Vous êtes sur la page 1sur 32

 KURTULUŞ CEPHESİ

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede

Zafer Bizim Olacaktır!

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 19 SAYI: 108 Mart-Nisan 2009

Seçim Klasiği I
Seçim Sonuçları Neyi Gösteriyor?
[Körler Fili Tarif Ederse]

Kitlelerin Politizasyonu,
Korku, Kin ve Nefret

Seçim Klasiği II
Solun Halleri

Züğürt Tesellisi

Kızıldere ve On’lar

Ömür Karamollaoğlu
Mehmet Yıldırım, Nihat Kurban
Süleyman Aydemir, Cemalettin Düvenci

Seçim bitti!
Türkiye Bir An Önce Gerçek Gündemine
Odaklanmalıdır!

“Vurun Kahpeye!”
Seçim Sonuçlarından Vareste İmamların Yükselişi

Hamdolsun!
Bir Nazım Hikmet Akademimiz
Daha Oldu
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

Her seçim sonrasında “klasik” haline SEÇİM KLASİĞİ I


gelmiş olan “seçim sonuçlarının SEÇİM SONUÇLARI
yorumlanması” üzerine bir değerlen-
dirme. 3 NEYİ GÖSTERİYOR?
[KÖRLER FİLİ TARİF EDERSE]

29 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin


%8 oy kaybetmesiyle birlikte hep bir KİTLELERİN
ağızdan söylenen “toplumun kutup-
laştığı” söylemleri üzerine. 7 POLİTİZASYONU,
KORKU, KİN VE NEFRET

Ve yine her seçim sonrasında


“sol”da, legalist solda baş gösteren SEÇİM KLASİĞİ II
seçim yorumlarının “klasik” halleri. SOLUN
10 HALLERİ
Legalist solun iki partisi ÖDP ile
EMEP’in 29 Martta kazandığı üç belde
ZÜĞÜRT
ve iki ilçe belediye başkanlığı
“amorti”sine ilişkin bir 14 TESELLİSİ
değerlendirme.

Ve yanındakinin kanlı başı omzuna


17 KIZILDERE
VE ON’LAR
eğilince,
ona sıra gelince
sayısını saydı... ÖMÜR KARAMOLLAOĞLU
Söz istemez
Yaşlı göz istemez
MEHMET YILDIRIM
Çelenk melenk lazım değil
Susun
18 NİHAT KURBAN
SÜLEYMAN AYDEMİR
Sıra Neferi Uyusun... CEMALETTİN DÜVENCİ
.

Dünya ekonomik krizi koşullarında


bir an önce hükümetin “önlem SEÇİM BİTTİ!
paketi” hazırlamasını ve IMF ile TÜRKİYE
anlaşma yapılmasını isteyen serma- BİR AN ÖNCE GERÇEK GÜNDEMİNE
yenin çağrısı üzerine. 20 ODAKLANMALIDIR!

Değişik linç olaylarında faşist milisle-


rin yerini almaya başlayan ve toplum- “VURUN KAHPEYE!”
da “kanaat önderleri” gibi hareket SEÇİM SONUÇLARINDAN VARESTE
eden imamların toplumsal etkisi
üzerine bir değerlendirme.
25 İMAMLARIN YÜKSELİŞİ

Yakın zamanda kurulduğu ilan edilen


“Nazım Hikmet Marksist Bilimler HAMDOLSUN!
BİR NAZIM HİKMET
29
Akademisi”nin SİP-TKP tarafından
“yola çıkan” ikiz kardeşi üzerine. AKADEMİMİZ DAHA OLDU

KURTULUŞ CEPHESİ http://www.kurtuluscephesi.com


SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür http://www.kurtuluscephesi.org
Yazışma Adresi: http://www.kurtuluscephesi.net
Postfach 1414 http://www.kurtuluscephesi.de
55504 Bad Kreuznach / Deutschland E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayı İLKER Matbaası’nda basılmıştır. Baskı Tarihi: 3 Nisan 2009


Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Seçim Klasiği I
Seçim Sonuçları Neyi Gösteriyor?
[Körler Fili Tarif Ederse]

Kaleler Düşmedi-Krize rağmen güven oyu (Yeni Şafak)


Güven tazeledi (Star)
Millet İstikrara “Devam” Dedi (Türkiye)
Krizin Etkisi (Sabah)
Oylar Adaylara (Vakit)
Ekonomik Kriz Belirleyici Oldu (Yeni Asya)
Her Partiye Ayrı Mesaj (Zaman)
Halk ‘One Minute’ dedi (Radikal)
Seçmenden ‘Two minute’ (Taraf)
Sandık Törpüsü (Akşam)
AKP Sadakasını Seçmen Tutmadı (Birgün)
Sandıklardan Sürpriz Çıktı (Bugün)
Sandıktan Uyarı Çıktı (Cumhuriyet)
Sandıktan Uyarı (Hürriyet)
Sandıktan AKP’ye Uyarı Çıktı (Vatan)
Saadet Partisi Patlama Yaptı (Milli Gazete)
Seçmenin Manşeti (Milliyet)
Halk AKP’yi Teğet Geçti (Posta)

29 Mart yerel seçimleri bitti. önemsizleştirmeye çalışırken, “yandaş ol-


Her seçim sonrasında olduğu gibi, yani mayan medya”nın “liberal-demokrat” yazar-
“klasik” olarak seçim sonuçlarının neyi gös- ları ve sunucuları “AKP dersini aldı, ama
terdiğine ilişkin yorumlar tüm “medya”da CHP dersini alacak mı” diye bir başka “kla-
boy gösterdi. sik” çalmaya koyuldular. Bu “klasik” çalgı-
Temmuz 2007 genel seçimlerine göre cıları, CHP’nin elde ettiği sonuca bir fatura
AKP’nin oylarının %46,7’den %38,8’e gerile- kesip, Deniz Baykal’ın adresine postalamak-
mesi, şüphesiz tüm yorumların ilk sırasında ta hiç duraksamadılar.
yer aldı. Seçim sonucu açık olmasına rağ- Bir başka “klasik” ise, AKP’nin %8 oy yi-
men, yine de “rivayetler” başka oldu. tirmesine karşın AKP’den umutlarını kesme-
AKP yanlısı “medya” ya da yaygın ifadey- miş, AKP sayesinde “ikbal” sağlayabilecek-
le “yandaş medya” (Yeni Şafak başta olmak lerini uman kesimlerden geldi. Tıpkı “yan-
üzere) AKP’nin seçimde aldığı sonucu “kri- daş medya” gibi, bu kesimler de, AKP’nin
ze rağmen güven oyu” şeklinde olumlama- yenilgisini unutturmaya, Temmuz 2007 se-
ya çalışırken, diğer “yandaş medya” gazete- çimleri sonrasında “sol” ve “laik” kesimde
si Star AKP’nin “güven tazeledi”ğini manşet- ortaya çıkan “kişisel bozgun” havasını sür-
ten yorumladı. Benzer biçimde Türkiye ga- dürmeye çabaladıklarından, 29 Mart seçim
zetesi “millet istikrara devam dedi” manşe- sonuçlarını önemsizleştirmeye koyuldular.
tiyle AKP’nin oylarındaki %8’lik azalışı Bu “klasik”e göre, seçimin galibi MHP’dir. 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

Daha “parlak” bir ifadeyle, “MHP, bu seçi- uzun yıllarda çektiklerimiz bellidir.
min yükselen yıldızlarından olmuştur”! İktidar ve muhalefet partileri sorum-
Oysa MHP’nin 29 Mart seçimlerinde al- suzluk içine girer, her gün gerginlik
dığı %16’lık oy, Temmuz 2007 seçimlerine ocaklarını körüklerse, zor günlere yi-
göre %1,73’lük bir artışı ifade ederken, CHP’ ne döneriz.”*
nin aldığı oylar %2,2 artmıştır. Üstelik Tem- Görüldüğü gibi, Tarhan Erdem, “günlük
muz 2007 seçimlerinde CHP, DSP ile birlik- slogan politikaları”ndan şikayetçidir ve bu-
te seçimlere katılmış ve toplam %20,9 oy al- nun sürdürülme olasılığı karşısında “ama 12
mışken, bu kez tek başına %23,1’lik bir ora- Mart öncesine döneriz” klasik tehdidini yi-
na ulaşmıştır. DSP’nin 29 Mart seçimlerinde nelemektedir.
aldığı 2,8’lik oy buna eklendiğinde, CHP+ Sonuçların böyle olacağını beklemediği-
DSP oyları %25,9 oranına ulaşmaktadır. ni söyleyen, ama sonuçtan da mutlu olmuş
Buna rağmen, “klasik” sahipleri senfoni- görünen Nuray Mert de, Tarhan Erdem gibi
lerini icra etmeyi sürdürerek, seçimin “yıl- “kutuplaşma”dan söz eder.
dızı” olarak MHP’yi parlatmaya çalışmakta- “‘Sonucu fark etmez seçim’ diye yazmış-
dırlar. tım, doğrusu bayağı fark etti. AKP, bazı ön-
Tüm bu “klasik”lerin yanında yeni bir görülerin iddia ettiği gibi yüzde 47’lere ya-
“klasik” olmaya aday söylem ise, CHP’nin kın oyu korusa da, AKP’lilerin bile telaffuz
(genel anlamda CHP+DSP’nin) yükselen ettiği 42’lere gerilese de, siyasi tabloda faz-
oylarının “laiklik” gibi ilkesel sorunların bir la fark olmayacağını düşünüyordum. Ancak,
yana bırakılmasının bir sonucu olduğu şek- yüzde 39 gibi tartışmasız gerilemenin fark
lindedir. Genellikle “solcu”luğunun icazeti- yarattığı kesin” diye söze başlayan Nuray
ni ve meşruiyetini sağdan, sağcı yazarlardan Mert şöyle devam eder:
alan “solcu”ların başını çektiği bu söylem, “Evet, bu seçim sonucunun yeni
CHP’nin (genel olarak “sol”un) “varoşlara” bir tek parti rejiminin kıyısından dö-
yeniden girdiğini ve bunu da Kemal Kılıçda- nülmesi gibi umut vaat eden bir ya-
roğlu gibi “Gandici” bir söylemle başardığı- nı, ama kronik kutuplaşma eksenle-
na sürekli vurgu yapmaktadır. Bu söyleme rinde safların sıklaşması gibi bir de
göre, “gerilim siyaseti”, toplumu “kutuplaş- kaygı verici yanı var...
tırma” siyaseti başarısız olmuş (ya da “öyle Kısacası, tek parti rejiminin kıyı-
olmalı”), “Gandici” duruş ve siyaset başarı sından dönülmüş denebilir belki ama
kazanmıştır! siyasi kriz aynen, hatta artarak de-
Seçimlerin arifesinde seçim araştırması vam ediyor. ‘Mesaj’ veya ‘uyarı’ ver-
“bombası” patlatmasıyla ünlü Tarhan Erdem diği iddia edilen Türkiye seçmenin-
(ki bu seçimlerde de AKP’nin %51 oy ala- den söz etmek giderek daha zorlaşı-
cağını seçimden iki gün önce ilan etmiştir) yor. Onun yerine Kürt seçmen, mu-
şöyle yazmaktadır: hafazakâr seçmen, laik seçmen gibi
“CHP’liler, oylarının artmasını ve oy verme davranışının çıkış noktası
iktidar partisinin oyunun azalmasını, birbirinden çok uzak ve esneme pa-
son yıllardaki her gün her şeye karşı yı çok düşük olan seçmen kitlesi var.
çıkma politikalarının tasvip gördüğü Bunu artık görelim. Bunu görürsek,
biçimde yorumlayabilirler. Türkiye’de siyasetin krizini sadece
Günlük slogan politikalarına dö- seçimlerle aşmanın mümkün olma-
nüş, 1970 sonrası siyasal hayatına dö- dığını da anlarız.”**
nülmesidir. Bu ikinci yıkım dönemi- Tarhan Erdem, seçimlerden üç gün ön-
nin başlaması olur. ce bu “kutuplaşma” olgusunu şöyle tanım-
1970 sonrasından 2002 arasında- lar:
ki 32 yılda, askeri yönetim hüküme- “KONDA [kendisinin araştırma şir-
tini de hesaba dahil edersek, ortala- keti -KC.], 22 Temmuz seçimini izle-
ma bir hükümetin ömrü 16 ay, 1980-
1987 hükümetlerini çıkarırsanız orta-
* Tarhan Erdem, “İstikrarsızlık başlangıcı mı?” Ra-
lama hükümet ömrü 11 ay olmuş- dikal, 30 Mart 2009.
tur. ** Nuray Mert, “Tek parti rejiminin eşiğinden dö-
 Başladığımız ve vardığımız yer, bu nüldü”, Radikal, 31 Mart 2009.
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

yen aylardan beri, kutuplaşmanın art- çimlere damgasını vurmuştur.


tığını haber vermektedir. ‘Kutuplaş- Soru şudur: Neden korkuluyor?
ma’, kişilerin toplumsal ve siyasal ko- Temmuz 2007 seçim sonuçları karşısın-
nularda, kişisel deney ve bilgisine da ağızlarını bıçak açmayan, “kişisel boz-
başvurmadan, siyasal liderinin veya gun” havası içinde köşelerine çekilen, mo-
partisinin o günlerde söylediklerine ralman çöken “sol kitle”nin hareketlenme-
uygun biçimde düşünmesi ve dav- sinden neden korkuluyor? Üstelik bu korku-
ranmasıdır. Kutuplaşma sarmalına yu duyanlar da kendilerini “solcu” ya da
girmiş kişiler toplumsal konularda “sol”da tanımlayan kişilerdir.
kendi akıllarının yönetiminde değil- Temmuz 2007 seçimleri sonrasında Kur-
lerdir. Sınırlı konularda her zaman tuluş Cephesi’nde şöyle yazılmıştır:
belli oranda kutuplaşma her toplum- “... ‘sol’ oylarda görülen azalışın
da olabilir. Ancak bu çembere giren- en temel nedeni, yirmi beş yıldır sü-
ler yüzde 40-50’yi aştığı zaman top- re giden depolitizasyondur. 2002 se-
lum için tehlike başlar. Bizde kutup- çimleri ‘12 Eylül’ kuşağının ilk seçimi
laşmanın esir aldığı kişilerin oranı – olarak ‘sol oylar’ın azalışında etkin
farklı kabullere göre değişmekle bir- olmuştur. 22 Temmuz seçimi önce-
likte– yüzde 70’in altında değildir. Acı sinde sıkça sözü edilen CHP’ye oy
olan, yetişmiş, aklı başında sayılacak verilmesine ilişkin ‘aile içi tartışma-
kesimin, kutuplaşmanın çemberi içi- lar’ ‘geleneksel sol’ seçmenin apoli-
ne sıkışmış olmasıdır.”* tik çocuklarının içinde bulunduğu
Tüm bu “kutuplaşma korkusu” ya da durumu göstermesi açısından öğre-
“kutuplaşma korkusu”nu yayma çabaları, ticidir. Yıllarca ‘solcu’ ana-babalar ta-
Tayyip Erdoğan’ın seçimden bir gün önce rafından apolitikleştirilmiş ‘solcu ai-
Deniz Baykal için söylediği “hizipçi ve hır- le’ çocukları ‘neo-liberal solcu’ ola-
çın” “klasiği”nin yinelenmesinden başka bir rak seçimde yer almışlardır.
şey değildir. 22 Temmuz seçimlerinden çıkar-
Bu “solcu” ya da “demokrat” söyleme tılabilecek tek sonuç, kitleler apoli-
göre, 29 Mart seçimlerinde ve seçim gece- tikleştiği oranda ‘sol’un gerilediği ve
sinde CHP’lilerin (ya da CHP’nin oylarını ar- etkisizleştiğidir. 12 Eylül sonrasında
tırmasından mutlu olanların) coşkusu ve SHP’nin üstlendiği ‘depolitizasyon’
sandık başlarında gösterdikleri “militanca” politikaları CHP tarafından özenle ko-
tutum bir “tehlike” işaretidir. runmuş ve bugüne gelinmiştir. Ece-
Oysa “militan” ve “slogan” siyaseti izle- vit’in 1978’de söylediği ‘ikinci Kerens-
yen tarafın Tayyip Erdoğan olduğunu bilme- ki olmayacağım’ sözünde ifadesini
yen yoktur. CHP’nin ve Deniz Baykal’ın yap- bulan bu ‘depolitizasyon’ politikası,
tığı tek şey, Tayyip Erdoğan’ın “neden mi- sözcüğün tam ve gerçek anlamıyla
ting yapmıyorsun, korkuyor musun” sözü ‘sol’ kitlenin politize olmasını engel-
üzerine mitingler düzenlemekten ibarettir. lemek ve devrimci mücadeleye ka-
Öte yandan Temmuz 2007 seçimlerinde nalize olmalarının önüne geçmektir.
“miting düzenleme”yi ilkellik olarak tanım- Başarılan tek şey de budur.”**
layan, bu nedenle büyük kentlerde miting Evet, “solcu” ya da “demokrat” yazarla-
yapmayacağını söyleyen de Deniz Baykal’ın rın “kutuplaşma” korkusunun, “slogan poli-
kendisidir. tikası”ndan duydukları korkunun temelinde
Ne ve nasıl olmuşsa olmuş, CHP ve De- yatan gerçek, kitlelerin politizasyonudur.
niz Baykal mitingler düzenlemek zorunda CHP’nin bir “vakfa” dönüştürülmesini
kalmışlardır. Her ne kadar bu mitinglere seslendiren Zülfü Livaneli’den “solcu” köşe
“medya” fazlaca itibar etmemişse de, Tem- yazarlarına kadar her “aklıevvel”, kitlelerin
muz 2007 seçimlerinden farklı olarak AKP politize olmaması amacıyla CHP’nin özen-
mitingleri yanında CHP mitingleri de bu se- le “depolitizasyon” işlevini yerine getirmesi
için çalışmışlardır ve çalışmayı da sürdür-
* Tarhan Erdem, “AKP yüzde 47.9’u, CHP yüzde
23.5’i yakaladı ama halkın yüzde 49’u partilerden * Kurtuluş Cephesi, Sayı: 98, Temmuz-Ağustos
umutsuz”, Radikal, 26 Mart 2009. 2007. 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

mektedirler. ya”nın AKP’nin %8 oy kaybetmesini önem-


Gerçek şu ki, “sol” ya da “geleneksel sizleştirme çabaları ne kadar gülünç ise,
sol”, kitleler politize olmadığı sürece seçim- MHP’nin öne çıkartılması çabaları da o ka-
lerde başarılı olma olanağına sahip değiller- dar trajiktir. Tıpkı Maraş katliamının, pek
dir. 29 Mart seçimlerinin gösterdiği temel çok devrimci ve demokrat insanın öldürül-
gerçek de budur. mesinin birinci dereceden sorumlusu Muh-
“Gavur İzmir”in 29 Mart seçimlerinde sin Yazıcıoğlu’nun “hakkın rahmetine” ka-
gösterdiği “performans”, “medyatik” söy- vuşması üzerine düzülen “methiyeler”de
lemle “tulum” çıkartması, seçim öncesinde görüldüğü gibi.
ve seçim sonrasında sergiledikleri coşku bu Öz olarak, 29 Mart seçimleri sonrasında
gerçeğin somut olgularıdır. körlerin fili tarif etmesi gibi birbiriyle taban
Bugüne kadar, bir tarafın, sağ ve şeriat- tabana zıt seçim yorumları ortalıkta uçuşur-
çı kesimin, kendi kitlesini sürekli olarak po- ken, seçimlerin gösterdiği temel gerçek, kit-
litize ederken, diğer tarafın, yani “sol”un sü- lelerin (“sol” kitle) giderek politize olduğu-
rekli olarak apolitik duruş sergilemesi, ne- dur. Şüphesiz bu olgu, hemen herkes tara-
redeyse alışılagelen bir manzara olmuştur. fından görülen bir olgudur. Bu nedenle de,
29 Mart seçimleri bu duruşu ve bu manza- kitlelerin politizasyonundan korkanlar, çıkar-
rayı değiştirmiştir. İstenmeyen de bu durum- larına gelmeyenler elbirliği yaparak seçim
dur. sonuçlarını çarpıtmaya çabalamaktadırlar.
İşte bu “istenmeyen durum” karşısında, Bu nedenle önümüzdeki süreç, CHP oyları-
“sol” olarak kabul edilen CHP’nin oyların- na yansıyan politizasyonun bir biçimde or-
daki artış sürekli olarak küçümsenmekte ve tadan kaldırılmasına yönelik çabaların yo-
MHP’nin oylarındaki daha küçük artış sü- ğunlaştırıldığı bir süreç olacaktır.
rekli olarak abartılmaktadır. “Yandaş med-

Oy Oy Oy Oy
2002 Oranı 2004 Oranı 2007 Oranı 2009* Oranı
% % % %
AKP 10.808.229 34,28 13.447.287 41,67 16.198.597 46,52 15.511.730 38,83
CHP 6.113.352 19,39 5.882.810 18,23 7.277.553 20,90 9.233.339 23,11
MHP 2.635.787 8,36 3.372.249 10,45 4.968.452 14,27 6.419.234 16,07
SHP/DEHAP/DTP 1.960.660 6,22 1.662.280 5,15 1.334.518 3,83 2.254.591 5,64
SP 785.489 2,49 1.297.681 4,02 813.505 2,34 2.061.446 5,16
DYP (DP) 3.008.942 9,54 3.216.213 9,97 1.892.686 5,44 1.485.831 3,72
DSP 384.009 1,22 683.266 2,12 - - 1.108.937 2,78
BBP 322.093 1,02 374.125 1,16 - - 893.379 2,24
* Resmi olmayan sonuçlar


Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Kitlelerin Politizasyonu,
Korku, Kin ve Nefret

Taha Akyol, kendi “solcu”luğunun refe- de de), Taha Akyol ve benzeşleri “anti-eli-
ransını sağdan alan “solcu”lar için bulun- tist” militan tutumlarıyla ortaya çıkarlar, yo-
maz bir referans kaynağıdır. Öyle bir kay- rumlar yaparlar ve “kurtuluş”un “elitler”in
naktır ki, CNNTürk’ün başına geçirilip, “glo- tasfiyesinde olduğunu ilan ederler. AKP’nin
balizm” yandaşı ve AB “sevdalısı” bir “libe- iki genel ve bir yerel seçimdeki “yükselen
ral-demokrat-muhafazakar” yayın çizgisi or- oy”ları yanında, son dönemdeki “Ergene-
taya çıkartılması sağlanmış, MHP’nin 12 Ey- kon” operasyonları bu kişilerin militanlığını
lül 1980 öncesindeki Genel İdare Kurulu daha da keskinleştirmiştir. Ancak Taha Ak-
üyesi faşist olarak her zaman el üstünde tu- yol, “ıslah olmuş ve değişen dünyanın ger-
tulmuştur. çeklerini görmüş” bir “dönek”ten çok, “de-
Turgut Özal zamanlarında MHP’den ğişim” göstermiş bir faşisttir. Kendi yazıları-
ANAP’a sıçrama yapmış olan Taha Akyol, na bakıldığında, 12 Eylül öncesindeki MHP’-
muhafazakar bıyığı ve gözlüğüyle de “libe- nin faşist milis güç olarak yerine getirdiği
ral-demokrat-muhafazakar” görüntüsüne karşı-devrimci, anti-komünist tutuma karşı
sahiptir. Başlıca görevi, “solcu”lara “solcu” çıkmış birisidir. Kendisine inanılırsa, bu fa-
olduklarına ilişkin referans vermek ve bu re- şist milislik yerine “başka yöntemlerle” dev-
feransı verirken de onlara “akıl” öğretmek- rimci mücadeleyi pasifize etmenin olanak-
tir. Verdiği tek akıl, “aman uslu durun”la ifa- lı olduğunu savunmuştur.
de edilebilecek bir pasifikasyon aklından Şeyh Aykut Edibali’nin tezgahından geç-
ibarettir. miş, islamcı-milliyetçi faşizmin sosyologu ol-
“Medya”da Taha Akyol’a eşdeğer fazla- muş, MHP’nin yayın organlarında ve Nazlı
ca olmasa da, benzeşleri çoktur. Yeni Şa- Ilıcak yanında gazetecilik tedrisatı yapmış
fak’ın Fehmi Koru’su, Taha Akyol’un “taşra- bir kişi olarak, hemen her zaman laiklik kar-
lı” versiyonudur. Taraf’ın Ahmet Altan’ı ise, şıtı bir tutum sergilemiştir. 29 Mart seçimle-
Taha Akyol’a göre daha “globalist”, daha rine ilişkin yaptığı “analiz”lerde bu yanı be-
“elitist” ve daha “militan”dır. Ama üçü de lirgin biçimde görülür:
farklılıklarıyla aynıdır. “Dar, baskıcı ve militan bir laiklik
Taha Akyol ve benzeşlerinin ortak özel- anlayışının yarattığı kutuplaşma böy-
liklerinden birisi, müzmin bir “kemalizm” le biraz yumuşayınca, ekonomik kri-
düşmanı olmalarıdır. “Kemalizm” düşmanı ze tepki duyan kitlelerin AKP’den
oldukları kadar “laikler”den de nefret eder- kopması kolaylaştı, AKP 8 puan geri-
ler. Onların gözünde ve dilinde, bu kesim- ledi.
ler “elitist”tirler, “halka tepeden bakarlar”, Bundan laiklik savaşçılarının çı-
dolayısıyla da “katli vacip” bir kesimi oluş- karması gereken çok önemli ve öğ-
tururlar. Her zaman olduğu gibi, onlar için retici iki ders var: Bakın, laiklik kav-
“en elitist sol” parti de CHP’dir. gasını bırakıp ekonomik ve siyasi ko-
Her seçim sonrasında (elbette öncesin- nularla ilgilenince irtica gelmiyor, ak- 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

sine, demokrasinin işlevselliği güçle- Tayyip Erdoğan ve mehteran takımının sal-


niyor!.. dırganlığı, Ergenekon operasyonlarında ser-
Ve, ‘cahil halk’, ‘doktrin’le şartlan- gilenen kin ve nefretleri çok kolaylıkla AKP’-
mış devlet elitlerinden daha sağdu- nin “yapıştırıcısı” olarak gösterilirken ve bu-
yuludur; kurumlar da halka güven- nun toplumu “kutuplaştırdığı”ndan hiç söz
meli, yasakçı değil liberal bir laikliği edilmezken, 29 Mart gecesi ortaya çıkan se-
benimsemelidir artık.”* çim sonuçları birden toplumun “kutuplaştı-
Ancak Taha Akyol’un (ve benzerlerinin) ğı” söylemlerini yaygınlaştırıvermiştir.
meselesi sadece laiklik, militan laiklik de- Korkmaktadırlar.
ğildir. Başka kaygıları, dertleri vardır. 29 Mart Korku, İzmir’den yola çıkıp, İstanbul’un
seçim “analiz”inin bir diğerinde şöyle ya- “varoşları”na doğru gelişen politizasyonun
zar: korkusudur. Taha Akyol ve benzerlerinin
“Laiklik kavgası, askeri veya yar- “kutuplaşma” diye sundukları ve sonuçları-
gısal müdahale gibi ‘yapıştırıcı’lar ol- nın 12 Eylül öncesine dönmeye kadar uza-
madıkça, AKP önümüzdeki dönem- tıldığı politizasyondan korkmuşlardır.
de muhafazakâr çevrelerde de daha Her ne kadar benzer bir korkuyu 2007’de-
çok oy kaybedebilecektir! ki Cumhuriyet Mitingleri sırasında yaşamış-
Bundan AKP karşıtları hemen se- larsa da, Temmuz seçimlerini AKP’nin “açık
vinmesin. AKP kendini toparlamaz ara” almasıyla bu korkudan kurtulmuşlardır.
veya bir parti iktidar alternatifi haline Ama şimdi seçim akşamı sandık başlarında
gelemezse, 2011 seçimlerinde yeni- “nöbet” bekleyen CHP’lilerin görüntüsü,
den koalisyonlara döneriz ve Türkiye AKP’nin düşen oylarıyla birleşerek daha
bir de ‘yönetilebilirlik’ problemiyle köklü ve daha uzun dönemli bir korku ya-
karşılaşır.”** ratmış görünmektedir.
Böylece Taha Akyol, anti-laikçi tutumu- Kitlelerin politizasyonundan korkuyor-
nu, koalisyon hükümetlerine karşı oluşuyla, lar.
koalisyon hükümetleri döneminde ülkenin Onların istedikleri ve kendi varlık koşu-
“yönetilebilirlik” sorunuyla karşı karşıya kal- lu olan apolitik ortam, hem ülkenin istenil-
dığı iddiasıyla tamamlar. Ama “militan laik- diği gibi (Tayyip Erdoğan’ın “padişah” gibi
lik” karşıtlığı sergilerken, diğer yandan olması da dahil) yönetilebilmesi için, hem
AKP’nin oy kaybetmesini “laiklik kavgası... de düzenin sürdürülmesi için olmazsa ol-
gibi ‘yapıştırıcı’lar olma”dığına bağlamakta maz koşuldur. “İdeolojiler öldü” diyerek
da hiç duraksamamıştır. devrimci düşüncelere saldırmayı bir mari-
Açıktır ki, AKP’nin “yapıştırıcı”sı “laiklik fet bellemiş olan bu kişiler, şimdi “‘doktrin’le
kavgası”ysa, AKP’nin 29 Mart seçimlerinde şartlanmış devlet elitlerinden” söz ederek,
kaybettiği oyları geri almasının tek yolu “la- eski güzel günlerin özlemini çekmeye baş-
iklik kavgası”nı sürdürmekten geçer. Ama lamışlardır.
kimin umurunda! Ama aynı kişiler, işlerine geldiğinde hal-
Bir taraf için (“sol”) “militan laiklik anla- kın politikadan uzak duruşunu alabildiğine
yışı”nın yarattığı “kutuplaşmadan” uzak dur- eleştirmekten, hatta eleştirinin ötesine ge-
mayı tavsiye eden, hatta tavsiye etmekten çerek halka hakaret etmekten de hiç kaçın-
öte “emreden” Taha Akyol, öte yandan mazlar.
AKP’ye ters yönde yol göstermeye çalışmak- Tüm bunlar alt alta dizildiğinde ortaya
tadır. çıkan sonuç, bu kişilerin asli işlevlerinin kit-
Korku ortaya çıkmış ve yayılmaya başla- lelerin apolitikleştirilmesi olduğudur. Diğer
mıştır. bir ifadeyle, bu kişilerin görevi, 12 Eylül son-
“Elitist” CHP bağlamında tanımlanan rasındaki depolitizasyonun, kitle pasifikas-
“sol” oylarda meydana gelen “küçük” bir yonunun ideolojik saptırmalarla sürdürül-
yükseliş bile onları korkutmaya yetmiştir. mesini sağlamaktır.
29 Mart seçimleri, sonuçlarından daha
çok, “sol” seçmenin sandık başında sergi-
* Taha Akyol, “Önce laiklik dersi”, Milliyet, 31 Mart lediği tutum nedeniyle alarm zillerinin çal-
2009.
masına yol açmıştır. Oysa seçim gecesi ya-
** Taha Akyol, “AKP nereye”, Milliyet, 1 Nisan
 2009. şanılanlar, politizasyonun olduğu dönemler-
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

le kıyaslanmayacak kadar zayıf, cılız ve yok” havası içinde yapılmıştır ve bir “izzeti
önemsiz “militan” davranıştan başka bir şey nefis” sorunu olarak görülmüştür. Açıktır ki
değildir. İnsanlar Temmuz 2007 seçiminde “gavur İzmir” onurunu korumalıydı. Açıktır
ortaya çıkan “seçim yolsuzlukları”na tepki- ki İstanbul ve Ankara bir şeylere dur deme-
lidirler. Bu tepkileri CHP’nin yerel adayları- liydi. Seçim sonuçları, her ne kadar İstanbul
nın katkısıyla “sandıklara sahip çıkma” şek- ve Ankara belediye başkanlığının el değiş-
linde desteklenince, sonuçta hem seçime tirmesine yol açmamışsa da, oylardaki artış
katılım artmış, hem de sandık başlarında sa- ve İzmir’in “tulum” çıkartması, hangi anla-
bahlanılması ortaya çıkmıştır. yışta ya da partide olursa olsun “sol” seç-
Elbette bunlar, sol kesimin AKP iktidarı menin moralini düzeltmiştir.
döneminde moralman çöktükleri, her se- Bu, politizasyonun başlangıcı olarak da
çim öncesinde yeşeren umutları seçim son- kabul edilebilir. Elbette “sol”un “solu”nun
rasında yitirdikleri bir dönemin arkasından tam anlamıyla işlevsiz ve biçimsiz kaldığı bir
geldiğinden “yeni” ve “önemli” görünebil- zaman diliminde ortaya çıkan bu politizas-
mektedir. Bu bile korku yaratmaya yetmiş- yon eğilimi, “sol”un “solu”nun hanesine ar-
tir. tı puan yazılmasını getirmeyecektir. Tümüy-
Ama bir gerçek de ortadadır. Sol kitle le legalize olmuş, legalizmle her şeyin gül-
apolitik tutumunu terk ettiğinde, seçim dü- lük gülistanlık olacağı düşünülmüş ve genel
zeyinde de olsa bir şeyler yapabileceğini bu apolitik ortama uygun olarak “saf ”laşılmış
seçimlerde açıkça görmüştür. Daha açık ifa- bir “sol”da bu politizasyon bir “umut” gibi
deyle, AKP’nin %8 oy yitirmesi yüzleri gül- görünse de, politizasyonun geleceğini belir-
dürmüş, moralleri düzeltmiş, insanları can- leyecek olan kitle pasifikasyonunun ne yön-
landırmıştır. de sürdürüleceği ve ne düzeyde etkili ola-
Korku, bu durumun giderek genişleme- cağına bağlıdır.
si ve yayılması olasılığındandır. İşte bu nedenle Taha Akyol ve benzerle-
Şimdi ne yapıp yapıp, bu gelişme durdu- ri, kitle politizasyonu korkusuyla, ama kitle
rulmalı, durdurulamadığı yerde “lokalize” pasifikasyonunu yeniden yaratabilecekleri
edilmelidir. Korku sahiplerinin yeni işlevle- umuduyla kaleme sarılmışlardır. Legalist so-
ri de budur. lun ve her türden oportünist-pasifistin çok
Çok bilinen bir “ezber”i yinelersek, “yen- sevdiği sözle, “aman provokasyona gelme-
meye cesareti olmayanların zaferden söz et- yin” denilecek zamandır. Buradaki “provo-
meye hakları yoktur”. Şüphesiz 12 Eylül as- kasyon”, tüm “medya”nın elbirliği ederek,
keri darbesi ve sonrasında genel olarak sol, tüm olanaklarını seferber ederek, sol kitle-
özel olarak devrimci hareket büyük darbe- nin apolitikleştirilmesidir.
ler yemiştir. Ancak 1989 yerel seçimlerinde Ancak şu gerçek de unutulmamalıdır:
SODEP’in birinci parti olması, ardından ge- Sol, tarihin hiç bir döneminde geniş kitlele-
len Zonguldak madenciler yürüyüşü büyük ri kendi öz gücüyle ve kendi özsel faaliyeti
bir hareketlilik ve politizasyon getirmişken, ile politize edememiştir. Sol, her zaman
Sovyetler Birliği’nin dağıtılmışlığı ve bunun kendi dışında gelişen olayların ürünü olan
üzerinden yürütülen propagandalarla daha politizasyon koşullarında mücadeleyi geliş-
uzun dönemli bir “yıkım” dönemine giril- tirme olanağına sahip olmuştur. Ecevit’in
miştir. Bu dönemin en tipik özelliği, “sol”un ünlü “ikinci Kerensky olmayacağım” sözü
ve “sol” kitlenin tümüyle politikadan uzak- de bu gerçeğin sosyal-demokrat zihniyette
laşması olmuştur. yarattığı korkunun ifadesidir.
AKP iktidarına kadar süre giden bu apo- 29 Mart seçimleri önemli sonuçlar do-
litik tutum, “laiklik” temelinde ortaya çıkan ğurmamış gibi gösteriliyor olsa da, belli bir
kaygı ve korkularla karmaşık bir bileşim politizasyonun ortaya çıktığını gösterdiği ke-
oluşturmuştur. Bir yandan apolitik tutum sindir. Şimdi morali belli ölçülerde yüksel-
sürdürülürken, diğer yandan “şeriat” korku- miş, “kişisel bozgun” havasını belli ölçüler-
su karşısında bir şeyler yapılması beklen- de atmış bir kitle mevcuttur. Taha Akyol’ların
miştir. Bu beklentinin odak noktası ise, “me- korkusu, bu kitlenin büyümesi ve militan-
rak etmeyin ordu var” sözünde ifadesini bu- laşmasıdır. Yeni dönem, bir kez daha kitle
lan “laik askeri darbe” beklentisi olmuştur. pasifikasyonunun ideolojik söylemlerle öne
29 Mart seçimleri, “merak etmeyin ordu çıktığı bir dönem olmaya adaydır. 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

Seçim Klasiği II
Solun Halleri

“Sonuçta, solun seçimlere katılma yönündeki ‘taktik çizgisi’, başka zaman-


larda yapamadıkları ajitasyon ve propaganda çalışmaları için uygun bir ortam
bulmak, bu ortam içinde ‘yoldan geçenlerle’ temas kurarak ‘ilişkilerini’ genişlet-
mek ve nihayetinde (bugünkü adıyla) DTP’li adaylara oy verilmesini sağlamak-
tan ibarettir.
Buna rağmen, soldaki ‘inanç ve iman’, ‘seçimlerin bir aldatmaca olduğu’ ko-
nusunda halkta bir bilinç oluşturmaktır. Tüm çalışmalar, nasıl tanımlanmış olur-
sa olsun, her durumda ‘seçimler bir aldatmacadır’la başlayan ve sonuçta ‘se-
çimlerden bir şey çıkmaz’a uzanan bir söylem üzerinde yükselir.
Evet, kendilerini ‘sosyalist’, ‘komünist’, ‘marksist-leninist’ ve hatta ‘maoist’
kabul eden sol, ne kadar legalist, ne kadar reformist, ne kadar pasifist olurlar-
sa olsunlar, her durumda ‘seçimler bir aldatmacadır’ teması çerçevesinde bir
seçim çalışması yürütürler. (Her ne kadar bu çalışmalarda, Latin-Amerika ül-
kelerinde solun ‘seçim zaferleri’ne dayanan bir ‘umut’ öne çıkıyorsa da.)...
Şüphesiz solun ‘teorik olarak’ doğru bu sloganının içeriği, halkın seçim pro-
pagandaları çerçevesinde aldatıldığı, yanıltıldığı, düzen içi çözümlere kanalize
edildiğidir. Ancak bu ‘seçim’ propagandasının içeriği, tümüyle ‘düzen teşhiri’ te-
melinde doldurulduğundan, sonuçta şu ya da bu düzen partisinin eleştirisine
dayanır: CHP’den ‘bir şey çıkmaz’, MHP’nin yükselişi ‘faşizmdir’, DYP-ANAP
birliği ‘Amerikan planı’dır, ‘tümü düzen partileri olduğu için, seçimleri kazansa-
lar bile, hiç bir şey değişmeyecektir’ vs..
Düzenin teşhiri ile düzen partilerinin teşhiri iç içe geçmiştir. Ekonomiden
kültüre, sanayiden tarıma, AB’den ABD’ye kadar pek çok konu, bu çerçevede
‘seçim çalışmaları’nın bir parçası yapılır.
Sonuç, hiçtir.”
[Kurtuluş Cephesi, Sayı: 97, Mayıs-Haziran 2007.]

Söz seçim klasiklerinden açılınca, “sol”- rulur. Bu anlatım ve temas sonucunda, çok-
un “solu”nun “klasik” söylemleri birbiri ar- luk kitleden kimi zaman “bağımsız sosyalist
dına yayın organlarında ve internet sitelerin- adaylara”, kimi zaman HADEP/DTP adayla-
de ortaya çıkmaya başlar. Şüphesiz “sol”un rına oy verilmesi istenir. Eğer kendilerinin
“solu”nun, bir kaç istisna dışında hiç bir za- “yasal parti”leri varsa, “kendi parti adayları-
man (ki bu konuda her türlü “yemin” edi- na” oy verme çağrısı yapılır. İster “kendi
lebilir) seçimleri kazanmak gibi bir beklen- parti”siyle seçime girmiş olsunlar, ister “ba-
tileri olmamıştır. Genel söylem, seçimlerin ğımsız sosyalist aday”larla seçime girmiş ol-
bir “aldatmaca” olduğudur ve “seçim plat- sunlar, her durumda bir “seçim bildirgesi”
formu” da halka bu gerçeği anlatmanın iyi yayınlarlar, afişler bastırırlar, aday tanıtım
bir aracıdır. Bir yandan seçimlerden bir şey toplantıları düzenlerler, “start” alırlar. Bu
çıkmayacağı anlatılır (en azından “teoride” arada “seçim platformu” ya da “seçim blo-
10 ve lafta), diğer yandan da kitleyle temas ku- ku” oluşturmak için bir dizi toplantılar dü-
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

zenlerler. Her toplantıda birileri birilerine ların sayıları sürekli yer değiştirir. Bilinir ki,
muhalefet eder, birileri birilerini destekle- mevcut düzenin mevcut partileri karşısında
mekten söz eder. Sonuçta, “kim kimi isti- “sol”un “solu”nun seçimlerde hiç bir şansı
yorsa ona oy versin” türünden bir “ittifak” yoktur. Ama yine de “umut” bitmez. Fuka-
çıkar. ranın ekmeği gibi, tükenmez. Eskimiş, bir
Bunlar seçim öncesinin “klasik”leridir. kaç seçim geçirmiş “ihtiyarlar”, “bu seçim-
Ancak bu seçim öncesi “klasikler”de ilk sı- den de” bir şey çıkmayacağını, oylarının art-
rayı alan “seçim bildirgeleri”dir. Çokluk bu mayacağını bilirler. Ama “gençler”i yürek-
bildirgeler/bildiriler, seçimlerin bir aldatma- lendirmek gerekir. Yüreklendirici konuşma-
ca olduğuna ilişkin bir ifade içermez. Bu- lar yaparlar. Örneğin, SİP-TKP’sinin dediği
nun yerine insanları kendilerine ve kendi gibi, “29 Mart’ta emeğin sesi her yerde du-
adaylarına oy vermeye çağıran ve seçimden yulacak”tır.
“zaferle” çıkılacağına ilişkin “yüreklendirici” Seçim ortamı biraz da büyülüdür. Ne ka-
sözler yer alır. Örneğin 29 Mart seçimleri ha- dar “ihtiyarlar” seçimden bir şey çıkmaya-
zırlık aşamasında SİP-TKP’si şöyle bir açık- cağını düşünseler de, seçim sath-ı mailinin
lama yapmıştır: “hava”sına girerler. Yapılan açık-kapalı top-
“29 Mart’ta emeğin sesi her yer- lantılar, yoldan geçenlerle yapılan konuşma-
de duyulacak lar, “ev ziyaretleri” bir “umut” havası esti-
TKP bu seçimlerin Türkiye toplu- rir.** “Örgütlü insanlar”ın seçim çalışmala-
munda ve solunu kemiren “CHP rından gelen haberler bu havayı daha da
hastalığı”ndan kurtulmak için bir fır- güçlendirir.
sat olduğu düşüncesiyle, AKP karşıt- Ama seçim yapılır, sandıklar açılır, oylar
lığından en küçük bir ödün verme- sayılır.
den, CHP’nin ipliğini pazara çıkara- Sonuç, hep aynıdır.
cak, 40 yıldır solla ilgisi olmayan bir Yine SİP-TKP’sinin Temmuz 2007 genel
partinin ‘oylar bölünmesin’ diyerek seçimleri sonrasında yaptığı gibi açıklama
emekçilerden, aydınlardan çaldığı yapılır:
enerjiyi sosyalizme, yurtseverliğe, “TKP seçimlere bu sıkıntıları bile-
emekten yana bir mücadeleye aktar- rek ve tam da söz konusu kuşatma-
manın yolunu bulacaktır. TKP bir dü- yı, temsili de olsa, kırmayı hedef ala-
zen partisine, bir devlet partisine, bir rak girmiştir.
anti-komünist partiye, çarşafa dola- Bu hedefin çok uzağında kaldığı-
nan bir gerici partiye destek çıkma- mız açıktır.
nın sorumluluğunu hiçbir yerde Türkiye Komünist Partisi 2002 se-
paylaşmayacaktır.”* çimlerine göre oy sayısını biraz, oy
Böylece bir başka “sol” “klasik” ifadesi- oranını ise ihmal edilebilir bir değer-
ni bulmaktadır: CHP’nin ipliğini pazara çı- de arttırmış, 2004 yerel seçimlerinde-
karmak! ki il genel meclisi oylarında ise hem
Ama ne yazık ki, her seçim sonrasında sayısal hem oransal hafif bir gerile-
bu iplik bir türlü pazara çıkmaz. Seçim ge- me kaydetmiştir. TKP halkımızın ku-
cesi televizyonların başına geçen “sol”un şatılan umudunu özgürleştirememiş,
“solu”, sağ partilerin oyları karşısında “sol seçimlerden emekçi ve yurtsever ha-
partilerin” oylarının ne olduğuna bakar. Her reketin güven tazelemesi sonucunu
ne kadar CHP’nin ipliği pazara çıkarılma- elde edememiştir.
mışsa da, CHP’nin aldığı oylar pür dikkat iz- Ancak TKP seçimlerde yetersiz
lenir. Yüksek olursa (ki son dört seçimdir sonuç aldığında dünyası yıkılacak bir
hiç olmamıştır) moraller yerine gelir; olmaz- parti değildir. Yurtsever Cephe sonuç
sa suratlar asılır. olumlu çıkmayınca emperyalizme
Gel zaman git zaman, bu söylemler, bu karşı emekçilerin mücadelesini ör-
“klasik” replikler yinelenir durur. Her yine-
lenişte bu sözlere inananlar ile inanmayan-
** 29 Mart seçimleri öncesinde eşek sırtında ge-
lerek on bin kişilik miting yapan ve sadece 76 oy alan
* TKP Genel Merkez’in 1 Ocak 2009 tarihli açık- Bingöl bağımsız belediye başkan adayının durumu gi-
laması bi. 11
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

gütlemekte tereddüt geçirecek bir TKP seçimlerin en başarısız parti-


yapı değildir.”* lerindendir hiç kuşkusuz. Her bir oy
Durmak yok, yola devam! çok kıymetli ama toplam olarak bu
Özetle, her seçim dönemi benzer biçim- oylar en küçük bir değer taşımıyor.
de oluşur ve sonuçlanır. 29 Mart seçimlerin- Onca çabadan sonra CHP faktörünün
de de böyle olmuştur. oldukça baskın olduğu büyük kent-
29 Mart seçimleri öncesinde “sol”un “so- lerde Büyükşehir Belediye Başkan
lu”nda kimin kimle ittifak yaptığı vb. konu- adaylarının İl Genel Meclis oylarıyla
lar eski seçimlere göre daha belirsiz oldu- hemen hemen aynı olma garipliğine
ğundan, seçim sonuçları da belirsiz bir ni- TKP imza atmıştır! ‘Kusura bakma-
celik olarak ortaya çıkmıştır. ÖDP şu kadar yın Büyükşehir’de Kılıçdaroğlu’na ve-
oy alırken, EMEP bu kadar, SİP-TKP’si o ka- receğim ama İl Genel Meclisi’nde
dar oy almıştır. Her zaman olduğu gibi, hep- oyum size’ diyen on binlerce kişi
sinin oyları da binde birler ya da ikilerle ifa- kendi gündeme getirdikleri ‘pazarlı-
de edilen oranlarda kalmıştır. Kaçınılmaz ğı’ sonuna kadar götürme iradesi da-
olarak, çekirge örneği, bir sıçranılır, iki sıç- hi göstermemişlerdir. ‘Bizim oyları-
ranılır, üç... sonuç hep aynıdır. mız örgütlü oylar’ solun çok sevdiği
Sonuç aynı olunca da, seçim sonrasın- bir tekerlemedir, bu gariplik nedeniy-
da aynı şeyler söylenir. Ancak bu kez biraz le tekrar etmek durumundayım ama
farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bunun tek nede- bir ekle: Virgülüne kadar örgütlü ol-
ni de, AKP’nin oylarının düşmesidir. sa ne yazar!”***
“29 Mart yerel seçimleri AKP zih- Her ne kadar bunlar SİP-TKP’sinin “bay-
niyetinin yenilebileceğini göstermiş- kuş”unun sözleriyse de, Gorbaçov’la “genç-
tir. Seçimler, Türkiye’nin yakın gele- leşen” SBKP gibi “gençleşen” SİP-TKP’sinin
ceğine ilişkin yeni bir sayfa açacak “ihtiyarlar”ının emeklilik sözleri olarak da
önemde sonuçlar doğurmuştur... değerlendirilebilir. Ancak bazı gerçekleri
TKP bu seçimlerde ‘Durdurun’ “gençler”inden gizleyemeyecek hale geldik-
çağrısının adresi olarak öne çıkma- leri de açıktır:
mış, genel olarak aldığı oylar itibariy- “TKP, şimdiye dek katıldığı seçim-
le başarısız olmuştur. lerde almış olduğu oylarla somutla-
Bu ‘ara sonuç’, AKP hükümetinin nan toplumsal ölçek ile bu ülkede
geriletilmesi ve sözünü ettiğimiz tu- sosyalizm mücadelesinin daha ileri
zaklara karşı önlem geliştirilmesi için mevzilere taşınamayacağını görmek-
TKP’nin sorumluluğunu arttırmakta- tedir. Bu bağlamda yakın dönemde
dır.”** bu ölçekteki marjinal değişimlerin
Ama AKP’nin oyları düştüğünden “AKP değil emekçi kitleler tarafından cid-
zihniyetinin yenilebileceği” görüldüğünden, diye alınacak çapta bir büyümenin
yine de “yüreklenmek” ve “umudu büyüt- anlamlı olduğu görülmektedir.
mek” için nedenler vardır, yoksa da uydu- TKP bu görevin altından kalkmak
rulur. Aynı şekilde “başarısızlığın” da ne- için, bizzat kendi bünyesinde ve ça-
denleri vardır, yoksa o da uydurulur: lışma tarzında köklü düzeltme ve dü-
“... seçimlerin ortaya çıkardığı tab- zenlemeler yapması gerektiğini gör-
lo, bölgesel gelişmeler ve ekonomik mektedir. TKP siyasal çalışmalarını
krizle birleştiğinde önümüzdeki dö- geniş halk kitlelerini aydınlatmak ve
nem ‘kazanmaya’ dönük kıyasıya bir örgütsel gücünü en kısa vadede bir
mücadelenin başlayacağını gösteri- kaç kat arttırmak hedefiyle yeniden
yor. Oylara bakarak solun peşin pe- planlayacak ve hızlandıracaktır.”**
şin bu mücadelede havlu atması ge- **
rektiğini düşünenler olabilir. Oysa sol Böylece “seçimlerde yetersiz sonuç al-
zamanı iyi kullanırsa devreye girebil- dığında dünyası yıkılacak bir parti” olmayan
me şansını hâlâ koruyor... SİP-TKP’si “yeni” bir “atılım”a hazırlandığı

* TKP Siyasi Komite, 23 Temmuz 2007. *** Kemal Okuyan, “Sol”, 30 Mart 2009.
12 ** TKP Siyasi Büro, 30 Mart 2009. **** TKP Siyasi Büro, 30 Mart 2009.
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

mesajını da verir. Yine SİP-TKP’sinin “bay- meye aracılık etmiştir. ÖDP’nin Temmuz
kuş”u bu “atılım”ın ip uçlarını verir: 2007 seçimleri sonrasında yaşadığı “bay
“Şimdi, özellikle büyük kentler- başkan” muhalefeti, bu muhalefet karşısın-
de ‘tek tek sayılabilir’ seçmenin dı- da neredeyse eski DY olmaya bile niyetle-
şında oy alamayan bir parti olarak ra- nen “ihtiyarlar”ın direnişi ve Pirus zaferle-
dikal kararlar verme zamanıdır. Siya- rinde olduğu gibi, legalist soldaki dağılma
si doğrultu, hedefler açısından değil, ve ayrışma belirgin durumdadır. Temmuz
çalışma tarzı ve örgütsel varlık açısın- 2007 seçimlerinin yarattığı “bozgun” hava-
dan... sı, bu süreci daha da hızlandırmıştır. SİP-
Halkı sürekli mücadeleye çağıran TKP’sinin “radikal” kararlar alacağına iliş-
bir çalışma tarzının başarılı olamaya- kin söylemi de aynı sürecin ürünüdür.
cağı görülmüştür. Emekçilerle birlik- Bugünden şunu kesin olarak söyleyebi-
te devinen, onlarla birlikte üreten liriz ki, bu türden “açılımlar”ın, “radikal
ve onlarla birlikte çoğalan bir aydın- kararlar”ın, sadece bozulan moralleri, kü-
lanma misyonerliği Türkiye solunun çülen umutları diriltmeyi amaçlamaktan
fizik gücünü katlayacak, devrimci bir öte hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Ama
sıçrama için ona asgari nicel büyük- “ezberler”in bozulduğu gerçektir. Artık es-
lüğü sağlayacak tek konumlanıştır. Bu- ki söylemlerle bir şeyleri var etmelerinin
nun için sıkıştırılmış bir zaman dili- olanaksız olduğu noktaya gelmişlerdir.
minde geçici örgütsel ve siyasal tarz- 29 Mart seçimlerinde AKP’nin %8 oy
larla hareket etmek gerekecektir. Yıl- kaybetmesiyle ortaya çıkan “olumlu hava”,
lardan değil, aylardan söz ediyo- bu legalist sefaleti ister istemez yeni “açı-
ruz.”* lımlar”a yöneltecektir. Seçimlerde CHP’nin
İşte bu 29 Mart seçimlerinin “sol”un “ipliği pazara” çıkartılamadıysa da, legalist
“solu”nda ortaya çıkardığı ilk oportünist solun ipleri oldukça gerilmiş durumdadır.
“klasik dışı” sonuçtur. “Klasik” olmayışı, tü- Elbette bundan da bir şey çıkmayacak-
müyle oportünist oluşundan kaynaklanır. tır. Legalist solun sefaleti ve rezaleti ne ka-
“Yıllardan değil, aylardan söz edilen” bir dar açık olursa olsun, legalizmle şekillen-
“radikal” değişim ve dönüşümden söz edil- miş ve legalizmin ortamından beslenmiş
mektedir. Adı da konulmuştur: “emekçiler- zihniyetler varlığını sürdürmeye devam
le birlikte devinen, onlarla birlikte üreten edecektir. Bu devam ettiği sürece de, lega-
ve onlarla birlikte çoğalan bir aydınlanma list solun oportünist “şef ”lerinin umutları
misyonerliği”! da tükenmeyecektir.
Artık bu “misyonerlik” nasıl bir şey ola- Tüm bu “klasik” ve “klasik-dışı” durum-
caktır, yenilir-içilir bir şey midir, bir süre lardan sonra, eski bir “ezberimiz”i yinele-
sonra görülmeye başlayacaktır. Ama “satır mekte yarar vardır:
araları”na sıkıştırılmış olan “mesaj”, “örgüt- “Bilinçli ya da bilinçsiz bunları
lü insanlar”ın “emekçiler”e gönderileceği, destekleyen tüm devrimci, ilerici ve
yani Laz İsmail TKP’sinin “1974 atılımı” sı- yurtsever insanların bu tablo karşısın-
rasında yapılan burjuva gençleri “fabrika- da kendi kendilerine sormaları gere-
lar”da çalışmaya gönderecekleri şeklinde- ken tek soru şudur: Burjuvazinin
dir. oyun kurallarına bağlı kalarak, “don-
Elbette “sol”un “solu”ndan birilerinin durmam gaymak”lı propagandalar
böylesine bir “radikal” karar alması, 29 yaparak düzeni değiştirebileceğinize
Mart seçimlerinin bir sonucu değildir. 29 hala inanıyor musunuz?
Mart seçimleri, 2006’dan bugüne kadar İnanmıyorsanız, size bir çift sözü-
“sol”un “solu”nda, legalist solda ortaya çı- müz var: Gelin! Şimdi devrimcilik
kan ayrışma ve dağılmaya bir tanım getir- yapma zamanıdır!”**

** Kurtuluş Cephesi, Sayı: 98, Temmuz-Ağustos


* Kemal Okuyan, “Sol”, 30 Mart 2009. 2007. 13
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

Züğürt Tesellisi

Bu yazının başlığı, belki de “Seçim Kla- Mazgirt


siği III” olmalıydı. Çünkü binde bir-iki oy al- Toplam Seçmen : 1.293
mış legalist “sol”un iki “büyük” partisi ÖDP Geçerli Oy: 971
ve EMEP, üç belde* ve iki ilçede kazandık- Toplam Oy %
ları belediye başkanlıklarını öne çıkartarak, EMEP 328 33,8
29 Mart seçiminin neredeyse en başarılı par- DTP 307 31,6
tileri gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. An- CHP 242 24,9
cak legalist solu bilen ya da içinde yer alan- AKP 79 8,1
ların bildiği gibi, bu beş belde ve ilçe bele- Bağımsız 14 1,4
diye başkanlığı sözcüğün tam anlamıyla bir SP 1 0,1
“züğürt tesellisi”nden öte bir anlam ifade et- Samandağ
Toplam seçmen: 28.147
memektedir.
Geçerli oy: 21.290
Yine de “diplomatik nezaket” kuralları
ÖDP 7.266 34,2
çerçevesinde ve “demokrasi terbiyesi al-
CHP 6.859 32,2
mış”ların söylemiyle, bu üç belde ve iki il-
DSP 4.097 19,2
çe belediye başkanlığının “sol partiler” ta- AKP 2.883 13,5
rafından kazanılması karşısında, öncelikle SP 98 0,4
“tebrik” etmekle söze başlamamız gerekir- Darende/Ağılbaşı
di. Tıpkı “ellerim böyle boş, boş mu kala- Toplam seçmen: 1.187
caktı” şarkısını söylemekten başka çaresi Geçerli oy: 939
kalmamış olan SİP-TKP’sinin “Sol haber ÖDP 380 40,5
portalı”nda yazıldığı gibi: CHP 372 39,6
“Sola ilişkin seçim değerlendir- DSP 179 19,0
mesinde yapılacak ilk iş dostlarımızı, SP 7 0,8
EMEP ve ÖDP’lileri kazandıkları bel- MHP 1 0,1
de ve ilçe belediyelerinden ötürü teb- Kırıkkale/Hasandede
rik etmek olmalıdır. Çok sınırlı da ol- Toplam seçmen: 1.571
Geçerli oy: 1.334
sa ülkemizin belli noktalarında solun
ÖDP 477 35,8
1980-öncesi birikiminin onurlu insan-
DSP 355 26,6
MHP 285 21,4
* ÖDP’nin kazandığı üç belde, Samandağ’ın Ak-
nehir, Kırıkkale’nin Hasandede ve Malatya’nın Ağılba- CHP 209 15,7
14 şı beldeleridir. AKP 8 0,6
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

lar tarafından korunduğunu görmek, ÖDP’nin 2007 seçimlerinde ülke ge-


bilmek önemlidir. Böyle noktaların nelinde aldığı oy 52.055 iken 2009 ye-
varlığı, karanlığın bu denli derin his- rel seçimlerinde 438 merkezde seçi-
sedildiği bir atmosferde umut kayna- me katılarak aldığı oy 62.614’dür.”
ğı olmaktadır.”** EMEP henüz kendilerine ilişkin bir açık-
 Gerçi biz, gerek böylesi bir “demokrasi lamada bulunmamıştır. Bu açıdan onların
terbiyesi” sahibi olmadığımızdan, gerekse kendilerini ne kadar başarılı bulup bulma-
bu türden bir “umut kaynağı”na gereksin- dıkları belirsizdir.
me duymadığımızdan, “tebrik” etmek yeri- Bu ve benzeri “züğürt tesellisi” babından
ne, sergilenen “züğürt tesellisi”ni yermekle sözler, elbette psikoloji alanına giren bir ol-
yetinmek durumundayız. gu oluşturmaktadır. Amacımız, “züğürt
Evet, 29 Mart seçimleri öncesinde ÖDP, tesellisi”nin psikolojik tahlilini yapmak ol-
EMEP, SİP-TKP her ne kadar “ittifak” yapı- madığı için (ve de “haddimiz” olmayacağın-
yormuş gibi yapıp, yapmamış gibi yaptıkla- dan) bunu yapmayı kendilerine bırakmayı
rından, hemen her yerde kendi adaylarıyla daha uygun görüyoruz.
seçimlere katılmışlardır. Sonuçta ÖDP, ilk Yine de SİP/TKP’linin söylediği gibi “teb-
gelen sonuçlara göre, 2004 yerel seçimle- rik edilen” bir sonuç vardır. Ve bu sonuç Bir-
rinde kazandıkları Hopa’yı kaybederken, gün gazetesinde “şimdi sol belediyecilik za-
Hatay’ın Samandağ ilçesini kazanarak kay- manı” başlığıyla birinci sayfadan verilmiştir.
bını telafi etmiştir. EMEP ise, Tunceli’nin Üç belde ve iki ilçede (ki EMEP bir açıkla-
Mazgirt ilçesi belediye başkanlığını kazana- ma yapmadığı için bunun dışında da tutu-
rak, bir “ilki” başarırken, artık “belediye baş- labilir) “sol belediyecilik” örnekleri sergile-
kanlığına sahip olan parti” unvanını kazan- nerek, “yerelden genele iktidar” yolu açıla-
mıştır. caktır!
ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu bu Her ne kadar 29 Mart seçimleri yerel se-
“gelişmeyi” şöyle yorumlamıştır: çimler olmaktan çok genel siyasal bir seçim
“ÖDP 1999’da iki belde, 2004’de olmuşsa da, “sol”, legalist “sol”, seçim ön-
bir ilçe, bir belde kazanmıştı. Bu an- cesindeki tüm zamanını, ya oy toplamakla
lamda 2009’da bir ilçe, üç belde ka- ya da “sol/alternatif yerel yönetim” konu-
zanarak ÖDP’li belediyelerin sayısını sunda sempozyum vb. düzenlemekle geçir-
arttırdık. Ama pilot çalışmalar yaptı- miştir. Ülkenin içinde bulunduğu siyasal ge-
ğımız yerlerde istediğimiz sonucu al- lişmelerden uzak, sadece “yerel yönetim”
dığımızı söyleyemem.” konusuna “odaklanmış” “sol”un “yerel yö-
Böylece ÖDP, “istedikleri sonucu” ala- netim politikası” da, Fatsa örneğine yapılan
mamış da olsa “belediyelerin sayısını artır- göndermeler, DTP’li belediyelerin “başarı-
ma” başarısını göstermiştir! Hatta ÖDP Ge- sızlığı”, “halk meclisleri” gibi konuların üze-
nel Başkan yardımcısına göre “umudu” bü- rine inşa edilmiştir.
yüteceklerdir ve İl Genel Meclisi seçimlerin- Kimi çevreler kendi yerel yönetim anla-
de aldıkları oyları bunun kanıtı olarak gös- yışını “sosyalist” olarak adlandırılırken, ki-
terir: mileri “sol”, kimileri de “halkçı” sıfatlarıyla
“ÖDP açısından bilinmesi önem- tanımlarlar. Ancak hepsinin ortak özelliği,
li bir nokta da ÖDP’nin İl Genel Mec- yerelden genele “iktidar” olma hesabıdır.
lisi seçimlerinde aldığı oydur. ÖDP, 29 1980 öncesindeki Fatsa örneğinden yola çı-
Mart İl Genel Meclisi seçimlerine bü- kan tüm “model”ler, yerel yönetimlerde ik-
tün Türkiye çapında katılmamıştır. tidar kurmayı hedeflemiştir. Diğer bir ifadey-
Yani 957 seçim çevresinden 438 mer- le, kazanılacak belediye başkanlıklarıyla “al-
kezde İl Genel Meclisi seçimlerine ternatif iktidar organları” oluşturulacak, hal-
katılmıştır. İstatiksel ve politik anlam- kın “öz savunma birlikleri” kurulacak, 1980
da çok önemli bir veri sunmamakla öncesinin DY söylemiyle “halk iktidarının
birlikte ÖDP oyları 2007 seçimlerine nüveleri” oluşturulacaktır! Gerçi bu söylem-
göre, bu eksikliğe rağmen, artmıştır. ler 1980 öncesinden alınma sözler olsa da,
o dönemde gelişen silahlı devrimci müca-
** Galip Munzam, “Sol haber portalı”, 1 Nisan deleyi görmezlikten gelinerek yapılmakta-
2009.  dır. Bir “halkevci aday” yerel yönetimlere 15
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

ilişkin “siyaseti” şöyle ifade etmektedir: demokrattır:


“İşyerimizden ülke yönetimimize, “Sol belediyecilik, yerelin kaynak-
kültürel üretimimizden beldemizin larını, kamu/halk yararına harekete
yönetimine dek hayatımızın her ala- geçirerek ve örgütleyerek, sosyal re-
nında tek söz ve karar sahibi haline fahı arttırma yönünde çalışmalar yap-
gelebilmemiz, halkın çıkarları olan mak olmalıdır. Kent yoksullarını, ken-
politikaları ortaklaşa belirleyebilecek dilerine uzanacak bir yardım elini
yönetim organlarını oluşturmamız- bekleme psikolojik travmasından
dan geçiyor... belde yönetiminde hal- kurtarıp, kendi geçimini sağlayacak
kın çıkarlarını temsil eden bir yöne- iş imkânlarını onlara sunulmalıdır.
tim organı, her şeyden önce şimdiye Sol belediyecilik anlayışı, belediye
dek beldeye egemen olan toplumsal çalışmalarına katılımcılığı sağlamanın
ilişkilere karşı bir müdahale aracı yanı sıra yerel kaynakları harekete
olacaktır. Bu yerel iktidar kurumları, geçiren bir tutum içinde de olmalıdır.
halk tarafından üretilen tüm değerler Sol belediyecilik, ayrıca, ‘herkese hiz-
ve beldenin kamusal varlıklarının hal- met’ ilkesini hayata geçirerek, sosyo-
kın ortak çıkarları doğrultusunda yö- mekânsal adaletsizlikleri sona erdir-
netilmesinde söz ve karar sahibi ola- melidir. Yine, göç alan kentlerin ke-
cak. Böyle bir yönetim organının te- nar semtlerinde gettolaşma ve varoş-
mel ilkesi ise, bugün çeşitli iktidar or- laşma eğilimlerinin önüne geçilmeli,
ganları arasında dağılmış olan yasa- kentte toplumsal kaynaşma sağlan-
ma, yürütme, yargı, güvenlik vb., fa- malı, hemşerilik kültürü geliştirilme-
aliyetlerin kent halkı tarafından gö- lidir. Farklılıklar, zenginliğe dönüştü-
nüllü biçimde üstlenilmesi ve faali- rülmelidir.” (Birgün, 24 Şubat 2009.)
yetlerin tümünün doğrudan deneti- Böylesine “modeller” ve “programlar”la
me açık olmasıdır.” 29 Mart gününe gelinmiştir. Sonuç ise, orta-
Böylesine büyük büyük sözlere karşı söy- dadır. Bunun karşısında “umudu büyütmek”
lenecek fazla bir şey de yoktur. Amiyane de- ya da “diri tutmak”tan başka çare de yok-
yimle, altı-üstü belediyeden söz edilmekte- tur! Bunun gereği de, gerektiği biçimde söy-
dir, ama öyle söz edilmektedir ki, bu bele- lenmektedir.
diye “yasama, yürütme, yargı, güvenlik vb. Sonuç olarak, “hayırlı olsun” demekten
faaliyetlerini” üstlenecektir! başka çare yokmuş gibi görünüyor. Ama
Seçim öncesinde böylesine büyük söz- Che’nin sözleri anımsandığında, şu soru so-
lerin edildiği belediyelerden üç belde ve bir rulmadan edilemiyor: İnsanlar enerjisini ne-
ilçe belediyesini kazanan ÖDP’nin “şimdi den hep böyle boşuna harcıyor?
sol belediyecilik zamanı” demesini de ya- Ve Che, Latin-Amerika somutunda şöy-
dırgamamak gerekir. le yanıtlar:
Elbette “sol”daki yerel yönetim “sorun- “Bunun tek nedeni var: Bazı Ame-
salı” bunlarla bitmez. Daha enternasyona- rika ülkelerinde ilerici güçler taktik
list olanlar da vardır. Bunlar için “model”, hedefler ile stratejik hedefleri kor-
Arjantin’de, Meksika’da, Kolombiya’da, Bre- kunç bir şekilde birbirine karıştırıyor-
zilya’da bolcasından ve çokcasından vardır. lar, küçük taktik sorunlarda büyük
Yapılması gereken tek şey, bunlardan birisi- stratejik hedefler görmek istemişler-
ni seçip uygulamaktan ibarettir! dir. Bu önemsiz saldırı mevzilerini ve
Biraz daha ülke gerçeklerine yakın du- elde edilen küçük kazançları, sınıf
ran “sol belediyecilik” anlayışı ise, her ne düşmanının temel hedefleri olarak
kadar savunan ÖDP’li de olsa daha sosyal- göstermeyi bilen gericiliğin akıllıca
davrandığını kabul etmeliyiz.”

16
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

30 MART 1972
KIZILDERE

HÜDAİ ARIKAN
MAHİR ÇAYAN 1946 Çivril
1946 Samsun

AHMET ATASOY
SABAHATTİN KURT 1946 Ünye
1949 Gevaş

SAFFET ALP SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU


1949 Kayseri 1949 Şarkışla

CİHAN ALPTEKİN ERTAN SARUHAN


1947 Ardeşen 1942 Fatsa

ÖMER AYNA NİHAT YILMAZ


1952 Dicle 1937 Fatsa 17
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

ÖMÜR
KARAMOLLAOĞLU
30 OCAK 1955/AKÇADAĞ
24 MART 1977/ANKARA

1955 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesinde doğdu. 1971 yılında Ankara


Abidinpaşa Lisesi’nde okurken devrimci mücadeleye bir sempatizan olarak
katıldı. 1974-75 döneminde SBF-BYYO’da yüksek öğrenim gençliğinin akade-
mik-demokratik mücadelesinde aktif olarak yer aldı. 12 Mart sonrası ilk öğ-
renci derneklerinden olan SBF-BYYO Öğrenci Derneği’nin kuruluş çalışmala-
rına katıldı. Aynı dönemde AST’da oyuncu olarak da çalışan Ömür yoldaş, M.
Gorki’nin “Ana” ve B. Brecht’in “Carrar Ana’nın Tüfekleri” oyunlarının sergi-
lenmesinde yer aldı. 1975 başından itibaren THKP-C/HDÖ üyesi olarak pro-
fesyonel devrimci yaşamına başladı. İlk görevi Ankara’daki legal kadroların
sorumluluğunu üstlenmek oldu. Beylerderesi’nden sonra Ankara Bölge
Komitesi’nde yer aldı. 1976-Haziran Kararı’ndan sonra Güney Anadolu ve Ha-
tay bölgesinde kadroların politik eğitimleriyle görevlendirildi. Aynı yılın Aralık
ayında THKP-C/HDÖ-Ankara Bölge Yöneticiliği’ne atandı. 1977 yılında THKP-
C/HDÖ’nün yeniden Öncü Savaşına başlamasıyla birlikte gerçekleştirilen “26
Ocak Harekâtı”nda yönetici olarak yer aldı. 1977 Şubat’ında Genel Komite
üyeliğine getirildi. Ankara ve Karadeniz Bölgelerinin Merkez Yöneticisi olarak
şehir ve kır gerillasının stratejik örgütlenmesiyle görevlendirildi. “19 Şubat
Harekâtı”nın düzenlenmesinde görev aldı.
18 “30 Mart Harekâtı”nın ilk günü, 24 Mart 1977’de, Ankara’da şehit düştü.
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

MEHMET YILDIRIM
1957 Tokat doğumlu ve küçük-köylü bir ailenin çocuğudur. İlkokulu bitir-
dikten sonra, İstanbul’a gelerek, küçük işyerlerinde ve krom kaplama ustası
olarak, çeşitli fabrikalarda çalışmıştır. Fabrika işçiliği döneminde sendikal fa-
aliyetlere katılmış ve bu faaliyetler çerçevesinde Devrimci Sağlık-İş sendika-
sında çalışmalarını sürdürmüştür. Bu çalışmaları sırasında örgütle ilişkiye geç-
miş ve 1978’de sendikal çalışmada örgüt üyesi olarak yer almıştır. 1978 son-
larında profesyonel kadro olarak Bakırköy çevresinde örgütsel çalışmalara
katılmış ve Şubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuştur. 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.

NİHAT KURBAN
1958 Kars doğumlu olup, lise yıllarında Kars’ta THKP-C sempatizanı ola-
rak devrimci mücadeleyle tanışmıştır. 1977 içinde örgütsel ilişki içine girmiş
ve aynı yıl içinde örgüt üyesi olmuştur. İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi ol-
makla birlikte zamanının büyük bir kısmını Kars’taki örgütsel çalışmalarda
geçirmiştir. 1979 yılında bir silahlı çatışmada yaralanması üzerine, bir süre ör-
gütsel çalışmaların dışında kalmışsa da, 1980 ortalarında Kars il yöneticisi ola-
rak atanmıştır. Şubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuş ve 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.

CEMALETTİN DÜVENCİ
1956 Tekirdağ doğumlu olan yoldaş, küçük-köylü bir ailenin oğludur. Ai-
lesinin İstanbul’a taşınmasından sonra, işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Dev-
rimci mücadeleyle ilişkisi, Bakırköy çevresindeki dernekler düzeyinde başla-
mış ve Halkevleri’nde faaliyet sürdürmüştür. 1976’dan itibaren örgütsel ilişki-
ye girmiş ve 1977-78 döneminde Bakırköy çevresinde örgüt üyesi olarak ça-
lışmıştır. 1978 sonrasında profeyonel kadro olarak çalışmıştır. 1980 Nisan ope-
rasyonundan sonra, İstanbul bölgesinin yeniden düzenlenmesinde görev al-
mış ve pragmatik ve sağ-ekonomist sapmaya karşı mücadelede etkin bir rol
üstlenmiştir. Şubat 1981’de, pragmatik sapma içindeki unsurların ihracından
sonra Genel Komite üyesi olmuştur. 15 Mart 1981 günü, Bahçelievler’deki ör-
güt evinin düşman güçlerince kuşatılması üzerine, diğer üç yoldaşıyla birlik-
te silahlı çatışmaya girişmiş ve dört saatlik çatışma sonucunda, diğer üç yol-
daşıyla birlikte şehit düşmüştür.

SÜLEYMAN AYDEMİR
1957 Denizli doğumlu olup, Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne
girdikten sonra, devrimci mücadeleyle tanışmıştır. 1978 sonuna kadar öğren-
ci çevresinde etkili olan DY ilişkileri içinde faaliyette bulunmuş ve DY’ye kar-
şı, aktivizm sloganıyla ortaya çıkan DS ile kısa bir süre ilişkisi olmuştur. DS’nin
öz olarak DY’den farksız olduğunu kendi öz deneyimiyle gören Süleyman yol-
daş, 1979 ortalarında Adana bölgesinde örgüt üyesi olmuş ve 1980’de profes-
yonel kadro olarak çalışmaya başlamıştır. 12 Eylül 1980 tarihinde ihbarcı tu-
tum ve davranışlarından, her türlü uyarıya rağmen vazgeçmeyen bir kişinin
cezalandırılması eylemine katılmış ve eylem sonrası Serdar Soyergin’le bir-
likte düşmanın askeri birlikleri ile giriştiği çatışmada bir yüzbaşıyı öldürmüş-
tür. Bu olaydan sonra İstanbul bölgesinde görevlendirilmiş ve 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.
19
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

Seçim bitti!
Türkiye Bir An Önce
Gerçek Gündemine
Odaklanmalıdır!

“Yerel seçimlere gereğinden fazla önem verildi. Türkiye’nin yarından sonra


önündeki temel gündem maddelerini çok hızlı bir şekilde değiştirip harekete
geçmesi gerekiyor.” SetBir (Türkiye Süt Et Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Bir-
liği) Başkanı Erdal Bahçıvan

“Artık hep beraber 29 Mart’ı geride bırakıp gelecek için çalışmalıyız.


Türkiye’nin, seçim havasından çıkıp, ekonomik krize karşı yangın söndürücü
tedbirlere devam ederken, orta ve uzun vadeli kalıcı önlemler alması gerek-
mektedir.” Güler Sabancı

“Artık seçimler bittiğine göre önümüze, işimize bakalım. Türkiye’yi uçura-


lım.” Zorlu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu

“İktidarı ve muhalefetiyle tüm Türkiye, seçim tartışmalarını bir yana bırakıp,


krizin açtığı yaraların sarılması için ekonomiye odaklanmalı.” İHKİB (İstanbul
Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği) Başkanı Hikmet Tanrıverdi

“Yerel seçimlerin yarattığı siyasi dalgalanmaların artık geride bırakılarak,


Türkiye’nin bir an önce gerçek gündemine odaklanması elzemdir.” TÜSİAD

29 Mart yerel seçimleri bitti. Tartışmalar, racak olan önlemlerin hükümet tarafından
atışmalar, gerilimler, zıtlaşmalar, kutuplaş- alınmasıdır.
tırmalar, hakaretler, küfürler arasında geçen Tayyip Erdoğan’ın “hamdolsun”la başla-
seçim dönemi bitti. Bunlar geride kaldı. yıp, “bizi teğet geçecek” dediği kriz, olanca
Şimdi ülkenin “gerçek gündemine” dönme hız ve bereketiyle dünya ve ülkemiz insan-
zamanıdır! larının boğazını sıkmayı sürdürürken, ya kri-
Evet, genel olarak AKP yandaşı “medya” zin “teğet” geçmediğine ilişkin tartışmalar
ve köşe yazarları ile her türden ve cinsten yapılmakta (ve elbette buna ilişkin veriler)
şirketler ve sermaye sahiplerinin oluşturdu- ya da “IMF ile anlaşma yapılsın”la özetlene-
ğu koronun 30 Mart günü söyledikleri şarkı- bilecek olan “kriz önlemleri”nden başka
yı bu şekilde özetleyebiliriz. Böylece seçim- şeylerden söz edilmemektedir.
ler unutulmalı, “ülkenin gerçek gündemine Elbette bu çok doğaldır. Ortada “global”
odaklanılmalıdır!” bir kriz vardır ve bu krize karşı bir şeyler
Sözün sahibi TÜSİAD. “Gerçek gündem”- yapması gereken hükümet ve bu hüküme-
den kastedilen, ekonomi, ekonomik kriz ve tin bir başbakanı “kriz bizi teğet geçecek”
20 ekonomik kriz karşısında kendilerini kurta- buyurmuştur. Böylesi bir “boşvermişlik” kar-
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)


TÜİK
Sabit
Cari fiyatlarla Gelişme Gelişme revizyo-
fiyatlarla
GSYH hızı hızı nundan
GSYH
(Milyon TL) % % önceki
(Milyon TL)
veriler
2007/I 187.951 17.4 22.844 8.1 7.6
2007/II* 203.280 10.7 24.581 3.8 4.0
2007/III* 232.257 8.9 27.772 3.2 3.4
2007/IV* 219.691 9.1 26.057 4.2 3.4
2007 Yıllık* 843.178 11.2 101.255 4.7 4.6
2008/I* 215.846 14.8 24.518 7.3 6.7
2008/II* 239.244 17.7 25.258 2.8 1.9
2008/III* 262.905 13.2 28.104 1.2 0.5
2008/IV 232.149 5.7 24.448 -6.2 -6.2
2008 Yıllık 950.144 12.7 102.328 1.1 0.7
* TÜİK, bu dönemlere ilişkin eski verileri “revize” etmiştir.

şısında, ekonomistler ve krizin asli unsuru yapılması zorunludur. Bu, krizin varlığının
olan sermaye, ister istemez krizin “teğet” kanıtlanması tartışmalarının tersine, krizin
geçmediğini göstermeyi birincil iş olarak boyutunu saptamaya yönelik bir belirleme-
görmek durumundadırlar. yi içerir. Bu belirleme de, krizin gelişimini,
Aynı şekilde dışa bağımlı bir ekonomiye etkileyeceği alanları ve bunun sonucu ola-
sahip olan ülkemizde, adı “global” olan, ger- rak “fatura”yı ödeyecek olan halkın ne bo-
çekte emperyalist-kapitalist ülkelerin genel yutta bir fatura ödeyeceğinin saptanmasının
ekonomik bunalımının derinleşmesinden temelini oluşturur.
başka bir şey olmayan krizin boyutları ve or- İster krizin “teğet” geçmediğinin kanıt-
taya çıkartacağı fatura, tümüyle dışa, yani lanması açısından ele alınsın, ister kriz ko-
emperyalizme bağlıdır. Emperyalizmin de şullarında ülke ekonomisinin durumunun
uluslararası finans kuruluşu IMF olduğun- saptanması açısından ele alınsın, ortadaki
dan, krize karşı “önlemler” denildiğinde tek gerçek Türkiye ekonomisinin hızlı ve
IMF’den başka bir şey düşünülmemekte- şiddetli bir biçimde küçüldüğüdür.
dir. Gerçekleri yansıtmayan ve bu nedenle
Dünya ekonomik krizinin derinleşip yay- de güvenilmez olan TÜİK verileri, ister iste-
gınlaştığı Eylül sonrasındaki aylarda krizin mez bu gerçeğin saptanmasında kullanıla-
varlığını kanıtlamak her şeyden daha önem- bilecek tek kaynak durumundadır. Bu ne-
liydi. Krizin varlığının tartışmasız olduğunu denle ekonomik küçülmenin gerçek boyut-
düşünenler açısından ise, “Marks haklı çık- ları tam olarak saptanamasa da, ekonomi-
tı”yla özetlenebilecek bir “tarihsel kanıtla- nin TÜİK’e rağmen küçüldüğü, TÜİK verile-
ma” söylemi egemendi. rinde bile görülebilmektedir.
Ardından halkın krizi hissetmeyişi gün- TÜİK tarafından üçer ay aralıklarla yayın-
deme geldi. Bu da, “kriz bizi teğet geçecek” lanan GSYH verilerine göre, Türkiye ekono-
sözü karşısında yapıldığı gibi, bir kez daha misi 2008’in “son çeyreğinde” %6,2 küçül-
krizin varlığını ve derinliğini gösterme, an- müştür. Yıllık olarak (TÜİK’in revizyon son-
latma, verilerle kanıtlama tartışmalarını yo- rası verisine göre) büyüme oranı 1,1 olmuş-
ğunlaştırdı. sa da, ekonomik krizin asıl olarak Eylül ayın-
Seçimler bitti, bu kez krizin varlığı “tartı- da derinleştiği göz önüne alındığında, ger-
şılmaz gerçek” olarak kabul edilerek, her çek küçülmenin en az 6,2 olduğu kesindir.
şey IMF anlaşmasına odaklandı. 2008’in son üç ayında, yani dünya eko-
Evet, dünya ekonomik krizi, tüm ülkele- nomik krizinin derinleştiği ve yayıldığı dö-
ri etkisi altına almıştır. Dünya çapında kriz- nemde en büyük daralma toptan ve pera-
den etkilenmeyen neredeyse tek bir ülke kende ticarette olmuştur. Bu ticaretteki da-
bile kalmamıştır. Bu açıdan, krizin Türkiye’yi ralma %15,4 olurken, inşaat sektörü %13,4
“teğet” geçip geçmeyeceği değil, ne oran- küçülerek ikinci sırada yer almıştır. İmalat
da etkilediğinin saptanması, durum tahlili sanayindeki daralma ise %10,8 olmuştur. 21
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

İşgücü ve İşsizlik nanse edilmiştir. Kalan bölümü ise,


Aralık 2008 doğrudan “yabancı yatırımcı”nın al-
Genel Kent Kır dığı hazine bonolarından oluşmuş-
İşgücü (bin) 24.009 15.000 9.009 tur.
İstihdam (bin) 20.736 12.694 8.042 Böylece iç ve dış borç stoku 470
İşsiz (bin) 3.274 2.306 967 milyar doların üzerindedir. Bunun
İşsizlik oranı (%) 13,6 15,4 10,7 yaklaşık 285 milyar doları devlet bor-
Tarım dışı işsizlik oranı (%) 17,3 16,0 21,5 cu, kalan özel sektörün dış borcu-
Genç nüfusta işsizlik oranı (%) 25,7 27,1 23,3 dur.
İşte “global kriz” koşullarında
Aynı dönemde ihracat %8,2, ithalat %23 Türkiye ekonomisinin manzara-i umumiye-
düşmüşken, 2009 yılının ilk iki ayında ihra- si budur.
cat %25,4, ithalat %45,4 azalmıştır. Şimdi sorun, bu “manzara” karşısında
2009 yılının ilk iki ayında otomobil üreti- dünya ekonomik krizinin faturasının ne ola-
mi ise, %56 düşerken, ticari araç üretimin- cağıdır.
deki düşüş %71 olmuştur. Açıktır ki, emperyalist ülkelerde başla-
2007’de %10,6 olarak açıklanmış olan iş- yan her ekonomik kriz, kaçınılmaz olarak
sizlik oranları Aralık 2008’de %13,6’ya yük- bağımlı, geri-bıraktırılmış ülkelere ihraç edi-
selmiştir. lir. Krizin asıl faturası, her durumda bu ül-
TÜİK’in verileri bile, dünya ekonomik kelere ödettirilir. İşte bu kriz ihracının temel
krizinin ülkeye nasıl ve ne ölçüde yansıdığı- aracı ise, IMF’dir. Bugün IMF ile anlaşmanın
nı açık biçimde göstermektedir. Tayyip Er- yapılmasına yönelik tüm kamuoyu oluştur-
doğanca sözle, kriz “teğet” geçmemiştir. ma çabaları, aynı zamanda emperyalist ül-
Ancak ekonominin durumu sadece kri- kelerin kendi iç krizlerini ihraç etmeleri için
zin etkileriyle saptanamaz. 1980’lerde “ithal kaçınılmaz olan bir durumu yaratmaya yö-
ikameci sanayileşme”ye karşı “ihracata yö- neliktir.
nelik sanayileşme” söylemiyle başlatılan ye- Ancak “bu kriz”, yıllar boyunca ötelene
ni süreçte, ülke ekonomisi giderek ithalata ve itilene başka bir kriz haline dönüşmüş-
bağımlı hale gelmiştir. Tüm ihracat, ithal tür. Geri-bıraktırılmış ülkeler, yani krizin ih-
edilmiş ürünlerin işlenmesi ya da ambalaj- raç edileceği ve faturasının ödettirileceği ül-
lanmasıyla gerçekleştirilmeye başlanmıştır. keler, bir yandan emperyalist ülkelerin yarı-
Dolayısıyla sürekli cari açık veren ve sürek- mamul mallarının ithalatına dayanan “ihra-
li cari açığı büyüyen bir ülke haline dönü- cata yönelik sanayi”ye sahip kılınırken, di-
şerek, artan oranda iç ve dış borçlanmaya ğer yandan emperyalist tekellerin ucuz iş-
gidilmiştir. Özellikle eski tip dış borçlanma- gücü deposu olarak yeni üretim alanları ol-
ya dayanan cari açığın kapatılması, ekono- muştur. Eylül sonrasındaki bankacılık ala-
minin finanse edilmesi yöntemi yerine, doğ- nındaki iflaslar ve devletleştirilmelerde gö-
rudan iç borçlanma yoluyla cari açığın ka- rüldüğü gibi, kendi ülkesinde iflas noktası-
patılmasına geçilmesiyle, iç borçlanma çığ na gelen ana banka, aynı zamanda geri-bı-
gibi büyümüştür. 2000 yılında 36,4 milyar TL raktırılmış ülkelerdeki bankacılık sektörü-
olan iç borçlanma, 2008 sonu itibariyle altı nün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
mislinden fazla artarak 274,8 milyar TL’ye (Fortis örneğinde olduğu gibi.) Emperyalist
yükselmiştir. Bu iç borcun büyük bölümü, ülkelerde tüketim malları için yeni kredi
özel dış borçlanmayla sağlanan paralarla fi- açılmazken, dolayısıyla da iç tüketim büyük

(Milyar $) 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008


Dış Borç 129.4 144.1 160.9 169.5 207.3 248.9 276.8
Kamu 86.5 95.2 97.1 85.8 87.3 89.3 91.7
Kısa Vade 2.6 4.2 5.1 4.9 4.4 4.5 5.1
Uzun Vade 83.9 91.0 92.0 80.9 82.9 84.8 86.6
Özel 42.9 48.9 63.8 83.7 120.0 159.6 185.1
Kısa Vade 13.8 18.8 27.1 33.4 38.3 38.7 45.6
Uzun Vade 29.1 30.1 36.7 50.3 81.7 120.9 139.5

22 İç Borç (Milyar TL) 149,9 194,4 224,5 244,8 251,5 255,3 274,8
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

ölçüde gerilerken, geri-bıraktırılmış ülkele- için, krizin gelişimini bir yerden sonra ken-
re kredi verilmesi bir çelişki oluşturmakta- diliğindenliğe bırakmışlardır. Şimdilik deği-
dır. Almanya’nın Opel/GM iflası durumu kar- şik geri-bıraktırılmış ülkelerle içeriksiz, çap-
şısında açıkça tavır aldığı gibi, elindeki ola- sız ve anlamsız IMF anlaşmaları imzalattırı-
nakları ya kendi iç pazarında kullanacaktır larak, geleceğe hazırlık yapmakla yetinil-
ya da iç pazarını bir yana bırakarak “global- mektedir.
leşen ekonomi” adı altında dış pazarlara Sonal olarak yapabilecekleri ve yapmak
ağırlık verilmek durumundadır. Almanya, durumunda oldukları şey, geri-bıraktırılmış
bugün için devlet olanaklarını iç pazardan ülkelerin kendi iç kaynaklarını emperyalist
yana kullanmaya karar vermiştir. ülkelerin mal ve hizmetleri için tüketmektir.
IMF’nin ve tüm emperyalist ülke merkez Bu “iç kaynak” ise, halkın zaman içinde
bankalarının bile tanımlayamadıkları ve çö- oluşturduğu bireysel birikimi ve devletin
züm üretemedikleri bu çelişik durum, em- enflasyonist politikalar izleyerek “parasal ge-
peryalist ülkelerin iç pazarları ile dış pazar- nişleme” sağlamasıdır. Bu yolla, emperya-
ları arasında, bir süreliğine de olsa, mutlak list ülke mal ve hizmetlerine daha fazla ta-
bir tercih yapılmasını zorunlu kılmaktadır. lep yaratılacaktır. Kısa vadede artan bu ta-
Emperyalist ülkelerin elindeki kredi ola- lep, geri-bıraktırılmış ülkelerde geçici bir
nakları, ya emperyalist ülkelerdeki tüketimi “rahatlama” yaratacağı için de, kitlelerin
artırmak için kullanılacaktır ya da geri-bırak- tepkilerinin pasifize edilmesine de olanak
tırılmış ülkelere yapılan ihracatı finanse et- sağlayacaktır.
mek için kullanılacaktır. Bunun dışında “tü- Ama sorun şuradadır ki, gerek kişisel bi-
rev araçlar”la kredi olanaklarını artırmak, rikimler, gerek devletlerin uygulayacağı enf-
zaten krizin temel unsuru bu olduğu için lasyonist politikalarla sağlayacakları “para-
olanaksızdır. Emperyalist ülkelerin kriz kar- sal genişlemeler” olağanüstü kısa vadeli et-
şısında kullanabilecekleri devlet olanakları- ki yapacak boyuttadır. Dolayısıyla bu uygu-
nın her birinin, her durumda ülke içi enflas- lama, çok kısa süre içinde anormal bir enf-
yonun yükselmesine yol açacağı da kesin- lasyon ve yoksullaşmayı da beraberinde ge-
dir. “Toksit” olmayan ve “taze” paraya ihti- tirmek durumundadır. Dünya Bankası yo-
yaçları vardır. Bu ise, sadece geri-bıraktırıl- luyla kamuoyuna açıklanan “sosyal patlama
mış ülkelere doğrudan (dış borç) ya da do- beklentisi”nin temelinde de, bu olağanüstü
laylı olarak (yani iç borçlanma aracılığıyla) kısa vadeli uygulamanın yaratacağı sonuç-
verilmiş olan kredilerin tahsil edilmesiyle lara hazırlık yapmak yatmaktadır.
sağlanabilecektir. Ama böyle bir tahsilata Kimi Marksist ekonomistlerin çok sevdi-
kalkışmak, geri-bıraktırılmış ülkelerin ger- ği tanımla 1990’lar sonrasındaki “vahşi ka-
çek anlamda iflas etmeleri demektir. Bu ne- pitalizm”, “vahşi” bir rekabet savaşı döne-
denle de, bu yöntem kesinkes uygulanabi- mine girmiştir. Hiç kimse neyin ne olacağı-
lir yöntem değildir. nı bilmediği gibi, ne yapılacağını da bilme-
Öte yandan geri-bıraktırılmış ülkelere yö- mektedir. Her emperyalist ülke kendi “ge-
nelik ihracat (özellikle ara mallar ihracatı) misini” kurtarmaya hazırlanmaktadır. Bu,
artırılmadığı sürece, aşırı-üretim krizinin emperyalist ülkeler arasındaki çelişkiyi kes-
aşılması da olanaklı değildir. Örneğin em- kinleştireceği gibi, geri-bıraktırılmış ülkele-
peryalist ülkelerdeki otomotiv sektörünün rin kendi kaderlerine terk edilmesini de be-
krizden çıkabilmesinin belirleyicilerinden bi- raberinde getirme dinamiklerine sahiptir.
risi ülke içi otomobil kredilerini artırmak ise, Bizde ise, bir yandan Tayyip Erdoğan ve
ikincisi geri-bıraktırılmış ülkelere otomobil mehteran takımının krizi “teğet” geçirme
ihraç etmektir. Ama böyle bir ihracat, geri- hayalleriyle, diğer yandan TÜSİAD’ın IMF an-
bıraktırılmış ülkelerdeki kendi alt üretim bi- laşmasıyla özel sektör borçlarının güvence-
rimlerinin kapatılmasını zorunlu kılarken, ye alınması çabalarının dışında fazlaca bir
aynı zamanda geri-bıraktırılmış ülkelere da- şey yapılmak durumunda değildir. Emper-
ha fazla ihracat kredisi verilmesini gerekti- yalizme bağımlı ülke olmak, işte böylesi kriz
rir. dönemlerinde açık biçimde görünür olmak-
Emperyalist ülkeler ve emperyalist fi- tadır. Ülkenin kendi iç dinamikleri tümüyle
nans kuruluşları (başta IMF), bu çıkmaz kar- dışa bağımlı ve çarpık olduğundan, kendi iç
şısında ne yapılacağını saptayamadıkları dinamiklerinde herhangi bir “kriz” belirtisi 23
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

görülmese bile, büyük boyutlarda ve derin- tır. Ekonomi daha az iç ve dış borçlanmay-
liğine krize girebilmektedir. Üstelik bu krizi la çevrilebilir hale gelir. Açıktır ki, bu da eko-
durdurma olanağına sahip olunmadığı gibi, nominin küçülmesinin sonucudur ve küçül-
krize karşı yapılabilecek hiç bir şey yoktur. müş ekonominin daha az kaynağa gerek-
Açıktır ki, sadece bu kriz değil, bu ve sinme duymasının ürünüdür.
benzeri başka krizlerden kurtulmanın ve et- İşte kapitalist ekonominin bu ters yön-
kilenmemenin yolu, bağımsız bir ülke ol- deki hareketleri de, halkın aldatılması, kan-
maktan geçmektedir. Bu krizin belki de öğ- dırılması, işlerin düzeldiği sanısına kapılma-
retici olacağı en temel gerçek de, bağımsız sı açısından önemli bir propaganda aracı
olmayan ülkelerin her durumda kendileri- olarak kullanılır. Bu nedenle devrimcilerin
nin sorumlu olmadıkları kriz ve yıkımlarla unutmaması gereken gerçek, kapitalizmin
yüz yüze kalacakları gerçeğidir. ekonomik kriz dönemlerinde halkın yoksul-
Ancak kapitalizmin ekonomik krizlerinin laşması ve ülke ekonomisinin küçülmesi ka-
bir başka gerçeği daha vardır. Bu da, krizin çınılmazsa da, bu yoksullaşma ve küçülme-
ters yönde etkiler yaratacak sonuçlar üret- nin mutlak olmadığı, göreli olduğu gerçeği-
mesidir. Burjuva ekonomistlerin “kriz, fırsat dir.
demektir” diye açıklamaya çalıştıkları bu Bu gerçeği görmezden gelerek, ekono-
ters etki, ekonomik krizin aşılmasının da ze- mik krizi kapitalizmin sürekli ve genel bu-
minini oluşturur. nalımının derinleşmesi olarak algılayarak ya
Aşırı-üretim krizleri, en yalın haliyle mal da sunarak, krizin kapitalizmin “son krizi”
ve hizmetlerin satılamaması, satılamadığı olduğu şeklinde ajitasyona girişmek yanlış-
için para-sermayenin devrini tamamlayama- tır, yanlış olduğu kadar da ters tepen bir si-
ması ve sonuçta bazılarının iflası ile gelişir. lahtır.
Ama bu iflaslar, aynı zamanda henüz iflas Şüphesiz ekonomik krizler, kapitalizmin
etmemiş olanların rakiplerini ortadan kal- sürekli ve genel bunalımının derinleşmesi
dırdığı ve belli mal ve hizmet üretiminin or- yönünde etkide bulunur, ama kendi başla-
tadan kalkmasına yol açtığı için, aynı za- rına devrimci bir durum yaratmazlar. Kapi-
manda piyasalarda bir denge oluşturur. Her talizmin kendi yapısı içinde ekonomik kri-
ne kadar bu denge, bir önceki dönemin al- zin aşılması kesindir. Bunu da, “Kapitalist
tında gerçekleşse de, her durumda kriz dö- üretim, sürekli olarak, kendi niteliğinden ge-
nemine göre piyasalarda bir canlanmaya yol len bu engellerin üstesinden gelmeye çalı-
açar. Öte yandan artan işsizlik, işgücünün şır, ama bunu ancak, bu engelleri tekrar
fiyatının, yani ücretlerin düşmesine yol aça- kendi yoluna ve hem de daha heybetli öl-
rak, kapitalistin üretim maliyetlerinin azal- çekte koyarak becerir.” (Marks) Bu neden-
masına, kâr oranlarının yükselmesine yol le, her ekonomik kriz, bir sonraki krizin bo-
açarak ters yönde etkide bulunur. yutlarını büyütür ve kapitalizm için daha
Benzer durum ülkeler açısından da or- tehlikeli hale getirir. Emperyalist dönemde
taya çıkar. İçinde bulunduğumuz kriz orta- bir olgu vardır ki, kapitalizm bu ekonomik
mında, geri-bıraktırılmış ülkelerin ihracat ve krizlerini üretici güçleri geliştirerek aşamaz.
ithalatlarındaki büyük düşüşler, aynı zaman- Üretici güçlerin gelişimini frenlediği ölçüde
da dış ticaret açığının nicel olarak küçülme- de, sürekli ve genel bunalım sürekli derin-
sine, dolayısıyla da cari açığın azalmasına leşme eğilimi içinde kalır. Geleceği belirle-
neden olur. Cari açıktaki azalma, kaçınılmaz yen de bu eğilimdir.
olarak hazinenin borçlanma ihtiyacını azal-

24
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

“Vurun Kahpeye!”
Seçim Sonuçlarından Vareste
İmamların Yükselişi

12 Mart 2009
MLKP üyesi militanı linçten imam kurtardı
Bursa’nın Kestel ilçesinde, kimlik sorduktan sonra üst araması yapan Po-
lis Memuru İsmail Özbek’i tabanca ile öldüren MLKP üyesi Ender Bulhaz
Aktürk’ün adliyeye çıkartıldığı Kestel’de gergin gece yaşandı. Öfkeli kalabalık
tutuklandıktan sonra adliyenin bahçesinde bekletilen zırhlı araca konulan zan-
lıyı linç etmek istedi.
Havanın kararmasıyla adliye önünde toplananların sayısı 1000’e yaklaştı.
Polis zırhlı araçtan çıkarttığı zanlıyı tekrar adliyeye soktu. Bu sırada adliye
önünde toplanan öfkeli kalabalığı sakinleştirmesi için Kestel Merkez Camii İma-
mı Mustafa Gönül çağrıldı. Şehit için dua ettiren Cami İmamı Gönül, kalabalı-
ğı sakinleştirmek için, “Bu hain, kalleş, kaypak, karaktersiz, orospu çocuğunu
burada bağırmakla büyütmeyelim. Şehitimiz için üç ihlas bir fatiha okuyalım.
Onu ilahi adalete teslim edelim” dedi. Kalabalıkta bulunan bazı kişilerin, “Ho-
cam. Güzel abim, ama sen de saldırdın” demesi dikkat çekti.

28 Mart 2009
Muhsin Yazıcıoğlu’yla birlikte 6 kişiyi taşıyan helikopterin enkazını, camide
anons yapıp, 17 kişilik ekip hazırlayan Döngel köylüleri buldu. Keş Dağı’nın
Kanlıçukur mevkiinde bulunan enkazdakilerin üzerlerinde 2 santim kalınlığın-
da buz tabakası olduğunu söyleyen köylüler de donma tehlikesi geçirdi.

Halide Edip Adıvar’ın ünlü romanı “Vu- ğu’nda gerçek bir birimdir. Hukuki bir
run Kahpeye”, herkesin bildiği gibi, bir Ana- hüviyete sahip olan bir kuruluş olma-
dolu kasabasında yurtsever bir kadın öğret- nın dışında, çok daha ayrımcılı bir şe-
menin, kasabanın imamı (hoca efendi) ile kilde, mahalle insan yaşayışının bir
olan çatışmasını anlatır. Çatışma, imamın alanını ortaya çıkarıyor. Bu alan yal-
kasaba eşrafıyla birleşerek halkı galeyana nız çok kompleks bir alan. Çünkü bu
getirip öğretmeni linç ettirişiyle sonuçlanır. alanda yalnız mahalle yok, mahalle-
Şerif Mardin, bu olayı, “mahalle baskısı” nin içindeki cami var, caminin ima-
kavramıyla birlikte geliştirdiği bir “cumhuri- mı var, imamın okuduğu kitaplar var,
yet öğretmeni” ile “mahalle imamı” arasın- tekke var, tarikat var, külliyeler var,
daki bir çatışma olarak, eski ile yeninin, Os- esnaf var, vs. Mahalle budur...
manlı toplumsal yapısı ile Cumhuriyet’in Cumhuriyet’te bu strüktür ne ol-
toplumsal yapısının çatışması olarak tanım- du? Bu strüktür şöyle bir gelişme gös-
lar: terdi. Bu strüktüre bir rakip geldi. Öy-
“Mahalle Osmanlı İmparatorlu- le bir rakip ki, bu yapının karşısında, 25
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

öğretmen, okul, öğrenci, öğrencinin rağmen bu çatışmayı yalnız ve tek başına


kitabı, ondan sonra ve Cumhuriyet’in sürdürdü. Bir yandan kendi çevresini eğitir-
öğretmenle birlikte getirmiş olduğu ken, diğer yandan köylü ve kasabalının ay-
bütün bir inşa var ve bu inşa aslında dınlatılması için çabalarını sürdürdü. Çoğu
mahalle strüktürüne rakip bir inşa. durumda tecrit edildi, yalıtıldı, yalnızlaştırıl-
Şimdi uzun vadede bu inşanın, bu dı. Eşraf, tefeci-tüccar ve imam (hoca) üç-
iki inşanın birbirleriyle rekabetinde, lüsü karşısında, kimi zaman köyden kovul-
bir tanesinin kaybettiğini görüyoruz. du, kimi zaman öğretmenlikten atıldı.
Bunu önceden söylemek mümkün Köy Enstitüsü öğretmenleri ve aynı sü-
değil. Kim kaybetti, öğretmen kaybet- reçte diğer öğretmen yetiştiren kurumlar-
ti. Çok kaybetti mi, hayır çok kaybet- dan mezun olan öğretmenler, yukardan aşa-
medi.” (Şerif Mardin) ğıya doğru geliştirilen, ama temelinde feo-
Cumhuriyet’in ilk öğretmenleri, aynı za- dal sınıflar ile işbirlikçi-tekelci burjuvazinin
manda Cumhuriyet’in ilk aydın kuşağını ittifakına dayanan kapitalizmin gelişim sü-
kapsar. Görevi, feodal kurumların ve ideo- recinde, sol düşüncesine rağmen, nesnel
lojinin etkisi altındaki halkı aydınlatmak, olarak köyün ve kasabaların pazara açılma-
eğitmek, kısacası laik Cumhuriyet’i inşa et- sının, pazar için üretimin gelişmesinin bir
mektir. Bu görevle yetiştirilmiş olan öğret- aracı haline geldi. Ancak sol düşüncelere
menlerin gelişim sürecinde doruk noktası sahip bu öğretmenler, Cumhuriyet’in ilk ku-
Köy Enstitüleri’nin kurulmasıdır. 17 Nisan şağı olarak, özellikle kendi aile ilişkileri için-
1940’da kurulan Köy Enstitüleri’yle birlikte de ve yakın çevresinde yetişen ikinci kuşa-
artık öğretmen, sadece kent ve kasabaların ğın Marksizme yönelmesinde belirleyici un-
değil, aynı zamanda köylerin de aydınlatıl- sur oldu.
ması görevini üstlenecektir. 16-19 Aralık 1969’ta gerçekleşen “TÖS
Tüm feodal kurumların ve ideologlarının boykotu”, bu öğretmen kuşağının yetiştirdi-
(din adamları, imamlar) “allahsız gominist” ği yeni kuşakla birlikte “ancient régime”e
diye saldırdığı Köy Enstitüleri, sonuçta “al- karşı yürüttüğü mücadelenin doruk noktası
lahsız gominist” yetiştirdiği için 1954 yılında oldu.
Demokrat Parti tarafından kapatılmıştır. An- Gelişen ve yükselen devrimci mücade-
cak varolduğu 14 yıl boyunca pek çok öğ- leyi durdurmak için oluşturulan 12 Mart as-
retmen yetiştiren Köy Enstitüleri, “Cumhu- keri rejimi, 1965 sonrasında güçlenen işbir-
riyet öğretmeni”nin sola yönelişinin, Mark- likçi-tekelci burjuvazinin feodal kesimlerle
sizme yönelişinin başlangıcı olmuştur. yenilenmiş ittifakını kurarken, birinci ve ikin-
1950-1970 döneminde, toplam nüfusun ci öğretmen kuşağı tümüyle “solcu” ilan
%70-80’ninin yaşadığı köyler, Köy Enstitüsü edildi. Elrom olayında somut ve bütünsel
mezunu “solcu” öğretmenlerin, hiç bir siya- anlamıyla devletin ülke çapında rehin aldı-
sal ve ekonomik desteğe sahip olmaksızın ğı ilerici ve devrimci insanların çoğunluğu-
feodalizme karşı, feodal ideoloji ve kurum- nu bu öğretmenler oluşturdu. Artık öğret-
lara karşı uzun mücadelesine sahne oldu. men-imam çatışması yeni bir evreye giriyor-
O güne kadar feodal üretim ilişkileri için- du.
de bulunan ve feodal ideolojilerle yönetilen 1970’lerin öğretmeni, devrimci öğret-
köy, “solcu” (“gominist”) öğretmenle birlik- mendi, gelişen devrimci mücadelenin bir
te yeni bir evreye yöneldi. Feodal ilişkilerin parçası haline geldi. 1950-70 dönemindeki
somut varlığını ifade eden toprak ağası (ya öğretmen merkezli anti-feodal mücadele,
da zengin köylü), muhtar ve imam, “anci- tümüyle devrimci mücadelenin parçası ol-
ent régime”in (“eski rejim”) koruyucusu ve du. Böylece köy ve kasabalardaki öğretmen-
sürdürücüsü olarak “solcu” öğretmene kar- imam çatışmasında, öğretmen, devrimci
şı savaş açtılar. Anadolu kasabalarında eş- mücadele yoluyla ülkenin pek çok yerinde
raf, tefeci-tüccar kesimi ile imam ve hoca- mutlak bir zafer kazandı. Zafer kazanılama-
lar, köyde süregiden çatışmanın kasabada- yan yerler ise, MHP’li faşistlerin egemen ol-
ki öncü güçleri olarak, kasabaya gelen öğ- duğu köy ve kasabalar oldu.
retmene dünyayı “zindan” etmek için el bir- Öğretmen, artık “hoca” olmuştu, köy ve
liği yaptılar. kasabalarda sünni imamlar, cami hocaları
26 Köy Enstitülü öğretmen, siyasal iktidara ve alevi dedeleri önemsizleştirilmişti. Bir
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

avuç devrimci, Köy Enstitülü öğretmenlerin köklerinden kopartıldı, yeni, kendi şahsına
öncüsüz, sınıfsız ya da burjuvaziye karşı bur- münhasır, öğretme yeteneğine sahip olma-
juva devrimi yaparcasına bir Jakoben dev- yan bir öğretmenler kuşağı haline dönüştü-
rimcilikle sürdürdüğü uzun ve inatçı müca- rüldü. Bu yeni öğretmen kuşağının en temel
delesinin bir ürünü olarak köy ve kasabala- özelliği, daha çocukluktan itibaren, din
rın denetimini ele geçirdi. adamlarının, imam ve hocaların egemenli-
1975-1980 dönemi, ülke tarihinde feoda- ğini kabul ederek yetişmiş olmalarıdır.
lizme ve yukardan aşağıya doğru geliştirilen Şerif Mardin’in sözüyle, “öğretmen imam
kapitalizme karşı bütünsel bir devrimci mü- karşısında yenilmiştir”, ama bu yenilgi ger-
cadele dönemi oldu. Bu yönüyle, bir taraf- çek öğretmenin gerçek bir savaştaki yenil-
tan öğretmenin imamla olan anti-feodal ide- gisiyle değil, devletin bu öğretmenleri tasfi-
olojik ve toplumsal savaşı, diğer yandan yesi ve imamlara tabi yeni bir öğretmen ku-
yurtsever, anti-emperyalist ulusal savaşı, an- şağını üretmesiyle sağlanmıştır.
ti-emperyalist ve anti-oligarşik bir zemine 1995 genel seçimlerinden Erbakan’ın Re-
oturdu. Artık öğretmenin, yalın bir biçimde fah Partisi’nin %21,3 oyla birinci parti olarak
feodal ideolojilere karşı Cumhuriyet’in ay- çıkması, imamların ilk büyük zaferi oldu.
dınlatmacı faaliyetini yürüten ve nesnel ola- Araya giren 28 Şubat süreci, belli ölçülerde
rak kapitalizmin gelişmesine hizmet eden bu zaferin ertelenmesini getirmişse de, 2002
mücadelesi, kesinkes her iki kesime karşı Kasım seçimlerinde AKP’nin %34,3 oyla bi-
bir mücadeleye dönüşmüştü. rinci olmasıyla birlikte, görece uzun bir za-
Her zaman olduğu gibi, gelişen devrim- fer döneminin başlangıcı oldu.
ci mücadele birleşik bir karşı-devrim dalga- AKP iktidarıyla birlikte, öğretmen-imam
sı yaratmıştır. Köy imamı, tefeci-tüccar ke- çatışması, köy ve kasabalarda imamların ke-
simi, toprak ağaları, toprak burjuvazisi köy sin zaferiyle sonuçlanan yeni bir evreye gir-
ve kasabalarda bu karşı-devrimci bloku di.
oluştururken, MHP ve MSP bu ittifakın siya- Bu evre, burjuva anlamda “aydınlanma”
sal partileri olarak ortaya çıktılar, ama geli- döneminin “solcu öğretmen” ve devrimci
şen devrimci mücadele karşısında etkisiz mücadeleyle sürdürüldüğü evresinin sona
kaldılar. erdiği bir evredir.
Karşı-devrimci ittifakın en büyük gücü Bu evre, eğitim görmüş, eğitim gördüğü
olan ordu harekete geçirildi ve 12 Eylül as- anlamda “aydınlanma” düşüncesine sahip
keri darbesi yapıldı. olması gereken yeni kuşağın tümüyle ima-
12 Eylül askeri darbesi, feodal kalıntılar ma tabi olduğu, imam nikahının bu yeni ku-
ile emperyalizm-işbirlikçi tekelci burjuvazi şak tarafından meşrulaştırıldığı ve neredey-
ikilisinin yeni bir “uzlaşması”nı, “ittifakı”nı se “medeni nikah”tan daha önemli kabul
yaratarak, tüm zamanların hesabını görme- edildiği bir evredir.
ye koyuldu. İmamlar, hacılar, hocalar, bu evrede,
Ve “Cumhuriyet’in öğretmeni”, birinci, 1950-80 döneminde yitirdikleri egemenlik-
ikinci ve üçüncü kuşağıyla birlikte tutuklan- lerini yeniden kazandılar, toplumun “kana-
dı, işkence gördü, 1402 sayılı yasaya uygun at önderleri” haline geldiler, köy ve kasaba-
olarak görevden alındı ve öğretmen olmak- larda tefeci-tüccar sermayesinin desteğinde
tan çıkartıldı. Böylece Şerif Mardin’in tanım- yönetici ve yönlendirici güç oldular. Tarikat-
lamasıyla öğretmen-imam çatışmasında, öğ- lar ve tarikatların kasabalardaki öğrenci
retmenler, öğretmen olma işlevinden soyut- yurtları aracılığıyla bu egemenlik ve yöneti-
lanarak yenilgiye uğratıldı. cilik işlevi genişletildi, AKP iktidarının ola-
12 Eylül dönemi, imamların yeniden es- naklarıyla güçlendirildi.
ki işlevlerine ve egemenliklerine kavuşma- İşte son dönemde pek çok olayda, kimi
larının başlangıcı oldu. zaman “uzlaştırıcı”, kimi zaman “harekete
12 Eylül sadece “Cumhuriyet öğretme- geçirici”, kimi zaman “çatışmacı” güç ola-
ni”ni tasfiye etmekle kalmadı, aynı zaman- rak ortaya çıkan imamlar, böyle bir tarihsel
da eğitim sistemini zorunlu din dersiyle bir- zeminde ortaya çıkmışlardır.
likte değiştirdi ve yeni kuşağın tümüyle bil- Genel olarak sol, özel olarak devrimci
gisiz, amaçsız bir kuşak olarak yetiştirilme- sol, her ne kadar laiklik/şeriatçılık çatışma-
sini sağladı. Böylece yeni öğretmen kuşağı, sını “yapay” bir çatışma olarak algılama ve 27
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

algılatma yönelimi içinde olsa da, ortaya çı- menliğine ve zaferine karşı bilinçli bir karşı
kan “imam egemenliği”nin doğrudan so- duruşun ortaya çıktığını göstermemiştir.
nuçlarını yaşamak durumunda kalmıştır. İmam nikahıyla evlenmiş “solcu” ailelerin
Son olaylar, daha önceki linç girişimlerin- sayısal çokluğu da, imamların henüz top-
den ve faşist-milliyetçi saldırılardan farklı lumsal meşruiyetlerini yitirmediklerinin bir
olarak imamların öne geçtiği, toplumsal göstergesidir.
olaylarda imamların bir güç haline geldiği- Yeni süreç, bir kez daha laiklik/şeriatçı-
nin somut olgularıdırlar. lık eksenindeki çatışmaların sürdüğü bir sü-
29 Mart seçimleri, bir yere kadar imam- reç olurken, aynı zamanda imamların top-
ların bu yükselişine karşı bir tutum ortaya lumsal ve siyasal olaylarda belirleyici oldu-
çıkarmışsa da, henüz imamların bu ege- ğu bir süreç olacaktır.

28
Mart-Nisan 2009 KURTULUŞ CEPHESİ

Hamdolsun!
Bir Nazım Hikmet Akademimiz
Daha Oldu

Daha birkaç ay önce, Aralık 2008’de “nur amacı şöyle ifade edildi:
topu” gibi bir “Nazım Hikmet Marksist Bi- “Her biri ikişer yıllık bir programa
limler Akademisi” sahibi olmuştuk. Kendi- sahip olan edebiyat, müzik, sinema
lerini “marksist leninist komünist” olarak ta- ve sosyal bilimler bölümlerinde eği-
nımlayan bir Enver Hocacı “ekol”ün temsil- tim verecek olan NHA, sanat ve bi-
cileri sayesinde böyle bir “akademik” eği- lim arasında disiplinler üstü bir ilişki
tim olanağına kavuştuğumuzda, bunun açık kurmayı ve kendi alanındaki başarı-
biçimde Gramscici “sivil toplum” anlayışı- larının ötesinde bir aydın kimliği ta-
nın ürünü olduğunu Kurtuluş Cephesi’nin şıyacak sanat ve bilim insanları yetiş-
geçen sayısında ortaya koymaya çalışırken tirmeyi hedefliyor.”
şöyle demiştik: Sözcüğün kendi anlamlandırdıkları hal-
“‘Marksist Bilimler’ Akademisi de- leriyle, “beraber üretmek, beraber çalmak
nilen şey, Gramscici ‘sivil toplumda ve söylemek” için “yola çıkan” yeni akade-
hegemonya kurma’ anlayışının ürü- mi, birincisinden bazı farklılıklara sahip gö-
nü olan ‘eğitsel’ mantığın ürünüdür, rünmektedir.
yani evrimci çalışma tarzının mantı- Her şeyden önce, bu yeni “akademi”,
ki sonucudur. Ve şimdi bir kez daha yukarda da belirttiğimiz gibi, her ne kadar
yanlışlığı defalarca kanıtlanmış olan birincisi gibi “komünist” olmasına “komü-
yanlış bir çalışma tarzının yeni bir nist”se de, başında “marksist leninist”i ol-
versiyonu ortaya çıkartılmıştır. Anla- madığı için sadece “Nazım Hikmet Akade-
şılan bugüne kadar yanlışlığının ka- misi” ünvanına sahip kılınmıştır.
nıtlanmış olması yetmemiştir. Şimdi İkinci olarak, birinci “akademi”, hem
‘olmayana ergi’ yöntemiyle, bir kez “marksist”, hem de “bilimler”e sahip bir
daha bu yanlışlık kanıtlanmaya çalı- “akademi” olurken, ikincisi bu yönü üstü ör-
şılmaktadır.” tük olarak geçiştirmeyi tercih etmiştir.
Bu “marksist leninist komünist” evrimli Üçüncü olarak, birinci “akademi”, öğ-
“akademi”nin “deniz manzaralı lüks kafe- rencilerini (tedrisat yapılacağı için “katılım-
terya” sahibi olmakla ünlü BEKSAV bünye- cılar”a öğrenci demenin bir sakıncası yok-
sinde kurulduğunun ilan edilmesinden kısa tur) “sosyalist” yapıp, “sosyalist” yaşatmayı
bir süre sonra, bu kez “marksist leninist”i hedeflerken, ikincisi, “aydın kimliği taşıya-
olmayan “komünist” partisinin “Nazım Hik- cak sanat ve bilim insanları yetiştirmeyi” he-
met Akademisi” kurma kararı aldığı ilan deflemiştir. Üstelik bunu yaparken de, “di-
edildi. siplinler üstü” olmayı da “temel”e yerleştir-
SİP-TKP’sinin “akademisi”, üstelik “Na- miştir.
zım Hikmet Akademisi”, kendi söylemleriy- Bu farklılıklara (eğer farklılık olarak ka-
le Şubat ayının son günlerinde “yola çıktı”! bul edilecek olursa) rağmen, her iki “aka-
Yine kendi ifadeleriyle bu yeni “akademi”nin demi” de, “Nazım Hikmet” adını kullanma- 29
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2009

yı tercih etmiştir. Her ikisi de, Gramscici “si- Ne de olsa, “öteki” taraf, “Nazım Üniversi-
vil toplum” anlayışının ürünleri olmakla bir- tesi” fikriyatına 2001 yılında sahiptir! Her ne
likte, yenisi (ikincisi, en azından şimdilik kadar bu “üniversite” fikriyatı 2001’le tarih-
ikinci) daha belirgin biçimde bu “sivil top- lendirilmişse de, hiç bir zaman böyle bir
lumculuğa” gönderme yapar: “üniversite”nin “mücerret” hale gelmediği
“Sosyal bilimler bölümünün bu vakidir. Öte yandan “üniversite”den “akade-
ihtiyaç üzerinden şekillenecek oldu- mi”ye niye tenzili rütbe eyledikleri ise, tam
ğunu ifade eden Nevzat Evrim, ‘He- anlamıyla “muamma”dır.
defimiz, Türkiye’nin emekçi halkının Geçen sayımızdaki yazımızda dipnotta
aydını olma iddiası taşıyan arkadaş- ifade ettiğimizi burada bir kez daha yinele-
larla, birlikte düşünmek ve birlikte mek durumundayız:
üretmektir’ dedi. Programa katılmak “Evet, bütün bunlar ‘şaka’ gibidir.
isteyecek kişilerin ‘Türkiye’nin aydı- ‘Arjantin tango’ BEKSAV ‘bünyesinde’
nı olma istek ve ihtiyacı duymaları ve yürütülen ‘atölye’ çalışmalarından bi-
bunun için gerekli emek ve zamanı risidir. Öte yandan Yapı-Kredi Kültür
vermeye hazır olmaları’ gerektiğini Sanat Merkezi’nin de ‘Arjantin tango’-
belirten Evrim, ‘katılımcı arkadaşla- su vardır. Keza SİP-TKP’sinin ‘Nazım
rın, bize bu istek ve ihtiyaç ile, tanım- Hikmet Kültür Merkezi’nde de ‘dans
ladıkları sorunlara çözümler arayarak atölyesi’ salsa, çaça, rumba’yla birlik-
gelmelerini istiyoruz’ dedi.” te ‘tango’ kursları vermektedir. Tıpkı
Burada sözü edilen “emekçi halkın ay- ‘Kültür Merkezi’ni ziyaret eden tüm
dını” sözü, açık biçimde Gramsci’nin “orga- Nâzım dostlarının sohbetlerine, taze
nik aydını”nın yerli versiyonudur.* Bu açı- çayı ve leziz mutfağıyla katılan’ Pira-
dan, her iki “akademi”, Nazım Hikmet ya- ye Kafe’si gibi. Bu kadar benzerlik
nında bir de Gramsci ortak paydasına da sa- de, olsa olsa Hollywood filmlerinde-
hiptirler. Ancak tüm farklılıklarına ve ortak- ki gibi ‘sadece rastlantı’dır!”
lıklarına rağmen, biri “yeni”, diğeri “eski” ol- Elbette “şaka” yapmıyorlar! Koca koca
duğu için, “yeni”nin “eski”nin “fikrini ve pro- adamlar, değişik akademik (burada sözü
jesini” çaldığı bile düşünülebilir. edilen Nazım Hikmet başlıklı akademi de-
Ancak böyle düşünmemiz yanlış olacak- ğil elbette) ünvanlara sahip akademisyen-
tır. Çünkü SİP-TKP’sinin “akademi fikri”, ler, sanatçılar ve “komünist gençler” böyle-
kendi ifadeleriyle “yepyeni değil aslında”! si bir “şaka”yı yapacak cinste değillerdir. Hiç
“2001 yılında Nâzım Üniversitesi biri, ne Nazım Hikmet’in adı, ne “sosyalist,
adıyla bir adım atmıştık bu alana. O emekçi, aydın” sözcükleri şaka kaldırır şey-
dönem niyetimiz, hayatla bağı gide- ler değildir. Zaten bu sözcükleri kullanalar
rek kopan ve apolitikleşen, giderek ciddi davaların, ciddi insanlarıdırlar. Birinci
içi boşalan, iş bulma kaygıları ve ka- “akademi” “sosyalist” yetiştirirken, ikincisi
riyer hesaplarına konu olan üniversi- “emekçilerin” organik aydınını yetiştirmeye
te ortamında aradıklarını bulamayan (saksıda olup olmadığı önemli değildir) so-
öğrencilerle ve çalışma koşulları ne- yunmuştur. Her ikisi de “kültür merkezi”ne
deniyle kendilerini geliştirme olana- sahiptir ve her ikisinin de “nezih” ve “leziz”
ğı ellerinden alınmış emekçilerle bu- ortam sunan “Kafe”leri vardır. Dediğimiz gi-
luşabilmekti.”** bi, bu kadar benzerlik de, olsa olsa Hollywo-
Buna göre, asıl “fikriyatı ve projeyi” “ça- od filmlerindeki gibi “sadece rastlantı”dır!
lan” taraf, birincisi, yani “marksist bilimler” Bazı “medya” köşe yazarlarının yaptığı
ünvanını taşıyan akademi tarafı olmaktadır. gibi, yazının sonuna “günün sözü” olarak şu
yazılabilir:
Oportünist, her yerde ve her biçimde
* Gramsci şöyle yazar: “Başa geçmek isteyen her
grubun en önemli özelliklerinden biri, geleneksel ay- oportünisttir! Legalist, hangi adla ortaya çı-
dınları ‘ideolojik olarak’’kendine dönüştürme ve ka- karsa çıksın, her zaman legalisttir!
zanma yolunda yaptığı savaştır. Bu grup, organik ay-
dınlarını yetiştirdiği ölçüde, bu dönüştürme ve kazan-
ma işi çabuk ve etkili olarak gerçekleştirilebilir.”
** Yeni “akademi”nin sinema bölümünün sorum-
30 lusu Çağrı Kınıkoğlu.
ERİŞ YAYINLARI
İnternet Adresi:
www.kurtuluscephesi.com
www.kurtuluscephesi.org
www.kurtuluscephesi.net

E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM I


MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
İLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** TÜRKİYE DEVRİMİNİN ACİL SORUNLARI-I
*** OLİGARŞİ NEDİR?
*** MARKSİZM-LENİNİZM BİR DOGMA DEĞİL, EYLEM KILAVUZUDUR-III
*** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL
*** POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞ STRATEJİSİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** GRAMSCİ ÜZERİNE
*** REVİZYONİZMİN REVİZYONU
*** ULUSAL SORUN ÜZERİNE
*** “BDS”: BİR PRAGMATİK SAPMA
*** “YENİ” OPORTÜNİZM ÜZERİNE
*** ZAFER BİZİM OLACAKTIR! [Ankara Davası Savunması]
*** DEVRİM PROGRAMLARI
*** RUS DEVRİMİNDEN ÇIKAN DERSLER
*** ESKİ BİR GERİLLANIN “EMEK”İ
*** PASS VE “YENİ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIĞI

DEVRİMCİ MARŞLAR VE EZGİLER


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-I]
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM II [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-III]
LAİKLİK VE ŞERİATÇILIK ÜZERİNE [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-II]
TARİHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRİMCİ MÜCADELEDE KADINLAR