Vous êtes sur la page 1sur 8

AKCİĞER EMBOLİSİ

Akciğer embolisi akciğer atardamarı veya onun dallarından bir ya da birkaçının


pıhtı enfekte pıhtı hava kemik iliği amniyotik sıvı parazitler yağ veya enjekte
edilen çeşitli maddeler ile tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Akciğer
arteriel dolaşımına giren 15 mikrondan büyük materyaller pulmoner dolaşımda
takılırlar ve takıldıkları damarı tıkarlar. Buna akciğer embolisi (pulmoner emboli)
denir. Tıkanan damarın çapı ne kadar geniş olursa akciğer embolisinin kliniği de o
kadar ağır olur.
Epidemiyoloji risk faktörleri ve etiyolojisi
Akciğer embolisi sık oluşan ancak zor teşhis edilen bir hastalıktır. ABD'de yılda
500.000'den fazla akciğer embolisi oluşmakta ancak olguların yarısından çoğuna
tanı konulamamaktadır. Hastaların %21'i tanı konulamadığından %11'i ise tanı
konulmasına rağmen ilk 1saat içinde % 2'si ise tedaviye rağmen
kaybedilmektedir.
Hastanede yatan hastaların %1-2'sinde akciğer embolisi gelişebildiği derin ven
trombozu (genellikle bacak ve veya baldır toplardamarlarında pıhtı oluşması)
olanların da 1/3'ünde eş zamanlı akciğer embolisi olduğu bildirilmiştir. Derin ven
trombozu olanlarda bacak ve baldır toplardamarlarında oluşmuş olan pıhtı
yerinden kopup dolaşıma katılır ve akciğer atardamarına ulaşıp dallardan birini
tıkar. Ancak oluşan pulmoner embolilerinin büyük çoğunluğu küçük emboliler
olup klinik olarak hafif şikayetlerle veya silik bir tabloyla geçip gitmektedir. Yine
de hastane ölümlerinin başta gelen nedenlerinden biri akciğer embolileridir.
Venöz tromboembolism (VTE) venlerde gelişen trombüslerle bunlardan kopan
parçaların pulmoner arter ve onun dallarında yarattığı tıkanıklık ve kan
akımındaki kesintileri ifade etmektedir. Pulmoner tromboemboli (PTE) sadece
akciğer arteriel yataktaki bölümüdür. PTE'nin çoğu bacak derin
toplardamarlarında gelişen pıhtılardan (trombuslerden) (DVT) kaynaklanır.
PTE çabuk veya ani gelişen ölüm nedenleri arasındadır. Çoğu kez başka
hastalıklarla birlikte ve ölüme katkı sağlayan veya nedeni olan PTE'lere otopsi
serilerinde sık rastlanmaktadır. Klinik tablo ve labaratuvar yöntemlerinde bazı
sorunlar nedeniyle hastalığın tanısında zorluklar bulunmaktadır. Buna iyi örnek
PTE ön tanısıyla kaybedilen hastaların otopsilerinde farklı nedenler
saptanabilmesidir.Görülme sıklığı net olarak bilinmemesine rağmen sık rastlanan
bir tablodur. Pulmoner embolilerin %90'ından fazlasında olayın sebebi ve
embolinin kaynağı derin ven trombozudur. Hastaların bir kısmında emboliler
sabahları yataktan kalkarkentuvalette ıkınma sırasında veya ani bedensel
zorlanmalar gibi olayları takiben ortaya çıkarlar.
Ameliyat sonrası dönemdeki hastalarda trombozis (pıhtı) riskinin pik noktası
ameliyat sonrası 7. gündür. Derin ven trombozlarının yaklaşık 1/4-1/3'ünde ilk
belirti akciğer embolisidir. Pulmoner embolinin etiyolojisi üçe ayrılabilir.
Derin ven trombozu dolayısıyla akciğer embolisi oluşumunda risk faktörleri yıllar
önce Wirchow tarafından tanımlanan ve Wirchow triadı diye adlandırılan üç
önemli faktör halen geçerliliğini korumaktadır. Bunlar:
1. Özellikle bacaklarda olmak üzere kanın damar sisteminde dolaşımının
yavaşlamasına veya durmasına neden olan venöz staz yani toplardamarlarda
kanın daha fazla süre kalması göllenmesi.
2. Bazı kan hastalıklarında olduğu gibi pıhtılaşma sisteminde aşırı pıhtılaşma
yönünde bir farklılaşma olmasına yol açan nedenler.
3. Damar duvarında hasar oluşması.
Venöz staza neden olarak pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
İleri yaş
İmmobilizasyon -hareketsizlik- (ameliyat sonrası dönemde veya yatalak
hastalarda olduğu gibi uzun süreli olarak yatakta hareketsiz kalmak)
Ağır KOAH
Bacak varisleri
Uzun uçak veya otobüs yolculukları (Ekonomik klas sendromu)
Kalp yetmezliği
Bacak ve baldır toplardamarlarında ve pelvis içindeki toplardamarlarda kan
akımında azalmaya yol açan gebelik; karın içi tümörler
Aşırı pıhtılaşma nedeniyle pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
Aşırı pıhtılaşmaya neden olan genetik faktörler ( Trombositoz Protein C S veya
antitrombin III eksiklikleri)
Heparine bağlı 2. tip trombositopeni
Kanser hastalığı
Bazı böbrek hastalıkları
Gebelik
Bazı kan hastalıkları
Bağırsak hastalıkları
Doğum kontrol ilaçları gibi bazı ilaçlar
Aşırı kilo
Akciğer embolisinde erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Çünkü hastaların %50'si
ilk yarım saatte % 70'i ilk bir saatte %85'i ilk 6 saatte kaybedilmektedir.
Tedavinin başlanması ile mortalite riski hızla azalmaktadır. Bu nedenle çoğu
zaman şüphe tanı anlamındadır ve tedaviye başlamak için yeterli bir kriterdir. Bu
arada derhal tanısal girişimlere başlanmalıdır.
Akciğer embolisinin klinik bulgu ve belirtileri damar tıkanmasının şiddetine
embolinin sayısına boyutuna ve yerleşim yerine hastanın yaşına ve başka bir kalp
- akciğer hastalığının olup olmamasına göre değişir. Ayrıca hiçbir klinik belirti
emboli tanısı koyduracak özgünlükte değildir. Ancak erken tedavi ölüm oranını
önemli ölçüde azalttığından klinik tanının önemi büyüktür. Bu nedenle sık
rastlanan belirtilerin bilinmesi ve klinik kuşkunun oluşması ile engel bir durum
olmadıkça tedavi başlatılmalı kesin tanı amacı ile yapılacak olan ileri incelemeler
tedavi altında sürdürülmelidir.
Olguların yarısından çoğunda görülebilen belirtiler:
· Ani gelişen göğüs veya yan ağrısı
· Ani gelişen soluk darlığı
· Öksürük ağızdan kan gelmesi
· Ateş ( >37.8 ° C )
· Dakikadaki soluk alıp verme sayısında artış ( > 20 / dk. )
Emboli olgularının % 97'sinde yukarıda sözü edilen nefes darlığı dakikadaki soluk
alıp verme sayısında artış ve yan ağrısı belirtilerinden en az birine rastlanır.
Tanı yöntemleri
Laboratuvar
Standart laboratuvar incelemeler PE tanısı koymaya yeterli değildir.
D-Dimer
Plazma D-Dimer Fibrin yıkım ürünüdür Eliza yöntemi ile ölçülen düzeyinin 500 m
g/l ve üzerinde olmasının akut PE ve DVT tanısında duyarlı ( % 99) ama özgün
(spesifik) olmayan bir yöntemdir D-Dimerin 500 m g/l' nin altında olması PE
tanısından uzaklaştırırken bu değerin üzerinde olması her zaman tanıyı
kesinleştirmez. Çünkü; kanser inflamasyon infeksiyon ve nekroz gibi birçok başka
hastalıkta da yükselebilir.

Radyolojik Bulgular
Akciğer embolisi genellikle radyolojik bir bulgu oluşturur. Çok çeşitli radyolojik
bulgu tanımlanmış olmasına karşın hiçbirisi duyarlı ya da özgün değildir. Bu
nedenle akciğer radyolojisi tanı koydurucu değildir. Diğer taraftan yaşamı ciddi
olarak tehdit eden embolilerde bazen hiçbir radyolojik bulgu olmayabilir.
Radyolojik incelemenin ayırıcı tanıya ve sintigrafik bulguların değerlendirilmesine
katkısı büyüktür.
Akciğer Sintigrafisi
Akciğer embolisi düşünülen bir hastada ilk sırada yapılması gereken inceleme
yöntemi sintigrafidir. Akciğer sintgrafisi ventilasyon(havalanma) ve
perfüzyon(kanlanma) olmak üzere iki bölümlüdür. Ventilasyon-perfüzyon
sintigrafisinin yorumu perfüzyon defektlerinin boyutuna ve ventilasyon defektleri
ile perfüzyon defektlerinin ilişkisine bakılarak yapılır. Normal sintigrafi normal bir
akciğeri ya da klinik olarak önemsiz bir emboliyi gösterir. Yüksek olasılıklı
sintigrafi ise yaklaşık % 85 doğruluk oranı ile emboliyi doğrular.
Arter Kan Gazları
Arter kan gazları bulgularının kesin tanı değeri yoktur. Fakat bazı bulgular emboli
tanısını destekler. Arter kan gazında oksijen azalması(hipksi) ve karbondioksitin
de normal ya da düşük (hipokarbi) bulunması pulmoner emboliyi destekler.
EKG bulguları
Elektrokardiyografi tanı için özgün olmayan değişiklikler gösterir. Ancak miyokard
infarktüsü perikardit gibi ayırıcı tanıda yer alması gereken bazı hastalıkların
tanınmasında çok büyük değer taşır.
Ekokardiyografi
Ekokardiyografi (Eko) kolay ulaşılabilir ve kolay uygulanabilir girişimsiz bir tanı
aracı olarak PE tanı ve ayırıcı tanısında ve trombolitik tedavi uygulanacak
hastaların belirlenmesinde önemli bir yöntemdir.
Venografi
Emboli olgularının % 70-90'ında bacak-baldır derin venlerinde
(toplardamarlarında) tromboz vardır. Bu nedenleakciğer embolisi kuşkulanılan
hastaların alt ekstremitelerinin de incelenmesi gerekir. Bunun için en uygun
yöntem venografidir.
Pulmoner anjiyografi
Pulmoner anjiyografi iyi seçilmiş hastalarda akciğer embolisinin kesin tanısında
son basamak bir yöntemdir. Normal anjiyo bulgularının elde edilmesi ile pulmoner
emboliden uzaklaşılır. Deneyimli ekipler tarafından yapılan anjiyolarla 0.5 mm
boyutlarındaki pıhtılar bile görüntülenebilir.
Spiral tomografi
Son yıllarda CT teknolojisindeki gelişmeler sayesinde üretilen yeni jenerasyon
tomografiler 10 saniyeden kısa sürede tek bir soluk alma sırasında 1mm'lik
resolüsyonla akciğerin tümünü görüntüleme dolayısı ile tüm bronş ağacını net
olarak değerlendirme olanağı sağlamıştır. Klinik kuşkunun yüksek olduğu
hastalarda D-dimer ölçümüvenöz US bulguları ile spiral tomografi bulguları
birleştirildiğinde tanı değeri % 99'a ulaşmaktadır. Bu avantajları nedeniyle
günümüzde klinik kuşkunun yüksek olduğu ayaktan hastalarda sintigrafiden önce
yapılması önerilen bir tanı yöntemidir.
Manyetik resonans
Manyetik resonansın embolide tanı değeri trombüsün yerleşimine ve boyutuna
göre değişir. Trombüs pulmoner arterin uç dallarında yerleşmiş ise ve büyükse
tanı değeri yükselir. Bu yöntem de BT gibi küçük ve periferik trombüsleri
görüntülemede yetersiz kalır. Hatta günümüzde spiral BT MR'a göre daha
duyarlıdır. Ancak bu teknik gelecek için umut veren bir yöntemdir.
Tedavi
Emboli üç farklı amaçla üç farklı yöntemle tedavi edilir:
1· Trombüs oluşumunu önlemek: Profilaktik (Koruyucu) tedavi
2· Trombüsün büyümesini ve tekrarlamasını önlemek : Antikoagülan tedavi
3· Genel kalp akciğer durumu itibari ile dengede olmayan hastada büyük
trombüsü yok etmek: Trombolitik tedavi ya da Embolektomi
Pulmoner embolide tanı konulur konulmaz pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile
tedaviye başlanmalıdır. Hatta risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde birçok olguda
kesin tanı konulmadan önce yani tetkikler devam ederken tedavi başlanılır.
Tedavi süresi genellikle 3-6 ay arası olup genetik faktörlere bağlı olduğu
düşünülen olgularda bu süre daha uzun tutulur. Bu tür olgularda yaşam boyu
tedavide önerilebilir.
Cerrahi ve tıbbi hastalarda derin ven trombozu yönünden hastalar düşük orta ve
yüksek risk gruplarına ayrılmıştır ve buna göre koruyucu tedavi verilip
verilmemesine karar verilmektedir.
Düşük risk
40 yaşın altında 30 dakikadan az sürecek ek risk taşımayan küçük cerrahi girişim
uygulanacak hastalar düşük risk grubunda olup; bu grup hastaları ameliyat
sonrası erken mobilize etmek (erken ayağa kaldırıp yürütmek ve dolaşımda
toplardamarlarda göllenmeyi engellemek) ve gerekirse elastik çorap (varis
çorabı) giydirmek yeterlidir.
Orta risk
Ek riskler taşıyan her türlü cerrahi girişim yapılacak hastalar ile ek risk taşımasa
da 40 yaşın üzerinde olan cerrahi girişim yapılacak hastalar ve de hangi yaşta
olursa olsun büyük cerrahi girişim yapılacak hastalar orta riskli grupta yer alır. Bu
hastalara düşük doz heparin ya da elastik çorap aralıklı pnömatik kompresyon
(IPK) uygulanabilir.
Yüksek risk
40 yaşın üzerinde büyük cerrahi girişim uygulanacaklar ile 60 yaşın üzerinde
büyük ya da küçük her türlü cerrahi girişim uygulanacaklar yüksek riskli
hastalardır. Bu hastalara düşük doz heparin yanı sıra elastik çoraparalıklı
pnömatik kompresyon (IPK) uygulanabilir. Beyin diz ve ürolojik operasyonlarda
kanama riski göze alınamadığında sadece elastik çorap ya da IPK uygulanmalıdır.
En yüksek risk
40 yaşın üzerinde ve geçirilmiş Venöz Trombo Emboli kanser ya da aşırı
pıhtılaşması olan büyük cerrahi girişim hastaları kalça ya da diz eklemi
ameliyatları kalça kırığı ameliyatı büyük travma omurililik yaralanmaları en
yüksek riskli hastalar grubunu oluşturur. Kalça operasyonu geçirecek olan orta
yaşın üstündeki hastalara daha yüksek dozda heparin verilmelidir. Etkili ilaç
tedavisinin yanı sıra mekanik tedaviler (varis çorabı vs.) de uygulanır.
Asprin'in DVT( Derin ven trombozu) profilaksisinde belirgin bir yararı yoktur. İlaç
tedavilerinin yanı sıra erken mobilizasyon eksternal pnömatik kompresyon ve
varis çorapları yararlıdır.
Proflaksi uygulaması en azından hasta taburcu oluncaya kadar sürdürülmelidir.
Ameliyat edilen tüm hastalar mümkün olduğunca erken mobilize edilmelidir.
Antikoagülan tedavi
-Standart heparin
-Düşük molekül ağırlıklı heparinler
Oral antikoagülanlar
Trombolitik tedavi-Pıhtıyı eritici tedavi
Embolektomi
Antikoagülan ve trombolitik tedavilerine yanıt alınmayan ya da bu tedavilerin
sakıncalı olduğu genel durumu bozuk olan büyük emboli olgularında yapılabilecek
girişimli bir tedavidir. Hayati riski yaklaşık olarak % 50'dir. Pulmoner embolektomi
cerrahi olarak veya pıhtıyı emebilen toplardamar içinden gönderilen kateterlerle
yapılabilir. Tedavi başarısı sınırlıdır.
Göğüs Cerrahisi Bölümümüz’de Doç Dr.Serdar HAN çalışmalarına başlamış
bulunmaktadır.
Göğüs Cerrahisi Ünitemizde sinde göğüs boşluğu içerisinde yer alan, kalp dışında
kalan organ ve dokulara (göğüs duvarı, akciğerler, mediasten, diyafram, yemek
borusu,El ve Koltuk altı Terlemesi,El Üşümesi) ait hastalıkların cerrahi tedavisi
başarıyla gerçekleştirilmektedir.Bütün dünyada kansere bağlı ölümlerde ilk
sıradaki yerini israrla koruyan ve sigara içimiyle direk ilişkisi kanıtlanmış olan
akciğer kanserleri bu bölümün en yoğun olarak çalıştığı alanlardan birisidir. Bu
hastalığın tam tedavisi ve hastaların yaşam sürelerinin belirgin şekilde
uzatılabilmesi için halen en etkin seçenek, kanserin cerrahi yöntemle (tam olarak)
çıkartılmasıdır. İleri teknolojik olanaklarla donatılmış olan hastanemizde, kanser
erken dönemde teşhis edilebilmekte ve açık ameliyla, ya da uygun olgularda
kanser cerrahisi prensiplerinden ödün vermeden tamamen endoskopik olarak
tedavi edilebilmektedir.
Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?
Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve
proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen
hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme
dönemlerinde artar.
Hangi besinler demir açısından zengindir?
Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin
gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.
Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca
tetkikler neler olmalıdır?
Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin
saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam
kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin
düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından
dışkıda gizli kan görülebilir.
Tedavi olarak ne uygulanır?
Ağızdan demir tedavisinde kullanılan demir formları demirsülfat, demir glukanat
ve demir fumorattır. Demir tedavisine başladıktan iki ay sonra hemoglobin düzeyi
normale dönecektir, ancak çoğunlukla kemik iliğinde olan demir depolarını
doldurmak amacı ile tedaviye 6-12 ay daha devam edilmelidir.

Damar içerisine veya kas içerisine uygulanabilecek demir ilaçları da ağızdan


alıma dayanamayan hastalarda kullanılabilir. Tedavi ile birlikte kan sayımı iki ay
içerisinde normale dönecektir.
İlaç kullanılırken dikkat edilecek noktalar nelerdir ?
En iyi demir emilimi aç karnına olmasına rağmen pek çok insan buna katlanamaz
ve gıda ile almak ister. Süt ve sütlü mamüller demir emilimini engelleyeceğinden
ilaç ile birlikte alınmamalıdır. C vitamini demir emilimini artırırken hemoglobin
üretiminde de önemli yer tutar. Diyet ile alınacak miktar yeterli olmayacağından
gebelik ve emzirme dönemi sırasında kadınların yeterli derecede demir almaları
gerekir.
Folik Asit Eksikliğine Bağlı Anemi
Vücudun yeterli kırmızı hücreleri yaratmak için folik aside ihtiyacı vardır. Folik asit
olmadığı durumlarda kan hücresi üretimi azalmaya başlar. Bu durum sonunda
anemi görülür. Folik asitin emilimini ve metabolizmasını etkileyen en önemli
madde alkoldür. Bu sebeple folik asit eksikliğine bağlı anemi en çok alkoliklerde
görülür. Ayrıca keçi sütü ile beslenmekte folik asiti düşürür. Diğer nedenler
bağırsak hastalıkları, ağızdan alınan doğum kontrol hapları, kanser için alınan
çeşitli ilaçlar ve epilepsi.
Folik Asit Eksikliğine Bağlı Aneminin kendine özgü bulguları nelerdir ?
* İshal
* Depresyon
* Şişmiş ve kırmızı bir dil
Vitamin B-12 Eksikliği Anemisi
B-12 vitamininin emilimi mide de gerçekleşir. Bu emilimin gerçekleşmesi için
mide B-12 asıl faktörü denilen bir maddeyi salgılaması gerekir. Bu faktörün
eksikliği bu vitaminin eksikliğine neden olur. B-12 vitamini kırmızı kan
hücrelerinin kemik iliğinden üretilmesi için gereklidir. Yetersiz miktar anemiye
neden olur. Bu tarz anemi daha çok hayvan ürünleri yemeyen vejeteryanlarda ve
mide rahatsızlıklarında (atrofik gastrit) görülür.
Bu Aneminin kendine özgü bulguları ?
* Eller ve ayaklarda ürperme
* Bacaklarda, ayaklarda ve ellerde duyu kaybı
* Sarı ve mavi renklerle ilgili olarak renk körlüğü
* Şişmiş ağrıyan ve yanan bir dil
* Kilo kaybı
* Kararmış cilt
* İshal
* Düzensizlik
* Depresyon
* Entellektüel fonksiyonların azalması
Aylık Kanamalar da Kansızlık Nedeni
Aylık kanamalar da kansızlık problemini gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr.
Ferhanoğlu, kadınların aylık normalde olması gereken kan kaybıyla, kansızlığa yol
açabilir denilen kan kaybı arasındaki farkı şöyle açıkladı:
“Tabii her kadın belirli bir yaştan sonra belirli bir süre kanar. Aslında direk karşı
karşıya gelip kanamasının ne kadar olduğunu sorduğumuzda, çoğu kadın bunu
normal olarak ifade eder. Çünkü kıyaslayabileceği bir örneği yoktur. Beş günü
geçen adet kanamaları ve çok aşırı sızmalara yol açacak kanama, normalden
fazla kanama olarak algılanmalı, bir de mutlaka bir kadın doğum uzmanıyla
görüşülüp, nedeninin bulunup tedavi edilmesi gerekir.”
Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Kansızlık tanısı konulan erkeklerde
beslenme ile ilgili öneriler sunmadan önce kansızlığın neye bağlı olduğunu bilmek
gerek. Eğer bir erkek ve demir eksikliğine bağlı bir kansızlığı varsa yine aynı şeye
dönüyoruz. Eksikliğin neden olduğunun tespiti gerekiyor. Özellikle erkek olduğu
için altta yatan nedenin çok iyi aydınlanması ve tedavinin ona göre
yönlendirilmesi, beslenme alışkanlığının da ona göre tavsiye edilerek düzeltilmesi
gerekiyor. Yani nedeni bulunmayan kansızlık henüz çözülmüş kansızlık anlamına
gelmiyor.”
Erkeklerdeki Nedenler
Kadınlarda erkeklere oranla 5-10 kat fazla olan kansızlık sorunu ile ilgili olarak
erkeklerdeki kansızlık probleminin altında yatan nedenler hakkında Prof. Dr.
Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Kadınlarda çoğunlukla jinekolojik kanamalar, adet
düzensizlikleri önemli bir neden olduğu için çok rahatlıkla ve kolaylıkla
düzeltilebilir bu neden. Halbuki erkekte de kansızlık söz konusuysa, kansızlığın
demir eksikliğiyle ilişkisi, öyle bir fizyolojik olayın abartılması da söz konusu
olmadığına göre, midenin, bağırsağın ülserleri, midenin bağırsağın polipleri,
kanserleri dikkate alınmalı. Ve kaybın nedeni her kansızlıkta olduğu gibi çok iyi
belirlenmeli. Diğer taraftan kansızlık tedavi edilirken, örneğin demir eksikliği
varsa, demir eksikliği tedavi edilirken, diğer taraftan demir eksikliğine yol açan
ana nedene ulaşılmalı ve o nedenin tedavisi yapılmalıdır. Bu anlamda da örneğin
kolon tümörleri, polipler, ileri yaş grupta küçük damar genişlemeleri dediğimiz
olayları çok net ortaya koyup onların tedavisi söz konusu olmadıkça uzayan ve
hatta geciken tedavilerle karşı karşıya kalabiliriz.”
Beslenme
Kansızlık problemi saptanmış kişilerin beslenmesinde dikkat etmesi gereken
noktaları Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıklıyor: “Öncelikle kansızlık probleminin
neye bağlı olduğunu bilmek lazım. Eğer kansızlık demir eksikliğine bağlıysa,
demir eksikliğini beslemenin temeli hayvani gıdaların artırılmasıdır, kırmızı et ve
etli gıdaların artırılmasıdır. Bitkisel gıdalarda demir yok mudur? Bitkisel gıdalarda
da tabiki demir vardır. Ama bitkisel gıdalardaki demirin emilimi çok daha güçtür.
O anlamda eğer altta yatan neden bir demir eksikliğiyse kırmızı et ve hayvani
gıdaların artırılması önerilir.”
Türkiye’nin bir numaralı ölüm nedenleri kalp hastalıkları. Kolesterol nedeniyle
insanların kırmızı etten giderek kaçarak, daha az tükettiğini ve buna bağlı olarak
kansızlık problemini yaşayanlarada sık rastlandığını dile getiren Prof. Dr.
Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Örneğin kalp hastası olduğu için yıllarca et
yememiş ve zaten jinekolojik kanamalarla veyahut çeşitli kayıpları olan
kadınlarda, kalp yetersizliğinin sonucu ortaya çıkmış demir eksikliğine bağlı derin
kanamalar görmek bu dönemde çok mümkün.”
Bölgesel yeme alışkanlıklarının da kansızlığa bir artı getirisi olduğuna değinen
Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bölgesel faktörlerin kansızlıkta rol oynadığı
mutlak bir şekilde söz konusu. Örneğin beslenmeyi dikkate aldığımızda, çay içimi
fazla olduğu bölgelerde belki bir ölçüde çayın emilimi etkilemesi nedeniyle bir
kansızlıktan söz etmek mümkün. Et tüketiminin fazla olduğu yörelerde kansızlık
daha az görülecek. Tam tersi bitki ve sebze üretimi ağırlıklı olan yörelerde
veyahut vejeteryan alışkanlığı olan kişilerde kansızlık çok daha yüksek oranda
görülebilecektir.”
Prof. Dr. Ferhanoğlu, çocukluk dönemindeki değişik alışkanlıklarla ilgili olarak
şöyle devam etti: “Avrupa tıbbına Türkler tarafından nerdeyse tanıtılmış bir
konudur. Anadolu’da çeşitli kesimlerde toprak yemek, kil yemek, kireç yemek,
aşırı buz yeme türünden sapmış iştah dediğimiz bir durum söz konusu olabilir ve
böyle bir alışkanlık birlikte demir emilimini etkilediği için demik eksikliğinin çok
sık görülmesine yol açabilir.”
Şişman insanlarda da demir eksikliği görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu,
“kalorisi fazla gıda ile beslenme kansızlığı tamamiyle ortadan kaldırıyor anlamına
gelmez, şişmanlar da aşağı yukarı eşit düzeyde diğer grupla kansızlıkla
karşılaşma olasılığına sahip” dedi.
Kalıtımsal mı?
Kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan çok çeşitli kansızlık nedenleri olduğunu belirten
Prof. Dr. Ferhanoğlu, konu ile ilgili söyle devam etti: “Annesinin kansız olması o
ihtimali de akla getirmektedir. Dolayısıyla kansızlığı yapan nedenin belirlenmesi,
kalıtımsalsa ona göre bir tedavi
Demir Hapları
Tedavide kullanılan demir hapları ile ilgili olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu
noktalara değindi: “Demir eksikliği tanısı konulmuş bir hastada demir tedavisi
yapılmalı. Malesef yanlışlıkla hala Akdeniz Anemisi’ni demir eksikliğiyle tedavi
edilmesi söz konusu. Dolayısıyla anemide birinci koşul, anemiyi yapan nedenin
çok net ortaya konulmasıdır. İkinci basamak; eğer demir eksikliği anemisiyse
hastada, bir taraftan demir tedavisine başlarken, ikinci ve çok önemli bir neden;
demir eksikliğinin neden ortaya çıktığıdır. Beslenme sorunuysa iyi bir şeyle
beslenmenin düzeltilmesi. Mide bağırsaktan kayıp söz konusuysa, bunun bulunup
ortadan kaldırılması... Jinekolojik kayıpsa, bir jinekoloji uzmanıyla birlikte
problemin çözülmesi. İyi bir tedavi ve tekrarlamayan bir tedavi için şart.”