Vous êtes sur la page 1sur 40

 KURTULUŞ CEPHESİ

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede

Zafer Bizim Olacaktır!

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 20 SAYI: 113 Ocak-Şubat 2010

Çaresizlik ve Çare

“Sovyetler Birliği’ni Çökertmek”


Askeri Vesayetten
Sivil Vesayete Geçiş

Genelkurmay ile Fettullahçı Cemaat


Arasında “Consensus”
ya da “Uyumlu Çatışma”

Savaş Planlaması
ve Planlı Darbe

Ulaş Bardakçı
İlker Akman, Hasan Basri Temizalp, Yusuf Ziya Güneş
Yüksel Eriş
Nedim Atılgan
Mustafa Atmaca

Demokrasi ve
Hukuk Devleti

%100 Dumansız Hava Sahasında


Tekel İşçileri

Gemiler ve Fareler
Küçük Kara Balığın İntiharı
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

“Askeri vesayet”, “sivil vesayet”, “askeri ÇARESİZLİK


darbe”, “sivil darbe” tartışmaları ortasın- VE
da solun durumu üzerine bir değerlen-
dirme. 3 ÇARE

“Kozmik oda” aramalarıyla birlikte “SOVYETLER BİRLİĞİ’Nİ ÇÖKERTMEK”


“yandaş medya”da boy gösteren ve A.
ASKERİ VESAYETTEN
Gül’ün ağzından ifade edilen “Sovyetler
SİVİL VESAYETE
Birliği’ni Çökertmek” söylemi ve “sivil
vesayet” üzerine bir değerlendirme. 10 GEÇİŞ

GENELKURMAY İLE
“Seferberlik Tetkik Kurulu”nda 26 gün
süren aramanın arka planındaki “çatış-
FETTULLAHÇI CEMAAT ARASINDA
“CONSENSUS”
ma/uyum” ilişkisi üzerine.
15 YA DA “UYUMLU ÇATIŞMA”

Beş bin sayfa olduğu söylenen “Balyoz


SAVAŞ PLANLAMASI
darbe planı”yla başlayan tartışmalara
VE
ilişkin bir irdeleme.
20 PLANLI DARBE

Ve yanındakinin kanlı başı omzuna


değince, ULAŞ BARDAKÇI
ona sıra gelince
İLKER AKMAN
sayısını saydı...
Söz istemez HASAN BASRİ TEMİZALP
Yaşlı göz istemez
Çelenk melenk lazım değil
24 YUSUF ZİYA GÜNEŞ
YÜKSEL ERİŞ
Susun NEDİM ATILGAN
Sıra Neferi Uyusun... MUSTAFA ATMACA

Demokrasi, hukuk ve hukukun üstünlü-


ğü söylemleri altında yürütülen hukuk- DEMOKRASİ
suzluk üzerine bir irdeleme. VE
27 HUKUK DEVLETİ

Tekel işçilerinin direnişi ve direnişinin %100 DUMANSIZ


ortaya çıkardığı gerçekler üzerine bir HAVA SAHASINDA
irdeleme.
32 TEKEL İŞÇİLERİ

Behrengi’nin “Küçük Kara Balık”ıyla bü- GEMİLER VE FARELER


yütülmüş aydın kesimin AKP’nin baskısı
karşısındaki tutarsızlığı üzerine. KÜÇÜK
KARA BALIĞIN
35 İNTİHARI

KURTULUŞ CEPHESİ http://www.kurtuluscephesi.com


SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür http://www.kurtuluscephesi.org
Yazışma Adresi: http://www.kurtuluscephesi.net
Postfach 1414 http://www.kurtuluscephesi.de
55504 Bad Kreuznach / Deutschland E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayı İLKER Matbaası’nda basılmıştır. Baskı Tarihi: 5 Şubat 2010


Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

Çaresizlik
ve Çare

Genel söylemle, “sol”, herkesin bildiği “muğlak” ve “lose” oluşumlar, yeni yetişen
gibi belirsiz ve niteliksiz bir sözcüktür. Özel kuşak tarafından “örgüt” olarak algılanmış
olarak bir sınıfın siyasal bir tutumunu tanım- ve öyle kabul edilmiştir.
lamaz. Ancak devrim mücadelesinin her le- 12 Eylül öncesinin “solcu” küçük-burju-
gal faaliyeti (legalizm değil), hemen her du- vaları, 12 Eylül sonrasında kendi çocukları-
rumda bu belirsiz ve niteliksiz sözcüğü kul- nı (yeni kuşağı) “sen önemlisin” masallarıy-
lanmak durumunda kalmış ve giderek de la büyütürken, “bireysellik”, “kimlikçilik”,
bunu kavramlaştırmıştır. “köken arayışı” vs.’ler sınıflar üstü bir konu-
Ülkemizde önce İsmet İnönü’nün “orta- ma ulaştırılmıştır.
nın solu”yla “halka açılan” “sol” sözcüğü, Bu ortamda ve bu hava içinde 2000’li yıl-
1968’den sonra, bir yandan devrimci genç- lara girildi.
lik (Dev-Genç) mücadelesiyle, diğer yandan 2000’li yıllar, bir ya da iki istisna dışında
Ecevit’in “demokratik sol”uyla kitleselleş- tüm illegal sol örgütlerin legalize olmasıyla
miştir. Devrimci sol, kendisini Dev-Genç’le nitelenebilir. Her ne kadar Mahir Çayan yol-
simgeleştirirken, legal ve düzen içi sol Ece- daşın evrim ve devrim aşamalarına ilişkin
vit’in CHP’siyle özdeşleşmiştir. Devrimci ha- saptamasına karşı çıksalar da, “uzun bir ev-
reket, THKP-C ve THKO’nun 1971-1972 yıl- rim dönemi”nin çalışma tarzı, örgütlenme
larındaki silahlı mücadelesiyle, açık biçim- anlayışı ve “siyaseti” bu legalizasyonla bir-
de legal ve düzen içi soldan ve solculuktan likte “sol”da (artık tırnak içinde “sol” haline
kesin çizgilerle ayrılabilir bir niteliğe ulaş- dönüşen solda) egemen olmuştur.
mıştır. Ancak hiç bir sol “inisiyatif ”, “platform”
12 Mart, 12 Eylül, Turgut Özal’lı yıllar, vb. ya da “sol örgüt”, Mahir Çayan yoldaşın
Sovyetler Birliği’nin dağıtılması, “globalizm” tanımladığı biçimde “uzun bir evrim döne-
propagandası sürecinden geçilerek 2000’li mi”nde bulunulduğundan açıkça söz etme-
yıllara gelindiğinde, sol, artık devrimci sol- se de, tüm “sol”, neredeyse bu tanımlama-
dan, devrimci hareketten daha çok, solun yı harfi harfine izleyen bir ve tek çizgiye sa-
“renkleri”, “çeşitleri”, “söylemleri” gibi “bir hip olmuştur.
şeyler”le ya da düpedüz “halkın devrimci “Evrim döneminin devrimci hitap
solu” “gibisinden” bir şeylerle karmakarışık dili, Almancadır. Almanca konuşma
olmuş, sınır çizgileri silikleşmiş ve çoğu döneminde ihtilâlci atılıma yer yok-
alanda tam olarak yok olmuştur. tur. Bu dönemin devrimci çalışma
1990’ların başlarında, “kimlik arayışı”yla, tarzı proletaryayı bilinçlendirmek, ör-
“önce birey olmak” öne çıktıkça da, solun gütlendirmek, proletarya ile öncüsü-
örgütselliği, örgütsel niteliği de ortadan kal- nün bağlarını sıklaştırmak, emekçi
dırılmıştır. Neredeyse her dernek, “inisiya- halk kitlelerini proletaryanın safları-
tif ”, “platform”, “kolektif ” vs. devrimci siya- na kazanarak devrim için eğitmek-
sal örgütlenmenin yerini almıştır. Bu türden tir. 
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

Eğer proletarya partisi kurulmuş Eğer bir ülkede milli bir kriz yoksa, öznel
ise, devrimci çalışma o partiyi prole- koşullar (öncünün varlığı ve kitlelerin örgüt
ter siyasi kitle partisi haline getirmek; ve bilinç düzeyi) ne düzeyde olursa olsun
çeşitli mesleki örgütler aracılığıyla gerçek bir devrimden söz edilemez. Bu du-
kitlelerle organik bağlarını sıklaştır- rumda nesnel koşulların (milli kriz) olgun-
mak, proletaryanın ve emekçi halkın laşmasına kadar sürecek olan bir evrim
sınıf bilincini yükseltmek, demokra- aşaması çalışması söz konusudur. Dolayısıy-
tik muhalefetin en solunda yürüye- la da marksist-leninist partiler, nesnel koşul-
rek, hakim sınıfları yoğun politik pro- lar olgunlaşana kadar tüm çalışmalarını ev-
paganda ile teşhir etmektir. rim aşaması çalışması olarak planlar ve yü-
... evrim dönemlerinde parlamen- rütürler.***
toyu boykot etme, genel siyasi grev- Yine Lenin’in milli kriz tanımında açık-
lere gitme, silahlı eylemin her türüne ça ifade edildiği gibi, nesnel koşullar ne
başvurma metodları devrimci değil- denli olgunlaşmış olursa olsun, eğer öznel
dir. Bu dönemde bu metodlara baş- koşullar yetersizse bir devrimci durumdan,
vurma sol oportünizmden başka bir devrimden söz edilemez. Dolayısıyla da
şey değildir. Devrimci çalışma me- devrim aşamasına ilişkin çalışma tarzı söz
todları, başta proletarya olmak üze- konusu değildir.****
re emekçi kitleleri bilinçlendirme, Buraya kadar emperyalist aşamada dev-
propaganda, özel ekonomik grevler
ve demokratik muhalefettir.”*
ci bir durumun göstergeleri, genel olarak nelerdir?
Bugün, kendisini “sol” olarak tanımla- Başlıca şu üç göstergeyi ileri sürerken yanılmadığımı-
yan, “komünist”, “marksist”, “leninist” ve za inanıyoruz: 1) Egemen sınıflar için egemenlikleri-
hatta “maoist” sıfatları kullanan “sol”, böy- ni değişmez bir biçim altında sürdürme olanaksızlığı;
lesine açık bir evrim dönemi çalışma tarzı- şu ya da bu biçimde ‘üstteki sınıflar’ arasında buna-
lım, egemen sınıfın politikasında, ve ezilen sınıfların
nı izlemeye çalışırken, bu çalışma tarzının hoşnutsuzluk ve öfkesinin kendine yol açacağı bir çat-
oportünist, pasifist, teslimiyetçi ve kuyrukçu lak oluşturan bir bunalım. Devrimin patlaması için,
niteliğinin anlaşılmaması için de, evrim ve genellikle ‘alttaki sınıflar’ın eskisi gibi yaşamayı ‘iste-
devrim aşamalarından, bu aşamaların bir- memesi’ yetmez, ama ‘üstteki sınıfların artık bunu ya-
pamaması’ da gerekir. 2) Ezilen sınıfların yoksulluk
birinden ayrılmasından hiç söz etmez. ve sıkıntısının, her zamankinden çok kötüleşmesi. 3)
Evrim aşaması ile devrim aşamasını bir- ‘Barış zamanı’nda kendini ses çıkarmadan soyduran,
birinden kesin çizgilerle ayırarak, devrimin ama çalkantılı zamanlarda genel olarak bunalım ta-
nesnel ve öznel koşullarının yetersiz oldu- rafından olduğu denli, ‘üstteki sınıflar’ın kendisi tara-
ğundan yola çıkarak “uzun bir evrim döne- fından da bağımsız bir tarihsel eyleme doğru itilen yı-
ğınların etkinliğinde, yukarıda belirtilen nedenlerden
mi”nde bulunulduğu, dolayısıyla “evrim dö- ötürü görülen artış.
nemi” çalışma tarzının temel olduğu iddia- Yalnızca şu ya da bu grup ve partinin değil, ama
sı açıkça söylenmese de, pratikte tümüyle şu ya da bu sınıfın iradesinden de bağımsız bu nes-
bu mantık içinde hareket edilir. nel değişiklikler olmadıkça, devrim, genel kural ola-
rak, olanaksızdır. Devrimci bir durumu, işte bu nes-
Marksist-leninist teori ve pratik açısından nel değişikliklerin tümü oluşturur.” (Lenin, Proletar-
evrim ve devrim aşamaları, devrimin nes- ya Devrimi ve Dönek Kautsky, s. 136-137.)
nel ve öznel koşullarına bağlı olarak sapta- *** 70’li yıllarda, devrimin bir “umut” olmaktan
nır. Leninist tanıma göre, emperyalist dö- öte somut bir gerçeklik olarak görüldüğü yıllarda ev-
rim ve devrim aşamalarını basit bir nicelik birikimi ve
nemde devrimin nesnel koşulları, sistemin
nitelik dönüşümü olarak tanımlayan oluşumlar orta-
bütünü açısından mevcuttur. Ancak eşitsiz ya çıkmıştır. Oysa, Mahir Çayan yoldaşın yazılarında
gelişim yasası nedeniyle, devrimler zaman- açıkça ifade edildiği gibi, evrim ve devrim aşamaları
daş olmayacaktır. Çünkü sistemin bütünün- devrimci mücadelenin değişik evrelerindeki çalışma
deki nesnel koşulların her ülkenin özel ko- tarzına ilişikin kavramlardır. Basit biçimde nicelik ve
nitelik olarak kavranamaz.
şullarına yansıması farklıdır. Bu nedenle, **** “... devrim her devrimci durumdan değil,
devrimin nesnel koşulu, tek tek ülkelerde- ama yalnız yukarıda sayılan nesnel değişikliklere öz-
ki krizin (milli kriz)** boyutuyla belirlenir. nel bir değişikliğin, yani devrimci sınıfa ilişkin olarak,
hatta bunalımlar çağında bile, eğer ‘düşürülmez’se,
* Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim I. hiçbir zaman ‘düşmeyecek’ olan eski hükümeti ta-
** “Bir marksist için, devrimci bir durum olma- mamen (ya da kısmen) yıkacak denli güçlü yığınsal
dıkça devrimin olanaksız olduğu kuşkusuzdur, ama devrimci eylemler yürütme yeteneğinin de gelip ek-
 her devrimci durum da devrime yol açmaz. Devrim- lendiği durumdan doğar.” (Lenin, agy, s. 137.)
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

rim durumunun (ya da devrimci durum) termektedir ki, ülkemizde devrimin nesnel
belirleyicisinin milli kriz olduğunu ve böyle koşulları her zaman mevcuttur ve her za-
bir krizle birlikte ortaya çıkan devrim duru- mankinden çok daha olgundur.
munda, eğer kitlelerin örgüt ve bilinç düze- Ama,
yi yeterliyse devrimin olabileceğinden söz Gerçek 4: “Sol güçsüzdür”, legalistlerin
ettik. Ve dedik ki, bu durum söz konusu ol- “en büyüğü”nün kitlesel desteği binde bir-
madığı sürece, devrimci çalışma tarzı kesin- ler düzeyindedir, kitleler örgütlü değildir, bi-
kes “devrim aşaması” çalışma tarzı olamaz. linç düzeyi “köşedönmecilik”in ötesine geç-
Yani silahlı eylem yöntemleri (silahlı ayak- memiştir. Ülkenin ve dünyanın koşullarının
lanma, gerilla savaşı vb.) temel alınamaz. bilincinde olanlar toplumun olağanüstü kü-
Burada belirgin olan evrim ve devrim çük bir azınlığını oluştururlar ve bunların ço-
aşamalarının birbirinden kesin çizgilerle ay- ğunluğu da küçük-burjuva aydınlardan olu-
rılması ve her aşamanın çalışma tarzının bir- şur. Yani devrimin öznel koşulları mevcut
birinden farklı olmasıdır. Evrim aşamasında değildir.
silahlı eylem yöntemleri asla temel alına- Bu dört temel gerçekten yola çıkıldığın-
maz, aynı şekilde devrim aşamasında da ev- da garip bir durumla karşı karşıya kalınır.
rim aşamasının barışçıl yöntemleri sürdürü- Nesnel koşullar açısından devrim duru-
lemez. mu mevcuttur, ama öznel koşullar olabile-
Ve böylece ülkemizdeki tüm “sol”un “or- cek en kötü durumdadır. Devrim yapılması
tak paydası” net biçimde ortaya çıkmakta- ne kadar kaçınılmazsa, devrimi yapacak kit-
dır. İster devrimin nesnel koşullarının olma- lelerin varolmayışı da o kadar gerçektir.
dığından, ister öznel koşullarının olmadığın- Bu “garip” durumda, ister istemez tari-
dan söz edilsin (ki bunlardan hiç söz etme- he, dolayısıyla da tarihin somutluğundan
mek “sol”un bir başka “ortak paydası”dır), çıkmış olan teoriye başvurmak gerekir.
her durumda evrim aşaması çalışma tarzı Mahir Çayan yoldaşın, Kesintisiz Devrim
temeldir, silahlı eylem yöntemleri temel alı- I’de “teorik” olarak ifade ettiği gibi, “Leni-
namaz. Hatta silahlı eylem yöntemleri “şid- nist ayrıma göre, devrim aşamasında oluna-
detle” kınanır (üstelik “şiddetin her türlüsü- bilmesi için a) proletaryanın bilinç ve örgüt-
ne karşıyız” söylemiyle). lenme seviyesinin devrim için yeterli olma-
Bu konulara ilişkin kendilerine özgü bir sı gerekir. (Devrimin subjektif şartlarının uy-
görüşleri olmasa da, kendilerine yönelik her gun olması gerekir). b) Ezeni de, ezileni de
eleştiriye karşı Mahir Çayan yoldaşın evrim etkileyen bir milli bunalımın olması şarttır.”
ve devrim aşamalarına ilişkin saptamaların- Ama yaşanılan koşullarda birincisi yoktur,
da kendilerine bir dayanak ararlar. Ve eski- ikincisi olgundur.
miş “THKP-C kökenliler” sayesinde de bir Şimdi ne olacak?
dayanak bulurlar. Eksik olan yan, devrimin öznel koşulla-
Ancak bütün bunlar “teorik” denilerek rı, yani kitlelerin bilinçli ve örgütlü olması-
de kolayca bir yana bırakılabilir. Hatta dır. Öyle ise, asıl olan kitleleri bilinçlendir-
Lenin’in Goethe’den aktardığı ünlü söze, mek ve örgütlemektir. Bu da (“teorik” ola-
“teoride her şey gridir, ama yaşam ağacı ye- rak) evrim dönemi çalışma tarzının yürütül-
şildir” sözüne gönderme yaparak teorik sap- mesi demektir!
tamalar yerine “pratik”ten, “somut gerçek- İşte, nereden bakılırsa bakılsın, her du-
likten” söz edilebilir. rumda varılan yer, “uzun evrim dönemi”dir.
İşte Türkiye. Diğer bir ifadeyle, “Devrim aşaması, kısa bir
Gerçek 1: Ekonomik kriz, her seferinde andır. Evrim aşaması uzun bir süreçtir.”
daha da genişleyerek ve şiddetlenerek sü- Bir kez daha yineleyelim: “evrim dö-
rekli mevcuttur. nemlerinde parlamentoyu boykot etme, ge-
Gerçek 2: Ahlaktan dine, bireysel ilişki- nel siyasi grevlere gitme, silahlı eylemin her
lerden aile ilişkilerine kadar topyekün ve sü- türüne başvurma metodları devrimci değil-
rekli bir toplumsal bunalım mevcuttur. dir. Bu dönemde bu metodlara başvurma
Gerçek 3: Her gün yaşanan olaylarda sol oportünizmden başka bir şey değildir.
herkesin açıkça gördüğü gibi sürekli bir si- Devrimci çalışma metodları, başta proletar-
yasal kriz mevcuttur. ya olmak üzere emekçi kitleleri bilinçlen-
Bu üç temel alana ilişkin üç gerçek gös- dirme, propaganda, özel ekonomik grevler 
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

ve demokratik muhalefettir.” kadar az olduğundan devrimin gerçekleşti-


Bugünkü “sol”un ne yaptığına baktığı- rilmesi olanaksızdır.
mızda (“ya siz?” diye soracak olan sabırsız Bu durumda temel sorun, devrimin öz-
ya da “münafık” okuyucumuzdan bir süre- nel koşullarının yaratılmasıdır.
liğine “acilci” olmamasını, sabırlı olmasını Ancak, nesnel koşulların gelişim hızı ile
isteyeceğiz), yapılmaya çalışılanın tam da öznel koşulların yaratılmasına yönelik “ça-
bu olduğu görülecektir. lışma tarzı”nın yavaşlığı arasında büyük bir
Evrim ve devrim aşamaları, ister “teorik” çelişki mevcuttur. “Sol”un legalist çalışma
olarak birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış tarzının kaplumbağa hızıyla, nesnel koşulla-
olsun, ister ülkenin somut koşullarının “ga- rın hızına yetişmek olanaksızdır.
rip” durumundan yola çıkarak, “dün dünde Öyleyse ne yapmalı?
kaldı, bugün yeni şeyler söylemek lazım” Bu sorunun iki farklı yanıtı vardır:
denilsin, her durumda uzun bir evrim dö- 1) Nesnel koşullar ne kadar olgun ve hız-
nemi yaşandığı kabul edilmektedir. la gelişirse gelişsin, her durumda kitleleri bi-
Elbette “uzun” bir evrim dönemi yaşan- linçlendirmek, örgütlemek, kitle ile örgütün
dığı kabul edilse de, nesnel koşullar (eko- bağlarını sıklaştırmak, emekçi halk kitlele-
nomik, toplumsal ve siyasal bunalımlar) her rini proletaryanın saflarına kazanmak, onla-
geçen gün olgunlaşmaktadır. Nesnel koşul- rı eğitmek ve yeni kadrolar çıkarmak için
lar açısından devrim yapılması, siyasal ikti- legal, barışçıl, yani mevcut çalışma tarzını
darın ele geçirilmesi giderek kaçınılmazlaş- sürdürmek.
maktadır. Ama bunu yapabilecek güç (öz- Nesnel koşulların böylesine olgun oldu-
nel koşullar) mevcut değildir. ğu, siyasal olayların böylesine hızlı geliştiği,
Özellikle son yıllarda yaşanılan siyasal ekonomik krizlerin birbirini takip ettiği, top-
olaylar, emperyalist ülkelerin ülkeye doğru- lumsal huzursuzluğun her geçen gün arttığı
dan siyasal müdahalelerinin, AKP iktidarı- bir ortamda, böylesi bir “evrimci” çalışma
nın “ılımlı islamcılığı”nın ve bunun karşısın- tarzıyla ilerleme sağlamak, kitleleri etkile-
da “ulusalcılar”ın sefaletinin, “merak etme- mek olanaksızdır. Bu nedenle de, “umudu
yin ordu var”ın zavallılığının, devrimci bir büyütme”ye yönelik “inanç söylemleri” öne
hareketi ne kadar gerekli ve zorunlu kıldığı çıkartılır. Olayların gelişim hızına ayak uydu-
da açıktır. Ama iktidarı alabilmek için ge- rulamayacağı için de, varolan “kitle” deği-
rekli güç (öznel koşullar) mevcut değildir. şik sokak çatışmalarıyla, çatışmalı “kitle”
Nesnel koşullar devrimi, devrimci iktida- gösterileriyle elde tutulmaya çalışılır. Böyle-
rı gereklilik ve zorunluluk haline getirirken, ce nesnel koşulların olgunlaştığı bir ortam-
devrimcilerin bunu gerçekleştirecek güce, da “evrim dönemi” çalışma tarzı, elde ola-
olanağa sahip olmaması, her durumda ile- nı koruma çabasına dönüşür. Ve yaşayarak
rici, demokrat, yurtsever ve devrimci insan- görüldüğü gibi, bu yöntem de işe yarama-
ların devrimci örgütlere, “sol” örgütlere gü- maktadır.
vensizliği, inançsızlığı beraberinde getirmek- 2) Nesnel koşulların olgunlaştığı, siyasal
tedir. “Uzun evrim dönemi”ne uygun lega- olayların hızla geliştiği vb. bir ortamda, öz-
list çalışma tarzıyla sağlanan bir avuç kad- nel koşulların yaratılması ve geliştirilmesi
ro da, bu güvensizlik ve inançsızlık içinde için “evrim dönemi” çalışma tarzının dışın-
eriyip gitmektedir. da başka, farklı bir çalışma tarzı uygula-
Özetlersek: Ülkemizde, devrimin olma- mak.
sı için gerekli nesnel koşullar her zamankin- Bugün devrimci solun ve “sol”da yer
den çok daha fazla olgundur. Gerek emper- alan herkesin karşısında duran bu iki temel
yalist sistemin genel bunalımlarının dina- yoldur. Ya biri, ya diğeri.
mikleri, gerek ülkemizdeki ekonomik, top- “... emperyalist hegemonya altın-
lumsal ve siyasal bunalımlar, bir yandan daki ülkelerde, (ister II. bunalım dö-
devrimi gerekli ve zorunlu kılarken, diğer neminin emperyalist hegemonyası-
yandan devrimin koşullarını daha da olgun- nın dışsal bir olgu olduğu feodal, ya-
laştırmaktadır. Ama bu gereklilikleri ve zo- rı-feodal ülkelerde olsun, isterse de
runlulukları gerçekleştirecek güç, yani öz- III. bunalım döneminde emperyalist
nel koşullar (kitlelerin bilinç ve örgütlenme hegemonyanın içsel bir olgu olduğu
 düzeyi) yetersiz, hatta “hiç” denilebilecek emperyalist-kapitalist üretim ilişkile-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

rinin egemen olduğu geri-bıraktırıl- rinden ayırmak olanaksızdır.


mış ülkelerde olsun) evrim ve dev- Bu, birinci tarihsel olgudur.
rim aşamaları, (Çarlık Rusya’sında ol- Devrimin nesnel koşulları her dönem
duğu gibi zayıf da olsa) içsel dina- mevcut olmasına rağmen, devrimin gerçek-
mikle kapitalizmin geliştiği ülkelerde- leştirilmesi için gerekli olan öznel koşullar,
ki gibi kesin çizgilerle ayrılamaz. yani kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyi
Bu tip ülkelerde devrim aşaması eşdeğer gelişmez. Kitleler, gerek günlük ge-
kısa bir aşama değil, oldukça uzun çim derdi vb. nedeniyle, gerek düzenin şu
bir aşamadır. Evrim aşamasının ne- ya da bu partisine “umudunu” bağlayarak,
rede bittiğini, devrim aşamasının ise gerekse de düzenden “umutlarını” kesme-
nerede başladığını tespit etmek fiilen yerek devrim mücadelesinden uzak durur-
imkansızdır. Her iki aşama iç içe gir- lar ve hatta çoğunluk olarak devrimci mü-
miştir. cadeleye karşı çıkarlar. Mevcut düzenin eko-
Bu ülkelerdeki emperyalist hege- nomik, toplumsal ve siyasal bunalımları kit-
monya bağımsız bir milli burjuvazi- leleri giderek daha fazla etkilese de, kitlele-
nin gelişmesine engel olduğundan rin hoşnutsuzluğunu daha da fazla artırsa
ülke kapitalist bir ülke olsa bile, var da, bunlar düzene karşı bir mücadeleye, ey-
olan kapitalizm kendi iç dinamiği ile leme dönüşmez. Kitlelerin ekonomik, top-
gelişemediğinden çarpıktır, emperya- lumsal ve siyasal bunalımlardan kaynakla-
lizme göre biçimlenmiştir. Emperya- nan huzursuzluğu ve hoşnutsuzluğu ile mev-
list hegemonya toplumun kendi iç di- cut düzen arasında (oligarşik düzen) suni
namiği ile gelişmesine engel olduğu bir denge mevcuttur.
için ülke alt yapı ilişkilerinden üst ya- Bu suni denge, nesnel koşullara eşdeğer
pısına kadar, milli bir kriz içindedir. bir öznel gelişmenin olmasını engelleyen en
Bu milli kriz, tam anlamı ile olgun temel etmendir.
değildir. Ancak şu veya bu ölçüde Bu da, ikinci tarihsel olgudur.
vardır. Var olan bu krizin derinleştiri- İşte bu iki tarihsel olgudan hareket edil-
lip olgunlaştırılması, tamamen o ül- diğinde, (tüm zamanlarda olduğu gibi) nes-
ke devrimcilerine bağlıdır. nel koşullar devrim için olabildiğince olgun-
Özetle söylersek, emperyalist he- laşırken öznel koşulların yetersizliğini alt et-
gemonya altındaki bütün geri-bırak- menin yolu, suni dengeyi bozmaktan ge-
tırılmış ülkelerde milli kriz, tam anla- çer.
mı ile olgunlaşmış olmasa bile mev- Suni dengeyi bozmak, bir yandan mev-
cuttur. Bu ise devrim durumunun sü- cut düzene karşı varolan tepkilerin açığa çı-
rekli olarak var olması, evrim ve dev- kartılmasını, eyleme dönüşmesinin koşulla-
rim aşamalarının iç içe girmesi, bir rının yaratılmasını, diğer yandan kitleleri bi-
başka deyişle silahlı eylemin objektif linçlendirmeyi ve örgütlemeyi içerir.
şartlarının mevcudiyeti demektir.”* Bu bozma eylemi, evrim dönemi çalış-
Ne kadar “eski” bir değerlendirme! ma tarzından tam olarak farklı bir mücade-
Bugüne kadar hep söyledik ve şimdi de le biçimini gündeme getirir. Kendi “ezberi-
söylüyoruz: Bizim gibi ülkelerde kapitalizm miz”in sözleriyle, silahlı propagandanın te-
iç dinamikle gelişmediğinden, yukardan mel mücadele biçimi olarak yürütülmesi ge-
aşağıya, emperyalizmin çıkarlarına ve is- rekir.
temlerine uygun olarak geliştirildiğinden “Silahlı propaganda, belli bir dev-
çarpıktır. Bu çarpıklık nedeniyle, emperya- rimci stratejiden hareketle, emekçi
lizme bağımlı ülkemizde devrimin nesnel kitlelere elle tutulur, gözle görülür
koşulları (milli kriz) her dönemde mevcut- maddi ve somut eylemlerden hare-
tur. Bazı dönemlerde olgunlaşırken, bazı dö- ketle, soyuta gider. Maddi olaylar et-
nemlerde zayıflar, ama her zaman varlığını rafında siyasi gerçekleri açıklayarak,
sürdürür. Bu nedenle, milli kriz, bu ya da şu kitleleri bilinçlendirir, onlara politik
döneme özgü ve sadece bu ya da şu dö- hedef gösterir. Silahlı propaganda,
nemde ortaya çıkan bir olgu değildir. Dola- halkın düzene karşı olan memnuni-
yısıyla milli krizin varlığına dayanarak evrim
ve devrim aşamalarını kesin çizgilerle birbi- * Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim II-III. 
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

yetsizliğini ajite eder, onları emper- Bugün, ekonomik, toplumsal ve siyasal


yalist beyin yıkamanın giderek etki- düzeni değiştirebilecek hiç bir sınıfsal özel-
sinden kurtarır. Önce kitleleri sarsar, liğe sahip olmayan kadın hareketi, çevreci-
giderek de, bilinçlendirir. Merkezi lik, işsizler hareketi vb.’nden, “Kürt sorunu”-
otoritenin görüldüğü gibi güçlü olma- nun AKP (ve asıl olarak Amerikan emper-
dığını, onun kuvvetinin herşeyden yalizmi) eliyle “çözülmesi”nden “medet”
önce yaygara, gözdağı ve demagoji- umulması (bir aralar “küreselleşme karşıtı
ye dayandığını gösterir. hareket”ten “medet” umulduğu gibi), özce-
Silahlı propaganda, herşeyden ön- si nesnel koşullardaki gelişme karşısında öz-
ce, günlük maişet derdi, vs. içinde nel gücün olmayışının yarattığı “çaresizlik”,
kaybolan, emperyalist yayınla şartlan- her seçim sonrasında yaşanılan “kişisel boz-
mış, düzenin şu veya bu partisine gun havası”, gerçek devrimci yolun, gerçek
‘umudunu’ bağlamış kitlelerin dikka- devrimci çizginin unutturulmaya çalışılma-
tini devrim hareketine çeker, uyuştu- sının bir sonucudur.
rulmuş, pasifize edilmiş kitlelerde kı- Evet, çözüm, çare bu devrimci strateji-
pırdanma yaratır.” de, bu devrimci çizgide, bu devrimci müca-
“Silahlı propaganda, kır ve şehir dele biçimindedir. Bu çizgi, bu strateji pra-
gerilla savaşı ile psikolojik ve yıprat- tiğe geçirilmediği sürece, ister “sol”da yer
ma savaşını içerir.”* alınılsın, ister “kitle” olunsun, gelişen siya-
Devrimci mücadele tarihimiz, bu müca- sal olayların izleyicisi olmaktan, ekonomik
dele biçiminin nasıl yürütüleceği ve nasıl krizlerin “mağduru” olmaktan bir adım öte-
geliştirileceğine ilişkin zengin deneyimlere ye geçilemeyecektir.
sahiptir. Ama asıl sorun, bu mücadele biçi- Bu, temel tarihsel gerçektir.
mini ve bu mücadele biçimini temel alan Temel tarihsel gerçek bu olmakla birlik-
devrimci stratejiyi kavramak ve pratiğe ge- te, bunun pratiğinin kolay olacağını iddia et-
çirmektir. miyoruz. Böyle bir devrimci stratejinin pra-
İşte legalizmin, pasifizmin soldaki ege- tiğe geçirilebilmesi için, herşeyden önce, bu
menliği, bu gerçeğin görülmesini engelle- stratejiyi kavramış kadrolar gereklidir. Bu
mektedir. Bu gerçek görülmediği sürece, kadrolar da, “gökten zembille” inmeyecek-
devrim basit bir “umut”, bir “iman” konusu tir.
olmaktan öteye geçmeyecektir. Daha da Mevcut düzen, 1980 sonrasında, legalist-
olumsuz olanı, “evrimci” çalışma tarzını lerin, pasifistlerin, kuyrukçuların katkılarıyla
“inadına” sürdüren legalizmin etkisi altında yeni bir kuşak yaratmıştır. 90’ların söylemiy-
kalan insanlar giderek “umutlarını” ve le “iki anahtarlı” (konut ve otomobil) ve kre-
“imanlarını” yitirmeyi sürdürecekler, kendi di kartlı yaşam “umudu”na tutulmuş küçük-
güçleri dışında, gerçek devrimci mücadele- burjuvazi (kamu emekçilerinden toplu ko-
nin gelişimi dışında “başka” gelişmelerden nut sakinlerine kadar), ne kadar AKP iktida-
“medet” umar hale geleceklerdir, gelmek- rına karşı olursa olsun, her durumda mev-
tedirler. cut düzenin sürmesinden yanadır, mevcut
düzeni yıkacak ya da “istikrarsızlığa sürük-
* Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim II-III. leyecek” bir devrimci alternatifin varlığına
“Temel mücadele biçiminin bu şekilde ele alın- karşıdır. Düzenin apolitikleştirici ve pasifize
ması, elbetteki öteki mücadele biçimlerinin ihmal
edici yapısal faaliyetleri, bu küçük-burjuva-
edilmesi demek değildir. Silahlı propagandayı temel
alan örgüt, öteki mücadele biçimlerini de gücü ora- lar tarafından istemsel olarak desteklen-
nında ele alır. Ancak öteki mücadele biçimleri talidir. mektedir. “Sol”un, seçimlerde binde küsür
Silahlı propaganda, temel mücadele biçimidir. Bu oy alan legalist solun “tabanı”nı oluşturan-
ekonomik ve demokratik kitle hareketlerine seyirci lar da onlardır. Onlar, Komünist Manifesto’-
kalınması demek değildir. Örgüt, gücü oranında, eko-
nomik ve demokratik hak ve istemler etrafında kitle-
nun son sözleriyle, “zincirlerinden başka”
leri örgütlemeye çalışır. Oligarşiye karşı her çeşit tep- kaybedecek şeyleri olan ve bunları kaybet-
kiyi yönlendirmeyle uğraşır. Ancak başlangıçta asla memek için düzene sımsıkı sarılan, ama yi-
her yere koşmaz, gücünü aşan silahla güven altına ne de ekonomik bunalımlarla her seferinde
alınamayan kitle hareketlerinin içine girmez. Gücüy-
“kaybeden” hamkafalılardır.
le orantılı olarak silahlı propagandanın dışındaki, bi-
linçlendirme, siyasi eğitim, propaganda ve örgütlen- Artık eskisi gibi, kent küçük-burjuvazisi-
 dirme işleri ile uğraşır.” (agy) nin hızla politize olması ve bu politizasyon-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

la gelişen kitle siyasal eylemleri söz konusu lincidir.


değildir. Bu nedenle de, devrimci mücade- Bugünün somut koşullarında, yaşanılan
lenin kadroları da, böylesi bir gelişimin ürü- ekonomik, toplumsal ve siyasal kriz koşul-
nü olmayacaklardır. larında, sözünü ettiğimiz devrimci bir örgü-
Devrimci mücadele, mevcut düzenden tün mücadelesinin nelere yol açabileceğini
tüm umutları yitirenlerin, açlık ve sefalet bir an için düşünen herkes, bu gerçekleri
içinde yaşayanların öfkeli bir başkaldırısı da kolayca anlayabilecektir.
değildir. Devrimci mücadele, bu düzenin Gelişen olaylar karşısında, “şimdi birile-
değişmesi gerektiğinin bilincinde olan ve bu ri çıksa da şöyle bir şey yapsa” diyorsanız
değişimi gerçekleştirmek için mücadele et- eğer, biliniz ki, bu yolun dışında başka bir
meye karar veren insanların yürüttüğü bir yolun olmadığının farkındasınızdır. Farkın-
mücadeledir. Bu mücadele, kitleselleşme- daysanız eğer, bu yolun tek çıkış yolu oldu-
den önce ve kitleselleşmek için, öncü sa- ğunu, başka bir alternatifin olmadığını bili-
vaşçı kadroların zorlu ve kararlı bir müca- yorsunuzdur. Belki bir şeyler yapmak iste-
delesini öngerektirir. 12 Eylül terörüyle (otuz yecek, ama pek çok nedenle yapamayacak-
yıl sonra bile!) korkutulmuş bireyler, bu kor- sınızdır. Devlet, egemen sınıfın o baskı ay-
kuların üretildiğini anlayamadıkları sürece, gıtı, ne kadar kendi içinde çatışırsa çatışsın,
böylesi bir mücadelenin zorlukları karşısın- her durumda kendisine karşı olanlara karşı
da legalistlerin saflarında kalmayı sürdüre- hazır ve nazırdır. Herkesin legalist, her şe-
ceklerdir. yin açık ve aleni olduğu, her yerin yasadışı
Bugün devrimci mücadele, öncü savaş- olarak izlendiği ve dinlendiği bir ortamda
çı olabilmeyi göze almış kadroların eylemiy- devrimci olmak çok daha zor ve çok daha
le sürdürülecek ve geliştirilecektir. Bu, bir “risklidir”. Yine de yapabileceğiniz bir şey-
bilinç işidir. Bu bilinç, kriz ortamında bile, ler vardır. Sadece bu yolu öğrenmek ve öğ-
eğer “düşürülmez”se, hiç bir zaman “düş- retmek bile, bu “çaresizlik” havasının dağıl-
meyecek” olan iktidarın yıkılabileceğinin bi- masına katkıda bulunacaktır.


KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

“Sovyetler Birliği’ni Çökertmek”


Askeri Vesayetten
Sivil Vesayete Geçiş

Siyasal planda, bir zamanlar kendilerine elinden devlet iktidarını alabilmek için, gö-
“II. Cumhuriyetçiler” adını veren ve 28 Şu- rüntüsel ve biçimsel hukuku tümüyle bir ya-
bat “mağduru” olmakla övünen, bugün ise na bırakarak nihai bir savaşa girişmiştir. Bu
“amiral gemisi” Taraf’ta teori ve “yandaş savaşın nasıl sonuçlanacağı tümüyle “dış di-
medya”da kariyer yapan “liberaller” ile yi- namiklere” bağlıysa da,** bugün için libe-
ne 28 Şubat “mağduru” şeriatçılar (nakşi- ral-islamcı ittifakı devlet aygıtının pek çok
bentler ve nurcular) ittifakı, Ergenekon ope- alanını denetime almış ve buradaki “kema-
rasyonlarından itibaren neredeyse “mutlu- list elitler”i büyük oranda tasfiye etmiştir.
luktan” uçuyorlar. Bir yandan 28 Şubat’ın “Ulusalcılar”dan olabildiğince uzak du-
“rövanşı”nı alırken, diğer yandan seksen yıl ran “Kemalist elitler”, yani küçük-burjuva
“inananlara zulüm yapan” “kemalist elitler”- asker-sivil bürokrat ve aydın kesim ise, bu
le hesaplaşıyorlar. Ergenekon “davası” çer- gelişmeler karşısında “merak etmeyin ordu
çevesinde bu hesaplaşma olanca hız ve be- var” söyleminde ifadesini bulan beklentisel
reketiyle sürerken, Genelkurmayın “darbe pasiflik*** içinde olayları izlerken, Seferber-
planları” bir bir ortaya çıkarılıyor, “darbeci- lik Tetkik Kurumu baskınıyla “işin başa düş-
ler” teker teker teşhir ediliyor ve yer yer içe- tüğünü” görmeye başlamışlardır.
riye atılıyorlar. M. Ali Brand’ın sözüyle, “Ül- Asıl olarak Cumhuriyet gazetesinde ken-
keyi uzun yıllardır yöneten Kemalist, laik ke- dilerini ifade eden “ulusalcılar”, AKP iktida-
sim ve onu koruyup kollayan zinde güçler rının “ılımlı islam” görünümü altında “laik
ile dindar-dinci kesim arasındaki bu hesap- cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçladı-
laşmada... şimdi AKP, TSK’ya ince ayar ya- ğı”nı ilk baştan itibaren söylemelerine rağ-
pıyor.” men, beklentisel pasiflik küçük-burjuva “la-
Açıktır ki, siyasal plandaki bu gelişme ve ik” kesimdeki egemenliğini günümüze ka-
hesaplaşma bir iktidar mücadelesinden baş-
ka bir şey değildir. Liberal-islamcı (ya da li- kı”yla diğer kesimlerini sindirmektir.
** Emperyalizmin talep ve çıkarına göre yukar-
beral-cemaat) ittifakı*, “kemalist elitler”in
dan aşağıya doğru geliştirilen kapitalizm kendi den-
gesini emperyalist metropollerde bulur.
* Hiç bir niceliksel gücü olmayan ve sınıfsal taba- *** Ekonomide “beklentiler teorisi”, enflasyonun
na dayanmayan “Taraf liberalleri”nin bu ittifaktaki ro- son tahlilde “psikolojik olgu” olduğu tezine dayanır.
lü, 12 Mart döneminde Nihat Erim’in oynadığı rolle Buna göre, eğer bireylerin enflasyon beklentileri aza-
benzeştir. Nihat Erim, işbirlikçi-tekelci burjuvazinin fe- lırsa, enflasyon da düşer. Bu nedenle enflasyonla mü-
odal kalıntıları tasfiye etmek amacıyla gereksinme cadelenin temel unsuru, kitlelerde “olumlu beklenti”
duyduğu kitle tabanını sağlamak için, “ilerici, Atatürk- yaratmaktır. Bu da, açıktır ki, manipülasyondan baş-
çü, reformcu” görünüm altında küçük-burjuva aydın ka bir şey değildir. “Medya”nın ekonomi sayfalarının
kesimi oligarşiye yedeklemeye çalışmıştır. Bugün “li- temel işlevi budur. Siyasal ve toplumsal alanda bu te-
beraller”, benzer bir yedekleme işleviyle “cemaat”in ori “yükselen beklentiler devrimi” olarak adlandırılır.
müttefiki konumundadır. “Cemaat”in bu “liberaller”- AKP iktidarının ilk döneminde, asıl olarak “liberaller”
den beklentisi, küçük-burjuva aydın kesimin bir bö- aracılığıyla AB beklentisi yaratılarak küçük-burjuva ay-
10 lümünü kendisine yedeklemek ve “entelektüel bas- dın kesimin pasifize edilmesi sağlanmıştır.
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

dar sürdürmüştür. Ama şimdi “iş, başa düş- tekelleşmesini sağlamak için kendi politika-
müştür!”. sını sürdürmek istemesindendi.
Ancak “laik” kesim, küçük-burjuva sınıf- 12 Eylül döneminde Amerikan emperya-
sal özellikleri gereği parçalı, dağınık ve he- lizminin “yeşil kuşak teorisi”* çerçevesinde
terojen bir topluluk oluşturur. Bu nedenle islamcı kesimleri destekleme politikasının
de, “iş” ne kadar “başa” düşürse düşsün, bir sonucu olarak Al-Baraka Türk, Faisal Fi-
birleşik ve bütünsel bir güç olmaktan uzak- nans vb. islami finans kuruluşları devreye
tırlar. Bu “laik” kesimin, kendilerini “solcu” sokulmuş ve orta-sermaye kesimleri tarih-
ya da “demokrat” olarak tanımlayan bölü- lerinde ilk kez “kendi” finans olanaklarına
mü, uzun süre “demokrasi” ve “insan hak- sahip olmuşlardır.
ları” adına AKP iktidarının temelindeki siya- Ancak 1980 ekonomik bunalımı, emper-
sal güçleri ve bu güçlerin “nihai amacı”nı yalist ülkelerdeki tüketim malları sektörün-
görmezlikten gelmiştir. “Solcu” yanlarıyla, deki gelişmeler ve bu sektördeki pazar so-
AKP’nin “T.C.”yle hesaplaşmasını destekler- runu, geri-bıraktırılmış ülkelerdeki orta ve
ken, “demokrat” yanlarıyla da bu hesaplaş- hafif sanayinin geliştirilmesini esas alan po-
madan “demokrasi”nin çıkabileceği umu- litikalarda önemli bir değişikliğe yol açmış-
dunu (beklentisini) taşımışlardır. Bu tutum tır. Artık temel amaç, geri-bıraktırılmış ülke-
içindeki küçük-burjuva aydınları, AKP’nin, lerde iç pazarı genişletmek amacıyla orta
arka planda “merak etmeyin ordu var” ol- ve hafif sanayinin geliştirilmesi değil, em-
duğu için “fazla ileri gidemeyeceğini” düş- peryalist ülkelerin tüketim malları için pa-
lemişler ve AKP’nin çevresinde toplaşan “ik- zar bulunması olmuştur.
tidar özlemi” içindeki sınıf ve tabakaların İşte emperyalist ülkelerin tüketim mal-
gücünü küçümsemişlerdir. larının bu pazar sorunu, geri-bıraktırılmış ül-
Ekonomik planda, AKP, 1960’ların sonla- kelerde iç ticaretin geliştirilmesini ve em-
rında gelişen Erbakan hareketinin üzerinde peryalist metaların ülkenin en ücra köşele-
yükseldiği sınıflara, yani orta ve küçük ser- rine kadar götürülmesini zorunlu hale getir-
maye kesimine dayanır ve bu kesimlerin ge- miştir. Bu da, geçmiş dönemden farklı ola-
lişme ve tekelleşme özlemlerine denk dü- rak, orta ve küçük sermayeden daha çok
şer. orta ve küçük tüccarın (tefeci-tüccar ile es-
Erbakan hareketi (MNP ve MSP döne- naf ve zanaatkar) öne geçmesine yol açmış-
mi), giderek Anadolu esnaf-zanaatkar ser- tır. İslami finans kuruluşları aracılığıyla bu
mayesi ile tefeci-tüccar sermayesinin des- tüccar kesimi desteklenmiştir. Turgut Özal
teğini de almıştı. Erbakan’ın “milli görüş”ü- döneminde başlayan bakkalların marketleş-
nün özünü oluşturan “milli sanayi”, bu bile- mesi, marketlerin süpermarketleşmesi ve
şimde orta-sermayenin çıkarını ifade eder. hipermarketlere dönüşmesi bunun sonucu
Bu hareketin temel amacı, orta-sermayenin, olmuştur.
yani tekelleşememiş burjuvazinin gelişme- Böylece Erbakan hareketinin üzerinde
si ve tekelleşmesiydi. Bu bağlamda, Erba- yükseldiği sınıfsal ittifakta, yani orta ve kü-
kan hareketi, anti-tekelci söylemle orta ser- çük sermaye (sanayi sermayesi) ile tefeci-
mayenin tekelleşme özlemini dile getiriyor-
du. Yine bu sermaye kesimi açısından geli- * Bilineceği gibi, “yeşil kuşak teorisi”, Amerikan
şimini ve tekelleşmesini önleyen en temel emperyalizminin “komünizmle mücadele stratejisi”
çerçevesinde, Sovyetler Birliği’ne komşu olan müslü-
unsur olarak, işbirlikçi-tekelci burjuvazi ve man ülkelerde “islamcı” hareketler ve iktidarlar oluş-
emperyalizm ikilisinin elinde bulundurduğu turarak Sovyetler Birliği’nin müslüman ülkeler tarafın-
finans sistemi görülüyordu. Yüksek faizli dan kuşatılması teorisidir. Usama bin Ladin, Taliban
kredi sistemi orta-sermayenin gelişmesini ve Çeçenler bu strateji çerçevesinde örgütlenmiştir.
Yine bu strateji çerçevesinde müslüman ülkelerde “is-
engelleyen en temel unsurdu. Dolayısıyla da
lamcı” (11 Eylülden sonra bunlara “radikal islamcı”
Erbakan hareketinin faizlere karşı oluşu, çı- denilmektedir) yerli gruplar oluşturulmuştur. ABD’nin
karını savunduğu kesimlerin gelişimini sağ- kontr-gerilla stratejisinde bu tür “örtülü operasyonlar”ın
lamayı amaçlıyordu. Diğer bir ifadeyle, Er- giderleri dolaylı biçimde karşılanır. Al-Baraka Türk, Fa-
bakan hareketinin anti-tekelci ve anti-faizci isal Finans gibi islami finans kuruluşları Türkiye’deki
islami hareketin finansmanı için kullanılmıştır. Bahri-
tutumu aslında, tekellere ve faize karşı olu- ye Üçok, Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu’nun öldü-
şundan değil, temsil ettiği orta-sermaye ke- rülmesi de bu oluşumların ve finansmanın ürünü-
simlerinin ekonomik olarak gelişmesini ve dür.
11
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

tüccar ve Anadolu esnaf-zanaatkar serma- şey bu özdeşleşmenin ürünüdür.)


yesi ittifakında tefeci-tüccar sermayesi ağır Bu ittifakın diğer bir özelliği ise, 12 Eylül
basan yan haline gelmiştir. Bugün AKP’nin döneminde emperyalizm-işbirlikçi tekelci
“milli görüş gömleği”ni terk etmesi, “milli burjuvaziyle oluşturmuş oldukları “consen-
sanayi” hedefinin yerine ticaretin geçmesin- sus”un sona ermiş olmasıdır. Pratikte 1990’-
den başka bir şey değildir. ların başında fiilen sona eren bu “consen-
AKP’nin üzerinde yükseldiği sınıfsal itti- sus”, ancak Türki cumhuriyetler ya da islam
fakta tefeci-tüccar sermayesi belirleyici ol- ülkeleri “açılımları”yla bir süre ötelenmiş-
makla birlikte, nicelik olarak fazla olan ke- tir.
sim Anadolu esnaf-zanaatkar sermayesidir. 1996’da kurulan Refah Partisi-DYP koa-
“Temsili demokrasi” koşullarında bu nice- lisyon hükümeti, belli ölçülerde yeni bir
liksel güç, aynı zamanda siyasal bir güç or- “consensus” oluşturma girişiminin bir ürü-
taya çıkardığından, AKP’yi iktidara taşıyan nüdür. Ancak işbirlikçi-tekelci burjuvazi ile
asıl unsur da bu Anadolu esnaf-zanaatkar gelişen ve güçlenen tefeci-tüccar sermaye-
sermayesi olmuştur. si arasında oluşacak yeni “consensus”un
Tüm bu sınıf ve tabakaların ortak özelli- kendi çıkarlarına ters düşeceğini hesapla-
ği, mevcut oligarşiye ve oligarşik yapıya tep- yan işbirlikçi ticaret burjuvazisi ile onun
kili olmalarıdır. Anadolu’daki uzantısı esnaf-tüccar kesimi-
Emperyalist ülkelerin tüketim malları ti- nin karşı çıkışı sonucu bu “consensus” giri-
caretinin gelişmesi Anadolu esnaf-zanaat- şimi 28 Şubat süreciyle sona ermiştir.*
kar sermayesi ile tefeci-tüccar sermayesinin Ancak eski “consensus”, yani 12 Eylül
oligarşiyle olan ilişkisini değiştirmiş ve oli- döneminde oluşturulan “consensus” sona
garşiye olan bağımlılığını azaltmıştır. Artık ermişken, ama yerine yeni bir “consensus”
onların doğrudan muhatabı oligarşi değil, geçirilememişken 2001 Şubat krizi patlak
onun “efendisi” olan emperyalizm olmuş- vermiştir. Bugün yaşanılan olayların teme-
tur. Dolayısıyla orta ve küçük sermaye kesi- linde bu belirsizlik yatar.
minin yerli işbirlikçi-tekelci burjuvaziye olan Bugün kesin olan, emperyalizmin kendi
bağımlılığı nispi olarak azalmış, doğrudan tüketim malları için pazara çok büyük ge-
emperyalizmle işbirliği yapabilme olanağı reksinme duyması ve bu temelde tefeci-tüc-
ortaya çıkmıştır. Böylece düne kadar orta ve car ve Anadolu esnaf-zanaatkar kesimiyle
küçük sermaye kesimi ile işbirlikçi-tekelci işbirliğini geliştirmesidir. Düne kadar işbir-
sanayi burjuvazisi arasındaki çelişkinin ya- likçi-tekelci burjuvazi aracılığıyla yürütülen
nında çok daha güçlü bir çelişki görünür ha- bu ilişki, bugün tefeci-tüccar sermayesiyle
le gelmiştir: İşbirlikçi ticaret burjuvazisi ile geliştirilmektedir. Bu nedenle de, son geli-
tefeci-tüccar sermayesi çelişkisi. şen siyasal olaylar içinde işbirlikçi-tekelci
2001 kriziyle birlikte, değişik siyasal par- burjuvazi sadece “izleyici” konumunda-
tilere dağılmış olan Anadolu esnaf-zanaat- dır.**
kar kesiminin niceliksel gücü AKP çevresin-
de bir araya gelmiştir. Bu nedenle AKP, te- * 28 Şubat sürecinde esnaf ve tüccar kesiminin
kelleşememiş orta ve küçük sermaye ve te- mesleki örgütlenmesi olan TOBB (Türkiye Odalar ve
feci-tüccar kesiminin yönlendirici ve ege- Borsalar Birliği) etkin bir unsur olmuştur. 1990-1995
men güç olduğu bir ittifakta, Anadolu esnaf- arasında TOBB başkanlığını yapan ve RefahYol hükü-
metinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan Yalım Erez’in
zanaatkarının niceliksel gücünün birleşme- istifası ve ardından Hüsamettin Cindoruk’un kurduğu
sinin ürünüdür. DTP’ye (Demokratik Türkiye Partisi) katılması Refah-
Bu ittifakın ortak paydası, mevcut oligar- Yol hükümetinin düşürülmesinde belirleyici yere sa-
şiye ve mevcut oligarşik düzene tepkidir. Or- hiptir.
** Bu işbirlikçi-tekelci burjuvazinin emperyalizm
tak özelliği ise, emperyalizmin tüketim mal- tarafından gözden çıkarıldığı demek değildir. Tersine
ları ticaretiyle güçlenmiş olmalarıdır. Bir işbirlikçi-tekelci burjuvazi emperyalizmin hala temel
yandan orta-sermayenin tekelleşme özlemi- müttefikidir. Sadece orta ve küçük sermaye ile tefe-
ni yerine getirmek amacıyla mevcut işbirlik- ci-tüccar kesimiyle ilişkiler işbirlikçi-tekelci burjuvazi
çi burjuvazinin alanlarını daraltmayı amaç- üzerinden değil, doğrudan emperyalizm tarafından
yürütülmektedir. Düne kadar ülke içindeki sınıfsal ve
larken, diğer yandan emperyalizmin somut siyasal ilişkilerde ve “consensus”ların oluşturulmasın-
çıkarları ile kendi çıkarlarını özdeşleştirmiş- da belirleyici rol oynayan TÜSİAD ve TOBB’un rolü-
12 tir. (Bugün “açılım” olarak sözü edilen her- nün önemsizleşmesinin nedeni de budur.
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

Bu nispi olarak değişen ilişki ve çelişki- sermaye kesimlerinin bu gelişmeler karşı-


ler altında yeni bir “consensus” oluşturula- sında gösterdikleri tepki, bir yandan Saadet
mamıştır. Eski “consensus”, sözcüğün gün- Partisi’nin “4x4 çekerli müslümanlar” söyle-
cel anlamıyla, “askeri vesayet” altında ger- minde ifadesini bulurken, diğer yandan Bü-
çekleştirilmiştir. Bu “askeri vesayet”in belir- lent Arınç’ın başbakan yardımcılığına geti-
leyicisi ise, 1970’lerde yükselen devrimci rilmesine yol açmıştır.
mücadeleden duyulan korkudur. Ama bu- Bugün Amerikan emperyalizminin göze-
gün sömürücü sınıflar arasında yeni bir tim ve yönetimi altında oligarşi yeniden bi-
“consensus”un oluşturulmasını sağlayacak çimlendirilmeye ve bu yeni biçim altında
böyle bir “düşman” ya da zorunluluk mev- “consensus” oluşturulmaya çalışılmaktadır.
cut değildir. Bu nedenle de, yeni “consen- Her zaman olduğu gibi emperyalizmin te-
sus”, AKP tarafından doğrudan fiili güç iliş- mel müttefiki işbirlikçi-tekelci burjuvazinin
kileriyle kurulmaya çalışılmaktadır. AKP’nin ekseninde tefeci-tüccar sermayesinin en iri-
bu fiili “consensus” oluşturma çabası, tem- lerinin içinde yer alacağı olası yeni oligarşik
sil ettiği sınıfların doğrudan emperyalizmle yapının, ne ölçüde tekelleşememiş orta-ser-
işbirliğine girmiş olmalarıyla güç kazanmış- maye kesimleriyle yeni bir “consensus” sağ-
tır. layabileceği ise belirsizdir.
“Sivil vesayet” denilen şey, AKP hükü- Şüphesiz oluşturulabilse bile, bu “con-
meti aracılığıyla, yani fiili ve siyasal zorla- sensus” da, eskileri gibi geçicidir. Bu da, te-
mayla sömürücü sınıflar arasında bir “con- feci-tüccar sermayesinde bu “consensus”un
sensus” kurulmaya çalışılmasıdır. Bunun, bir “komplo” olduğu düşüncesine yol aç-
yani fiili “consensus”un kendisini bir anaya- maktadır ve AKP içinde bir “darbe korkusu”
sa metniyle resmi ve hukuki hale getirip ge- olarak ortaya çıkmaktadır. Verilen her türlü
tiremeyeceği de belirsizdir. sözlü teminata inanmayan AKP, elindeki
Burada “devlet içindeki Sovyetler Birli- devlet olanaklarıyla bu süreci anlamaya ve
ği’ni çökertmek” söylemi, resmi ve hukuki referandum gibi araçlarla kendi konumunu
bir durumdan daha çok fiili durumu ifade güçlendirmeye çalışmaktadır. “One minu-
eder. Diğer bir ifadeyle, eski “consensus” te” çıkışı, Aydın Doğan’a kesilen yüksek ver-
çerçevesinde emperyalizmin yeni ilişkileri- gi cezası, açık biçimde “consensus”un bo-
nin tanımlanması ve tanınması söz konusu- zulmasından kuşkulanan orta-sermayenin
dur ve devlet kurumlarının işleyişi fiilen bu ve bir bütün olarak tefeci-tüccar kesiminin,
yeni ilişkilere uyarlanacaktır.* “uyum”un yerine “çatışma”yı öne çıkararak
Ancak AKP’de temsil edilen sınıf ve ta- pazarlık gücünü artırma amacının siyasal
bakaların bazı kesimleri bu durumu yeterli görünümüdür.
görmemektedir. Kendi egemenliklerinin ka- Öte yandan tefeci-tüccar sermayesinin
yıtsız-şartsız kabul edildiği yeni bir “consen- en irilerinin oligarşi içinde yer alması, geri-
sus” talep etmektedirler. Bu talep, ağırlıklı ye kalanlarla bugüne kadar sürdürdükleri
olarak küçük ve orta (sanayi) sermaye ke- “kader birliği”nin de sona ermesini getire-
simlerinden gelmektedir. AKP’nin emperya- cektir. Ülkerlerin Godiva’yı satın almalarıyla
list ülke mallarının ticaretine dayanan tefe- birlikte başlayan yeni süreçte, bu “kader bir-
ci-tüccar sermayesinin çıkarlarını yalın bi- liği” önemli ölçüde dağılma belirtileri gös-
çimde savunur hale gelmesi bu kesimleri termektedir. Son aylarda, özellikle Konya
rahatsız etmektedir. Orta sermayenin tekel- merkezli orta büyüklükteki şirketlerin iflası
leşme talebi tam olarak yerine getirileme- bu süreci hızlandırma eğilimindedir.
miştir ve ticaret sanayinin önüne geçmiştir. Kaçınılmaz olarak bu ayrışma AKP içine
Öte yandan, işbirlikçi-tekelci burjuvazi ile de yansımaktadır. Bülent Arınç’ın temsil et-
“islami sermaye”nin Ülker gibi en irileri ara- tiği “milli görüş”çü kesim, Ülkerler gibi eski
sında belli bir “uzlaşma”, bir çeşit “consen- “kader birliği” içinde oldukları kesimlere
sus” oluşmaya başlamıştır. Küçük ve orta karşı güvensizlik içindedir. Son Seferberlik
Tetkik Kurumu “baskını”nda Tayyip Erdoğan
ve Abdullah Gül’ün ikinci planda kalışı ve
* AKP’nin referandum süresini kısaltma girişimi
ve Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye referanduma alışmalı”
sessizliği, bu ayrışmanın ve güvensizliğin dı-
sözü bunun da fiili olarak gerçekleştirilmeye çalışıla- şa vurumudur.
cağının belirtisi olarak kabul edilebilir. Öte yandan Saadet Partisinin dile getir- 13
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

diği “4x4 çekerli muhafazakarlar”a karşı ge- belirsizlik demektir.


lişen tepkiler AKP’nin giderek zayıflaması- Sorunun özü, sömürücü sınıflar arası ye-
na yol açmaktadır. İster istemez böylesi bir ni ilişkinin siyasal planda ve siyasal müda-
durumda “erken seçim” Tayyip Erdoğan’ın halelerle düzenlenmeye çalışılmasıdır. Erge-
işine gelmemektedir. “Milli Görüş” tabanın- nekon operasyonundan İsrail çatışmasına
da böylesi çekişme ve güvensizliğin olduğu kadar tüm gelişen olaylar bu siyasal düzen-
bir ortamda yapılacak bir seçimde IMF’nin leme çabasının ürünleridir. Diğer bir ifadey-
vereceği krediler de işe yaramayacaktır. le, AKP’de bir araya gelen sömürücü sınıf-
Bugün AKP, gerek içte, gerekse emper- ların birliği, “siyasal düşmanlar”a karşı bir-
yalizm-işbirlikçi tekelci burjuvazi ikilisiyle lik olarak ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.
olan ilişkilerinde bir yol ayrımındadır. AKP (MÜSİAD’ın bu süreçte devre dışı kalışının
ya kendisini vareden tüm sömürücü sınıf ve nedeni de budur.)
tabakaların “ortak özlemi”ni gerçekleştir- İşte bu siyasal düzenleme çabası, eko-
mek için fiili olarak yaratılan durumu resmi nomik ve sınıfsal ilişkilerin bir yana itilme-
ve hukuki bir temele oturtacaktır, ya da es- sini getirmiştir. Bu siyasal düzenleme çaba-
ki “consensus” temelinde fiili durumu sür- sının en büyük destekçisi ise, Anadolu es-
dürmeye çalışacaktır. naf-zanaatkarı ile küçük sermaye kesimidir.
AKP’nin birinci yolu seçmesi, açık biçim- “Durmak yok, yola devam” demektedirler.
de işbirlikçi-tekelci burjuvaziyle çatışmaya Böylece, bir bütün olarak AKP’yle çıkar-
girmesi ve onu tasfiye etmeye yönelmesi larını özdeşleştirmiş sömürücü sınıf ve ta-
demektir. İşbirlikçi-tekelci burjuvazi varlığı- bakalar arasında “yol”a ilişkin farklılaşma-
nı ve gücünü sürdürdüğü sürece orta-burju- lar belirginleşirken, diğer taraftan siyasal dü-
vazinin tekelleşme özlemi yerine getirile- zenlemeler ile ekonomik ilişkiler arasında-
mez. Bu özlemi yerine getirmek ise, emper- ki çatışkı büyümektedir. Bu gelişmelerin en
yalizmle çatışmayı göze almak demektir. Bu tipik olgusu ise, her iki durumda da siyasal
da, açıktır ki, AKP’nin fiili gücünü oluşturan müdahalenin belirleyici konumda bulunma-
temel unsurun (emperyalizmin) desteğini sı ve bir çeşit “bonapartist” bir çözümün tek
kaybetmesi anlamına gelir. seçenek haline gelmesidir. Diğer bir ifadey-
İşte bu yol, “sivil vesayet”in somut ger- le, “sivil vesayet”in, kendi gerçekliğini “bo-
çekliğidir. Böyle bir “sivil vesayet” de, resmi napartist” bir iktidarda bulabileceğidir. Bu
ve hukuki ifadesini ancak şeriatta, şeri hu- ise, “askeri vesayet”in kurulmasından, yani
kukta bulabilir. askeri bir darbenin yapılmasından başka bir
İkinci yol ise, sözcüğün tam anlamıyla şey değildir.

14
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

Genelkurmay ile Fettullahçı Cemaat


Arasında “Consensus”
ya da “Uyumlu Çatışma”

“Ülkemizde feodalizmin hemen hemen tasfiye edilmiş olması, ancak bu


tasfiyeye uygun düşen bir nitelikte kapitalizmin gelişmemiş olması, hem yarı-
feodal üretim ilişkilerinin kısmen yaşamakta olmasının, hem de sınıfsal ola-
rak feodallerin üstyapıdaki etkinliklerinin maddi temelini oluşturmaktadır. Bu
çözümlemelerden, ülkedeki ekonomik ve siyasi kargaşanın nedeninin, em-
peryalist-kapitalist üretim ilişkilerinin devamını sağlayan hareket ile feodal üre-
tim ilişkilerinin (üstyapısı ve hatta siyasi etkinlikleri de dahil) hareketi arasın-
da çelişme olduğu yanılgısına varılmamalıdır. Böylesine bir yanılgı, temel çe-
lişmeyi gözden kaçırmak olduğu gibi, tekelci burjuvaziye misyon yüklemek
olur. Bu görüş, devrim sorunlarında karşımıza tehlikeli (saptırıcı) bir biçimde
çıkar...
Emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin, ülkenin iktisadi evrimi ile çatışma
ve ‘uyum’ durumu, sınıfsal plana, oligarşinin başta proletarya olmak üzere,
emekçi yığınlarla çatışması, feodallerle ‘uyum’lu çatışması, köylülükle ‘iktisa-
di uyum’ çerçevesinde ‘uyum’u şeklinde yansır. Oligarşinin feodallerle ve köy-
lülükle olan uyumu, ülkedeki nispi demokratik ortamın temelini oluşturur.
Ülkedeki nispi demokratik ortam, feodallerin üst yapısal olarak varlıkları-
nı sürdürmeleri için gerekli bir ‘demokratik’ ortam olduğu gibi, köylülüğe de o
iktisadi ‘uyum’ için gereklidir.” (İlker Akman, Mevcut Durum ve Devrimci Tak-
tiğimiz)

Son dönemde (“Medyatik” ve “yandaş liberal yazarları “demokrasi” adına sevinç


medya”nın ortak diliyle söylersek) ülkemiz- çığlıkları atmışlardır.
de “alışılmadık” şeyler oluyor, pek çok “ilk- Resmi adıyla Seferberlik Tetkik Kurulu’-
ler” yaşanıyor. Generaller ve alt rütbeli su- nun, nam-ı diğer “kontr-gerilla merkezi”nin
baylar tutuklanıyor, kuvvet komutanları sor- yahut eski adıyla “Özel Harp Dairesi”nin ba-
gulanıyor, askeri lojmanlar aranıyor ve son sılması ve buradaki “kozmik gizli” belgele-
olarak da Seferberlik Tetkik Kurulu, nam-ı rin haftalarca tek bir “yargıç” tarafından in-
diğer “kontr-gerilla merkezi” basılıyor. Tüm celenmesi elbette “yeni”, hatta “yepyeni”
bunların, “Ergenekon çetesi”nin “askeri dar- bir durumdur. “Medya”nın ortak kanısına
be” planlarına karşı başlatılan operasyonla- göre, bugüne kadar ülkemizde yapılan tüm
rın bir parçası olduğu “medya” tarafından askeri darbelerin altında bu “Özel Harp Da-
her gün ilan edilmiştir. iresi” bulunmaktadır. Öyle ki, “Özel Harp
Şüphesiz bunların her biri “medya”nın Dairesi”, tüm zamanlarda (kimilerine göre
büyük ilgisini çekerken, Seferberlik Tetkik İttihat-Terakki’nin “Teşkilat-ı Mahsusa”sından
Kurulu’nun basılması ve buradaki “kozmik günümüze kadar) askeri darbelerin hazırla-
gizli belgeler”in haftalarca belli bir “yargıç” yıcısıdır. 6-7 Eylül olaylarının (1954), 12 Mart
tarafından didik didik edilmesi, Aydın Do- sabotajlarının (1971), 12 Eylül öncesindeki
ğan’ın “merkez medyası”nda “yepyeni ge- “iç savaş”ın (1975-1980) yaratıcısı da bu
lişme” olarak değerlendirilirken, “yandaş “Özel Harp Dairesi”dir. Amaç askeri bir dar-
medya”nın şeriatçı, “ılımlı islamcı” ve neo- benin koşullarını yaratmaktır!
15
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

“Yandaş medya”nın da, “merkez med- İnanç bu olduğu için, Seferberlik Tetkik
ya”nın da, “sol medya”nın da ortak kanısı Kurulu’nun basılması ve haftalarca bir “yar-
budur. gıç” tarafından tüm belgelerin incelenmesi,
Bu ortak kanının en fazla üzerinde dur- Cumhuriyet tarihinde bir “ilk”i oluşturmak-
duğu yan ise, “Cumhuriyet Türkiye’sinde” tadır ve bu “ilk”, devletin “kozmik gizli” bel-
meydana gelen her türlü yasadışı operas- gelerini inceleyerek pis ve kirli çamaşırları
yonların, işkencelerin, askeri darbelerin tek tek saptamaya hizmet edecektir! Dola-
“müsebbibi” olan “Özel Harp Dairesi”nin yısıyla “kontr-gerilla avcısı” Fikri Sağlar’dan
Genelkurmayın “yatak odası” olduğudur. “tecrübe konuşuyor”culara (Hasan Cemal
Dolayısıyla Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ve Cengiz Çandar), Derya Sazak’tan Oral
“basılması” olayı, AKP iktidarının Genelkur- Çalışlar’a ve Taraf’ın polis istihbarat elema-
mayın “mahremine” girmesi olarak değer- nı yazarlarından tüm “yandaş medya” ya-
lendirilmiştir. zarlarına kadar tüm “demokrasi yandaşla-
Her ne kadar görüntüsel “demokrasimi- rı”, koro halinde ülkede “çok önemli şey-
zin” anayasasına göre “özel hayatın gizlili- ler” olduğunu bağıra bağıra ilan ettiler.
ği” esas olsa da, Ergenekon iddianamele- Görevi, “herkesi fişlemek” olan bir dev-
rinde somut olarak görüldüğü gibi, AKP’nin let kurumunun “arşivi”ne girilmesi ve ince-
denetimi altındaki devlet, herkesin özel ha- leme yapılması, açıktır ki, bu kurumun sa-
yatına müdahale edebilmektedir ve “özel dece bugüne kadar neler yaptığının ve ne-
hayatın gizliliği” ortadan kaldırılmıştır. Böy- ler yapmayı planladığının “belgeleri” açısın-
lesine bir “demokratik ortam”da da, doğal dan değil, aynı zamanda kimlere nasıl bak-
olarak Genelkurmayın “yatak odası”na, ya- tığının, onlara karşı neler “tasarladığının” öğ-
ni “özel hayatı”na müdahale edilmesinde renilmesi açısından da önemlidir, en azın-
şaşılacak bir yan yoktur. Şaşırtıcı olan, Ge- dan “medya”ya göre böyledir.
nelkurmay gibi devletin en önemli ve en sü- Daha düne kadar “kuru imza-ıslak imza”
rekli siyasal kurumunun, seçimle “gelip” se- muhabbetlerinde Genelkurmayın “Bilgi Des-
çimle “gideceği” varsayılan bir hükümet ta- tek Dairesi” ve “Plan ve Harekat Dairesi” ül-
rafından, yani geçici bir siyasal güç tarafın- kedeki tüm darbe faaliyetlerinin odağı ve
dan denetime alınmasına sessiz kalması, merkezi olarak ilan edilmişken, şimdi Sefer-
boyuneğmesidir. Genelkurmay ki, bugüne berlik Tetkik Kurulu’nun bu işlerin “gizli
kadar tüm hükümetlere boyun eğdirmiş ve merkezi” olduğu iddia edilmektedir. Ve hat-
eğmeyenleri devirmiş bir devlet gücünün ta Genelkurmayın “Plan ve Harekat Daire-
merkezidir ve yıllarca söylendiği gibi “irti- si”nin tüm icraatlarının kayıtlarının da bu
ca”ya karşı “laiklik”in savunucusu ve kolla- “gizli merkez”de olduğu söylenebilmekte-
yıcısıdır. dir.
İşte “laiklik”in savunucusu ve kollayıcısı Şüphesiz bu ve benzeri iddialar, kanılar,
Genelkurmayın “kozmik gizli” belgelerinin inançlar içinde neyin ne olduğunun karma-
olduğu yer olarak kabul edilen Seferberlik karışık edilmesinde şaşırtıcı bir yan yoktur.
Tetkik Kurulu, AKP hükümetinin talimatıyla Çünkü “medya” aracılığıyla yayılan “haber-
basılmıştır! ler” ve “bilgiler”, tümüyle “örtülü operas-
Yine inançlara göre, devlet, genel tanı- yon”un örtüsünü oluşturmaktadır.
mıyla egemen sınıfların baskı aygıtı, her Tüm bu süreçte ve olaylarda bir şey açık
yaptığını önceden planlar, bunları kayda ge- ve nettir: Genelkurmay “emir-komuta” zin-
çer. Bu inanca göre, devlet bürokrasisinde ciri içinde sürekli, yekpare ve bütünsel bir
her şey kayıt altındadır ve bu kayıtlar “giz- devlet kurumuyken, AKP kendi içinde deği-
li”, “çok gizli”, “kozmik gizli” belgeler ola- şik tarikatları ve cemaatleri barındıran par-
rak on yıllarca “saklanır”. Demirel’in sözüy- çalı, geçici bir siyasal oluşumdur. Ama tüm
le, devlette hiç bir belge kaybolmaz. Dola- parçalı ve geçici özelliğine rağmen bir bü-
yısıyla, tüm Cumhuriyet dönemi boyunca tün olarak AKP, Genelkurmayın her zaman
“özel harp dairesi”nin gerçekleştirdiği her kendisini devirmeye hazır olduğu inancı ve
türlü “operasyon” da kayıtlara geçmiştir ve korkusu içinde yaşar. Bu inanç ve korkuyla
saklanmaktadır. Üstelik Genelkurmaya bağ- hareket eden AKP, her durumda kendi siya-
lı bu devlet kurumunun temel görevlerin- sal varoluşunun güvencesini Amerikan em-
16 den birisi de, herkesi fişlemektir. peryalizminin koşulsuz hizmetkarı olmakta
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

bulmuştur. AKP’ye göre, Amerikan emper- latılabilmesi için “MİT arşivi”ne girilmesi ge-
yalizminin koşulsuz hizmetkarı olunduğu sü- rektiği söylenirdi. Günümüzde ise, AKP’nin
rece (ve “liberal” söyleme göre, “uygun “Kürt açılımı” ya da “demokratik açılım”ının
uluslararası koşullar” varolduğu sürece) Ge- bir “ABD planı” olduğundan neredeyse kim-
nelkurmay kendisine karşı bir askeri darbe se şüphe duymamaktadır.
yapmaya cesaret edemeyecektir. Ama yine Ama bugün, “MİT arşivi”nin yerini Sefer-
de, koşullar değiştiğinde, darbe “riski” her berlik Tetkik Kurumu “arşivi” alırken, MİT’in
zaman vardır ve varolmayı da sürdürecek- yerine “Özel Harp Dairesi” geçirilmiştir. Ve
tir. herkesin açıkça görebileceği gibi, gelişen
Bu düşünceye sahip olan AKP “kurmay- olaylarda MİT’den hiç söz edilmemektedir.
ları” (ya da “mehteran takımı”), Amerikan Amerikan emperyalizmi, “siyonistler” vb.
emperyalizminin desteğine sahip oldukları “düşmanlar” ise çoktan unutturulmuştur.
süreçte, zamanı, ordu içindeki etkilerini ve Burada biraz durup, egemen “mantık”
güçlerini artırmak, Genelkurmayı hizaya ge- çerçevesinde bu durumu “değerlendirmek”
tirmek ve olabilirse (“nihai hedef ”) Genel- gerekmektedir.
kurmayı “ele geçirmek” için kullanmayı he- Eğer günümüze kadar ülkemizdeki tüm
saplamışlardır. Ergenekon operasyonları ve askeri darbelerin arkasında Amerikan em-
son “baskın” olayı, bu amaca yönelik ola- peryalizmi (CIA ve Pentagon) varsa ve onun
rak, İlker Başbuğ’un sözünü ettiği “asimet- ülkedeki “ortağı” MİT idiyse, bugün AKP’ye
rik psikolojik savaş” bağlamında, AKP ope- yönelik bir askeri darbe “planının” arkasın-
rasyonları görünümü kazanmıştır. da Genelkurmay ve Seferberlik Tetkik Ku-
Açıktır ki, tüm bunlar gerçeğin çarpıtıl- rulu bulunuyorsa, açıktır ki, Genelkurmay
masından, nesnel gerçeklerin yerine öznel ve Seferberlik Tetkik Kurulu Amerikan em-
kanıların geçirilmesinden başka bir şey de- peryalizminin denetiminin dışına çıkmıştır,
ğildir. ondan “bağımsız” olarak hareket etmekte-
Kim ne söylerse söylesin, ülkemizin te- dir.
mel gerçeği, ülkemizin Amerikan emperya- Eğer Genelkurmay Amerikan emperya-
lizmine bağımlı geri-bıraktırılmış bir ülke ol- lizminden “bağımsız” hareket ediyorsa, o
duğudur. zaman “kozmik gizli” belgelerin bulunduğu
Henüz insanlar “paranoyaklaşmadan” Seferberlik Tetkik Kurumu’nun basılmasını
önce, ülkemizdeki tüm ekonomik, toplum- sağlayan Amerikan emperyalizmidir (CIA ve
sal, siyasal ve askeri gelişmelerin Amerikan Pentagon) ve bu operasyonda MİT, CIA’nın
emperyalizmi tarafından planlandığına ve yerli ortağıdır!
yönetildiğine inanırlardı. Bu öylesine bir Öyleyse “sekiz sütuna manşet”ten şu ya-
inançtı ki, ülkemizdeki her türlü siyasal ge- zılabilir: Amerikan emperyalizmi Türk Ge-
lişmenin doğrudan Amerikan emperyalizmi nelkurmayına karşı operasyon yapıyor!
tarafından hazırlanılmış bir plana uygun ola- Böyle bir “vargı” için somut kanıt olarak
rak gerçekleştiğine inanılırdı. Örneğin şeri- da, ABD’nin 1 Mart tezkeresinin kabul edil-
atçı kesimin inancına göre, “siyonistler” memesinden dolayı Genelkurmayı sorum-
ABD’nin “gizli yöneticileri”ydiler ve bu “si- lu gördüğü düşüncesi gösterilebilir. Üstelik
yonistler” islama karşı her türlü saldırının “çuval olayı” da, kanıtın kanıtı olacaktır.
asıl sorumlularıydı; NATO ülkelerindeki Denilebilir ki, Amerikan emperyalizmi,
kontr-gerilla örgütlenmesi olarak ilan edilen gerek 1991 “Körfez Savaşı”nda, gerek 2003
“Gladyo”, CIA ve Pentagon’un gizli örgütüy- Irak işgalinde kendisine karşı çıkan “Türk
dü. Ülkemizde askeri darbelerin koşulları- genelkurmayı”nın “işini bitirme”ye karar
nın yaratılmasından askeri darbenin gerçek- vermiştir!
leştirilmesine kadar tüm “örtülü operasyon- Bu “işbitirici” karar, onlarca yıldır kendi
lar”, doğrudan CIA ve Pentagon tarafından emir-komuta zinciri içinde hareket eden ve
planlanmış ve yürütülmüştü. Paul Henze’nın onlarca yıl önceden kendisi tarafından plan-
12 Eylül askeri darbesini “bizim oğlanlar lanmış bir hiyerarşik yapıya sahip olan Ge-
yaptı” sözü de bunun kanıtı olarak gösteri- nelkurmayın, kayıtsız-şartsız Amerikan em-
lirdi. “Gladyo” popülerleşmeden önce, ül- peryalizminin talimatlarına uymasını sağla-
kemizdeki her türlü olayın MİT-CİA işbirli- yacak bir yapılanmaya dönüştürülmesi “ka-
ğiyle gerçekleştirildiği ve bu olayların aydın- rarı” olmak durumundadır. Akşamdan sa- 17
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

baha bir askeri darbe olacağı korkusuyla ya- Bilinen tarihsel gerçekler, ordunun Ame-
şayan AKP iktidarı da, böyle bir “karar” sa- rikan emperyalizminin izni ve icazeti olmak-
yesinde geceleri rahatça uyuyabileceği ka- sızın hiç bir zaman askeri darbe yapmaya
nısına sahip olmuştur. Böylece uygulama, kalkışmadığıdır. 11 Eylül günü Hava Kuvvet-
ABD-AKP “ortak operasyonu”na dönüşmüş- leri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın özel
tür! uçakla ABD’ye gitmesi, 12 Eylül darbecileri-
Bu “teori”nin ya da “komplo”nun birin- nin tüm iddialarına karşın, darbenin ABD’nin
ci bölümü, en açık biçimde Fehmi Koru ta- izni ve icazetiyle gerçekleştirildiğini kanıtlar.
rafından yıllarca dile getirilmiştir. Eksik olan 28 Şubat “post-modern darbesi”nin ABD’nin
halka, ABD-AKP “ortaklığı”dır ve bu da ABD’ izni ve onayıyla gerçekleştirildiği de açıktır.
de yaşayan Fettullah Gülen aracılığıyla ta- (Erbakan takımının “Çekiç Güç”e karşı tu-
mamlanmıştır! Bunun kanıtı ise, Seferberlik tumları, “milli sanayi”, “anti-siyonist” söyle-
Tetkik Kurulu “baskını”na ilişkin ihbarın mi ortadadır.)
ABD’den telefonla yapılması ve “kozmik Gerçek buysa, bugün ne değişmiştir? Ne-
oda”da inceleme yapan “yargıç”ın Fettullah den Amerikan emperyalizmi AKP aracılığıy-
Gülen’i beraat ettiren “cemaat hakimi” ol- la Genelkurmayı yıpratmaya ve tasfiye et-
masıdır. meye çalışmaktadır?
Bu durumda, Genelkurmayın “baş düş- Bilinen, ama her durumda unutturulma-
manı” ABD ve AKP “koalisyonu” olurken, ya çalışılan gerçek, AKP’nin Amerikan em-
“savaş sloganı” da “Kahrolsun Amerikan peryalizminin izni ve icazetiyle kurulduğu
emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçisi AKP!” ve iktidara getirildiğidir. AKP’nin kuruluşu-
olacaktır! na ilişkin Abdullah Gül’ün ABD’deki gizli gö-
Şüphesiz bu pilav daha çok su kaldırır! rüşmeleri, bu görüşmelerde ABD’ye verilen
Gerçekliğe dönecek olursak, ülkemizin güvenceler değişik zamanlarda “medya”da
Amerikan emperyalizmine bağımlı geri-bı- yer almıştır. Aynı biçimde, 2002 seçimleri
raktırılmış bir ülke olduğudur. Ve Amerikan öncesinde Ertuğrul Özkök’ün yönetiminde-
emperyalizmi, dışsal bir olgu değil, içsel bir ki “merkez medya”nın koalisyon hüküme-
olgudur. Dolayısıyla Amerikan emperyaliz- tine, özel olarak da Ecevit’e karşı yürüttüğü
mi ülkenin ve devletin içinde yer alır. kampanya da ortadadır.** AKP’nin iktidar
Diğer yandan 12 Mart döneminde yapı- olmasından hemen sonra IMF borçlarının
lan geniş tasfiyelerle ordu, oligarşinin ve do- ödenmesinin ertelenmesi, her seçim önce-
layısıyla Amerikan emperyalizminin kayıt- sinde IMF’nin borç ödemelerini ertelemesi
sız-şartsız denetimi altına alınmıştır. Ordu ve Dünya Bankası kredilerinin verilmesi, ***
içinde “aşağıdan darbe” olasılığı tümüyle or- ABD kaynaklı Hedge fonlarının Dubai üze-
tadan kaldırılmıştır ve ordu, “iç savaş” ordu- rinden Türkiye’ye aktarılması gibi Amerikan
su haline dönüştürülmüştür.* emperyalizminin açık ekonomik desteği de
söz konusudur.
* “Artık Türk Ordusu, oligarşinin halkımıza karşı
AKP iktidarı döneminde, ABD tekelleri-
yürüttüğü baskı politikasının açık ve doğrudan bir ale- nin çıkarları özenle korunmuş ve geliştiril-
ti olmuştur. miştir. Motorola telefon tekelinin Uzanlar-
Fakat Türk ordusunun alt kademe subaylarının ni- dan 2,5 milyar dolarlık alacağının Telsim’in
teliğini belirleyen milliyetçiliktir. Çoğunluğu da askeri satışı yoluyla TMSF tarafından tahsili, Car-
liselerden gelen, küçük-burjuva emekçi kökenli kişi-
lerdir. On yıldır emperyalizm sistemli çalışarak, ordu- gill’in Ülker ortaklığıyla “tadlandırıcı” paza-
nun küçük-burjuva devrimci geleneğini geniş ölçüde rını genişletmesi, GDO’lu tarım ürünlerinin
değiştirmiş, 12 Martla birlikte geniş tasfiyelere gitmiş- ithalatının serbest bırakılması vb..
tir. Latin Amerika’daki gibi iç savaşa uygun bir biçim- Bir tarafta Amerikan emperyalizminin
lenişi olmayan geniş Türk ordusunda, daha bir süre
devrimci geleneğin izleri görülebilir. Ancak süratle oli-
garşi, tasfiyeler ve yeniden düzenlemelerle orduyu iç ** Bu kampanyada Emin Çölaşan ve Fikret Bila
savaş ordusu haline getirerek doğrudan vurucu gücü özel bir görev yerine getirmişlerdir. Bkz. Kurtuluş Cep-
haline getirmektedir.” (Mahir Çayan, Kesintisiz Dev- hesi, Dezenformasyon ve Kamuoyunun Koşullandırıl-
rim II-III.) ması - “Uyuyan Güzeller” (“Rüya Timi”) Nasıl ve Ne-
Bugün “yandaş medya”, değişik yasa ve yönet- den Uyandırıldı?, Sayı: 68, Temmuz-Ağustos 2002.
meliklerde yapılan değişikliklerle ordunun “iç düş- *** Temmuz 2007 genel seçimlerinden önce Dün-
man”a karşı özel olarak yapılandırıldığını açıkça yaz- ya Bankası İstanbul büyükşehir belediyesine 820 mil-
18 maktadır. yon dolar kredi açmıştır.
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

“eski” dostu Genelkurmay, diğer tarafta ye- günlük “incelemesi” ve buna karşılık Genel-
ni “müttefiki” AKP bulunmaktadır. Bir taraf, kurmayın “hukuki gerekçeler”le sessiz kal-
“milli güvenlik belgesi” ya da “iç hizmet ka- ması, açık biçimde Genelkurmay ile Gülen
nunu” temelinde “laikliğin savunucusu”, di- cemaati arasında bir “uzlaşmanın”, karşılık-
ğer taraf “laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı”- lı “güvensizliği” gidermenin bir sonucudur.
dır. Bir taraf Amerikan emperyalizminin as- Bugün için, Amerikan emperyalizminin gö-
kerileştirilmiş ekonomisinin müşterisi, diğer zetimi ve denetimi altında Genelkurmay ile
taraf emperyalist tüketim mallarının tücca- Gülen cemaati kısmi bir “uzlaşmaya” var-
rıdır. Bir taraf BOP’da (Büyük Ortadoğu Pro- mış görünmektedirler. Ancak bu “uzlaşma”,
jesi) kullanılacak bir askeri güçtür, diğeri henüz tüm AKP’yi, AKP’yi oluşturan tarikat-
BOP’da kullanılan bir ideolojik güçtür. Bü- ları kapsamamaktadır. Son “Balyoz darbe
tün bunlara Fettullah Gülen’in “islam aydın- planı” da bu durumun bir ürünüdür.
ları” üzerinde ideolojik egemenlik sağlama Burada Genelkurmayın Gülen cemaati
aracı oluşu da eklenmelidir. ile ne kadar “uzlaştığı”, karşılıklı “güvensiz-
Taraflar, yani Genelkurmay ve AKP-Fet- lik”in ne kadar giderildiği çok önemli değil-
tullah Gülen cemaati ne kadar birbirine ta- dir. Önemli olan her iki tarafın da Amerikan
ban tabana zıt “kutuplar” olarak görünürler- emperyalizminin istediği doğrultuda hare-
se görünsünler, her durumda Amerikan em- ket etmeleridir.
peryalizminin çıkarlarına denk düşen iki ke- Tüm bu “çatışma” ya da “uyumlu çatış-
simi oluştururlar. Amerikan emperyalizmi ma” sürecinde en ilginç olan yan ise, tüm
açısından bu iki kesim, “çatışan” değil “uyu- zamanların “örtülü operasyonları”nı gerçek-
şan” kesimler olmak zorundadır. leştiren MİT’in adının hiç geçmemesidir. Bu
İşte Amerikan emperyalizmi, “çatışan” nedenle, bu süreçte açığa çıkan bir başka
bu iki kesim arasında yeni bir “consensus” gerçek, MİT’in, en alt kademesinden en üs-
oluşturan “arabulucu” güç gibi ortaya çık- tüne kadar Amerikan emperyalizminin ka-
mıştır. Özellikle İlker Başbuğ’un Nisan 2009’- yıtsız-şartsız bir şubesi haline dönüştürüldü-
da “cemaatler”i hedef alan konuşmasından ğü ve içindeki askeri personelin pasifize
sonra Genelkurmay ile Fettullah Gülen “ce- edildiğidir. “Yandaş medya”ya sızdırılan tüm
maati” arasındaki “güvensizlik”in açık bir bilgi ve belgeler de bu “şube”nin süreçte et-
hesaplaşmaya dönüşmesiyle birlikte bu kin bir rol oynadığının açık göstergesidir.
“arabuluculuk misyonu” daha da belirgin- Şimdi sırada AKP’nin niceliğini oluşturan
leşmiştir. tarikatlar ile Genelkurmay arasındaki “çatış-
Nisan 2009’dan sonra Taraf’ın yayınladı- ma”nın “uyumlu çatışma”ya ve giderek bir
ğı ilk “belge”nin “AKP ve Gülen’i Bitirme “consensus”a dönüştürülmesi vardır. Ancak
Planı” olarak sunulması bu çatışmanın so- bunun Amerikan emperyalizminin çıkarına
nucudur. Fettullah Gülen’i berat ettiren “yar- ne kadar denk düşeceği belirsizdir.
gıç”ın (Kadir Kayhan) “Kozmik oda”daki 26

19
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

Savaş Planlaması
ve Planlı Darbe

Baştan belirtelim ki, bu yazı, beş bin say- “sergüzeşt”in, kelle koltukta giriştikleri as-
fa olduğu iddia edilen “Balyoz harekat keri isyanlardan temelden farklıdır. Yine de
planı”nın gerçek ya da gerçekdışılığıyla ilgi- emir-komuta zinciri dışında gerçekleştirilen
li değildir. Yazının amacı, “beş bin sayfalık darbe girişimleri ya da askeri isyanlar da,
darbe planı olur muymuş?”da ifadesini bu- her durumda isyancıların düzeyine bağlı
lan pragmatizmin yaratmış olduğu körlüğü olarak belli bir amaca ve buna uygun bir
ortaya koymaktır. planlamaya sahiptir. Burada “aşağıdan” dar-
Yine baştan belirtelim ki, yazıda geçen be hazırlıklarını, darbe girişimlerini ve dar-
pek çok sözcük askeri kavramlar olup, ço- beleri ele almayacağız. Vurgulamak istedi-
ğu durumda siyasal alanda da kullanılır. Bu ğimiz, askeri nitelikte her hareketin ya da
nedenle “kelime yorumu”na tabi tutulamaz- harekâtın belli bir ön planlamaya sahip ol-
lar. Askeri ya da siyasal kavram olarak, ta- duğudur.
nımlandığı anlam ve içerikleriyle anlaşılma- Belli bir askeri eğitimden geçmiş subay-
lı ve değerlendirilmelidir. lar açısından ise, her ön planlama, uygula-
Evet, askeri darbeler, ister “aşağıdan”,yani madan önce mutlak surette “test” edilmek
bir grup askerin gizli örgütlenmesi sonucu zorundadır. Adına “harp oyunları”, “plan se-
yapılsın, ister “yukarıdan”, yani emir-komu- mineri” vb. denilen ve masa başında ger-
ta zinciri içinde yapılsın, her durumda bir çekleştirilen “testler”, yapılan planlamanın
düşünceye ve bu düşüncenin uygulamaya teorik olarak ne ölçüde tutarlı ve bütünsel
sokulmasına ilişkin planları kapsar. Özellik- olduğunun, ne ölçüde amaca uygun oldu-
le emir-komuta zinciri içinde yapılacak bir ğunun ve ne ölçüde gerçekliğe yaklaştığının
askeri darbe, kesinkes en üstten (genelkur- saptanmasını sağlar. Böylece bir ön plan ya
may ve kuvvet komutanları) en alta (çavuş, da taslak, soyut planda ele alınarak değer-
onbaşı ve erler) tüm ordunun harekete ge- lendirilir ve geliştirilir. Ardından bu soyut
çildiğinde nerede, nasıl ve hangi görevleri planlamanın teorik bilgiyle (tarihsel dene-
yerine getireceğini ayrıntılı olarak ortaya ko- yim vb. sonucu elde edilmiş genel ve evren-
yan bir plana dayanır. Bu plan, aynı zaman- sel bilgiler), somut gerçeklerle ne kadar
da tüm ordu mensuplarının hareket sırasın- bağdaştığına bakılır. Bu aynı zamanda soyut
da yerine getirecekleri görevlere ilişkin ya- planların somut gerçeklerle zenginleştirilme-
zılı ya da sözlü “talimatları” içerir. Bu neden- si, yeniden biçimlendirilmesi ve pratikte uy-
le, “darbe planları”, Türk silahlı kuvvetleri gulanabilir hale getirilmesidir. Çünkü soyut
gibi yaklaşık bir milyona yakın mevcudu gerçek yoktur, gerçek her zaman somut-
olan bir ordu açısından, kaçınılmaz olarak tur.
binlerce sayfa tutacak “belge”yi kapsar. Diğer bir deyişle, emir-komuta zinciri
Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştiri- içinde gerçekleştirilecek ve gerçekleştirilen
lecek bir askeri darbe, Talat Aydemir olayın- her askeri darbe, herhangi bir askeri savaş
20 da olduğu gibi birkaç “serdengeçti”nin, harekâtı gibi ele alınır ve planlanır. Bir or-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

dunun neredeyse kusursuz denilebilecek iş- masyon faaliyetlerine kadar “5. kol” faaliyet-
leyiş mekanizması da, bu planlamaya ve bu leri şeklinde de olabilir. Savaş alanına iliş-
planlamanın gerektirdiği talimatların harfi- kin hazırlık faaliyetleri ise, baskını gerçek-
yen yerine getirilmesini sağlayan disipline leştirecek askeri birliklerin düşman tarafın-
bağlıdır. dan saptanmadan saldırı konumuna getiril-
Pragmatist bir kafa yapısı açısından böy- mesine ilişkin faaliyetleri kapsar (PKK’nin
lesine ayrıntılı bir planlama ve bu planların Dağlıca baskını örneğinde olduğu gibi).
uygulama öncesinde soyut planda (teorik Ancak, savaş sanatının en büyük teoris-
olarak) değerlendirilmesi (harp oyunları, yenlerinden Clausewitz’in sözüyle, “savaş,
plan seminerleri vb. yoluyla) fazla bürokra- tek ve ani bir darbeden ibaret değildir”. Bu
tik ve gereksiz görülebilir. Pragmatizm için, nedenle, savaş, belli bir süreyi kapsayan bir
asıl olan araçlar değil amaçtır; amaç ger- olgu olarak ele alınır ve savaşın değişik aşa-
çekleştiği sürece aracın niteliği ve içeriğinin maları planlanır. “Savaş planı tüm savaş ey-
önemi yoktur. En yalın haliyle “ben yaptım, lemini kapsar; savaş planı sayesinde bu ey-
oldu” ya da “kervan yolda düzülür” zihniye- lem bütünlük kazanır, kesin ve nihai bir
ti, askeri savaşın ayrıntılı olarak planlanma- amaca kavuşur ve bütün öteki özel hedef-
sını kaçınılmaz olarak anlamsız ve gereksiz ler onun içinde erir.”*
görecektir. Ancak hiçbir gerçek savaş, plan- İşte savaşın genel ve özel planlaması, as-
lama olmaksızın gerçekleşmez. keri savaş sanatında strateji ve taktik olarak
Bu konuda en bilinen ve yakın tarihin en tanımlanır. “Taktik, silahlı kuvvetlerin çarpış-
önemli örneği, II. Yeniden Paylaşım Savaşı- mada kullanımına ilişkin teoridir. Strateji
nın başlangıcında Nazi Almanyasının “Blitz ise, çarpışmaların savaşın amacını gerçek-
Krieg” (Yıldırım Savaşı) denilen saldırıyla leştirmek için kullanımına ilişkin teoridir.”**
Fransızların Majino savunma hattını geçiş- Dolayısıyla stratejik ve taktik planlama, sa-
leridir. Gerek “Blitz Krieg”, gerekse Majino vaşın ayrılmaz bir parçasıdır.
savunması, olasılık hesaplarına göre yapıl- “Strateji, muharebenin savaşın
mış en kapsamlı savaş planlamasına daya- amacı doğrultusunda kullanılmasıdır.
nır. Buna göre, savaş eyleminin tümüne,
Bu tarihsel gerçek, saldırı konumundaki savaşın amacına, uyan bir hedef gös-
ordular için de, savunma konumundaki or- termesi gerekir. Diğer bir söyleyişle
dular için de geçerlidir. strateji savaş planını yapar ve öngö-
Savaşın, askeri savaşın en bilinen kuralı rülen hedefe göre ona ulaşılmasını
ise, “yığınakta yapılan hata tüm savaş süre- sağlayacak bir dizi eylem saptar; ay-
since etkili olur” sözünde ifadesini bulur. rı ayrı seferlerin planlarını hazırlar ve
“Yığınak”, savaş öncesinde askeri güçlerin her birinde verilecek muharebeleri
mevzilenmesidir. Doğal ve kaçınılmaz ola- örgütler. Bütün bu kararları, her za-
rak “yığınak” ya da mevzilenme, olası sava- man gerçekleşmeleri mümkün olma-
şın olası düşmanının olası durumuna ve yan bir takım varsayımlara dayana-
olası saldırı yönüne göre yapılır. Dolayısıyla rak almaktan başka çare olmadığına
da her türlü olasılık hesaba katılır. Tüm bun- ve daha ayrıntılı bir takım tedbirleri
lar savaş hazırlıklarının temelini oluşturur. önceden almaya imkan bulunmadı-
Diğer yandan, savaşın, savaş sanatının ğına göre, strateji orduya muharebe
bir gerçekliği de, savaşta sürpriz saldırının, meydanında eşlik ederek ayrıntılara
ani baskının ve ilk vuruşun belli ölçülerde ilişkin gerekli tedbirleri yerinde al-
sonucu belirlediğidir. Bu nedenle, silahlı mak, ve genel planda durmadan de-
güçler, her durumda sürpriz saldırıya karşı ğişiklikler yapmak gerekeceğinden
her zaman hazır durumda olmaya çalışırlar bunlara da yerinde karar vermek zo-
ve savunmalarını buna göre tanzim ederler. rundadır. Yani strateji bir an için bile
Eğer silahlı güçler sürpriz saldırı yapmak du- işin yakasını bırakamaz.”***
rumunda ise, karşı tarafın olası savunma Stratejik planlarda, savaşın ya da harekâ-
önlemlerini hesaba katarak, saldırının ger-
çekten sürpriz olmasını sağlayacak hazırlık- * Clausewitz, Savaş Üzerine, s. 280, May yay.
ları yaparlar. Bu hazırlıklar, basit askeri istih- ** Clausewitz, agy, s. 127.
barat bilgilerinin toplanmasından dezenfor- *** Clausewitz, agy, s. 203-204.
21
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

tın stratejik amacı, bu amaca ulaşmak için na kadar her türlü silahlı güçlere ilişkin fa-
izlenecek yol (stratejik rota), amaca ulaş- aliyetler, öncelikle kurmaylar düzeyinde
mak için kullanılacak temel güçler (strate- planlanır. Bir askeri darbenin de, benzer bir
jik güçler) ve bu güçlere doğrudan ya da do- planlanma olmaksızın gerçekleştirildiğini ya
laylı olarak yardımcı olacak güçler (strate- da gerçekleştirileceğini düşünmek, askeri
jik yedekler) tam ve kesin olarak saptanır. darbenin silahlı kuvvetlere ilişkin bir faaliyet
Clausewitz, kendi dönemine ilişkin ola- olduğunu unutmakla özdeştir.
rak askeri stratejinin unsurlarını şöyle orta- Emir-komuta zincirinde gerçekleştirile-
ya koyar: cek bir askeri darbe, yani ülkenin ekono-
“... manevi unsurlar, fiziki unsur- mik, toplumsal, siyasal, kültürel tüm alanla-
lar, matematiksel unsurlar, coğrafi rını kapsayan bir askeri yönetimin kurulma-
unsurlar ve istatistiki unsurlar. sı amacı (“ülke yönetimine el koyma”), ka-
Birinci kategori, manevi, yani ah- çınılmaz olarak ayrıntılı bir taktik ve strate-
laki ve fikri, niteliklere ve bunların et- jik planlamaya gereksinme duyar. Böylesi
kisine dayanan şeylerin tümünü içe- bir taktik ve stratejik planlamaya sahip ol-
rir; ikincisine, askeri kuvvetlerin bü- mayan askeri kişilerin gerçekleştirdiği hare-
yüklüğü, terkibi, teşkili, belli başlı üç ketler ise, sözcüğün tam anlamıyla askeri
sınıfın oranı (piyade, süvari, topçu), isyan olarak tanımlanır. Askeri isyan ile as-
vb. gibi şeyler girer; üçüncü katego- keri darbe, özellikle emir-komuta zinciri
ri, harekât hatlarının açılarını, mer- içinde gerçekleştirilecek askeri darbe birbi-
kezleri bir (konsantrik) ve merkezle- rinden farklıdır. Birincisi ne kadar kendili-
ri ayrı (eksantrik) hareketleri (geo- ğinden bir hareket ise, ikincisi o kadar plan-
metrik nitelikleri hesaplarımız bakı- lı ve programlı bir harekâttır.
mından bir önem taşıdıkları ölçüde Bugün “Balyoz darbe planı” olarak Taraf
tabii) kapsar; dördüncü gurup, arazi gazetesine sızdırılan ve eski I. Ordu komu-
şekillerini, hakim noktaları, çeşitli en- tanı Çetin Doğan tarafından “plan semineri
gebeleri, dağları, nehirleri, ormanları çalışması” olarak ifade edilen beş bin say-
ve yolları içine alır; beşinci ve son ka- falık planlamanın ne kadar AKP’ye yönelik
tegori ise her türlü iaşe ve ikmal va- bir askeri darbenin somut planlaması oldu-
sıtalarını içerir.”* ğunu söylemek olanaksızdır. Ortada olan
Buradan da anlaşılacağı gibi, stratejik tek gerçek, soyut planlama düzeyinde iç ve
planlama, neredeyse savaşın her alanını, dış tehdide karşı “merak etmeyin ordu var”
her birimini, arazi yapısını vb. kapsayan ay- denilen silahlı kuvvetlerin, her düzeyde ay-
rıntılı ve kapsamlı bir planlamadır. Bu ayrın- rıntılı planlara sahip olduğu ve bu planları
tılı ve kapsamlı planlama olmaksızın, yani ayrıntılı biçimde tartıştığı, değerlendirdiği,
bir stratejik plana sahip olmaksızın askeri eleştiriden geçirdiğidir.
bir savaşın sürdürülmesi olanaksızdır. Bugün için belki bir “darbe planı” deşif-
Stratejik planlama kadar kapsamlı olma- re edilmiştir. Ancak “bir darbe planı” ne ka-
makla birlikte taktik planlama da, savaş ala- dar deşifre edilmiş olursa olsun, her durum-
nındaki silahlı güçlere ilişkin ayrıntılı bir da ve her duruma karşı silahlı kuvvetlerin
planlamayı kapsar. bir “plana” sahip olduğu gerçeğini ortadan
Tüm bunlara, somut ya da harita üzerin- kaldırmaz. “Kozmik oda”ya girerek bu “koz-
de yapılan “savaş oyunları” çerçevesinde mik plan”lara ulaşılması, ne planların yapıl-
verilecek emirleri ve talimatları eklediğimiz- masını ortadan kaldırabilir, ne de yeni du-
de, bir savaş harekâtının, binlerce, hatta on- ruma uygun yeni planların yapılmasını en-
binlerce sayfa tutan “belgeleri” içerdiği ko- gelleyebilir. Şurası açıktır ki, “ülke yönetimi-
layca anlaşılabilir. ne el koyma”ya karar vermiş bir askeri gü-
Hiçbir asker, kurmay eğitimi almış hiç- cün, yani ülkeyi (isterse bir süreliğine olsun)
bir subay, savaş sanatının ve teorisinin içer- yönetecek bir askeri gücün, böylesi bir yö-
diği bu ayrıntılı planlamayı bir yana bıraka- netimin öngerektirdiği plana ve programa
maz ve bırakmaz. Dolayısıyla en küçük as- sahip olmadan harekete geçmesi, daha
keri harekâttan en kapsamlı işgal harekâtı- baştan girişimin başarısızlığa uğraması de-
mektir. Bu nedenle, bir “askeri darbe”nin
22 * Clausewitz, Savaş Üzerine, s. 214. ayrıntılı olarak planlanmadan, “beş bin say-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

falık” planlama olmadan emir-komuta zin- biçimiyle EMASYA çerçevesinde devreye gi-
ciri içinde gerçekleştirilebileceğini düşün- receklerdir. Eğer bu yeterli olmazsa, yani
mek safdilliktir. polis-asker işbirliği devrimci mücadelenin
Ancak, savaş, politikanın başka araçlar- gelişimini engelleyemezse, açıktır ki, AKP
la (şiddet araçlarıyla) devamından başka bir de OHAL ya da sıkıyönetim ilan ederek yö-
şey değildir. Askeri darbe de, “iç tehdit”e netimi tümüyle askeri güçlere devretmekte
karşı gerçekleştirilen bir askeri savaştır. Do- duraksamayacaktır. Bu açıdan, AKP’nin “as-
layısıyla politikadan, politik amaçtan ayrı keri darbe planları”na karşı çıkışı, sadece
olarak değerlendirilemez. Bu nedenle, asıl kendisine yönelik olduğu ölçüde bir karşı
sorun, silahlı kuvvetlerin askeri savaşın ku- çıkıştır. “Ortak düşman” olarak devrimci
rallarına uygun olarak ayrıntılı bir “askeri mücadelenin gelişimi, hatta en küçük bir
darbe” planlaması değil, bu planın icra edi- hareketi bile, bugünün “düşman kardeş-
lebilmesi için olmaz-sa-olmaz koşul olan si- leri”ni hemen birleştirecektir ve o çok sözü
yasal durum ve siyasal amaçtır. Bugün ken- edilen “kurumlar arası çatışma” ortadan kal-
disine yönelik askeri darbe hazırlıkları yapıl- kacaktır. Çünkü her devrimci hareket, bir-
dığından söz eden ve bunun korkusunu ya- leşmiş bir karşı-devrim yaratarak gelişir.
şayan AKP’nin de çok iyi bildiği gibi, eğer Bu nedenden dolayı, devrimci hareket,
bu “iç tehdit” devrimci mücadele olursa ve her durumda doğru ve bütünsel bir devrim-
eğer bu “iç tehdit”e karşı kendi polis teşki- ci stratejiye ve taktiklere sahip olmak zorun-
latı yetersiz kalırsa, askeri güçler, en yasal dadır.

23
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

İLKER AKMAN HASAN BASRİ TEMİZALP YUSUF ZİYA GÜNEŞ


1950 Ankara 1950 Maraş 1955 Ankara
26 Ocak 1976/Beylerderesi 26 Ocak 1976/Beylerderesi 26 Ocak 1976/Beylerderesi

24
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

YÜKSEL ERİŞ
1951 Tekirdağ/Şarköy
21 Ocak 1977/Trabzon

1951 yılında Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde doğdu. Devrimci


mücadeleye, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Müzik bölümüne
girdikten sonra aktif olarak katıldı. 30 Mart 1972’deki Kızıldere
olayından sonra THKP-C’nin yeniden örgütlenmesinde etkin ola-
rak çalıştı. 1974 yılına kadar ülkenin değişik yerlerinde örgütlen-
me çalışmalarını sürdürdü. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephe-
si/Halkın Devrimci Öncüleri’nin kurucularından olan Yüksel yol-
daş, ülkenin değişik bölgelerinde örgütcü ve yönetici olarak gö-
rev yaptı. 1976 yılına kadar sürdürdüğü Güney Anadolu bölge
yöneticiliğinden Karadeniz bölge yöneticiliğine atandı ve kır geril-
lasının stratejik hazırlıklarını yönetti. THKP-C/HDÖ Merkez Yö-
netim Komitesi üyesi olarak “26 Ocak Harekâtı” için bulunduğu
Trabzon’da 21 Ocak 1977 günü şehit düştü.

NEDİM ATILGAN
1959 Uşak/Karahallı-25 Şubat 1981 Selendi

1959 yılında Uşak ilinin Karahallı ilçesinde doğdu. Küçük yaş-


ta ailesi İstanbul’a taşındı. İlkokulu bitirdikten sonra işçi olarak ça-
lışmaya başladı. 1979’dan itibaren THKP-C/HDÖ üyesi olarak ör-
gütsel faaliyetlerde bulundu. 1980 Kasım’ında gözaltına alındık-
tan sonra hiçbir suçlamayı kabul etmedi. Bir süre sonra zorla as-
kere alındı. “Halkın silahlı devrimcilere ihtiyacı varken, oligarşiye
askerlik yapmak olanaksızdır” diyerek birlikten firar etti. Profes-
yonel olarak örgütsel faaliyetlere katıldı.
1981 Şubat ayında oligarşinin kuşatma ve imha operasyon-
larından kurtulmak amacıyla çıktıkları Selendi-Kula dağlarında,
bir grup yoldaşı ile birlikte çembere alındılar. Bir hafta süren ku-
şatma sonunda 25 Şubat 1981 günü meydana gelen bir çatışma-
da şehit düştü.

MUSTAFA ATMACA
1948 Sivas/Kangal-29 Şubat 1992 İstanbul

1948 Sivas/Kangal doğumlu Mustafa Atmaca, işçi olarak de-


ğişik işyerlerinde ve fabrikalarda çalışmış ve 1976 yılında
Sefaköy’de metal işkolunda çalıştığı fabrikada işçi olarak çalışan
Mehmet Yıldırım yoldaşla tanışarak THKP-C/HDÖ örgütsel ilişki-
leri içine girmiştir. Bu tarihten sonra sendikal faaliyetlerde bulu-
nan Mustafa yoldaş, 1978 yılında bağımsız Çağdaş Maden-İş
Sendikası Genel Başkanlığına seçilmiştir. 12 Eylül askeri darbe-
siyle birlikte, tüm sendikalar gibi, Çağdaş Maden-İş de kapatılmış
ve Mustafa yoldaş ve diğer sendika yöneticileri hakkında değişik
davalar açılmıştır.
1981 Mart ayında örgüte yönelik bir operasyonda gözaltına
alınmış ve birbuçuk ay sonra tutuklanarak Alemdağ cezaevine
gönderilmiştir. 1983 yılında tutsaklığı sona erdikten sonra iki yıl
Tekirdağ’ da zorunlu ikamete tabi tutulmuştur. İşkence ve tutsak-
lık koşullarından kaynaklanan hastalık, etkin bir biçimde devrim-
ci faaliyetlere katılmasını engellemiş ve her türlü olanaksızlıklar
içinde sürdürülen tedavisi başarılı olmamış ve 29 Şubat 1992 gü-
nü yaşamını yitirmiştir. 25
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

ULAŞ BARDAKÇI
1947 Hacıbektaş
19 Şubat 1972 İstanbul

Hele Ulaş’a Ulaş’a


Ulaş benzerdi güneşe
Ulaş gardaş can veriyor
Yüreğim düştü ateşe.

Ulaş’ın elinde mavzer


Mavzeri türküye benzer,
Bizimkiler böyle ölür
Böyle ölür bizimkiler

Tohumlar düştü toprağa


Donandı yeşil yaprağa
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan toprağa.
26
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

Demokrasi ve
Hukuk Devleti

Hukuk, en bilinen anlamıyla, bir toplum- redeki ekonomik ilişkiler tarafından belirle-
da kişiler ve kurumlar arasındaki karşılıklı nen kurallar ve normların o ilişkiler varoldu-
ilişkinin belli kurallara bağlanmışlığını ifade ğu sürece varlığının kabul edilmesi ve onay-
eder. Bu nedenle, hukuk, bir kişi ya da ku- lanması ilkesinden başka bir şey değildir.
rumun, kendi dışındaki kişi ya da kurumlar- İlişkiler değiştiğinde, er ya da geç hukuksal
la ilişkisinde yerine getirilmesi ve uyulması kurallar ve normlar (yasalar, anayasalar vb.)
gereken yükümlülükleri ve sorumlulukları bu değişikliğe uymak zorundadır. Bu zorun-
belirler. Bu yönüyle hukuk özel niteliktedir, luluk, açıktır ki, eski, yani değişimden ön-
özel hukuk olarak tanımlanır. Ancak karşı- ceki hukukun ortadan kalkması ve yerine
lıklı ilişkilerde uyulması gereken yükümlü- yeni, değişen koşullara uygun bir hukukun
lüklerin ve sorumlulukların yerine getirilme- konulması demektir. Ama bu yer değiştir-
mesi durumunda yaptırımlar ve bu yaptırım- menin kapsamı ve genişliği, her durumda
ları gerçekleştirecek bir özel güç gereklidir. ekonomik ilişkilerdeki değişimin kapsam ve
İşte bu yaptırımlar (ceza hukuku) ve özel genişliğine bağlıdır. Eğer değişim, bir üretim
güç, yani devlet (kamu hukuku) hukukun ilişkisinden bir başka üretim ilişkisine geçiş-
ayrılmaz parçalarıdır. le ortaya çıkmışsa, kaçınılmaz olarak hukuk
Toplumsal ilişkiler ise, her şeyden önce da böylesi temelsel bir değişime uygun ola-
ekonomik ilişkilerdir, yani üretim ilişkileri- rak temelden değişir. Özel mülkiyete daya-
dir. Bu nedenle de, hukuk, her durumda nan her üretim ilişkisinde hukuk, her şey-
üretim ilişkilerine tabidir ve bu ilişkilerin fi- den önce bu özel mülkiyetin varlığıyla be-
ili durumuna uygun olarak biçimlenir. An- lirlenen ortak ve genel özelliklere sahiptir.
cak hukukun en belirgin özelliği, üretim iliş- Dolayısıyla bu ortak ve genel özellik içinde-
kilerini ve bu ilişkilerde egemen olan duru- ki değişim, özsel olarak egemen ilişkilerin
mu (sınıf egemenliğini) yalın, saf ve kesin değişimini içerdiğinden, hukuk da bu yeni
biçimde tanımlamaz. Bunun yerine, ege- egemen ilişkinin ifadesi olur. Özel mülkiyet
men olan ile egemen olunan arasındaki iliş- düzeninde hukukun bu yeni biçimi, eski hu-
kiye genel bir ifade verir. Bu nedenle de gi- kukun değiştirilmiş ve yeniden biçimlendi-
derek ekonomik ilişkileri doğrudan yansıt- rilmiş hali olarak ortaya çıkar.
maktan uzaklaşır, hatta onu tersyüz eder. Ancak her durumda, hukuk ne denli de-
Bunun sonucu olarak da, hukukun toplum- ğişirse değişsin, “hukukun üstünlüğü” kav-
dan ve toplumsal ilişkilerden bağımsız “üs- ramı varlığını sürdürür. “Hukukun üstünlü-
tün bir güç” olduğu yanılsaması ortaya çı- ğü” kavramı, dün eski ekonomik ilişkilere
kar. uygun düşen hukuksal normlara ve kuralla-
Oysa ki, hukuk, her durumda ekonomik ra uyulması demekken, şimdi yeni ekono-
ilişkilere ve ekonomik evrime göre değişen mik ilişkilere uygun düşen hukuksal norm-
kurallar ve normlar bütünüdür. “Hukukun lara ve kurallara uyulması halini almıştır. Di-
üstünlüğü” sözü, her durumda, verili bir ev- ğer ifadeyle, hukuksal normlar ve kurallar 27
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

değişmiş olmasına rağmen, bu normlara ve nucuna bağlıdır. Bu iktidar mücadelesini ka-


kurallara uyulması zorunluluğu değişmeden zanan taraf kendi hukukunu (eski ya da ye-
kalır. Bu nedenle, her egemen sınıf ya da ni hukuk) üstün kılacaktır. Bu nedenle hu-
kesim, kendi egemenliğine uygun yeni bir kuk alanında sürdürülen tartışmalar (anaya-
hukuk ortaya çıkartırken, yani eski hukuku sa tartışmaları vb.), her durumda iktidar
tümüyle ya da kısmen değiştirirken, “huku- mücadelesinin bir parçasıdır.
kun üstünlüğü” anlayışına hiç dokunmaz, Açık olan, iktidar mücadelesinden galip
tam tersine “hukukun üstünlüğü”nün en ön- çıkan taraf, kendi hukukuna uyulmasını ve
deki savunucusu olarak ortaya çıkar. Böyle- boyun eğilmesini sağlar. Bunu da “hukukun
ce hukuk ne kadar değişikliğe uğrarsa uğ- üstünlüğü” sözleriyle dile getirir.
rasın, onun belirlediği kurallara ve normla- Gerçekte ise, asıl olan “hukukun üstün-
ra uyulması mutlak, ilahi bir yasa olarak ilan lüğü” değil, verili koşullarda varolan huku-
edilir. ka uygun olarak hareket edilip edilmediği-
Toplumsal evrimin belli bir aşamasında, dir. İster değiştirilmek istenen hukuk olsun,
bu aşamaya uygun bir hukuk ortaya çıktı- ister değiştirilmiş yeni bir hukuk olsun, her
ğında, yeni egemen ilişkiler her durumda durumda hukuk, toplumsal ilişkilerde uyul-
kendi hukukuna uyulmasını talep eder. Bu ması zorunlu olan ve uymayanların devlet
nedenle de, böylesi değişim evrelerinde es- gücüyle uydurulduğu kurallar ve normlar
ki hukuku savunanlar ile yeni hukuku oluş- bütünüdür. Hukuktan söz edilen yerde, bu
turanlar arasında barışçıl ya da zora daya- hukukun ortaya koyduğu kurallara ve norm-
nan bir güç mücadelesi ortaya çıkar. Açık- lara herkesin uyacağı ve uymayanların uy-
tır ki, bu mücadele, eski ilişkilerin egemen durulacağından söz ediliyor demektir. Halk
sınıfları ile yeni ilişkilerin egemen sınıfları deyişiyle, dere geçerken at değiştirmek, ya-
arasındaki bir iktidar mücadelesidir. Bu mü- ni belli bir hukuk varlığını sürdürürken yeni
cadeleden zaferle çıkan kesim kendi huku- bir hukuk ortaya çıkarmak bir şeydir, varo-
kunun üstünlüğünü de sağlamış olur. lan hukuku hiçe saymak, onu yok kabul et-
Bu nedenle, temel hukuk sistemine iliş- mek başka bir şeydir. Ülkemizin somut ta-
kin tartışmaların ortaya çıktığı dönemler, rihsel gerçeği, birinci durumdan daha çok
egemen sınıf ilişkilerindeki değişimin orta- ikinci duruma ilişkindir.
ya çıktığı dönemlerdir. Hukuksal kavramla Egemen sınıflar arasındaki ya da daha
ifade edersek, değişim egemen ilişkilerde geniş anlamda sömürücü sınıflar arasında-
meydana gelen bir değişim olduğu oranda ki ekonomik ilişkilerde meydana gelen de-
iktidar mücadelesi her durumda anayasal ğişimlere uygun olarak ortaya çıkan siyasal
bir hukuk mücadelesiyle birlikte yürür. iktidarlar, her zaman mevcut hukukun ken-
Bugün ülkemizde yaşanan olaylar ve di siyasal iktidarlarını tam olarak temsil et-
AKP’nin yeni anayasa arayışı, kendisinin mediğini, dolayısıyla değiştirilmesi gerekti-
temsil ettiği sınıf ve tabakaların çıkarlarını ğini ortaya koyarken, aynı zamanda ekono-
temsil eden ve bu çıkarları her şeyin üstü- mik ilişkilerdeki değişimi mutlak ve kalıcı
ne koyan bir siyasal ve hukuksal yapının or- hale getirme istemlerini dile getirmiş olur-
taya çıkartılması çabasından başka bir şey lar.
değildir. AKP, bu yolla, kendisinin temsil et- “Demokrasi” adı verilen yönetim biçimi
tiği kesimlerin çıkarlarına denk düşen hu- ise, değişen sınıf ilişkilerine bağlı olarak de-
kuku üstün kılacağını varsaymaktadır. An- ğişik iktidarların ortaya çıkabileceğini öngö-
cak bütün sorun, bu yeni hukuksal yapının rürken, aynı zamanda temel hukuksal yapı-
mevcut hukuksal yapıyı tümüyle değiştirip nın değişmezliğini esas alır. Bu bağlamda
değiştirmeyeceğidir. Diğer bir ifadeyle, mev- “demokrasi”, fiili güç ilişkileri ne denli de-
cut “laik” hukuk sisteminin yerine şeriata ğişirse değişsin, egemen sınıflar arasındaki
dayanan bir hukuk sisteminin geçirilip ge- ilişkilerin anayasada ifadesini bulan belli bir
çirilmeyeceğidir. “consensus”a dayalı olarak sürdürülmesi
Yukarda da ifade ettiğimiz gibi, bir hu- demektir. Eğer bir siyasal iktidar bu “con-
kuk sisteminin köklü bir biçimde değiştiril- sensus”u ortadan kaldırmaya yönelirse,
mesi, yeni bir rejimin, yeni bir hukuksal dü- açıktır ki, egemen sınıflar arasındaki ilişki
zenin kurulmasıyla sonuçlanması egemen kökten değişime uğramıştır ya da siyasal
28 sınıflar arasındaki iktidar mücadelesinin so- iktidar aracılığıyla böyle bir kökten değişi-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

me uğratılması istenmektedir. ve kendisinin de çiğnediği bir hukuksal ya-


Egemen sınıflar arasındaki ilişkilere bağ- pıyı ortadan kaldırmaya kalkışmaktadır.
lı olarak ortaya çıkan bu “anayasal” değişim Gerçeklikte 12 Eylül “hukuku”, yasama
istemi ya da girişimi, her durumda “alttaki” ve yargı karşısında yürütmenin mutlak ege-
sınıfların tabi oldukları ya da olacakları ye- menliğinin ifadesidir. Sıkça kullanılan tanım-
ni bir kurallar ve normlar bütünlüğü ortaya la, güçler ayrımı doktrini, 12 Eylül “hukuku”
çıkartır. Hukuksal olarak nasıl ifade edilirse ile büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, yürüt-
edilsin, bu kurallar ve normlar, kesin olarak me erki mutlak bir güç haline getirilmiştir.
“alttaki” sınıfların, yani yurttaşların hak ve 12 Eylül “hukuku”nun yaptığı tek şey, mut-
özgürlüklerini değil, yeni egemenlere karşı lak yürütme erkini hükümet ile cumhurbaş-
yükümlülüklerini ve görevlerini saptar. Bu kanı arasında belli bir oranda dağıtmış ol-
nedenle de, egemen sınıflar arasındaki ik- masıdır. AKP’nin yeni anayasa arayışı ise,
tidar mücadelesinin bir aracı ve yansısı olan bu hükümet ile cumhurbaşkanı arasında
hukuk ve anayasa tartışmaları, birincil de- dağılan mutlak yürütme erkini tek bir ku-
receden sadece egemenlerin, yani yöneten- rumda (başbakan ya da cumhurbaşkanı)
lerin değil, yönetilenlerin de kaderini belir- birleştirme ve belli ölçülerde genişletme is-
ler. teminin dışavurumudur. Ancak hukuk, han-
Ülkemizin “çok partili” yakın tarihine ba- gi hukuk olursa olsun, yürütme gücünün
kıldığında, asıl olanın iktidar sahiplerinin ik- mutlak iktidarını önleyen belli kuralları içer-
tidarlarını pekiştirmek ve sürdürmek ama- mek durumundadır. İşte bu nedenle de, ye-
cıyla kendi dışındaki sömürücü sınıflara ye- ni bir anayasa yapılsa bile, bu anayasanın
ni bir “consensus” dayatmasından daha fiili ömrü, hazırlanışı ile kabul edilişi arasın-
çok, “alttakiler”in, yani yurttaşların kabul da geçen süreyle sınırlıdır. Kabul edildiği an-
edilen hukuk karşısındaki konumlarıdır. dan itibaren, bir kez daha yürütmenin mut-
Hangi anayasal düzen altında olunursa lak gücünü sınırlandıracağından gereksiz ve
olunsun, ne denli “hukukun üstünlüğü”nden “dar” hale gelecektir.
söz edilirse edilsin, somut gerçeklikte, ikti- Evet, ülkemizdeki sorun, yeni bir anaya-
dar sahipleri kendi oluşturdukları hukuku sa ya da yeni bir “consensus”, yahut yeni bir
bir süre sonra görmezlikten gelmeye baş- hukuk sistemi değil, ilan edilen anayasaya,
larlar ve kendi hukuklarını açıkça çiğnerler. “consensus”a ya da hukuk sistemine uyu-
Kimi durumda yürütmenin yasama ve yar- lup uyulmayacağı sorunudur. Her durumda,
gı karşısında mutlak üstünlüğünün sağlan- hukuku oluşturan iktidarlar ya da varolan
ması şeklinde ortaya çıkan bu hukuk tanı- hukuk yoluyla iktidara gelenler kendi hu-
mazlık, hukuk ihlalleri, mutlak iktidar iste- kuklarını çiğneyeceklerdir.
minin bir yansısıdır. Ülkemizin temel sorun- Bu durumu AKP’nin sekiz yıllık iktidarın-
larından birisi de bu mutlak iktidar istemi daki “icraatları”na bakarak somutlayabili-
ve bu isteme bağlı olarak ortaya çıkan hu- riz.
kuksuzluktur. AKP’nin iktidara geldiği koşullarda, ülke
Demokratik devrimin tamamlanmadığı, tarihinde hiç olmadığı kadar anayasal huku-
yani gerçek bir demokrasinin mevcut olma- kun dışında, denetlenilmeyen bir yaptırım
dığı, dolayısıyla demokratik hukuk ilişkileri- gücüne sahip fiili kurumlar mevcuttu. TMSF,
nin kökleşmediği bizim gibi ülkelerde her BDDK ve vergi düzenlemeleri, 1999 ve 2001
yeni iktidarın, kendisini iktidara getiren hu- krizleriyle birlikte İMF’nin dayatmasıyla or-
kuksal ilişkileri değiştirmeye kalkışması ve taya çıkartılmış anayasal hukuk sistemi dı-
üstelik hukukun kendi iktidarını sınırladığı- şında bir yürütme gücü oluşturmuştur. Ana-
nı düşünerek mevcut hukukun dışına çık- yasa ve yasalar tarafından sınırlandırılma-
ması genel bir özelliktir, sistemin temel ni- mış, tersine anayasal ve yasal sınırlamaları
teliğidir. Bugün “sivil vesayet” ya da “tek ortadan kaldırmak için oluşturulmuş olan
parti diktatörlüğü” denilen durum, bu özel- bu ekonomik yürütme gücü, AKP iktidarı ta-
liğin AKP iktidarı koşullarında bir kez daha rafından siyasal amaçlar için kullanıldığı gi-
ortaya çıkışından başka bir şey değildir. bi, temsil ettiği sınıf ve kesimlerin güçlendi-
Bugün AKP iktidarı, kendisini iktidara ta- rilmesi için de kullanılmıştır.
şıyan hukuksal yapıyı değiştirmeye kalkışır- AKP’nin İMF “yasalarıyla” ya da 2001 yı-
ken, zaten uyulmayan ve sürekli çiğnenen lının söylemiyle “Kemal Derviş yasaları”yla 29
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

giriştiği ilk icraat, yeni vergi yasalarının Ma- iyet”le “sanık”ın akrabaları tutuklanarak “re-
liye Bakanlığına tanıdığı ve yargı denetimi- hin” alınmış ve “zengin” amcası benzer bir
nin dışına çıkartılmış yaptırım gücünü “mu- “rehin” alınma tehdidi altında “sanık”ı tes-
halif ” esnaf ve küçük sermaye kesimi üze- lim etmeye zorlanmıştır. Açıktır ki, emniye-
rinde alabildiğine kullanması olmuştur. tin bu cinayetin failini yakalamada gösterdi-
2003-2005 arasında “vergi denetimi” adı al- ği “üstün başarı”da, hukukun “suçun şahsi-
tında yürütülen ekonomik baskıyla “muha- liği” ilkesi tümüyle bir yana bırakılmıştır. Ne
lif ” esnaf ve küçük sermaye kesimi sindiril- kadar hukuk devletinden, hukukun üstün-
miştir. Burada söz konusu olan, her vergi lüğünden söz edilirse edilsin, tüm yurttaşla-
hukukunda mevcut olan “vergi denetimi” ra ilişkin bir hukuk ilkesi (“suçun şahsiliği”
değil, “Kemal Derviş yasaları”yla Maliye Ba- ilkesi) ayaklar altına alınırken, hiç kimse se-
kanlığına verilmiş olan her türlü bankacılık sini çıkartmamıştır.
işlemlerinin bakanlıkça denetlenmesi yetki- Diğer bir örnek ise, toplumda “infial” ya-
sidir. AKP iktidarı, bu yetkiye dayanarak es- ratan, “insanlık dışı suç” olarak ilan edilen
naf ve küçük sermaye kesimlerinin banka küçük çocukların ırzına geçilmesi ve öldü-
işlemlerini gözetime almış ve “muhalif ” es- rülmesi suçlarından tutuklanan kişilerin ce-
naf ve küçük sermaye sahiplerini vergi ka- zaevinde “intihar” etmeleri ya da “diğer tu-
çırdıkları gerekçesiyle denetime almıştır. Üs- tuklular tarafından linç edilmesi” olayıdır.
telik bu iddiada esas olan, iddia sahibinin, Bu olayda, mevcut hukuk sistemi, hukuk
yani Maliye Bakanlığının vergi kaçakçılığı id- ilkeleri ve bizatihi yasalar yok sayılmıştır. Sa-
diasını kanıtlaması değil, iddia edilenin ken- nığın suçluluğu hükmen, yani bir yargı ka-
di “suçsuzluğunu” kanıtlamasının istenme- rarıyla sabit oluncaya kadar suçsuz sayılma-
sidir. Ancak AKP bununla da yetinmemiş, sı ilkesi (suçsuzluk karinesi) “medya” ara-
gerçek dışı banka işlemleri ve hesapları uy- cılığıyla ortadan kaldırılmış ve “hüküm” ve-
durarak, “muhalif ” esnaf ve küçük serma- rilmiştir. Üstelik yasaların hükmettiği ceza
ye sahiplerini tehdit etmiştir. dışında ölüm cezası “hükmü” verilmiş ve
“Medya”ya yansımayan ve “medya”nın cezaevlerinde fiilen infaz edilmiştir. Böyle-
hiç sözünü etmediği bu örtülü operasyonla ce hiçbir suçluya, işlediği suçtan ötürü ya-
“muhalefet” sindirilmiş ve kendisine biat et- saların öngördüğünden farklı ve ağır ceza
meye zorlanmıştır. verilemeyeceği ilkesi de ayaklar altına alın-
Doğrudan İMF’nin istemiyle bankalara el mıştır. Bu da, toplum içinde fiili cezalandır-
konulmasını ve tasfiyesini hiçbir yasal engel ma anlayışının ortaya çıkmasına, dolayısıy-
olmaksızın gerçekleştirmek amacıyla oluş- la da linç girişimleri için uygun ortam yara-
turulmuş olan TMSF, AKP tarafından “serve- tılmasına yol açmıştır.
tin el değiştirmesi” ya da “servetin yeniden Ekonomik ilişkilerden siyasal ilişkilere,
dağıtımı” için alabildiğine kullanıldığı gibi, özel hukuktan ceza hukukuna kadar tüm
orta ve büyük sermaye kesimlerinin siyasal alanlarda mevcut hukuk kural ve normları-
baskı altına alınması için de kullanılmıştır. nın fiilen işlemez hale getirilmesi ya da as-
Bu iki örnek, mevcut yasal düzenleme- kıya alınması, görmezlikten gelinmesi, aynı
lerin nasıl yasadışı amaçlarla kullanıldığının, zamanda mevcut yasaların yasa koyucunun
yani hukukun, hukuku çiğnemek için kulla- amacı dışında yorumlanması ve amacı dı-
nıldığının açık örnekleridir. şında kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkmak-
Benzer durum iletişimin “yargı kararıy- tadır.
la” dinlenmesi konusunda da ortaya çıkmış- Tüm bunlara bazı mahkemelerin ve yar-
tır. Teknik takip, ortam dinlenmesi vb. yol- gıçların siyasal iktidarın istediği türden ka-
larla ülke çapında her türlü iletişimin “yargı rarlar alabilmesi ve bu yolla yasadışı, hukuk
kararıyla” denetim altına alınması ve bu de- dışı uygulamalara “yasal” görünüm kazan-
netim yoluyla suçlamaların yapılması bir dırılması örnekleri de eklendiğinde, ülkede
başka hukuksuzluk örneğidir. sözcüğün gerçek anlamıyla bir hukuktan,
Bu ekonomik ve siyasal hukuksuzluk ya- hukuk devletinden ve “hukukun üstünlüğü”n-
nında ceza hukuku ve hukuk usulleri yasa- den söz etmenin olanaksız olduğu açıkça
ları da nasiplerini almıştır. Örneğin Münev- görülecektir.
ver Karabulut cinayetinde, hukuk açıkça Böylesine hukuksuzluğun, hukuk dışılı-
30 çiğnenmiştir. “Medya”nın sağladığı “meşru- ğın kolayca uygulanabildiği, yasaların kolay-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

ca bir yana itildiği, görmezlikten gelindiği bir Eğer bir toplumda, yasa koyucular ve ya-
ülkede, açıktır ki, anayasa da, anayasal hu- saları uygulamakla yükümlü olanlar kendi
kuk da hiçbir bağlayıcılığa sahip değildir. Ay- koydukları yasaları çiğniyorlar, yükümlülük-
nı biçimde, anayasanın “temel toplumsal lerini yerine getirmiyorlarsa ya da yasaları
mutabakat metni” olduğuna ilişkin hukuk- fiilen uygulanamaz hale getiriyorlarsa, o top-
sal düşünce ve kanı da geçerli değildir. Bu lumda hukuktan, hukuk devletinden ya da
durumda, AKP’nin mevcut anayasaya aykı- hukukta ifadesini bulan bir toplumsal dü-
rı yasalar çıkarması ve icraatta bulunması zenden söz edilemez. Böyle bir toplumda,
ne kadar “meşru” ise, hiçbir “mutabakat” hukuka uymakla yükümlendirilmiş her ke-
(consensus) aramaksızın meclisteki çoğun- sim ve herkes, bu hukuka uymama hakkı-
luğuna dayanarak bu hukuksuzluğu “meş- na sahiptir, artık hukuk hiç kimseyi bağla-
ru”laştıracak yeni bir anayasa yapmaya kal- maz. 1789 Fransız Devriminde “İnsan ve
kışması da o kadar “meşru” olmaktadır. Yurttaş Hakları Bildirgesi”nde ifadesini bu-
Esas olan hukuksuzluktur, yasa koyucuların lan “direnme hakkı”, bu koşullarda tüm
kendi yaptıkları yasalara uymamalarıdır. yurttaşların hakkı ve görevidir.

31
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

%100 Dumansız Hava Sahasında


Tekel İşçileri

Tekel işçileri, 14 Aralıkta başladıkları ey- de açığa çıkaran Tekel işçileri olmuştur.
lemleriyle, bir yandan işçi sınıfının bir kez Tekel işçilerinin eylemi, kimilerine göre
daha keşfedilmesini sağlarken, diğer yan- “yeni bir işçi sınıfı hareketinin doğuşu”nu
dan 1991’deki Zonguldak maden işçilerinin müjdelerken, kimilerine göre “Türkiye’ye
eyleminden günümüze kadar geçen süreç- nasıl yeniden insan ve yurttaş olunabilece-
teki belirsizlikleri, karmaşayı ve yanlış dü- ğini öğret”mektedir! Bir başkaları için, yıllar
şünceleri daha da belirginleştirdi. Bir bakı- boyu dillerinden düşürmedikleri ve sonun-
ma yirmi yıllık süreçte unutulmuş ve bir ya- da kendilerinin bile inanmadığı “umudu bü-
na atılmış olan ekonomik, demokratik ve si- yütme” söyleminin yeniden dirilişiydi!
yasal mücadele kavrayışlarının, düşüncele- Tekel işçilerinin eylemi, daha birkaç haf-
rin, olumlu ve olumsuz her şeyin katalizö- ta öncesine kadar herşeyin “kamu emekçi-
rü oldu. leri hareketi”ne endekslendiği, sınıf müca-
Yalın ekonomik taleple yola çıkan Tekel delesi denildiğinde akla “kamu emekçile-
işçileri “katalizör” olarak ortaya çıkarken, ri”nin geldiği, kitle mücadelesinin “kamu
aynı zamanda ekonomik-demokratik müca- emekçileri”nin 25 Kasım “genel grevi”yle
deleye ilişkin eski siyasal anlayışların hiç de- yükselişe geçtiği vb. türünden söylemleri,
ğişmeden on yıllar boyunca varlıklarını sür- anlayışları bir çırpıda bir yana itiverdi.
dürdüğünü de gösterdi. Bitlis’ten, Diyarbakır’dan, Manisa’dan,
Tekel işçilerinin kendi eyleminden daha Tokat’tan, Trabzon’dan gelen Tekel işçileri-
çok, bu eylemle dayanışma söylem ve ey- nin eylemi, Kürt ulusal sorununun gerçek
lemlerinde ortaya çıkan hümanizm de, ey- ve somut çözüm yolunun nerede olduğunu
lemin ekonomik-demokratik içeriğini aşan da gösterdi.
ve çokluk üstünü örten bir nitelik kazan- Tekel işçileri eylemleriyle tüm bunları or-
dı.* taya çıkartırken, eylemlerinde “Türk bayra-
“Klasik sendika ve sendikacılık” döne- ğı”nı taşımaları, ilk kez sol tarafından ayıp-
minin sona erdiğini, şimdi “toplumsal hare- lanmadı, kınanmadı ve hatta görmezlikten
ket sendikacılığı”nın zamanı olduğunu söy- gelindi. Ve son yıllarda ilk kez, bir işçi hare-
leyenlerin yeniden “klasik” sendikayı ve keti, işçi kitlesi, solda “Türk bayrağı”na kar-
sendikacılığı keşfetmesini de sağlayan, ken- şı duyulan tepkinin önüne geçti.
dilerine “aydın” diyenlerin işçi sınıfı adına “Kamu emekçileri”nden eczacılara, itfa-
“genel grev” için imza toplama garabetini iyecilere kadar her kesim, Tekel işçilerinin
eylemi çevresinde toplanırken, aynı zaman-
* Bu dayanışma söylem ve eylemlerinde egemen da onların eylemleri üzerinde kendi özgün
olan “Ankara’nın soğuğunda bizi Tekel işçisinin mü-
ve mesleki istemlerini dile getirmenin yol-
cadele ateşi ısıttı” türünden sözlerde ifadesini bulan
“pozitif hümanizm”, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in larını aramaya başladılar. Özellikle Tekel iş-
“Tek hatamız merhametli davranmak” sözlerinde “ne- çileriyle dayanışma amacıyla gerçekleştiri-
32 gatif hümanizm” olarak ortaya çıkmıştır. len bir saatlik iş bırakma eyleminin fabrika-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

lardan madenlere kadar her yerde etkin bi- Tüm bu somut gerçeklikten ortaya çıkan
çimde gerçekleştirilmesi, bu arayışları ve soru şudur: Yalın ekonomik taleple yola çı-
çabaları daha da hızlandırdı. kan Tekel işçileri böylesi bir “katalizör” ve
Tekel işçileri, “kamu emekçileri”nden öncü rolünü nasıl üstlenebildi? Nasıl oldu
eczacılara, itfaiyecilerden öğretmenlere ka- da, geniş bir “medya” desteğine sahip olan
dar her kesimin, sözcüğün gerçek anlamın- “kamu emekçileri”nin tüm örgütlülüklerine
da işçi kitlesinin başını çektiği bir genel ve eylemliliklerine rağmen başaramadığı bir
grevde buluşmaları için uygun bir ortam ya- şeyi, geniş kitleleri kendi çevresinde topla-
rattı. yarak harekete geçirmeyi başarabildiler?
Tekel işçileri, 17 Aralık günü polisin sal- Şüphesiz nitelik değişimi her zaman ni-
dırısı karşısında bir adım geri çekilmeyerek, celik birikiminin ürünüdür. Nicelik birikimi
polisin tüm şiddetine rağmen birlik içinde olmadan nitel dönüşüm olamaz. Bu bağ-
kalarak, alışılagelen öğrenci hareketleri gi- lamda, Tekel işçilerinin eylemi ve yarattığı
bi polis saldırısı karşısında sağa sola dağıl- sonuçlar, ülkemiz tarihindeki, ne kadar ye-
mayarak yeni bir direniş tarzı ortaya koy- nilgiye uğratılmış olursa olsun tüm işçi ve
du. devrimci mücadelelerin üzerinde yükselir.
Oysa tüm bu “katalizör” ve öncü rolüne Ancak bunların etkisi doğrudan değil, do-
karşın, Tekel işçilerinin Ankara’daki eylem- laylıdır. Elbette “kamu emekçileri”nin 25 Ka-
leri, cılız ve göstermelik birkaç “destek” söz- sım genel uyarı grevinin de, tekil öğrenci ey-
lerinin dışında bir süre görmezlikten gelin- lemlerinin de Tekel işçilerinin eyleminin
di. Yine de birkaç CHP’li milletvekilinin “ru- oluşumunda ve gelişiminde etkisi vardır. An-
tin” alışkanlıkla sahiplendiği Tekel işçileri, cak ortaya çıkan gerçek, doğrudan ya da
kendi özgüçleriyle direnişlerini ve eylemle- dolaylı olarak Tekel işçilerinin eylemini et-
rini sürdürdüler. Legalist solun birkaç kişilik kileyen etmenlerin Tekel işçilerinin eylemi
“zincirleme” eylem biçimlerini bile denedi- çevresinde toplanma gereği duymalarıdır.
ler. Ama kısa sürede sadece varolmakla, sa- İşte bu sınıf farklılığıdır.
dece direnmeyi sürdürmekle, sadece karar- Adına ne kadar “emekçi” sıfatı eklenir-
lılığı göstermekle sınıfsal özelliklerine uygun se eklensin, “kamu emekçileri” adı verilen
eylem biçimini öğrendiler. Ve sadece hükü- memur kesimi yalın biçimde küçük-burju-
metin ve polisin tutumuyla politize oldular, valardan oluşur. Küçük-burjuvazi, sınıfsal
eylemleri siyasallaştı. Eylemleri siyasallaştı- özellikleri nedeniyle sürekli ve kararlı bir
ğı ölçüde, sıkılı yumruklar havaya kalktı, slo- mücadele yürütemez, halk kitlelerinin ön-
ganlar daha kesin hale geldi. cüsü olamaz. AKP’nin iktidara gelmesiyle
Böylece, bir kez daha “ekonomik müca- birlikte Memur-Sen’in üye sayısında ortaya
deleye siyasal nitelik kazandırma” hevesli- çıkan olağanüstü artış da, küçük-burjuvazi-
lerinin hevesleri kursaklarında kaldı. nin (“kamu emekçileri”) güçlüden yana ol-
Tekel işçilerinin eylemi, Lenin’in, “İktisa- ma özelliğinin bir yansısıdır. Ancak bu, me-
di mücadele çok kez kendiliğinden siyasal murların, “kamu emekçisi” sıfatıyla kendi
bir niteliğe bürünür, yani ‘devrimci basilin- yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla yü-
aydın tabakanın’ müdahalesi olmadan, sınıf rüttükleri mücadeleyi küçümsemek anlamı-
bilinçli sosyal-demokratların müdahalesi ol- na gelmez. Bunun anlamı, küçük-burjuva-
madan” saptamasının yeni bir kanıtı ol- zinin, ne kadar KESK içinde örgütlü olursa
du.* olsun, ne kadar “solcu” görünürse görün-

* Lenin, Ne Yapmalı?, s. 93. Lenin şöyle yazar: arasında harekete geçirmek istediğimiz ‘eylemi’ biz
“Rusya dahil, bütün dünyada, iktisadi mücadele- zaten ortaya koyuyoruz ve günlük, sınırlı sendikal ça-
ye siyasal nitelik kazandırmaya ilk kalkışan, çok kez, lışmalarımızda, bu somut istemleri çoğu kez aydınlar-
bizzat polis olmuştur; hükümetin kimi desteklediğini dan hiç bir yardım görmeksizin biz kendimiz ileri sü-
kavramayı işçiler kendileri öğreniyorlar. Yeni bir Ame- rüyoruz... Biz sizin sandığınızdan çok daha aktifiz, ve
rika keşfetmiş gibi bu kadar övgüsünü yaptığınız ‘iş- hiç bir ‘elle tutulur sonuç’ vaadetmeyen istemleri bi-
çilerin işverene ve hükümete karşı iktisadi mücade- le açık sokak savaşlarıyla pekâlâ destekleyecek du-
lesi’, bugün Rusya’nın her tarafında, en ücra köşele- rumdayız. Bizim eylemimizi ‘yükseltmek’ size düş-
rinde bile, grevlerden sözedildiğini işitmiş, ama sos- mez, çünkü eylemden asıl yoksun olan sizlersiniz.
yalizm konusunda hiç bir şey duymamış işçilerin ken- Kendiliğindenliğe daha az boyuneğin ve kendi eyle-
dileri tarafından yürütülmektedir. Elle tutulur sonuç- minizi yükseltmeyi biraz daha çok düşünün baylar!”
lar vaadeden somut istemler ileri sürerek biz işçiler (agy, s. 93-94.)
33
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

sün, sınıfsal nitelikleri gereği halk kitleleri- için, gelecekteki her sorunda örnek alına-
nin öncüsü olamayacakları demektir. İşte caktır.
bu nedenle, “kamu emekçileri”, yaklaşık İşte AKP’yi de, işverenleri de kaygılandı-
yirmi yıllık mücadelelerine rağmen, hiçbir ran ve korkutan budur. Bu nedenle de, Te-
zaman Tekel işçilerinin bir aylık bir sürede kel işçilerinin eylemini yozlaştırmak, sıra-
sağladıkları gelişmeyi sağlayamamıştır. danlaştırmak ve açık zor kullanarak sindir-
Şu açıktır ki, Tekel işçileri yalın ekono- mek için ellerinden gelen tüm çabayı gös-
mik taleplerle yola çıkmışlardır. Doğal ola- tereceklerdir. Eğer Tekel işçilerinin eylemi-
rak, bu talepleri şu ya da bu ölçüde gerçek- ni yozlaştırabilir, sıradanlaştırabilir ve asıl
leştiği oranda, eylemleri de sona erecektir. olarak da zor güçleriyle başarısızlığa uğra-
Her ekonomik mücadele, “elle tutulur so- tabilirse, onların tarihsel bir örnek olmaları-
nuçlar” elde edilmesiyle birlikte sona erer nı da ortadan kaldırabileceklerini düşüne-
ve Tekel işçilerinin eylemi de böyle sona ceklerdir. Ama ok yaydan çıkmıştır. Artık Te-
erecektir. Belki siyasal iktidarın demagoji- kel işçilerinin eylemi, 15-16 Haziranla, 1 Ma-
siyle, belki sendika bürokrasisinin kandır- yıslarla ve Zonguldak maden işçilerinin ey-
masıyla, elde edilenler talep edilenlerden lemiyle birlikte tarihteki yerini almıştır. Ne
çok daha az ve önemsiz olabilecektir. Ama yapılırsa yapılsın, bu ortadan kaldırılamaya-
gerçek bir işçi sınıfı hareketinin, örgütlü ve caktır.
kararlı bir sınıf eyleminin nasıl geniş kitlele- Son söz: Tekel işçilerinin eylemi, “%100
ri harekete geçirebileceğini açık ve somut dumansız hava sahası” sloganıyla “sağlıklı
olarak gösterdikleri için, gelecekteki sınıf yaşam” savunucusu solcu, solumsu ya da
hareketi üzerinde etkide bulunacaktır. Bir hümanistlerin sigara yasağını hararetle des-
tek işkolunda bile olsa, ülke çapında birleş- teklerken, Tekel işçilerini ve tütün üreticile-
miş ve örgütlenmiş bir kitle hareketinin ne rini unutuşlarına ve unutturuşlarına da bir
kadar başarılı olabileceğini gösterdikleri yanıt olmuştur.

34
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

Gemiler ve Fareler
Küçük Kara Balığın İntiharı

Biz devrimciler, sıkça küçük-burjuvazi- sınıfın yanına atabilirse, artık hiçbir şeyden
den, küçük-burjuva aydınlarından söz ede- korkması gerekmeyecektir. Üstelik o prole-
riz. Karşılaştığımız her türlü bireysel olum- tarya denilen “ayaktakımı” durumuna düş-
suzluğu “küçük-burjuvalık” olarak tanımla- mekten kurtulmuş da olacaktır. Bu neden-
rız ve “küçük-burjuva zaafı”nın nelere yol le içinden çıktığı toplumsal sınıfa, yani kü-
açabileceğini konuşuruz. çük-burjuvaziye kolayca ihanet eder.
En azından, düne kadar konuşurduk. Küçük-burjuva aydını, tıpkı kendi sınıfı
Küçük-burjuva aydınları ise, kendilerini gibi bir arada-bir derede kaldığından, sürek-
her türlü olumsuzlukla, bencillikle, bireyci- li yalpalar. Bu da onun ünlü “kaypaklığı”nın
likle, özenmecilikle özdeşleştiren devrimci- gerçekliğidir.
lere karşı içten içe düşmanlık duyguları bes- Ama küçük-burjuva aydını, bu korkula-
lerler. rını ve kaypaklığını kendi “entelektüel” bil-
En azından, hala besliyorlar. gisiyle gizlemekte çok başarılıdır. Ağzı laf ya-
Her ne kadar küçük-burjuvazinin sınıfsal par, eli kalem tutar. Mürekkep yalamış bir
özellikleri elle tutulur, gözle görülür biçim- kişi olarak, dili ve kalemi kıvraktır. Bu kıv-
de ortaya konulsa da, kendi sınıf ilişkileri- raklığı sayesinde de, her türlü belirleyici ve
nin kendilerini bu duruma getirdiği açık se- kararlaştırıcı konularda ve aşamalarda ko-
çik gösterilse de, küçük-burjuva aydınları- layca kendisine bir çıkış yolu bulur, “kıvrak”
nın devrimcilere karşı düşmanlıkları hiç de- zekasıyla övünür ve övülür.
ğişmemiştir. En tipik küçük-burjuva aydını ise, kendi-
Küçük-burjuvazi, büyük burjuvaziyle, ya- sini “solcu” olarak tanımlayan, bir zaman-
ni kapitalist sınıf ile işçi sınıfı, yani proletar- lar “biz devrimi sevmiştik” diye konuşan tip-
ya arasında yer alan, nicelik olarak nüfusun tir. Zaman zaman bu “solculuk”u değişik
çoğunluğunu oluşturan, ama kaçınılmaz renklere bürünür. Kimi zaman marjinal bir
olarak proleterleşmek zorunda kalan geçi- marksist olarak sahneye çıkar, kimi zaman
ci bir ara sınıftır. Kimilerinin “ortadirek”, ki- “sosyal-demokrat” olur. Devrimci mücade-
milerinin “orta sınıf” adını verdiği bu küçük- lenin geliştiği dönemlerde ise, “keskin” bir
burjuva sınıf, geçici ve ara sınıf olma özelli- marksist-leninist ve hatta “maoist” olur.
ğiyle her zaman proleterleşme korkusu için- Yine de sınıfsal özelliği onu her yerde ele
de yaşar. Onun proleterleşme korkusu, pro- verir. O, her düğünde gelin, her cenazede
letaryayı “ayaktakımı” olarak aşağılamasın- ölü olmak ister. Tüm gözler onun üzerinde
da ifadesini bulan sosyo-psikolojik ve pata- olmalıdır, tüm projektörler ona dönmelidir.
lojik davranışlara yol açar. O ki, engin ve zengin “entelektüel” bilgisi
Küçük-burjuva aydını, kaçınılmaz olarak ve zekasıyla herşeye layıktır! O, insanlara yol
sınıfının ortadan kalkacağı korkusuyla bur- göstermek, akıl vermek için yaratılmıştır!
juvazinin (kapitalistlerin) saflarında yer al- Bir rastlantı sonucu geniş kesimler tara-
mak için yırtınır. Bir kez kapağı bu kapitalist fından tanınır ve bilinir hale gelirse, artık 35
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

onun için “karada ölüm” yok gibidir. Alkış- sızlık, açık bir düşmanlıkla özdeşleşir.
lar ve övgüler canına can katar. “Medya” dünyasında Hadi Uluengin gi-
Öte yandan içinden çıktığı sınıf uyumcu- bileri bu tipin en zavallı örneğini oluşturur-
dur. Her ortama uyar, her gelişmeye uygun lar. Şahin Alpay, Halil Berktay gibi “teoris-
davranışlar geliştirir. Sıkıya ve sıkıntıya faz- yen” tipler ise, geçmişteki oportünist dene-
laca gelemez. Ortamcı olduğu kadar eyyam- yimlerini egemenlerin hizmetine sunarlar.
cıdır da. En sıradan ve basit şeyleri abart- İçlerinde Oya Baydar gibi, “nedamet” getir-
mayı sever. Bu nedenle de “tez canlıdır”. miş ve “nedamet” getirdiği oranda “pavyon-
Saman alevi gibi ateş alır ve söner. Ama her daki namuslu kadın” rolünü oynayanlar da
sıkıntıya düştüğünde büyük abisinin, yani vardır.
kapitalist sınıfın sözünü dinler, onların gözü- Ancak bu tipler sadece marksist saflar-
ne girmeye çalışır. dan gelmezler. Kimi zaman Yiğit Bulut gibi,
Küçük-burjuva aydınının diğer bir tipik günün modasına, yükselen “değer”ine uy-
özelliği, kendisini “halk”la özdeşleştirmesi gun olarak “ulusalcı” olanlar da vardır. Bu
ve “halk” adına konuşma hakkına sahip ol- tipler, marksist bir geçmişe sahip olmadık-
duğunu düşünmesidir. Bu nedenle kendi bi- ları için, “pavyon”a fedai olarak gönüllü ya-
reysel düşüncelerini kolayca “halklaştırır”, zıldıklarında, yine de “pavyon”un sahibi ve
genelleştirir ve her şeye uyarlamaya çalışır. yöneticisiymiş gibi davranırlar.
Eğer kafası karışık ise, herkesin kafasının Tüm bunların dışında ve bir dönem için
karışık olduğunu ilan eder. Eğer depresyo- bunlara “muhalif ” olan “medyatik” küçük-
na girmişse, herkesin depresyonda olduğu- burjuvalar vardır. Ülkemizin özgünlüğünde
nu söyler. ortaya çıkan bu özel tipler, “solcu aile”nin
Aynı zamanda keskindir, marjinaldir, ra- özenle-bezenle büyüttüğü ve Behrengi’nin
dikaldir. Uçlarda dolaşmayı sever ve sevdi- “Küçük Kara Balık” öyküsüyle yetiştirdiği
ği her şeyi en sert ve keskin biçimde savun- çocuklardır. Hemen hepsi Behrengi’yle ye-
maya kalkar. tiştirilmiş ve 12 Eylül döneminde büyümüş-
Ne olduğu belirsiz “entelektüel zeka”sıyla lerdir. Genellikle reklamcılık alanında, sine-
her türlü zorluğun altından kalkacağına ina- ma sektöründe çokça bulunan bu özel tip-
nır. Öngörülerinin şaşmaz olduğunu düşü- lerin bazıları, örneğin Ece Temelkuran gibi-
nür. leri “medya” dünyasında bir “köşe” sahibi
O, güçlüden yanadır. Bir savaşta kimin olabilmişlerdir.
kazanacağını önceden, ama herkesten ön- Behrengi öyküleriyle yetiştirildiklerinden,
ce saptayarak “pozisyon” alır. Aldığı “pozis- ortak özellikleri “solcu hümanizm”dir. Kü-
yon”, her durumda savaşın galibinden ya- çük-burjuva bireyciliği ve bencilliği, onların
nadır. dilinde “kolektif insancıllık” şeklini alır.
İşte bu özellikleriyle küçük-burjuva aydı- “Ben”den çok “biz”den söz ederler ve “biz”-
nı, sürekli yanlış ata oynar. Yanlış ata oyna- den söz ettikleri her yerde “ben”i genelleş-
dığı açık seçik ortaya çıktığında bile, o, inat- tirirler. Bu nedenle de, hem “solcu” olabi-
la doğru bir “pozisyon”da olduğunu söyler. lirler, hem de küçük-burjuva aydınların dün-
Safında yer aldığı kesimin yenilmeye başla- yasında itibar görürler.
dığını gördüğünde ise (“ilk” görenin hep Gerçekte bu özgün tipler, diğerleri gibi
kendisi olduğuna inanır), safları hızla terk “dönme”ye gereksinme duymazlar. Her iki
eder. Bu terk edişini gizlemek için de bir yı- kesimi de “idare” edebildikleri için, zaten
ğın “mazeret” sıralar. böyle bir şeye gereksinmeleri de yoktur.
Saf değiştirirken ve değiştirdiğinde de, AKP’nin “medyatik” baskısının yoğunlaşma-
olağanüstü bir pişkinlikle, kendisinin hep sıyla birlikte bu konumlarından da uzaklaş-
“eskisi” gibi olduğunu, hiç “değişmediğini” maya başlamışlardır.
ileri sürer. Ne olmuştur, nasıl olmuştur bilenmese
Bir kez saf değiştirdiğinde de, eski safla- de, Milliyet gazetesinin Tayyip Erdoğan’ın ta-
rına ve eski saflarda birlikte yer aldığı “yol- limatıyla “yandaş medya” haline getirilme-
daş”larına karşı acımasızdır. Öylesine acı- si kararı ve ardından Ertuğrul Özkök gibi her
masızdır ki, ilk baştan itibaren o saflara düş- dönemin adamının istifaya zorlanmasıyla
man olanlar bile, onların bu acımasızlığı birlikte “medya”da bazı gelişmeler ortaya
36 karşısında onu frenlemeye çalışırlar. Acıma- çıkmıştır. Bu gelişmelerin ilk işareti Yiğit Bu-
Ocak-Şubat 2010 KURTULUŞ CEPHESİ

lut tarafından gösterilmişse de, son gelişme narak, feda ederek mutlu olması...
Ece Temelkuran’ın açıkça yeni bir “kerteriz” Bunlar Kurani mesajlar.’
alarak ortaya çıkışı olmuştur. Ben de cevap verdim: ‘Fena hal-
Önce sürekli “yayıncısı”, eski AKP Urfa de sosyalizmdir o!’...
milletvekili Faruk Bayrak’ın sahibi olduğu Hep böyle düşündüm. Yeni olan
Everest’ten “Muz Sesleri” romanı yayınlan- ise, Beyrut serüveninden sonra me-
dı. Ardından her kaset çıkaran popçu gibi, sela, İslami başkaldırı geleneğini, yer-
kanal kanal dolaşarak kitabının PR çalışma- li isyan tarihini sosyalizmin kalbiyle
larını yürüttü. Bolca fotoğraf çektirip, bolca buluşturmak derdim, merakım. Ya-
röportaj yaptı. “Popüler kültür”ün simgele- kında belki de bu konuları konuşma-
rinden olduğunu söylediği Hülya Avşar’ın ya başlamalıyız.” (Milliyet, 15 Ocak
programına bile çıkmaktan kaçınmadı. 2010)
Aydın Doğan’ın Fettullahçı “jokeri” Dev- Ece Temelkuran’ın dönüşüm serüveni-
rim Sevimay’la yaptığı röportajda şöyle ko- nin ilk günleri bu sözlerle geçti. “Ilımlı is-
nuşmaya başladı: lam”a karşı “islami başkaldırı geleneği”ne
“Biliyor musun, aslında bu kadar sığınarak, yani “ılımlı islam”ın karşısına Lüb-
Ortadoğulu olduğumu bilmiyordum. nan Hizbullahının “radikal islamcılığı”nı çı-
Kaldı ki Türkiye’nin de Ortadoğulu ol- kartıyormuş “gibi” görünerek yeni bir “ker-
duğunu ama bunu henüz Türkiye’nin teriz” aldığını ilan etti. Üstelik Hülya Avşar’ın
de bilmediğini düşünüyorum. Çünkü programında kendisine mesaj atan “Nihal”le,
bu bir dünyanın güney yarımküresi yani HaberTürk’ün türbanlı yazarı Nihal Ben-
hissi ve biz o histen, yani  ‘ezilen ta- gisu Karaca’yla “islamın başkaldırı gelene-
rafız’ hissinden kaçıp duruyoruz. Oy- ğini... sosyalizmin kalbiyle buluşturmak der-
sa gelip biraz Ortadoğu’da yaşansa di”ne düşeceğinin de “sinyalini” verdi.
bunun böyle olmadığı, Türkiye’nin de Şüphesiz Ece Temelkuran gibi, kendi bi-
Ortadoğulu olduğu hemen anlaşı- reyselliğinden yola çıkıp “tüm kadınların ka-
lır.” (3 Ocak 2010) fası karışıktır” genellemesi yapan birisinin
Ardından Radikal Kitap ekiyle yaptığı rö- “kafa”sının içinden nelerin geçtiğini bilme-
portaj geldi: miz olanaklı değildir. Ama görünen o ki,
“Bir Türk olarak doğduğun gibi bir “medya”da ortaya çıkan gelişmeler karşısın-
Patagonyalı olarak da doğmuş olabi- da bir “pozisyon” almaktadır. Bu “pozisyon”,
lirdin. O zaman neyle gurur duyacak- “tıknaz düşünce adamı” dediği Fehmi Koru
tın? Ama sınıfsal kimlikten de kurtul- gibi “ılımlı islamcılar”ın “hedefi” haline gel-
mak lazım dersek eğer, bu hem çok mesine karşı, “Mumcu koruması”nın sona
zengin, hem iştah açıcı, hem de zor erdiği bir dönemde, korunmak için “radikal
bir konu. Evet, ondan da kurtulmak islamcı”ların safında yer alma “pozisyon”u
gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir sını- gibidir.
fa ait olmamayı becerebilsek keşke.” Bu “pozisyonu”, tam da, kendi sözüyle,
(8 Ocak 2010) “Tayyip Bey’in çok yakında ‘führer’leşeceği”*
Ve “İslam mı? O dediğin, sosyalizmdir!” tartışmalarının, yani “sivil vesayet” tartışma-
başlıklı köşe yazısı çıka geldi: larının yoğunlaştığı bir dönemde almıştır.
“Anlattım ki, kalbin matematiği bi-
ze ezberletmeye çalıştıkları gibi de-
ğil. Tek başımıza mutlu olmuyoruz. * “‘Sen bu ülkenin garnitürüsün!’ (25. 7. 2007) di-
‘Ben’ denen lanet yük yoruyor bizi. yerek gitmiştim tatile. O yazıya, Tayyip Bey’in çok ya-
‘Ben’ ancak ‘biz’ içinde eriyince mut- kında ‘führer’leşeceğini’ söylediğim için kızdılar... İs-
lami muhafazakârlığın artık kendini çekincesiz daya-
lu oluyor... tacağını söylediğim için kızdılar... İktidarın pek yakın-
Aynı sözleri televizyonda, Hülya da ‘Ya bizim gibi olacaksın ya da hiç olmayacaksın’
Avşar’ın programında söylemiştim. O diyeceğini ileri sürdüğüm için kızdılar... Ne oldu? Bil-
sırada Nihal telefonuma bir mesaj at- hassa ‘Yaşasın, demokrasi kazandı’ diyenlere, siville-
şiyoruz gazıyla ortalamanın faşizminin tepemize bağ-
mış: ‘Çok islami söylemlerin var ya- daş kurmasını destekleyenlere, Tayyip Bey’in seçim
hu!’ gecesi yaptığı konuşmayı ‘çok kucaklayıcı’ bulanlara
Sonra açıklamış soruyorum: Bekir Coşkun’a söylenen ‘Ya sev ya terk
‘Biz’de erimek, kalbin ancak ada- et’ size hiç mi değmedi?” (Milliyet, 26 Ağustos 2007)
37
KURTULUŞ CEPHESİ Ocak-Şubat 2010

O, şimdi Ciner’in Habertürk’üne transfer nu” etkisiz kaldıkça, Ece Temelkuran daha
olmuştur. Ocağın ilk günlerinde gerçekle- çok yeni “kerteriz”ler almak zorunda kala-
şen bu transfer sonrasında, hiçbir şey olma- caktır.
mışcasına Milliyet’teki yazılarını sürdürme Ece Temelkuran’ın “serüveni”, 12 Eylül
becerisini göstermiştir. Üstelik Milliyet’te ya- günlerinde Behrengi’nin “Küçük Kara Ba-
yınlanan son yazısında okuyucularına hiçbir lık”ıyla başlamışsa da, vardığı yer “büyük
açıklama yapmaksızın ve onların “vefa”sına balık operasyonu”dur. Açıktır ki, bu “Küçük
karşı bir tek söz söylemeksizin gidivermiş- Kara Balık”ın “büyük balık” karşısında mü-
tir. cadele yerine teslimiyeti seçişidir, “Küçük
Bu “pozisyon”, kendisini ne kadar “ılım- Kara Balık”ın intiharıdır!
lı islamcı”lardan korur bilemiyoruz. Ama bil- Ama Behrengi’nin öyküsü şöyle biter:
diğimiz tek şey, “kafası karışık” bir küçük- “On bir bin dokuz yüz doksan do-
burjuva olarak Ece Temelkuran’ın yeni bir kuz küçük balık ‘İyi geceler’ dileye-
“kerteriz” alarak, yeni bir ummana yelken rek yatmaya gitti. Büyükanne de uy-
açtığıdır. Yerli islamcılara (şeriatçılara) kar- kuya daldı. Ama küçük bir kırmızı
şı “yabancı” islamcılar (Lübnan Hizbullahı) balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyama-
kendisini ne kadar korur bilemeyiz. Ama bil- dı. Sabaha kadar denizi düşündü
diğimiz bir şey var ki, bu koruma “pozisyo- hep...”

38
ERİŞ YAYINLARI
İnternet Adresi:
www.kurtuluscephesi.com
www.kurtuluscephesi.org
www.kurtuluscephesi.net

E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM I


MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
İLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** TÜRKİYE DEVRİMİNİN ACİL SORUNLARI-I
*** OLİGARŞİ NEDİR?
*** MARKSİZM-LENİNİZM BİR DOGMA DEĞİL, EYLEM KILAVUZUDUR-III
*** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL
*** POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞ STRATEJİSİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** GRAMSCİ ÜZERİNE
*** REVİZYONİZMİN REVİZYONU
*** ULUSAL SORUN ÜZERİNE
*** “BDS”: BİR PRAGMATİK SAPMA
*** “YENİ” OPORTÜNİZM ÜZERİNE
*** ZAFER BİZİM OLACAKTIR! [Ankara Davası Savunması]
*** DEVRİM PROGRAMLARI
*** RUS DEVRİMİNDEN ÇIKAN DERSLER
*** ESKİ BİR GERİLLANIN “EMEK”İ
*** PASS VE “YENİ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIĞI

DEVRİMCİ MARŞLAR VE EZGİLER


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-I]
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM II [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-III]
LAİKLİK VE ŞERİATÇILIK ÜZERİNE [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-II]
TARİHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRİMCİ MÜCADELEDE KADINLAR