamayacaktır; Ancak yıldız 10 milyar yaşına gelebildiğinde, biz de yıldızın ihtimalden (bana göre gerçekten) bahsettiğimizde, bilimadamları itiraz etme
doğumuna tanık olabiliriz. Bu süre içerisinde yıldızın ışığı bize ancak ulaşabiliyor. haklarını kullanacak, farklı bir açıklama talep edeceklerdir. Bu açıklamayı da, işte
Bilginin bize ulaşmasını zorlaştıran yegane engel mekan (hacim/uzaklık) değil, tam bizim yazdığımız, bu hipotezde bulabilirler. Hipotezin amacı da, samimi
zamanın da bir o kadar etkisi var. Bildiğimiz, tasavvur edebildiğimiz evren de, olmak gerekirse, kuvvetleri bir araya getiren büyük genel kuramı bulmaktan
klasik bir açıklama ile, Uzay-Zaman dediğimiz bir sistem. Bu sistemin içinde ziyade, bilimadamlar'ının bile anlayacağı bir dilde, birinci planda (primary =
önemli olan bir sabit mevcut: Işık-Hızı (Elektromanyetik Kuvvetin Erimi). “Işığın birincil), evrenin yaratıldığına ve tekamül ettiğine dair ipuçları vermek,
hızından daha hızlı hareket eden bir şey bilinmiyor !”, desek yanlış olur, çünkü dikkatleri o yöne çekmek; Evrimi ve sözde genişleyen evreni açıklamak ikinci
bugünün bilgileriyle, Kütle Çekim Kuvvetinin sonsuz erime (1/∞ g olsada, asla planda (secondary = ikincil) geliyor/kalıyor.
sıfır olmaz) ve anında etki etme özelliğine/hızına sahip olduğunu biliyoruz (yoksa Bilimin genel olarak bir Yaratıcıyı tanımlayabilmek, mevcut sınırlı bilgi ve
tahmin mi ediyoruz ?). Gerçi, Kütle Çekim Kuvveti, maddenin (kütlenin) açıklamalar ile tarif edebilmekten aciz oluşu nedeniyle, Yaratanı tanımsız,
arasındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı, ama anladığımız kadarıyla mutlak sıfır matematiksel açıdan etkisinin küçümsenecek kadar önemsiz veya hiç etkili değil
olmamakta. Yani 1/∞ gravitasyon mümkün, ancak sıfır olamaz. Tekrar atfetmesinden kaynaklanan kesin hatasının, elde ettiği sonuçlar üzerinde de
hatırlamak gerekirse, bilinen dört kuvvet: Kütle Çekim (Gravitasyon), Güçlü kesin yanıltıcı olması ihtimali (ve gerçeğini) anlayabilmek için, dahi mi, yoksa
Çekirdek, Zayıf Çekirdek ve Elektromanyetik Kuvvetler 'dır. Ki, bunları ortak bir bunu iddia edebilecek kadar deli mi olmak gerek acaba ? Görüyorsunuz ya, bu
Herşeyi Kapsayan Genel Kuram içinde toplamaya çalışmaktayız. Ne var ki, bu işler göreceli. Bilimde (pozitif bilim diye tanımlanan düşüncelerde) esas olan, 5
konuda çalışmalar, çok yavaş ilerlemekte. Bunun sebebi de, bence, bilimin duyu ile elde edilebilen bilgilerdir (somut gerçekler diye tabir edilir). Yaratan
Büyük Patlama Hipotezinde ısrar etmesinden kaynaklanan algısal yanılma. ise, yarattığından öte, beri ve münezzeh olduğundan dolayı, sonsuz ve/veya
sonsuzluk olarak tanımlanması gereği itibariyle, 5 duyu ile sınırlanabilmesi ve
Sayfa 1/2 - Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır
B-ismi ALLAH 'i Rahman-i Rahim...
Hakan ÜÇOK
Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır
Mutlak Düzenden Isınarak ve Yörüngelerde Hareket Ederek Tekamül Eden Evren Hipotezinin Makalesi.

tanımlanabilmesi mümkün değildir. Bu durumda bilimin 5 duyu ile


tanımlayabildiği bilgi girdileri (data, veri) sınırlıdır ve ancak bu sınırlılık dahilinde
faaliyet gösterebilmektedir, ötesi bilim için tanımsızdır. Dolayısıyla bilimin bu
şekilde davranması anlaşılabilir ve hoş görülebilir, hoş görülmesi gereği
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı da, Bilimadamları, bir Yaratıcının
var olmadığı, varsa da sınırlı etkisi veya tümden etkisizliğinde ısrar ediyorlarsa,
bunu da bir yere kadar hoş görmek gerekir. Bilim ve Bilimadamları eğer
vahiy'den faydalanmayı uygun bulmuyorlarsa, bu onların kafalarının karışmasına
sebep oluyorsa, bizim de bu konuda ısrar etmemiz, üzerimize vazife değil
elbette. Ne var ki, mutlak gerçek ve sınırsız bilgi olarak (bazımız) kabul ettiğimiz
vahiy, her şeyi en doğru şekilde tarif etse/açıklasa da, bundan faydalanmama
yolunu seçenlere biz ne desek fayda etmez. Bilim, sınırlı duyularla (data, veri),
sınırlı olasılıklarla, sınırlı bir evreni (Hubble Hacmini) tanımlayıp, teorik de olsa
simule etmeyi başarıyor, bir yere kadar bunda bazı sonuçlar da elde edebiliyor.
Bu bağlamda, Bilimin sınırlı oluşunu bir kenara bırakırsak, ilim dediğimiz ve
olaylara vahyin doğrultusunda yaklaşımda bulunan çoğu kişilerin de, bilerek veya
bilmeden vahyin anlaşılmasına engel olmaları, hatta bazısının işi mistifize etme/
mistik hava katma çabaları, pozitif bilim ile iştigal eden Bilimadamlarının da
isyan etmesine sırtlarını dönmelerine ve inkarlarına neden olmaktadırlar. Yani bir
takım Alimlerin, vahyi suistimal etmeleri, zaten bazen karmaşık olan bilginin
çözümlenmesine fayda sağlamıyor; Amaçları da öyle gibi görünüyor, eğer sonuca
bakarsanız. İlim açısından, vahyin apaçık ve net olması, eğer vahiy üzerinde
hegemonya kurma çabaları olmasa, ilmi açıdan olduğu kadar, Bilimsel açıdan da
çok büyük önem arz ediyor, ama ne var ki, az önce dediğim gibi, Bilim bu
konuda çekimser kalıp, vahyi sahiplenmeme yolunu seçiyor. Tabi, bu konuda
istisnalar da vardır herhalde.

Sayfa 2/2 - Mutlak Düzen, Mutlak Sıfır