Vous êtes sur la page 1sur 70

1

AMERİKA
GLOBALİZME
KARŞI

1993 M.Oktay Y.Erşan


2

Size, içinde yaşadığımız bu kaotik


dünyada,çok ciddi ve tehlikeli boyutlar
kazanan, Dünya Parası Dolara,Sermaye
Sistemine, Globalizme, Eko-sisteme ve
Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na ilişkin
temel sorunları; makro planda
irdeleyen,kuramsal düzeyde çözümler
üretilmeye çalışılan, bu sayfalar içinde;
misl-i menendi görülmemiş bir maarifetname
sunuyoruz.
Bu maarifetnamede, yaşadığımız
dünyadaki temel sorunların, püf noktasının
N E OLDUĞUNU görecek ve bu kaotik dünyanın
Sizleri şaşırtacak kadar basit, yaşanan; ama
görülemeyen,görülse bile, dile getirilemeyen
GERÇEĞİ ile, yüzyüze geleceksiniz.
Ve sonuçta, genel olarak insanın,
özel olarak da insanımızın kaçınılmaz
t a r i h i n i d e ğ i ş t i recek olan, bu basit
GERÇEĞE dayalı; bir projeyle
karşılaşac a k s ı n ı z .
3

I. BÖLÜM
Vaftiz Töreni:
Doların dünyasına, salt olgusal planda baktığımızda bile,
bugüne dek gözardı edilmiş, şu çarpıcı gerçeklerle yüzyüze
geliriz.

1- Bugün, ABD dışındaki dünya coğrafyasında,yalnızca


ABD'nin sahip olduğu, özel hakkın kullanılması yoluyla, en
az beş altı trilyon Dolar, dolaşmaktadır. ABD'nin 1991
gayrisafi milli hasılasının, 5 trilyon dolar olduğu dikkate
alındığında; dışardaki bu dolarların miktarının önemi ve
anlamı daha da, çarpıcı olmaktadır.

2- Amerika, kendi ulusal parasını, Dünya Parası olarak


dünya piyasalarına sürme ve dolaştırma özel hakkını,
İkinci Dünya Savaşının bitimine doğru 1944'te, 44 ülkenin
katıldığı Bretton Woods toplantısında ele geçirdi.
J.M.Keynes'in, savaş sonrası dünya ticareti için, gerekli
gördüğü Dünya Parası niteliğinde, Bancor adı altında,
uluslararası bir ödeme aracı, yaratılması önerisi bu
toplantıda, savaş galiplerinin birincisi olan ABD delegesi,
iş adamı ve iktisatcı White tarafından göğüslenip,
4

püskürtüldü. ABD delegasyonu, sözkonusu ödeme aracının


Dolar olmasını, Kılıç Hakkı olarak dayatıp kabul ettirdi.

3- Bir ons altına, 35 dolar sabit fiyat biçilerek, Altın


esasına bağlanan ulusal parası; Bretton Woods anlaşmasını
imzalayan devletlerin, kendi Merkez bankalarındaki altın
külçelerini, dolar karşılığında ABD'ye devretmeleri ile
oluşan stokun, güvencesine dayanılarak Federal Reserve
Bankın matbaasında basılıp, dünya ticaretinin canlanması
için, dünya piyasasına sürülmeye başlandı.

Böylece Yeni Dünya, farkında olmadan, 450 yıl sonra Eski


Dünyayı ikinci kez canlandırmaya geliyordu. Ve Eski Dünyaya
Güneş, ikinci kez Batıdan doğuyordu. Canlandırma aracı,
birincisinde Altın-Gümüş iken, bu kez yeşil kağıtlardı.

4- Doların dünya piyasalarına sürülmesi, 1970 yılına


gelinceye dek, genelde olaysız geçti. Dünyada, sanayi
ticaret, bilim, teknoloji vb. Alanlarda, büyük atılımlar ve
gelişmeler oldu. Tıpkı dörtyüz yıl önce olduğu gibi.
De Gaulle'ün başını çektiği, Dolar karşılığında altın
ödemesi yapılması girişimi, hızla erimekte olan ABD altın
stoku nedeniyle, 1971'de Washington'u bunaltmaya başladı.
Öte yandan Dolar, dünya piyasalarında yeterince yayılmış ve
oturmuş olduğundan, ABD tek taraflı bir kararla, Dolar'ın
artık altınla hiçbir bağ ve ilişkisi olmadığını, Dünyaya
ilan etti. Ve Bretton Woods uluslararası sözleşmesini,
yırtıp attı. De Gaulle'den de intikamını almayı unutmadı.
(De Gaulle'ün düşüşü ya da düşürülmesi olayı!..)
5

Nixon'ın bu kararına ve De Gaulle'e oynadığı oyuna,


Batıda ve Doğuda Dünyanın hiçbir yerinde, herhangi bir
tepki görülmedi.

5-Altınla ipini koparan doların, 1971'den itibaren


Federal Reserve Bank'ın matbaasındaki basımı, o tarihe
kadar görülmemiş bir rekor kırdı. Ve 1971 yılı para
emisyonu, 250 milyar dolara ulaştı. 1991 sonu itibariyle,
son yirmi yıl içinde, ABD para emisyonu toplamı ise, 10
trilyon doları geçti.
Senyoraj Hukuku-Amerikan Mucizesi:
Doların seyir defterine, çok kısa da olsa, bu göz atışın
öne çıkardığı, ama genelde gözardı edilmiş olan olgular,
şöyle sıralanabilir;

Birinci Olgu: Dolar, ulusal para olma kimliğine ya


da karakterine, Bretton Woods anlaşmasıyla bir ikincisini
eklemiş ve aynı zamanda Dünya Parası olmuştur. Bu
olayın görülmeyen arka yüzünde şu gerçek saklıdır: ABD,
Dünya parasını basma hakkını, kılıç hakkı olarak ele
geçirmiş, tüm dünyada yepyeni bir Senyoraj Hukuku
yaratmıştır.

Bu olay, Dünya çapında, ilk ve tek hakimiyet biçimidir.


Son elli yıllık Dünya Tarihinde, ABD'nin hemen hemen tüm
alanlarda, belirleyici olabilmesinin de ana kaynağıdır.

İkinci Olgu: ABD, dünya üzerindeki bu yepyeni


Senyoraj hak ve hukukuna dayanarak, dünya ticareti ve
6

işdünyası için, gerekli olan yıllık ortalama, 120-150


milyarı bulan likit parayı, Dolar olarak basıp, her sene
piyasaya sürme tekelini,ele geçirmiştir.

Üçüncü Olgu: ABD dünya üzerindeki bu Senyoraj hak


ve hukuku sayesinde, dünya piyasasına sürdüğü, maliyeti
üç beş cent olan, bu kağıt paralar karşılığında, son 45
yıl içinde, en az beş altı trilyon dolarlık, yani her
yıl ortalama 120-150 milyar dolar değerinde mal,
hizmet, destek, siyaset vb. almış, kaldırmıştır
dünyadan.

Dördüncü Olgu: ABD'ye giren mal, hizmet, destek,


siyaset vb. karşılığında verilen yeşil kağıtlar,
aslında, ABD'nin itibarına dayalı borç senetleridir.
Beşinci Olgu: Faizsiz ve vadesiz olan bu borç
senetlerinin miktarı, bu gün en az beş altı Trilyona
ulaşmış olup, asli borçlusuna, dünyanın ihtiyacı
nedeniyle dönmemekte, rücu etmemekte ve dünyada elden ele
dolaşmaktadır.

Altıncı Olgu: Dünya Tarihinde, hiçbir Devletin sahip


olmadığı, böyle bir imtiyazın ve konumun, görünen ve
bilinen yüzünde okunan gerekçe; ABD'nin Dünyaya kendi
parasını Ekonomik Gücü sayesinde, uluslararası ödeme
aracı olarak, kabul ettirmiş olmasıdır. Dünyanın da,
esasen böyle uluslarası bir araca olan ihtiyacıdır.
Alanın ve satanın, tüm Dünyayı kapsıyan biçimi ile,
karşılıklı rıza içinde oldukları görüntüsü veren, dünya
7

çapındaki bu fenomene benzer bir başka örnek de, Tarihte


gösterilemez.

Yedinci Olgu: Dolar fenomeninin içerdiği sırlar ve


gerçekler üzerindeki şalın, bu güne dek kaldırılmamış
olmasındadır. Alan-satan arasındaki bu karşılıklı görünür
rıza olgusuna ilave olarak; Güçlü haklıdır anlayışını
doğuran, Güce Tapma mantığının rolü ve egemenliği,
yadsınamaz. Olay, bu açıdan insanlara, gayet doğal
gelmiştir. Pek de altı kurcalanmamıştır.Doğal görülüp,
kabul edilen olayların, genellikle kurcalanmasına gerek
görülmediği gibi!..

Sekizinci Olgu: Dünya pazarlarında, genel ihtiyaç,


genel kabul, genel benimseme temelinde dolaşmakta olan,
beş altı Trilyon Dolar, ABD Ekonomisine, sürekli rant
akışını sağlama yanında, ulusal para kimliğine de, her
dem, güven ve saygınlık aşılaması yapmaktadır. Bu
bağlamda Dünya Ekonomisi; Dolar aracılığıyla, ABD
Ekonomisine,ABD dış ödemeler dengesinde, Senyoraj
hakkının kullanımıyla, sürekli açık verdirilerek
doğrudan mal, hizmet, destek, siyaset vb. girdisi
sağlama dışında, dolaylı olarak ona, Doların satınalma
değerini koruyup, kollamak yoluyla da, önemli katkıda
bulunmaktadır.

Dokuzuncu Olgu: Doların bu ikili kimliğini ya da


karakterini oluşturan, Senyoraj hukuku ile, Amerikan
mucizesi arasında, üzerinde hiç durulmamış olan, temel
8

bir ilişki vardır. Başka bir deyişle, Amerikan


mucizesinin sırrı ve ABD'nin bugün, tek Süper Güç
olabilmesinin hikmeti, doların bu ikinci karakterinde,
yani ABD'nin tüm dünya üzerindeki Senyoraj hukukunda
saklıdır.
Onuncu Olgu: ABD'nin Japonya ve F.Almanya ile olan
ticaret bilançosu, son 20 yıldır sürekli artarak açık
vermektedir. Yani ABD'nin, Senyoraj hukukuna dayanarak
dünya piyasasına sürdüğü dolarların önemli bir kısmı,
bu iki devletle yaptığı ticaretle gerçekleşmektedir.
Japon Merkez Bankasıyla, diğer bankaların kasaları
yeşil borç senetleriyle dolup taşmış durumdadır.
Japonya bu senetlerle, ABD'nin parça parça satın
alınabileceğini görmüştür. Bu satın alma olayı, bugün
o hale gelmiştir ki, Amerikan halkının yüzde 90'ı,
Japonyayı dünyadaki en büyük düşmanı görmektedir.

Kısaca, Japon örneği, ABD tarafından dünyaya


saçılan dolarların, gerçekte kendisini vuran bir
Boomerang olduğunu açığa çıkarmıştır. Ve dünyadaki bu
borç senetlerinin bir kısmının bile,örneğin Japon
yöntemi eliyle,sahib-i aslisine rücu etmesi halinde,
Amerikanın dünya üzerindeki hegemonyası, ekonomisi,
toplumsal ilişkileri vb. Alanlarlarda, çok önemli
değişimlere yol açabileceği açıktır. Burada ABD'nin
1991 GSMH'nın 5 trilyon olduğu, borç senetleri
tutarının ise, en az beş altı trilyonu aştığı
hatırlanmalıdır.
9

Doların İkiyüzlü-"Hayır-Şer" Bütünlüğü:


Dolar fenomeninin gözardı edilmiş, ya da
görülmemiş boyutunun biraz kurcalanıp, irdelenmesi;
bizi, şimdi yepyeni bir durumla, bir gerçekle karşı
karşıya getirmiş bulunmaktadır. Ulusal para kimliğine
eklediği, dünya parası olma kimliğiyle, ikili karakter
kazanan Dolar olgusunun, yol açtığı olumlu, olumsuz
fiiller ve içerdiği POTANSIYELLER nelerdir?..

Bu alana geçmeden önce, yukarda olgular


düzeyinde kalarak, yaptığımız belirlemeler ve örtülerini
kaldırdığımız gerçeklere bağlı olarak, bütünsel bir
yargıya varmak istediğimizde, sanıyoruz şunu artık
rahatlıkla söyleyebiliriz:

ABD'nin en büyük gücünde, ayni zamanda onun, en


büyük güçsüzlüğü saklıdır. Bu bağlamda evrendeki
gelişmiş tüm sistemlerde olduğu gibi, en gelişmiş bir
toplum olarak ABD, en yüksek arızalanma riskine sahiptir.

Türk-İslam kültür dünyasının, anonim


önermelerinden veya aforizmalarından biri olan ve Doğu
Felsefesinden kaynaklanan bir özdeyiş şöyle der: HER ŞERDE
BİR HAYIR VARDIR!.. ya da tersi.
Doğup, gelişip, olgunlaşan, dağılan, çöken,
sönen, tükenen, biten ve yeniden bir başka formda vücut
bulan sonlu, geçici, süreksiz, fani olan tüm fizik, şimik,
biyolojik, sosyolojik, historik, etik, ideolojik,
ekonomik, politik, psikolojik vb. her biri birer SISTEM
10

olan alemlerin, dünyaların; sonsuz, sürekli ve ebedi olan


ORTAK özüne ve ORTAK temel gerçeğine; Modern Kuantum
Kuramının, bilim dünyasında üzerinde pek az durulan,
oysa çağdaş "BÜTÜNLEYİCİ" bir felsefeye temel
oluşturması açısından son derece önemli olan, danecik-
dalga bütünlüğü temel belirlemesinden bakıldığında; bu
denli basit, kısa, özlü, derin ve kapsamlı bir biçimde
ifade yeteneğine başka hiçbir dilde ve kültür
dünyasında, doğallılıkla bilebildiğimiz ve
ulaşabileceğimiz kadarıyla rastlamadık, duymadık...

Sonlu, geçici, fani ve somut olan her olayda,


olguda olduğu gibi, Dolar fenomeninde de; Senyoraj
hukukunun ve Dünya Parası olmanın yarattığı birbirini
dışlayan, ikili karakterin, Hayır-Şer bütünlüğünden
oluşan görünümüyle de, günümüz dünyasında sahip olduğu,
tarihsel bir özgünlüğü ve özgüllüğü vardır.

Ondaki bu özgüllük, tüm dünyayı etkileyegelmiş


olumlu-olumsuz fiil ve potansiyelleri içermesidir. Ve
ondaki özgünlük ise, bugün hiçbir parada olmayan, başta
para-sermaye sistemi olmak üzere, yerküremiz ve 5
milyar insanın yaşamında, karanlık ve aydınlık yeni
ufukların açılması imkanlarını, bağrında taşımasıdır.

Doların bu ikinci karakteri, yani hem ulusal hem


de uluslararası (dünya) para olma kimliklerinden
ikincisi,Japon örneğinin açıkça gösterdiği gibi,
birincisini tehdit etmeye başlamıştır. ABD için, dün
11

hayırlı gibi görünenin altındaki ŞER, artık açığa


çıkmıştır.

Diğer toplumlar, dolar elde etmek için mal ve


hizmet üretiminde, birbirleriyle kıyasıya rekabet
ederken ve ekonomilerini ihracata yönelik bir yeniden
yapılanmaya sokarken, bunun ağır faturasını canını
dişine takıp öderken; ABD, bu dolarları matbaada, iki-üç
cent'e maletmenin avanta ve kolaylığına soyunmakla,
daha işin başından itibaren Amerikan ekonomisi sessiz,
sedasız, için, için oyulmaya başlanmıştır.

ABD'nin bugün, dünyanın en büyük borçlu devleti


olmasının ve ABD ekonomisinin rekabet gücünü bir çok
alanda yitirmesinin vb. gerisinde; ABD toplumunun
kanına, tam 45 yıl önce girip, yavaş yavaş etkisini ve
marifetini göstermiş olan, işte bu çift karakterli
dolar fenomeni ve VİRÜS'ü yatar.

Yeni Başkan Clinton ve ekibi, ABD ekonomisine


ilişkin herkesin gördüğü ve dile getirdiği olgu ve
görünümleri, Değişim sloganıyla parmağına dolayarak,
kolayca iktidar oldu. Ama bu olguların gerisinde yatan,
esas nedeni, gene herkes gibi hala görememiş olmanın,
ciddi ve tehlikeli sorunlarını yaşıyor..
Amerika bu durumun, doların ikili karakterinden
kaynaklanmakta olduğunu, kesinlikle farketmiş
değildir!.. ABD kamuoyu, bu elde dolar Japon
12

saldırısını, hala II. Dünya Savaşı yenilgisinin bir


rövanşı olarak, yorumlama saflığı içinde görünmektedir.

Olayın Japonyadan görünüşü, ya da değerlen-


dirilmesi ise, tamamen pragmatik karakterdedir. Ve tıpkı
herhangi bir tüccar gibi değerlendirilmektedir. Elinde
fazlasıyla birikmiş olan borç senetlerini, piyasada
kullanma imkanı bulamayınca, mecburen sahibi aslisinden
tahsil edebilmenin, kendi çıkarı açısından en uygun ve
mümkün yolunu,ithalatı artırmada değil, ABD'yi parsel
parsel satın almada olduğunu görmüş ve işe koyulmuştur.

Gene Japonya, elindeki dolar adlı faizsiz,


vadesiz borç senetlerinin diğer bir kısmıyla, Batı
Avrupaya, özellikle İngiltereye yönelmiş; ve bu bölgede
gözüne kestirdiği ne varsa, satın almaya başlamıştır.
Öyleki, bugün Japonya'nın bir numaralı düşmanı ABD ise,
iki numaralı düşmanı da Batı Avrupa olmuştur. Japonya'nın
üç numaralı düşmanları da vardır. Bunlar, beş kıtanın
çeşitli bölgelerinde dağınık haldedirler.

Japonya, bütün bu gelişmeler ve sonuçlar


karşısında hem sessiz, hem sesli düşünüp konuşurken,
hilesi hurdası, art niyeti olmayan, suçsuz-günahsız bir
tüccar olduğunu söylüyor! Alış-veriş sisteminin alfabesini
A'dan Z'ye kadar sürekli tekrarlıyarak, kendini
savunurken, para kazanmak, kazandığı parayla mal, mülk
satın almak,ne zamandan beri kabahat oldu, suç oldu?
diyor!. Kısaca, sorunun hangi temelden ya da kaynaktan
13

türediğinden habersiz görünüyor!.

Japonya'nın iki ve üç numaralı düşmanlarına gelince,


onlar da, meselenin kaynağından çok uzaklarda gezinmek-
tedirler...
Görmediler-Duymadılar-Söylemediler:
Dolar fenomeninin, açıklığa kavuşturmaya
çalıştığımız ana boyutuyla ilgili olarak, dünyanın
topyekün içinde bulunduğu durumun, dökümünü yaparsak,
karşımıza aşağıdaki gibi çarpıcı bir manzara
çıkmaktadır:

1. Grup: Soğuk savaşın başından sonuna kadar,


kırkbeş, elli yıllık dönemde, Marksist, Leninist,
Maoisit, Troçkist, Fidelist vb.ideolojilere ve bunların,
çeşitli mezhep ve tarikatlarına bağlı parti, devlet
biçimlerinden hiçbiri, altın ve dolar sahtekarlığı
dışında, dolar olgusunun ve yarattığı olayların bu
boyutlarını, farketmemiş ve kurcalamamışlardır.
2. Grup: Gene aynı dönemde, anti-kapitalist,
anti-emperyalist, anti-amerikan, anti-kolonyalist
yeminler, ayinler, dualar ve kutsamalarla beslenen,
sulanan hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet ve istiklal
mücahitlerinin hiçbiri, dolar kalpazanlığı dışında bu
fenomene dokunmamıştır.

3. Grup: Gene bu dönemde, dünya sistemi içinde


oluşmaya başlayan Batı Avrupa, Japonya ve Amerika
blokları arasında sürdürülegelen yıkıcı, yakıcı rekabet
14

ve mücadelelerin doruk noktalara tırmandığı, doların


saldırıları karşısında, canhıraş savunma savaşları
verildiği zamanlarda dahi, ne Batı Avrupa, ne de Japonya
bloku,kendilerini kahreden bu dolar sorununu bu
boyutlarıyla görmemiş ve sorgulama girişiminde
bulunmamışlardır.

4. Grup: Ve nihayet gene aynı dönem boyunca, Batı


Dünyasının bilim yuvarlarında, taş duvarlı
akademialarında, türlü çeşitli cüppe, kaftan ve
takkelerle donanmış, burunlarından kıl aldırtmayan para
uzmanı, Nobel ödüllü akademisyenlerin hiçbiri, dolar
fenomeninin bu boyutlarını sorgulama konusu yapan bir
çalışmayla ortaya çıkmamışlardır...
II. BÖLÜM
Doların "Sevap" Dosyası:
Şimdi de Doların 1944'lere kadar, salt
Amerika’nın ulusal parası olarak, ziyaret ettiği Eski
Dünyaya, bu tarihten itibaren, resmen tescil edilmiş
dünya parası olma ikinci karakterini de kazanarak,
başlattığı kurtarma operas-yonuyla hem kendisi, hem de
dünya için, daha sonra ŞER'e dönüşecek olan, hayırlı,
olumlu gelişmeleri çeşitli düzeylerde ve gene olgusal
planda kalarak, kısaca gözden geçirelim..
İKTİSADİ DÜZEYDE:
1. Olgu: Eski Dünyanın, II. Dünya Savaşıyla uğradığı
yıkımı, ABD, bu savaşta kazandığı avantaj ve birikime
15

dayanarak ve doları devreye sokarak onardı.

Dolar, bu dünyanın hemen tüm ülkelerinin, dünya ekonomisi


içinde fonksiyonel hale gelmelerinde, en önemli olumlu
katkıyı yaptı. Bu arada, ülkesi içinde de, Amerikan
mucizesini yarattı.
2. Olgu: 1945'lere kadar büründükleri ulusal
kimlikle, dünya pazarlarını paylaşma ve kapatma
mücadelesi vererek, iki kez dünya savaşına sebep olan,
mark, sterlin, frank, dolar gibi belli başlı ulusal
paralara dayanan, para-sermayeler; bu tarihten sonra,
doların başlattığı ve belirlediği, yeni ve zorunlu bir
açılımla, ÇOKULUSLU sermaye, firma dönemini yaşamaya
başladılar.

Dünya parası olarak dolar, yayılıp ulaştığı hemen her


ülkede, genelinde yerli ve yabancı para-sermayelerle
evlilikler kurarak ÇOKULUSLU firmalar oluşturdu. Üretim
alanında çok önemli bir belirleyici olan mukayeseli
maliyetler ilkesini, sınırlı alanlar ve ülkelerden
çıkararak tüm dünya yüzeyine taşıdı ve uyguladı. Üretimi,
para-sermaye sistemi açısından, sorun olmaktan çıkardı.
Ve sisteme ilk kez, gerçekten dünyasallaşma, küreselleşme
boyutunu kazandırdı.

3. Olgu: Doların öncülüğünde ve belirleyiciliğinde


başlayan ve yaygınlaşan, Çokuluslu Firmalar; sistemin
ulusal sermayeler evresine cevap veren, kapalı ulus-
devlet yapılarının, kurum, kural ve ilişkilerinin
16

dar sınırları ve engelleriyle, dünya çapında mücadele


başlattılar.Ve gene Çokuluslu Firmalar, Serbest pazar
ekonomisi, dışa açılma, entegrasyon, bölgesel işbirliği
ve bütünleşme, globalleşme gibi yeni, temel kavramları,
dünyanın gündemine soktular.

Sermayenin, malların, iş-gücünün ve genelinde


insanların, serbestçe dolaşımını sloganlaştırdılar.
Yeryüzünde, görülmedik bir hareketlilik, kaynama ve
kaynaşma çağını başlattılar.

Böylece, 1945 Birleşmiş Milletler beyannamesinde içrek


olan tek ve bütünleşmiş bir dünya toplumu hedef ve
amacının gerekli alt-yapısını, farkında ve bilincinde
olmadan gerçekleştirme yolunda, çok önemli işleri; büyük
altüst oluşlar, yıkım ve telefatlar pahasına,
gerçekleştirdiler.

4.Olgu: Doların belirleyiciliğinde, küreselleşme


sürecine giren dünyada, Amerikan gelişme modeli
yaygınlaştı. Pragmatik anlayış ve onun aşırı
varyasyonlarıyla birlikte, her şeyin para olmadığı bir
dünyadan, giderek herşeyin parayla ölçüldüğü bir dünyaya,
hızlı bir geçiş başladı.

Böylece, düne kadar parayı horlayan, aşağılayan insanlar;


otuz, kırk yıl gibi kısa bir sürede, bu geçişin
kaçınılmaz tahribatı pahasına, insanoğlunun en büyük
keşfi ve icadı olan paranın, aklın yarıtıcı gücü dışında,
17

herşeyi ölçebilen bir alet olduğunu farketmeye


başladılar. Ve somut günlük yaşamlarında paranın
önemini, belirleyiciliğini, derinliğine yaşayıp
tanıdılar.
Çağdaş yaşamın en sade ve en basitinden, en
renklisine kadar uzanan geniş yelpazede insanlar, paranın
kendileri için olmazsa olmaz olduğunu gördüler.
XX. Yüzyılın, özellikle son çeyreğinde yaşanan
doğa ve çevreye yönelik yıkımlar ve artık yumurtanın
kapıya dayanmasıyla, insanlar, şu soyutlamayı
yapabildiler: İnsan-Çevre, İnsan-Doğa bir bütünlüktür.

Para da, insan yaşamında tıpkı hava ve su gibi


insanla bir bütünlük içindedir. Bu bütünlükte para,
belirleyici durumda olup, onun bu konumu: Para-insan
bütünlüğünden, İnsan-para bütünlüğüne, yani insanın
belirleyici olacağı yeni bir bütünlük aşamasına; gerçek
anlamda Bilgi Toplumuna geçilinceye kadar; paranın tek
ölçemediği, beynin yaratıcı gücünün, insana özgü tek
gerçek üretici güç olarak, yaygınlık kazanacağı zamana
kadar devam edecektir.
SİYASİ DÜZEYDE:
1. Olgu: Bir zamanlar, Demir Perde ya da İkinci
Dünya veya Halk Demokrasili Ülkeler, Sosyalist Blok ,
Sovyet İmparatorluğu, Halklar Hapishanesi, Asker-Polis
devletleri bloku vb. çeşitli kalıplarla isimlendirilen ve
tanımlanan, bir gerçeklik vardı bu dünyada.
18

Bu İkinci Dünyadaki resmi ideolojinin, içerdeki


ve dışardaki sempatizanlarınca da benimsenen, temel
tezlerden biri şuydu: Sosyalist Devletler, ya da
Sosyalist Blok, kapitalist-emperyalist güçler tarafından
çepeçevre kuşatılmıştır. Bu nedenle, sosyalist toplumu
ve sistemi savunmak için, tepeden tırnağa her türlü
konvansiyonel-nükleer silahı üretmek ve onunla donanmak
zorunluluğu vardır.

Bu teze dayanarak silahlanmasını, insanların


bugün çırıl çıplak görülen, yokluk ve sefaleti üzerine
kurarak, dünyanın bir numaralı silahlı gücünü oluşturan,
bu dünya; ilginçtir ki, bir tek kurşun attırılmadan,
doların yumuşak sarmalında, kurt kapanına alındı ve
tuşa getirildi.

Bugün, içine düştüğü karanlık kuyudan, gene aynı


Dolar tarafından, çıkarılmaya çalışılıyor. Böylece,
klasik iki kutuplu dünya ve o dünyada yaşadığımız
siyasal-ideolojik-askeri elli yıllık soğuk, gergin dönem
sona eriyor.
2. Olgu: Doların başlattığı, sınırları aşan küre-
selleşme atılımı; dünün ulusal sermaye alanlarında
kutsanmış olan, VATANDAŞLIK hakkının, sorumluluğunun,
bilincinin üstüne çıkan, Evrensel İnsan Hakları bilin-
cini ve sorumluluğunu gündeme getirdi.

Bu bağlamda, dünün ulusal devletlerinin içinde


sınırlı kalan hak-hukuk anlayış ve kavramları
19

aşılmaya, toplumlar birbirleriyle bu Evrensel İnsan


Hakları ve Hukuku anlayışıyla ilgilenerek,
birbirlerine müdahaleye başladılar.

Böylece, Ulusallıktan Küreselleşmeye geçiş


döneminde, ortaya yeni bir ikili durum, yapı ve
anlayış çıktı. Yaygın olarak kullanılan ÇİFTE
STANDART deyimi ile fiili, bu ikili yapıdan türedi..

3. Olgu: Dolar, dünya parası olma kimliğiyle,


vatanı olmayan para-sermayenin, evrensel karakterine
uyarlı, yukarda belirtilen alt-yapıyı gerçekleş-
tirirken; bu arada, insanda da onun tek yaratıcı-
üretici gücü olan, beyin gücünü, keşfetti. Bu güçten
yararlanabilmenin, gerekli altyapı enstrümanlarını
oluşturmaya koyuldu.

Bu yönelimiyle, gene farkında ve bilincinde


olmadan, efendi-köle, bey-reaya, burjuva-proleter
gibi tarihsel kimliklerde yitirilmiş olan İNSAN'ın
evrensel karakterleriyle KEŞFİNİN yolunu da açmış
oldu.

4. Olgu: Dolar bu atılımıyla, özellikle Sosyalist


dünyanın çökmesi, sınıf mücadelesi ideolojisinin
marjinal hale gelmesiyle, kavga ve karşıtını yok
etmenin yerini, hoşgörü ve uzlaşma anlayışının
almasına yol açtı.

Yaratılmasına ön ayak olduğu BM ve onun çeşitli


20

kurumları, Helsinki Sözleşmesi, Paris Şartı, AGİK


Anlaşması vb. yoluyla, çeşitli uluslararası ve
uluslarüstü kurumlar, yapılar aracılığıyla,
dünyanın çeşitli bölgelerindeki kavga, çatışma ve
ihtilaflara; siyasal çözüm ve dialoğu esas alan
caydırıcı, uzlaştırıcı müdahale anlayış ve
yaklaşımını, dünyanın gündemine soktu.

5. Olgu: Dolar, Eski Dünyayı canlandırmaya


geldiğinde, orada egemen olan siyasal, toplumsal
anlayış ve felsefe, Cumhuriyetçi idi. Kendisi bu
dünyaya akarken, beraberinde demokrasiyi ve demokrat
insan anlayışını getirdi.

Bilindiği gibi İngiltere hariç, tüm Eski


Dünyada Cumhuriyetçi anlayışın temelinde
Jakobenizmden, Durkheim'a ve Hegel'den, Marks'a
uzanan ortak çizginin özelliği, Cumhur anlayışıdır.
Amerikan demokratlığının temelinde ise W. James'in
pragmatik felsefesi yatar. Birinciler cumhurcu, yani
Bizci, diğeri ferdiyetci, yani Bencidir.
Dolar, eski dünyada, siyasal arenadaki aşırı
sağ ve solu, zaman içinde marjinalleştirdi, siyasal
mücadelenin merkeze yakın ana unsurlarını,güçlendirdi.
Böylece, gelişmenin siyasal dinamiğinin oluşumuna, büyük
katkı yaptı. Eski Kıta Cumhuriyetciliğine yapılan,
Amerikan usulü demokratlık aşısının etkileri, özellikle
sosyal alanda görüldü ve yaşandı.
21

TOPLUMSAL DÜZEYDE
Birinci Olgu: Bilindiği gibi, Klasik Ulusal
Sanayileşme süreçlerinin yaşandığı bütün ülkelerde,
özellikle de Avrupada toplumlar, burjuva ve proleter
olmak üzere, karşıt iki ana sınıfın, faşizm ve komünizm
ideolojilerinin, birbirini yok etme savaşlarında, aklın
havsalanın alamıyacağı, korkunç yıkımlara uğradı. Acılar
çekti. Devlet, millet, sınıf, zümre ve aile
bütünlüklerini parçalayıp, ortadan kaldırmaya yönelik
Barbarossa Harekâtları, soykırımları, toplu imha kampları
ve atom bombalarının korkunç dehşeti, kırımı yaşandı.
Bütün bu acı deneylerden, Batı Avrupa, kendine göre bir
ders çıkardı. Çare buldu. Adını da koydu: Sınıf
uzlaşması!. Refah Devleti!.. Yani, Sosyal Devlet!..

İkinci Olgu: Batı Alman ve Skandinav Sosyal


Demokrasilerinin bayraktarlığını yaptıkları Refah
Devleti; 1955'lerden 1980'e kadar Batı Avrupanın alameti
farikası oldu. Geleneksel Avrupa felsefesinin Cumhurcu
anlayışının son ürünü olan Refah Devleti; esasında karşıt
iki sınıflı statükoyu temel alır. Ama devletin ve
milletin bütünlüğünü, özellikle faşizme ve komünizme
karşı koruyup geliştirmek için, bu iki sınıfın belirli
ilkelerde anlaşıp uzlaşmaları zorunluluğuna dayanır.
Refah Devletinin sınıf uzlaşmacılığı; kamu kurum ve
kuruluşlarının varlığına, aracılığına, güvencesine ve
Keynesci karma ekonomiye dayandırılmışdır.
22

Bu sınıf uzlaşmacılığı; sürekliliği, organikliği,


genelliği, evrensilliği ve doğallığı olmayan, ideolojik-
siyasal ve bu bağlamda yapay, geçici ve totaliter
karakter taşıyan bir uzlaşmacılıkdı. Refah Devleti, bu
yapısal nedenlere bağlı olarak, değişen dünya
koşullarına ayak uyduramadı. Bu durum, Avrupa Sosyal
Demokrasisini, sendikalizmini, cumhuriyetciliğini, radika-
lizmini derin bir krize sürükledi ve iflasın eşiğine
getirdi.
Üçüncü Olgu: Doların dünya parası kimliğiyle, Batı
Avrupaya hızlı ve yaygın bir biçimde yayılmasıyla iç içe
olarak, bu bölge toplumlarında, olağanüstü bir
hareketlenme ve gelişme yaşandı. Temelde doların ve onun
oluşturduğu Çokuluslu firmaların yarattığı gelişme
süreci; bu bölgedeki iki ana sınıfın karşıtlığı üzerine
oturmuş toplumsal yapılarda; sarsıntıları, çatlamaları
ve çözülmeleri başlattı. Ve Batı Avrupa, De Gaulle
Fransasının başını çektiği Anti Amerikancılığı ortak
olan, milliyetçi, cumhuriyetçi, şöven, muhafazakâr,
radikal, tepkiciliği esas olan, akım ve hareketlerin
hemen her alanda organize, direnişlerine ve
çırpınışlarına sahne oldu.

Dördüncü Olgu: Öte yandan, bu çözülmelerden


serbest kalan bireylerin, küçük ve orta girişimciler
olarak yaşamın her alanında, özellikle Hizmet Sektörü
denilen çok geniş yelpazede, fışkırıp yeşerdikleri
23

görüldü.

Böylece klasik sanayileşmenin, büyük ölçüde


eritmiş olduğu eski orta sınıfların yerine, yeni bir
toplumsal orta sınıf oluşmaya başladı. Çokuluslu
firmaların ve euro-doların yarattığı bu küçük ve orta
üretici-tüketici girişimcilerden oluşan toplumsal
sınıfla, Çokuluslu firmalar, yeni bir toplumsal Bütünlük
oluşturdular.

Çokuluslu fırmaların, sözkonusu bu süreci


başlatmalarının temelinde, onları motive ve dinamize
eden; mukayeseli maliyetler yasası, daha çok rekabet
koşullarının yaratılması ve azami kâr güdüsüydü.

Bu yeni toplumsal bütünlük içinde; sınıf kavgasını ve


düşmanlığını dışlayan, sermayenin otoritesine bağlı,ama
totaliter olmayan, doğal organik ve demokratik
karakterli, ortak çıkarları gözeten, gerçek anlamda
uzlaşmaya dayalı, rekabetçi bir anlayış ve yapılanma
oluşmaya başladı ve giderek yaygınlaştı. Böylesine yeni
bir kitle tabanı yaratan çokuluslu firmalar, bilindiği
gibi önce Batı Avrupada, iktisadi entegrasyonu
başlattılar. Ve bugün Batısıyla-Doğusuyla,tüm Avrupanın
bütünleşerek, bir Avrupa Toplumu oluşturulmasına öncülük
ettiler ve ediyorlar..

Beşinci Olgu: Refah Devletinde, para-sermaye esas


itibariyle kamu ve özel sektörün belli başlı
24

kuruluşlarının elinde toplanmış ve yoğunlaşmış olduğu


için, çalışan nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan
ücretli işçi ve memurlar, bu devlette, sınıfsal konum ve
statülerini sürdürmeye devam ettiler. Bağımsız demokrat
bireylere bu nedenle de, dönüşemediler.
Ekonomik, sosyal kültürel yaşam ve
davranışlarında, geleneksel sınıfsal konumlarının
biçimlendirdiği, ideolojik ve politik davranış
kalıplarına, anlayışlarına bağımlı ve Cumhurcu kaldılar.
Refah devletinin çözülmeye başlamasıyla birlikte, bu
kalıplanmış kitlelerde de çözülmeler başladı. Oysa, Euro-
dolarla, Çokuluslu firmaların yarattığı yeni toplumsal
bütünlük içinde yeralan, yukarda sözünü ettiğimiz küçük,
orta, üretici-tüketici girişimciler alanında ise, durum,
tamamen farklı oldu. Bu alanda devinen bireylerin,
serbest girişimci olarak ceplerine giderek daha fazla
para girdikce; bu insanlar daha özgür ve bağımsız, daha
güvenli ve güçlü oldular. Ve bu temelde, hızla demokrat
bireylere dönüştüler. Yeni toplumsal bütünlüğün
tabanını oluşturan, üretici-tüketici bireyler, burjuva-
proleter bütünlüğündeki ücretli işçilerden farklı olan,
şu özellikleri geliştirdiler.

- Bu bireyler, genel olarak kendi işlerini kurmuş,


küçük ve orta girişimciler olduklarından, dinamik ve
yaratıcı olmak zorundaydılar.

- Rekabete dayanan, serbest girişimci konumları,


25

onları risk yüklenmeye açık hale getirdi.

- Küçük, orta boy, rekabete dayalı serbest girişimci


konumları; geleneksel burjuva-proleter sınıf ideoloji ve
siyasetlerinin etkilerinden hızla kurtulmalarına, sınıf
ve kitle ögesi şartlanma ve tâbiyetinden uzaklaşmalarına
neden oldu.

- Ve onları, serbest girişimci bireyin, Ben bilincini


pekiştirmeye açık insanlar haline getirdi.

Özetle, bütün bu özellikler, onların cumhuriyetci


geleneğin sağ ve sol kutuplarına yerleşmiş siyasal
partilerinden kopmalarına ve yeni bir demokrasi ve
demokrat insan anlayışına hızla yönelmelerine neden
oldu. Bu bağlamda,bu yeni toplumsal bütünlük
alanında, euro-dolar, kıta Avrupasının Cumhur ve
Cumhuriyetcilik anlayış ve geleneğini sarstı,
parçaladı.Avrupaya, yeni bir demokrasi ve demokratlık
aşışı yapmış oldu.

Altıncı Olgu: Doların dünya parası olarak, dünyanın


dört bucağında meydana getirdiği hareketlenmelerin
önemli bir başka boyutu, yine yoğun olarak Avrupada
yaşandı. Çokuluslu yapılanmaların öncülük yaptığı, Batı
Avrupadaki iktisadi, ticari ve sinai gelişmelere bağlı
olarak, büyük bir iş-gücü talebi doğdu. Çeşitli
ülkelerden milyonlarca insan, bu bölgeye akın etti,
yerleşti, yeni kuşaklar oluşturdu. Bu olgular, Batı
26

Avrupa toplumlarının geleneksel yapılarını sarsan ve


sarstığı ölçüde de yabancı düşmanlığını esas alan, neo-
nazi, neo-faşist tepkiler yaratan, bir başka önemli
faktör oldu.
Özetle, dolar iktisadi ve siyasi düzeylerde
olduğu gibi, sosyal düzeyde de,tüm dünyada ve özelinde
Avrupada; yani geleneksel sanayi toplumunun
istikrarlı yapılarını oluşturmuş olan Batı Avrupada, bu
yapıları sarsarak, küreselleşmeyi gerçekleştirme
yolunda, yetmişiki buçuk milleti farkında ve bilincinde
olunmadan, kendiliğinden, tek bir Dünya Toplumu içinde
kaynaştırmanın, sancılı, ama önemli adımlarını attı.
Doların "Günah" Defteri:
Şimdi de XX. Yüzyılın, özellikle son
çeyreğinde, doların belirleyiciliğinde devinen ve
dövünen dünyanın, halihazırdaki olumsuz manzarasına,
gene olgular planında kalarak baktığımızda, önce
görünenlerden başlayarak, bir döküm yapalım.

1. Olgu: Sovyetler Birliği ve Sosyalist Blok


dağılmış, Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya sona ermiştir.
ABD tek Süper Güç kalarak, dünyadaki belli başlı
olayları ve gelişmeleri belirlemede ve yönlendirmede
daha serbest, daha pervasız ve daha güçlü tek süper TÜFEK
olmuştur.

2. Olgu: Dünyayı paylaşmada, batıda Amerikan


bloku, ortada AT bloku ve doğuda da Japon bloku denen, üç
27

büyük odağın arasındaki bilimsel, teknolojik, ticari,


iktisadi ve siyasi alanlarda giderek şiddetlenen,
rekabet ve mücadeleler, daha çıplak, daha keskin ve
dünya için, daha tehlikeli hale gelmiştir.

3. Olgu: Sosyalist Blokun ve Sovyetler Birliğinin


dağılıp çökmesiyle, o dünyada Devletin güçlü ve zengin,
vatandaşın ise güçsüz ve yoksul olduğu görünümüne ilave
olarak, çağdışı bir devlet yapısı olarak da, zayıf ve
güçsüz olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Siyasal,
ideolojik, askeri güç olarak dağılan bu blokun,
iktisadi temelde de, üçüncü dünya ülkelerinden daha
ileri durumda olmadığı anlaşılmıştır.

4. Olgu: Üçüncü dünya kategorisine dahil olan


İkinci Dünyayla birlikte, dünyanın Güneylileri ya da
Yoksulları iki katına çıkmış ve bu dünyanın toplam nüfusu
dört milyarı aşmıştır.

5. Olgu: Böylece dünyada, nüfusu bir milyardan az


zenginlerin, gelişmişlerin, oluşturduğu bir K. Kutbu
karşısında, fakirlerin, gelişmemişlerin, ezici
ağırlıkta olduğu, 4 milyardan fazla insanın kaynamakta ve
bilenmekte olduğu, bir G.kutbu oluştu. Birinciler, dünya
gelirinin 4/5'ini, ikinciler ise 1/5'ini üleşmekteler.
Dünya genelinde, her geçen gün derinleşen ve keskinleşen
bu kutuplaşma, ayrıca gelişmiş, gelişmemiş her
ülkenin kendi içinde de, tüm yapı, kurum, ölçü,
değer, hizmet ve ilişkilerdeki kutuplaşmayı
28

yaygınlaştırıyor ve yarının toplumsal büyük kavga ve


yangınlarını hazırlıyor.
6. Olgu: Nitekim, bu kutuplaşmadan kaynaklanan
türlü, çeşitli isim, biçim ve ideolojik kalıntıların
bayraktarlığında giderek yayılan, şiddetlenen sıcak,
soğuk çatışma ve gerilim ortamları doğmuş ve
doğmaktadır. Ve bugün dünyanın doksaniki bölge ve
beldesinde, insanlar birbirini kırmaktadır.

7. Olgu: I. ve II. Dünya savaşlarını yaşayan ve


bunlardan o dönemlerde çıkarılan dersler ışığında,
halisane niyetlerle ve yaşatılmak istenen insanlık
idealleriyle, formüle edilen beyannamesiyle birlikte
kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı(BMT); bugün,
fiilen ABD'nin ipoteği altındadır. Ve dünyanın içinde
bulunduğu kaotik durum karşısında, her geçen gün,
prestijini tüketmektedir.Aciz, güçsüz zavallı bir
dilenci durumundadır. Dünyanın her tarafında sürüp
giden, kavga ve kanlı çatışmalara, müdahale edebilmek
imkanlarından yoksun olduğu için, genelde ya seyirci
kalmakta, ya gösteri niteliğinde küçük merasim
birlikleriyle durumu idare etmeye çalışmakta, ya da
mızrağın çuvalı delip çıkması halinde, başta ABD olmak
üzere iri kıyım devletlerin o andaki durumuna ve
çıkarlarına bağlı olarak,hareket edebilmektedir. Bütün
bunlar için, daima yere mendil serip sadaka toplamaktadır.

Dünyanın küçülmesi ve küreselleşmesi olgusuyla


29

içiçe, aynı zamanda bir yandan altüstlükler, kırımlar,


büyük maddi kayıplar, dine, kana, dile dayalı,
karşıtlıkları, düşmanlıkları körükleyip ateşe veren,
çok tehlikeli cereyanlar, dünyamızı kasıp kavururken; öte
yandan, Dünya toplumlarının ortak çıkarlarını temsil ve
kollama ihtiyacı ile ve tek, bütünleşmiş bir dünya
hedefini de bağrında taşıyarak kurulmuş olan, ama daha
kuruluşunda vesayet altına alınmış olan BMT, bu
çürümüşlüğüyle, aczi ile çaresizdir ve ABD süper bir
dünya devleti olarak hem BMT'nı ve hem de dünya
toplumlarının ortak çıkarlarını, kendi ulusal çıkarlarına
tümden tâbi kılmıştır.

Her şeyin para olduğu ve parayla yapıldığı bir


dünyada, BMT'nın 1993 bütçesi bir milyar ikiyüz otuz üç
milyon dolardır. Bu zavallı bütçenin 3/4'ünü başta
ABD olmak üzere 6 büyük devlet karşılamaktadır.
Parayı onlar verdikleri için, düdüğü de onlar
çalmaktadır.

8. Olgu: Güneş Sistemi içinde, en gelişmiş sistem


ve yapı olarak, çok hassas dengelere ve olaganüstü özgül
bir konuma ve bu bağlamda en yüksek arızalanma riskine
sahip olan dünyamızın, Eko-Sisteminin çok yönlü tahribi
sonucu; doğa, isyan edici kerteye gelmiştir.
Kapitalizmiyle, sosyalizmiyle doğayı ve
dengelerini hesaba katmayan, insan-doğa bütünlüğü, bilgi
ve bilincinden yoksun, sınırsız genişletilmiş yeniden
30

üretim ve büyüme hedefine ayarlanmış, sanayileşme


ideolojisi ve pratiği; dünya için artık HAYIR'dan çok
ŞERRE dönüşmüştür. Şer, bütün görünümleriyle ağırlık
kazanmış ve S.O.S. vermektedir.

1992 Yazında Rio'da ve Boenos Aires'te yapılan


Dünya Çevre Konferansları, ancak edebi bildiriler
üretebilmiştir. Ve dünyanın Eko-Sisteminin, ancak ve
sadece parayla kurtarılabileceği artık
anlaşılmıştır. Bu faturanın da, bir trilyon dolar
olabileceği hesap edilmiştir. Ama para, hem vardır, hem
yoktur!...

9. Olgu: Mevcut Dünya sistemi, kendi tarihinde


görmediği ve yaşamadığı bir para-sermaye bolluğu ve
devasa boyutlarda üretim zenginliği ve çeşitliliği içinde
iken, aynı zamanda, görünenin ve bilinenin arkasında
gene tarihinde yaşamadığı bir bunalımla
kıvranmaktadır. Yani ürettiklerini tüketememenin, Dünya
çapında sancı ve sarsıntıları içinde çırpınırken, mevcut
Para-Sermayeyi ve kapasiteleri kullanıp
değerlendirememenin de, sancılarını ve ağır sorunlarını
yaşamaktadır.

Uzak, yakın geçmişte yaşanan büyük, küçük


bir çok krizden çıkarılan derslere, alınan ve
geliştirilen tedbir, mekanizma ve kuramlara; tüm Dünyada
medyalar ağıyla, gün 24 saat sürdürülen ve her gün yeni
biçim ve renklerle pompalanan tüketim ideolojisinin
31

milyarlarca insanı baştan çıkaran etkilerine ve


yarattığı tüketim toplumlarına; çağdaş standartlara göre
normal tüketicinin satınalma gücünden çok çok aşağılarda
çırpınıp duran 4 milyar insanın oluşturduğu potansiyel
pazarla karşı karşıya olmasına, başlattığı entegrasyon ve
küreselleşme girişimlerine rağmen; sistem 20 yıldır
sancılar içinde kıvrandığı, üretim-tüketim dengesizliğine
ve kaosuna, bir çare bulamıyor. Ve insanlığa kendi
tarihinin en büyük yıkımını, kırımını ve acılarını
yaşatıyor, çektiriyor...

Kapitalist sistemin, dünya çapında


yaşamakta olduğu, bu üretim-tüketim dengesizliğinden
ve mevcut üretim kapasitesinin kullanılıp,
değerlendirilememesinden kaynaklanan, yirmi yıllık
birikimiyle oluşmuş devasa sorunlar ve gerçeklikler; iki
kutuplu dünyanın sona ermesiyle, çok daha çıplak ve
çarpıcı hale gelmiş olmasına;
İki kutuplu dünya gerçekliğinin,her iki kutba da,
çeşitli derecelerde dayatıp kabul ettirdiği,ideolojik,
siyasal, toplumsal, iktisadi kireçlenmeler baskılar,
sınırlamalar, sırlar, yasaklar ve tabular; olumsuz
etkilerini önemli ölçüde yitirmiş bulunmasına,

Son üç yılda, başta iş-finans ve ticaret dünyası


olmak üzere, diplomasi, siyaset, bilim, kültür ve sanat
dünyalarında, tarihin bütün devirlerinin toplamından kat
kat fazla bir hareketlilik yaşanmasına; temas, iletişim
32

toplantı, müzakere, konferans, haberalma, araştırma,


anlaşma ve işbirliği yapılmasına rağmen;
Kısaca, küçülen dünyada birçok şeyin açığa çıkıp
görülmesine,
Hele hele, bu küçülen dünyada para-dolar'ın
etkisi,itkisi, desteği ve izni olmadan, neredeyse
kuşların bile artık uçamadığının hergün yaşanmasına,

Kuzeylisi, Güneylisi, Doğulusu, Batılısıyla tüm


dünyayı kapsamına alarak, Dünya Sistemi haline gelmiş
olan kapitalist sistemin, özellikle son yirmi yıldır
yoğunlukla yaşadığı, küreselleşme dönemine rağmen;
içinde çırpındığı genel üretim, tüketim dengesizliğinin
kronik hale gelmiş olmasının hikmeti, yukarda
sıraladığımız çevreler ve dünyalar için, hâlâ bir
esrardır, bir bilinmeyendir.

İki yüzyıl önce adı konulmuş olan bu esrar,


üretimi, tüketimi, yani arz ve talebi belirleyen,
yönlendiren, dengeliyen piyasanın görünmeyen elindedir!..
Görünmeyen elin esrarı, bu çevrelerde hâlâ devam
etmektedir.
Oysa dünyanın, özellikle son kırkbeş yıldır
yaşamakta olduğu Dolar-insan, yani para toplumu
döneminde, bütün piyasalarda, fiyatların oluşumu
üzerinde, belirleyici olan temel faktör, kullanım değeri
ölçütü değil, doğrudan kar amaçlı mübadele değeri
ölçütüdür. Ve bu olgu, para-sermaye sisteminin ikiyüz elli
33

yıl önce doğup serpildiği, Batının iş dünyasındaki


aktörlerince, ezbere bilinir. Mübadele değerinin ve bütün
meta ve değerleri hizaya sokanın, belirleyenin, çoktandır
para, dolar olduğu, bu aktörlerin beyinlerine kazınmış bir
gerçeklik olarak bilinir.

Bilinen bu iki basamaktan üçüncüsüne,


günümüzde bir türlü çıkılamıyor. Yani, piyasalarda
fiyatların oluşumunu sağlayan Görünmeyen Elin, ne
olduğuna, hâlâ neden ulaşılamıyor.
10. Olgu: Dolar, ikili karakterinden kaynaklanan
nedenle, sisteme ve onun yeni açılımına da artık engel
olmaya başlamıştır. Dünya ekonomisi hem büyümüş, hem de
daha bir bütünleşmiştir son otuz yılda. Bu bütünleşme
olayı, küreselleşen sistem açısından, insan ve doğa
kaynaklarında, muazzam atıl kapasitelerin varlığını ve
bunların ekonomiye kazandırılması zorunluluğunu
ortaya çıkarmış ve dayatmıştır. Yani, milyarlarca
insanın, üretim ve tüketim alanına çekilerek, sistemin en
büyük sorunu olan üretim-tüketim kronik dengesizliğinin,
dinamik dengelere kavuşturulmasını zorlamaktadır.

Bu durum, dünya çapında irili, ufaklı yatırım


projelerini ve bunların finansmanını zorunlu kılmaktadır.
Sistem, bir yandan böyle bir zorunlulukla karşı karşıya
olmasına rağmen, aynı zamanda bir para-sermaye bolluğu
içinde olup, bunu değerlendirememenin sıkıntısını, hatta
açmazını yaşamaktadır. Kredi maliyetlerinin ve
34

koşullarının yüksekliği ve ağırlığı; insan ve doğa


kaynaklarını harekete geçirmeye elvermemektedir.

Dünya Bankası, İMF, Avrupa İskan ve Kalkınma


Fonu, Islam Bankası ve Fonları vb. kuruluşların verdikleri
kredilerin maliyetleri ve koşulları, nisbeten daha
elverişli olmakla beraber, dünyanın ve sistemin, acil ve
devasa sorunları ve ihtiyaçları karşısında, devede kulak
kalmaktadır..

Doların ulusal karakteri, işte bu noktada


olumsuz rol oynamakta, sistemin küreselleşme sürecinin
önünü tıkamaktadır. Dünyadaki atıl kapasiteler; yoksulluk
üretip, Güneyliliği pekiştirirken, dolar ikili karakteri
nedeniyle bu duruma, seyirci kalmanın ötesinde, ayrıca
etken olmaktadır. Zira doların birinci karakteri,
ikinciyi sınırlayıp, engellemek durumundadır. Yani,
dünyaya sistemin yukardaki sorununu çözecek kadar doların
sürülmesini engellemektedir. Çünkü dolar, ABD tarafından
dünyaya proje ve yatırım kredisi olarak değil, "senyoraj
hukuku" nun gereğine uyarlı mal, hizmet destek vb
sağlamak, transfer etmek karşılığında, yani tamamen ABD
yararına olarak dünyadan kaynak transferi aracı biçiminde
kullanılıyor. Kısaca, dünya ABD lehine kan
kaybetmektedir. Oysa dünyanın atıl kapasitelerinin
canlandırılması için, ona kan verilmesi gerekmektedir..
Doların ulusal karakteri ise bunun önündeki en büyük
engeldir...
35

III. BÖLÜM
Küreselleşen Dünya ve Şeytan Üçgeni:
Özellikle, son yirmibeş, otuz yıldan beri dünyada
hızlı bir küreselleşme süreci yaşanmakta olduğu, bir
gerçeklik olarak yaygın bir biçimde kabul ve ifade
edilmektedir. Ama bu sürecin, kapitalist sistemin yeni
öncüleri, çokuluslu veya uluslarüstü firmalarca
gerçekleştirilmekte olan, bir süreç ve sistemsel bir
zorunluluk olduğu; ne hikmetse, herkesin anlayacağı bir
biçimde, söylenmiyor, söylenemiyor. Hep sağ elle, sol
kulak gösteriliyor. Çocuğun adı bir türlü konamıyor.
Yeni Dünya Düzeni deniyor; Serbest Pazar Ekonomisi
deniyor; İktidasi Entegrasyon deniyor; Ulusların
İktisadi ve Siyasi Bağımsızlık döneminden Karşılıklı
Bağımlılık ve İşbirliği dönemine geçiliyor deniyor,
deniyor oğlu deniyor... Ama Filin ne kendisi tarif
edilebiliyor,ne de adı söylenebiliyor. Para-Sermaye
Sisteminin, çokuluslu firmalar tarafından başlatılıp,
sürdürülen, küreselleşme sürecine ait olan yukardaki olgu
ve görünümlerin, sistemle ve onun çağımızdaki
öncüleriyle bir bağıntıları yokmuş gibi söylenmesi
ya da davranılması nasıl yorumlanabilir?
Cehalet mi? Hinlik mi? Münkirlik mi?
Baştan beri sergilediğimiz olguların, kesinlik ve
açıklıkla ortaya koyduğu, dünya çapında geçerliliği
olan, Para-Sermaye düzeninin tüm bu gerçekliklerin
36

anası olduğudur. Kapitalist Sistem, dünya çapında bir


evrim yaşamaktadır. Ulusallıktan, küreselleşmeye
yönelmiştir. Ve bu doğrultuda,hemen her alanda önemli
mesafeler katetmiştir. Dolayısıyla Sistem, dünyaya ve
5 milyar insana, son yirmibeş yıldır, ilginç bir
gerçekliği de yaşatmaktadır. Küreselleşmenin belirleyici
olduğu bu süreçte, Devlet-Millet ya da Ulus-Devlet
gerçekliği, hemen her alanda erozyona uğramaktadır. Her
iki yapıda bu sarsıntıyı, aynı anda birlikte
yaşanmaktadır. Yani Sistem, Ulus-Devletlere ve de ayrıca
daha geri bir yapıda olan Devlet-Milletlere
küreselleşmeyi dayatıyor. Ulus-Devletler ve Devlet-
milletler de, bu dayatma ve zorunluluğa, hemen
bütün yapı, kurum, kural, zihniyet ve ilişkileriyle,
çeşitli değer ve bilinç düzeyleriyle, tepki gösteriyor,
direniyorlar.

Bu gerçeklik, sistemin en gelişmiş toplumu ve


ulus-devleti olan ABD başta olmak üzere, tüm ülkelerde
sistemin adı, sanı dillendirilmeden yaşanıyor.

Bu ülkelerdeki tüm aktörler; küreselleşmeyi,


dolayısıyla eski Devlet-Millet ve Ulus-Devlet yapı ve
çerçevesinin, değiştirilip, dönüştürülmesini daya-
tanın, benimseyip, içselleştirdikleri sistem olduğunu
kendi toplumlarına açıklamakta, itiraf etmekte, büyük
sıkıntılar çekiyorlar. Bazen, kısa, orta vadeli
çıkarlarını ve statülerini, koruyabilmek, rollerini
37

oynayabilmek için hinliğe, bazen de münkirliğe


sarılırken, çoğunlukla da cehalet örnekleri
sergiliyorlar..
Tarihte ilk kez, aynı zaman diliminde yaşanan,
dünya çapındaki bu değişim ve dönüşümün büyük sıkıntı
ve acılarının, yeni ve daha iyi bir Dünya için
kaçınılmaz ve geçici olduğunu bir türlü
açıklayamıyorlar. Kendiliğindenliğine terkedilmiş,
para-sermaye sistemi temelinde, yaşanan bu
zorunluluğu, toplumlara ve insanlara, cahillik-
hinlik-münkirlik şeytan üçgeninde perende attıkları,
bu üçgene sığınıp kapandıkları için, Açıklayamazlar
da!..

Çünkü, bu perdesi de sona ermekte olan


oyunun, milletin devlet için olduğunu terennüm eden
ve devlet-millet sahnesinde yer alan aktörlerle,
devletin millet için olduğunu çığırarak, ulus-devlet
sahnesinde, sahne alan aktörlerin tümü; bu yapılar
içinde sulanıp, beslenmiş, boyatmışlardır. Ve bir çoğu
bu sahneye, bu yapılara uyarlı senaryolar yazmak,
oyunlar koymak ve oynamak için biçimlenmiş ve
yetişmişlerdir. Seyircilerini de, onlardan esas
itibariyle bunu bekler hale getirmişlerdir.

Çokuluslu firmaların öncülüğünde başlayan


küreselleşme süreci, 1980'lere gelindiğinde, dayatan
yapısal dönüşümler ve değişimler, Reagan, Bush, Özal,
38

Thatcher vb. liderleri sahneye çıkardı. Bu liderlerin


diline Değişim sözcüğü pelesenk olurken, bunların
ağzından değişimi dayatan çokuluslu para-sermaye
düzeniyle, küreselleşme arasındaki sıkı bağı ifade
eden bir tek laf işitilmedi. Ve nihayet, gerçek
nedenleri ve zorunlulukları açıklanmayan, aynı
Değişim lafıyla yürütülen ABD'nin son başkanlık
seçimlerinde de oyun, aynı üçgen içinde oynandı.

İşte tarihin bu en büyük, zorlu, dramatik,


komik ve paradoksal oyunu da, bu bağlamda böyle bir
gerçeklik ortamında gündeme gelmiştir.

Sistem, kendisine tam bir teslimiyet içinde


olan uyur gezerlere, geri dönüşü olmayan yeni bir
evreye girdiğini bildiriyor ve onları buna zorluyor!.
Ulus-devlet ve Devlet-millet aktörleri ve
seyircileri de sözünü ettiğimiz şeytan üçgenine
kapanmış, direniyorlar!.. Peki kim kazanacak? Hiç
kuşkusuz Sistem!.. Ama acılı, ama sancılı, ama büyük
yıkımlar pahasına ve çok büyük kayıplarla!. Fakat her
zamanki gibi, adı sanı anılmasa da sistem, eskimiş
yapıları, kurumları ve ilişkileri değiştirecek,
küreselleşmeyi gerçekleştirecek!. Görünen köy değil,
artık kent bu olduğuna göre, bu geçiş döneminde, en
büyük ve en hayati soru şu olmaktadır:
Kente,kentlileşmeye, daha insanca bir yaşam ortamına
giden yolda, olabildiği kadar az acı çekmek ve hızı
39

artırarak yıkımı ve kayıbı asgariye indirmek, NASIL


MÜMKÜN OLABİLİR?

CEVAP: Doların, artık Sistem açısından da ŞERRE


dönüşmüş olan, Emperyal Krallığının ilgasıyla!..
Dilegelen Tarih:
On bin yıllık Genel Güç İlişkileri Sisteminin
çağımızdaki biçimi olan, Para-Sermaye sistemi, paranın
evrensel karakterine uyarlı olarak izlediği evrim
sürecinde, Küreselleşme aşamasına ulaşmıştır. Ve tüm
insanlığı da tarihsel bir dönemece getirmiştir.

Bu dönemeçte bir ok işareti ve bir de pano var. Ok,


İNSAN-para bütünlüğünün yaşanacağı, ışıklı dünya ufkunu
gösteriyor. Panoda ise, kısa notlar halinde yolculara
şu tarihi bilgi sunuluyor.
"Ey Yolcu,
yüzbinlerce yıldır akan insanlık nehrinde, elinde
bir bayrakla yüzen ve nefesi tükendikçe bayrağı
bir başkasına teslim eden bir insansın Sen!

Sen bu noktaya, onbin yıl süren uzun ve


zahmetli bir yolculuk sonunda ulaştın. Daha
önceki yüzbinlerce yıl, otlayıp, toplayıp
tüketerek ve naçiz bedenini daha az zahmetle
ayakta tutabilmenin birikim araçlarını ve
yöntemlerini farkında olmadan, el yordamıyla
40

arayarak geçti.

Ve Sen bu dönemde, çiftçi oldun, ektin,


biçtin; çoban oldun elinde sopa, hayvanları
terbiye ettin, güttün. Ama sadece yedin, içtin
üredin, hiçbir birikim yapamadın. Dağda,darda,
zorda kaldın, ovada ki çiftçiyi yağmaladın.
Neticede, elindeki sopanın gücünü keşfettin.
Çiftçinin tepesine bindin, üstüne çöreklendin:
onun Efendisi oldun!

İçinde bulunduğun koşullarda, Senin


elinde tuttuğun bayrağın simgelediği, hiç
farkında olmadığın evrensel, en az emek-en az
enerji ilkesine tabi olan eğilimine, yönelimine
ve arayışına en uygun, mübadele ve birikim aracı
olan SOPA ile insanlık tarihinin İLK BÜYÜK
DÖNEMECİ'ni döndün. Ve kendi türünü dokuz bin yıl
güderek, yolculuğunun ikinci evresine başlamak
için, gerekli olan birikimi, bu dönemde
kölelerini kan, revan içinde bırakarak,
tamamlamak zorunda kaldın. Ve her şerde bir hayır
vardır önermesini, işte böylesi bir tarihsel
pratik sonunda oluşturdun.
41

Ama bu arada, dünyanın bir yerlerinde


senin elinden çıkarak kanat çırpmaya başlamış
olan paranın, Senin geleceğinde yaratacağı
etkilerden habersizdin, bilemezdin!
Yolculuğunun yaklaşık bin yıl süren ikinci
aşamasında, Sopa-para dünyasında, nisbeten daha
rahat ettin. Çünkü dokuz bin yılda gelişen
büyüyen donanımınla, kölelerini bedenen azâd
edebildin. Ama bu sürede zahmetin keş'i kıldığın
nesillerin ruhunu, artık ele geçirmiş olduğun
için, birikimini daha kısa sürede tamamlayıp,
üçüncü aşamaya başlayacak hale geldin.

Üçüncü aşama, daha da kısa sürdü: 200-250


yıl. Bu dönemde para öne geçmiş, Para-sopa
birlikteliğinin mübadele ve birikim dönemi
başlamıştı. Ve Sen, bu dönemde paranın
belirleyiciliğinde ve sayesinde birikiminde
nitel ve nicel olarak olağanüstü bir sıçrama
yaptın. Çünkü, parada ifadesini bulan ve sermaye
denen birikiminin olağanüstü sıçramayı
yapabilmesi için paranın olabildiğince çok
insan arasında gidip-gelmesi, tıpkı bir mekik
gibi sermayeyi dokuması için ZAHMET'KEŞ'lerin
42

özgür kılınması gerektiğini öğrendin.

Son elli yıllık aşamada Sen, genelinde


paranın, özelinde de doların belirleyiciliğinde
yoğun bir Para-insan dönemi yaşadın, yaşamak
zorundaydın. Şu, ufukta gördüğün ışıklı diyara,
daha hızlı gidebilmen için bu kaçınılmazdı.
Parayı çok yönlü tanıman lazımdı. Çünkü, evrende
ve dünyada tüm sistemlerin, varlıklarını
geliştirerek sürdürebilmeleri için uymak ve
uygulamak zorunda oldukları en az enerji , en az
emek ve en kısa yol ilkesinin, bundan sonraki
yolculuğunda daha dolaysız, daha çıplak ve daha
etkili biçimde oynayacağı çok önemli rolü, Sen
ancak pratikte, herşeyi ölçüp, biçen para
sayesinde öğrenip kavrayabilirdin. Bu ilkenin
evrenselliğinin hikmetine ve sırrına henüz
varamamış olsan da, bugüne kadar devraldıkların
ve bu dönemde yarattıklarınla gerekli birikimi
esas itibariyle yaptın. Ama ufukta gördüğün yere
ulaşıncaya kadar parayı, bu bağlamda kavramanın
ötesinde, onun süngüsünü düşürmeyi de öğrenmen
gerekecek. Bu laf Sana paradoks gibi gelebilir.
Ama para ile ilişkisi ve bütünleşmesi en fazla
43

olan ve bu nedenle onun ölçemediği tek şeyin, NE


olduğunu ilk farkedecek olan Sen; öncelikle,
paranın süngüsünü düşürmek zorunda kalacaksın.
Sistemi, yani evrensel mübadele ilişkisi,
enerji alış-verişi, sistemini yönlendiren ve
Senin henüz derin boylu bilincinde olmadığın
en az enerji, en az emek ilkesi, Sana bir tarihte
türünü köle etmeyi nasıl dayattı ise, bu defa da
insanlığın İKİNCİ BÜYÜK DÖNEMECİ olan bu evrede,
onbin yıllık birikiminle bu ilke, Sana
zahmetkeşlerin zahmetkeşlik'den kurtulmaları
gerektiği gerçeğini, dayatıp, öğretecek.
Sistemin Sana dayatacağı bu zorunluluklara uyarlı
davrandıkça, insan olarak Sen, türünle birlikte
değişmekte olduğunu farkedecek, içinde bulunduğun
evreyi para toplumunu, hızla aşacak ve sistemin
ufuktaki yeni İnsan-para evresine, gerçek
İNSAN'a dönüşmüş olarak gireceksin. Bu değişme
sürecinde Sen, paranın nelere kadir olup
olamadığını, herkesten daha iyi bildiğin için,
onun ölçemediği, dolayısıyla belirleyici
olamadığı tek şeyin, dünyadaki tüm mahlûkat
44

arasında sadece insanda varolan, gelişmiş bir


beyin gücü, onun yaratıcı gücü olduğunu bileceksin.

Dahası var!. Seni homo-sapiens'e


dönüştüren bu yeni tabakanın, Neo Korteks
dediğiniz beynin, üçüncü ve son tabakasının,
teşekkülünden itibaren, bu güne kadar sürüp gelen
ve sen varoldukça devam edecek olan, bu gücün
serüvenine, ciddiyetle ve dikkatle eğildiğinde,
onun arkasında; Sana sopa ve para bağlamında
anlatmaya çalıştığım kendi tarihinin DİNAMİĞİ'ni
göreceksin. Bu motoru, insanlık tarihini
yarattığı iddia edilen masaldaki "sınıf
mücadelesi motoru" ile karıştırma sakın!.

Bu dinamik; Senin bedenine göre çok az


3-4 watt`lık enerjiyle çalışabilen, ama sınırsız
enerji örgütleme kapasitesine sahip olan, BEYNİN
ile, çok daha fazla enerji tüketmesine karşılık,
beyninin enerji örgütlemelerini çok sınırlı
şekilde somutlaştırabilen, nesnelleştiren ve bu
bağlamda çok yetersiz kalan, BEDEN'in
arasındaki uyumsuzluk ve dengesizlikten
kaynaklanır.
45

Bu dinamik uyumsuzluk BÜTÜNLÜĞÜ içinde,


beyninin örgütleyip biriktirdiği, BİLGİ ve
bedeninin somutlaştırıp kendisine eklemlediği her
türlü ORGAN, araç, gereç, bilim ve teknolojinin
tüm harikaları; Senin, evrensel en az enerji, en
az emek, en kısa yol ilkesi doğrultusundaki
devinimini, gelişimini ve evrimini belirler ve de
dinamiza eder.

Ve işte Siz, sahip olduğunuz böylesi


bir uyumsuzluğun dinamize ettiği beyin gücünüzü
kavrayıp, bilinçlice ve çok yönlü, yaygın biçimde
kullandıkça, paranın süngüsünün düşmeye
başladığını da yaşayarak göreceksiniz.

Ufukta ışıldayıp duran Dünya`ya


ulaştığınızda, paranın artık siz İNSAN ların
emrinde ve Sizden kopmayarak, sadece hassas bir
ölçüm aracı olarak, varlığını sürdüreceğine de
tanık olacaksınız...
Dolara gelince; şu anda geçmekte oldu-
ğumuz bu dönemeçte, ondan, en kısa sürede
kurtulman lazım. Onunla, bundan sonraki yolcu-
luğuna çıkamazsın. Sana ve para temelinde yürüyen
mübadele ilişkisi sistemine, bu yolculukta,
46

herhangi bir ulusun özel parası değil, bütün


ulusların olan; ortak bir para, ortak bir ölçüm
aracı gerekli. Ancak ve sadece böyle bir çözüm
sayesinde, Dolar-insan bağımlılığından kurtulur,
dolaysiyla doların sahibi olan ABD nin, hepimizi
gütmesine de son verebilirsin.
Böyle bir güdülmeden sıyrılmadıkca, şu
trafik işaretinin gösterdiği dönemeci de,
kolay kolay dönemezsin!.

Kısaca, bu dönemeci dönmek artık,


sadece bir birikim sorunu değil; BİLİNÇLİ BİR
GİRİŞİM SORUNUDUR. Ve bu da Senin,bilinçli
KARARINA bağlıdır!.."
Sistem kendini tanıdıkça, karşıtını da farkedecek:
Son elli yıllık Para-insan bütünlüğü
aşamasında, sistemin özsuyu olan yaşatarak-yaşama
karakterestiği; güç ilişkileri Genel Sisteminin dünya
çapındaki muazzam birikimiyle ulaştığı olgunluk
koşulları içinde, artık filizlenmeye başladı. Sistem,
Küreselleşmeye dönük zorunlu açılım nedenleri
arasında, pratik olarak bu karakterestiğinin de
farkına vardı.

Vermeden, al ma nı n s op ay a, al ma da n,
vermenin Allaha, vererek alma'nın ise sisteme özgü
47

bir karakteristik olduğunu nihayet görebilme kertesine


geldi. O ancak, bu karakteristiğini geliştirebildiği
ve vererek, alma'nın olabildiğince hassas ölçüler ve
yöntemlerle devreye sokularak yapılabildiği durumda,
Sistem olarak varlığını sürdürebileceğini sezinlemeye

başladı. Bu hassas ölçü aracının Para, en uygun

yöntemin de Demokrasi olduğunun bilincine ulaştı. Yani


kendinin ne olduğunun bilincine!.

Bütün bu sezgilere, bilince ve zorunlu


Küreselleşme yönelimine rağmen; sistem ile onun
somutta elli yıldır Hür dünya nizamı sloganıyla
koruyuculuğuna ve temsilciliğine soyunmuş olan ABD
nin; hem potansiyel, hem de fiili olarak çıkar
karşıtlığı ve zıtlığı içinde olduklarının henüz
bilincinde değiliz.

Ama, Küreselleşmeye yönelerek, yeni bir


evreye girmiş olan Sistem, yoluna devam edebilmesi
için önündeki en büyük aktüel engelin Dolar olduğunu,
görmek durumunda kalacaktır. Zira sistem, ulus-devlet
dönemine ait bir ulusal para birimiyle, onun aynı
zamanda Dünya parası olması arasındaki karşıtlığın,
kendisinin en büyük açmazı olduğunu pek yakında
görecektir.

Küreselleşen Sistemin, hiçbir ulus-devlete


ait olmayan, tüm devletlerin üstünde, hepsinin
48

ortakça kabul ettiği bir Dünya Parasına sahip olma


zorunluluğu pek yakında gündeme gelecek ve o anda,
ABD ile Dünya Sistemi karşı karşıya olduklarını
hayretle görecekler.
Bu karşılaşmada, daha önce bir başka bağlamda
ifade ettiğimiz gibi, gene SİSTEM kazanacaktır. ABD
bu kavgada ulusal çıkarlarını sisteme rağmen sürdürmek
isterse, dolar fenomeninin taşıdığı olumsuz potansi-
yeller, ABD' de dahil tüm dünya için, fiili tehlikelere
dönüşecektir. Ve Doların emperyal krallığının İLGASI, hiç
kuşkusuz uzun ve sancılı bir mücadele sonunda gerçek-
leşmiş olacaktır.

Kılavuzu Karga Olanın!..


İnsanların, sistemin ve yerkürenin temel
sorunlarının dökümü olan tüm bu somut ve çıplak olgular
karşısında; başta Sistemin siyasal arenadaki irili
ufaklı, etkili, yetkili aktörleri, işdünyasının
yetenekli, becerikli, işbitirici sorumlu patronları ve bu
iki dünyaya akıl, ilim, bilim satan amatör ve profesyonel
akademisyen profları, uzmanları, düşünürleri ve köşe
yazarları:

a) Genelde, ait ve mensup oldukları aşiret,


cemaat, ümmet, tarikat, millet, memleket, devlet,
menfaat, zihniyet ve ferdiyet dünyalarının, dar,
sınırlı, geçici, sonlu, karşıt, bağdaşmaz tabiatına ve
49

bu tabiatı sulayıp, besleyen ezeli güç-kuvvet mantığına


ve pragmatik felsefeye tâbiyet ve teslimiyet içindedirler.

b) Özelde ise, Dünya çapında ilk kez, tarihte


görülmedik baş döndürücü hızlı değişimlerin, sarsılma,
parçalanma ve çöküntülerin, irili ufaklı boşlukların,
çukurların, ortamların, yani olağan üstü anaforların,
dengesizliklerin, belirsizliklerin güncel akıntısında;
tüm aktörler, bireyler ve gruplar, kaçınılmaz olarak kısa
erimli ve kısa süreli yön belirleme, fırsat kollama ve
varlığını koruma telaşı ve şaşkınlığı içindedirler.
Bir avuç Fütüriste, Megatrendciye ve Süpervizyon-
cuya gelince:
Bunların kumaş dokuları aynı olup, ortak bir
paydada toplanırlar. Olgulan koklama hassaları, daha bir
gelişkindir. Bu nedenle de, içinde bulundukları durumu,
yukarda özetlediğimiz, çağ dışı, şaşkın, avcı gurupları
nezdinde, özel bir itibara sahiptirler.

Bunlar, olayların güncel belirsizliğinin ve


anaforlarının beş, on yıllık zaman dilimi içinde alacağı
biçimleri kestirmede, kişiye özel bir feraset sahibi
olmalarının meyvelerini; insanların her yerde ve her
çağda, Ademden bu yana ezeli ve ebedi olan yarın ne
olacak merakından toplarlar.
Çağımızın bu modern kahinleri, kısa erimli
kehanetlerini, kestirimlerini, yani olay ve olguların
seyir yönünü, vukuu muhtemel yeni olayları tahminde;
50

minareden çevreyi gözleyen adamın yöntemini


kullanırlar. Sokakta yürüyen bir insanın uç sokak
sonra neyle, yani hangi sokakta, hangi durumlâ, olayla
karşılaşabileceğini yürüyen insanlardan çok daha önce
görebilir, kestirebilirler.

Bu yöntemleri ile, genelde ortak oldukları


pozitivist, olgucu ve pragmatist, faydacı kırması
felsefeleri arasında, bir uyum vardır. Pozitivizm
olsun, Pragmatizm olsun her ikisi de özünde Benin ve
şimdinin felsefesidir. Yani, geçici olan Benin, sonlu
olan bedenin, altmış, yetmiş yıllık ömrü olan bireyin
ve nihayet ana rahmine olağan üstü bir
rastlantısallık sonucu düşen ve gelişip-serpilen
varlığımızla kaim, kısa erimli bir şimdinin,
felsefedir. Bu felsefede, yaşayan bireyin, benin,
öncesi ve sonrasi yoktur. Bu felsefede, yüzbinlerce
yıldır bir nehir gibi akan İnsan türünün, bugün var
olan, yaşayan beni ve bizi belirleyen ve donatıp,
geliştirerek yarına taşıyan, sürekli ve sonsuz olan
İnsan soyunun, yani soyutta ki Bizin ismi, esamesi
ise hiç yoktur. Bu felsefede ki biz, yaşayan şimdiki
benlerin aritmetik toplamı olan bizdir. Bu felsefenin
kılavuzluğunda yol alan ve avlanan tüm zevat için
diyebiliriz ki: “ol mahiler ki nehr içredirler, nehri
bilmezler, ol mahiler ki sistem içredirler, sistemi
bilmezler...” Bu gidişle de, Dünyanın ve insanlığın iki
yakasını: güneyli ile kuzeyli'yi, ben ile bizi biraraya
51

getiremezler!.

IV. BÖLÜM
Sonuca yaklaşırken :
Manzara-i Umumiye
Para-insan bütünlüğü dönemini, yani para
toplumu gerçekliğini son otuz, kırk yıldır yoğun ve
yaygın biçimde yaşayan Sistem, hem paranın, hem de
insanın evrensel karakterine uyarlı bir gelişim ve
değişimle, küreselleşme sürecine girdi. Dünyayı
küçülttü ve sosyalist, komünist Sopa-insan dünyasının,
zamanımızdaki en büyük ve en güçlü kalesini yıktı.
Böylece Para-insan ile Sopa-insan dünyalarının
oluşturduğu iki kutupluluğu ve bundan türeyen soğuk
savaş ve nükleer dehşet dengesini sona erdirdi..
Ortaya, Küresel boyutta, dünya tarihinin kaydetmediği
en büyük ve en tehlikeli boşluğu, dizginsiz, dengesiz
dehşeti, belirsizliği, yaşam ve değerler kargaşası,
kısaca kaos çıktı..
Sistem, bu kaos karşısında şimdilik şaşkındır
ve de acizdir. Çünkü:
a) Sistem Küreselleşmeye, yani paranın
evrensel karakterine uyarlı olarak, ortak çıkarlar
dünyasına, kendiliğinden yönelirken; ulus-devlet ve
devlet-millet yapıları, anlayışları, menfaatleri ve
52

karşıtlıkları da, fiili olarak dimdik ayakta ve iş


başındalar..

b)Kendisinin yöneldiği küreselleşmeye,


bütünlenmeye, dünya çapında en uygun organizasyon olan,
Birleşmiş Milletler Teşkilatı, iki kutuplu dünyanın
realitesi iç in de g e li şi p, se rp il me k şöyle
dursun, fonksiyonsuzlaştırılmış, güdükleştirilmiş ve
tabela örgütü durumuna sokulmuştur. Ne, parası, ne pulu,
ne de gücü vardır. ABD'nin ve vetocu'larının İPOTEGİ
altındadır.

c) Sistemin, küreselleşmeyle doğrudan bağlı


beklentileri, sorunları ve zorunlulukları ile, başta ABD
olmak üzere, tüm ulus-devletlerin ve devlet-milletlerin
yapıları, menfaatleri ve özlemleri, karşıtlık içinde
olduğu için, dünyanın her branştaki ve alandaki tüm
aktörleri, her allahın günü ÇİFTE STANDART talimi
yapmaktalar.. Ve kopkoyu ulusal formaları içinde, evrensel
şarkılar söylemekteler...

d) Küreselleşmenin alt-yapısını pragmatik,


pratik bir zihniyetle oluşturmaya soyunmuş Çokuluslu veya
Uluslarüstü firmalar; bütünsel bir sistem bilgisinden ve
bilincinde yoksun oldukları için, Sistemin Makro
düzeydeki sorunlarını Bütünsel bir bakış açısıyla
görebilmekten uzaklar.. Genelde hâlâ, Pragmatik
felsefenin atgözlükleriyle dünyaya bakmaya devam ediyorlar
ve bununla da övünüyorlar!.
53

e) Yazılısı, sözlüsü ve görüntülüsüyle tüm


MEDYA, Dolar-insan döneminin ve küreselleşme sürecinin
bir başka olumlu boyutu ve açılımı olan
demokratiklik,özgürlük,açıklık,farklılık, şeffaflık,
bireysellik, çoğulculuk, , çeşitlilik, renklilik vb.
temalarını ve bunlara bağlı olguları; pragmatik ağızlara
sakız yaparak, müşterilerine bir günde, bir saatte, hatta
bir dakikada tüketilip, unutturulacak haber-bilgi
nesnesine ve metasına dönüştürme yarışında, varlığını
sürdürüyor...

f)Dünya Medyalarının, biçimlendirip bu


çerçeveye soktukları Müşterileri de, kolay, çabuk
kullanılıp atılan sakızların ve etkileri anlık olan
çerez ve hapların tiryakisi olmuş durumda..

Uzun sözün kısası, manzara-i umumiye müthiş iç


karartıcı, kafa karıştırıcı ve de karanlık!.
Böyle durumlarda, geçmişten bu yana insanlar bir
mesih ve halaskâr beklerken; ya sopaya ya da Allaha
sığınmışlardır.. Bugün de bunlara sığınmanın ÇAĞIRILARI
ve pratikleri yapılmakta. Her allahın günü, yeni
mesihler ve tarikatlar ortaya çıkmakta, ve insanlar
Doğuda, Batıda bu hercümerçte, dengeyi, uyumu, güvenceyi
ve kurtuluşu; müritlikte, kandaşlıkta, dildaşlıkta ve
kirpileşip,içine kapanmada aramakta!..
Bu kaotik manzara-i umumiyenin püf noktası:
Baştan beri sergilediğimiz olgu ve olaylar
54

zincirini, insanlığın ve dünyanın en az on bin yıllık


geçmişinden yakalayıp, bugüne bağlayan BÜTÜNLÜKÇÜ bir
Bakış Açısından hareketle, Modern KAOS Kuramının Kelebek
etkisi denilen püf noktasına gelip dayandık. Ve bu noktada
genelde PARA ile, özelde de DOLAR’la karşılaştık..

Bu püf nokta deyiminden neyi murat ettiğimizi, tam


da bu kertede açıklamak zorunluluğu vardır.

Sistem kavramıyla buraya kadar ifade ettiklerimizi


iki kategoride toplayabiliriz;
Birincisi: Para-sermaye sistemi,
İkincisi : Genel güç ilişkileri sistemi olup,
birincisini kapsamakta ve içermektedir.

Şimdi, özellikle Kelebek etkisini anlatabilmek


için, bunların her ikisini de içeren ve kapsayan, Büyük ve
evrensel, Ana Sistemden söz etmemiz gerek.

Mübadele ilişkisinin, enerji alış-verişinin


oluşturduğu bu Ana Sistem, tüm Evrendeki sistemsel
yapılanmanın, gelişmenin ve evrimin dayandığı TEMEL
ilişkidir. Bu bağlamda, bugüne kadar ilim, bilim, siyaset,
ideoloji ve iş Dünyalarında, kapitalizmin dar sınırlarına
hapsedilip, onunla özdeş kılınarak ifade edilen meta
mübadelesi ilişkisi anlayışı ve kavrayışıyla, Evrenin
temel gerçeği ıskalanmıştır. Ve de Evrensel Ana sistemle,
onun bir parçası olan dünyadaki tüm sistemsel bütünlükler
arasındaki bağ bu anlamda görülememiştir.
55

Bu kavrayışa bağlı olarak da, yukarda


belirttiğimiz güç ilişkileri sistemi ile, onun türevi
olan para-sermaye sistemi ve alt sistemlerinin,
kendisinden türediği ve insanoğlunun varoluşundan bu yana
içinde devindiği; mübadele ilişkisine dayalı Ana sistemi,
görüp kavramaları mümkün olamamıştır.
Dolayısıyla da, anası-danası bütün sistemlerin;
hangi biçime, kılığa girmiş olursa olsunlar, bunlarda sürüp
giden, yani evren varoldukça sonsuz ve sürekli kalacak olan

ortak temel karakteristiğinin, bir enerji mübadelesi ilişkisi

sistemi olduğu görülemiyor. Yukarda söz konusu edilen


dünyalarda, rol almış aktörlerin feyz alıp
biçimlendirdikleri bilim dalları; bir Sibernetik biliminin
doğmuş olmasına ve bu dalları, disiplinler arası ilişki ve
bağları kurmaya ve özellikle, BÜTÜNSEL bir bakış açısını
oluşturmaya, tıpkı küreselleşmenin ulus-devletleri
zorlaması gibi zorlamasına rağmen; bilhassa beşeri
ilimler (!), dün parçaladıkları beşerin, ellerinde kalan
parçaları üzerine yoğunlaşmışlar, o parçalarda
uzmanlaşmışlar, görece parça olanın bütünle, bütünün ise
diğer bütünlerle olan ilişkilerini; Evrensel enerji
mübadelesi ilişkisi sistemine dayandırıp, bir türlü
yerli yerine oturtamamışlardır.

İnsanın varoluşundan itibaren, kendi türü içinde


kurduğu enerji alışverişi, mübadele ilişkisi, tarihsel
evrimi içinde nasıl gelişerek, birçok merhaleden geçip,
56

bugün Para-insan bütünlüğünde biçimlenmiş ise; bu


ilişkinin aracı-amacı olan nesne de, bu ilişkiye paralel
olarak, sopadan,takasdan, pöstekiden başlayarak evrilip
gelişmiş ve bugün karşımıza, dünya çapında, Dolar olarak
çıkmıştır. Ve somutta, Dolar-insan bütünlüğünde, bu
ilişki yaşanır olmuştur. Sözün kısası dolar, bugün tüm
dünya da, insanlar arasındaki mübadele ilişkisinin, hem
aracı, hem amacı, hem de temsilcisi ve simgesi olmuştur.

Bu bağlamda Dolar, para-sermaye sisteminin, tüm bu


kaotik ve karmaşık yapı ve görünümünün altındaki, Temel
İlişkinin somut görünümüdür.

Modern KAOS Kuramına göre, her kaotik yapı ve


görünüm altında, temelinde; bu yapıyı varedip sürdüren, ama
kolayca görülemiyen, bir temel ilişki, bir temel etki
vardır. Yani bir görünmeyen el düzeni vardır. Bu temel
ilişki işledikçe, bu etki sürdükçe, yani Kelebek kanat
çırptıkça, ortaya çıkan ya da oluşan yapı, gittikçe
gelişir, karmaşıklaşır ve uzay-zamanda, aklın basmıyacağı
Kaotik bir görünüm kazanır...

Evrenin kaotik, karmaşık yapı ve görünümünün


temelindeki, mübadele ilişkisi sistemine bağlı alt
sistemlerden biri olan para-sermaye sisteminin,
çağımızdaki dolar-insan aşamasında, baştan beri
anlattığımız serüveni içinde Dolar; sistemin temel
ilişkisinin aracı, amacı, temsilcisi ve simgesi konumuna
gelerek, sistemin kaotik yapı ve görünümünün düzenleyici
57

KELEBEĞİ olmuştur.
Kelebek kanat çırptıkça, dolar dalgalandıkça,
kaotik ve karmaşık sistemin bütün organları, mekanizmaları
ve yapıları etkilendi, işledi ve son elli yılda, dünyadaki
hemen tüm gelişim ve oluşumları belirledi, yönlendirdi.
Ve dünyaya, bu bağlamda dolar-insan dönemini yaşattı.

Sistemin sözkonusu dönemde Kelebeği olan


dolar, üzerinde çok yönlü durarak gösterdiğimiz ikili
karakteriyle, dünyada dolaşmaya başladığı günden
itibaren, sistem açısından negatif olan,bir tohumu da
bağrında taşıdı. Ve zaman içinde, bu olumsuz tohumun
filizlenip yeşerdi. Küreselleşen sistemin temel
ilişkisinin, yani mübadele ilişkisinin, dünya çapındaki
aracı, amacı ve temsilciliğini üstlenen dolar,
sistemin karşısına temel bir sorun olarak dikildi.
Sistem; Küreselleşiyor, dünyasallaşıyor, ama sistemin
temel ilişkisinin aracı, amacı,simgesi ve kelebeği olan
dolar ulusallığını koruyor,kolluyor!..
İşte dünyada yaşanan kızıl, kıyamet de bundan,
bu terslikten kaynaklanıyor!. Ve bu terslikten ötürü
de doların, sistem açısından suyu kaynamıştır, miyadı
dolmuştur, şerre dönüşmüştür diyoruz...

Sistem, yani mübadele ilişkisi sistemi,


tarihsel gelişimi içinde temel ilişkisinin aracı, amacı
ve simgesi olan birçok Kelebek denedi, kullandı.
Sistemin dünyası büyüyüp geliştikçe, bunlara zaman
58

içinde güle güle dedi,diyebildi. Şimdi, yeni bir veda


zamanı geldi. Sıra bu ikili karakteriyle, dünya parası
olmaması gereken dolarla vedalaşmaya geldi!..Sıra,
hayrıyla, şerriyle miyadı dolan, dünya parası rolündeki
dolarla vedalaşmada artık!.

SONUÇ
1) Elli yıldır Doların, Dünya üzerinde kurduğu
emperyal hak ve hukuk temeline dayanan egemenlik ve
saltanatının, baştan beri olgusal planda dökümünü ve
kuramsal planda çözümlemesini yapmaya çalıştığımız
olumlu-olumsuz, hayırlı-şerli tüm birikimleri ile, bugün
bizim önümüze serdiği POTANSİYELLERİN; Bize bir şeyi
dayattığını, bir yol ayrımına geldiğimizi ve Dünyanın
gerçekte artık bir KARAR arifesinde olduğunu görüyoruz.
2) Bunun yanında, geçmişteki önemli
dönüşümlerden farklı olarak bu defa, Dünya çapında büyük
bir dönüşümün arifesinde olduğumuzu gösteren KÜRESEL
boyutta bir altüst oluş yaşanmaktadır.
Ve insanlar, toplumlar ve Devletler, bu kaos
içinde kendilerine bir çıkış yolu ararken; onbin yıldır
eskitilemeyen güç mantığına dayalı ben merkezli bir
anlayışla,fırsat ve menfaat kapılarını zorluyorlar.Bu
yoldaki çağrıların ve fırsatların peşinden koşuyorlar.
Ve yaşadıkları bu gerçekliklerin içinde; kendilerini
hizaya sokan en büyük gücün, doların, doğal kabul
ettikleri görünümünün arkasındaki gerçegi
59

göremiyorlar. Oysa Doların, yukardan beri sergilediğimiz


doğal görünümünün arkasındaki basit gerçek, gözümüzü
örten havı dökülmüş kadife perdenin hafifçe aralanması
ile görülebilecek kadar çıplaktır, yakındır ve de
çekicidir.

Biz buraya kadar ki açıklamalarımızla perdeyi


biraz araladığımızı düşünüyoruz.

Şimdi sıra, çıplak, yakın ve çekici olanı ortaya


koymaya geldi. Ama önce, genelde parayla, özelde de Dolarla
ilgili temel gerçekleri, bir kez daha, bir kaç noktada
kısaca toparlayıp, önümüze koyalım.

1) Dünyadaki 5 milyar insanın, günlük, somut yaşamında


para, temel faktördür ve yaşamın tüm alanlarında, yani
ekonomik, siyasal, toplumsal, bilimsel, teknolojik,
kültürel, sanatsal, ideolojik etkinlikleri ve oluşumları
iten, dürten, motive edip, biçimlendiren ana
belirleyicidir. Para olmadan, insanın yaşayabilmesi
olanaksızdır. 5 Milyar insan için para, olmazsa olmaz
olmuştur. Bu somut gerçeğin bilimsel, soyut ifadesi "Para-
insan" bütünlüğü ya da Para Toplumu formülasyonudur.

2) Dolar, Dünyadaki bütün somut para birimleri


hiyerarşisinin tepesinde oturan ve onların tümünü
belirleyen ve yönlendiren Dünya parasıdır. Dolar bu
niteliği ve konumu nedeniyle, son elli yıllık Dünya
tarihinde olumlu, olumsuz bütün gelişmelerin motoru,
60

lokomotifi olmuştur. Bu motorda, şu ya da bu ölçüde bir


tekleme, ya da arızalanma, tüm Dünyaya yansımış ve tüm
dünyayı etkilemiştir.

3) Yukarda işaret edilen somut yaşam gerçeklerinden ve


tesbitlerden hareketle, Dolar fenomenini örten şalı
kaldırdığımızda ortaya tabak gibi şu basit gerçek
çıkıverir;

a) Hayır-Şer bütünlüğünden oluşan, Dolar gerçeği ve


fenomeni, tarihsel bir dönemece gelmiştir. Bütün
işaretler, alametler artık "Şer" ögesinin öne çıkıp, ağır
basmaya, belirleyici olmaya başladığını göstermektedir.
ABD'nın güçlülüğünde saklı olan, güçsüzlük de apacık ortaya
çıkmıştır.

b) Bu gerçeğe bağlı olarak, ABD'nin elli yıllık


senyoraj hukuku veya Emperyal hukuku; güvenli, sağlam,
yararlı ve hayırlı zeminden kayıp boşlukta kalmış, sistem
ve dünya için gerekli ve yararlı olmaktan çıkmış, tümüyle
zararlı olmaya başlamıştır. Bu hukuk, bizatihi ABD için de,
artık tehlikeli ve zararlı hale gelmiştir.
c) Dolara ilişkin sır ve gerçekler; özünde, sokak-
taki sıradan, donanımsız sade insanların bile rahat-
lıkla algılabileyecekleri kadar basit ve çıplaktır.

d) Bu nedenle, ABD'nin emperyal hukukunu sona


erdirme amacına yönelik, Dünya çapında bir siyasal
irade oluşturma hareketinin; potansiyel olarak
61

milyarlarca destekleyicisi olabilir ve vardır .

ABD'nin emperyal hukukunu, ortadan kaldırmayı,


yani Doların dünya parası olma hukukuyla, boynumuza
geçirdiği kemendi kesmeyi amaçlayan bir hareket; bu
hukukun yerini alacak bir çözüm yolu önerisini de
ortaya koymak durumundadır:
Ancak Siyasetin Fendi, Bu Kemendi Keser:
ABD'nin Emperyal hukukunu kökten ortadan kaldır-
ma sorunu, kısa ve özlü olarak şu şekilde çözülebilir:
Bu çözümde;

a) Doların, Dünya parası olarak, artık ABD' de dahil,


tüm dünya için Şerre dönüşmüş olan gerçeğine bağlı
olarak sergilediğimiz temel gerekçeler yanında, 1944
Bretton Woods, uluslararası sözleşmesinin, tek taraflı
bozulması ve yırtılıp atılması gibi bir olgunun
argümanına da dayanılarak; Birleşmiş Milletler
Teşkilatı, kendi alametine, otorite ve itibarına
sahip, yepyeni bir Dünya parası, örneğin Glob adı
altında, kabul ettiğini ilan eder.

b) 1944 deki, Bretton Woods kararını kabul eden 44


ülkenin, o zaman ABD'ye altın verip, Dolar almaları
gibi, bu defa Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye
devletlerin Merkez bankalarındaki dolarlar, dünya
parası Globlar karşılığında, BMT hazinesine transfer
edilir. Ve bu yolla, BMT Parlamentosu, Globlara da
teminat olan birkaç trilyon dolarlık, ilave bir gelir
62

sağlamış olur.

c) Dünya ticaretinin büyüme ve genişlemisine orantılı


olarak; her yıl ihtiyaç duyulan likit parayı ABD Merkez
Bankası yerine, bundan böyle, BMT Parlamentosu
tarafından bastırılıp piyasalara sürülmekle, Dolar
değeri üzerinden yapılan hesaba göre, senelik en az
120-150 milyar dolar eşdeğerinde, sürekli bir "Glob"
geliri yaratılmış olur.
d) BMT; kendi kasasında toplanan dolarla, belirli bir
plan çerçevesinde Dünya ve ABD Ekonomisini, bütün
halinde canlandırma hedefini gözeten bir uygulamaya
yönelerek; ABD'den dolarlar karşılığında, başta
Dünyanın eko-sistemini, dengesine kavuşturacak
projeler için mal ve hizmet üretmesini istiyebilir.
Dünyanın iki yakasını biraraya getirecek projeler için,
gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeleri de, elindeki
GLOBlarla devreye sokabilir.

e) Birleşmiş Milletler Teşkilatı, böylece, artık kendi


parasını yaratan bir organizasyondan, bir Ortak Dünya
Devleti olma yoluna girmiş sayılır. Elindeki Glob ve Dolar
gibi güçlerle donanmış olan BMT, Dünyanın doksan küsür
bölgesinde ve beldesinde birbirlerini kıran insanların
arasına, doğrudan kendisinin olan genel güvenlik ve asayiş
kuvvetlerini sokarak, Ortak Dünya Devlet olmanın ikinci
adımını da atmış olur. Büyük Devletlere, başta ABD olmak
üzere tâbiyet ve teslimiyetten kurtulur.
63

f) Sistemin, ulus-devlet evresine özgü anlayış ve


yaklaşımların bizzat BMT'nın kendi yapılanmasına yansıyan
uygulamalarıyla oluşmuş bünyesinde; başta Güvenlik
Konseyinde, veto hakkının elli yıldır üzerine oturmuş,
beş büyük devletin, bu imtiyazlarının sona
erdirilmesinden başlayarak, köklü demokratik
değişimler gerçekleştirilir.

g) BMT, Küresel,ortak bir devlet olma sürecini yaşarken,


küreselleşme evresine girmiş olan dünyamızda insanlar da,
karşılıklı etkileşimle sistemde ;

1- Dünyanın, insanı ve doğasıyla, güneylisi ve


kuzeylisiyle bir bütün olduğunu,

2- Bu bütünlükte kendi varlığını ve gelişimini


tehdit eden açmazların ve sorunların; 9 bin yıllık salt
sopa dünyasının yarattıklarına ilave olarak, sistemin
ticari ve sınai sermaye evrelerinde sopa ile kurmak zorunda
olduğu ittifak ve evlilikler dünyasında da başat olan
yokederek yaşama zihniyetinin türlü, çeşitli
uygulamaları sonunda oluşup, evrilip, birikip bu
günlere devredildiğini,

3- Sopa ile bağlarını koparıp, ondan uzaklaştıkca,


sistemin sopadan nitelikce çok farklı yapı ve özsuya,
yani yaşatarak-yaşama, vererek-alma tabiatına sahip
olduğunu, hayatın bu kanalda aktığını; başta ABD'ninki
olmak üzere irili, ufaklı bütün ulus-devlet sopalarının
bu nedenle de mutlaka yok olmaları gerektiğini; giderek
64

daha açık ve daha derinden kavrayarak, uzun geçmişin


bütün kamburlarından hızla kurtulma ihtiyaç ve
zorunluluğunu daha bir şiddetli yaşayacaklar.
Bu süreçte insanoğlunun bilinçli katılımı, katkısı
ve müdahalesiyle, Onun tüm ilişkileri; türüyle ve
doğası ile olan tüm ilşkileri, hızla insanileşecek ve
parsel, devletlerin vatandaşı olmaktan çıkıp,
yaratacağı dünya toplumunun öğesi, bir İnsan
olacaktır. Yani kısaca, para toplumu döneminin
limitlerine ulaşmak için, tü m dünyada coşkulu,
bilincli, hızlı bir dönüşüm süreci yaşanacak. Ve
İnsan-para dünyasının kapıları zorlanacaktır...
Aksi halde;

a) Doların bu olumsuz şerre dönüşmüş niteliğiyle ikili


kimliğinin devam etmesinde, ABD her şeye rağmen
direnirse, küreselleşme süreci, çok yönlü ağır ve
sancılı olacak; dünya çapında şiddetli krizler
yaşanacak, ve geçiş süreci dönemi de, uzayacak. Böyle
bir dünyada, zengin, fakir insanlar ve toplumlar
arasındaki karşıtlık ve düşmanlık keskinleşip
şiddetlenerek, Sosyal dünyayı büyük çatışma ve
patlamalara sürükleyecektir.

b) Göç edeceği bir başka gezegeni olmayan beş, altı


milyar insanın, ana-ata yurdu olan mavi küremizin,
başının birçok yönden dertte olduğu bir döneme
gelindiği, bir sır değildir. Bu dertlere, tez elden bir
65

çare bulunmasının, bilimsel hesaplara göre 1 trilyon


dolar gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Ve önümüzdeki 8-
10 yıl içinde, dünyamızın bu dertlerden kurtulması
zorunlu hale gelmiştir. Fakat, hiçbir ulusa ait
olmayan, ama herkesin olan, gerçek bir dünya parası
yaratılmasına, ABD, pire için yorgan yakarak karşı
çıkarsa; bu para oluşturulamayacaktır bulunamı-
yacaktır.Ve mavi küre de, beş, altı milyar insanıyla
birlikte, gözgöre göre büyük dengesizliklere düşecek
ve türsel zenginliklerini yok edecek; olumsuz
mütasyonlara ve dejenerasyonlara sürüklenecektir.
İşte bu nedenlerle diyoruz ki;

Bizi, olmak ya da büyük kesimimizle yok olmak


dönemecine getirmiş olan Dolar sorununun, çözümü için,
İnsan olmanın gereğini yerine getirmek üzere;

1- Başta küreselleşme sürecini başlatan çokuluslu,


uluslarüstü firma ve kuruluşların,

2- Bu firma ve kuruluşların etki alanı içindeki


siyasi, iktisadi, sosyal, kültürel yaşamın iri kıyım
aktörlerinin,
3- Dünya kamuoyunu biçimlendiren, hatta yaratan
medyaların,
4- Tüm d ü n y a d a k i u l u s - devlet ve d e v l e t - m i l l e t
parlamentolarının ve de çeşitli ad ve boydaki kurum ve
kuruluşların ve tüm bilim, sanat çevrelerinin;

Şapkalarına terkettikleri akıllarını, başlarına


66

toplayarak, tarihsel, evrensel, yaşamsal nitelikte ve


kapsamda, bir karar üretmelerinin ve bunun BMT'da
tezelden siyasi iradeye dönüşmesini sağlamalarının zamanı
artık gelip çatmıştır.

Doların, emperyal krallığının ilgasına ilişkin bir


siyasal irâde oluşturup, gerçekleştiren Dünya, bu
eylemiyle; onbinlerce yıldır taşkınlarıyla, yıkımlarıyla,
kırımlarıyla, bozgunlarıyla, sapmalarıyla, anafor-
larıyla, ters akımlarıyla ve coşkulu çağlayanlarıyla,
kendiliğinden akan insanlık nehrinin bu serüvenine, kendi
tarihinde ilk kez bilinçlice müdahale etmiş olacaklardır.
Bu bağlamda Dünya, kendi yaşamının serüvenlere ve
belirsizliklere bırakılmayacak kadar değerli ve
vazgeçilmez olduğunu görmüş olacaktır. Ve gene kendi
tarihinde ilk kez, böylesine bir ortak iradeyi oluşturma
düzeyine yükselen insanoğlu, gerçek anlamda Eşref-i mahluk
olmanın bilincini ve hazzını tatmış olacaktır.
67

D AV E T
Yoğun bir ilgiyle ve muhtemelen şaşarak
okuduğunuzu sandığımız, ama ne kadar başarılı
olduğumuzu kestiremediğimiz bu “maarifetname"nin
eksiği, gediği ve de kusuru olabileceğini
düşünebilirsiniz. Elli, altmış sayfaya sığdırılan
temel sorunların, irdelemesinde kaçınılmaz olan yoğun
anlatımda, mükemmeli yakalamayı hiçbir şekilde
düşünmedik.
Amacımız;
olabildiğince kısa,özlü ve
anlaşılabilir bir biçimde bilinebilir-
lerin altını çizerek va onlara
dayanarak; bugüne kadar görülüp dile
68

getirilmemiş olmasına şaştığımız,


beş,altı milyar insanı ilgilendiren bir
GERÇEĞE ışık tutmak.
Işık tutarak görülebilir hale getirdi-
ğimiz, yadsınamaz gerçeğe,
küreselleşme ile doların ikili
karakteri arasındaki temel karşıtlığa;
bu gerçeklikte yaşayan, aklı-canlı
insanların dikkatini çekmek,
ve de bu temel karşıtlığın
çözülüp,ortadan kaldırılması için
zorunlu olan pratiğe,öncelikle
ülkemizdeki aklı-canlı insanları
katkıda bulunmaya davet etmek.
Bildiğiniz gibi çöküntü,kargaşa ve belirsizliğin,yaygın
ve yoğun olduğu her kaos ortamı, aklı-cansız insanlar
için FIRSATLAR ortamıdır.Kurtlar,yani benler, dumanlı
havayı sever.Bu havada kendinden geçer...
Aynı kaos ortamı,aklı-canlı İnsanlar için,özlemi
duyulan, daha iyi ve yeni bir dünyaya geçiş için koşul-
ların olgunlaştığı bir süreç olarak görülür ve değer-
lendirilir. Değişim ve dönüşümün, imkân ve fırsatları
aranır. İşte biz bu bağlamda öncelikle ülkemizdeki
aklı-canlı İnsanlara yöneliyoruz ve de düşünüyoruz ki;
aklı-canlı İnsanlarımızın öncülüğünde
başlayacak bir hareket, ülkemiz, toplu-
mumuz ve insanımızın makûs tarihini
değiştirebilir.Ve insanlık camiasında
Ona, özlemi duyulan saygın
ve onurlu bir konum kazandırabilir.
69

Bu değerlendirmeler ışığında,ülkemizdeki aklı-canlı


İnsanların öncelikle biraraya gelerek,bu amaç doğrul-
tusunda ortak irade oluşturmalarını mümkün kılacak bir
ortama, bir zemine ve yapıya ihtiyaç olduğunu düşünü-
yoruz.
Dünyadaki aklı-canlı İnsanlarla ve onların etkin ol-
duğu kurum ve yapılarla ilişkiye geçebilmek ve onlarla
bu ortak iradeyi paylaşabilmek için de böyle bir
yapılanmanın gereğine inanıyoruz.
Ve Türkiye koşullarında, belirttiğimiz amaca
yönelik bir yapılanmanın en uygun modelinin de bir
VAKIF olacağını düşünüyor ve bunu öneriyoruz.
Bu davet,düyünceleriniz,önerileriniz vu katı-
lımınızla değerlenip,gerçekleşecek.
Saygılarımızla
,
30 Mayıs 1993/ Pendik-ISTANBUL
Mustafa OKTAY Yurdaer ERŞAN

NOT;Genel Güç İlişkileri Sisteminin parçaladığı insanların


dünyasında,her zaman ve her yerde olduğu gibi ülkemizde
de aydınlar, kendilerinden sâdir olmayan düşünceler,
görüşler, bulgular, girişimler vb. karşısında; sopanın
yada paranın, zoru ve otoritesinin dayatması dışında,
genellikle bu tür girişimlere duyarsız,ilgisiz ve
sessiz kalmışlardır. Giderek birbirlerine sirayet
ettirdikleri, bir susuş kumkumasına gömülmüşlerdir.

Böylece, gerçek anlamda aydınların ortak özelliği


70

olan, insanal duyarlılıklarını da köreltmişlerdir. Biz,


bütün bu gerçekliği bile bile, yaşadığımız dönemin
özgünlüğüne ve yaşadığımız tarihsel ezikliklerden kur-
tulma özlemimize dayanarak, bu davetin yankı ve ilgi
bulacağını ümid etmek istiyoruz.