Vous êtes sur la page 1sur 40

 KURTULUŞ CEPHESİ

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede

Zafer Bizim Olacaktır!

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 20 SAYI: 111 Eylül-Ekim 2009

Açılım... Açılım... Açılım

“Kürt Açılımı”ndan...
“Demokratik Açılım”a

Ulusal Sorunda
Konumlar ve Tutumlar

“Ayrılmayı Düşünmek”,
Referandum ve Ezber

Che Guevara

Serdar Soyergin
Faruk Açil, Levent Ertümer, Ziya Erdönmez

Anadilde Eğitim ve
Anadili Eğitimi

Üç Çocuklu
Ekonomi-Politika!

Manipülasyon ve
Dezenformasyon
[“Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır.” (Göbels)]
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

A. Gül’ün “tarihsel fırsat” sözleriyle baş-


layan, “Kürt açılımı” halini alan ve daha
AÇILIM...
AÇILIM...
sonra “demokratik açılım”a dönüşen ve
“Ermeni açılımı”yla genişleyen “açılım-
lar” üzerine bir değerlendirme.
3 AÇILIM...

“Kürt açılımı”ndan “demokratik açılım”a


dönüşen söylemlerin ardına gizlenen “KÜRT AÇILIMI”NDAN
Amerikan emperyalizminin Irak yenilgisi “DEMOKRATİK
ve Irak’tan çekilmesi bağlantısı üzerine
bir irdeleme.
12 AÇILIM”A

Proletaryanın sınıfsal bakış açısı teme-


linde, Kürt ulusal sorununun, ulusların ULUSAL SORUNDA
kendi kaderlerini tayin hakkı temelinde KONUMLAR VE
bir irdelenmesi. 16 TUTUMLAR

Ulusal sorunların “pratik çözümler”


olarak “self-determinasyon hakkı” ve “AYRILMAYI DÜŞÜNMEK”,
marksist-leninist ulusların kaderlerini
REFERANDUM VE
tayin hakkı üzerine.
21 EZBER

CHE
8 Ekim 1968/Bolivya
26 GUEVARA

Anıları, SERDAR SOYERGİN


mücadelemizde yaşamaya devam FARUK AÇİL
edecektir. 27 LEVENT ERTÜMER
ZİYA DÖNMEZ

Kürt ulusal sorununa “pratik” çözümler


arayışlarında “açılım” konusu yapılma- ANADİLDE
ya çalışılan anadili eğitimi ile anadilde
EĞİTİM VE
29
eğitim üzerine bir irdeleme.
ANADİLİ EĞİTİMİ

Tayyip Erdoğan’ın “üç çocuk yapın”


ÜÇ ÇOCUKLU
buyruğunun ekonomik “yararı” üzerine
kısa bir anımsatma. 33 EKONOMİ-POLİTİKA!

Bilgilerin çarpıtılmasına dayandırılan,


kamuoyunu koşullandırmayı amaçlayan
MANİPÜLASYON VE
iki manipülasyon örneği üzerine bir
irdeleme 35 DEZENFORMASYON

KURTULUŞ CEPHESİ http://www.kurtuluscephesi.com


SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür http://www.kurtuluscephesi.org
Yazışma Adresi: http://www.kurtuluscephesi.net
Postfach 1414 http://www.kurtuluscephesi.de
55504 Bad Kreuznach / Deutschland E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayı İLKER Matbaası’nda basılmıştır. Baskı Tarihi: 2 Ekim 2009


Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Açılım... Açılım... Açılım

Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Kıbrıs açılı- medya ile “tarafsız” medya, “açılım yanlıla-
mı, Suriye açılımı, Demokratik açılım... rı”nı insani, demokratik vb. söylemlerle “iyi-
Son aylarda bolca ve sıkça duyulan bu niyetliler” olarak sunarken, “açılım karşıtla-
“açılımlar”a ilişkin tartışmaları az çok izle- rı”nı statükocu, çağdışı, dünyadaki gelişme-
yen herkesin görebildiği gibi, Tayyip Erdo- leri görmeyen, “çözümsüzlüğü çözüm ola-
ğan ve mehteran takımının “açılımlar”ı ve rak gören”ler olarak sunar. Öyle ya da böy-
bunun karşısında CHP, MHP gibi “parlamen- le, şu ya da bu gerekçe...
toda temsil edilen muhalefet partileri”nin Hangi kesim ve hangi gerekçe alınırsa
tutumu (ki bu tutum, “muhalefet açılıma alınsın, her durumda, “yanlılar” ile “karşıt-
karşı çıkıyor” şablonu içinde AKP yandaşı lar”, “açılımlara”, yani olgulara nerede du-
“liberaller” tarafından daha baştan belirlen- rup baktıklarına göre tutum belirlemektedir-
miştir), “açılımın muhatapları”nın tutumu ler.
(örneğin “Kürt açılımı”nda DTP, PKK ve A. Evet, bu nereden dünyaya bakıldığı so-
Öcalan; Ermeni açılımında Ermenistan ve runudur.
Ermeni hükümeti, Kıbrıs açılımında Yuna- Amiyane deyişlerle, keseden ya da cüz-
nistan ve Güney Rum yönetimi gibi) daha dandan, kalpten ya da yürekten, insancıl ya
“açılım” açılmadan önce bellidir. da hümanist, ulusalcı ya da milliyetçi, de-
Kürt, Kıbrıs ve Ermeni açılımını (“üçlü” mokratik ya da çoğulcu, kim ve hangi ke-
açılım) solcu, eski-solcu, liberal, neo-liberal sim olursa olsun, her durumda olguları na-
ya da sol-liberal olarak sıfatlandırılan ya da sıl tahlil ettiklerine ve nasıl değerlendirdik-
kendisini öyle sıfatlayan küçük-burjuva ay- lerine (yorumladıklarına) bağlı olarak bir tu-
dınlar (!), “insani”, “tarihsel”, “demokratik”, tum sergilerler. Dolayısıyla, “tahlil yöntemi”
“AB projesi” vb. gerekçelerle desteklerken; ve “yorumlama tarzı”, bu kesimlerin dünya
“ulusalcı”, “milliyetçi” aydınlar (!), “anti-em- görüşünü ifade eder ve bu dünya görüşüne
peryalist”, “anti-globalist”, “ulus-devlet”, göre şekillenir.
“üniter devlet”, “Amerikan planı” vb. gerek- Dünya görüşü ise, şu ya da bu bireyin,
çelerle bu “üçlü” açılıma karşı çıkarlar. şu ya da bu felsefi akımın ya da “ekolün”
Burada tek tek, hangi kesimin, hangi çı- yandaşı olup olmamasından çok, nesnel
kar grubunun, hangi “aydın” bireyin, hangi olarak, yani kendisinin maddi varlık koşul-
siyasal partinin, hangi “sivil toplum kurulu- larının belirlediği sosyo-ekonomik konumu-
şu”nun nasıl bir tutum aldığını ve bu tutu- na ve bu konumun gerektirdiği, zorunlu kıl-
munu neye dayandırdığını özetlemek bile, dığı ilişkilere ve çıkarlara göre belirlenir.*
neredeyse olanaksızdır. Ancak genel hava
içinde, “açılım yanlıları” ile “açılım karşıtla- * Bu genel tabloyu Marks şöyle tanımlar:
rı” şeklinde ikiye ayrıldığını, yani kutuplaştı- “Araştırmalarım, devlet biçimleri kadar hukuki iliş-
ğını söylemek pek yanlış olmayacaktır. kilerin de ne kendilerinden, ne de iddia edildiği gibi
Bu kutuplaşma içinde, AKP yandaşı insan zihninin genel evriminden aşılamayacağı, tam

KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

Bu ilişkiler ve çıkarlar, sözcüğün mark- çıkarı olarak sunarken, aynı zamanda top-
sist ve toplumsal anlamında sınıfsal ilişkiler lumun tüm kesimlerini bu “genel çıkar”
ve sınıfsal çıkarlardır. Bir başka ifadeyle, in- çevresinde bir araya getirir. Belli topraklar
sanların dünya görüşü, bilincinde olsunlar üzerinde yaşayan tüm insanların oluşturdu-
ya da olmasınlar, sınıfsal niteliktedir ve her ğu toplumun, böylesine genel ve ortak çı-
dünya görüşü belli bir sınıfa ve bu sınıfın çı- kar etrafında bir araya gelmesi, birleşmesi,
karına denk düşer. ulusun oluşması, ulusal birliğin sağlanması
“Ulusal”, “global” ya da “enternasyonal” demektir.
adı verilen her türlü görüş, bu sınıfsal teme- Bu nedenle, ulus, ulusal birlik ya da ide-
le göre belirlenmiş genellemelerden ibaret- olojik ifadesiyle “ulusalcılık/milliyetçilik”,
tir. her durumda burjuvazinin sınıfsal çıkarının
“Kürtlerin çıkarları” denildiğinde, tek tek toplumun genel ve ortak çıkarı olarak su-
Kürtlerin çıkarlarından değil, genel bir çıkar- nulmasının ifadesidir. Doğal olarak, bir sını-
dan, “Kürtler” ya da “Kürt” sözcüklerinin fın (burjuvazinin) özel çıkarının genel ve or-
içerdiği bireyler topluluğunun genel çıkarın- tak çıkar olarak sunulması, aynı zamanda
dan söz edilmiş olunur. Aynı şekilde Erme- toplumun tüm kesimlerinin, yani diğer sınıf-
ni ya da Ermenistan, Kıbrıs ya da Kıbrıslılar larının ve tabakalarının çıkarlarının da kıs-
aynı şekilde çıkarların genelleştirilmiş birli- men bu genel ve ortak çıkar içinde ifade
ğini temsil eden sözcüklerdir. edilmesi, bu çıkarların kısmen karşılanma-
“Açılım” konusunda en önemli olgu, her sı demektir.*
durumda değişik ulusların ya da ulusal top- İşte burjuva ideolojisi, özel olarak “mil-
lulukların içinde yer aldığı ilişkilerdir. Bu ne- li/ulusal” ideoloji, burjuvazinin sınıfsal çıka-
denle “ulus” ya da “ulusal çıkar” kavramla- rını temel alan ve merkeze yerleştiren, bu
rının/sözlerinin sınıfsal içeriği kavranmadan, temelde diğer toplumsal sınıfların çıkarları-
olgulardaki ulusların çıkarlarını ve konum- nın belli ölçülerde ifade edildiği ve karşılan-
larını anlayabilmek de olanaksızdır.
Ulus, her şeyden önce kapitalizmin geli-
şimiyle birlikte gelişen, kapitalist üretim iliş- * Marks-Engels, bu durumu marksizmin oluşum
kilerinin egemen sınıfı burjuvaziyle birlikte yıllarında şöyle tanımlarlar:
ortaya çıkmış bir kavramdır ve feodalizme “Gerçekten, kendisinden önce egemen olan sını-
fın yerini alan her yeni sınıf, kendi amaçlarına ulaş-
karşı mücadele döneminde burjuvazinin mak için de olsa, kendi çıkarını, toplumun bütün üye-
özel-sınıfsal çıkarının “toplumun genel çıka- lerinin ortak çıkan olarak göstermek zorundadır, ya
rı” olarak sunulmasının bir ifadesidir. Burju- da şeyleri fikir planında açıklamak istersek: bu sınıf,
vazi, yani kapitalizmin egemen sınıfı, kendi kendi düşüncelerine evrensellik biçimi vermek ve on-
ları, tek mantıklı, evrensel olarak geçerli düşünceler
özel çıkarını, sınıf çıkarını, toplumun genel olarak göstermek zorundadır. Bir sınıfa karşı çıkması
yüzünden, sırf bu yüzden devrimci sınıf, kendisini, bir
sınıf olarak değil de, hemen bütün toplumun temsil-
tersine, bu ilişkilerin köklerinin, Hegel’in 18. yüzyıl İn- cisi olarak sunar, tek egemen sınıfın karşısında toplu-
giliz ve Fransız düşünürlerinin örneğine uyarak “sivil mun tüm kitlesi olarak görünür. Bu, onun için olanak-
toplum” adı altında topladığı maddi varlık koşulların- lıdır, çünkü başlangıçta, onun çıkarı gerçekten de ege-
da bulundukları, ve sivil toplumun anatomisinin de, men olmayan bütün öteki sınıfların ortak çıkarlarına
ekonomi politiğin içinde aranması gerektiği sonucu- hâlâ sıkı sıkıya bağlıdır, ve çünkü, eski koşulların bas-
na ulaştı. ... Ulaşmış olduğum ve bir kez ulaşıldıktan kısı altında bu çıkar, henüz özel bir sınıfın özel çıkarı
sonra incelemelerime kılavuzluk etmiş olan genel so- olarak gelişmemiştir. Bu yüzden, bu sınıfın zaferi, ken-
nuç, kısaca şöyle formüle edilebilir: Varlıklarının top- dileri egemenliğe ulaşamayan öteki sınıfların pek çok
lumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, ken- bireyi için de yararlıdır; ancak, bu bireyleri egemen
di iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; sınıfa çıkabilecek duruma getirdiği ölçüde, yalnız bu
bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin ölçüde yararlıdır. Fransız burjuvazisi, aristokrasinin
belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim egemenliğini devirdiği zaman, bununla, birçok prole-
ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli tere de, proletaryadan daha yükseğe çıkma olanağı-
toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki nı verdi, ama yalnız şu anlamda ki, onların kendileri
ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut teme- de burjuva oldular. Her yeni sınıf, demek ki, kendi
li oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak egemenliğini daha önce egemen olan sınıftan ancak
toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşul- daha geniş bir temel üzerine oturtur, ama karşılığın-
landırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri de- da bundan böyle egemen olan sınıfla egemen olma-
ğildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplum- yan sınıflar arasındaki karşıtlık, sonradan hem derin-
sal varlıklarıdır.” (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, liğine ve hem keskinliğine büyümekten başka bir şey
 Önsöz.) yapamaz.” (Alman İdeolojisi)
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

dığı (ya da karşılanacağı) bir bütünlük oluş- rilip sunulacağıdır. İster dünya enerji kay-
turur. naklarının denetimi açısından ele alınsın, is-
“Ulus” kavramı ya da “ulusal çıkar”, böy- ter emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları
lesine egemen sınıfın (burjuvazinin) özel çı- açısından ele alınsın, her durumda “Erme-
karının toplumun genel ve ortak çıkarı ola- ni açılımı”, emperyalizmin bölgedeki çıkar-
rak sunulmasının bir ifadesi olduğu gibi, “si- larını gerçekleştirmek için, olası ve varolan
yasal kitle partileri” de, yalın biçimde belli müttefiklerinin çatışmalarının sona erdiril-
bir sınıfın çıkarlarını temsil etmekten çok, mesi demektir. Ermenistan ile Türkiye ara-
“herkesin” çıkarlarını temsil ediyor olarak sındaki “ulusal çatışma”, açıktır ki, Kafkas
siyasette yer alırlar. Kimilerinin “merkez par- bölgesinde Sovyetler Birliği’nden günümü-
tileri” adını verdikleri bu genel ve ortak çı- ze kadar emperyalizmin kesin denetime sa-
karları temsil eden partiler, gerçekte asıl hip olamamasında önemli bir yere sahiptir.
olarak özel çıkarını genel ve ortak çıkar ola- Bu çatışma nedeniyle bölgedeki ülkeler
rak sunmayı başaran sınıfın çıkarlarını tem- üzerinde, özel olarak da Ermenistan üzerin-
sil ederler. Bir başka yönden ifade edersek, de kesin bir egemenlik kuramayan emper-
belli bir sınıfın ya da tabakanın çıkarlarını yalizm, Türkiye’nin “Ermeni açılımı”yla, Er-
savunmak ve gerçekleştirmek amacıyla ku- menistan’ın “özel çıkarını”, yani “ulusal” ta-
rulan her siyasi parti, bu özel çıkarı ne ölçü- leplerini kısmen karşılayacağı görünümü ve
de genel çıkar olarak sunabilirse, o ölçüde söylemi altında “bölgesel çıkarlar” adına (ya
“kitle partisi” haline gelir. da Tayyip Erdoğan ve mehteran takımının
İşte bu nedenle, şu ya da bu siyasi par- çok sevdikleri ifadeyle “win-win”le) çatış-
tinin yahut şu ya da bu biçimde sunulan bir mayı sona erdirerek, egemenliğini kesinleş-
“ulusal çıkar”ın, gerçekte hangi kesimin ya tirmek istemektedir.
da sınıfın özel çıkarının genelleştirilmiş ifa- Emperyalizmin böyle bir “açılım” sonra-
desi olduğunu saptamak zorunludur. Ve bu sında ortaya çıkacağı varsayılan “çözüm”le
saptama, aynı zamanda gelişen siyasal, eko- birlikte Kafkas bölgesinde ne kadar güçle-
nomik, toplumsal, ulusal vb. olaylar karşı- neceği her türlü tartışmanın dışındadır. Bu-
sında ve olayların içindeki kesimlerin takın- nun, Amerikan emperyalizminin Rusya üze-
dıkları tutumun nedenlerini ve temsil ettiği rindeki baskısını yoğunlaştırması ve enerji
çıkarları saptamak açısından da önemlidir. kaynaklarının ve taşıma yollarının denetimi-
Bu saptanabildiği oranda, her kesim, her sı- ni mutlak biçimde ele geçirmesi açısından
nıf, her tabaka, her meslek grubu, kendile- yeri ve önemi de her türlü tartışmanın dışın-
rine sunulan genel çıkarın ne ölçüde kendi dadır.
çıkarını içerdiğini anlayabilir. Daha doğrusu, Neo-liberal ya da sol-liberal ve hatta Er-
bir kesimin ya da bir sınıfın (bir siyasi parti meni soykırımıyla Ermenilerin yaşadığı “bü-
aracılığıyla da olabilir, bir ideoloji aracılığıy- yük trajedi”ye “insani” açıdan karşı çıkan
la da olabilir) özel sınıfsal bir çıkarının ge- herhangi bir “aydın” “ezberden” şöyle söy-
nel ve ortak bir çıkar olarak sunulmasında, leyecektir:
kendi özel çıkarının nasıl, ne ölçüde ve ne- “Ne olmuş yani! Elbette, Amerika böyle
den yer aldığının anlaşılması, aynı zaman- bir “barış projesi”ni ortaya atarken, bunu
da bu çıkarın diğer (egemen) özel çıkar ta- Türklerin ve Ermenilerin kara kaşı, kara gö-
rafından nasıl ve neden kullanıldığının da zü için yapacak değil ya! Elbette Amerika’nın
anlaşılmasını sağlar. bundan çıkarı olacak, ne olmuş yani!” Ve
Örneğin AKP’nin “Ermeni açılımı” ele ekleyecektir, “Böyle olsa da, Türkler ve Er-
alındığında, tartışmasız (ama “tartışılan”) bir meniler arasındaki düşmanlığın sona erdi-
gerçek, bu açılımın doğrudan emperyaliz- rilmesi gerekli değil mi? Onlarca yıldır iki ta-
min, özel olarak da Amerikan emperyaliz- rafın düşman olmasından kim kazançlı çık-
minin “planlarına” göre yapıldığıdır. Yani ge- tı? Oysa iki taraf anlaşsa, sınırlar açılsa, kar-
nel olarak emperyalist ülkelerin, özel olarak şılıklı ticaret gelişse, Azerbaycan-Gürcistan-
da Amerikan emperyalizminin özel çıkarla- Ceyhan gibi uzun ve uzun olduğu için pa-
rının gerçekleştirilmesini amaçlar. Bütün so- halı olan petrol ve doğal gaz boruları Erme-
run bu özel çıkarın, “tarafların”, yani Erme- nistan üzerinden geçirilse, bundan kim za-
nistan ve Türkiye’nin özel çıkarlarını da içe- rarlı çıkar ki!”
ren genel bir çıkar olarak nasıl biçimlendi- Görüldüğü gibi, emperyalizmin, özel ola- 
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

rak da Amerikan emperyalizminin çıkarları Ermenistan’la sınır olan illerin çıkarına-


baştan kabul edilirken, aynı zamanda bu çı- dır, çünkü sınırın açılmasıyla birlikte “bavul
karın gerçekleştirilmesiyle birlikte Ermenis- ticareti” ve “sınır ticareti” gelişecek, esnafın
tan’ın ve Türkiye’nin de bundan çıkar sağ- yüzü gülecek, kamyonculara iş çıkacak, tüc-
layacakları söylenmektedir. Yani emperya- car daha fazla mal satabilecektir!
lizmin özel çıkarı, Ermenistan ve Türkiye’nin Sınırın açılması Ermenilerin çıkarınadır,
özel çıkarlarıyla harmanlanarak genel çıkar çünkü bu yolla işsiz Ermeniler Türkiye’de iş
haline getirilmektedir. Bu “genel ve ortak” bulabilecek, Ermeni köylüsü ürünlerini sa-
çıkar da, alışılagelen “piyasa” kurallarına uy- tacak, Ermeni tüccarı ticaret yaparak zen-
gun olarak, yani şirketlerde hisse oranına ginleşecektir!
göre kârdan pay alınması kuralına göre pay- Türkiye’deki “herkesin” çıkarınadır, çün-
laştırılmaktadır. Doğal olarak en büyük “his- kü Ermenistan’la “dostluk” aynı zamanda
sedar” Amerika olduğu için, en büyük payı Azerbaycan petrol ve doğal gazının Avrupa’-
da o alacaktır. Ermenistan, bu hisse dağılı- ya aktarılması için en kısa yol açılmış ola-
mında “küçük ortak” olduğu için en küçük cak, Nabuko projesi daha ucuza mal edile-
payı alırken, Türkiye’de kendi boyu kadar cek ve boru hattı sayesinde Türkiye “çook”
pay alacaktır. kazanacaktır! Turgut Özal döneminin ünlü
İşte hakkaniyetli çözümün adilane pay- sözüyle, bu boru hattından elde edilen ge-
laşımı! lir de, Türkiye insanına, “yol, su, köprü, ka-
Ancak buraya kadar çıkarlar ve kazanım- nalizasyon” olarak geri dönecektir! (Bu tür-
ların paylaşımı anlaşılıyor olsa da, Ermenis- den “özel çıkar”ın ulusal “genel çıkar” ola-
tan ve Türkiye’nin “küçük hissedar” olarak rak sunulmasının pek çok örneği verilebi-
yer aldıkları emperyalizmin “genel çıkar” lir.)
sunumundaki “küçük hissedarlar”ın “ulusal Ancak yine de AKP ile CHP-MHP arasın-
çıkarları”nın (Ermenistan ve Türkiye tanım- da (tüm “açılım”larda olduğu gibi) “Erme-
larıyla devlet biçiminde sunulan, gerçekte ni açılımı” konusunda uzlaşmaya varılama-
ise Ermeni ve Türk ulusunun çıkarları anla- mıştır. AKP’nin “Türkiye’nin çıkarına” dedi-
mına gelen) hangi özel çıkarı temsil ettiği ği her şey, CHP ve MHP tarafından “Türki-
henüz açıklık kazanmamıştır. ye’nin ulusal çıkarına aykırı” olarak kabul
“Türk ulusu” (aynı şekilde “Ermeni ulu- edilmektedir. Yani genel sunumdaki “genel
su”), yukarda ifade ettiğimiz gibi, “ulus” kav- çıkar”da ifadesini bulan “özel çıkar”, CHP
ramının içerdiği sınıfsal bir temele sahiptir. ve MHP tarafından “çıkar” olarak kabul edil-
“Türk ulusunun çıkarı” (ya da “Ermeni ulu- memektedir.
sunun çıkarı”), bizim adına oligarşi dediği- CHP ve MHP’ye göre, Türkiye’nin “çıka-
miz, baştan emperyalizmin işbirlikçisi ola- rı”, “dost, kardeş ve akraba Azerbaycan”la
rak ortaya çıkmış yerli burjuvazinin (sanayi birlikte olmaktır. (CHP, MHP’den farklı ola-
ve ticaret burjuvazisinin) toprak sahipleriy- rak, Azerbaycan “kardeşliği”nin yanında Er-
le oluşturmuş olduğu egemen sınıf ittifakı- menistan “dostluğu”nun da “ulusal çıkara”
nın “özel çıkar”ının genel çıkar olarak su- uygun olduğunu söylemekle birlikte, Azer-
nulmuş ifadesidir. Tıpkı emperyalizmin “Er- baycan’a rağmen Ermenistan “dostluğu”yla
meni açılımı”ndaki sunumu gibi, bu “özel ortaya çıkacak olan “çıkar”ı tek başına ka-
çıkar”, Türkiye toplumunun genel çıkarı gi- bul etmemektedir.)
bi sunulmak durumundadır. Bu yapılabildi- Ne söylenirse söylensin, nasıl karşı çıkı-
ği ölçüde, özel çıkar, genel çıkar adına ger- lırsa çıkılsın, nasıl savunulursa savunulsun,
çekleştirilmiş olacaktır. Ve öyle sunulmalı her durumda AKP, CHP ve MHP’nin parti
ve toplum tarafından öyle kabul edilmelidir olarak temsil ettikleri sınıfların ve kesimle-
ki, sonuçta toplumun çoğunluğu, tıpkı neo- rin kimler olduğu ve bunların “çıkarı”nın ne
liberal, sol-liberal tipler gibi, “ne olmuş olduğu bilinmediği sürece, bu siyasal tartış-
yani!”yle başlayan yanıtlar vererek bu genel mada neyin ne olduğunun anlaşılması ola-
çıkarı savunabilmelidir. naksızdır.
AKP yandaşı medya ve neo/sol liberalle- MHP, açık biçimde, 1991’de Sovyetler
rin sunumuna göre, Ermenistan’la olan so- Birliği’nin dağıtılmışlığıyla birlikte ortaya çı-
runların “çözümü” için sınır kapısının açıl- kan “Türki cumhuriyetler” pazarına yönel-
 ması “herkesin çıkarınadır”! miş küçük ve orta sermaye kesiminin siya-
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

sal temsilcisidir. Diğer bir ifadeyle, oligarşi lığının maddi ve sınıfsal temelini oluşturur.
dışında yer alan, tekelleşememiş burjuvazi- (Nahçıvan-Azerbaycan hattındaki “mafya”
nin “Türki cumhuriyetler” pazarındaki çıkar- ilişkileri ve “kara para” ticareti de MHP’nin
larının temsilcisidir. Milliyetçi/şovenist, pan- tavrında etkin bir unsurdur.)
türkist söylemi, böyle bir çıkarı temsil etme- Böylece emperyalizmin çıkarını ifade
si için uygun bir ideolojik zemin teşkil et- eden “Ermeni açılımı”, AKP açısından belli
miştir. bir “özel çıkar”ı kapsarken, MHP açısından
Özellikle Şubat 1994 ekonomik kriziyle ters yönde bir “çıkar”ı temsil etmektedir.
birlikte, oligarşi ile oligarşi dışındaki sömü- AKP, kendi “yandaşları”na* çıkar sağlayabil-
rücü sınıflar (tekelleşememiş Anadolu bur- diği ölçüde gücünü sürdüreceği için de,
juvazisi) arasındaki çelişkinin keskinleşme- MHP’nin siyasal parti olarak çıkarına ters
si ve oligarşi ile bu sınıflar arasında 12 Eylül düşmektedir.
döneminde oluşturulmuş olan “consensus”- AKP’nin “Ermeni açılımı”nın arka planın-
un bozulması karşısında emperyalizm-oli- da yer alan bu sınıfsal çıkarlar, ne denli em-
garşi ikilisinin bulduğu formül, oligarşi dışın- peryalizmin çıkarıyla birleştirilerek “genel
daki sömürücü sınıfların bir bölümünü “dış çıkar” olarak sunulsa da, somutta Türkiye
ticarete” ve “dış pazarlara” yöneltmek ol- halkının sınırlı bir kesimini ilgilendirmekte-
muştur. İşte bu durumda, MHP, “Türki cum- dir. Dolayısıyla “Ermeni açılımı”nın gerçek-
huriyetler” pazarına yönelen kesimin siya- leştirilmesi için gerekli olan “kamuoyu”nun
sal temsilcisi olarak öne geçerken, MSP-RP oluşturulması için Ararat-Ağrı söylemi dev-
(ya da bugünkü haliyle SP ve AKP) “islam reye sokulmaktadır.
ülkeleri” pazarına yönelen kesimin temsil- Bu Ararat-Ağrı söyleminin asıl savunucu-
cisi olmuştur. ları, kendi halinde, ideolojisiz ve kendisini
Zaman içinde “Türki cumhuriyetleri se- hümanist ve demokrat kabul eden küçük-
feri” büyük ölçüde başarısızlığa uğramış burjuva aydınlarıdır. Çok küçük bir azınlık
(Çalık grubunun Türkmenistan’daki “başa- dışında bu ideolojisiz-tarafsız aydınların “Er-
rısı”, Fettullahçıların bu ülkelerdeki “okulla- meni açılımı”ndan doğrudan maddi bir çı-
rı” dışında), buraya yönelmiş olan sermaye karları yoktur. Bu nedenle de “kamuoyu”nun
kesimleri büyük bir hüsran içinde ülkeye ge- oluşturulmasında “tarafsız” bir hakem ko-
ri dönmüşlerdir. Ama “islam ülkeleri” paza- numunda etkin unsurlar olarak devreye so-
rına yönelen kesim, daha şanslı olmuş ve kulmaktadır.
yeni finansal kaynaklarla daha da güçlen- Bu olgu, burjuvazinin özel çıkarının top-
miştir. lumun genel çıkarı olarak sunulmasında
Şimdi yeni bir dünya ekonomik bunalı- “ideologların” yerine getirdikleri işlevin bu
mı koşullarında, “islami sermaye” denilen tür küçük-burjuva aydınları tarafından yeri-
kesim pek çok pazarını yitirmiştir. Özellikle ne getirilmesidir, yani bunlar, yanılsamalar
tefeci-tüccar sermayesi (“islami sermaye”), üretilmesinin aracıdırlar.
bu pazar yitirmesi karşısında kendi siyasal Burada Ararat-Ağrı söylemiyle üretilen
partisinden, yani AKP’den kendisine yeni yanılsama, “Ermeni açılımı”nda çıkarı olan
pazarlar bulmasını talep etmiştir. İşte AKP’- sınıfların çıkarlarını gözden uzaklaştırarak,
nin “Ermeni açılımı”nın arkasında yatan sorunu yalın bir “insancıl” soruna, yani Er-
“özel çıkar”, bu tefeci-tüccar sermayesinin meni soykırımıyla ortaya çıkan “trajediye”
dünya ekonomik bunalımı koşullarında ih- dayandırmaktır. Ve bu kendisini ideolojisiz-
racatta meydana gelen büyük düşüşlerde tarafsız ve demokrat/hümanist sanan birey,
ifadesini bulan pazar kaybını belli ölçüler- ülkemizde kapitalizmin emperyalizmin çı-
de telafi etmeyi ifade eder. karlarına bağlı olarak yukardan aşağı, dış di-
Bu tefeci-tüccar sermayesi için Azerbay- namikle geliştirilmesinin ürünü olarak ger-
can pazarı önemsenmeyecek kadar küçük çek bir ulusal burjuvazinin olmamasından
bir pazardır. MHP’nin temsil ettiği orta ser- kaynaklanan burjuva ideolog** eksikliğini
maye açısından, Azerbaycan pazarının (bel-
li bir süre için olsa da) yitirilmesi yaşamsal
* Bu tanım doğru değildir. Asıl olan sınıftır, siya-
nitelikteyken, AKP’nin temsil ettiği “islami
sal parti olarak AKP, tefeci-tüccar sermayesinin çıkar-
sermaye” açısından önemsizdir. Bu da “Er- larını gerçekleştirdiği sürece vardır. Ama günlük siya-
meni açılımı” karşısında iki partinin karşıt- sette böyle kullanılmaktadır. 
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

özgün biçimde gidermeye çalışır. Ama o, Öyle ise, AKP’nin “açılımları” neden destek-
hem kendisinin ne olduğu konusunda, hem lenmesin!
de yaptığı işte “iyiniyetli” ve “inanmış” bir Önce “ortak” noktanın altı çizilmelidir:
kişidir. Bu nedenle de, “öyle olsa da, başka Bu “açılımlar”, kesinkes tüm halkların, tüm
bir yığın çıkar işin içine girse de, Ermenile- ulusal topluluğun ortak çıkarlarını temsil et-
rin acılarını paylaşmanın ne sakıncası var?” mez. Tümüyle özel bir kesimin, özel bir sı-
diyerek konuşur. Ve ekler, “Ermeni-Türk nıfın çıkarlarını gerçekleştirmeyi amaçlar.
dostluğundan kim zararlı çıkacaktır ki! Bun- Bugün için bu özel çıkar, emperyalizm ve
dan insanlık kazanacaktır!” Türkiye’deki tefeci-tüccar sermayesi ittifakı-
Böylece, genel olarak emperyalizmin, nın çıkarıdır.
özel olarak Türkiye’de AKP’nin temsil ettiği Bu nedenle, soru şöyle ortaya konulma-
tefeci-tüccar sermayesinin çıkarlarına denk lıdır: Bu ittifakın (emperyalizm, özel olarak
düşen bir “Ermeni açılımı”nda bu çıkarların Amerikan emperyalizmi ile tefeci-tüccar
Türkiye toplumunun “genel çıkarı” olarak sermayesi ittifakı) özel çıkarı, ne ölçüde
sunulması için tüm “silahlar” savaş alanına halkların ya da ulusların genel çıkarıyla ça-
sürülmektedir. kışır?
Şüphesiz Türkiye’deki bu “kamuoyu ha- Genel olarak söylersek, ulusal burjuvazi
zırlama” çalışmalarının Ermenistan’daki en ile halkın çıkarlarının ortaklaştığı tek durum,
büyük destekçisi Ermeni tüccarlarıdır, tica- burjuvazinin feodalizme karşı mücadelesi
ret burjuvazisidir. Böylece Türkiye-Ermenis- durumudur. Bu mücadele sürecinde sana-
tan “yakınlaşması”, Türkiye’deki tefeci-tüc- yi burjuvazisi ile ticaret burjuvazisi bir bütün
car sermayesi ile Ermeni tüccar sermayesi- olarak (ulusal burjuvazi olarak) feodalizmin
nin “kardeşliği”ne, çıkarlarının özdeşliğine tasfiyesi, kapitalizmin gelişimi ve ulusal bir-
dayanır. Ama ideolojik olarak “tüccar zihni- liğin sağlanması açısından ortak çıkarı tem-
yeti”nin “kârın kaynağı ticarettir” ve “ticaret sil ederler. Tek başına ticaret burjuvazisi,
evrensel kardeşlik bağı kurar” yanılsaması ulusal değil, uluslararasıdır, dolayısıyla koz-
buna eşlik eder.*** Hz. Muhammet’in tica- mopolittir. Kendisi için “ulusal devlet”, sa-
ret yapmasını “sünnet” olarak kabul eden dece uluslararası ticareti kolaylaştıran bir
bir “islamcı” için bu yanılsama “allahın araçtır ve kolaylaştırdığı sürece önem taşır.
emri”n-den başka bir şey değildir; ümmet- Sanayi burjuvazisi gibi “taşınmaz mal”a ve
çilik görünümü altında kozmopolitizmdir. ücretli-emeğe gereksinmesi olmadığı için
Buraya kadar örnek olarak “Ermeni de, “toprak/vatan” sadece pazardan ibaret-
açılımı”nı ele alarak, bu “açılımlar”ın teme- tir. Hiç bir toprak, ticaret burjuvazisinin kök
linde yatan sınıfsal çıkarların neler olduğu- salmasını gerektiren bir madde değildir,
nu göstermeye çalıştık. Burada şöyle bir so- çünkü onun kök salmaya gereksinmesi yok-
ru kaçınılmaz olarak sorulacaktır: Tamam, tur. Onun tek istediği şey, ticaret, daha faz-
her “açılım” belli sınıfsal çıkarlara denk düş- la ticarettir. Bunun için ulusal devlet sınırla-
mektedir, ama bu “açılım”ların halklar ara- rı, tıpkı feodal dönemdeki yerel devletçikler
sında dostluk ve kardeşlik bağlarını pekiş- gibi, ticaretini engellemediği sürece sadece
tirmeyeceği söylenebilir mi? Böyle bir dost- harita üzerinde çizilmiş çizgilerden ibarettir.
luk ve kardeşlik bağının kurulması proletar- O, denizcilikte olduğu gibi, kendi çıkarına
yanın sınıfsal çıkarlarıyla örtüşmez mi? Ulu- en uygun olan ülkenin bandırasını çekerek
sal düşmanlığın hangi sınıfsal çıkarla olursa gemisini yürütür.
olsun ortadan kaldırılması iyi bir şey değil Türkiye somutunda olduğu gibi, ticaret
mi? burjuvazisi için, hangi ulusun sanayicisinin
Böyle bir soru ne kadar doğalsa, bundan ürününü sattığının hiç bir önemi yoktur.
çıkartılabilecek sonuç da o kadar doğaldır: Önemli olan metadır, meta değişimidir. Bir
ulustan bir başka ulusa ihracat ne kadar
** Burjuva ideologları, “burjuvazinin kendisi hak- kârlıysa, tüccar o ulusun vatandaşıdır, o ulu-
kında yanılsamaların oluşumunu kendine başlıca ge- sun metalarının satışından kâr elde eder. 19.
çim kaynağı haline getiren” aydınlardır. (Marks-En- yüzyılın “serbest ticaret” yandaşları gibi, ti-
gels, Alman İdeolojisi)
*** Bu durum, temelde meta üretiminin değil, caretle insanların kardeşleştiğine, geri böl-
meta değişiminin, yani ticaretin esas alınmasıdır. Ti- gelere medeniyet getirdiğine inanır. Ama ta-
 caretin “evrensel dili fiyat, cemaati paradır”. rihte sadece ticaret yüzünden meydana gel-
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

miş o büyük savaşlar, yine tüccarların “kar- uluslararası konjonktürdür” sözü, gerçekte
deşliği”nin düşmanlığa nasıl kolayca dönü- emperyalist dünya sisteminin aşırı-üretimi-
şebildiğinin kanıtlarıdır. nin ulaştığı boyutu ifade eder. 1990’lardan
Marks’ın sözüyle, “Egemen bir duruma itibaren giderek şiddetlenen aşırı-üretim so-
ulaştığında tüccar sermayesi her yerde bir runu, Sovyetler Birliği’nin dağıtılmışlığı ko-
yağma düzeninden yanadır, ve bu nedenle, şullarında “yeni pazarlar”ın açıldığı umu-
eski ve yeni zamanlarda tüccar uluslar ara- duyla kredilerin aşırı ölçüde büyümesiyle
sında gösterdiği gelişme, daima, yağmayla, aşılmaya çalışılmıştır. Herkesin yaşayarak da
korsanlıkla, köle hırsızlığı ile ve sömürgele- gördüğü gibi, bu aşırı kredi, önce 1997 As-
rin ele geçirilmesi ile doğrudan doğruya ele- ya Krizini, ardından 2000 dünya krizini ve ar-
le gitmiştir; Kartaca’da, Roma’da ve daha dından da 2008-2009 finans krizini doğur-
sonraları, Venedikliler, Portekizliler, Hollan- muştur.
dalılar, vb arasında olduğu gibi.”* Aşırı-üretim koşullarında (ki bu durum
Her ne kadar bunlar tarihsel kanıtlarsa kapitalizmin irsi hastalığıdır) ticaretin ve tüc-
da, yine de pragmatizmin egemen olduğu carın öneminin artmış gibi görünmesi, em-
ve üstelik tarih bilincinin neredeyse tümüy- peryalizme bağımlı ülkelerin iç pazarının
le yok edildiği bir dönemde böylesi tarihsel daha da genişletilmesi zorunluluğunun yan-
kanıtlar ve tarihsel olaylar ikna edici değil- sısıdır. Pazarların yatay olarak geliştirilmesi-
lerdir, ikna edici kanıtlar olarak kabul edil- nin sınırlarına ulaşıldığı her durumda, bu
mezler. Böylesi dönemde, önemli olan pazarların derinliğine büyütülmesi emper-
“işbitiricilik”tir (günlük dilde sıkça ifade edil- yalist ekonomilerin yaşam sorunudur. 2000’li
diği gibi, “yiyorlar, ama iş de yapıyorlar”). yıllarda “üretim”den daha çok “ticaret”in
Kapitalizmin en temel sorunu aşırı-üre- öne geçmesi de bu sorunun yakıcı biçimde
timdir. Sıkça yinelediğimiz gibi, kitlelerin sı- ortaya çıkmasının görüngüsüdür. Günlük dil-
nırlı tüketimi karşısında kapitalist üretimin de “uygun uluslararası konjonktür” denilen
mutlak biçimde artmasıyla ortaya çıkan aşı- de, bu pazar sorununun ticareti öne çıkar-
rı-üretim, tanımın kendisinde ifadesini bul- masından başka bir şey değildir.
duğu gibi, üretilen metaların satılamaması, 1980’lerde Türkiye’de ithalatın “liberali-
elde kalması demektir. ze edilmesi” nasıl ki iç pazara emperyalist
Burada altı çizilmesi gereken birinci yan, ülke mallarının dolmasını sağlamışsa, 2008
metaların üretilmiş olması, ama kitlelerin Ekiminde başlayan dünya bunalımı bu itha-
alım gücünün, yani talebin çok üstünde üre- latın (emperyalist ülkeler açısından ihracat)
tilmiş olmasıdır. İkincisi ise, üretilmiş, aşırı durmasına yol açmıştır. Tefeci-tüccar ser-
üretilmiş metaların satılması zorunluluğu- mayesinin çıkarlarını gerçekleştiren AKP, bir
dur. yandan emperyalist ülke mallarının ülke içi
Böylece aşırı-üretim sorunu, üretim so- ticaretini alabildiğince kolaylaştırırken, diğer
runu olmaktan çıkıp metaların satışı soru- yandan gerek bu malların, gerekse kendisi-
nu, yani ticaret sorunu halini alır. Aşırı-üre- nin küçük ve orta sermayesiyle ürettiği mal-
timin olduğu her durumda, üretim gerçek- ların (bisküvi vb.) ülke içinde ve dışında sa-
leştirilmiş olduğundan, her şey bu üretilmiş tışı için “her yolu” denemektedir. Ülke içi
metaların satışına yönelir. İster kredi yoluy- pazarın daha fazla mal (örneğin bisküvi) tü-
la olsun (büyük devlet kredilerinden tüketi- ketemeyeceği koşulda, “yeni pazarlar” zo-
ci kredilerine kadar), ister fiyat rekabeti yo- runlu hale gelir. İşte AKP’nin “Ermeni açılı-
luyla olsun, ister siyasi egemenlik aracılığıy- mı” (ve şüphesiz “Kürt açılımı” da, ama
la olsun, yapılması gereken ve yapılan tek “Kıbrıs açılımı” değil) böylesi bir “yeni pa-
şey aşırı-üretilmiş metalar için pazar bul- zar” bulma ve açma girişiminden başka bir
maktır. İşte tüccarın, ticaret sermayesinin şey değildir.
ve ticaretin devreye girdiği, sanki en temel Yukarda da ifade ettiğimiz gibi, böylesi
ekonomik faaliyetmiş gibi göründüğü yer bir “yeni pazar” bulma zorunluluğu ne öl-
burasıdır. çüde “barış, kardeşlik, dostluk” yaratacak-
Sıkça “ekonomistler” tarafından dile ge- tır? Yaratabilir mi?
tirilen, “AKP’nin en büyük avantajı elverişli Bunun için bir kez daha tarihe ve eko-
nomi-politiğe dönmek gerekir. Tarih bilinci-
* Marks, Kapital, Cilt III, s. 291. nin silikleştirildiği, tarihin önemsizleştirildi- 
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

ği ya da sadece “rivayet ve dedikoduları öğ- ister Ermeni milliyetçiliği denilsin, ister “yurt
renme”ye indirgendiği toplumsal ilişkilerde sevgisi” denilsin, ister “soykırım trajedisinin
tarihten söz etmek “abesle iştigal” görünür. öfkesi” denilsin, tek gerçek Ermenistan’ın
Ekonomi-politik ise, daha tam ifadesiyle ka- direndiğidir.
pitalist üretim ilişkilerinin nesnel yasaları Şimdi AKP’nin “islamcı sermayesi” “Er-
ise, sadece olayların gelişiminin doğuraca- meni açılımı” adı altında Ermenistan paza-
ğı kaçınılmaz sonuçları ortaya koyar. Bu, rına girmeye can atmaktadır. Evet, 3,2 mil-
“kahinlik” olmadığı gibi, “ister inan, ister yar dolarlık bir pazardır söz konusu olan ve
inanma” denilebilecek bir keyfiyet de değil- bu pazarda (resmi olarak sınır kapısı kapa-
dir. Ancak egemen “zihniyet”, yani dünya lıyken) Türkiye’nin payı %8’dir (268 milyon
görüşü (ideoloji), bir yandan “ben yaptım, dolar). Bu payın artırılması, örneğin iki ka-
oldu!”cu, diğer yandan “o senin gerçeğin”ci tına çıkartılması, 132 milyar dolarlık (2008)
olduğundan, ekonomi-politiğin ortaya koy- ihracat yapan Türkiye’nin ihracatı içindeki
duklarının da “ikna edici” bir yanı yoktur. payı sadece binde 2 olacaktır. Böylesine kü-
Yine de söylenmesi gerekir: İster emper- çük bir miktar belki birilerinin iştahlarını ar-
yalist ülkelerin içinde bulundukları aşırı-üre- tırıyorsa da, gerçek ekonomik ilişkiler için-
tim nedeniyle olsun, ister kendi iç pazarın- de hiç bir “kıymet-i harbiyesi” yoktur. Bu ne-
daki kriz nedeniyle olsun, bağımlı bir ülke- denle, AKP’nin “Ermeni açılımı”ndan bek-
nin “dış pazarlar” arayışı, her durumda baş- lediği, kendi sermaye grubunun doğrudan
ka ülkelerin halklarının kandırılması, alda- sağlayacağı ekonomik çıkar değil, bu yolla
tılması ve sömürülmesi demektir. ortaya çıkacak dolaylı ekonomik çıkardır.
Bugün Ermenistan, GSMH’sı 10 milyar Bu çıkar, ekonomik bunalım koşullarında,
dolar, ihracatı 1,1 milyar dolar (2007) ve it- ihracatın %50 düştüğü bir dönemde yaşam-
halatı 3,2 milyar dolar olan, 34 milyon dolar sal görünmektedir.
dış borcu bulunan, 3,2 milyon nüfuslu kü- AKP’nin “Ermeni açılımı”nın hedefi, Er-
çük (ve geri) bir ekonomiye sahip bir ülke- menistan’da yaşayan Ermeniler değil, “dias-
dir. Kişi başına düşen milli gelir 2.852 dolar- pora” denilen ve ağırlıklı olarak ABD’de ya-
dır (2007).* şayan Ermenilerdir. Bu da, tam anlamıyla
Türkiye’ye göre böylesine nüfus ve eko- siyasal-ulusal bir konudur.
nomik olarak küçük bir ülkenin “satın alın- Küçük-burjuva “iyiniyetli” aydınlarının
ması”, Türkiye’de egemen olan zihniyete (Ararat-Ağrı söylemine kapılmış aydınlar)
göre, çok kolaydır. GSMH’sının 10 milyar do- “kardeşlik”e bağladıkları umutlar, ticarete
lar olduğu bir ülke “satın alınabilir” elbette. ve ticari çıkarlara bağımlıdır. Bu nedenle de,
Tek sorun alıcının olması değil, satıcının ol- ticaretle ve ticari çıkarlarla oluşturulacak
masıdır. Eğer Ermeniler, küçük bir lütuf ya olan “dostluk ve kardeşlik” de, ticari çıkar-
da para karşılığında kendi ülkelerini satma- ların yön değiştirmesiyle birlikte ortadan kal-
ya hazırsalar, satın alacak çok kişi (devlet kacaktır. Bu gerçek ve Ermenistan halkının
kredisiyle Çalık grubunun kendisi bile) çı- geleceğine biçilen rol ortadayken, ticaret yo-
kacaktır. Sorun da burada ortaya çıkar. luyla “Ermeni-Türk dostluğunu tesis etmek”-
Yıllardır kendi yağıyla kavrulan Ermenis- ten söz etmek, Ermeni halkına tuzak kur-
tan, eğer böylesine küçük bir ekonomiyle maktan başka anlama gelmemektedir.
hala “para” karşısında (ekonomik yaptırım- Ticaret her şey değildir ve her şey “alın-
lar) direniyorsa, bunun bir başka nedeni ol- verin, ekonomiye can verin” değildir. Şüp-
ması gerekir ve öyledir de. Bu direniş, hesiz insanlar daha iyi yaşam koşullarına sa-
Ermenistan’ın dış dünyaya açılmasıyla bir- hip olmalıdır, daha iyi yaşamalıdır. Ama ne
likte başlarına neler geleceğinin bilincin-
de** olunduğundan kaynaklanmaz. Adına
ğildir. Burada sözkonusu olan, bu yasaların kendileri-
dir, kaçınılmaz sonuçlara doğru katı bir zorunlulukla
* Moda istatistik hesaplama yöntemiyle, yani “sa- işleyen bu eğilimlerdir. Sanayi yönünden daha çok
tın alma gücü”ne göre hesaplanmıştır. Yeri gelmişken gelişmiş bir ülke, daha az gelişmiş olan ülkeye ancak
belirtelim, TÜİK’in ihracat verilerinde, Ermenistan’a kendi geleceğinin imgesini gösterir.” (Bkz. Marks, Ka-
ilişkin hiç bir veri yer almamaktadır. pital, Cilt 1, s. 19.)
** “Aslına bakılırsa, konu, kapitalist üretimin do- Ermeni halkına şu söylenebilir:
ğal yasalarının sonucu olan toplumsal uzlaşmaz kar- “De te fabula narratur!” (“Bu öyküde senin sözün
10 şıtlıkların şu ya da bu derecede gelişmiş olmaları de- ediliyor.”)
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

pahasına ve ne karşılığında? İki ulusun ege- çıkarlarını “genel çıkar”mış gibi sunmaları-
men sömürücü sınıflarının ticari çıkarlar için na hizmet etmeyin! Bunu yaptığınız sürece
“anlaşmaları”, tarihin de gösterdiği gibi, hiç göreceksinizdir ki, onların yalın çıkarları her
bir zaman sömürülen sınıfların çıkarına ol- durumda halkların çıkarlarına aykırıdır.
mamıştır ve olamaz da. Yine de “soykırım” Ve bilmelisiniz ki, bir ülkenin siyasal ge-
gibi “kanayan yara”nın acısı parayla dindiri- leceğini belirlemede söz ve karar gücüne
lebilir. Adına ister “soykırım tazminatı” de- sahip olmadığınız sürece, yapacağınız her
nilsin, ister “ticari çıkar” denilsin, paranın şey, egemenlerin çıkarlarına hizmet etmek
egemenliğinin sağlanması, Türkiye’de ya- olacaktır. “Biz iktidarda olsak” ne yapardık
şanmaya devam edildiği gibi insani değer- sorusunun yanıtı, iktidarda olunmadığı ko-
lerin ticaret konusu yapılması sonucunu do- şullarda yapılması gerekenlerin yanıtı ola-
ğurur. Bugün için kredi kartlarıyla “refah maz. Türkiye ve Ermenistan halklarının çı-
içinde” yaşayan insanlar, yarın (ve şimdiden karı, kendi geleceklerini ipotek altına alan
görülmektedir) satabilecek hiç bir şeyleri bağımlılıklardan kurtulmaktır.
kalmadığında bunun bedelini çok daha ağır Sözün özü, sorunlar ülkelerin ve halkla-
ödeyeceklerdir. Böyle bir geleceği Ermeni rın kendi kaderlerini kendi ellerine almakla
halkına layık görmek ise, hiç de “insancıl” ilgilidir. Bu da ancak, olaylara ve olgulara
değildir. doğru bir yerden, doğru bir açıdan, sözcü-
Bırakın AKP ya da Ermenistan egemen- ğün tam anlamıyla sınıfsal açıdan bakmak-
leri kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için el- la olanaklıdır.
lerinden geleni yapsınlar! Ama siz, onların

11
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

“Kürt Açılımı”ndan...
“Demokratik Açılım”a

... Ve Amerikan emperyalizmi 19 Mart “bir süre” Türkiye’de konuşlandırılması ve


2003’te, saat 21.34’te Irak’ı saldırır. Savaş kı- Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi’nin
sa sürer. Amerikan birlikleri, yirmi günde saldırı tehdidine karşı Türkiye tarafından
Bağdat’a girerler ve W. Bush 1 Mayısta sa- “himaye edilmesi”dir.
vaşın “bittiğini” ilan eder. Bu, “yeni dünya Buraya kadar her şey anlaşılabilir du-
düzeni”, “globalizm” söylemiyle, “emperya- rumdadır.
lizmin sona erdiği” propagandasının da so- Ancak burada, yani Amerikan “planı”nda
nudur. eksik olan bir halka vardır: Türkiye. “Plan”,
Irak halkının direnişinin, Cengiz Çandar’- kağıt üzerinde kendileri için ne kadar man-
ın emir-komutası altında “başı kesilmiş bir tıklı ve doğru görünürse görünsün, Türkiye
tavuk gibi bir süre daha debelendikten son- halkası eksik olduğu sürece pratiğe geçiril-
ra, çok muhtemeldir ki, ezilecektir” denilir- mesi olanaksızdır. “I. Körfez Savaşı”ndan
ken, beş yılın sonunda Amerikan askeri güç- günümüze kadar değişik düzeylerde ve de-
lerinin kaybı 4.347 ölü, 31.494 yaralı (Ağus- ğişik açılardan tartışılan, “oldurulmaya” ça-
tos 2009) olmuştur. Açık ifadesiyle, ABD, lışılan da Türkiye halkasının yerli yerine
Irak savaşını kaybetmiştir. Şimdi “kuyruğu oturtulmasıdır. Kimi zaman tehdit yöntemi
dik tutarak” Irak’tan bir an önce çekiline- kullanılmış, kimi zaman “şantaj” yapılmış,
cektir. Ve bütün “hikaye”, sıranın bu çekil- kimi zaman da “alicenap” olunmuştur. Ama
meye gelmesiyle başlar. ne yapılırsa yapılsın, Türkiye halkası, özel-
Amerikan emperyalizmi Irak’tan çekilir- likle de “TSK’nın direnişi” karşısında yerli
ken, askeri, ekonomik ve siyasal bir dizi so- yerine oturtulamamıştır.
runu da peşinden sürüklemektedir. Her ne kadar “TSK’nın direnişi” olarak
Askeri sorunlar vardır: “Başı kesilmiş bir tanımlamak pek çok kesim açısından kolay
tavuk gibi... ezilecektir” denilen direniş güç- ve işe yarar bir söylem olmuşsa da, asıl ola-
lüdür ve geri çekilme sürecinde ABD aske- rak Türkiye’nin “devlet politikası”, ABD “pla-
ri birliklerine çok daha büyük kayıplar ver- nı”nın temel halkası olmayı sürekli reddet-
direbilir. miştir.
Ekonomik sorunlar vardır: Musul-Kerkük Bu reddedişin temel nedeni, Kuzey Irak’-
ve Basra petrolünün geleceği belirsizdir. ta oluşturulacak olan “Bağımsız Kürdistan”-
Siyasal sorunlar vardır: Kuzey’deki “Kür- ın, orta ve uzun vadede Türkiye’nin “çıkar-
distan Özerk Bölgesi”, orta vadede Bağdat’a larını” tehdit edeceği, ülkenin bölünmesine
egemen olacak Arap güçlerinin saldırı teh- yol açacağı ve güney-doğu sınırında sürek-
didi altındadır. li “düşmanlık durumu”nun ortaya çıkacağı
Gerek askeri geri çekilmenin riskleri açı- stratejik saptamasıdır. Türkiye’den istenen
sından, gerek petrol ve Kuzey Irak sorunu “Kürdistan Özerk Bölgesi”ni Arap (ve İran)
açısından uzun süredir üzerinde çalıştığı saldırısına karşı “himaye” etmesidir. Ama
12 “plan”, belli sayıda ABD askeri birliklerinin orta ve uzun dönemde Kuzey Irak’ta “ba-
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

ğımsız” bir Kürdistan’ın ortaya çıkması ve ne göre, bir “gerilla gücü”nün tasfiye edile-
giderek bu devletin belli bir askeri potansi- bilmesi, en düşük maliyetle gerçekleştiril-
yele sahip olması durumunda, “himaye melidir. Bu düşük maliyet, “gerilla gücü”nün
edene” karşı “himaye edilenin” düşman ha- “ılımlı unsurları”yla masaya oturup pazarlık
line gelmesini önleyecek hiç bir “araç” da yapmaktan geçer. El Salvador ve Kolombi-
mevcut değildir. Bu nedenle Türkiye, “dev- ya’da denenmiş ve etkili olmuş olan bu “gö-
let politikası” olarak ABD “planı”nı onayla- rüşme yöntemi”, Latin-Amerika terminolo-
maktan uzak durmuştur. jisiyle, “demokrasiye geçiş programı”na
ABD “planı” açısından tüm sorun, Türki- denk düşer. (“Kürt açılımı”nın kısa sürede
ye’nin bu “planı” bir biçimde kabul etmesi “demokratik açılım”a dönüşmesinin “kera-
ya da kabul etmek zorunda kalmasıdır. Ve meti” buradadır.) Amaç, “gerilla”nın önem-
Türkiye üzerindeki eski AB baskısının yeri- li bir gücünün “demokratik açılım” görünü-
ni, şimdi doğrudan ABD baskısı almıştır. mü altında dağdan indirilmesi, siyasal bir
Bu baskı, ekonomik araçlarla da destek- parti haline dönüştürülmesi ve kalanlarının
lenmiştir. Musul-Kerkük petrolünden “pay da şu ya da bu biçimde tasfiye edilmesidir.
verilebileceği” gibi soyut rüşvetler, Kuzey Bu amaç, aynı zamanda “gerillalara” af çı-
Irak’taki ihalelerin Türk şirketlerine verilme- kartılmasını da içerir.
si gibi. AKP’nin “Kürt açılımı” diye başlayıp “de-
Dış baskılar, giderek içte, “medya” ara- mokratik açılım”a dönüştürdüğü “iş”, ABD’-
cılığıyla TSK’ya karşı “asimetrik bir psikolo- nin “zengin deneyimlerinden” çıkartılmış
jik savaş”, PKK’nin eylemlerine, bir bakıma derslere dayanan ABD “planı”nı uygulama-
“yeniden başlaması”yla birlikte “Türkiye’nin ya çalışmaktan ibarettir.
Kürt Sorunu” başlıklı yeni bir dosya ortaya Bu ABD “planı”nın bugün için konuşul-
çıkarmıştır. mayan ikinci bölümü ise, Irak’tan çekilecek
Şantaj, baskı, tehdit, rüşvet derken “Kürt ABD askeri güçlerinin bir bölümünün güney
sorunu” dosyası, ABD tarafından Türkiye’nin doğuda konuşlandırılmasıdır. Bu açıdan da,
önüne (tıpkı bir kaç yıl öncesine kadar AB’- PKK’nin Kuzey Irak’taki varlığı ABD’nin “as-
nin yaptığı gibi) konulmuştur. Yapılan görüş- keri çıkarlarına” aykırıdır, dolayısıyla da tas-
melerde belli bir ilerleme kaydedildiği gö- fiye edilmesi gereken bir varlıktır.
rüldüğünde Abdullah Gül, “devletin başı” Mevcut durum ve olay böyledir.
olarak, “tarihsel fırsat” yakalandığını ilan et- Şimdi, bu durum karşısında, daha tam
miştir. ifadeyle, ABD “planı” karşısında değişik sı-
Bilinmektedir ki, Abdullah Gül’ün “tarih- nıf ve kesimlerin konumu ve tutumunun ne
sel fırsat” dediği durum, Kuzey Irak’a ilişkin olduğu, hangi çıkara denk düştüğünü ele al-
Türkiye’nin “hamiliği” konusunda, “silahlı mak gerekmektedir. Bu anlaşılmadığı süre-
kuvvetler de dahil” tüm “devlet kurumları”nın ce, “plan”, ister “made in U. S. A.” patentli
“tam bir mutabakata” varmalarıdır. Bir di- olduğu için karşı çıkılsın, ister Sezen Aksu’-
ğer ifadeeyle, ABD ile Türk “devleti” “muta- nun sözüyle, “bu sürecin karşısında duran-
bakata” varmıştır. lar iki cihanda da lekeli kabul edilsin”, sa-
Varılan “mutabakat”, Kuzey Irak’ta ko- dece havanda su dövmekten öteye gitme-
nuşlanan PKK’nin tasfiye edilmesi karşılığın- yecektir. Asıl olan olguları saptamak değil,
da Kuzey Irak’taki “Kürdistan Özerk Bölge- bu olgularda ifadesini bulan sınıf ilişkilerini
si”nin himaye edilmesi konusunda TSK’nın ve sınıf çıkarlarını saptamaktır. Bu yapılabil-
“ikna” edilmiş olmasıdır. diği ölçüde, devrimci sınıfın tavrı belirlene-
Şimdi bunun gereğinin yapılmasına sıra bilir.
gelmiştir. “Mutabakat”ın temel koşulu, PKK’- Burada ABD “planı”nın en hararetli sa-
nin Kuzey Irak’tan çıkartılmasıdır. vunucusu ve icraatçısı AKP’yle işe başlamak
Burada ABD “planı” bir kez daha devre- gerekir.
ye girer. “Plan”a göre, PKK’nin tasfiye süre- AKP’nin siyasal parti olarak “çıkarı”, şüp-
ci ile ABD’nin askeri birliklerinin Irak’tan çe- hesiz seçimlerde alacağı oydur. Barzani’nin
kilmesi süreci eşzamanlı olarak yürütüle- “dört parçadan” birisi olan “Türkiye Kürdis-
cektir. Ancak Amerikan emperyalizminin tanı”nda etkin bir güç olduğu, legal Kürt si-
1980 sonrasında Latin-Amerika ülkelerinden yasetçilerinin Barzanici olduğundan yola çı-
elde ettiği “karşı-ayaklanma” deneyimleri- kılırsa, Kuzey Irak’taki “Kürdistan Özerk Böl- 13
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

gesi”nin Türkiye tarafından “himaye edilme- mu sürekli olarak “bekle-gör” olmuştur. Bu-
si” karşılığında AKP’nin oylarını artıracağı gün için de, aynı tutumunu sürdürmekte-
düşünülebilir. (Hasan Cemal ve Cengiz Çan- dir.
dar’ın iddiası böyledir.) AKP’nin 29 Mart se- “Kürt açılımı”nın diğer tarafı Kürtlerdir.
çimlerinde yitirdiği oyları geri alması ve ge- Ancak Kürtler de, tüm ulusal topluluklar gi-
nel seçimlerde iktidarda kalması, açıktır ki bi sınıflardan oluşur. Her ne kadar ulusal so-
temsil ettiği tefeci-tüccar sermayesinin de run çözümlenmediği için sınıfsal çelişkiler
çıkarınadır. belirginleşmemiş ve sınıf mücadelesi geliş-
Ama bu bir varsayım, bir iddiadır. Böyle memiş de olsa, sınıfsal farklılıklar, aşiret dü-
olabilir ya da olmayabilir. Doğal olarak ola- zeninden ticaret alanına kadar her alanda
bilme olasılığı kadar, olmama olasılığı da mevcuttur. Bu nedenle, tek bir “Kürt çıka-
mevcuttur. Bu durumda, tüm yumurtaların rı”ndan söz etmek olanaksızdır.
tek bir sepete konulması, yani AKP’nin ge- Türkiye Kürtlerinin egemenlerinin, top-
lecek genel seçimlerde iktidarda kalıp kal- rak ağası aşiret reislerinin, sınır ticaretiyle
mamasını “Kürt açılımı”nın belirlemesi bü- zenginleşmiş tüccar kesiminin ve gelenek-
yük bir risktir. Her ne kadar tüm Türkiye, ne- sel tüccarlarının “Kürt açılımı”ndan beklen-
redeyse bir uçtan bir uca, “elini taşın altına tileri, “pasta”dan daha büyük pay almaktır.
koyma” sevdasına yakalanmışsa da, taş eli Tüm ulusal hareketlerde görüldüğü gibi,
ezmekle kalmayıp, kafayı da ezebilir. Bu açı- bu egemen-sömürücü kesimler, bir yandan
dan, gerek AKP, gerekse tefeci-tüccar ser- kendi halkına ayaklanmadan, savaştan söz
mayesinin böylesi bir olasılığa kapılması, ol- ederken, diğer yandan ezen ulusla görüş-
sa olsa iktidarı kesinkes kaybedeceklerini meler yapar, uzlaşma yolları arar. Bu kesim-
düşünmelerinden kaynaklanır. ler, PKK’nin (legalde DTP’nin dile getirdiği)
Elbette AKP ve tefeci-tüccar sermayesi “bölgesel özerklik” isteminden yana değil-
iktidarı kaybetme olasılığını görmeye başla- lerdir. Onların istediği, en azından kısa va-
mışlardır, ancak bu mutlak görülmemekte- dede, “Türkiye pastası”ndan biraz daha bü-
dir. Bu nedenle de, “Kürt açılımı”nın riskini yük pay almaktan ibarettir. Zaten Batı Ana-
üstlenmekte pek o kadar istekli değillerdir. dolu bölgesine göç etmiş olan Kürtlerin ti-
Onları “Kürt açılımı”na yönelten tek gerçek, cari ilişkileri ve yatırımları da etkin bir un-
“plan”ın ABD markalı olması ve ABD’nin de surdur. Dolayısıyla ayrılmayı önsel olarak ko-
AKP’nin iktidarda kalıp kalmayacağını belir- şullandıracak olan “bölgesel özerklik” iste-
leyen tek güç olmasıdır. AKP’nin, ABD’nin mi, bir bütün olarak (ve bugün için) Kürt
her isteğini yerine getirmek için gösterdiği egemenlerinin çıkarına uygun düşmemek-
aşırı istek, sadece ABD’nin iktidarda kalma- tedir.
larına izin vermesi içindir. İç dinamikle gelişen kapitalizmin olma-
Bunun karşısında, doğal olarak “muha- dığı Türkiye’de, kaçınılmaz olarak Kürt böl-
lefet” partilerinin (CHP ve MHP) “çıkarı” ters gesinde de kapitalist iç dinamik mevcut de-
yöndedir. Ama onların iktidara gelmeleri de ğildir. Bu nedenle, ulusal harekete, neredey-
yine ABD’nin onayına bağlıdır. Bu nedenle se tümüyle yarı-feodal ilişkiler içinde şekil-
de, ABD “planı”na tam olarak karşı çıkma- lenmiş bir çeşit küçük-burjuva aydınları ön-
ları söz konusu değildir. DTP’nin sözleriyle cülük etmektedir. Bu yüzden, “Kürt açılımı”-
söylersek, “Kürt açılımı” CHP ve MHP ol- nın belki de en önemli “muhatabı”, bu Kürt
maksızın gerçekleştirilemez. İşte bu gerçek- aydınlarıdır. “Kürt açılımı”nı, bol konuşma-
lik, “Kürt açılımı”nın “demokratik açılım”a lı, çok tartışmalı, demagojik söylemli hale
dönüştürülmesinin nedenidir. getiren de bu durumdur.
Kuzey Irak’taki yatırım olanakları ve pet- Bu Kürt küçük-burjuva aydınları, ister ev-
rolden pay alınması, olgunun bu siyasal yö- rimci düşünce sahibi olsunlar, her durum-
nünün yanında ikincil bir konudur. da “bağımsız Kürdistan” hedefine ulaşılma-
Türkiye oligarşisi darmadağınıktır. Dola- sını isterler. Çoğunluğu, bu amaca evrimci
yısıyla da “Kürt açılımı” konusunda etkin bir yoldan ulaşılacağını savunsa da, konjonktü-
güç olarak devreye girmemektedir. 1980’ler- rel gelişmelerin hızı karşısında, çoğu zaman
de oligarşinin etrafında oluşturulan sömü- “kantarın topuzu”nu kaçırır ve lehte olabi-
rücü sınıflar ittifakının (“consensus”) 1990’- len bazı konjonktürel olgulara dayanarak is-
14 larda dağılmasıyla birlikte, oligarşinin tutu- temlerinin “çıtasını” yükseltir. Düne kadar
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

“kültürel özerklik”le yetinebileceklerini söy- tüm yıpranmışlıkları ve güvenilmezlikleriyle


leyen bu aydın kesim, bugün “ayrılığı tartış- ABD’nin “Kürt açılımı planı” için kamuoyu
maya açarız” tehdidinde bulunabilmektedir. oluşturmak amacıyla harekete geçmişler-
Bunların kısa vadede “Türkiye pastası”ndan dir.
fazlaca beklentileri yoktur. Kökensel olarak Kamuoyu oluşturmadaki tema ise, “akan
aşiret reislerine ve toprak ağalarına dayan- kanın durması”, “analar ağlamasın” vb. de-
dıklarından, para ile satın alınabilmeleri de magojik-hümanist sloganlardır. “On iki kö-
kolay değildir. Ulusal hareketin etkin ve güç- tü adam”ın yetersizliği açık olduğundan, AB
lü göründüğü dönemlerde kendilerine aşırı aracılığıyla AB’ci kesimden “lojistik destek”
güven duyan bu kesim, ulusal hareketin iv- alınarak sürdürülen bu kamuoyu manipü-
me kaybettiği her aşamada güvensiz ve ür- lasyonu yine de çok zayıftır. Bu manipülas-
kek olur. Konjonktüre göre dalgalanması, yondan elde edilecek “başarı”nın ise, Irak’-
onları istikrarsız ve güvenilmez yapar. Dola- tan çekilen ABD askeri güçleri için güney
yısıyla ne denli gerçek “muhatap” onlar ol- doğu Anadolu’da üs verilmesiyle birlikte tü-
sa da, bu istikrarsızlıkları ve güvenilmezlik- müyle yok olacağını şimdiden söyleyebili-
leri, onların “muhatap” alınmasını önlemek- riz.
tedir. Bu yüzden, sürekli olarak A. Öcalan’ı Bütün bunlardan çıkan tek sonuç, ABD’-
ve PKK’yi “muhatap” göstermeye zorlan- nin bölgesel çıkarları açısından PKK’nin ke-
maktadırlar. Şurası açıktır ki, bu Kürt aydın- sinkes tasfiye edileceğidir. Ancak aynı PKK,
larının özlemini çektikleri “bağımsız Kürdis- yine ABD tarafından Türkiye üzerinde bas-
tan”, kendilerinin tasarladığı bir ülke olma- kı aracı olarak kullanılabilindiğinden, bu tas-
yacaktır. Başında bir Barzani’nin, bir Talaba- fiye, sadece Türkiye’nin ABD’nin bölgesel
ni’nin bulunduğu oligarşik bir Kürdistan’da planını kayıtsız-şartsız kabul etmesine bağ-
ilk baskı altına alınacak kesim de kendile- lıdır. Bu da, “ezber”den söylersek, Türkiye’-
ridir. Ancak henüz bunun bilincine sahip de- nin siyasal geleceğinin mutlak bir ipotek al-
ğillerdir; güçlü bir devrimci hareket olmadı- tına alınması demektir. Bu mutlak ipotek,
ğı sürece de bu bilince ulaşmayacaklardır. AKP’nin de, muhalefet partilerinin de gele-
Görüldüğü gibi, ABD “planı” olarak “Kürt ceklerinin ipotek altına alınmasıdır. Düne
açılımı”ndan en büyük çıkarı olan kesim, kadar hangi partinin iktidar olacağına oligar-
asıl olarak ABD ve kısmen de Barzani-Tala- şi karar verirken, şimdi doğrudan Amerikan
bani kesimidir. Bu nedenle, “plan”ın tam emperyalizmi karar vermek durumundadır.
olarak uygulanabilmesi için, gönülsüzleri Güney doğu Anadolu’da kurulacak olan
birliğe zorlayabilmek için, “kamuoyu”nun ABD kara kuvvetleri üssü, ABD’nin Türkiye’-
desteği kaçınılmaz hale gelmiştir. Ve ABD, nin iç politikasına daha fazla ve doğrudan
ne denli yıpranmış olursa olsun, Hasan Ce- müdahalesini daha görünür kılacaktır. Bu
mal ve Cengiz Çandar gibi “eski” adamları- da, Türk ve Kürt halklarının ortak amaçlar
nı yeniden devreye sokmak zorunda kalmış- için birleşik mücadelesi için yeni bir “umut”
tır. Bahçeli’nin sözüyle, “on iki kötü adam”, olarak kabul edilebilir.

15
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

Ulusal Sorunda
Konumlar ve Tutumlar

Öncelikle, ulusal sorun gibi “hassas” bir elde yoğunlaştırmıştır. Bunun zorun-
konuda, herkes kendi konumunu, yerini net lu sonucu siyasal merkezileşme ol-
ve açık biçimde ortaya koymalıdır. Çünkü du. Ayrı çıkarlara, ayrı yasalara, ayrı
ulusal sorunlar hassastır, insanların “aidiyet” hükümetlere ve ayrı gümrüklere sa-
duygularına dayanır, içgüdülerini harekete hip bağımsız ya da birbirleriyle gev-
geçirir, bu nedenle de kolayca demagojiye şek bağlara sahip eyaletleri, tek ulus,
yol açar; milliyetçilik duygularını ateşler, şo- tek hükümet, tek yasa, tek ulusal sı-
venist duygular yaratır ve sonuçta uluslar nıf çıkarı, tek gümrük tarifesi içinde
arasında bir boğazlaşmaya, kan dökücülü- birleştirdi.”1
ğe ve katliamlara neden olur. “Ulusal devlet, kapitalizmin kura-
Biz, marksist-leninistiz. Bizim konumu- lı ve ‘norması’dır; türdeş olmayan
muz, marksist-leninist konumdur; görüşle- uluslar devleti, geriliği temsil eder, ya
rimiz, marksist-leninist dünya görüşüdür. da istisnadır. Ulusal ilişkiler bakımın-
Böyle olduğu için ve böyle olduğundan, bi- dan, kapitalizmin gelişmesi için en
zim ulusal sorunlara bakışımız ve ulusal so- elverişli koşulları, kuşkusuz, ulusal
runlar karşısındaki tutumumuz, açık ve net devlet sağlar.”2
biçimde marksizm-leninizmin bu konudaki Üçüncüsü, proletaryanın “vatanı” yoktur.
teorik belirlemelerine ve pratik uygulama- “Proletarya, her şeyden önce, siyasal gücü
larına dayanır. ele geçirmek, ulusun önder sınıfı durumu-
Bu, sınıfsal bir bakış açısıdır, proletarya- na yükselmek, kendisini ulus olarak oluş-
nın (işçi sınıfının) sınıf bakış açısıdır. Doğal turmak zorundayken, henüz ulusaldır, hiç
ve kaçınılmaz olarak, proletaryanın “ulusal bir biçimde burjuvanın anladığı anlamda
sorun”a sınıf bakış açısı, ulusların sınıflar- değil.”3 Diğer bir ifadeyle, “İçerik olarak ol-
dan oluştuğu gerçeğinden yola çıkar. masa da, biçim olarak, proletaryanın burju-
İkincisi, ulusal sorun konusunda prole- vaziye karşı mücadelesi her şeyden önce
taryanın sınıf bakış açısı, ulusun ve ulusal ulusal mücadeledir. Her ülkenin proletarya-
devletin, kapitalizmin bir ürünü olduğu, bu sı, doğal olarak, her şeyden önce kendi bur-
nedenle ulus kavramının burjuvazinin özel juvazisinin işini bitirmelidir.”4
çıkarının “genel çıkar” olarak tanımlanmış Dördüncüsü, yukarda da ifade ettiğimiz
bir ifadesi olduğu ve ulusal devletin (ulus- gibi, ulusal sorunlar, kapitalizmin gelişmesi
devlet) burjuvazinin mutlak iktidarını tem- ve burjuvazinin güçlenmesiyle birlikte baş-
sil ettiği tarihsel gerçeğine dayanır.
“Burjuvazi, üretim araçlarının, 1
Marks-Engels, Komünist Manifesto, s. 38, İlkeriş
mülkiyetin ve nüfusun dağınık duru- Yayınları, 2008.
2
V. İ. Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, s.
muna giderek son veriyor. Nüfusu bir 59.
araya toplamış, üretim araçlarını 3
Marks-Engels, Komünist Manifesto, s. 54.
16 merkezileştirmiş ve mülkiyeti birkaç 4
Marks-Engels, Komünist Manifesto, s. 45.
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

lamıştır ve Batı-Avrupa’da burjuva demok- çalanmasını ve dağılmasını beraberinde ge-


ratik devrimleri ile ulusal hareketler ve ulu- tirmiştir.5
sal devletlerin kurulması birbiriyle çakışır. Ancak, yeni bir tarihsel olgu, serbest re-
Ve bu süreç, Batı-Avrupa’da 19. yüzyılın baş- kabetçi kapitalizmin tekelci kapitalizme, ya-
larında tamamlanmıştır. Böylece Batı-Avru- ni emperyalizme dönüşmesi olgusu, yani
pa’-da homojen, tek ulusu içeren sürekli bir dünyayı toprak olarak kendi aralarında pay-
burjuva ulusal devlet düzeni ortaya çıkmış- laşan ve yeniden paylaşmak için savaşan
tır. emperyalist ülkelerin ortaya çıkması, ulusal
Beşincisi, Batı-Avrupa’nın dışındaki ülke- sorunları, yalın biçimde ulusların kendi ke-
lerde, özelikle Doğu-Avrupa’da ve Asya’da derlerini tayin hakkı, ulusal devlete sahip ol-
“ezilen uluslar”ın ulusal hareketleri 19. yüz- ma hakkı olmaktan çıkarmıştır. Artık sade-
yılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında or- ce ezilen ulustan ayrılma hakkı değil, aynı
taya çıkmış, bir dizi ulusal çatışmalarla, ulu- zamanda emperyalizmden bağımsız devle-
sal devrimlerle ve karşı-devrimlerle ve em- te sahip olma hakkı ve bu bağımsız devle-
peryalist yayılmacılıkla birlikte sürüp gitmiş- tin varolma hakkı olarak ulusal sorunlar or-
tir. Bu dönemde ulusal hareketler, ulusal taya çıkmıştır. Bu da, emperyalizme karşı
eşitlik istemiyle, yani Batı-Avrupa ulusların- ulusal kurtuluş savaşları döneminin başlan-
da olduğu gibi her ulusun kendi ulusal dev- gıcı olmuştur.
letine sahip olması amacıyla sürdürülmüş- Bu beş temel tarihsel saptama, bizim,
tür. Böylece ulusal sorunlar, ulusların kendi marksist-leninistlerin ulusal sorunlar ve ulu-
kaderlerini tayin hakkının elde edilmesiyle sal hareketler karşısındaki konumunu belir-
çözümlenebilir sorunlar olmuştur. ler.
Ulusların kaderlerini tayin hakkı ise, si- Bu tarihsel saptamalar, açıkça gösterir
yasal bağımsızlık demektir, yani “ezen ki, ulusal sorunlar, her durumda ulusların
ulus”tan ayrılma özgürlüğüdür, ayrı devlet kendi kaderlerini tayin hakkı temelinde çö-
kurma hakkı demektir. Ulusların kaderleri- zümlenmek zorundadır. Proletarya, her za-
ni tayin hakkı, kadın ve erkeğin boşanma man ulusal sorunların çözümünde “ulusla-
hakkı gibi, ezilen ulusun ezen ulustan ayrıl- rın kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğü-
ma hakkıdır. Bu hakka sahip olmak, mutlak nü, yani bağımsızlık, yani ezen uluslardan
olarak ayrılmak, boşanmak demek değildir. ayrılma özgürlüğünü ister.”
Hakkın tanınması, ulusların kendi gelecek- “Bunu, ülkeyi ekonomik bakım-
lerini belirleme hakkına sahip olması, bir dan bölmeyi, ya da küçük devletler
başka ulusla birlikte olma ya da ayrılma ko- idealini düşlediğimiz için değil, tam
nusunda kararı kendisinin vermesi hakkının tersine, yalnızca gerçekten demokra-
tanınmasıdır. Bu nedenle ulusların kaderle- tik, gerçekten enternasyonalist bir te-
rini tayin hakkı, herhangi bir ulusun, kendi mel üzerinde, geniş büyük devletin
ulusal iradesi olmaksızın bir başka ulusla ve ulusların yakın birliği, hatta kay-
“birlikte” olmasının sona erdirilmesidir. Eğer naşmasından yana olduğumuz için
“birlik” olacaksa, her ulusun kendi özgür istiyoruz. Ancak ayrılma özgürlüğü ol-
iradesiyle buna karar vermesiyle olacaktır. maksızın böyle bir temel düşünüle-
Bir ulusun, kendi istemi ve iradesi olmaksı- mez.”6
zın başka bir ulusun içinde tutulması, yani Ulusal sorun karşısında proletaryanın sı-
zorla bir başka ulusa bağlı olması ulusal ça- nıfsal konumu ve tutumu budur.
tışmaların, savaşların ve katliamların temel Bugün, yaşadığımız tarihsel koşullarda,
nedenidir. Türkiye’de ve Irak, İran ve Suriye’de “Kürt
Ulusal bilincin oluştuğu ve ulusların or-
taya çıktığı bir tarihsel süreçte, feodal-aske- 5
Çarlık Rusyası bir istisna oluşturur. Her ne kadar
ri “çokuluslu” imparatorlukların (çarlık Rus- çarlık Rusyasında pek çok ulusal hareket ortaya çık-
yası, Osmanlı İmparatorluğu gibi “cihan mışsa da, bu ulusal hareketlerin bir ya da birden ço-
devletleri”) içinde bulunan uluslar, kendi ğunun zaferiyle “parçalanmamış”, 1917 Ekim Devri-
ulusal devletlerini kurmak için harekete mi’nin zaferiyle ortadan kalkmıştır.
6
V. İ. Lenin, “Devrimci Proletarya ve Ulusların
geçmişlerdir. Bu ulusal hareketlerin başarı- Kendi Kaderlerini Tayın Hakkı”, Ulusal Sorun ve Ulu-
sı, emperyalist paylaşım savaşlarıyla birle- sal Kurtuluş Savaşları, Sol Yayınları, Ekim 1993, s.
şerek, bu “çokuluslu” imparatorlukların par- 204. 17
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

sorunu”, sözcüğün tam ve gerçek anlamıy- nu”, emperyalizmin bölgesel çıkarları (yani
la “Kürt ulusal sorunu”dur ve Kürt ulusunun sömürüsü) açısından bir öneme sahiptir.
kendi kaderini tayin etme hakkı sorunudur. Irak işgalinde olduğu gibi, Irak Kürtleri, sa-
Açıktır ki, bu hak, Kürtlerin kendilerine ait dece bu işgali kolaylaştırmak için bir “so-
ayrı bir devlete sahip olma hakkıdır. Ancak run” olmuştur. Ve yine emperyalizmin çıkar-
ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının larını belli ölçülerde engelleyen İran açısın-
özü, her ulusun kendi geleceğini belirleme dan bir “sorun” olmayı sürdürmektedir.
hakkıdır. Bu nedenle, Kürt ulusunun kendi “Kürt ulusal sorunu” açısından üçüncü
kaderini tayin hakkı, ayrı bir devlete sahip nokta, gecikmiş ve çözümlenmemiş olarak
olmak ya da bir başka ulusla birlikte olmak günümüze kadar gelmiş bir ulusal sorun
konusunda karar verme hakkıdır. Ayrılık ya olarak, yeni-sömürgecilik koşullarında geri-
da birlik. Her iki durumda da, kararı vere- bıraktırılmış ülkelerde “milli” bir burjuvazi-
cek olan sadece ulusun kendisidir. Bu, “Kürt nin olmadığı koşullarda ortaya çıkmış bir
ulusal sorunu” açısından birinci noktadır. ulusal hareket yaratmıştır. Bu ulusal hare-
İkincisi, günümüzde emperyalizm, ço- ket, başlangıçta “marksist-leninist” temelde
kuluslu (Lenin’in “istisna” dediği durum) örgütlenmiştir. Bu da, çağımızın ve “Kürt
devletleri parçalayarak, bu devlet içindeki ulusal sorunu”nun ayırıcı özelliğini, emper-
her ulusun ayrı bir devlete ya da devletçiğe yalist dönemde ulusal hareketlere ve ulusal
sahip olması yönünde bir politika izlemek- kurtuluş hareketlerine sadece proletarya
tedir. Bu politikanın özü, “globalizm” değil, partisinin ve ideolojisinin öncülük edebile-
üretimin çokuluslaşmasıdır. İçeriği ise, ulu- ceği gerçeğini açıkça gösterir. Ve yine baş-
sal devletler içinde “istisna” olan çokuluslu langıçta “marksist-leninist” temelde örgüt-
devletlerin mutlak çoğunluğunun, şu ya da lenmiş Kürt ulusal hareketinin, bu temelden
bu anlamda “sosyalist” ülkeler olmalarıdır. uzaklaştıkça çözümsüzlüğe ve çıkmaza gir-
Yugoslavya, Çekoslovakya, Sovyetler Birliği diğidir.
ve bugün Rusya Federasyonu, emperyaliz- Kürt ulusal hareketinin bu gerçekliği, bu-
min “mikro milliyetçiliği” temelinde küçük gün “Kürt açılımı” çerçevesinde yapılan an-
devletlere parçalanmıştır ve parçalanmaya lamsız tartışmaların, “çözüm” önerilerinin
çalışılmaktadır. Amaç, emperyalistlerin ken- ve söylemlerin maddi temelini oluşturur.7
di aralarında daha kolay paylaşabileceği ve Örneğin DTP milletvekili Aysel Tuğluk,
daha kolay sömürüp yönetebileceği küçük bir kaç ay önce “Bazıları dedi ki bu bir ha-
devletlerin ortaya çıkarılmasıdır. yaldir. Bırakın bu işleri başaramazsınız. Bu
Ama “Kürt ulusal sorunu”, böylesi bir devlette bu ordularla baş edemezsiniz de-
içerikte, böylesi bir öze sahip ulusal sorun
değildir. “Kürt ulusal sorunu”, sözcüğün tam 7
“Ben yol haritama güveniyorum. Demokrasiden
ve gerçek anlamıyla, ulusal hareketler ve asla vazgeçmem. Yol haritası demokrasinin yol hari-
ulusal kurtuluş savaşları döneminde çözüm- tasıdır, demokrasinin geliştirilmesidir, demokrasinin
lenmemiş ve bugüne kadar da çözümlene- çıtasıdır, demokrasinin açılımı, halka mal edilmesidir.
Bu yol haritasının içeriği demokratiktir. Benim bu yol
memiş bir ulusal sorundur ve Kürt ulusal haritam ezberleri bozacaktır. Liberalizmin, marksiz-
hareketi de, böylesi bir gecikmeyle biçim- min-sosyalizmin klasik yaklaşımları yoktur. Anlamak-
lenmiş bir ulusal harekettir. ta zorlanabilirler. Sadece bireysel haklar deniliyor, ko-
Açık ve net olarak bilinmelidir ki, yaşa- lektif haklar dikkate alınmıyor. Oysa bunlar ayrıştırıla-
maz, ikisi bir bütündür, madalyonun iki yüzü gibidir.
dığımız tarihsel dönem, emperyalizmin
Sosyalist devlet olmaz. Devletin sosyalisti, liberali, ka-
dünya çapında mutlak egemenlik kurduğu pitalisti olmaz, devlet devlettir, iktidar iktidardır. Hat-
bir dönemdir. Ve emperyalizmin “ulusal so- ta Lenin, devrim yaptıktan sonra diyor ki ‘bana sos-
run” diye bir sorunu, ulusların kendi kader- yalist devletle ilgili kitap getirin’. Halbuki sosyalist dev-
lerini tayin hakkı diye bir amacı mevcut de- let olmaz. Devrimi yapıyor ama devrimden sonra ne
yapacağını bilemiyor, bocalıyor. Çin’in durumu da or-
ğildir. Onun tek amacı, dünyayı kendi ara- tadadır, Çin tamamen Amerika’ya, kapitalizme hizmet
larında “barışçıl” biçimde paylaşmak ve bu ediyor, Amerika’ya hizmet ediyor. Amerika oturmuş,
paylaşılmış topraklarda kendi sömürüsünü Çin bir buçuk milyarlık, Hindistan bir milyarlık nüfu-
sürdürmektir. Emperyalizm için tek bir “ulu- suyla Amerika’ya çalışıyor. Amerika bunları bağlamış
kendisine çalıştırıyor. Hatta Rusya da Amerika’ya hiz-
sal sorun” vardır, o da kendi sömürüsünü
met ediyor, biraz direnmeye çalıştı yapamadı. Bun-
sürdürmesini engelleyen sorundur. dan sonra o da daha çok hizmet edecek.” (A. Öca-
18 Bu nedenden dolayı, “Kürt ulusal soru- lan, 9 Eylül 2009 tarihli görüşme notu.)
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

diler. Şimdi Onlar gelsin görsünler, devrim sorunu çözmeye kalkışmak, birincisinden
nasıl yapılır, Kürt anaları nasıl birer devrim- çok daha büyük bir tutarsızlık ve çıkmaz-
ci olur gelip görsünler. Bu bir toplumsal dev- dır.
rimdir.” diye konuşurken, bugün (1 Eylül Ama bu, “yeni” bir durum değildir. 19.
2009) şöyle konuşmaktadır. yüzyılın sonlarından itibaren, hemen her za-
“Öcalan ve PKK dolaylı olarak çö- man “ezilen uluslar”, “ezen uluslar”ın, şu
zümün bir parçası haline getirilmeli. ya da bu nedenle (ama asıl olarak savaşlar-
Siz PKK ve Öcalan’ı muhatap almaz- la) zayıflaması ya da parçalanması yoluyla
sanız, DTP’nin misyonu buna yetmez. “zafer kazanmak” peşinde olmuşlardır.
DTP önemi bir aktör olabilir ve bir ye- Marksist-leninistler, ulusal sorunların sü-
re kadar getirebilir. PKK, sadece si- rekli ve kalıcı çözümünden yanadır ve böy-
lahlı güç olarak değerlendirilmeme- lesi bir çözümü savunur. Bu çözüm de, ça-
li. Kitle gücü vardır. Akıllı devlet Öca- ğımızda, proletaryanın öncülüğünde gerçek-
lan’ı sürece katar... Bunlarla birlikte leştirilecek bir ulusal kurtuluş ve sosyalizme
bu halkın, halk olmasına saygı istiyo- geçişle gerçekleştirilebilir. Lenin’in çok açık
ruz. Evrensel ilkeler çerçevesinde biçimde ortaya koyduğu gibi, uluslar arasın-
haklarının güvence altına alınmasını daki bir savaşın, asıl olarak da emperyalist
istiyoruz. Genelkurmay ile İçişleri ülkeler arasındaki bir savaşın sonucunda,
Bakanı’nın açıklamasında bir paralel- zafer kazanan taraflar, yenilen tarafı ceza-
lik var. Etnik tanımlamadan arındırıl- landırmak ya da yeniden kendisi için bir
mış bir vatandaşlık tanımlaması, ana- tehlike olmasını önlemek için, bazı ulusla-
dilde eğitim. Dilin gelişiminin önü rın ayrılmalarını, ayrı bir devlete sahip olma-
açılmalı. Bu süreç tıkanırsa ayrılma- larını olanaklı hale getirir.
ya kadar tartışılabilir. Bunu bir öngö- Lenin, I. Yeniden Paylaşım Savaşı’nın
rü olarak söylüyorum.” olası sonuçlarını ele alırken şöyle söyler:
Tam da herkes “Kürt açılımı”nı tartışır- “Şimdiki savaşın belli bir sonuca
ken, Sezen Aksu’ya bile, bu “açılım”a karşı ulaşması durumunda, Avrupa’da ye-
çıkanlar “iki dünyada da lekelidirler” diye ni devletler (Polonya, Finlandiya, vb.)
ilan ettirilmişken, birden “ayrılmayı da tartı- kurulmasının, emper yalizmin ve
şırız” anlamında söylenen sözler, basit bir onun iktidarının gelişmesi koşullarını
kafa karışıklığını göstermez. Bu, söylenme- bozmaksızın tam olarak ‘gerçekleşti-
si gereken ve söylenmek istenenin net ve rilmesi’ mümkündür. Tam tersine
açık biçimde söylenememesinin ortaya çı- böyle bir durum, mali-sermayenin et-
kardığı tutarsızlıktır. Bu tutarsızlık, bir yan- kisini, değini noktalarını ve baskısını
dan “toplumsal devrim”den söz ederken, artırır. Fakat savaşın daha başka bir
diğer yandan AKP ile “Kürt açılımı” pazarlı- sonuca ulaşması halinde de yeni Ma-
ğı yapmanın tutarsızlığıdır.8 caristan, Çekoslovakya, vb. devletle-
Diğer taraftan, genel olarak emperyalist rinin kurulması, aynı şekilde ‘gerçek-
dönemde, özel olarak emperyalizmin dün- leştirilebilir’. Britanya emperyalistle-
ya çapında mutlak egemenlik kurduğu gü- ri, zafer kazanacaklarını hesaplaya-
nümüz koşullarında “Kürt ulusal sorunu”nu rak, şimdiden bu ikinci sonucu plan-
yalın ve basit biçimde “Kürt sorunu”na in- lıyorlar. Emperyalist çağ, dünya em-
dirgemek ve ardından emperyalizmle (doğ- peryalist ilişkilerinin sınırları çerçeve-
rudan ya da dolaylı) anlaşmaya vararak bu sinde ulusal siyasal bağımsızlık için
çaba gösterilmesini ya da bunun ‘el-
de edilirliği’ni yıkmıyor. Ne var ki bu
8
“Uluslara yapılan her baskı, geniş halk yığınları- sınırların dışında, cumhuriyetçi bir
nın direncini davet eder; ulus olarak baskı altında ka-
lan halkın direnci, her zaman, ulusal ayaklanma eği- Rusya, ya da genel olarak, dünyanın
limi gösterir. Ezilen ulus burjuvazisinin (hele hele herhangi bir yerinde büyük bir de-
Avusturya ve Rusya’da) bir yandan pratikte, kendi mokratik dönüşüm, bir dizi devrim-
halkından gizli olarak ve ona karşı, ezen ulusun lere girişmeksizin ‘gerçekleştirilemez’
burjuvazisiyle gerici anlaşmalara girerken, bir yandan
da ulusal ayaklanmadan söz etmesi hiçte seyrek gö-
ve sosyalizm olmaksızın istikrarlı ha-
rülen bir şey değildir.” (abç) (V. İ. Lenin, Marksizmin le gelemez.”9
Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, s. 73-74.) Böylesi bir “çözüm”, hemen her durum- 19
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

da bir “pax-Roma” türü bir çözümdür. ulaştırılacağını da bilememektedir.


I. Yeniden Paylaşım Savaşı sırasında Er- Amerikan emperyalizminin Irak işgaline
meniler, ayrı devlet kurma istemlerini ger- kadar “globalizm”, “yeni dünya düzeni” söy-
çekleştirebilmek için, savaşın Osmanlı İm- lemlerinin etkisi altına giren PKK hareketi,
paratorluğunun parçalanması ve dağıtılma- bu söylemlerin etkisiyle “yeni” çözümler
sını sağlayacak bir sonuçla, yani Osmanlı- üretmeye koyulmuştur. “Ulus-devlet”ler dö-
nın yenilgisiyle sonuçlanmasıyla, (Lenin’in neminin “sona erdiği” inancıyla (ya da ya-
sözünü ettiği “savaşın bir sonucu” olarak) nılsamasıyla), Kürt ulusunun kendi kaderi-
kendi kaderini tayin hakkını elde etmeyi he- ni tayin hakkını elde etmeyi tümüyle bir ya-
saplarken benzer biçimde davranmışlardır. na bırakmıştır. Amerikan emperyalizminin
Bugün Ermeni “soykırımı” tartışmalarında “globalizm” söylemi çerçevesinde oluştura-
sürekli olarak ortaya sürülen Ermenilerin cağı varsayılan “yeni dünya düzeni” içinde
“İngilizler ve Fransızlarla gizli anlaşmalar Kürtlere bir yer ve misyon biçilmeye çalışıl-
yaptıkları” iddiasının da gerçekliğidir bu.10 mıştır.
Proletaryanın çıkarı, her durumda “bir Ama Irak’ın işgali, emperyalizmin değiş-
dizi devrimler”le ulusal sorunların kalıcı ve mediğini, “globalizm” söyleminin sadece
sürekli olarak çözümlenmesinden yanadır. ideolojik bir saptırma söylemi olduğunu
Bu boyutuyla, 1970’lerde Türkiye halklarının açıkça ortaya koymuştur. Ve bu andan iti-
“birleşik” mücadelesiyle gerçekleştirilecek baren, “yeni dünya düzeni”ne göre “biçim-
bir devrime bağlanan “çözüm”, emperyalist lenen” PKK hareketi boşluğa düşmüştür.
sistemin dışında bir çözümdür. Ancak 70’le- Irak’ın işgali, Kuzey Irak Kürtleri açısından
rin devrim mücadelesi devrimle sonuçlan- “yeni” bir umut, Amerikan emperyalizminin
mamıştır. Her devrimin yenilgisi, milliyetçi- “yeni” Ortadoğu oluşumu içinde “bağımsız
liğin ve karşı-devrimin zaferi demektir. Öy- devlet” sahibi olabilecekleri umudunu ya-
le de olmuştur. “Kürt ulusal sorunu”, 80’le- ratmıştır. Ancak gelişen olaylar, Irak’taki si-
re gelindiğinde, tümüyle “ayrı örgütlenme”ye lahlı direniş ve Amerikan demokratik kamu-
dayanan bir ulusal hareketin konusu olmuş- oyunun baskısı, “neo-con proje”nin uygula-
tur ve karşı karşıya kaldığı tüm sorunlar da ma şansını tümüyle ortadan kaldırmıştır. Bu
bu durumdan türemiştir. da eskiye, “statüko”ya geri dönüşü getirmiş-
1990’lara gelindiğinde, özellikle 1993’ten tir.
sonra, Türkiye’deki Kürt ulusal hareketi Açık ve net olarak, “dört parça” (ki “be-
(PKK’nin yönetiminde) geçmişiyle ve köke- şinci” parçayı da hesaba katan Kürt siyasal
niyle olan tüm bağlarını kesmiştir. PKK, yan- hareketleri de ortaya çıkmıştır) Kürdistan
lış biçimde konulmuş ve tanımlanmışsa da, sorunu, tarihin eski dönemlerinde çözülme-
başlangıçtaki “marksist-leninist” konumunu si gereken bir sorunun (ve belki de dünya
terk etmiş ve giderek anti-marksist bir çiz- çapında bu durumdaki tek ulusal sorunun)
giye oturmuştur. Bugün PKK hareketinin, çözümsüzlüğüdür. Uzlaşmalarla, gizli anlaş-
dolayısıyla da Kürt ulusal hareketinin üze- malarla, emperyalizmin konjonktürel çıkar-
rinde marksizm-leninizmin herhangi bir et- larına bağlanarak çözümlenebilmesi ise ola-
kisi söz konusu bile değildir. Bu nedenle de, naksızdır. Bu nedenle, Kürt ulusal sorunu,
PKK ve Kürt ulusal hareketi, “perspektif ”ini bir kez daha ulusların kendi kaderlerini ta-
yitirmiştir. Artık “Kürt sorunu”nu doğru bi- yin hakkı temelinde çözümlenmesi mutlak
çimde tanımlayamadığı gibi, nasıl çözüme olarak gereken bir ulusal sorundur.

9
V. İ. Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emper-
yalist Ekonomizm, s. 63, dipnot.
10
Şüphesiz I. Yeniden Paylaşım Savaşı, savaşan
ve savaştan “çözüm” bekleyen tüm tarafların beklen-
tilerine uygun sonuçlanmamıştır. 1917 Ekim Devrimi,
20 tüm bu hesapları altüst etmiştir.
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

“Ayrılmayı Düşünmek”,
Referandum
ve Ezber

“Norveç’e istisnai ölçüde geniş özerklik tanınmasına karşın (Norveç’in kendi par-
lamentosu vb. vardı), birliğin kurulmasından sonra uzun yıllar Norveç’le İsveç ara-
sında sürekli sürtüşmeler oldu, ve Norveçliler İsveç aristokrasisinin boyunduruğunu
atmaya uğraştılar. En sonu Ağustos 1905’te bunu başardılar. Norveç parlamentosu,
İsveç kralının artık Norveç kralı olmadığı kararını verdi, ve daha sonra Norveç halkı
arasında yapılan referandumda, pek büyük çoğunluk (birkaç yüze karşı 200.000)*
İsveç’ten tam ayrılma yolunda oy verdi. Kısa bir karasızlık döneminden sonra, İsveç-
liler bu ayrılma olgusunu sineye çektiler.
Bu örnek bize, modern iktisadi ve siyasal ilişkiler içinde, ulusların hangi esaslar
üzerinde ayrılıp bağımsız devlet kurmalarının olanaklı olduğunu ve bunun gerçekleş-
tiğini, ve siyasal özgürlük ve demokrasi koşullarında bu ayrılmanın aldığı biçimi gös-
terir.
Tek bir sosyal-demokrat bile, eğer siyasal özgürlük ve demokrasi kendisini ilgi-
lendiriyorsa (ilgilendirmediği takdirde, doğal olarak o artık sosyal-demokrat değildir),
Norveç örneğinin ulusların ayrılmasıyla ilgili çatışmalarda “Rus biçiminde” değil de,
ancak 1905’te Norveç’le İsveç arasında uygulanan biçimde çözüme gidilmesi için,
sınıf bilincine sahip işçilerin sistemli propaganda yapmayı ve ortamı hazırlamayı kut-
sal görevleri saymaları gerektiğinin pratik kanıtı olduğunu yadsıyamaz. Programda,
ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkının tanınması maddesinin taşıdığı anlam
tamamen budur.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, s. 91.)

“Vardığımız noktada öncelikle açıklığa kavuşturulması gereken husus, Türkiye’nin


temel katmanları olan Türkler ve Kürtlerin birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı yaşama ira-
desini taşıyıp taşımadıklarının saptanmasıdır...
Bence Türklerle Kürtlerin birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı yaşamak istedikleri sap-
taması referandumla yapılmalıdır ve bir an önce yapılmalıdır. Bu referandum önce-
sinde konunun alabildiğine serbest bir ortamda, herkesin her şeyi söyleyebileceği,
hiçbir korku altında kalmayacağı bir kampanya süreci yaşanmalıdır. Vatandaşlar, ne-
ye oy verirlerse, sonradan neyle karşılaşacaklarını baştan bilmeli, tartışmalı, söyle-
necek her sözü dinleme imkânı bulmalıdır.
Referandumda, bütün Türkiye halklarına şu soru sorulmalıdır: ‘Kendinizi nasıl te-
lakki ediyorsunuz; Türk mü, Kürt mü?’ Türklerin bir ayrışma talebi olmadığına göre
yanıtı ‘Kürt’ olanlara sorulacak ikinci soru da şudur: ‘Ayrışmadan mı yanasınız, yok-
sa birlikte yaşamak mı istiyorsunuz?’
Eğer Kürtlerin 2/3’ünden fazlası ‘ben ayrılmak istiyorum’ diyorsa, O zaman bu
ayrışmanın aşamaları konuşulur. Mesela, ilk başta eyalet sistemiyle başlanır, yavaş

* Norveç referandumu 13 Ağustos 1905’te yapıldı, referanduma seçmenlerin yüzde 80’e


yakını katıldı, 368.200 kişi ayrılıktan yana, 184 kişi karşıt oy kullandı. 21
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

yavaş bağımsızlık gündeme gelir. Bu yapılırken de bin yıllık kardeşlik üzerinden ha-
reket edilir. Çünkü, sonuçta ayrı ayrı da olsa yan yana yaşayacağız. Ama, mesela
bugüne kadar o bölgeden alınan verginin 20 katı kadar o bölgeye bütçe ayrılıyorsa,
bu artık olmayacak demektir.
Türkiye’nin gerçek bir strateji geliştirebilmesi için, önce ‘Ey Kürt kardeşim, ey Türk
kardeşim, sen ne istiyorsun?’ diye sorması gerekiyor. Bunun yanıtını almadan yapı-
lacak tüm arayışlar beni bağışlayın ama hafif kalır. Gideceğimiz yolu bulmak, çözü-
mün zeminini anlamak için önce buna karar vermemiz lazım.”
(NATO Yeni Stratejik Konsepti Uzmanlar Grubu üyesi, emekli Büyükelçi Ümit Pa-
mir, “Türkiye Kendi Modelini Arıyor” (Devrim Sevimay’ın yazı dizisi), Milliyet, 7 Ağus-
tos 2009.)

Birden bire “Kürt açılımı” tartışmalarının miş Milletler’in böylesi ulusal çatışmalar ko-
içine “referandum” ve “ayrılığı düşünme” nusunda “self-determination” hakkının na-
sözcükleri düştü. Birincisi, Ümit Pamir’den sıl kullanılacağına ilişkin aldığı kararları ve
gelirken, ikincisi, Ümit Pamir’in açtığı “fare uygulamaları çok iyi bilmektedir. Dolayısıy-
deliği”nden girmeye çalışan Aysel Tuğluk ta- la da Birleşmiş Milletler’in karar ve uygula-
rafından dile getirildi. malarına uygun olarak “Kürt sorunu”nun
NATO’nun “Yeni Stratejik Konsepti”ni ha- çözülebileceğini düşünür.
zırlamakla görevlendirilen, onursal başkan- Bu “çözüm”ün “pratik” olduğu tartışıl-
lığını Madeleine Albright’ın yaptığı ve Royal maz bir gerçektir. Üstelik uluslararası (Bir-
Dutch Shell petrol şirkeninin eski CEO’su Je- leşmiş Milletler ve Wilson Prensipleri’ne)
roen van der Veer’in daimi başkanı olduğu “temayül” ve “kararlar”a da uygundur (self-
“Uzmanlar Grubu”nun (“Akil Adamlar”) Tür- determination right). Hatta son olarak da,
kiye temsilcisi Ümit Pamir, “Kürt sorunu”nu Kosova’da, NATO askeri gücünün “şemsiye-
“pratik” biçimde ortaya koymakta ve çöz- si” altında uygulanmıştır. Genel görünümü
mektedir. ve söylemi altında Pamir’in “çözüm” yönte-
Tüm “Kürt sorunu” ya da “Kürt açılımı” mi, Norveç’in İsveç’ten ayrılması sırasında
tartışmalarında belirgin biçimde ortaya çı- uygulanan “biçim”e de oldukça benzer. An-
kan “muhatap kim?” ve Kürtler ya da PKK cak çok önemli bir temelden söz edilme-
“ne istiyor?” sorularının ve bu soruların üze- mektedir.
rine inşa edilen “güvensizliğin” karşısında Bu temel, tarafların, yani “Türkler” ve
Pamir’in “çözümü”, açıktır ki, “pratik” ve an- “Kürtler”in bu tür bir referandumu kabul et-
laşılabilir bir çözümdür. miş olmalarıdır. Taraflar ya da taraflardan
Pamir’e göre sorunu çözmenin “pratik” birisinin kabul etmediği bir referanduma gi-
yolu, önce kimin Kürt, kimin Türk olduğu- dilmesi, açıktır ki, hem çatışmaları yaygın-
nun saptanmasıdır. laştırır, hem de bir ulusun lehine diğer ulu-
Nasıl saptanacaktır? sun iradesinin çiğnenmesine yol açar. Bu
Bu soruya Pamir’in yanıtı, ülke çapında da, hiç de “barışçıl” ve “demokratik” bir
“Kendinizi nasıl telakki ediyorsunuz; Türk “çözüm” olmayacaktır.
mü, Kürt mü?” sorusunun sorulduğu bir re- Evet, Marksist-Leninistler için ulusların
ferandumdur. Böylece kimin “Türk”, kimin kaderlerini tayin hakkının tanınması ilk te-
“Kürt” olduğu anlaşılacaktır. mel koşuldur. Ezen ulus, ezilen ulusun bu
Ardından kendisini Kürt “telakki eden- hakkını tanımalıdır. Ve “pratik çözüm” ne
ler”le ikinci bir referandum yapılacaktır: denli “referandum” biçiminde olursa olsun,
“Ayrışmadan mı yanasınız, yoksa birlikte ya- bu hak tanınmadığı sürece ve tanınmadığı
şamak mı istiyorsunuz?” durumda “pratik” bir değere sahip değildir.
Bu referandumun sonucu (Pamir’e gö- Olsa olsa “dış bir güç”ün askeri koruması
re 2/3 oranında) “evet” çıkarsa, artık ayrılı- altında yapılabilir; Kosova örneği açıktır.
ğın zaman içinde nasıl gerçekleştirileceği- Nisan 2004’de Kıbrıs’ta yapılan “Annan
ne ilişkin görüşmelere geçilir ve “barış” için- Barış Planı” referandumunda da görüldüğü
de ayrılık gerçekleştirilir. gibi, “dış güç”lerin dayatmasıyla ne kadar
22 Pamir, eski bir büyükelçi olarak Birleş- referandum yapılırsa yapılsın, bir tarafın ka-
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

bul etmediği ve edemeyeceği bir sonuç hiç sonrasındaki gelişmeler yeni çatışmaları ka-
bir uygulama şansına ve olanağına sahip de- çınılmazlaştırır. (Bu da, ulusal sorunların ba-
ğildir. Bunun tek istisnası, yine “dış güç”ün sit ve pratik bir çözümünün o kadar da ko-
askeri gücüyle referandum sonucunu kabul lay olmadığını gösterir.) Yeni çatışmalar, nü-
etmeyen tarafı, bu sonucu kabul ettirmeye fus mübadelesi vb. yollarla azaltılabilse de,
zorlamasıdır. Sorun, basit ve “pratik” biçim- “mübadele” edilen nüfusun kendi “ana-
de “ayrılmadan yana mısınız, birlikte yaşa- yurt”larını zorla terk etmelerinin öfkesi yüz-
maktan mı yanasınız” şeklindeki bir referan- yıllar boyu sürebilir. Böyle bir durumda, ge-
dumla, “Kürt sorunu”nu çözer göründüğü rek ayrılan taraf, gerek ayrılınmış olan taraf,
yerde, çözümsüzlüğe yöneltmesidir. gerekirse yüzlerce yıl sürecek bir “düşman-
Evet, önce Kürt ulusunun “ulus” olduğu- lık” ya da “düşmanca” bir “komşuluk” iliş-
nun kabul edilmesi ve buna paralel olarak kisine gireceklerdir. (Ermenistan olayı açık-
Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı- tır.)
nın tanınması şarttır. Bu gerçekleştikten Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hak-
sonra, Kürtlerin “Türk”lerle birlikte yaşama- kı, her şeyden önce demokratik bir Türkiye
yı isteyip istemedikleri, ayrı bir devlet kur- ile olanaklıdır. Demokratikleşmemiş bir Tür-
mak isteyip istemedikleri, tümüyle Kürtlerin kiye, hiç bir koşulda Kürt ulusunun en de-
vereceği bir karardır. mokratik ve temel hakkı olan kendi kaderi-
Bu nedenle, sorunun ayrılma-birleşme ni tayin hakkını tanımayacaktır, kabul etme-
bağlamındaki “pratik çözümü” ya da “biçi- yecektir. Bir dönemin çok popüler sözüyle,
mi”, bu ulusal hak tanınmadığı sürece boş “Demokratik Türkiye”, sözde değil, özde de-
sözden ibarettir. Boş sözden ibarettir, Kıbrıs mokratik Türkiye olmak zorundadır. Bu da
olayında da görüldüğü gibi, referandumun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde-
sonucu “çoğunluk ulus” tarafından “beğe- ki engellerin ortadan kaldırılması demektir.
nilmediği” koşullarda kolayca iptal edilebi- Bu engel ise, asıl olarak emperyalizm ve
lir. Bu nedenle, önce Kürt ulusunun kendi emperyalizme bağımlılıktır. Dolayısıyla de-
kaderini tayin hakkı resmen, de facto değil, mokratik Türkiye, aynı zamanda emperya-
de jura kabul edilmelidir. lizmden bağımsız bir Türkiye demektir.
Hakkın de jura kabulünden sonra Kürt Emperyalizmden bağımsız olmak, açık-
ulusu kendi geleceği hakkında bir karara va- tır ki, emperyalizmin ülkeye açık müdaha-
racaktır. Bu karar ayrılma şeklinde olabilir, lesine, yani Türkiye halkının kendi kaderini
birlikte olmak şeklinde olabilir. Ama her du- tayin hakkının ihlaline yol açar. Bu açıdan,
rumda karar Kürt ulusuna aittir. ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, Kürt
Bu andan itibaren somut başka sorunlar ulusunun sahip olması gereken bir hak ol-
ortaya çıkar. duğu kadar, Türkiye halkının emperyalizm-
Kürt ulusu ayrılma yönünde iradesini be- den bağımsız yaşama hakkı olarak da var
yan ettiğinde, ayrılmanın nasıl gerçekleştiri- olması gerekir. Son Irak ve Afganistan işgal-
leceği ve sınırların nasıl belirleneceği somut, leri açıkça göstermiştir ki, emperyalizm,
ama yaşamsal önemde sorunlar olarak or- kendi çıkarlarına aykırı olduğu her durum-
taya çıkar. da, self-determination hakkını kolayca orta-
Genel kural olarak, ayrılan taraf “daha dan kaldırabilmektedir.
azla” yetinmek durumundadır ve sadece Ülkenin geri kalmışlığının temel nedeni
nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturduğu ve demokratik olmasının temel engeli du-
bölgelerle sınırlı bir toprak sahibi olabilir. rumundaki emperyalizmden kurtuluş, bu
(Pamir’in referandumda 2/3 oranını esas al- anlamıyla, Kürt ulusunun da kurtuluşu an-
masının gerçekliği de burada yatmaktadır.) lamına gelir. Türkiye halkının emperyalizm-
Bu da, doğru bir nüfus sayımı yapılmasını den bağımsız devlet olarak yaşama ve va-
öngerektirir. Ancak Kerkük sorununda gö- rolma hakkı, böylece Kürt ulusunun kendi
rüldüğü gibi, böylesi bir nüfus sayımının ya- kaderini tayin hakkıyla, yani ayrı devlet kur-
pılabilmesi de bir dizi sorunu beraberinde ma hakkıyla çakışır.
getirmektedir. Sorun, böylesine “global” ve böylesine
Eğer temel, yani Kürt ulusunun kendi ka- iç içedir. Kürtlerin kaderi ile Türkiye’nin ka-
derini tayin hakkı, barışçıl olarak ayrılma deri bir ve ortaktır. (Türk ya da Kürt köken-
hakları kabul edilmemişse, ayrılık kararı li olup olmadığının hiç önemli olmadığı Tür- 23
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

kiye proletaryasının çıkarları da bunu gerek- (bu hakkı nasıl kullanacaklarına kendileri
tirir.) karar verirler), ya da bir yandan bu hakkın
Buradan çıkartılabilecek tek sonuç, Tür- tanınmamışlığı koşullarında, sanki tanınmış
kiye halkının, Kürt ve Türk ulusuna mensup gibi talepler ve çözümler ortaya atılır.
herkesin birlikte, ortak düşmana karşı mü- Kürtçenin serbest bırakılması, Kürt kül-
cadele yürütmelerinin gerekli olduğudur. Bu türel haklarının tanınması, Kürtçe eğitim ve
mücadele, her durumda Kürt ulusunun ken- nihayetinde “bölgesel özyönetim” gibi talep-
di kaderini tayin hakkının tanınmasını prog- ler, ne kadar genel sözlerle ifade edilirse, o
ramına almış bir mücadele olacaktır. Ve an- kadar “gerçekçi” görünürken, somut olarak
cak bundan sonradır ki, yeni, emperyalizm- ifade edildiğinde, kesinkes “ayrılığı” belir-
den bağımsız ve gerçekten demokratik Tür- ginleştiren ve kesinleştiren özellikler kazan-
kiye, “iki kurucu öğe”nin ortak mücadele- maya başlar.
siyle ortaya çıkacaktır. Ortak mücadele, şüp- Sorun ve çelişki, PKK hareketinin Kürt
hesiz ortak ve birleşik bir örgütlenmeyi ge- ulusunun kendi kaderini tayin hakkı iste-
rektirir. minden (“globalizm” söylemiyle) programa-
Ancak bu, hiç de “pratik” değildir. PKK tik olarak vazgeçmişken, Kürtlerin çoğunlu-
hareketinin, ilk baştan itibaren “ayrı örgüt- ğunun böyle bir hak temelinde “ayrı bir dev-
lenme” olarak ortaya çıkmış olması ve “çok lete” sahip olmayı istemelerinden kaynak-
uzun yol” katetmesi de, bunun “gerçekçi” lanmaktadır.
olmadığının kanıtı olarak gösterilebilir. Ama Elbette, bir kez “globalizm” söylemi ka-
“gerçekçi” olanın ne olduğu sorulduğunda bul edilmişse, “globalleşen dünya”da artık
da, alınan yanıt, yine Türkiye bütünselliği “ulus-devlet”ler döneminin sona erdiği dü-
içinde “barışçıl ve demokratik bir çözüm” şünülüyorsa (ne kadar “ulus-devlet”i, yalın
olduğu söylenmektedir. Ve Pamir’in “seslen- ve sınıfsız bir devlet kavramına indirgeye-
dirdiği” ikili referandum da, bu “çözüm”ün rek, “zor aygıtı” olduğunu, dolayısıyla insan-
“pratik” ifadesi olarak sunulabilmektedir. ları “ezdiği” gibi bir çıkarsamaya dayandırıl-
Ama zaten PKK hareketi, daha ilk baş- maya çalışılıyorsa da), ister istemez Kürtle-
tan itibaren, “işçi partisi” adıyla, ulusal te- rin çoğunluğunun “ayrı bir devlet” istemi bi-
melde, yani “ayrı örgütlenme” olarak orta- çimsizleştirilmek ya da belirsizleştirilmek
ya çıkmıştır. Bu açıdan bakıldığında, soru- zorundadır.
nun, hiç de Türkiye bütünselliği içinde çö- Bugün, içinde yaşadığımız süreçte, Kürt
zülebilir bir sorun olarak kabul edildiği söy- ulusal sorununun en temel sorunu, öncelik-
lenemez. Ama bugün gelinen aşamada “de- le bu çelişkiyi (ve tutarsızlığı) ortadan kal-
mokratik cumhuriyet” vb. tezlerle, tersi sa- dırmaktır. Bu da, ilk başa, yani ulusların ka-
vunulmaktadır. derlerini tayin hakkı sorununa geri dönmek
PKK, her ne kadar “globalleşen dünya”da demektir.
“ulus-devlet”in sona erdiği teziyle, Kürt ulu- Ama bu “pratik” ve “gerçekçi” midir? Bu,
sunun ayrı bir “ulus-devlet” kurma talebi ol- ilk başa geri dönüş, kaçınılmaz olarak ba-
madığını ve olamayacağını ileri sürse de, ğımsız ve demokratik Türkiye konusuna ge-
Kürtlerin, Kürt ulusunun çoğunluğu, açık bi- ri dönüş demektir. Kürt ulusal hareketi bun-
çimde kendi kaderlerini kendilerinin tayin ca yol almışken, “bu noktaya” gelmişken,
etmesinden yanadırlar. Bu da, yalın olarak Türkiye işçi sınıfının ortak mücadelesini ge-
ifade edersek, zihinlerde ayrılma, ayrı dev- rektiren bir “başlangıç”tan söz etmek “pra-
let kurma, yani Kürdistan devleti varken, tik” ve “gerçekçi” görünmeyebilir. Ancak so-
söylemde ve pratikte yokmuş gibi davran- runun, sadece ve sadece Kürt ulusunun
mak şeklinde bir ikilik, çelişki yaratmakta- kendi kaderini tayin hakkı temelinde çözü-
dır. lebilir olması gerçeği, kaçınılmaz olarak
İşte bu çelişki, Kürt ulusal sorununun, başka “pratik” ve “gerçekçi” çözümlerin uy-
ortaya atılan her türlü “barışçıl”, “hümanist” gulanmasını olanaksız kılmaktadır.
ve “demokratik” çözümlerle çözülememe- Açıktır ki, her şeye “pratiklik” ve “ger-
sinin nedenidir. çekçilik” açısından bakılmaya çalışılmakta-
Ya ulusların kaderlerini tayin hakkı teme- dır. Ortada güçlü ve etkin bir “Türk solu”
linde Kürt ulusunun ayrılma, ayrı devlet kur- yokken, ortada az ya da çok bir devrimci
24 ma, siyasi kaderini belirleme hakkı tanınır mücadele yokken, koskocaman Kürt ulusal
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

hareketinin böylesine soyut bir ilke uğruna yanışmasının kabulü, gerçekte boş
ve üstelik “globalleşen dünya”da geçerliliği bir laf cambazlığından ve ikiyüzlülük-
olmayan bir hak uğruna ilk başa dönmesi ten başka bir şey olmayacaktır. Öte
beklenebilir mi? yandan, ezilen ulusların sosyal-de-
Elbette yanıt, “beklenemez” olacaktır. mokratları, ezen ve ezilen uluslar iş-
Bugün “Kürt açılımı” vb. söylemlerle or- çilerinin birliğine ve kaynaşmasına
taya çıkan “hava”ya bakıldığında, Kürt ulu- büyük önem vermelidirler. Böyle yap-
sal sorunu olmasa da, “Kürt sorunu”nun ya- mazlarsa, her zaman halkın çıkarla-
kın zamanda çözüleceği umudunun arttığı, rına ve demokrasinin isterlerine iha-
bu umutla Kürt halkının kendine olan özgü- net eden ve kendi sırası geldiğinde,
veninin güçlendiği, “çözüm”ün ya da “za- toprak ilhakına ve başka ulusları ez-
fer”in çok yakın olduğu söylenebilir. meye, her zaman hazır olan kendi
Biz marksist-leninistler açısından, böyle ulusal burjuvazilerinin istemeye iste-
bir “hava”nın olup olmaması, hiç bir biçim- meye dostu haline geleceklerdir.”*
de ulusal sorunların ancak ve ancak ulusla- Bugün için, böylesi bir durum ve olası-
rın kaderini tayin hakkı temelinde çözüm- lık çok uzaklarda görünmektedir ve hiç de
lenebileceği düşüncemizden vazgeçmemi- “pratik” kabul edilmeyecektir. Buna karşı
zi gerektirmez. söylenebilecek tek sözü Lenin söylemiştir:
“Pratik” olsun diye söylersek, eğer “Kürt “Birlik gereğini ne kadar çok kav-
sorunu”, kendi kaderlerini tayin hakkı dışın- rarsak, tam birlik olmadıkça otokra-
da, başka “yollarla” “çözümlenmiş” olursa, siye karşı uyuşumlu bir saldırıya giriş-
bu tür “çözüm”lerin uzun dönemli sonuçla- menin olanaksızlığına ne kadar daha
rını açıkça ortaya koymakla birlikte, bundan fazla inanırsak, bizim siyasal sistemi-
mutluluk duyarız. Çünkü bir dönem için de mizde merkezi bir mücadele örgütü-
olsa, ulusal çatışmaların sınıfsal çelişkilerin ne gerek olduğu o kadar daha çok
üzerini örtmesi, sınıfsal çelişkileri ikinci pla- ortaya çıkacak ve bizler ‘basit’, ama
na itmesi durumu ortadan kalkmış olacak- aldatıcı ve temelde alabildiğine yan-
tır. Ancak tarihsel gerçek, ulusal sorunların lış olan çözümlerle tatmin olmaya o
bu tür “çözümler”inin, her zaman geçici ol- kadar az eğilim göstereceğiz. Birbiri-
duğunu göstermiştir. Bu nedenle işçi sınıfı- mizi yabansılamanın verdiği zararlar
nın devrimci örgütü, her durumda, somut kavranmadıkça, proletarya partisi
durumların öne çıkardığı taktik görevler ile kampında bu yabansılamaya, her ne
stratejik görevlerini birbirine karıştıramaz. pahasına olursa olsun, kesinlikle son
Bizler, bugünkü somut koşullarda ortaya atı- verme isteğini taşımadıkça, ‘federas-
lan “çözüm”lerin içeriğini ve neden sorunu yon’ için incir yaprağına hiç de gerek
kalıcı biçimde çözemeyeceğini olabildiğin- yoktur; ilgili ‘taraflar’dan birinin çöz-
ce anlatmaya ve açıklamaya çalışırken, asıl meyi gerçekten arzulamadığı bir so-
olarak Kürt ulusal sorununun ulusların ken- runu çözmeye çabalamanın hiçbir
di kaderlerini tayin hakkı temelinde çözüm- yararı yoktur. Durum bu olduğuna gö-
leneceğini söylemeye devam edeceğiz. re, otokrasi tarafından ezilen bütün
“İşte bu hak nedeniyle ve bu hak- ulusların proletaryalarının otokrasiye
kın içtenlikle tanınması savaşımında, ve giderek daha fazla birlik haline
ezen ülkelerin sosyal-demokratları, gelmekte olan uluslararası burjuvazi-
ezilen ulusların ayrılma hakkına sa- ye karşı verdikleri mücadelede, ba-
hip olması gerektiğini bir istek olarak şarı için merkeziyetçiliğin temel zo-
öne sürmelidirler. Böyle yapmazlar- runluluk olduğunu, bırakalım, dene-
sa, ulusların eşit haklara sahip olduk- yimlerden ve asıl hareketten çıkarıla-
larının ve enternasyonal işçi sınıfı da- cak dersler kanıtlasın.”** (Lenin)

* Lenin, Ulusların Kaderini Tayin Hakkı, s. 199-


200.
** Lenin, “Programımızda Ulusal Sorun”, Ulusal
Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, s. 20.
25
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

Bize, siz marksist misiniz, evet mi, hayır mı? diye so-
rulsa, tutumumuz, Newton’cu olup olmadığı sorulan bir
fizikçinin, ya da Pasteur’cü olup olmadığı öğrenilmek is-
tenen bir biyologun göstereceği tutuma benzer. Artık üze-
rinde tartışmayı gereksiz kılan apaçık gerçekler vardır. Ye-
ni olayların yeni görüşler getirmesinin yanı sıra, eski gö-
rüşlerin de gerçek payını koruduğu unutulmayarak, fizik-
te “Newton’cu”, biyolojide “Pasteur’cü” olunduğu gibi do-
ğal biçimde “Marksist” olunmalıdır. Örneğin, Einstein’ın
görelilik kuramının, Planck’ın quantum teorisinin yanın-
da, Newton’un buluşlarının durumu böyledir, yeni kuram-
lar, İngiliz bilginine büyüklüğünden kesinlikle hiçbir şey
kaybettirmez. Newton sayesinde fizik ilerleyebilmiş, yeni
uzay görüşleri geliştirilmiştir. İngiliz bilgini bu gelişmenin
gerektirdiği basamaklardan biridir.
İnsan, elbette ki, düşünür olarak, toplumsal doktrin-
ler araştırıcısı olarak, ya da içinde yaşadığı kapitalist sis-
temi bilen biri olarak Marks’a bazı yanlışlarını gösterebi-
lir. Örneğin biz Latin Amerikalılar, onun Bolivar’la ilgili yo-
rumuna, Engels ile birlikte Meksika konusunda yaptığı in-
celemesine katılmayabiliriz. Marks, bu yazılarında, günü-
müzde geçerliliğini yitiren bazı ırk ve ulus teorilerini ka-
bul ettiğini belirtiyordu. Fakat büyük adamların bulduğu
parlak gerçekler, küçük yanlışlara karşın yaşar, küçük yan-
lışlar, insan düşüncesinin bu devlerinin eriştiği yüce do-
rukların tam anlamıyla bilincinde olsak bile, onların da
insan olduğunu, yanılabileceklerini gösterir yalnızca. Bu nedenle, marksizmin başlıca doğrularını,
halkların kültürel varlıklarının ve bilimsel bilgilerinin bir parçası sayıyor, artık tartışılmasına gerek
kalmayan tüm değerler gibi doğal olarak kabul ediyoruz.
Toplumsal ve politik bilimlerdeki ilerlemeler, başka alanlarda da olduğu gibi, ilmikleri zincir
oluşturan, biriken, birbirine bağlanan ve sürekli mükemmelleşen uzun bir tarihsel evriminin par-
çasıdır. İnsanlık tarihinin ilk çağlarında, Çin, Arap ve Hint matematik bilimleri vardı. Bugün, mate-
matiğin sınırı yoktur. Bilim tarihinde, bir Yunanlı Pitagoras, bir İtalyan Galilei, bir İngiliz Newton, bir
Alman Gauss, bir Rus Lobaçevski ve bir Einstein vs. vardır. Aynı şekilde, toplumsal ve politik bi-
limler alanında, Demokrit’ten başlayarak Marks’a kadar uzun bir düşünürler zinciri orijinal araştır-
malarını biriktirmiş, deney ve doktrinlerini dağ gibi yığmışlardır.
Marks’ın değeri, toplumsal düşüncede birdenbire niteliksel bir değişme meydana getirmiş ol-
masından ileri gelir. Tarihi yorumlar, dinamiğini anlar, geleceği önceden görür, böylece bilimsel
görevini yerine getirmekle de kalmayıp, ayrıca devrimci bir düşünce de ortaya atar: Dünyayı yo-
rumlamak yetmez, değiştirmek de gereklidir. Ancak o zaman, insan kölelikten, çevresinin aleti ol-
maktan kurtulup kaderinin mimarı haline gelir. O gün bu gündür, Marks eski düzeni korumaktan
çıkar sağlayanların boy hedefi oldu. Tıpkı köleci Atina aristokrasisinin ideologları olan Platon ve
çömezleri tarafından eserleri yakılan Demokritus gibi.
Devrimci Marks’tan başlayarak, Marks ve Engels adlı devlere dayanan, Lenin, Stalin, Mao Tse-
tung gibi, yeni Sovyet ve Çin yöneticileri gibi büyük kişilikler sayesinde gelişim aşamalarını aşarak,
izlenecek doktrinlerin ve örneklerin tümü oluştu. Marks’ın devrimci silahı eline almak üzere bili-
mi terkettiği noktada Küba Devrimi ona sahip çıkar. Düşüncelerini revizyondan geçirmek, Marks’tan
sonra gelenlere karşı çıkmak ya da “saf ” Marks’ı yaşatmak için değil, bilim adamı Marks orada ta-
rihin dışına çıktığı, geleceği incelediği ve önceden gördüğü için Küba Devrimi bu noktada Marks’a
sahip çıkar.
Bundan sonra devrimci Marks, tarihin bir parçası olarak savaşa katılacaktır. Biz pratik devrim-
ciler, mücadeleye girişirken bilim adamı Marks’ın önceden gördüğü yasalara uyarız. Ayaklanma
yolunda, eski iktidar yapısına karşı mücadele ederken, bu yapıyı yıkmak için halktan dayanak alır-
ken mücadelemizin temelini bu halkın refah ve mutluluğu üzerine kurarken bilim adamı Marks’ın
öngörüşlerini doğrulamaktan başka bir şey yapmayız.

Ernesto Che Guevara


Küba Devrimi’nin İdeolojisini İncelemek İçin Notlar
26
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

SERDAR SOYERGİN
1960/ADANA
26 EKİM 1980/ADANA

1960 yılında Adana’da doğdu. Faşist milis saldırıların yoğunlaştığı bir dö-
nemde, lisede devrimci mücadeleye katıldı. Liseden sonra Adana Eğitim
Enstitüsü’ne girdi ve burada THKP-C/HDÖ’nin örgütsel faaliyetleriyle tanıştı.
1979 yılında THKP-C/HDÖ üyesi olarak okul ve mahalle ilişkilerinde çalıştı ve
1979 ortalarında Adana Çukobirlik Yağ Fabrikası’na işçi olarak girerek, sendi-
kal çalışmaların örgütlenmesinde yer aldı. Bu çalışmalarındaki etkinliği, sarı
sendikacılar tarafından etkisizleştirilmek amacıyla polise ihbar edildi ve bir
süre polis tarafından gözaltına alındı. 1980 başından itibaren polis tarafından
aranması üzerine, illegal örgütsel faaliyette bulunmakla görevlendirildi.
14 Eylül 1980 günü Süleyman AYDEMİR yoldaşla birlikte gerçekleştirdikle-
ri cezalandırma eylemi sonrasında oligarşinin resmi zor güçleriyle silahlı ça-
tışmaya girdi ve çatışmada bir tank yüzbaşısını öldürdüler. Serdar yoldaş, ça-
tışma sırasında aldığı iki kurşun yarası sonucu oligarşinin eline tutsak düş-
tü.
Olayda bir yüzbaşının öldürülmesi nedeniyle 12 Eylül faşist askeri yöneti-
mi çılgına döndü, halka ve devrimcilere duydukları bütün kinlerini Serdar yol-
daşın yargılanmasında gösterdi.
40 gün süren tüm yargı-yargıtay ve onay işlemleri, hiç bir hukuk kuralına
uyulmaksızın gerçekleştirildi ve idam cezası 25-26 Ekim 1980 gecesi infaz
edildi.
Serdar yoldaşın son isteği, zafer günü yoldaşlarıyla birlikte içmeyi düşün-
düğü kahveyi, cellatların gözlerinin içine bakarak içmek olmuştur.
27
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

LEVENT ERTÜMER FARUK AÇİL


1959/BERGAMA 1959/BERGAMA
14 EYLÜL 1977/BERGAMA 14 EYLÜL 1977/BERGAMA

LEVENT ERTÜMER ve FARUK AÇİL yoldaşlar, 1977 yılında THKP-C/HDÖ


üyesi olarak örgütsel faaliyette bulundular. 14 Eylül 1977 günü faşist milisle-
re yönelik silahlı eylem hazırlığı sırasında yanlarında bulunan bombaların pat-
lamasıyla yaşamlarını yitirdiler.

ZİYA ERDÖNMEZ
1954 SİVAS/KANGAL
17 EKİM 1980 İSTANBUL/KADIKÖY

1954 Sivas/Kangal doğumlu Ziya yoldaş,


1973 yılında İstanbul İktisat Fakültesi’ne gi-
rişiyle devrimci mücadeleye aktif olarak ka-
tılmıştır. 1973-76 arasında öğrenci hareketi
içinde çalışmış ve 1974 yılında AÖS’ne yö-
nelik faşist saldırılarda yaralanmıştır. 1975-
76 döneminde İYÖKD Yönetim Kurulu üye-
si olarak çalışmış ve 1977’de THKP-C/
HDÖ’nin Öncü Savaşına başlamasıyla birlik-
te profesyonel kadro olarak devrimci sava-
şa katılmıştır. 1979 sonlarında THKP-C/HDÖ-
İstanbul İl Komitesi üyeliğine getirilmiş ve
1980’de Genel Komite üyesi olmuştur. 17
Ekim 1980 günü Kadıköy Nüfus Dairesi’nin
basılması eylemi sırasında oligarşinin resmi
zor güçleriyle girdiği çatışmada katledilmiş-
28 tir.
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Anadilde Eğitim ve
Anadili Eğitimi

Marksizm-Leninizmin dil ve eğitim ko- ğin Batı-Avrupa’da, özellikle de Almanya’da


nusundaki tutumu, açıktır ki, proletaryanın 3,5 milyon Türkiyeli insan yaşamakta ve ça-
sınıf özelliğiyle bağlantılıdır. Ve hemen her- lışmaktadır. Aynı şekilde, İtalyanlar, İspan-
kesin bildiği (anladığı diyemeyiz) gibi, pro- yollar, Yunanlılar, Çekler, Polonyalılar vb. iş-
letaryanın “vatanı”, yani “anayurdu” yoktur. çiler, Avrupa’nın her yanında çalışmaktadır-
O çok bilinen “ezber”le ifade edersek, ka- lar.
pitalizmin mezar kazıcısı proletarya, sömü- Doğal olarak, böylesine uluslararası bir
rüden, baskıdan arınmış, sınıfların ortadan işgücü (emek-gücü) göçü, bir yandan eko-
kalktığı tek bir dünya ister ve bunun için nomik, toplumsal ve siyasal sorunlar yara-
mücadele eder. tırken, diğer yandan işçinin “anadili” ile ça-
Kapitalizm koşullarında proletarya, bir lıştığı ülkenin “resmi dili” arasında önemli
meta haline getirilmiş olan emek-gücünün sorunlar da yaratır.
satıcısıdır. Dolayısıyla metasını satabileceği Her tüccarın yüzyıllardır çok iyi bildiği gi-
her türlü pazarda bulunur ve yer alır. Bu pa- bi, pazarın dili, egemen dildir. Pazarın dilini
zarın, şu ya da bu ulusun ülkesi, şu ya da bilmeyen bir tüccar, nasıl ki o pazarda ma-
bu ulusal pazar olması önemli değildir. lını satamaz ya da mal alamazsa (çevirmen
Önemli olan tek şey, kendi emek-gücünü ya da işaretlerle anlaşmak zorundaysa), iş-
olabildiğince uygun koşullarda ve olabildi- çiler de aynı durumdadır. Bir işçi, kendi
ğince yüksek ücretle satmasıdır.* “ulusal” topraklarının dışına çıktığı andan
Böyle bir sınıfın, kendisini belli bir ulus- itibaren, çalışmak durumunda olduğu paza-
la tanımlaması ya da sınırlaması zaten bek- rın dilini asgari ölçüde bilmek zorunluluğu
lenemez. Eğer uygun koşullar varsa, işçi, duyar. Orda yaşamak ve çalışmak zorunda
emek-gücünü uluslararası piyasada satar. olduğu sürece de, o dili asgari ölçüde bil-
Zeten emek-gücü evrensel, “global” bir me- mek durumundadır.
tadır. Bu koşullarda, işçi sınıfı, dünyanın her Bir süre sonra işçi görecektir ki, pazarın
yerinde, her ülkesinde, her ulusal devlette dilini ne kadar çok iyi biliyorsa, emek-gücü-
çalışır. Bugün uluslararası emek-gücü göç- nü daha uygun koşullarda satabilmektedir.
lerine bakıldığında, dünyanın akla gelmedik Üstelik çocukları aynı ülke pazarında yaşa-
her yöresinde değişik uluslardan işçilerin, mak ve çalışmak durumunda oldukların-
emekçilerin çalıştığı kolayca görülür. Örne- dan, pazarın dilinin daha iyi öğrenilmesi yö-
nünde hareket eder. Dolayısıyla da çocuk-
larının pazarın dili temelinde eğitim görme-
* Her ne kadar buradaki “satma” sözcüğü kulak
lerini sağlar.
tırmalayıcı gibi görünse de, proletaryanın emek-gü-
cünü meta haline dönüştüren, yani alınıp-satılır bir Ancak her göçmen işçi, aynı zamanda
“mal” haline dönüştüren kapitalizmin kendisidir. Ka- bir “anadil” sahibidir ve kendi arasında bu
pitalistin gözünde, işçinin emeği (emek-gücü), onun dili kullanır. Çocukları bu dille doğar, bu dil-
satın aldığı herhangi bir metadan (mal) farksızdır. le yetiştirilir. “Anadili”, aynı zamanda işçinin 29
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

kendi gelenek-göreneklerinin, kültürünün Birinci durumda, ulusların kendi kader-


aktarılmasında belirleyicidir. Kendi “anadi- lerini tayin hakkı temelinde gerçekleşecek
li” üzerinden bilgisini, kültürünü, yaşam de- olan çözüm, doğrudan her ulusun kendi
neyimini diğer kuşaklara aktarır. Ama öte ulusal pazarlarında kendi dilini kullanması-
yandan da, çalıştığı ülkenin (pazarın) dilini nı getirir. Burada anlaşılmayacak ve tartışı-
de bilmek ve kullanmak durumundadır. lacak hiç bir yan yoktur.
Kapitalizm koşullarında, bu işçi göçü ve İkinci durumda ise, pazarda egemen
farklı diller sorunu, kaçınılmaz olarak bir çe- olan dilin kullanılmasının ekonomik zorun-
lişki ve çatışkıyı içinde barındırır. Pazarın di- luluğu söz konusudur. Bu da, anlaşılabilir bir
linin iyi bilinmemesi ya da öğrenilememe- durumdur. Bu durumda ortaya çıkan sorun-
sinin yarattığı olumsuz sonuçlar (hakkını lar da, bu çerçeve içinde çözümlenir.
arayamaması, daha iyi iş olanaklarını bul- Bugün “anadilde eğitim” üzerine yapılan
makta zorlanması vb.) ile kendi kültürünü, tartışmalar, bu iki farklı durumu gözönüne
yaşam deneyimini “anadili” üzerinden ço- almaksızın, yalın bir milliyetçilik temelinde
cuklarına aktarmak durumunda olmasının sürdürülmektedir.
yarattığı bir çelişkidir bu. Bu çelişkinin çö- Açıkça ortaya konulmalıdır: Bugün Tür-
zümü, proletaryanın sınıfsal çıkarları çerçe- kiye’de bir Kürt ulusal sorunu vardır ve çö-
vesinde ele alınır. zümlenmemiştir. Çözümlenmediği için de,
Dil, bilinçtir. Dil, insanların karşılıklı ola- “Kürtler” ile “Türkler”, aynı devlet yapısı
rak anlaşmalarının, konuşmalarının, tartış- içinde, aynı ortak pazarda birlikte varolmak-
malarının ve ortak hareket etmelerinin de tadırlar. Pazar, Türkiye pazarı, dış dinamik-
aracıdır. Örneğin bir Alman işçisinin sınıfsal le, yani emperyalizm tarafından yukardan
çıkarı ile Türkiye kökenli bir işçinin sınıfsal aşağıya geliştirilmiş, çarpık bir kapitalist pa-
çıkarı bir ve aynıdır. Aynı sınıfsal çıkarlara zardır. Pazar için üretim, bu devlet içinde en
sahip olan bu iki farklı ulustan işçinin birlik- ücra köy ve mezralara kadar yayılmıştır ve
te mücadele etmesi, ancak ortak bir dille “ortak” bir pazar için üretim yapılmaktadır.
olanaklıdır. Bu da, bu pazarda egemen olan Türkçenin
Ama dil, aynı zamanda milliyetçiliğin, şo- egemen dil olmasıyla birlikte yürür.
venizmin, siyasal gericiliğin, faşizmin de kul- Buraya kadar her şey anlaşılabilir nitelik-
landığı dildir. “Ortak dil”, her durumda mut- tedir ve tartışılacak bir konu ya da sorun yok
lak bir olumlu sonuç üretmez. Dil, sadece kabul edilebilir. Ama sorun vardır ve tartışıl-
araçtır. maktadır: Anadilde eğitim hakkı.
Proletarya, her zaman bir dilin zorla ka- Kürtlerin kendi dillerinde, yani Kürtçe
bul ettirilmesine karşıdır. Bu nedenle de eğitim hakkı, en doğal ulusal ve demokra-
“resmi devlet dili” adı altında yapılan baskı- tik haktır. Bu hakkı, şu ya da bu gerekçeyle
lara, dayatmalara karşıdır. Açıktır ki, ekono- reddetmek, yalın biçimde bir demokratik
mik ilişkiler ve ekonomik zorunluluklar, hakkın reddedilmesidir, milliyetçiliktir.
hangi dilin kullanılacağını belirler. Öyle ise, sorun nereden kaynaklanmak-
Ancak ekonomik evrim sürer. Her ulusal tadır?
topluluğun içinde, eski feodal ilişkilere denk Sorunun özü, yani “anadilde eğitim hak-
düşen pazar ilişkisi, giderek kapitalist pazar kı” konusunda ortaya çıkan tartışma, tümüy-
ilişkisine dönüşür. Böylece ortaya çıkan ulu- le Türkiye’de tek bir ulusun var olmamasın-
sal pazarlar, yeni ulusal devletleri ve bu dev- dan kaynaklanmaktadır, daha doğrusu böy-
letlerin pazarında egemen olan ulusal dille- le bir ulusun ve ulusal pazarın var olduğu
ri yaratır. varsayımıyla tartışılmaktadır.
Öte yandan, yukarda ifade ettiğimiz gi- Emperyalist dönemde, yeni-sömürgeci-
bi, aynı süreçte emek-gücü, kendi ulusal lik döneminde ya da popüler dilde söyler-
topraklarının dışına doğru göç eder. sek “globalizm” dünyasında tarihsel anlam-
Birinci durumda, her ulusun, kendi pa- da bağımsız ulusal pazarlar mevcut değildir.
zarında kendi ulusal dilini kullanmasını ka- Tüm pazarlar emperyalizmin denetimi al-
çınılmazlaştırırken, ikinci durumda, farklı tındadır. Dolayısıyla pazarda egemen olan
ulustan işçilerin farklı bir ulusal dili kullan- dil, emperyalizmin sömürüsünü kolayca
malarını kaçınılmazlaştırır. Bu ikisi birbirin- sürdürebildiği dildir. Bu kimi zaman İngiliz-
30 den ayrıdır ve ayrı özelliklere sahiptir. ce olabilir, kimi zaman ulus-devletin kendi
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

dili olabilir. Bunu belirleyen, emperyalizmin larına bağlıdır. Bu çıkarlara denk düştüğü
çıkarlarıdır. ölçüde yaratılabilmektedir. Burada dil ve ki-
Günümüzde, bir ulusun kendi iç dinami- mi durumda din (İsrail örneği), yapay ulus
ği ile gelişmesi ve bu gelişmeyle kendi ulu- yaratılması için temel koşul olarak kullanı-
sal pazarını oluşturması, dolayısıyla da bu lır.
pazarda kendi ulusal dilini kullanması şek- Ama burada asıl belirlenmesi gereken,
lindeki tarihsel süreç sona ermiştir. Pazar, bu toplulukların, yani dil ya da dinsel farklı-
emperyalizm tarafından belirlenmektedir. lığa dayalı toplulukların gerçek ve tarihsel
Bugün, yeni-sömürgecilik yöntemlerinin anlamıyla bir ulus olup olmadıklarıdır.
kullanılmaya başlanmasından beri, üretimin Bugün Türkiye’de bir Kürt ulusal toplu-
çokuluslaşmasının bir sonucu olarak, küçük luğu vardır ve kendi ulusal haklarına sahip
“ulusal” pazarlar adacıklarının yaratılması, değildir. Bu sorun, “mikro milliyetçilik” te-
emperyalist sanayi sermayesi ile mali ser- meline dayanan yapay ulus yaratılmasıyla
mayesinin işine gelmektedir. Bir zamanla- aynı kefeye konulamaz. Dolayısıyla Kürtle-
rın gözdesi olan “serbest bölgeler”, böylesi rin kendi anadillerini kullanmaları ve ana-
pazar adacıklarının oluşturulmasının yalın dillerinde eğitim görmeleri sorunu ile, ya-
olgusu olmuştur. pay ulus yaratmayı amaçlayan “mikro mil-
Emperyalizmin küçük “ulusal” pazarlar liyetçilik”in “anadilde eğitim hakkı” talebi
oluşturarak sömürüsünü sürdürmesi, gide- bir ve aynı değildir.
rek bu pazarların bir “ulus” oluşturması yö- Diğer yandan “anadilde eğitim” ile “ana-
nünde “mikro milliyetçilik” dalgası yaratmış- dil eğitimi” birbirine karıştırılmamalıdır.
tır. Bu “mikro milliyetçilik” dalgası, her du- Anadilde eğitim, ilkokuldan üniversiteye
rumda küçük ulusal farklılıkların öne çıkar- kadar her alanda eğitimin tek bir ulusal dil-
tılmasıyla büyük devletlerin (çokuluslu) par- de yapılması demektir. Anadil eğitimi ise,
çalanması sürecini başlatmıştır. herkesini kendi anadilini öğrenmesidir.
“Mikro milliyetçilik” adı verilen bu geliş- Bugün Türkiye’de bu iki eğitim birbirine
me, örneğin “Laz kültürü”, “Lazca” gibi ta- karıştırılmıştır. Bir yandan Kürtçe “eğitim
lepler temelinde belli bir yörede küçük bir hakkı” talep edilirken, diğer yandan Kürtçe-
pazar oluşturulmasına yönelir. Böyle bir pa- nin öğrenilmesi için “eğitim hakkı”ndan söz
zarın oluşması durumunda, bu pazarın ege- edilmektedir.
meni olabilecek bir “ulusal burjuvazi” orta- Bu karıştırma ne denli bilinçli olarak ya-
ya çıkarsa, bu durum kaçınılmaz hale gelir. pılıyorsa da, son tahlilde, Kürt ulusal soru-
Emperyalist aşamada ulusal burjuvaziden nunun nasıl çözümleneceğinin belirsizliğin-
söz edilemeyeceği için, burada söz konusu den kaynaklanmaktadır. Kürtler, kendi ka-
olan küçük-burjuvazidir. Eğer küçük-burju- derlerini tayin hakkına sahip olmadıkları ko-
vazi, emperyalizmin bu uygulaması karşısın- şullarda, zorunlu ve kaçınılmaz olarak
da kendisi için gelişme ve büyüme, yani bü- “Türkiye”nin bir parçası oldukları için Kürt-
yük burjuva olma olanağı ortaya çıkacağını çeyi, yani anadillerini öğrenme hakkı doğal
görürse, “mikro milliyetçilik”in en ateşli sa- bir hak olarak görülmektedir. Ama öte yan-
vunucusu ve yandaşı olur. Amaç, emperya- dan, tıpkı “mikro milliyetçilik”te olduğu gi-
lizme bağımlı bir “iç pazar”ın sahibi olarak bi, bu hak, aynı zamanda “uluslaşma süre-
“büyük burjuva” olmaktır. Bu küçük-burju- ci”nin tamamlanması için bir araç olarak
va milliyetçiliği (emperyalizme bağımlı), her görülmektedir. Konuyu içinden çıkılmaz ha-
durumda bir ulusal farklılık bulmak, bu fark- le getiren de budur.
lılığı öne çıkarmak ve bu farklılık temelinde Sorun, Kürt ulusal sorununun dışında ele
bir “ulus yaratmak” durumundadır. Bu tür- alındığı sürece, kesinkes anlamsızdır. Orta-
den “yapay ulus” yaratmak, emperyalizmin da bir ulusal sorun vardır ve bu ulusal so-
eski-sömürgecilik dönemlerinde de, kolon- run, bir ulusun (Kürtler) kendi kaderlerini
yalizm dönemlerinde de çokça görülmüş- belirleme hakkına sahip olmamalarından
tür. Cetvelle çizilmiş sınırlar bunun açık ör- kaynaklanmaktadır..
nekleridir. Bu gerçek bir yana bırakılarak, Kürtler,
Böyle bir yapay ulus yaratılması, pratik sanki Türkiye’nin ayrılmaz ve ayrılamaz bir
olarak olanaksız değildir. Tümüyle emper- parçası gibi görerek (Türk milliyetçiliği) ya
yalizmin o dönemdeki ve o bölgedeki çıkar- da Kürtleri, kendi iradeleriyle karar vermiş- 31
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

cesine, “Türkiye vatandaşı” “üst kimliği” al- ve daha hızlı öğrenebildiği bilimsel bir ger-
tında Türkiye’nin parçasıymış gibi (neo-libe- çektir.
ralizm) kabul ederek anadili üzerinde tartış- Ama bu çözüm, doğrudan birlikte yaşa-
maya girişmek saçmadır. mayla ilgilidir.
Eğer Kürtler, kendi kaderlerini tayin hak- Birlikte yaşayıp yaşayamayacakları he-
kı çerçevesinde Türkiye’den ayrılmama yö- nüz kararlaştırılmamış topluluklar için ben-
nünde karar alırlarsa, bu durumda “birlikte zer bir çözümden söz etmek saçmadır.
yaşamanın” nasıl gerçekleştirileceği, dola- Tartışmasız gerçek, Kürtlere kendi kader-
yısıyla anadili eğitiminin ya da anadilde eği- lerini tayin hakkının tanınmasıdır. Kürtler,
timin nasıl yapılacağı tartışılabilir ve çözüm- bu haklarını Türkiye’yle birlikte olmak ve
lenebilir. Ancak bu durum yokken, varmış Türkiye’de yaşamak şeklinde kullanırlarsa,
gibi tartışmak ve çözmeye çalışmak, olsa ol- o zaman, bu birlikte yaşamanın demokra-
sa her türlü milliyetçiliğin güçlenmesine hiz- tik yapısı oluşturulur, anadil eğitimi ile ana-
met eder. dilde eğitim arasındaki ilişki ve farklılıklar
Aynı topraklarda, aynı yasal çerçeve için- bu temelde ele alınır. Ama Kürtler, ayrı dev-
de, istemsel olarak bir arada yaşamak du- let kurma yönünde de iradelerini ifade ede-
rumunda olan farklı dillere ve dinlere sahip bilirler. Bu durumda zaten anadilde eğitim
insanların ortak yaşamlarının demokratik te- ya da anadili eğitimi konusunda tartışılabi-
melde sağlanması başka şeydir. Bu çözüm- lecek bir şey yoktur, bu tümüyle Kürtlerin
ler, çözümlenmemiş bir ulusal sorunun çö- kendilerinin alacakları kararlara bağlıdır.
zümleri olarak ortaya konulamaz. Biz, sadece şunları söylüyoruz:
Örneğin, Batı-Avrupa’daki Türkiyeli göç- Birinci olarak, Kürt ulusuna kaderini ta-
men işçilerin anadil sorunu vardır. Bu so- yin hakkı tanınmamışken ve tanındığı koşul-
run, yaşadıkları ülkenin dilini (örneğin Al- larda da Kürtlerin ne yönde karar alacakla-
manca) öğrenmeleri kadar, öğrenememe- rı bilinmezken, “anadilde eğitim hakkı”ndan
leri açısından da önemli bir sorundur. Batı- söz etmek, ayrılmayı mutlaklaştırmak ve ka-
Avrupa ülkelerinde bugüne kadar izlenen çınılmazlaştırmak amacından başka bir şe-
“dil politikası”, kendi dillerinin göçmen işçi- ye hizmet etmez.
ler tarafından öğrenilmesinin “mutlak zo- İkinci olarak, Kürt ulusuna kaderini tayin
runluluk” olduğu üzerine inşa edilmiştir. Öy- hakkı tanınmamışken ve tanındığı koşullar-
le ki, özellikle göç sonrası doğan yeni ku- da Kürtlerin ne yönde karar alacakları bilin-
şakların anadillerini hiç öğrenmeksizin ken- mezken, anadil eğitimi temelinde Türkçe-
di dillerini öğrenmelerini talep etmektedir- nin öğretilmesine yönelinmesi, sadece bir
ler. Ve bunu “rüyalarınızı bile bizim dilimiz- geçiş ve belirsizlik döneminde ortamı sakin-
de göreceksiniz” şeklinde ifade edebilmek- leştirmekten başka bir anlama gelmez.
tedirler (Almanya “modeli”). Üçüncüsü, Kürt ulusu kendi kaderini ta-
Burada sorun, göçmen işçilerin kendi yin hakkına sahip olmalıdır ve bu hakkı ay-
anadillerini öğrenmeleri ve bu anadiller bil- rılma yönünde kullandığında, zaten kendi
gisi üzerinden yaşadıkları ülkenin dilini öğ- anadilinde özgürce eğitim yapabilecektir.
renmeleri sorunudur. Bu ülkelerde “anadil- Dördüncüsü, Kürt ulusu kendi kaderini
de eğitim hakkı”, sözcüğün tam anlamıyla tayin hakkına sahip olmalıdır ve bu hakkı
“paralel toplum” yaratmayı amaçlayan bir birleşme yönünde kullandığında, anadil eği-
çeşit “göçmen milliyetçiliği” ya da “tarikat- timi ve bunun üzerinde yükselen genel eği-
çılık”tır. Sorunun çözümü, anadilin tam ve tim planlanabilir. Bu eğitim, demokratik, la-
doğru öğrenilmesi temelinde, yaşanılan ül- ik ve bütünsel bir eğitim olacaktır.
kenin dilini öğrenmektir. Çünkü anadilini iyi Sorun, bu kadar yalındır.
bilen bir kişinin yabancı bir dili daha kolay

32
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Üç Çocuklu
Ekonomi-Politika!

Üç çocukta ısrarlıyım, faydasını göreceksiniz


“Biz nüfusu ciddi manada artan bir ülkeyiz. Yunanistan’ın düştüğü oyunların
içerisine düşmüyoruz. Ben de nüfusun artmasını savunan bir başbakanım. Üç ço-
cukta ısrarlıyım. Yani bunun çok faydasının olduğunu, Allah uzun ömür versin,
göreceksiniz ileride. Çünkü ekonomide bir numara, insandır. İnsan varsa her şey
var. Eğer tüketim ekonomisi diyorsan insan var. Üretim ekonomisi diyorsan insan
var. Verim ekonomisi diyorsan insan var. Yani insanın olmadığı yerde emek ol-
maz, üretim olmaz, istihdam olmaz. Bunlar ekonominin olmazsa olmazları.” (Tay-
yip Erdoğan, 19 Eylül 2009.) 

Hemen baştan belirtelim, Tayyip Erdo- şamaya görsün, hemen her durumda ken-
ğan’nın “üç çocuk”a ilişkin sözleri, AKP’nin disinin bu çağın üretim ilişkileri içinde ya-
ve sonuç olarak tüm şeriatçıların ekonomi şadığı düşünü görür. Üstelik “Batı”nın dün-
anlayışını, ekonomi-politik bilgisini açıkça yasında değil, “islamın nurlu ufuklarında”
ortaya koymaktadır. Ne denli demagojik ol- yaşadığını düşler. Üretimden pek anlamasa
duğu ise, tartışma götürmez. Yine de bu da, “Hz. Peygamber”den bildiği tüccarlık
“ekonomi” anlayışını anlayabilmek de çok onun için sünnettir. Ve tüccar olarak bilir ki,
kolay değildir. Bunun için, tarikat ya da “ce- bir ülke pazarında ne kadar çok nüfus var-
maate” gidip, “ulama”dan ya da “mürşit” sa, o ülkeye o kadar mal satar. Üçe alır, be-
sahibinden öğrenmek gerekir! şe satar. Eh, tüccar denilen “fani” de, bunu
Her ne kadar “mürşit” ya da “ulema” de- “allah rızası” için yaparken (zekatını verme-
ğilsek de, yine de bu “üç çocuk ekonomi- yi ihmal etmezken), aynı zamanda bu tica-
politiği” anlatmaya çalışalım: retten elde ettiği “helal” kârı cebe indirir!
Buyrulduğu gibi, bu ekonomi-politik, her Ama burada bir “tuhaflık” vardır! Üreten
şeyin başına (üretim) ve sonuna (tüketim) insandır, tüketen insandır, ama üçe alıp be-
insanı koyar. Yine Tayyip Erdoğan’ın da bu- şe satan tüccardır. Yani tüccar, üretenden
yurduğu gibi, insan, hem “bir numara”dır, üçe alır, tüketene beşe satar, aradaki ikiyi
hem üretendir, hem tüketendir, hem verimi cebine atar. İnsanlar, yani üreten ve tüketen
artırandır. İnsan ise, insan topluluğundan insanlar, bu ilişki içinde üçe üretip, üçlük
oluşur. Bir topluluğun nüfusu ne kadar çok tüketirler. Bunu yaparken de, her zaman
olursa, o kadar çok üretir, o kadar çok tü- tüccara iki lira haraç öderler. Eh, buna da
ketir. Açıktır ki, 70 milyonluk Türkiye’nin şükür!
ürettiği ve tükettiği ile 170 milyonluk Türki- Ancak üç üretip, üç tüketen bir toplum,
ye’nin üreteceği ve tüketeceği bir olamaz, hiç bir zaman ekonomik olarak gelişemez,
çünkü nüfus artmıştır, arttığı için de üretim büyüyemez, üretimini ve tüketimini artıra-
de, tüketim de artar. maz. Sözcüğün tam anlamıyla, böyle bir
İnsan bir kez ortaçağın karanlığında ya- toplum, eşek kuyruğu gibidir, ne uzar, ne kı- 33
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

salır. Böyle bir ekonominin büyük olması- Örneğin, ya kârın kaynağı ticarette, yani
nın (büyümesinin değil) tek yolu vardır, nü- üç alıp beşe satmada değil de, doğrudan
fusun artması. Üretim ve tüketim üçten be- üretimde ve üretim yapan insanın karşılığı
şe çıkar, tüccarın kârı da, “allah bereket ver- ödenmemiş emeğinde ise ve bu karşılığı
sin” ikiden üçe ya da dörde çıkar. İnsan ba- ödenmemiş emek, her durumda tüccarın
şına hep aynı miktar üretip, hep aynı mik- kârının kaynağı ise, ne olacaktır?**
tar tüketilirken, tüccar, artan her nüfusla bir- Bunu “önemsiz” bir ayrıntı olarak bir ya-
likte kârını bir birim artırır. na koyabiliriz. Zaten böylesi sözleri “komü-
İşte tek çocukla yetinen bir aile yapısına nistler” söyler! Bu yüzden kulak asmamak
sahip ülkenin “büyük”lüğü ile üç çocuk ya- gerekir! Bunu geçelim!
pan bir aile yapısına sahip ülkenin “büyük”- Tüccar elde ettiği kârı ne yapacaktır?
lüğü, kaçınılmaz olarak farklıdır ve ikincisi Yanıtı basittir!
birincisinden “büyük”tür! Tüccar, bu “helal” kârının bir bölümüy-
Bu anlayış, kâr kaynağının, yani “helal le (küçük bir bölümüyle) kendi geçimini
para”nın kazanıldığı yerin ticaret olduğunu sağlayacak, kalanını da daha fazla mal sa-
sanır. Ve artan nüfus sayesinde tüccar daha tabilmek için daha fazla üretilmesi için kul-
fazla mal satarak daha fazla zengin olur. lanacaktır. Yani sanayici olacaktır. Artık sa-
(Ama “helal”inden zengin olur!)* nayici olan tüccar (sanayici-tüccar), bir yan-
Bu ekonomi-politik (eğer buna ekono- dan artan nüfusa (üç çocuk) yeni istihdam
mi-politik demek olanaklıysa) açısından, sağlarken, aynı zamanda üretimi artıracak;
ekonomik bunalımlar, ya olmaz ya da teğet üretim artacağı için daha fazla mal satacak;
geçer. Çünkü insanlar, ürettikleri kadar tü- daha fazla mal sattıkça bunu üretime yatı-
ketirler, yani üretim-tüketim dengededir. racak... böyle “ilanihaye” sürer... En azından
Dengeyi bozan tek şey, tüccarların “helal” böyle olduğuna yemin edilir, böyle olacağı-
kârlarıdır. na da iman edilir.
Bir ülkenin insanları, üç üretip üç tüke- “Aaaa!” diyecektir biraz ekonomi öğren-
tirlerse (bu durumda üretimin genişlemesi miş olan öğrenci, “ama bu bizim bildiğimiz
sadece nüfusla olanaklıdır), tüccarın iki li- kapitalizm değil mi?”
ralık kârının kaynağı nerededir? Ayrıca, in- Evet, bu “klasik” kapitalizmdir. Sadece
san, hem üreten, hem de tüketen olduğu- bizim “dini bütün” tüccarımız, artık mal alıp-
na göre, üçe üretip, beşe almak için gerek- satmaktan usanmış, sanayici olmuştur. Sa-
li iki lirayı nereden bulacaktır? Özcesi, bizim nayici olurken, aynı zamanda tüccarlıktan
“ehl-i müslüman” tüccarımızın kârının kay- öğrendiği tüm “kurnazlıklar”ı da kullanır. Ve
nağı nedir? bilir ki, bir pazarda bir mal ne kadar çoksa,
Ama ya gerçek dünya, gerçek üretim ve o malın fiyatı o kadar düşüktür (arz-talep ya-
tüketim böyle değilse! sası denilen şey). Öyle ise, sanayici olan
tüccarın üretimde çalıştırabileceği işçi sayı-
* Tarikatların ya da yeni adlarıyla “cemaat”lerin sı ne kadar çok olursa, işçi ücretleri de o
nasıl zenginleştiklerine ilişkin hıristiyanlık tarihinden kadar düşük olacaktır. Ücretler ne kadar dü-
küçük bir not: “Faiz alınması kilisece yasaklanmıştı,
ama sıkıntı ve darlık sırasında, para bulmak amacıy- şükse, maliyet o kadar azalacak, maliyet ne
la mal-mülk satılması yasaklanmamıştı. Borcu alanın kadar azalırsa kâr o kadar artacaktır.
borcunu ödemesine kadar belli bir süre için güvence İşte “üç çocuklu ekonomi-politik”in tüm
olarak, borcu verene mal ve mülkün devredilmesi de kerameti buradadır.
yasaklanmamış, alacaklıya parasından ayrı kalması-
na ödül olarak, bu maldan serbestçe yararlanma hak-
Sonuç olarak, “Yani bunun çok faydası-
kı tanınmıştı. ... Bizzat kilise, kiliseye bağlı topluluklar nın olduğunu, Allah uzun ömür versin, gö-
ve pia corpora [hayır kurumları] bu uygulamadan, receksiniz ileride”!
özellikle haçlı seferleri sırasında büyük çıkarlar sağla-
mışlardır. Böylece, ulusal servetin çok büyük bir kıs-
mı, ‘ölü el’ denilen bir kurumun tasarrufuna geçmiş
oldu; hele Yahudiler, bu gibi tefecilikle uğraşmaktan
men edildikleri ve bu gibi gayrimenkul ipotekleri ta-
sarruf etmenin saklanması olanaksız olduğu için, bu
servet daha da büyüktü. ... Faiz üzerine konulan bu
yasaklama olmasaydı, kilise ile manastırlar hiç bir za-
man bu kadar büyük servet sahibi olamazlardı.” (J. ** Şüphesiz, burada “emek” olarak ifade ettiği-
34 G. Büsch, 1808.) miz, işçinin emek-gücüdür.
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Manipülasyon ve
Dezenformasyon
[“Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır.” (Göbels)]

Manipülasyon: Fr. manipulation, a. (l ince okunur) 1. Yönlendirme. 2. Seçme, ekleme ve


çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme. (TDK)
Dezenformasyon: Fr. désinformation. a. Bilgi çarpıtma. (TDK)

“... 21. yüzyılı ‘informasyon’ çağı olarak lanse eden emperyalist propaganda, aynı zamanda
iletişim alanındaki gelişmeleri kullanarak, dünya çapında bir ‘informasyon ağı’ oluşturmuştur. 1991
yılındaki Körfez Savaşı’nda en açık biçimde uygulamaya sokulan CNN’in ‘canlı’ yayınları, em-
peryalizmin ‘informasyon’ çağının gereklerine en uygun bir aracı kamuoyunun karşısına çıkar-
mıştır.
Emperyalizmin ‘informasyon’ konusundaki bakış açısı, tümüyle ‘desinformasyon’ anlayışına
dayanmaktadır. Yani, kamuoyunun aydınlatılması, onların haber alma özgürlüğünün en geniş öl-
çekte gerçekleştirilmesi ile emperyalizmin uygulaması arasında temel bir karşıtlık vardır. Emper-
yalizm, kamuoyunun aydınlatılmasına yönelik ‘informasyon’ yerine, kamuoyunun koşullandırılma-
sına yönelik ‘desinformasyon’u esas almıştır.
Emperyalizmin ‘desinformasyon’ politikası, olay ve olgulara ilişkin bilgilerin (informasyonla-
rın) kamuoyuna aktarılmadan önce denetlenmesi ve yeniden düzenlenmesi şeklindedir. Eğer
mevcut olay ve olgulara ilişkin bilgilerle, istenilen doğrultuda bir kamuoyunun oluşturulması ola-
naklı değilse, bu bilgilerin yeniden kurgulanması, kamuoyunun ‘sağlıklı bilgi alabilmesi’ açısın-
dan ‘gerekli’ görülmektedir.
Kısacası, ‘desinformasyon’, emperyalist basın ve yayın organları kullanılarak, istenilen konu-
larda belirli bir kamuoyunun oluşturulması amacıyla olayların ve olguların bilinçli olarak değişti-
rilmesi demektir. Bunun en temel unsurları ise, haberin kurgulanması ve abartılmasıdır.” (Kur-
tuluş Cephesi, Sayı: 49, Mayıs-Haziran 1999.)

25 Eylül 2009 – ntvmsnbc ve tüm gazeteler


Türkiye 2050’de “devler ligi”ne girecek
Yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’nin 2050’de dünyanın dokuz, Avrupa’nın üçüncü
büyük ekonomisi olabileceğini belirtti. Kuruluşa göre, kişi başı gelir de 60 bin dolara çıkacak.
Goldman Sachs’a göre, Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasıla büyüklüğü 2050’de 6 trilyon do-
lara ulaşacak. 2008 sonu itibariyle 730 milyon dolar olan milli gelirin yaklaşık 10 kat artacağı ön-
görülüyor. Kuruluşun projeksiyonuna göre Türkiye 2050’de Japonya, Almanya ve Fransa’yı ge-
çerek dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi olacak. Türkiye şu anda dünyanın 17. büyük,
Avrupa’nın sekizinci büyük ekonomisi konumunda.
Goldman’ın öngörüsüne göre 2050’de en büyük 10 ekonomi sıralamasında taşlar yerinden
oynayacak. İlk üç sırayı Çin, ABD ve Hindistan alacak. Onları Brezilya, Rusya, Endonezya, Mek-
sika, İngiltere, Türkiye ve Japonya takip edecek. Fransa, Almanya ve Kanada ilk 10 ekonomi dı-
şında kalacak.

26 Ağustos 2009 – Tayyip Erdoğan


“Tabii ki hedefimize ulaşmak için kendimize bir takvim belirledik. İnşallah 2023, Türkiye’nin
dünyada ilk 10 ülke arasına girme hedefidir. Göreve geldiğimizde dünya ekonomileri arasında
26. sıradayken bugün 17. sıradayız.”

16 Mart 2009 – Tayyip Erdoğan


“Hiç şahit olmadığımız olayları bize yaşattılar, ama biz bunu hamdolsun tersine çevirdik. Bu- 35
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

gün Türkiye dünyanın en büyük 26. ekonomisiyken bizim dönemimizde 17. sıraya çıktı. Avrupa’nın
6. büyük ekonomisi olduk, hamdolsun... Bu ülkeyi dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasında gör-
mek istiyoruz. İnşallah bunu da başaracağız. 1 trilyon dolar GSYİH istiyoruz. İnşallah bunu da
başaracağız. 500 milyar dolar ihracat istiyoruz. İnşallah bunu da başaracağız.”

29 Temmuz 2008 – Taraf


2050’de “küresel yıldızlar” değişecek
Dünyanın 12 en büyük ekonomisi arasında, Türkiye dokuzuncu sırada yer alırken, 2050 yı-
lında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeler Türkiye’yi geriden
takip edecek. Halen 660 milyar dolarlık milli gelire sahip Türkiye’nin, ilk aşamada 1 trilyon dolar,
daha sonra da altı trilyon dolar ile bugünün 9-10 katı büyüklüğündeki milli gelir düzeyini yakala-
yacağı ifade ediliyor. Türkiye’nin, kişi başına milli geliri ise 2024 yılına kadar, 20 bin ile 25 bin
dolara ve 2050 yılında da 60-65 bin dolar düzeyine çıkacak.

28 Temmuz 2008 – cnntürk


Türkiye 2050’de 9’uncu büyük ekonomisi olacak
Türkiye, 2050 yılında, dünyanın 9’uncu büyük ekonomisi olacak. Goldman Sachs’ın tahmin-
lerine göre, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkele-
ri (G7) geçecek olan Türkiye’nin, milli geliri 6 trilyon doları aşacak.

14 Temmuz 2007 – Business Week


Goldman Sachs’ın Rüyası
Ünlü yatırım bankası Goldman Sachs’ın Türkiye projeksiyonuna göre Türkiye ekonomisi,
2050 yılında tam 10 kat büyüyerek 4 trilyon dolara ulaşacak.

II

26 Ağustos 2009 – Milliyet


TÜBİTAK’tan müthiş bir proje daha
TÜBİTAK, fare sütünde, özellikl kanser tedavisinde kullanılan insana ait ‘interferon gamma’
isimli bir protein üretti. “Türk malı buzul ayısı” adı verilen dünyanın donmaya dirençli fare geliş-
tirerek adlarını duyuran TÜBİTAK araştırmacıları, transgenik farelerin sütlerinde hücrelerin kon-
trolsüz bölünmesini önleyen ve özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait “interferon gam-
ma” isimli bir protein üretti. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve
Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı Sorumlusu Başuzman araş-
tırmacılarından Doç. Dr. Haydar Bağış, “Böylece bu proteinlerin kanser tedavisinde daha bol, saf
ve sağlığa uygun ve ucuza üretilmesinin de önü açıldı. Çünkü günde çok az süt elde edilebilen
fareler yerine günde litrelerce süt alınabilen çiftlik hayvanlarına da uygulanabilir bir yöntem orta-
ya çıkarılmış oldu.” Doç. Dr. Haydar Bağış, bu çalışmadan elde edilen sonuç ve bulguların gün-
de litrelerce süt alınabilen transgenik çiftlik hayvanlarının üretiminde kullanılabilmesi için Türkiye’de
yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini de bildirdi.

3 Eylül 2009 – Tüm gazeteler


TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) tarafından geliştirilen
ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış alanındaki tek ürün olan Kriptolu USB Bellek
“SIR” tanıtıldı.

10 Ağustos 2009 – Milliyet


TÜBİTAK’tan müthiş buluş
TÜBİTAK, kimyasal silahların etkisini tehlikesiz hale getiren yüksek temizleme gücüne sahip
malzeme geliştirdi.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık
Baykara, “Kimyasal silahı absorbe edecek, etkisini azaltacak ve bertaraf edecek etken madde-
lerin stokta her zaman için bulunması gerekliliği, bu ürünle askeri ve sivil savunma birimlerinin
kimyasal silaha karşı önlem alma gerekliliğinin sağlanmasında önemli bir adım atılmış olmakta-
dır.

31 Temmuz 2009 – Radikal


TÜBİTAK “Görünmezlik Pelerini” Teknolojisini Üretti
Bilkent Üniversitesi Nano Teknoloji Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay’ın başkanlığını
yürüttüğü projede doktora öğrencisi Atilla Özgür Çakmak tarafından geliştirilen “görünmezlik pe-
lerini” teknolojisi, askeri araçların üzerine kaplanacak bir meta malzeme sayesinde istenilen fre-
kans bandında, tankların, hatta havadaki uçakların görünmezliğine olanak sağlıyor.

10 Mart 2009 – Gazeteler


36 İdeoloji bilime el koydu, Darwin sansürlendi!
Eylül-Ekim 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

TÜBİTAK, dünyanın tartışacağı bilim adamlarının inanamayacağı bir icraata imza attı. TÜBİ-
TAK, Evrim Teorisi’nin sahibi Darwin’e sansür koydu. Mart ayında Bilim ve Teknik Dergisi’nin ka-
pağı son anda değişti. Dergideki Darwin’le ilgili 15 sayfa da atıldı. Kapağı hazırlayan derginin ge-
nel yayın yönetmeni Çiğdem Atakuman da görevden alındı.

Manipülasyona, yani insanların “güdü- orta sermaye kesimleri için TÜBİTAK ya-
lenmesi”ne ve dezenformasyona, yani in- şamsal öneme sahiptir. TÜBİTAK’ın şeriatçı
sanlara bilerek çarpıtılmış, kurgulanmış bil- “alimler”e sağlayacağı istihdam olanağı bu-
gi iletilmesine ilişkin, bugünden düne doğ- nun yanında fazlaca önemli değildir.
ru tarih sırasıyla verdiğimiz iki örnekten ikin- Böylece TÜBİTAK’ın “feth”ine yönelik
cisi, yani TÜBİTAK’la ilgili olan “müthiş bu- Erbakan’la başlayan süreç, AKP’nin 2008 yı-
luş”, “müthiş bir proje daha” haberlerinin lında yaptığı yasa değişikliğiyle gerçek bir
çarpıtılmış olup olmadığı, yani dezenfor- “fetih” haline dönüşmüştür. Bunun anlamı
masyon amacı çok da önemli değildir. Asıl ise, artık her türlü spekülatif ve bilimsel ol-
amaç, şeriatçıların, özellikle de Fettullah Gü- mayan (dolayısıyla dinsel) bilgi ve araştır-
len “cemaatinin ilim adamları”nın eline ge- maların TÜBİTAK bünyesinde ve TÜBİTAK
çen TÜBİTAK’ın ne kadar da iyi çalıştığını, adıyla sunulabileceğidir.
sürekli “müthiş buluşlar”da bulunduğunu İşte bu nedenle, son dönemde TÜBİ-
göstermektir. Özellikle Mart ayında Darwin’in TAK’ın ne kadar “çok” çalıştığına ve ne ka-
sansürlenmesiyle “cemaat ilim adamları”nın dar “çok” buluş yaptığına ilişkin haberler
TÜBİTAK’ı kesinkes ele geçirdiklerinin her- “servis” edilerek bunun üstü örtülmeye ça-
kesçe görünür ve bilinir olmasından sonra, lışılmaktadır.
bu amaca yönelik olarak “medyaya servis Birinci manipülasyon ve dezenformas-
yapılan” haberlerde belirgin bir artış olmuş- yon örneğine dönersek, burada, Goldman
tur. Sachs’ın dünya ekonomisine ilişkin değişik
Her ne kadar TÜBİTAK’ı “fetheden” “ce- zamanlarda yaptığı “projeksiyonlar” aracılı-
maat alimleri”nin “ilmi vasıfları”, Adnan ğıyla Tayyip Erdoğan ve mehteran takımının
“hoca”nın “ilmi vasfı”ndan çok fazla değil- ne kadar başarılı olduğu gösterilmeye çalı-
se de, “feth edilmesi” mutlak olarak hedef- şılmaktadır.
lenmiş bir kurumun “fethi” gerçekleştiril- Burada yapılan dezenformasyon, özel
miştir. Bu “fetih”, basit biçimde bir kamu olarak bir bilginin çarpıtılmasına dayanmaz.
kuruluşunun daha şeriatçılar tarafından ele Bunun yerine, eski bir haber, sanki yeni bir
geçirilmesinden ibaret değildir. TÜBİTAK’ın habermişçesine kamuoyuna “pompalan-
önemi, Erbakan’ın ünlü “ağır sanayi hamle- maktadır”. Goldman Sachs’ın 2003 yılında
si” çerçevesinde “kendi motorunu üreten yaptığı ve 2007 yılında genişlettiği 2050 yılı-
Türkiye” demagojisinden kaynaklanır ve ta- na ilişkin “projeksiyonları”, 2007 yazında Bu-
rihi 1950’lerdeki Gümüş Motor olayına da- siness Week tarafından “Goldman Sach’ın
yanır. Hemen her zaman Erbakan ve “milli Rüyası” başlığı ile duyurulmuşken, her yaz,
görüş”, hemen her zaman TÜBİTAK’ı dene- aynı haber “medya”ya “servis” edilmiştir.
time almaya çalışmıştır. Anımsanacağı gibi Aynı “bayat” haberin son “servisi” ise, Tay-
(şüphesiz anımsayan pek kimse çıkmaya- yip Erdoğan’ın G-20 “zirvesi”ne gitmesine
cağı için “anımsanmayacağı gibi” denilme- denk getirilmiştir. Dünya ekonomik bunalı-
si gerekiyorsa da, “sözün gelişi”), 1975’te mının Türkiye’yi “teğet” geçtiği iddiasına
kurulan I. MC hükümetinde TÜBİTAK Erba- karşın, Türkiye ekonomisinin dünya ekono-
kan’a bağlanmıştı ve Sanayi ve Teknoloji Ba- mileri arasında en fazla küçülen ekonomi
kanlığı MSP’ye aitti. olduğu gerçeği, bir biçimde bu “bayat ha-
“Milli görüş”ün, yani şeriatçı kesimlerin ber”le karartılmaya çalışılmaktadır.
TÜBİTAK’a olan “ilgisi” eski olduğu kadar, Diğer taraftan, GSMH’nın halk tarafından
çok da yoğundur. Bunun temel nedeni, TÜ- “teknik” olarak bilinemeyeceği varsayımıy-
BİTAK’ın küçük ve orta ölçekli işletmeler la ve TÜİK’in “katkılarıyla”, iki yıl içinde GS-
için karşılıksız “Ar-Ge” (Araşıtırma-Geliştir- MH’nın bir trilyon doları aştığına ilişkin veri-
me) hizmetleri ve teknoloji desteği verme- ler açıklanarak AKP iktidarının ne kadar
sidir. Bu nedenle, özellikle tekelleşememiş “başarılı” olduğu cümle aleme ilan edile- 37
KURTULUŞ CEPHESİ Eylül-Ekim 2009

cektir. trilyon dolar GSMH!” yapılır.


TÜİK verilerine göre, 2008 yılı itibariyle “Çıta” 1 trilyon dolar GSMH olduğundan,
Türkiye’nin GSMH’sı, cari fiyatlarla 741 mil- eğer AKP bu “çıta”yı geçerse “çok başarılı”,
yar dolardır (1998 bazlı). Buna göre, Türki- geçemezse “başarısız” olacaktır ve üstelik
ye ekonomisi 2001 krizinden 2008 yılına ka- bunu kendisi cümle aleme ilan etmektedir!
dar, yıllık ortalama %21 büyümüştür. Ancak (“Kasımpaşalı”, “delikanlı” başbakan ima-
aynı dönemde GSMH, sabit fiyatlarla (1998 jı!)
fiyatlarıyla), yıllık olarak ortalama %5,8 bü- Yukarda yine ifade ettiğimiz gibi, 2008 yı-
yümüştür. lı itibariyle GSMH, cari fiyatlarla 741 milyar
Bu cari büyüme oranına göre, GSMH, dolardır* ve cari fiyatlarla yıllık büyüme ora-
2010’da bir trilyon doları aşacaktır, en azın- nı %21’dir. GSMH, bu ortalama büyümeyle,
dan dünya ekonomik bunalımı olmasaydı, 2009’da 897 milyar dolar ve 2010’da 1.085
aşacaktı. (Artık 2011 ya da 2012’de aşacak- milyar dolar, yani 1 trilyon 85 milyar do-
tır!) lar olacaktır. Kısacası “yükselen çıta”ya rağ-
Görüldüğü gibi, TÜİK verilerine göre ca- men “hedefe” ulaşılmıştır! AKP başarılıdır,
ri fiyatlarla GSMH’nın 2010’da bir trilyon öyle ise “yola devam”!
doları aşacağı neredeyse bir kaç yıldır bili- Bu manipülasyon, ister istemez halkın
nirken, 2009 yılında Tayyip Erdoğan, “1 tril- (ve özellikle de küçük-burjuvazinin “yük-
yon dolar GSYİH istiyoruz. İnşallah bunu da sek” eğitim görmüş kesimlerinin) kolayca
başaracağız” diye böbürlenebilmektedir. inanacağı ve kabul edeceği “bir şeyler”in
Şüphesiz tüm bunların bir de “bedeli” üstünde yükselmelidir. Bu “şey”, Goldman
vardır. “Bedel”, her şeyden önce böyle ya Sachs’ın 2050 yılına yönelik projeksiyonu-
da öyle bir GSMH büyümesi sağlanabilme- dur. Üstelik bu projeksiyona göre 2020’ler-
si için, belli bir yatırımın yapılması ve yatı- de ulaşılacak “hedef ”e, yani 1 trilyon dolar-
rım yapılabilmesi için de, belli bir kaynak lık GSMH’ya, AKP sayesinde 2010’da ulaşıl-
olması gerekir. Bu kaynak da, herkesin bi- mış olacaktır! Ne müthiş bir başarı!
lebileceği gibi, dış ve iç borçlanmadır. AKP iktidarının bu manipülasyon strate-
2008 sonu itibariyle, Türkiye’nin dış borç jisi, açıktır ki, geçmiş dönemdeki tüm dü-
toplamı 299 milyar dolardır. Bunun 106 mil- zen partilerinin (Demirel başta) propagan-
yar doları kamuya, 193 milyar doları özel dalarından çok daha fazla “düşünülmüş” bir
sektöre aittir. Yine 2008 sonu itibariyle iç stratejidir. Bu strateji, CIA’nın “karşı-ayaklan-
borç toplamı 182 milyar dolardır. ma stratejisi”yle, yani kontra-gerilla strateji-
Böylece toplam 481 milyar dolar iç ve siyle hem mantıksal olarak, hem de kulla-
dış borç yüküyle ve üstelik cari fiyatlarla nılan araçlar açısından büyük benzerliğe sa-
GSMH 741 milyar dolara çıkartılabilmiştir. hiptir. Bu açıdan da, “uzmanlar” tarafından
Dahası, bu GSMH artışı, ağırlıklı olarak itha- oluşturulduğu açıkça ifade edilebilir.
lattaki artışa dayanmaktadır. Bütün bunların, bu manipülasyonların ve
İşte bu, ekonominin “teknik” bilgilerini dezenformasyonların böylesine yaygın, böy-
halkın bilmeyeceği ve bilemeyeceği varsa- lesine planlı, böylesine kolayca yapılabiliyor
yımıyla bir manipülasyon planı ya da “stra- olmasının tek nedeni, halkın “aptallığı” de-
tejisi” oluşturulmuştur. ğil, bu durumu, bu gerçekleri halka açıkla-
Bu planın amacı ya da “stratejik hede- mayan, açıklayamayan ve açıklamaya gücü
fi”, yukarda da ifade ettiğimiz gibi, AKP ik- olmayan “sol”dur, devrimcilerdir.
tidarının “çok başarılı” olduğunu göstermek- Devrimcilerin görevi, her türlü mücade-
tir. Hamasi söylemle, AKP, ne kadar kendi le aracını diyalektik bir bütünlük içinde kul-
cebini dolduruyorsa da, “helal olsun yapı- lanarak, bu ve benzeri siyasal gerçekleri,
yorlar” olacaktır. Ve yine “medyatik” dille planlı ve sistemli olarak halka açıklamak-
söylersek, AKP, kendi “çıtasını” kendisi be- tır.
lirlemektedir; “çıtayı yükselterek”, “hedef 1

* 741 milyar dolar, yani 950 milyar liradır. Bu, bir


dolar=1,28 lira olan kur üzerinden hesaplanmıştır. Do-
lar/TL paritesinin 1,50 olduğu durumda, yani bugün-
lerdeki gibi olduğunda, 2008 yılına ilişkin GSMH, 633
38 milyar dolara inmektedir.
ERİŞ YAYINLARI
İnternet Adresi:
www.kurtuluscephesi.com
www.kurtuluscephesi.org
www.kurtuluscephesi.net

E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM I


MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
İLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** TÜRKİYE DEVRİMİNİN ACİL SORUNLARI-I
*** OLİGARŞİ NEDİR?
*** MARKSİZM-LENİNİZM BİR DOGMA DEĞİL, EYLEM KILAVUZUDUR-III
*** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL
*** POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞ STRATEJİSİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** GRAMSCİ ÜZERİNE
*** REVİZYONİZMİN REVİZYONU
*** ULUSAL SORUN ÜZERİNE
*** “BDS”: BİR PRAGMATİK SAPMA
*** “YENİ” OPORTÜNİZM ÜZERİNE
*** ZAFER BİZİM OLACAKTIR! [Ankara Davası Savunması]
*** DEVRİM PROGRAMLARI
*** RUS DEVRİMİNDEN ÇIKAN DERSLER
*** ESKİ BİR GERİLLANIN “EMEK”İ
*** PASS VE “YENİ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIĞI

DEVRİMCİ MARŞLAR VE EZGİLER


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-I]
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM II [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-III]
LAİKLİK VE ŞERİATÇILIK ÜZERİNE [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-II]
TARİHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRİMCİ MÜCADELEDE KADINLAR