Vous êtes sur la page 1sur 44

0

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarþik Mücadelede

KURTULUÞ CEPHESÝ
Zafer Bizim Olacaktýr !

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 10 SAYI: 50 Temmuz-Aðustos 1999

50. Sayý
Ölüm Cezasý
Karl Marks

Ulusal Sorun Üzerine Tezler


Lenin

“Kültürde Ulusal” Özerklik


Lenin

Toprak-Dýþý (ex-territorial) ve Topraða Baðlý (territorial)


Ulusal-Kültürel Özerklik Teorileri

Solda Yanýt Bekleyen Sorular!

Ýmralý Savunmasý’nda
Ne Savunuldu?

PKK’de Çözülme, Uzlaþma ve


Güce Tapma Felsefesi

Türkiye Tarihinden:
PKK’nin 1995 Programýnda Kürdistan Devrimi

Ek: 50 Sayýnýn Ýçindekiler


KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Karl Marks’ýn kapitalizmde ölüm cezasýnýn ni-


ÖLÜM CEZASI teliðini ve yerini tahlil ettiði 18 Þubat 1853 tari-
KARL MARKS ! hinde New-York Daily Tribune’ne yazdýðý
makale.

ULUSAL SORUN Lenin tarafýndan 1913 yýlýnda Ýsviçre’de ulusal


sorun konusunda verdiði konferanslara iliþkin
ÜZERÝNE TEZLER
LENÝN # olarak hazýrlamýþ olduðu konuþma metni.

Lenin’in “ulusal-kültürel” özerklik teorilerinin


“KÜLTÜRDE ULUSAL” içeriðini ve niteliðini tahlil ettiði ve bu teorile-
ÖZERKLÝK rin küçük-burjuva özelliklerini ortaya koyduðu
LENÝN  makalesi.
ÝÇÝNDEKÝLER

Nail Satýlgan’ýn seslendirdiði ulusal-kültürel


TOPRAK-DIÞI (ex-territorial) özerklik teorisinin toprak-dýþý özerklik olarak
VE TOPRAÐA BAÐLI (territorial) Kürt ulusu için uygulanabilirliðine iliþkin “öne-
ULUSAL-KÜLTÜREL ri”nin Kurtuluþ Cephesi’nin Ocak-Þubat 1994
ÖZERKLÝK TEORÝLERÝ ! tarihli 17. sayýsýnda yer alan eleþtirisi.

A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý sýrasýnda yap-


SOLDA týðý savunmasýnda ortaya koyduðu “yeni” görüþ-
YANIT BEKLEYEN leri karþýsýnda PKK ile þu ya da bu çerçevede
SORULAR! % ittifak yapan sol örgütlerin yanýtlamalarý gere-
ken sorular.

Baðýmsýzlýk ve Demokrasi Yolunda Kurtuluþ


ÝMRALI SAVUNMASI’NDA dergisinin 16 Temmuz 1999 tarihli 39. sayýsýn-
NELER SAVUNULDU? " da A. Öcalan’ýn Ýmralý savunmasýnýn Av. Zeki
Okçuoðlu’nun yaptýðý açýklamalarla iliþkisini
iþleyen bir deðerlendirme.

PKK’DE ÇÖZÜLME, UZLAÞMA Kendileri tarafýndan “Apoculuk”, “Apocu felse-


VE GÜCE TAPMA fe”, “Apocu diyalektik” olarak tanýmlanan PKK
FELSEFESÝ % kavrayýþýnýn sýnýfsal niteliðini ve tüm iddialarý-
na karþýn sosyalizmle olan karþýtlýðýný irdele-
yen bir deðerlendirme.
TÜRKÝYE TARÝHÝNDEN: PKK’nin 24 Ocak 1995 tarihinde yenilediði parti
PKK’NÝN 1995 PROGRAMINDA programýnda Kürdistan devrimini tanýmlayýþý.
KÜRDÝSTAN DEVRÝMÝ !&

KURTULUÞ CEPHESÝ Ýnternet Adresi:


http://www.kurtuluscephesi.com
Ederi: 200.000 TL.
5 DM - 15 FFr.
SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür E-Mail Adresi: 5 Sfr. - 6 NG
kurcephe@kurtuluscephesi.com
Yazýþma Adresi: Bu sayý ÝLKER Matbaasý’nda Abone Ederi:
Postfach 2501 basýlmýþtýr. 10 Sayý ..... 70 DM
55514 Bad Kreuznach / Deutschland Baský Tarihi: 2.8.1999 15 Sayý ..... 100 DM
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ölüm Cezasý
Karl Marks

Uygarlýðýyla övünen bir toplumda, ölüm cezasýnýn adil ya da uygun


olduðunu kanýtlayacak bir ilke bulmak, bütün bütün olanaksýz deðilse,
pek güçtür. Genellikle ceza, ya bir yola getirme ya da bir yýldýrma aracý
olarak savunulmuþtur. Peki ama, siz baþkalarýný yola getirmek yahut yýl-
dýrmak için, ne hakla beni cezalandýrýyorsunuz? Üstelik, Kabil’den beri
dünyanýn cezayla, ne yola geldiðini, ne de yýldýðýný tam bir kanýtlamayla
gösteren tarih vardýr, istatistik diye birþey vardýr. Tam tersine, soyut hak
açýsýndan, soyut olarak insan onurunu tanýyan bir tek ceza teorisi ortaya
konulmuþtur; bu, özellikle Hegel’in daha katý bir formüle baðladýðý biçim-
de— Kant’ýn teorisidir. Hegel þöyle der:
“Ceza suçlunun hakkýdýr. Onun iradesinin bir eylemidir. Suçlu,
hakkýn çiðnenmesini kendi hakký olarak açýklamýþtýr. Onun suçu
hakkýn olumsuzlanmasýdýr. Ceza bu olumsuzlanmanýn olumsuzlan-
masýdýr ve dolayýsýyla, suçlunun kendi istediði ve kendisine zorla-
dýðý hakkýn bir onaylanmasýdýr.”
Bu formülde kuþkusuz aldatýcý birþey vardýr; bu da, Hegel’in suçluya
yalnýzca bir nesne, adaletin bir kölesi diye bakacak yerde, onu özgür ve
kendi kendini belirleyen bir varlýk durumuna yükseltmesidir. Böyle olmakla
birlikte, soruna daha yakýndan bakarsak, Alman idealizminin, çoðu baþka
durumlarda olduðu gibi, burada da, toplumun kurallarýna aþkýn (transcen-
dantal) bir yaptýrým eklediðini farkederiz. Gerçek itileri ve üstünde baský
yapan çeþitli toplumsal koþullarýyla birlikte bireyin yerine “özgür irade”
soyutlamasýný —insanýn bir çok niteliðinden birini, insanýn kendisinin ye-
rine— geçirmek bir aldanma deðil midir? Cezayý suçlunun kendi iradesi-
nin bir sonucu sayan bu teori, yalnýz eski “justalionis”in (kýsasýn), göze
göz, diþe diþ, kana kan’ýn metafizik bir anlatýmýdýr. Bütün söz oyunlarý bir
yana býrakýlýp açýkça konuþulacak olursa, ceza toplumun nitelikleri ne
olursa olsun canalýcý önem taþýyan koþullarýnýn çiðnenmesine karþý bir
kendini savunma aracýndan baþka birþey deðildir. Ýyi ama, kendini sa-
vunmak için cellattan daha iyi bir araç bilmeyen ve kendi vahþetini
“dünyanýn en ileri gelen gazetesinde” ebedi hukuk diye ilan eden toplum,
nasýl bir durumdadýr ki?
Bay Quètelet, L’Homme et ses Facultès (Ýnsan ve Yetileri) adýný taþýyan
üstün nitelikli bilgince yapýtýnda þunlarý söyler:
“Korkunç bir düzenlilikle ödediðimiz bir bütçe var —hapisha-
neler, zindanlar ve daraðaçlarý bütçesi ... Hatta, yýllýk doðum ve
ölümleri nasýl önceden bilebiliyorsak, hemen týpký onun gibi, kaç
kiþinin elini hemcinslerinin kanýna boyayacaðýný, kaçýnýn kalpazan- !
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

lýk edeceðini, kaçýnýn zehir kullanacaðýný da þimdiden kestirebili-


riz.”
Gerçekten de, Bay Quètelet 1829’da yayýmlanan bir suç olasýlýklarý
hesabýnda, 1830 yýlýnda Fransa’da iþlenen suçlarýn yalnýzca tutarýný deðil,
bütün çeþitlerini de, þaþýrtýcý bir kesinlikle önceden kestirmiþtir. Toplu-
mun belli bir ulusal kesiminde ortalama bir suç tutarýný yaratan þeyin, bir
ülkedeki özgül siyasal kurumlar olmaktan çok, genel olarak, modern bur-
juva toplumunun temel koþullarý olduðu Quètelet’nin 1822-24 yýllarý için
yaptýðý tablolardan görülebilir.
Bu durumda, eðer geniþ çapta gözlemlenen suçlar, tutarlarý ve dö-
kümleri bakýmýndan böyle fizik olgularýnýn düzenliliðini gösteriyorlarsa, —
eðer Bay Quètelet’nin dediði gibi “iki etken nedenden (fizik dünya ile
toplum düzeninden) hangisinin etkisini daha büyük bir düzenlilikle orta-
ya koyduðuna karar vermek güç oluyor” ise— o zaman, yalnýzca yenileri-
ne yer açmak için bir sürü suçluyu idam eden celladý göklere çýkarmak
yerine, bu suçlarý türeten düzenin deðiþtirilme yollarý üstünde derin derin
düþünmek zorunluluðu yok mudur?

KARL MARKS
“Capital Punishment”
New-York Daily Tribune
18 Þubat 1853

"
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ulusal Sorun Üzerine Tezler


Lenin

(Lenin, bu tezleri ulusal sorun üzerine 9, 10, 11 ve 12 Temmuz 1913’de


Zürih, Cenevre, Lozan ve Bern’de verdiði konferanslar için hazýrlamýþtýr.)

1. Programýmýzýn (uluslarýn kendi kaderlerini tayin etmelerine iliþkin) mad-


desi, siyasal kaderi tayinden, yani ayrýlma ve ayrý bir devlet kurma hakkýndan
baþka anlama gelecek biçimde yorumlanamaz.
2. Sosyal-demokrat programýn bu maddesi, Rusya’nýn sosyal-demokratlarý için
þu bakýmlardan mutlak olarak önemlidir:
a) genel olarak demokrasinin temel ilkeleri açýsýndan,
b) Rusya’nýn sýnýrlarý içinde ve ondan da önemlisi, sýnýr bölgelerinde, birbi-
rinden keskin biçimde deðiþik iktisadi, toplumsal ve benzer koþullarla ayrýlmýþ
birçok ulus bulunduðu ve bu uluslar (Büyük-Ruslar dýþtalanýrsa Rusya’nýn bütün
öteki uluslarý gibi) çarlýk monarþisi tarafýndan inanýlmaz ölçüde ezildiði için,
c) son olarak, dünyanýn baþka her yerinde, deðiþik ölçülerde de olsa, baðýmsýz
ulusal devletler ya da birbiriyle yakýn iliþkisi bulunan ulusal bileþimlere varmýþ
devletler yaratan burjuva demokratik reformu, tüm Doðu Avrupa’da (Avusturya
ve Balkanlar) ve Asya’da —yani Rusya’yla sýnýrdaþ olan ülkelerde— henüz ya
tamamlanmamýþ ya da daha yeni baþlamýþ olduðu için,
d) bugün için, Rusya, —Batýda— siyasal özgürlüðün temel ilkelerinin ve ana-
yasal rejimin 1867’de saðlamlaþtýrýldýðý ve þimdi genel oy hakkýnýn getirildiði
Avusturya’dan tutun, —Doðuda— Çin Cumhuriyetine kadar, kendisine sýnýrdaþ
olan ülkelerinkinden daha geri ve daha gerici bir devlet sistemine sahip bir ülke-
dir. Bu nedenle Rusya’nýn sosyal-demokratlarý, bütün propagandalarýnda, bütün
ulusal-topluluklarýn ayrý devlet kurma ya da parçasý olmak istedikleri devleti öz-
gürce seçme hakký üzerinde ýsrar etmelidirler.
3. Sosyal-demokrat parti, bütün uluslarýn kendi kaderlerini tayin etmeleri hak-
kýný tanýdýðýna göre, sosyaldemokratlar,
a) egemen ulusun (ya da nüfusun çoðunluðunu oluþturan ulusun) siyasal
yönden ayrýlma isteðini gösteren ulusa karþý hangi biçimde olursa olsun kuvvet
kullanmasýna, koþulsuz olarak karþý çýkmalýdýrlar;
b) böyle bir ayrýlma sorununun, sözkonusu topraklarda yaþayan nüfus tara-
fýndan genel, dolaysýz ve eþit oy hakký temeline dayalý olarak gizli oyla kararlaþ-
týrýlmasýný istemelidirler;
e) gerek kara-100’ler oktobristleri, gerek liberal burjuva partileri (ilericiler,
kadetler, vb.,) her ne zaman genel olarak ulusal-topluluklara baský yapýlmasýný
savunur ya da onaylarlarsa veya özel olarak uluslarýn kendi kaderlerini tayin hak-
kýný yadsýrlarsa, onlara karþý amansýz bir savaþ vermelidirler.
4. Sosyal-demokrat partinin, tüm ulusal topluluklarýn kendi kaderlerini tayin
hakkýný tanýmasý, kuþkusuz, sosyal-demokratlarýn, her olayda, devletten ayrýlma-
nýn öðütlenir olup olmadýðýný, kendi çerçevesi içinde, deðerlendirmeyi reddet-
tikleri anlamýna gelmez. Tam tersine, sosyal-demokrasi, kapitalist geliþmenin
koþullarýný ve çeþitli uluslar proletaryasýnýn tüm ulusal-topluluklarýn birleþik bur- #
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

juvazisi tarafýndan ezilmesini olduðu kadar, demokrasinin genel amaçlarýný ve


her þeyin üstünde ve ötesinde, proletaryanýn sosyalizm için verdiði sýnýf savaþý-
mýnýn isterlerini dikkate alarak kendi baðýmsýz deðerlendirmesini ortaya koyma-
lýdýr.
Bu açýdan, aþaðýdaki duruma özel bir dikkat gösterilmelidir: Rusya’da, bazý
tarihsel ve toplumsal koþullar nedeniyle daha çok uygarlaþmýþ ve daha ayrý
düþmüþ (more isolated), ayrýlma haklarýný en kolay, ve en “doðal” biçimde ger-
çeðe dönüþtürebilecek iki ulus vardýr. Bunlar Finlandiya ve Polonya halklarýdýr.
1905 devrim deneyimi göstermiþtir ki, bu iki ulus içinde bile, egemen sýnýflar,
toprak sahipleri ve burjuvazi, özgürlük için devrimci savaþýmý reddetmekte, Fin-
landiya ve Polonya’nýn devrimci proletaryasýndan korktuklarý için, Rusya’nýn ege-
men sýnýflarýyla ve çarlýk monarþisiyle rapprochement (uzlaþma) yollarýný aramak-
tadýrlar.
Bu nedenle sosyal-demokrasi, tüm ulusal-topluluklarýn proletaryasý ile öteki
emekçi halkýna, “kendi” burjuvazisinin ulusalcý sloganlarýyla aldatýlmasýna karþý
en güçlü uyarýda bulunmalýdýr; o burjuvazinin, bir yandan öteki uluslarýn burju-
vazisiyle ve çarlýk monarþisiyle iktisadi ve siyasal ittifaka girerken, bir yandan da
“doðup büyüdüðümüz topraklar” hakkýndaki tatlý ya da ateþli konuþmalarýyla pro-
letaryayý bölmeye ve onun dikkatini burjuva entrikalarýndan saptýrmaya çalýþtýðýný
kuvvetle ortaya koymalýdýr.
Proletarya, tüm ulusal-topluluklarýn iþçileriyle, istisnasýz bütün iþçi sýnýfý ör-
gütlerinde tam ve çok sýký bir ittifak içinde olmadýkça, sosyalizm savaþýmýný sür-
düremez ve gündelik iktisadi çýkarlarýný savunamaz.
Proletarya, çarlýk monarþisini devirmeyi ve onun yerine demokratik bir cum-
huriyet getirmeyi amaçlayan devrimci bir savaþýmýn dýþýnda özgürlüðünü elde
edemez. Çarlýk monarþisi, ulusal-topluluklar için özgürlük ve eþit haklar tanýn-
masýný engeller, üstelik, hem Avrupa’da, hem Asya’da barbarlýðýn, hunharlýðýn
ve gericiliðin kalesidir. Bu monarþi ancak, Rusya’daki bütün uluslarýn birleþik
proletaryasý tarafýndan, bütün uluslarýn çalýþan yýðýnlarý arasýnda bulunan, dev-
rimci savaþým gücüne sahip, tutarlý demokratik öðelere önderlik eden birleþik
proletarya tarafýndan devrilebilir.
Bundan çýkan sonuç þudur: “kendi” burjuvazisiyle siyasal birliði, tüm ulusla-
rýn proletaryasýyla birliðin üstünde tutan iþçiler, kendi çýkarlarýna, sosyalizmin is-
terlerine ve demokrasinin isterlerine karþýt davranýyorlar demektir.
5. A’sýndan Z’sine kadar demokratik bir devlet sistemini yüce bilen sosyal-
demokratlar, bütün ulusal-topluluklar için koþulsuz eþitlik isterler ve bir ya da
birkaç ulusa ayrýcalýk verilmesiyle kesin olarak savaþýrlar.
Sosyal-demokratlar, özellikle bir “devlet” dili olmasýný reddederler. Bu, özel-
likle Rusya için gereksizdir. Çünkü Rus nüfusunun onda-yediden çoðu, birbiriy-
le baðlantýlý Slav uluslarýndandýr. Bu uluslar, özgür bir okul ve özgür bir devlet
koþuluyla, iktisadi iliþkilerin gerekleri sonucu, herhangi bir dile “devlet” dili ayrý-
calýðýný saðlamaya gerek olmaksýzýn, birbirleriyle kolayca anlaþabilirler.
Sosyal-demokratlar, Rusya’da, otokratik feodal devletin memurlarýyla feodal
toprak beyleri tarafýndan biçimlendirilmiþ, eski yönetim birimlerinin kaldýrýlmasýný,
onlarýn yerine, bugünkü iktisadi yaþamýn gereklerine uygun ve ayrýca, olabildiði
ölçüde, nüfusun oluþumuyla uyuþumlu birimler konmasýný isterler.
Devlet içinde, toplumsal özellikleri ya da nüfusun ulusal oluþumuyla, öteki-
lerden ayrýlan bütün bölgeler, kendi özyönetimlerine ve özerkliðe, genel, eþit ve
gizli oya dayalý kendi kurumlarýna sahip olmalýdýr.
6. Sosyal-demokratlar, devletin hangi bölgesinde olursa olsun, tüm ulusal
azýnlýklarýn haklarýný koruyan, devletin her yöresinde geçerli bir yasanýn çýkarýl-
masýný isterler. Bu yasa, ulusal çoðunluðun kendisi için ayrýcalýklar koymasýna
ya da ulusal bir azýnlýðýn (eðitim alanýnda, özel bir dil kullanýlmasýnda, bütçe
iþlerinde, vb.) haklarýný kýsmasýna olanak saðlayabilecek tüm esaslarý yürürlük-
ten kaldýrdýðýný ilan etmeli ve bu tür esaslarýn konmasýný suç sayarak yasakla-
malýdýr.
$ 7. Sosyal-demokratlarýn, “kültürde ulusal (ya da basitçe “ulusal”) özerklik”
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

sloganý, veya böyle bir sloganýn gerçekleþtirilmesi tasarýmlarý karþýsýndaki tutumlarý


olumsuzdur. Çünkü bu slogan, (1) hiç kuþku yok ki, proletaryanýn sýnýf savaþýmý-
nýn enternasyonalizmiyle çatýþýr, (2) proletaryanýn ve emekçi halk yýðýnlarýnýn,
burjuva milliyetçiliðinin etkisi altýna girmesini kolaylaþtýrýr ve (3) bir bütün ola-
rak devletin, A’sýndan Z’sine demokratik bir dönüþümden geçirilmesi amacýn-
dan dikkatleri kaydýrma gücündedir. Oysa ulusal-topluluklar arasýnda (kapitalizm
altýnda olabildiði ölçüde) barýþý yalnýzca bu dönüþüm güvence altýna alabilir.
Sosyal-demokratlar arasýnda “kültürde ulusal özerklik” sorunu çok sivri bir
sorun olduðu için, durum hakkýnda bazý açýklamalar yapmak istiyoruz:
a) Sosyal-demokrasi açýsýndan, ulusal kültür sloganýný doðrudan ya da do-
laylý biçimde ortaya atmaya izin verilemez. Slogan doðru deðildir, çünkü kapita-
lizm altýnda tüm iktisadi, siyasal, manevi yaþam esasen giderek enternasyonal
hale geliyor. Sosyalizm, bu yaþamý tam anlamýyla enternasyonalleþtirecektir.
Bütün ülkelerin proletaryasý tarafýndan zaten sistemli olarak yaratýlmakta olan
enternasyonal kültür (hangi ulusal-topluluk sözkonusu olursa olsun) bir toplu-
luðun, “ulusal kültürü”nü bütün olarak emmez, ama herbir ulusal kültürün, özel-
likle tam anlamýyla demokratik ve sosyalist olan öðelerini alýr.
b) Sosyal-demokrat programlardaki ulusal kültür sloganýna, her ne
kadar ürkek bir örnekse de yaklaþýk bir örnek, Avusturya sosyal-demokratlarýnýn
Brünn programýnýn 3. maddesidir. Bu 3. madde þöyle der: “Bir ulusun
özyönetimle yöne-tilen tüm bölgeleri, ulusal iþlerin kararlaþtýrýlmasýnda tam bir
özerkliðe sahip olan tek bir ulusal ittifak kurarlar.”
Bu, orta yolcu, uzlaþmacý bir slogandýr, çünkü ülke-dýþý (kiþisel) ulusal
özerkliðin izini taþýmamaktadýr. Ama bu slogan da hatalý ve zararlýdýr, çünkü
Lodz’daki, Riga’daki, St. Petersburg ve Saratov’daki Almanlarý bir devlet halinde
birleþtirmek Rus sosyal-demokratlarýnýn üstüne görev olan bir þey deðildir. Bi-
zim üstümüze düþen görev, tam demokrasi için, tüm ulusal ayrýcalýklarýn orta-
dan kaldýrýlmasý için savaþmak ve Rusya’daki Alman iþçileri, öteki uluslarýn
iþçileriyle, sosyalizmin enternasyonal kültürünü geliþtirip yüce tutmada bir-
leþmektir.
Daha da hatalý olaný, ülke-dýþý (kiþisel) ulusal özerklik sloganýdýr ve (bu slo-
ganýn kararlý destekçilerince hazýrlanmýþ bir plana göre parlamentolar kurulmasý,
ulusal devlet sekreterleri atanmasýdýr (Otto Bauer ve Karl Renner). Bu tür ku-
rumlar, kapitalist ülkelerin iktisadi koþullarýyla çeliþir; dünyanýn demokratik ül-
kelerinden hiçbirinde denenmemiþtir; gerçekten demokratik kurumlar getirmekte
umutsuzluða kapýlan ve bir dizi (“kültürel”) sorunda her ulusun proletaryasýyla
burjuvazisini yapay olarak birbirinden ayrý tutarak, burjuvazinin ulusal kavgala-
rýndan kurtulmaya çalýþan kiþilerin oportünist düþünden baþka bir þey deðildir.
Zaman zaman koþullar sosyal-demokratlarý, belli bir süre için bir tür orta yolcu,
uzlaþmacý kararlara boyun eðmeðe zorlayabilir, ama öteki ülkelerden böyle
uzlaþmacý, orta yolcu kararlarý deðil, tutarlý sosyal-demokrat kararlarý almalýyýz.
Avusturya’nýn, orada tümden baþarýsýzlýða uðramýþ ve Çek sosyal-demokratla-
rýnýn ayrýlýkçýlýðýna ve kopmasýna neden olmuþ talihsiz uzlaþmacý kararýný, bu-
gün bizim benimsememiz, hiç de akýllýca olmaz.
c) “Kültürde ulusal özerklik” sloganýnýn Rusya’daki geçmiþi, bu sloganýn bütün
Yahudi burjuva partileri tarafýndan ve yalnýzca Yahudi burjuva partileri tarafýn-
dan benimsendiðini ve ulusal Yahudi parlamentosu (sejm) ile ulusal Yahudi
devlet sekreterlerini tutarsýz bir biçimde reddeden Bund’un onlarý, hiçbir eleþtiri
süzgecinden geçirmeksizin izlediðini göstermiþtir. Yeri gelmiþken, uzlaþmacý kül-
türde ulusal özerklik sloganýný kabullenmiþ ya da savunmuþ olan Avrupalý sos-
yal-demokratlar bile, bu sloganýn Yahudiler için gerçekleþtirilmesi oldukça güç
bir slogan olduðunu itiraf etmiþIerdir (Otto Bauer ve Karl Kautsky). “Galiçya ve
Rusya’daki Yahudiler, bir ulus olmaktan çok bir kasttýr. Yahudileri bir ulus ola-
rak ortaya çýkarma çabalarý, bir kastý ayakta tutma çabasýdýr.” (Karl Kautsky.)
d) Uygar ülkelerde, kapitalizm altýnda ulusal barýþa, ancak demokrasinin tüm
devlet ve yönetim sistemi içinde azami ölçüde uygulandýðý koþullarda oldukça
(göreli olarak) yaklaþýldýðýný görüyoruz (Ýsviçre). Tutarlý bir demokrasiye iliþkin %
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

sloganlar (cumhuriyet, bir milis gücü, memurlarýn halk tarafýndan seçilmesi, vb.)
proletaryayla emekçi halký ve genel olarak her ulusun içindeki ilerici öðeleri, en
küçük bir ulusal ayrýcalýðý bile dýþtalayan koþullar için savaþýmda birleþtirir. Buna
karþýlýk kültürde ulusal özerklik sloganý, ayrý ayrý ulusal-topluluklarýn proletaryasýný
böler ve onu ayrý uluslarýn gerici ve burjuva öðeleriyle birleþtirir.
Tutarlý bir demokrasiye iliþkin sloganlar, bütün ulusal-topluluklarýn gericile-
riyle karþý-devrimci burjuvazisine amansýzca düþmandýr. Buna karþýlýk kültürde
ulusal özerklik sloganý, bazý uluslarýn gericileri ve karþý-devrimci burjuvazisi ta-
rafýndan oldukça kabul edilebilir bir slogandýr.
8. Bu durumda, Rusya’daki tüm iktisadi ve siyasal koþullar, sosyal-demokrasi-
nin, bütün ulusal-topluluklarýn iþçilerini, koþulsuz olarak, herhangi bir ayrým yap-
maksýzýn bütün proleter örgütlerinde (siyasal örgütler, iþçi birlikleri, kooperatifler,
eðitim örgütleri, vb.) birleþtirmesini gerektirir. Parti, federatif bir yapýda olmama-
lý, ulusal sosyal-demokratik gruplar kurmamalýdýr; belli bir bölgede her türlü ulu-
sal-topluluðun proleterlerini birleþtirmeli, propaganda ve uyarma çalýþmalarýný,
yerel proletaryanýn kullandýðý tüm dillerde yürütmelidir; tüm ulusal-topluluklar
iþçilerinin her türlü ulusal ayrýcalýða karþý ortak savaþýmýný ileri götürmeli, yerel
ve bölgesel parti örgütlerinin özerkliðini tanýmalýdýr.
9. RSDÝP’nin on yýlý aþkýn bir süre içinde kazandýðý deneyim, yukardaki tez-
lerin doðruluðunu ortaya koymuþtur. Parti, 1898’de tüm Rusya’yý kapsayan bir
parti olarak, yani Rusya’daki bütün ulusal-topluluklar proletaryasýnýn partisi ola-
rak kurulmuþtur. 1903’te parti kurultayý, Bund’u, Yahudi proletaryanýn tek tem-
silcisi olarak tanýmayý kabul etmeyince, Bund ayrýlmýþ, bunun üzerine parti “Rus”
olarak kalmýþtýr. 1906’nýn ve 1907’nin olaylarý, böyle bir dilekte bulunmak için
hiçbir neden olmadýðýný inandýrýcý bir biçimde göstermiþ, Yahudi proleterlerin
büyük bir bölümü, birçok yerel örgütte, ortak sosyal-demokratik çalýþmaya kat-
kýda bulunmayý sürdürmüþ, bunun üzerine Bund da yeniden partiye girmiþtir.
(1906) Stokholm kurultayý, bölgesel (territorial) özerklikten yana olan Polonya
ve Letonya sosyal-demokratlarýný partiye getirmiþtir. Kurultay, orada da federas-
yon ilkesini kabul etmemiþ, her bölgede, bütün ulusal-topluluklar sosyal-demok-
ratlarýnýn birleþmesini istemiþtir. Bu ilke yýllardan beri Kafkasya’da uygulanmak-
taydý; halen Varþova’da (Polonyalý iþçilerle Rus askerler), Vilna’da (Polonyalý,
Letonyalý, Yahudi ve Lituvanyalý iþçiler) ve Riga’da yürürlüktedir, iþlemektedir;
adý anýlan son üç yerde ayrýlýkçý Bund’a karþý gerçekleþtirilmiþtir. 1908 Aralýk
ayýnda RSDÝP konferansý, bütün ulusal-topluluklar iþçilerinin bir federasyondan-
sa bir ilke üzerinde birliðine iliþkin isteði onaylayan özel bir karar kabul etmiþtir.
Bund ayrýlýkçýlarýnýn, partinin kararýný yerine getirmemeyi amaçlayan bölücü
çalýþmalarý, o “kötünün kötüsü federasyon”un çökmesine yolaçmýþ ve Bund’la
Çek ayrýlýkçýlar arasýnda bir rapprochement yaratmýþtýr (Naþa Zarya’da Ko-
sovski’ye ve Çek ayrýlýkçýlarýn yayýn organý Der cechoslavische Sozial demokrat’ýn
1913, n°3’teki Kosovski’nin yazýsýna bakýnýz). Son olarak tasfiyecilerin Aðustos
(1912) konferansýnda, Bund ayrýlýkçýlarýyla tasfiyeciler ve Kafkasyalý tasfiyecilerin
bir bölüðü, “kültürde ulusal özerkliði”, özüne iliþkin herhangi bir savunma öne
sürmeksizin, parti programýna örtülü olarak sokuþturmaya çalýþmýþlardýr.
Polonya’daki, Letonya bölgesindeki ve Kafkasya’daki devrimci iþçi sosyal-de-
mokratlar, hâlâ bölgesel özerklikten ve bütün ulusal-topluluklar iþçi sosyal-de-
mokratlarýnýn birliðinden yanadýrlar. Bund-tasfiyeci ayrýlýkçýlýðý ve Bund’un
Varþova’daki sosyal-demokrat olmayanlarla kurduðu ittifak, tüm ulusal sorunu,
hem teorik açýdan, hem parti yapýsý bakýmýndan, bütün sosyal-demokratlarýn
gündemine sokmuþtur.
Uzlaþmacý, orta yolcu kararlar, o kararlarý partinin isteðine karþýn ortaya atan-
lar tarafýndan bozulmuþtur; bütün ulusal-topluluklar iþçi sosyal-demokratlarýnýn
birliði istekleri, her zamankinden daha yüksek sesle öne sürülmektedir.
10. Çarlýk monarþisinin kaba, savaþkan ve kara-100’ler türünden ulusalcýlýðý
ve onun yanýsýra burjuva ulusalcýlýðýnýn yeniden canlanmasý — Büyük Rusya (Bay
Struve, Russkaya Molva, ilericiler, vb.), Ukrayna, Polonya (Narodowa “Demok-
& racja”nýn Yahudi aleyhtarlýðý), Gürcü, Ermeni, vb., ulusalcýlýðý... Bütün bunlar,
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Rusya’nýn her yanýndaki sosyal-demokrat örgütlerin ulusal soruna eskisinden daha


fazla dikkat göstermelerini, bu konuda, enternasyonalizm ve tüm uluslar prole-
terlerinin birliði anlayýþýna uygun tutarlý marksist kararlarla ortaya çýkmalarýný
özellikle ivedi hale getiriyor.

α) Ulusal kültür sloganý doðru deðildir, ulusal sorunun yalnýzca sýnýrlý bur-
juva anlayýþýný ifade eder. Enternasyonal kültür.
β) Ulusal bölünmelerin sürdürülmesi ve arýk (refined) bir ulusalcýlýðýn
geliþtirilmesi — birleþtirme, rapprochement, uluslarýn birbirine katýþtýrýlmasý
ve deðiþik, enternasyonal bir kültürün ilkelerinin anlatýlmasý.
λ) Küçük-burjuvazinin umutsuzluðu (ulusal çekiþmelere karþý çaresiz bir
savaþým), radikal demokratik reformlara ve sosyalist harekete karþý duyulan
korku — kapitalist ülkelerde ulusal barýþý yalnýzca radikal demokratik reformlar
saðlayabilir ve ulusal çekiþmeleri yalnýzca sosyalizm sona erdirebilir.
γ) Eðitim iþlerinde ulusal bölgeler.
ε) Yahudiler.

1913 Haziranýnda yazýldý.


Ýlk kez 1925’te
Lenin Miscellany III’te yayýnlandý.
Collected Works,
vol. 19, s. 243-251.

'
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

“Kültürde Ulusal” Özerklik


Lenin

“Kültürde ulusal” özerklik (ya da “ulusal geliþmenin özgürlüðünü güvence


altýna alacak kurumlarýn yaratýlmasý”) denen planýn ya da programýn özü, her
ulusal-topluluk için ayrý ayrý okullar kurulmasýdýr.
Açýk, kapalý bütün ulusalcý kiþiler (bundcular dahil) bu noktayý ne kadar ört-
meye çalýþýrlarsa, biz onun üzerinde o kadar direnmeliyiz.
Tek tek üyelerinin yerleþmiþ olduðu yere bakýlmaksýzýn (topraðý dikkate al-
maksýzýn — “ülke-dýþý” özerklik terimi de buradan geliyor) her ulus, ulusal-kül-
türel iþleri yöneten, birleþmiþ, resmen tanýnmýþ bir topluluktur. Bu iþlerin en
önemlisi de eðitimdir. Ulusal topluluklarýn oluþumuna (composition), yerleþme
bölgesi ne olursa olsun her yurttaþýn, þu ya da bu ulusal-topluluða özgürce yazýl-
masýyla karar verilmesi, okullarýn þu ya da bu ulusa göre ayrýlmasýnda tam bir
kesinliðin, tam bir tutarlýlýðýn güvence altýna alýnmasýný saðlar.
Sorulmasý gereken soru, böyle bir bölünmeye, genel olarak demokrasi açý-
sýndan ve özel olarak da proletaryanýn sýnýf savaþýmýnýn isterleri açýsýndan izin
verilebilip verilemeyeceðidir.
Böyle bir soruyu, hiç duraksamaksýzýn, kesinlikle izin verilemez diye yanýtla-
mak için, “kültürde ulusal özerklik” programýnýn özünü yakalamak yeterlidir.
Baþka baþka uluslar tek bir devletin sýnýrlarý içinde yaþadýklarý sürece, mil-
yonlarca, milyarlarca iktisadi, yasal, toplumsal baðla birbirlerine baðlýdýrlar. Eðitim,
bu baðlardan nasýl ayrý tutulabilir? Bund’un çarpýcý saçmalýk bakýmýndan klasik
olan formülüyle söyleyelim, eðitim, devletin “yetki alanýnýn dýþýna” çýkarýlabilir
mi? Eðer tek bir devletin sýnýrlarý içinde yaþayan deðiþik ulusal-topluluklar, ik-
tisadi baðlarla birbirlerine baðlýysalar, o uluslarý “kültürel” ve özellikle eðitsel ko-
nularda sürekli olarak bölüp ayýrmak saçma ve gerici bir þey olur. Tam tersine,
okullar, gerçek yaþamda yapýlan þeye bir hazýrlýk olsun diye, ulusal-topluluklarý
eðitim iþlerinde birleþtirme çabasý gösterilmelidir. Bugün gördüðümüz þu: farklý
ulusal-topluluklar, sahip olduklarý haklar ve geliþme düzeyleri bakýmýndan eþit
deðildirler. Bu koþullar altýnda, okullarý, ulusal-topluluklara göre ayýrmak, ger-
çekte, ister istemez, daha geri uluslarýn durumunu daha da kötüleþtirecektir.
Amerika’nýn güneyinde, eski köle devletlerinde, zenci çocuklar hâlâ ayrý okul-
larda okumaktadýrlar. Buna karþýlýk kuzeyde beyaz çocuklarla zenci çocuklar
ayný okula giderler. Yakýnlarda Rusya’da “Yahudi okullarýnýn ulusallaþtýrýlmasý”,
yani Yahudi çocuklarýn, öteki ulusal-topluluklar çocuklarýndan ayrý okullara git-
mesi için bir plan önerilmiþtir. Bu planýn, en gerici Puriþkeviç çevrelerce ortaya
atýldýðýný eklemeye gerek bile yok.
Kiþi ayný zamanda hem demokrat, hem okullarý, ulusal-topluluklara göre ayýr-
ma ilkesinin savunucusu olamaz. Dikkat edilsin ki, bu noktada konuyu yalnýzca
genel demokratik görüþ (yani burjuva-demokratik) açýsýndan tartýþýyoruz.
 Okullarýn, ulusal-topluluklara göre ayrýlmasýna, proleter sýnýf savaþýmý açýsýn-
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

dan çok daha þiddetle karþý koymalýyýz. Belli bir devletin içindeki ulusal-toplu-
luklar kapitalistlerinin, hangi ulustan olduklarýný dikkate almaksýzýn tüm iþçilere
karþý yöneltilmiþ olan anonim þirketlerde, kartellerde, tröstlerde ve imalatçýlar
derneklerinde, vb., en sýký ve en yakýn þekilde birleþtiklerini bilmeyen mi var?
Büyük iþlerden, madenler, fabrikalar, ticari yatýrýmlardan, kapitalist çiftliklere
kadar, herhangi bir kapitalist giriþimdeki iþçilerin, istisnasýz her zaman, ýrak, barýþ
dolu, sakin köylerdekine bakýþla, daha deðiþik uluslardan oluþtuðunu kim bil-
mez?
Geliþkin kapitalizmi yakýndan tanýyan ve sýnýf savaþýmý psikolojisini daha de-
rinden kavrayan kent iþçileri —bunu onlara tüm yaþamlarý öðretir, hatta belki
de analarýnýn sütüyle birlikte emerler—, evet bu iþçiler, okullarý ulusal-topluluklara
göre ayýrmanýn yalnýzca zararlý bir tasarým olmakla kalmadýðýný, üstelik kapita-
listlerin hilekarca bir dolandýrýcýlýðý olduðunu içgüdüleriyle ve mutlaka anlarlar.
Böyle bir düþünceyi savunurlarken iþçiler bölünebilir, parçalanabilir, zayýflatýlabi-
lir ve alelade halkýn okullarýný ulusal-topluluklara göre ayýrarak bu bölme, par-
çalanma, zayýflatma daha da ileri götürülebilir. Oysa çocuklarý özel okullara giden,
özel tutulmuþ öðretmenler tarafýndan okutulan kapitalistlerin, “kültürde ulusal
özerklik”le bölünmesi ya da zayýflatýlmasý hiçbir biçimde sözkonusu olamaz.
Ýþin aslýnda, “kültürde ulusal özerklik”, yani eðitimin ulusal-topluluklara göre
kesinlikle ve tümden ayrýlmasý, kapitalistler tarafýndan deðil (çünkü onlar henüz
iþçileri bölmek için daha kaba yöntemlere baþvuruyorlar), Avusturya’nýn oportü-
nist darkafalý aydýnlarý tarafýndan bulunmuþtur. Darkafalýlýkta ve ulusalcýlýkta eþi
bulunmayacak olan bu düþüncenin, karma nüfuslu demokratik Batý Avrupa ül-
kelerinden hiçbirinde izine bile raslanmaz. Böyle bir düþünce, umutsuzluk için-
de kývranan küçük-burjuvadan gelme bu düþünce, ancak Doðu Avrupa’da tüm
kamu yaþamýnýn, siyasal yaþamýn küçük, rezilce bir kavgayla (daha da kötüsü
sövgü ve dalaþmayla) gemlendiði, geri, feodal kilisenin siyasete egemen olduðu,
bürokratik Avusturya’da ortaya çýkabilirdi. Kediyle köpek anlaþamadýðýna göre,
hiç deðilse, ulusal-topluluklarý, eðitim konusunda kesinlikle ve açýkça ilk ve son
kez olmak üzere “ulusal birimler” olarak birbirinden ayýralým! Ýþte “kültürde ulu-
sal özerklik” denen budalaca düþünceyi yaratan psikoloji budur. Enternasyona-
lizmini aziz tutan bilinçli proletarya, incelmiþ ulusalcýlýðýn bu saçmasýný hiçbir
zaman kabul etmeyecektir.
Bu “kültürde ulusal özerklik” düþüncesinin Rusya’da ilkin yalnýzca tüm Ya-
hudi burjuva partileri tarafýndan, daha sonra (1907’de) çeþitli ulusal-toplulukla-
rýn küçük-burjuva sol-narodnik partileri arasýnda yapýlan konferans tarafýndan
ve en son olarak da marksizme yakýn gruplarýn küçük-burjuva, oportünist öðe-
leri, yani bundçularla tasfiyeciler (sonuncular bu konuda doðrudan doðruya ke-
sin bir adým atmakta çok çekingendiler) tarafýndan kabul edilmesi bir raslantý
deðildir. Devlet Duma’sýnda “kültürde ulusal özerklik”ten yana yalnýzca, ulusal-
cýlýk hastalýðýna tutulmuþ olan yarý-tasfiyeci Çhenkeli ile küçük-burjuva Ke-
renski’nin konuþmasý bir raslantý deðildir.
Genel olarak, tasfiyecilerle bundçularýn bu sorunda Avusturya’dan örnek gös-
termelerini okumak, oldukça eðlendirici. Her þey bir yana, çok-uluslu ülkeler
içinde neden en geri olaný örnek alýnýyor? Neden en ileri olaný örnek alýnmýyor?
Bu, bir anayasa modeli için yüzünü Fransa, Ýsviçre, Amerika gibi ileri ülkelere
deðil, ama daha çok Prusya ve Avusturya gibi geri ülkelere dönen kötü Rus
liberallerinin, kadetlerin tavrýdýr.
Ýkincisi, Avusturya örneðini aldýktan sonra, ulusalcý Rus darkafalýlarý, yani
bundçular, tasfiyeciler, sol-narodnikler, vb., o örneði daha da berbat hale
getirmiþlerdir. Bu ülkede kendi propaganda ve ajitasyon çalýþmalarýnda daha
çok ve baþlýca “kültürde ulusal özerklik” planýný kullananlar bundçulardýr (ve
onlara ek olarak, bundçularýn hiçbir zaman farkýna varmaksýzýn izinden gittiði
tüm Yahudi burjuva partileridir). Buna karþýlýk bu “kültürde ulusal özerklik”
düþüncesinin ortaya atýldýðý ülkede, Avusturya’da, bu düþüncenin babasý Otto
Bauer, kitabýnýn özel bir bölümünü, “kültürde ulusal özerkliðin” Yahudilere uy-
gulanamayacaðýný kanýtlamaya ayýrmýþtýr. 
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Bu, Otto Bauer’in ne kadar tutarsýz olduðunu ve kendi düþüncesine ne ka-


dar az inandýðýný, uzun söylevlerden daha kesin olarak tanýtlýyor. Çünkü o (ken-
di topraðýna sahip olmayan) tek ülke-dýþý ulusu, ülke-dýþý ulusal özerklik planýnýn
dýþýnda tutuyor.
Bu da, bundçularýn Avrupa’dan nasýl eski, modasý geçmiþ planlarý ödünç al-
dýklarýný, Avrupa’nýn yanýlgýlarýný on kat artýrýp, bir saçmalýk noktasýna “götür-
düklerini” gösteriyor.
Oysa gerçek þu ki —bu da üçüncü nokta— Avusturya sosyal-demokratlarý,
kendilerine önerilen “kültürde ulusal özerklik” programýný (1899’da) Brünn ku-
rultayýnda reddetmiþlerdir; yalnýzca ülkede sýnýrlarý ulusal olarak belirlenmiþ böl-
gelerin birliðine iliþkin orta yolcu bir öneriyi kabul etmiþlerdir. Bu orta yolcu
önerge, ülke-dýþýlýk ya da eðitimin ulusal-topluluklara göre ayrýlmasý konusunda
herhangi bir esas getirmiþ deðildir. Bu orta yolcu önerge çerçevesinde, (kapita-
list açýdan) en ileri gitmiþ, çok nüfuslu merkezlerde, kasabalarda, fabrikalarda,
madencilik bölgelerinde, kýrsal bölgelerdeki geniþ malikanelerde, ulusal-toplu-
luklarýn her biri için ayrý bir okul kurulmuþ deðildir.
Rus emekçi sýnýfý, bu, gerici, zararlý ve küçük-burjuva milliyetçi nitelikte olan
“kültürde ulusal özerklik” düþüncesiyle çarpýþagelmiþtir ve bunu sürdürecektir.

Za Pravda, n° 46
28 Kasým 1913
Collected Works,
vol. 19, s. 503-507


Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Toprak-Dýþý (ex-territorial) ve
Topraða Baðlý (territorial)
Ulusal-Kültürel Özerklik Teorileri

(Aþaðýdaki yazý, Kurtuluþ Cephesi’nin Ocak-Þubat 1994 tarihli 17. sayý-


sýnda yayýnlanmýþtýr. Aradan beþ yýldan fazla bir zaman geçtikten sonra,
A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý sýrasýnda yaptýðý savunmaya paralel ola-
rak, yazýda adý geçen kiþiler ve “teorileri”, bir kez daha “piyasaya”
sürülmüþtür. Yazýda adý geçen ve bir dönemler troçkistliði ve bireyselleþmiþ
bireyciliði ile ün yapmýþ bir kiþi olarak Nail Satýlgan, 5 Haziran 1999 tarihli
“Özgür Bakýþ”da þöyle yazabilmiþtir:
“Öcalan’ýn savunmasýnda, ayrýntýlý olarak açýkladýðý gibi ayrýlma, nes-
nel (coðrafi ve demografik) nedenlerle ne mümkündü, ne de istenilir
bir çözümdü. Bütün bunlara karþýn Türkiye solu, ‘gayri mülki’, yani
topraða baðlý olmayan bir çözüm önerme basiretini göstermedi.
Bunun yalnýz ve yalnýz Kürtlerin görevi olduðunu sandý. Oysa (...) Tür-
kiye sosyalist solunun benimsediði yaklaþým, Kürt soluyla olan
dayanýþma görevini dýþarýdan ve uzaktan destekle sýnýrlýyor. Her türlü
sinerjiyi olanaksýz kýlan bu desteðin ‘kýymeti harbiyesi’ de ister iste-
mez zayýf kalýyordu.” (Nail Satýlgan, Özgür Bakýþ, 5 Haziran 1999)

Kürt ulusal hareketi, son yýllarda, sonal türel) sorunda her ulusun proletaryasýyla bur-
olarak “Kürt sorunu”nun nasýl çözüleceði juvazisini yapay olarak birbirinden ayrý tuta-
tartýþmalarýnýn yoðunlaþmasýyla birlikte geliþ- rak, burjuvazinin ulusal kavgalarýndan kur-
mektedir. Kürt ulusal hareketinin PKK önder- tulmaya çalýþan kiþilerin oportünist düþ”leri (*)
liðinde gerçek bir halk kurtuluþ hareketi hali- böylece bir çözüm gibi ortalýkta dolaþabilmek-
ne gelememesi —ki çýkýþ noktasýndaki zaafla- tedir.
rýnýn ürünüdür—, kaçýnýlmaz olarak ulusal sa- Bunun son örneklerinden birisi Aralýk ayý
vaþýn kesin zaferinden çok, ‘belli bir uzlaþ- (1993) içinde toplanan “Demokratik Kurultay”
mayla’ “sorunun” çözümlenerek bitirilmesi da görülmüþtür.
eðilimlerini güçlendirmiþtir. “Vur-kurtul”, “ver- Bu giriþimin temelinde, yalýn bir Kürt kim-
kurtul” türünden popülist söylemler de, bu liði ile yapýlan faaliyetlerin toplumda yarattýðý
eðilimlerin güçlenmesiyle birlikte daha sýk tepkiler bulunmaktadýr. Kendi iç deyimiyle
görülür olmuþtur. “bir Türk giriþimi” yaratmak ve yalýn “Kürt”
Böylece ulusal sorunlarýn “çözümü” konu- nitelemelerini bu “Türk” giriþimiyle “Türkiye-
sunda yýllarýn gerisinde kalmýþ, yanlýþlýðý ve li” bir görünüme kavuþturmak olduðundan,
iþe yaramazlýðý pratikte defalarca kanýtlanmýþ kaçýnýlmaz olarak Kürt ulusal hareketinin ya-
teoriler yeniden piyasaya sürülmeye baþlan- rattýðý savaþ ortamýndan “rahatsýz olan”, dola-
mýþtýr. PKK’nin sýk sýk yenilediði kimi beyan- yýsýyla “umutsuzluða kapýlan” bireyselleþmiþ
lar —“Türkiye’den ayrýlmayý düþünmüyoruz” bireylerin giriþimiyle sýnýrlý kalmýþtýr. Bu da
türünden beyanlar— bu teorilerin kendi meþ- Kürt ulusal hareketinin içinde barýndýrdýðý sý-
ruiyetlerini saðlayan bir zemin oluþturmakta- nýf karþýtlýklarýna denk düþmektedir.
dýr.
“... gerçekten demokratik kurumlar getir-
!
(*) Lenin: Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluþ Savaþlarý,
mekte umutsuzluða kapýlan ve bir dizi (kül- s: 100
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Böylece Kürt ulusal hareketi, sürekli ola- linde örgütlenecektir.”


rak en geri ve gerici kesimlerle ittifak kurma 2- “Bütün yurttaþlar özgür bir
ve bu yolla “çözüm” bulma kýsýr döngüsünün ‘milliyet beyaný’nda bulunarak ulusal
içinde devinmeye kendini mahkum etmek- kütüðe kaydolacaklardýr.”
tedir. 3- “Baþta eðitim olmak üzere ulu-
Bunun sonucu olarak da, aþaðýda görece- sal kültürel iþleri baðýmsýz olarak yö-
ðimiz gibi, kendilerine en geri çözümler ko- netecek ‘ulusal þuralar’ý seçecekler-
laylýkla önerilebilinmektedir. On yýllýk kanla, dir.”
acýyla, gözyaþýyla elde edilen geliþmelerin 4- “Devletin iþlerlik alaný ulusal
böylesine geri ve gerici teorilerle baðdaþtýrý- açýdan yansýz görevlerle sýnýrlana-
labilinmesi, Kürt ulusal hareketinin halk kur- caktýr.” (**)
tuluþ hareketi olamamasýnýn, Marksizm-Le- “Öneri”nin ilk iki maddesi, somutta her
ninizmin ideolojisinin pragmatizmle yer de- ulusun resmen tanýnmasý anlamýna gelen
ðiþtirmesinin ürünleridir. anayasal ve bürokratik ifadeler durumunda-
Ýsminin baþýnda Dr. ünvaný bulunan N. Sa- dýr. Ama üçüncü ve dördüncü maddeler,
týlgan’ýn “Demokratik Kurultay”da yaptýðý “önerinin” asýl içeriðidir ve her þey burada
“öneri” ülke-dýþý ulusal kültürel özerklik teo- odaklanmaktadýr.
risidir. Bu teorinin içerdiði ya da çaðrýþtýrdýðý Eðitimin ulusal-topluluklara göre ayrýlma-
her türden gerilik, bunun sunuluþunda orta- sý ve her ulusal-topluluðun kendi eðitimini
ya konulanlarla birlikte ele alýndýðýnda daha kendisinin düzenlemesi, ulusal kültürel ö-
da geri nitelikler ortaya çýkarmaktadýr. zerklik teorilerinin (ister toprak-dýþý olsun, ister
E. Kürkçü, Özgür Gündem’in sayfalarýnda topraða baðlý olsun) temelini oluþturur.
bu sunuþu þöyle yapmaktadýr: Lenin, “kiþi ayný zamanda hem demokrat,
“Nail Satýlgan, PKK’nýn kýsa hatta hem okullarý, ulusal-topluluklara göre ayýrma
orta vadede bir ‘ayrýlma’ talebini ileri ilkesinin savunucusu olamaz” (***) derken,
sürmediði gözleminden hareketle, demokrat olmanýn temel koþullarýndan biri-
‘gayri mülki ulusal kültürel özerklik’ sinin uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakkýný
formülasyonunun pratik olarak PKK’nýn kayýtsýz þartsýz savunmak olduðunu açýkça
‘masaya oturma’ talebinin yolunu kes- ilan eder. Ama bunlar “umutsuzluða kapýlmýþ
mediði gibi, egemen sýnýf partileri ve küçük-burjuvalar” için hiçbir deðere sahip de-
militarizmin ‘ülkenin bütünlüðü’nü ko- ðildir.
ruma iddialarýný zayýflatacaðýný, öte PKK’nin eðitim konusundaki “politikala-
yandan da ‘mikro milliyetçiliðe’ prim rýnýn” okul yakmalar ve öðretmen öldürmeler-
verme kaygýsýyla ‘uluslarýn kendi ka- le geliþtiði bir dönemde, þüphesiz eðitimin
derlerini tayin hakký’ ilkesinden uzak ulusal-topluluklara göre ayrýlmasýný içeren bir
duran sol liberalleri ileri konumlara ite- formül “usa uygun” gelecektir. Ama bu, ayný
bileceðini, böylece ‘siyasal çözüm’ zamanda ulusal kurtuluþ hareketinin ilerici
pratiði için bir baþlangýç momenti ya- içeriðini kavramaktan uzak kitlelerin bilinçle-
kalanmasýna katkýda bulunacaðýný ön- rinin daha da çarpýlmasýna ya da bu hareke-
görüyor.” (*) ti kendi sýnýf çýkarlarý için kullanmak isteyen
Býrakalým teoriyi, bu sunuþun bile ne denli burjuva unsurlarýn ideolojisine destek vermek
yanýlgýlar içerdiði, yanýlgýlar ve yanýlsamalar demektir.
üretmeye yöneldiði uzun uzadýya ele alýnýp Eðitimin ulusal-topluluklara göre ayrýlma-
deðerlendirilmesi bile ayrý bir yazý konusu ola- sýný içeren bu formülü Lenin þöyle tanýmlar:
bilecek kadar geniþtir. Sunuþun her satýrý, týp- “Ýþin aslýnda, ‘kültürde ulusal ö-
ký teorinin kendi tarihsel konuluþu gibi “kü- zerklik’, yani eðitimin ulusal-toplulukla-
çük-burjuvazinin umutsuzluðunun” ifadeleri ra göre kesinlikle ve tümden ayrýlmasý,
olmaktadýr. kapitalistler tarafýndan deðil (çünkü
N. Satýlgan’ýn “önerisi”, yukarda da belirt- onlar henüz iþçileri bölmek için daha
tiðimiz gibi topraða-baðlý (territorial) olmayan, kaba yöntemlere baþvuruyorlar), Avus-
yani toprak-dýþý (ex-territorial) ulusal kültürel turya’nýn oportünist dar kafalý aydýnla-
özerkliktir. Bu özerklik, “öneri” sahibine göre rý tarafýndan bulunmuþtur. Darkafalý-
þöyle bir içeriðe sahiptir: lýkta ve ulusalcýlýkta (milliyetçilikte) eþi
1- “Uluslar kamu tüzel kiþileri ha-
(**) E. Kürkçü: Özgür Gündem, 28 Aralýk 1993

"
(***) Lenin: Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluþ Savaþlarý,
(*) E. Kürkçü: Özgür Gündem, 28 Aralýk 1993 s: 114
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

bulunmayacak olan bu düþüncenin, tüðü silahlý mücadelenin yarattýðý savaþ orta-


karma nüfuslu demokratik Batý-Avrupa mýnda kendilerini güvensiz hisseden küçük-
ülkelerinden hiçbirinde izine bile rast- burjuva aydýnlarýnýn reformizmine uygun
lanmaz. Böyle bir düþünce, umutsuz- düþmektedir.
luk içinde kývranan küçük-burjuvadan Kürt küçük-burjuva milliyetçi aydýný açýsýn-
gelme bu düþünce, ancak Doðu-Avru- dan, kültürel özerklik elveriþlidir. Çünkü, bu
pa’da, tüm kamu yaþamýnýn, siyasal uygulama kaçýnýlmaz olarak uluslarýn birbir-
yaþamýn küçük, rezilce bir kavgayla lerinden ayrýlmasý için gerekli ortamý yarata-
(daha da kötüsü sövgü ve dalaþmayla) caktýr. Bu ortamda, topraða-baðlý özerklik ileri
gemlendiði, geri, feodal kilisenin siya- bir adým olarak ortaya çýkacak ve giderek ba-
sete egemen olduðu, bürokratik Avus- ðýmsýzlýða doðru evrilecektir.
turya’da ortaya çýkabilirdi. Kediyle kö- “Reformist” olduklarýný ilan eden bazý Kürt
pek anlaþamadýðýna göre, hiç deðilse, küçük-burjuva aydýnlarý tarafýndan savunulan
ulusal-topluluklarý, eðitim konusunda bu teorinin ilk adýmý, kaçýnýlmaz olarak top-
kesinlikle ve açýkça ilk ve son kez ol- rak-dýþý kültürel özerklikle çakýþmaktadýr.
mak üzere ‘ulusal birimler’ olarak bir- Bunu açýk bir teori olarak deðil, somut koþul-
birinden ayýralým! Ýþte, ‘kültürde ulusal lara göre yavaþ yavaþ seslendirerek yapan bu
özerklik’ denen budalaca düþünceyi kesimler PKK’de somutlaþan “radikalizm” yü-
yaratan psikoloji budur. Enternasyona- zünden fazlaca etkili olamamýþlardýr. Kürtçe’
lizmini aziz tutan bilinçli proletarya, nin yasal olarak serbest býrakýlmasý sürecin-
incelmiþ ulusalcýlýðýn (milliyetçiliðin) bu de biraz etkinliklerini artýrmýþlarsa da, daha
saçmasýný hiçbir zaman kabul etmeye- sonraki adýmlarýn oligarþik yönetim tarafýndan
cektir.” (*) atýlmamasý yüzünden eski edilgen konumla-
Dünyanýn hiçbir yerinde uygulanmamýþ ve rýna geçmiþlerdir. Bu baðlamda, “Türk” Dr. N.
uygulama olanaðý olmayan bir “çözüm”, yani Satýlgan’ýn seslendirdiði teori bu kesimin daha
toprak-dýþý kültürel özerklik karþýsýnda Lenin’ yüksek konuþabilmesi için bir zemin ortaya
in tutumu böylesine açýktýr. Bunda anlaþýlma- çýkaracaktýr.
yacak birþey yoktur. Lenin, her zaman sorun- Toprak-dýþý kültürel özerklik teorisinin gü-
lara sýnýf perspektifinden bakmýþ ve proletar- nümüzde ortaya atýlmasýnýn diðer bir nedeni
yanýn sosyalizm mücadelesini esas almýþtýr. de, “metropoller”deki Kürt kitlesinin edilgen-
Bu baðlamda “büyük devletin ve büyük iþçi liðidir. Oligarþinin yoðun bir biçimde sürdür-
kitlelerinin birleþmesinin üstünlüðü” ve bunun düðü köylerin boþaltýlmasý operasyonlarýyla
getireceði olanaklar ve güçler proletarya ha- “metropollere” göç eden Kürt nüfusun göster-
reketini daha ileriye yönelteceði düþüncesi diði edilgenlik, ayný zamanda PKK’nin yürüt-
Lenin’de açýk biçimde ortaya çýkar. tüðü gerilla savaþýnýn geliþimini de etkilemek-
Diyebiliriz ki, Leninist düþünce enternasyo- tedir. Bu kesimlerin aktif hale getirilmesi ise,
nalizm temelinde tüm proleter unsurlarýn bir- PKK’nin mevcut politikalarý ve politik hedef-
liðine dayalý bir mücadeleyi öngörür. Proletar- leriyle saðlanamamaktadýr. On yýldýr süren bir
yanýn bölünmüþlüðü —ister ulusal kökene savaþ ortamýnda yýpranan kitleler, “metropol-
göre, ister dinsel farklýlýða göre, ister ekono- ler”de bir “soluk alma” ortamý bulabildikleri
mik iþleve göre— proletaryayý burjuvazi kar- sanýsýyla, “geri dönüþ” söylemlerine pek ku-
þýsýnda güçsüz býrakmakla eþdeðerdir. lak asmamaktadýrlar. Böylece, toprak-dýþý kül-
Toprak-dýþý kültürel özerklik teorisi, prole- türel özerklik teorisinin bu kesimlerin hare-
taryanýn birleþik eylemini engelleyici özellikle- ketlenmesi açýsýndan bir iþleve sahip olacaðý
re sahiptir. Ayrýca ulusal-topluluklarý yapay düþünülmektedir.
olarak birbirinden ayýrýcý sonuçlar yaratarak Tüm bunlar DEP’in H. Dicle ile yürütmeye
proletaryanýn ayrýþmasýndan öte, birbirlerine çalýþtýðý politikalara da yansýmaktadýr. Ancak
yabancýlaþmasýný getirir. Görünüþte ne denli DEP açýk bir politika ortaya koyamayacak
“usa uygun” ya da somut koþullardaki karga- kadar sýkýþmýþ durumdadýr. Ýçinde bulunduðu
þa ve kaosa bir açýlým getiriyor görünürse yasal düzey, bir yandan günlük ve pratik po-
görünsün, sonal olarak proleterleri ve ulusla- litikalar üretmesini zorunlu kýlarken, diðer
rý ayrýþtýrýr. Bu nedenle küçük-burjuva milli- yandan “radikal” söylemi terk etmesini dayat-
yetçiliðinin amaçlarýyla uyuþumludur. Ülkemiz maktadýr. DEP’in ortaya koyamadýðý “pra-
somutunda bu teori, özellikle PKK’nin yürüt- tikliði”, kaçýnýlmaz olarak küçük-burjuva ay-
dýnlarý sergilemeye çalýþmaktadýrlar.
Avrupa Parlamentosu ya da Birleþmiþ Mil-
#
(*) Lenin: Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluþ Savaþlarý,
s: 115 letler düzeyinde yapýlan ya da yapýlmak iste-
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

nen tüm giriþimler de, ayný “umutsuzluðun” baðýmsýz devlet kurma ve baðýmsýz devlet ola-
(ya da “pratikliðin”) ifadeleri olmaktadýr. So- rak var olma hakký olarak somutlaþtýðý bir
nuç bir ve aynýdýr: Kürt ulusunun kültürel hak- çaðda, emperyalizme karþý topyekün bir savaþ
larýnýn verilmesi. yürütme gerekliliðini içinde taþýdýðý için hiç de
Gerçekte ise, sorunun özü, Kürt ulusunun “pratik” bulunmayacaktýr. Böyle bir savaþýn
kendi kaderini tayin hakkýna, yani siyasal ge- uluslararasý içeriði, daha bugünden “umutsuz-
leceðini belirleme hakkýna, ayrýlma hakkýna, luða kapýlmýþ” küçük-burjuvalar için daha da
ayrý devlet kurma hakkýna sahip olmamasý- ürkütücü olacaktýr.
dýr. Ama bu hak, küçük-burjuva milliyetçileri Ama her koþul altýnda, insanlýðýn gerçek
için hiç de “pratik” deðildir. kurtuluþuna yönelik hareketi, proletaryanýn
“Ulusal sorunda proleterlerin göre- sýnýf mücadelesinin üzerindedir. Halklarýn ve
vinin tümü, her ulusun milliyetçi bur- uluslarýn, deðiþik yollarla aldatýlmasý ya da
juvazisi açýsýndan ‘pratik’ deðildir, çün- yanýltýlmasý mümkündür, ancak bu sadece
kü her türlü milliyetçiliðe karþý olan tarihin kýsa bir zaman dilimi için geçerlidir.
proleterler ‘soyut’ eþitlik istemektedir- Er ya da geç, kitleler kendi öz yaþam dene-
ler, onlar ne kadar önemsiz görünürse yimlerinin de katkýsýyla, gerçek kurtuluþ yo-
görünsün, ilke olarak hiç bir ayrýcalýðýn lunun bilincine ulaþýrlar. Ve iþte o zaman tüm
olmamasýný istemektedirler.” (*) bu “pratik” “öneriler” yeniden tarihin çöplüðü-
Uluslarýn kaderlerini tayin hakkýnýn, em- ne atýlacaktýr.
peryalist sistemden ayrýlma, emperyalizmden

$ (*) Lenin: Uluslarýn Kaderlerini Tayin Hakký, s: 71


Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

“Devlet aslýnda bu yýllarda genelde olduðu


gibi ciddi kabuk deðiþtiriyor. Özellikle Sovyetler’in
çözülüþü, Körfez Savaþý sonrasý Türkiye’yi ya-
kýndan ilgilendiren geliþmeler, Kürt meselesine
çözümü hayati kýlýyor ve bunun yolu da, ger-
Solda çekten gecikmiþ temel ihtiyaç olan kapsamlý, bir
demokratikleþmeden geçiyordu. PKK burada di-
Yanýt Bekleyen rendi. Kendini geliþtirmeden ziyade aþýrý tekrar-
layarak direndi. Tek çareyi bunda görüyordu. Hal-
Sorular! buki reel-sosyalizmin çözülüþünden, demokratik
çözüm tarzýný çýkarabilmeliydi. ‘Uluslarýn kader-
lerini tayin hakký ilkesi’nin artýk geçerliliðini
yitirdiðini, bilimsel-teknik deðiþmenin aslýnda
17’ci yüzyýldan beri geliþmenin ürünü olan ulus-
devlet anlayýþýný çözdüðünü ayný sýnýrlar dahi-
linde demokrasiyi geliþtirerek, sýnýrlara hiç dokun-
madan geliþtirilecek bir çözümün daha gerçekçi
olduðunu görmeliydi.” (A. Öcalan, 81 sayfalýk sa-
vunmasý) (abç)

“Biz PKK, TKP(ML), MLKP, TKP/ML, TDP, DHP, Devrimci Sol, TKP (Kývýlcým)
devrim mücadelesini ilerletmek için, eylem birliðini gerçekleþtirmenin heyeca-
ný ve coþkusuyla, halkýmýzý selamlýyoruz...
Türkiye Cumhuriyeti devleti, halklarýmýza karþý topyekün bir savaþ sürdür-
mektedir. Buna karþý çýkmadan demokrat dahi olunamaz...
Varlýðý reddedilen, imhaya maruz býrakýlan Kürt ulusunun kendi kaderini
özgürce tayin etmesi hakkýdýr. Bu hakký gaspeden TC’nin kendisine dayattýðý
boyunduruða baþ kaldýrmasý meþrudur...
Anti-emperyalist, anti-faþist, anti-þovenist ilkeler eylem birliðimizin harcýdýr...
Eylem birliðimiz MGK yedekli ve emperyalist Yeni Dünya Düzeni sözde sol-
culuðunu reddeder. Demokrasi devrimsiz olamaz.”
(BDG Platformu (*) Kuruluþ Bildirgesi, 4 Haziran 1998) (abç)

“Benim pratiðim yakýnen incelenirse þu çok açýk görülecektir; ve


kitap dolusu belgelerle kanýtlanacaktýr. En iyi, anlamlý ve mümkün
olan özgürlük ve baðýmsýzlýk, bu yer Kürdistan da olsa, ancak
Türkiye’nin Misak-ý Milli sýnýrlarý içinde mümkündür. Bilimsel ola-
rak da kanýtlamak zor deðildir. Ayrýlmýþ bir Kürdistan bitmiþ, veya
bir gücün kuklasý, iþbirlikçilerinin malikanesi olmaktan öteye gide-
meyecek bir Kürdistan’dýr. Ayrýlmýþ bir Kürdistan halkýn deðil, ya-
bancý ve iþbirlikçilerinin olabilir ki bu da, aðýrlýklý olarak hayalidir,
ancak çýkar güçlerinin oyunu olarak sýk sýk tekrarlanýr.” (A. Öcalan,
81 sayfalýk savunmasý) (abç)

“TC rejiminin varolduðu hergün insanlýk açýsýndan bir kayýptýr ve ona karþý
anladýðý dilden direnmek insanlýk görevidir.
Halklarýmýza Çaðrýmýzdýr;
Kürt, Türk ve çeþitli milliyetlerden iþçiler, emekçiler, köylüler, aydýnlar, ka-
dýnlar, gençler, çeþitli inançlardan halkýmýz; kardeþliðin, barýþýn, özgürlüðün ve
baðýmsýzlýðýn tek yolu devrimdir. Bu sefilleþen düzene taraf olmayan bütün
onurlu insanlar, siyasi iradeler yapabildiði kadarýný yapabildiði yerde Birleþik
Devrimci Güçler bayraðý altýnda birleþtirmeye ve harekete geçmeye; damlalarý
nehirlere, nehirleri denizlere çevirmeye çaðýrýyoruz.” (Birleþik Devrimci Güçler Plat-

(*) “Birleþik Devrimci Güçler Platformu yeni katýlýmla þu partilerden oluþuyor: Kürdistan Ýþçi Partisi (PKK),
Devrimci Halk Partisi (DHP), Türkiye Komünist Partisi (MarksistLeninist)-TKP(ML), Marksist Leninist Komünist
Parti (MLKP), Türkiye Devrim Partisi (TDP), Devrimci Sol (DS), Türkiye Komünist Partisi-Kývýlcým (TKP-K),

%
Bolþevik Parti/Kuzey Kürdistan-Türkiye (BP/KK-T), Devrimci Sosyalist Ýþçi Hareketi (DSÝH) ve Betnahrin Yurtse-
ver Devrimci Örgütü (BYDÖ)” (21 Mayýs 1999, Özgür Politika)
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

formu Bülteni Eylem, sayý: 1, Ekim 1998) (abç)


“Partimiz, Baþkan Apo’nun partisidir. Baþkan Apo’nun Partisi olduðunu her
koþulda kanýtlayacaktýr...
Bir kez daha vurguluyoruz: 15 Þubat bizim için intikam gerekçesi; bizim için
zafer gerekçesidir. Ýntikamýmýzýn gerçek anlamý da özgür, baðýmsýz bir Kür-
distan yaratmaktýr. Özgür halklarýn oluþturduðu Anadolu ve Kürdistan Halk Fe-
derasyonu’nu yaratmaktýr. Dahasý, yine özgür halklarýn oluþturduðu Ortadoðu
Halklarýnýn Federasyonu’nu yaratmaktýr. Bizim intikamýmýz böyle alýnacaktýr...
Zafer, Baþkan Apo ve Apocu Özgürlük Öðretisi öncülüðünde savaþan Kürdis-
tan halkýnýn olacaktýr!.. 20 Þubat 1999”
(M. Can Yüce, Tam da Baþkan Apo gibi savaþma zamanýdýr!, Serxwebun, sayý:
206, Þubat 1999, s: 7) (abç)

“Birinci ve ikinci tezler, sorunun bir vatan ve devlet yaratma olmadý-


ðýný, vatanda özgür yaþamla devletle demokratik birlik olduðunu, bu-
nun için tarihsel ve siyasal ve anayasal zeminin açýk olduðunu iyi niyetli
ve cesur yaklaþýmlar, asgari demokratik ölçüler içinde kurulduðunda
varolduðu sanýlan sorunlarýn o kadar da aðýr olmadýðý, aþýlacak cinste
olduðunu ortaya koymuþtur.
Bununla birlikte, dil yasaðý ve kültürel özgürlüðün önündeki engeller
sorunun en özgün yönüdür. Bu özgün yön üzerinde yoðunlaþamama,
çok karmaþýk bir durum yaratmýþtýr. Siyasal boyutla kültürel boyutun
karýþmasýna, hatta isyanlara yol açabilmiþtir... Anayasa Mahkemesi Baþ-
kaný dil, kültür, ve ifade özgürlüðü önündeki engellerden ve kaldýrýlmasý
gerektiðinden açýkça bahsetmiþtir.
Devlet bu konunun farkýna varmýþ ve doksanlý yýllardan beri bazý
adýmlara izin vermiþtir. Kürtçe yayýn, dil yasaðýnýn kaldýrýlmasý, bir Kürt
Enstitüsü’nün kurulmasý, folklor derneklerinin faaliyetleri önemli adým-
lardýr. Daha da güvence verildiðinde ve eðitimle bu kurumlar geliþtiðinde
çözümün can alýcý özünde geliþmeler artacaktýr. En önemli bir eksiklik
okuma yazmadýr. Bunu da aslýnda ciddi bir yasal engeli yoktur. Ýmkan
ve eðitim hazýrlýðý sorunudur ki rahatlýkla üstesinden gelinebilir.” (A.
Öcalan, Demokratik Birlik Çözümü Ýçin Tezler, 81 sayfalýk savunmasý)

“Kürt ulusal sorununu, ‘etnik sorun’, ‘kültürel sorun’ derekesine indirgeyerek,


‘alt kimlik’ kavramý çerçevesinde kalan bir burjuva ‘çözümü’ kapsayan ve baþlýca
hatlarý henüz netleþmemiþ bir duruþu benimsemektedir yeni Kemalizm. Ki,
hemen burada da yolu militarizmin açtýðýný görmek gerekir. Milli Güvenlik Siya-
set Belgesi, ‘kamusal alana kaymamak koþuluyla, mahalli ve kültürel özellikle-
rin geliþmesine yönelik düzenlemeler yapýlmalýdýr’ diyordu. Yeni Kemalist eðilim
kendini burada buluyor, buradan güç alýyor. Ama tarihsel bir pespektifi de
geliþtirmeye, M. Kemal’in Kürt ulusal sorununda cumhuriyet öncesi de denilebi-
lecek iþgale karþý savaþ yýllarýndaki Kürt egemen sýnýflarýyla ittifak tavrýyla iliþ-
kilenmeye çalýþýlýyor. Henüz belirginleþmemiþ olsa da, Türk burjuva milliyet-
çiliði ile Kürt burjuva milliyetçiliði arasýnda, Türk ulusunun ayrýcalýklarýný esas
olarak koruyan bir iþbirliði, bir ittifak arayýþýnýn temellerinin atýlmaya
çalýþýldýðýna dikkat çekmek yanlýþ olmayacaktýr.” (Sýnýf Pusulasý, Mart-Nisan 1999,
sayý: 1, s: 11-12) (abç)

A. Öcalan’ýn tutsak edilerek Türkiye’ye sergilediði tutum ve savunmasýnda ortaya


getirilmesi ve arkasýndan Ýmralý adasýnda baþ- koyduklarýnýn PKK’nin sürecini izleyen herkes
layan ve geçen ay sonuçlanan mahkemesi, için pek þaþýrtýcý olmadýðý da açýktýr. Doðal
ülkemizde bir dönemin sona erdiðini göste- olarak, oportünistlerin, böyle bir “doðal”lýk
ren pekçok olgulara sahip olmasýna karþýn, karþýsýnda hiçbir þey olmamýþcasýna davran-
ülkemiz solunda egemen olan oportünizm, malarýnýn da yadýrganacak bir yönü olmadýðý
hemen hiçbir þey olmamýþcasýna “yaþama” düþünülebilir. Ve hatta 1980 sonrasýnýn kav-
devam etmektedir. rayýþý ile, “onlar, onun düþüncesi, herkesin
& A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý sýrasýnda düþüncesine saygýlýyýz” bile denilebilecektir.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ve yine doðal olarak, böyle bir kavrayýþa karþý, de dünya çapýnda faþizmin babasý yap-
“demokrat” olduðumuzu sergilemek için biz- mýþtýr.” (A. Öcalan, Akt. Mahir Sayýn, Er-
lerde “bir þey” söylemeyebiliriz. keði Öldürmek, s: 112, Nisan 1997)
Örneðin, A. Öcalan’ýn þu sözleri bizleri “de- “Demokratlýk” adýna, yukarda aktardýðýmýz
mokratlýk” ölçüsünde fazlaca ilgilendirmeye- sözlerin “bir düþünce” olarak nasýl açýklanýr-
bilir: sa açýklansýn, birbiriyle çeliþen ve birbirini dýþ-
“Lenin’in oldukça sosyalist yani geliþ- layan yanlarý bir yana býrakýlamayacak kadar
kin bir kiþilik olduðu söylenebilir, tam iste- açýktýr. Ýster BDG adý altýnda PKK ile ittifak
nilen düzeyde de olmasa.” (A. Öcalan, içinde bulunanlar, ister deðiþik dönemlerde
Akt. Mahir Sayýn, Erkeði Öldürmek, s: benzer ittifak yapanlar, bu çeliþen ve birbiri-
200, Nisan 1997) ni dýþlayan açýklamalar karþýsýnda kendi ko-
Ve yine Ýmralý savunmasýnda ifade ettiði numlarýný ve tutumlarýný açýkça ortaya koy-
þu tümceler de “demokratik” bir tutumla bir mak zorundadýrlar. Öyleki yýllar önce ortaya
yana býrakýlabilir: konulmuþ þu belirlemelere karþý akla gelebi-
“Faþizmin, burjuva milliyetçiliðinin ne- lecek her türden suçlamayý, karalamayý ya-
fes aldýrmaz totaliterizmiyle, iþçi sýnýfý- panlar bir kez daha düþünmek ve karar ver-
nýn aþýrý eþitçiliðinin demokrasi yoksun- mek zorundadýrlar:
luðu totaliterizminin baþarýsýzlýðý, bu çer- “Mihri Belli’ye göre, Türkiye’deki
çevenin dýþýna taþýrýlmýþ gerçeklikleriyle
milli meselenin her zaman ve her þart
baðlantýlýdýr. 2000’li yýllarýn zaferini kesin-
altýnda tek bir çözüm yolu vardýr; Kürt
leþtiren demokratik sistem, derinliðine ve
tüm toplumlara yaygýnlaþmasýnýn önüne
emekçi halkýnýn çýkarlarýyla baðdaþan
geçilemez gibi görünüyor. Buna karþý di- tek formül vardýr; o da, meseleyi þartlar
renen kaybederken, baþarýyla uygulaya- ne olursa olsun, misak-ý milli sýnýrlarý
nýn kazanacaðý da ayný kesinliktedir... içinde ele almak gerekir.
Atatürk’te ne özel bir demokrasi kar- Oysa bu görüþ, temelden yanlýþ ve
þýtlýðý, ne de Kürt aleyhtarlýðý söz konusu- anti-sosyalist bir görüþtür. Bilindiði gibi,
dur. Ýlerlemeden yana ve beklentisi var- devrimci proletarya milli meseleyi
dýr... Atatürk’ün kurduðu Cumhuriyeti et- uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýnýn
kilense bile ne Hitler’in Almanya’sý, ne ýþýðý altýnda ele alýr. Biz, uluslarýn ken-
Stalin’in Rusya’sý gibi, cumhuriyeti aþýrý di kaderini tayin hakkýnýn ýþýðý altýnda
totaliter kýlmak istemedi...” (A. Öcalan, 81 diyoruz ki: ‘Her þart altýnda, her zaman
sayfalýk savunmasý) (abç) meseleyi misak-ý milli sýnýrlarý içinde
Amerikan emperyalizminin “demokrasi ele almak gerekir veya Kürt emekçi
literatürü”nde, geri-býraktýrýlmýþ ülkelerdeki halkýnýn çýkarlarýyla baðdaþan tek çö-
askeri darbeleriyle oluþturulan yönetimlerin züm yolu ayrýlma hakkýnýn kullanýl-
“otoriterizm” ve sosyalist ülkelerdeki yönetim- masýdýr’ diyen görüþler yanlýþtýr. Bu gö-
lerin “totoliterizm” olarak tanýmlandýðýný bil- rüþlerin sahipleri, her iki tarafýn burjuva
mek de burada kiþilerin “demokratlýðý”na ve küçük-burjuva milliyetçi unsurlarý-
zarar vermeyecektir. Ve A. Öcalan’ýn Ýmralý’da dýr.” (ASD’ye Açýk Mektup, Ocak 1971)
söylediði gibi, “Türkiye Cumhuriyeti istenilen Yýllar önce yapýlmýþ bu belirlemeleri “ke-
düzeyde olmasa da demokratikleþmede epey malistlik”le suçlayanlar, yýllar sonra Ýmralý’da
mesafe aldýðý” için, herkes düþüncesini öz- söylenen þu sözlerin karþýsýnda açýk bir tutum
gürce söylemek durumundadýr. Bundan bir- almak zorundadýrlar:
kaç yýl önce þöyle denilmiþ olmasý da “düþün- “Türkiye’yi Misak-ý Milli olarak baþta
ce özgürlüðü” kapsamýnda deðerlendirilmeli- ortak bir vatan olarak kabul, hem Kürtler
dir! hem Türkler için bir ulusal yemin olarak
“Bu bir kara cehennem rejimidir yani... kabul edilir. Tamamý uygulanmasa da
Türkiye’nin bazý Kemalist aydýnlarý vardýr. mevcut sýnýrlar yeminli vatan parçasýdýr.
‘Þöyle rönesanstýr’ derler. Peki bu ne Belgelidir. Ýnkara gelmez.” (A. Öcalan, 81
yani, bu hangi kara rejimde bu düzeye sayfalýk savunmasý)
gelmiþtir. Örneði yoktur ve en sivri uçtur. A. Öcalan’ýn Misak-ý Milli konusunda
Hatta faþizmin babalýðýna soyunmasý da THKP-C ile Mihri Belli arasýndaki tartýþmaya
bu nedenledir bence. Faþizmin ilk (kapi- iliþkin olarak birkaç yýl önce söylediklerini de
talist faþizmin tabii) nüvesi burada gizli, anýmsatalým:
Kemalizm’de gizlidir. Hitler’in Mussoli- “Türkiye devrimci hareketinin içindey-
ni’nin Mustafa Kemal’e bizim öðretmeni- dim. Þüphesiz Kürt sorunu benim için
mizdir demesi, boþuna deðildir. yakýcýydý. Hatta Mahir’in Ýstanbul Teknik
Onun yaþadýðý koþullar onu 1920’ler- '
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Üniversitesi’nde Sinan Kazým Özüdoðru da ne demeli, ‘deli saçmasý’ mý demeli


ve Yusuf Küpeli’yle birlikte ‘þovenizme ve bilemiyoruz? Ve Bay Mihri Belli devam
modern revizyonizme karþý biz bir kopuþ ediyor. ‘Ve proleter devrimcileri, bütün
yürüteceðiz’ dedi. Þimdi de deðerli bir milli davalarýn savunucusu olduklarý
abimiz olan Mihri Belli’ye karþý böyle bir gibi, Türkiye’nin toprak bütünlüðünün
polemikleri vardý. Ben o zaman onlarýn de en tutarlý savunucularýdýrlar. Ve Tür-
tavrýný çok yiðitçe (ki, bütün anfide bine
kiye’ nin toprak bütünlüðü bu 1970 yý-
yakýn genç vardý) buldum. Orada onlara
lýnda bir tek þekilde savunulabilir: Kürt
karþý bu cesaretli tavrý sergilediler. Çýk-
týlar, anfiye bir daha girdiler. Hatta birkaç
halkýna eþit haklar tanýmakla, onun
kez tabanca mermisi patladý. Ama sonu- varlýðýný tanýmakla, bu halka ana dilini
na kadar tavýrlarýný koydular. Halen ku- konuþma hakkýný tanýmakla ve bu hal-
laðýmda yankýlandýðý kadarýyla en önemli kýn gönül rýzasýyla Türkiye’de kardeþ
bir çeliþki de Kürt sorunuydu. ‘Kemalizm’ Türk halkýyla birlikte yaþamayý isteme-
in etkisinden kurtularak bu soruna sonu- sini saðlamakla, biz meseleyi böyle
na kadar doðru yaklaþým göstereceðiz’. koymaktayýz.’ Arkasýndan hemen bi-
Bu beni etkiledi.” limsel sosyalizmin de meseleyi böyle
(A. Öcalan, Akt. Mahir Sayýn, Erkeði koyduðunu (!) ilave ediveriyor! Aslýn-
Öldürmek, s: 72, Nisan 1997) da her zaman olduðu gibi Mihri Belli,
Burada A. Öcalan’ý “etkileyen” “Mahir”lerle sosyalistlere deðil, küçük-burjuva radi-
Mihri Belli arasýndaki Kürt sorunu konusunda- kallerine hitab etmektedir burada da.
ki tartýþmayý da anýmsatmak gerekmektedir: Onlara, ‘sakýn bizim hakkýmýzda yanýl-
“Toplantýda [29-30 Ekim 1970 günü mayýn, bizler enternasyonalist deðil,
yapýlan toplantý] Kürt meselesini de gerçek milliyetçileriz. Siz bize dokun-
tam bir þovenist, bir küçük-burjuva mil- mayýn, biz de sizin gerinizden emek-
liyetçisi gibi ele almýþtýr Mihri Belli. leyerek gelelim, sizlere omuz verelim.
‘Türkiye’de aþaðý-yukarý dört milyon Bu arada sakýn ha sizden öncekilerin
Kürt yaþýyor. Bu Kürt topluluðu ile, yaptýðý gibi yanýlýp da Kürtler üzerinde
Türklerin kardeþliði tarihin sýnavýndan asimilasyon politikasý falan da uygula-
geçmiþtir. 19. Yüzyýla kadar, Kürtler maya kalkmayýn. Akýllýlýk edip onlara
Osmanlý Ýmparatorluðunun doðu kendi dillerini konuþma ve kültürlerini
sýnýrlarýný korudular (altýný biz çiz- geliþtirme hakkýný lütfederseniz milli
dik)... 1880’den 1925 Þeyh Said isyaný- sýnýrlarý daha iyi koruyabilirsiniz!’ diyor.
na kadar sözü edilecek bir Kürt isyaný Marksist-leninistlerin bütün meselelere
olmadý. O dönem, Osmanlý imparator- halklarýn gerçek mutluluðunu, gerçek
luðunun daðýldýðý, bölündüðü dönem- barýþý saðlayacak olan sosyalist hareke-
dir. Milli topluluklarýn hemen hepsi ti güçlendirme açýsýndan bakacaklarýný
isyan etti. Ermenisi, Rumu, Bulgarý, ve milli meseleye de bu açýdan bak-
Arabý. Ama Kürtler isyan etmediler o mak gerektiðini; þartlara göre ayrýlmak,
çöküþ döneminde (altýný biz çizdik).’ bölgesel özerklik, federasyon haklarýnýn
Bu laflarý edenin Mihri Belli olduðunu savunulacaðýný veya sadece asimilas-
bilmesen, Osmanlý Hanedanýnýn son yon politikasýna karþý çýkýlacaðýný unu-
þehzadesinin konuþtuðunu zanneder- tuyor! Aslýnda bir küçük-burjuva radi-
sin. Daha milli þuurun uyanmadýðý bir kalinden pek farklý olmayan bu kera-
dönemde Kürtlerin feodal beylerin em- meti kendinde kiþiyi sanki marksist-
rinde Osmanlý Ýmparatorluðunun doðu leninistmiþ gibi eleþtirmeye kalkmak
sýnýrlarýný korumasýný; feodal beylerin da biraz tuhaf oluyor!” (1965-71 Tür-
baskýsý altýnda uluslaþamamýþ iki hal- kiye’de Devrimci Mücadele ve Dev-
kýn ayný sýnýrlar içinde yaþamasýný, Bi- Genç)
rinci Dünya Savaþýnda iki halkýn bilinç- Ýþte A. Öcalan’ý yýllar önce “etkileyen” tar-
sizce emperyalist güçlerden birinin ve týþma özetle böyledir. Ve bugüne gelindiðin-
yerli hakim sýnýflarýn kontrolünde omuz de, Ýmralý’da söylenenlere bakýldýðýnda, kimin
omuza cepheye sürülmelerini övgüye daha çok “etkilediði” açýkça görülmektedir.
deðer birþeymiþ sanki iki halk hep or- Ancak, sorular bunlarla sýnýrlý deðildir.
tak menfaatleri için savaþmýþlar ve bu Tarih konusunda en az bilgisi olan birinin
yüzden aralarýnda geleneksel bu dost- de bileceði gibi, Osmanlý Meclis-i Mebusan’ý-
luk doðmuþ gibi göstermeye çalýþmak- nýn 1920’de Osmanlý Ýmparatorluðunun asga-
 tadýr Mihri Belli. Artýk iþin bu kadarýna ri sýnýrlarýný belirleyen Misak-ý Milli’si, yani milli
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

andý, 23 Nisan 1920’de Ankara’da kurulan görüntüsel bir iliþkiye sahiptir.


BMM’nde de kabul edilmiþ bir “yemin”dir. Ve þöyle söylenebilmektedir:
1925 yýlýnda Ýngiltere ile yapýlan Ankara An- “Bu birlikte vatanýn, daha baðýmsýz
laþmasý sonucunda, Misak-ý Milli, içerdiði Mu- cumhuriyetin daha güçlü olacaðýna kuþ-
sul ve Kerkük bölgesi dýþýnda kalan bugünkü kumuz yoktur. Bu sorunu çözmüþ cum-
Türkiye Cumhuriyeti sýnýrlarýný ifade eden bir huriyetin tarihe yaraþýr bir önderliði Orta-
belirleme olmuþtur. doðu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Orta
Sovyetler Birliði’nin daðýtýlmýþlýðý koþulla- Asya’ya taþýyacaðýna da inancýmýz tam-
dýr.” (A. Öcalan’ýn mahkemeye verdiði 31
rýnda ortaya çýkan Türki Cumhuriyetlerle bir-
Mayýs tarihli dilekçesi)
likte “Adriyatik’ten Çin Denizi’ne kadar Türk
Yanýt bekleyen sorular olarak ortaya koy-
dünyasý” tezi, Körfez Savaþý sonrasýnda Mu-
duklarýmýz, sorularýn belli baþlýlarýný içermek-
sul ve Kerkük bölgesini de kapsayan bir bo-
tedir. Küçük-burjuva aydýnlarýnýn bu sorular
yuta ulaþtýrýlmaya çalýþýlmýþtýr. T. Özal’ýn ifade
ettiði ve kendisini “2. Cumhuriyetçi” olarak ta- karþýsýndaki tutumlarý, hiç þüphesiz, ulusal
sorunun yaratmýþ olduðu çatýþma ortamýnýn
nýmlayan küçük ve orta ticaret ve sanayi ser-
getirmiþ olduðu “gerilim”le belirlenmektedir.
mayesinin bir bölümü tarafýndan savunulan
Lenin’in deyiþiyle, “demokratik kurumlar ge-
bu tez, “bölgenin en büyük gücü” olan Tür-
tirmekte umutsuzluða kapýlan ve bir dizi
kiye’nin “kendi kabuðundan çýkarak”, bu
(‘kültürel’) sorunda her ulusun proletaryasýy-
Türk dünyasý boyunca yayýlmasý istemine
denk düþmüþtür. Dönemsel olarak ANAP ve la burjuvazisini yapay olarak birbirinden ayrý
tutarak, burjuvazinin ulusal kavgalarýndan
DYP içinde siyasal iliþkiler sürdüren bu küçük
kurtulmaya çalýþan kiþilerin oportünist düþün-
ve orta ticaret ve sanayi sermayesi, bugün
den baþka bir þey” olmayacaktýr.
MHP çevresinde toplanmýþ durumdadýr.
Ancak kendilerini “marksist-leninist” ola-
Kimilerince “alt-emperyalizm olma isteði”
rak ya da “marksist-leninist-maoist” olarak ta-
olarak adlandýrabilecekleri bu tez, Türkiye’nin
yayýlmacý ve sömürgeci bir dýþ politika izle- nýmlayanlar, kaçýnýlmaz olarak, bu sorular
karþýsýnda kendi ideolojik belirlemelerini ve
mesi gereðine dayanmaktadýr. Amerikan em-
buna uygun politik tutumlarýný ortaya koymak
peryalizminin Sovyetler Birliði’nin daðýtýlmýþlý-
zorundadýrlar. Bu zorunluluk, herhangi bir tak-
ðýnýn ilk yýllarýnda ortaya çýkan boþluklar ne-
tik sorunla ilgili bir zorunluluk deðildir. Ýdeo-
deniyle Türkiye’ye bu yönde hareket olanaðý
saðlamak zorunda kalmasý da, bu tez sahip- lojik ve politik olarak ülkemiz devriminin ge-
leceðini belirleyecek nitelikte sorular gündem-
lerini umutlandýrmýþtýr. Gerçekleþmesi olanak-
dedir. Yetiþen yeni devrimci kuþak, bu konu-
sýz olan bu tez, “Turan” düþlerinin yeniden
lardaki kesin belirlemelerle biçimlenecektir.
güncelleþmesini de beraberinde getirmiþtir.
Bu sorularda ortaya konulacak belirsizlikler,
Gerçekleþmesi olanaksýzdýr, çünkü, Ame-
tutarsýzlýklar, doðrudan Marksizm-Leninizmin
rikan emperyalizminin Sovyetler Birliði’nin
çarpýtýlmasý sonucunu doðuracaktýr. Ve daha
daðýtýlmýþlýðý koþullarýnda ortaya çýkan yeni
da ötesi, bu konuda tutum belirlemeyenler,
pazarlara iliþkin olarak belirlenmiþ bir politi-
örgütsel olarak oportünizmin ve þovenizmin
kasý ve hazýrlýðýnýn mevcut olmadýðý koþullar-
bataðýna batmaktan kendilerini kurtaramaya-
da, zaman kazanmak amacýyla Türkiye’yi
caklardýr.
yönlendirdiði bir dönem geçilmiþtir. Bugün
Öyle ki þu belirlemeleri yapanlar için geliþ-
Azerbaycan-Ermenistan sorunu da dahil ol-
meler çok daha yaþamsaldýr:
mak üzere, bu alandaki her sorun doðrudan
“Örgütsel düzeyin geriliði, kadrosal
emperyalizmin denetimi altýnda ele alýnma-
birikimin aþýrý zayýflýðý, ciddi bir yeraltý
ya baþlanmýþ-týr. Dolayýsýyla, Türkiye’nin za-
hiyerarþisine sahip olmamak ve çoðun-
man kazanmak için kullanýldýðý dönem sona
lukla Ýstanbul’a sýkýþmýþlýkla karakteri-
ermiþtir ve artýk Türkiye’nin devreden çýkar-
ze olan, daha çok bir dergi çevresi ger-
týlmasý aþamasý baþlamýþtýr.
çekliði içinde bulunan ve de kendi
Ýkinci olarak, bu tezin, “alt-emperyalizm”
güçleriyle baðýmsýz bir kitle eylemi ör-
çerçevesinde gerçekleþmesi olanaksýzdýr.
gütlemeyi baþaramayan bu zayýf, fakat
Çünkü “alt-emperyalizm”, “bir ülkenin belli bir
eldeki güçleriyle kesintisiz politik faali-
bölgede emperyalizm adýna ekonomik sýzma,
yette ýsrar eden dergi çevreleri '98’de
denetim ve müdahele görevini yüklenmesi-
asýl olarak daralma yaþamýþlardýr...
dir”. (THKP-C/HDÖ: Türkiye Devriminin Acil
En önemli sorun ‘belli baþlý’ parti
Sorunlarý-I, s: 95) Bir baþka deyiþle, “gizli
ve örgütlerin hiçbirinin '98 yýlýnda sýnýf
iþgalin bölgesel uygulamasý”dýr. Bu nedenden
dolayý, tez, “alt-emperyalizm” uygulamasýyla
mücadelesinin gerektirdiði politik faa-

KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

liyet ve eylem düzeyini yakalayama- uygun bir örgütsel ve politik çizgi geliþ-
mýþ, devrimin o süreçteki ihtiyaçlarýný tirmeye elbette imkan vermemiþtir ve
yanýtlama pratiði sergileyememiþ olu- veremeyecektir. Yaþamsal bir önem ta-
þudur... þýyan devrimci çalýþma ve eylemin sü-
En sýký illegal örgütlülüðün ve ‘pro- rekliliðinin böyle bir yoldan asla güven-
fesyonel devrimciler örgütü’nün olmaz- celenemeyeceði bir sýr deðildir.” (Sýnýf
sa olmazlýðý þartlarýnda, bir baþka ifa- Pusulasý, Mart-Nisan 1999, sayý: 1, s:
deyle sömürgeci faþizm altýnda bir ga- 21) (abç)
zete çevresi haline geliþin engellene- Kendilerinde “belli baþlý devrimci parti ve
memesi, dahasý buna dönemsel bir örgütler” ayrýmý yapma yetisi gören, “eldeki
gerçek olarak boyun eðiliþi, fiilen le- güçleriyle kesintisiz bir politik faaliyette ýsrar
galleþmiþ örgütlerden ‘daha sonra’ eden dar gruplar”ýn ölçüsüne sahip olduðu-
saðlam bir gizli yapý kurulacaðý avun- nu düþünen bu yazýnýn sahipleri, A. Öcalan’ýn
tularýnýn adeta teorileþtirilmesi (buna þu belirlemeleri karþýsýnda tavýrlarýný ortaya
yanlýþlarýn, hastalýklarýn, geriliklerin koymak zorundadýrlar:
teorileþtirilmesi de diyebiliriz), sürece

“Baþta PKK olmak üzere yasadýþý konumda olan birçok örgüt


barýþla birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini uyarlamalýdýr.
Silahlý çatýþma ortamýnýn ortadan kalkmasý, yýllardýr yasadýþý konum-
da olan birçok örgütü, demokratik ortamla bütünleþmeye itecektir.
Özellikle çýkarýlacak bir af ve yasal, siyasal çalýþmanýn önü açýk tu-
tulduðunda, demokratikleþmenin daha da kökleþmesine yol açacak-
týr. Doksanlý yýllarda örgütsel özgürlük ilerleme saðlamýþtýr. Genel siyasal
ortamý, gergin tutmanýn anlamsýzlýðýný, son seçim süreçleri ortaya koymuþ,
toplumun demokratik normalleþme isteði ve tekrar deðil, þiddetle çözüm-
lemeyen parti ihtiyacý ortaya çýkmýþtýr. Kýsýr yolda inat edenler terk edil-
mektedir. Bu hem sað, merkez ve tüm sol örgütler için geçerlidir. Klasik
ve fazla demokratik deðeri olmayan siyasal çalýþma dönemi geride kal-
mýþtýr. Bu sol için daha da geçerlidir. Kendini yenileme ve yasallaþma,
bununla birlikte toplumun önündeki sorunlara gerçekçi demokratik çözüm
projelerini koymakla ortaya çýkma, bunun için kapsamlý ittifaklarý gerçek-
leþtirme, geliþmenin iktidarlaþmasý için kaçýnýlmaz gereðidir. Klasik söy-
lem, örgüt ve kadro anlayýþlarý toplumun gündemini yakalayamaz...
Bu çerçeve PKK için de geçerlidir. Yetmiþlerin klasik sað-sol, faþizm,
sosyalizm ve ulusal sorun kavramlarýyla yazýlan program, örgüt biçim-
leri ve eylem anlayýþý, aslýnda doksanlarda masaya yatýrýlmalý ve
dönüþme tedbirleri alýnmalýydý. Türkiye genelinde bir demokratikleþmeyle,
bölge toplumunun feodal aðýrlýklý toplumsal yapýsý için daha özgül bir prog-
ram, özellikle dil, kültür özgürlüklü derinliðine bir demokrasi programý, bu-
nun barýþçýl siyasal örgüt yapýsý, silahlý mücadele yerine siyasal çalýþmanýn
yasal biçimlerini ortaya koymalýydý.” (A. Öcalan, Demokratik Birlik Çözü-
mü Ýçin Tezler, 81 sayfalýk savunmasý) (abç)

A. Öcalan’ýn 1990 yýlýndan itibaren Türki- olup olmadýðý konusunda hiçbir þey söyle-
ye oligarþisine gönderdiði her mesajda ifade meyenler, bugün ayný kolaycýlýða sahip deðil-
edilen sözler bir kez daha yinelenmiþtir: Eðer lerdir.
bizimle anlaþýrsanýz, Türkiye’deki her tür- “Yýllarca yasadýþý konumda olan birçok
lü silahlý ve illegal faaliyeti sona erdiririz. örgüt” kapsamýna girip girmediklerini, “çýka-
Yýllarca A. Öcalan’ýn oligarþiye gönderdiði rýlacak bir af yasasý” ile “yasal siyasal çalýþ-
bu mesajlar karþýsýnda sessiz kalanlarýn, do- maya” girip girmeyeceklerini açýklamak zo-
laylý olarak bunu kabul edeceklerini de ka- rundadýrlar.
bul etmiþ olmalarý bir yana býrakýlacak olursa, Özellikle kendilerini PKK’yle birlikte “Bir-
Ýmralý savunmasýnda söylenen bu son söz leþik Devrimci Güçler Platformu” içinde bir-
karþýsýnda açýk beyanda bulunmak zorunda- leþtirenler, A. Öcalan’ýn bu açýk beyanlarý
dýrlar. Daha dün (Eylül 1998) PKK ateþ-kes karþýsýnda tutumlarýný açýklamak zorundadýr-
ilan ettiðinde, bunun kendileri için de geçerli lar.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

A. Öcalan’ýn belirttiði koþullarý kabul edip “Adriyatik’ten Çin Denizi’e kadar Türk yur-
etmediklerini, bu koþullar ortaya çýktýðýnda du” söyleminin, Türk milliyetçiliðinin yayýlma-
“silahlý mücadele yerine siyasal çalýþmanýn cýlýðýnýn en açýk ifadesi olarak kabul eden
yasal biçimleri”ne geçip geçmeyeceklerini herkes, A. Öcalan’ýn ve PKK Baþkanlýk Kon-
açýklamak zorundadýrlar. seyi üyelerinin açýklamalarý karþýsýnda tavýr-
Bu stratejik nitelikteki sorular yanýnda, ör- larýný ortaya koymak zorundadýrlar. Türklerin
gütlenme konusunda ortaya çýkan sorular da ve Kürtlerin bir araya gelerek, Osmanlý Ýmpa-
ayný kesimler tarafýndan yanýtlanmak zorun- ratorluðu’nun “yaptýðýný” yaparak, yayýlmacý ve
dadýr. “Devrimci, dediðini yapan, yaptýðýný sa- sömürgeci bir devlet istemi karþýsýnda sessiz
vunan kiþidir” belirlemesini dillerinden düþür- kalmak, hertürlü yayýlmacýlýða, sömürüye,
meyenler, A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý bo- baskýya ve uluslarýn ezilmesine karþý sessiz
yunca sergilediði tutumu, bu belirlemeyle kalmakla eþdeðer olduðu açýktýr. Ezilen ulus
baðlantýlý olarak deðerlendirmek zorundadýr- milliyetçiliðinin zaman zaman saldýrgan mil-
lar. liyetçiliðe dönüþümünün bu yeni olgularý kar-
Kendilerini en keskin Stalin “savunucusu” þýsýnda alýnacak her tutum, ayný zamanda
ilan edenlerin, A. Öcalan’ýn Stalin’i Hitler’le Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakký ko-
ayný kefeye koymasý ve “totaliter” ilan etme- nusundaki tutumla çakýþmak durumundadýr.
si karþýsýnda sessiz kalamazlar.

“Þunu herkesin bilmesi gerekiyor; biz ABD’nin Kürdistan’da, böl-


gede kendisine göre istikrar yaratmasýna bir þey demiyoruz. Kendi
çýkarlarýna göre düzenleme yapabilir.” (PKK Baþkanlýk Konseyi üye-
si Cemil Bayýk, 20 Haziran 1999, Özgür Politika)
“Þimdi 21. Yüzyýla girerken Türkiye’nin önünde 16. Yüzyýlda ol-
duðu gibi bir sorun var. Ýlerlemeyi saðlayabilmek için kendisini güçlü
kýlacak iliþki ve ittifaklara ihtiyacý var. ...
Türkiye devletinin Kürdistan ile çeliþki, çatýþma ve savaþ içeri-
sinde olmasý kesinlikle böyle bir yönelimi için engeldir. ...
Eðer Osmanlý yöneticilerinin yaptýðýna benzer biçimde tarihten
ders çýkarýrsa, güncel duruma uyarlamýþ politikalar üretebilir. Kürt-
lerle çözümü, anlaþmayý esas alýrsa, Kürt ulusunun gücünü arkasý-
na alýr ve onun desteði ile birleþirse Doðu’ya ve Güney’e yönelik
açýlýmýný yürütebilir.” (PKK Baþkanlýk Konseyi üyesi Duran Kalkan,
23-24 Nisan 1999, Özgür Politika)

Tüm bu sorular karþýsýnda yine de “geleneksel” tutumlarýný sürdürenler elbette olacaktýr.


Onlara son olarak Lenin’in ezilen ulus burjuvazisinin niteliðine iliþkin þu sözlerini anýmsat-
mak istiyoruz:

“Uluslara yapýlan her baský, geniþ halk yýðýnlarýnýn direncini davet eder;
ulus olarak baský altýnda kalan halkýn direnci, her zaman, ulusal ayaklan-
ma eðilimi gösterir. Ezilen ulus burjuvazisinin (hele hele Avusturya ve
Rusya’da) bir yandan pratikte, kendi halkýndan gizli olarak ve ona karþý,
ezen ulusun burjuvazisiyle gerici anlaþmalara girerken, bir yandan
da ulusal ayaklanmadan söz etmesi hiçte seyrek görülen bir þey deðil-
dir.” (Lenin: Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, s: 73-
74) (abç)

!
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

ÝMRALI SAVUNMASI’NDA
NE SAVUNULDU?
Baðýmsýzlýk ve Demokrasi Yolunda Kurtuluþ, Sayý: 39, 16 Temmuz 1999

“Beklentim, devletin payýma düþen görevleri belirlemesidir” (Öcalan)

(Aþaðýdaki metin, Baðýmsýzlýk ve Demokrasi Yolunda Kurtuluþ dergisinin 16 Tem-


muz 1999 tarihli 39. sayýsýndan alýnmýþtýr. A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý sýrasýnda
sergilediði tutumu çeþitli yazýlarýnda eleþtiren derginin bu yazýsý, konunun devletle
yapýlmasý hesaplanan “gizli pazarlýk” yanýný ele almaktadýr. Ýçerdiði kimi deðerlendir-
melere ve ifadelere tümüyle katýlmasak da, soldaki suskunluðu düþünerek, yazýyý ol-
duðu gibi yayýnlýyoruz.)

Hep Kullanmayý Düþünenler, Kullanýlmaktan Kurtulamazlar


Bu Kýsýr Döngünün Adý mý “Usta Politika”?
Öcalan’ýn avukatlarýyla yaptýðý görüþmelere iliþkin bilgiler, savunmanýn nasýl
þekillendiðine dair belli bir fikir veriyor.
Öcalan’ýn avukatlarýndan Zeki Okçuoðlu, ilk günlerdeki görüþmelerine iliþkin þunu
aktarýyor:
“ ... baþýndan itibaren bir iki avukatýn gösterdiði cansiperane çaba Öcalan’ýn ‘Dev-
letin ve Baþbakanlýk Eþgüdüm Merkezi’nin çizdiði çerçeve içinde savunma ya-
pacaðým. Kimse benden baþka bir savunma yapmamý beklemesin. Sizlerden
de bu çerçevede savunma yapmanýzý istiyorum’ sözleriyle ne yazýk ki bütünüyle
çökmüþtü.” (Serbesti, sayý: 4)
Okçuoðlu þöyle devam ediyor:
“Bu perspektifle avukatlara savcý yardýmcýlýðý öneriliyordu.”
Yargýcýn, sanýðýn, tanýðýn, avukatlarýn, medyanýn, kýsacasý herkesin ne söyleyip
yapacaðý belli; herkes üzerine düþeni yapýyor. Ýþte böyle bir yargýlamaya tanýk ol-
duk. Çok demokratikti mahkeme. Çünkü belliydi ki olumsuz herhangi bir geliþme
olmasýndan herhangi bir kaygý duymuyorlardý.
Okçuoðlu, daha önce bir radyoyla yaptýðý röportajda da Öcalan’la görüþmelerinin
kontrgerillanýn denetiminde olduðunu söyleyerek, bu görüþmelerden birinde Þeyh
Said’in nasýl aldatýlarak idam edildiðini anlattýðýný ve Öcalan’ýn bu anlatýma daha
sonra þöyle bir tepki gösterdiðini söylüyor:
“Þeyh Said hakkýnda bana anlattýðýn hikaye (*) yukarýdakilerin hoþuna gitmemiþ,
dedi. Bundan sonra da benimle konuþmalarýna dikkat etmelisin, böyle yanlýþ þeyleri
de bana anlatmamalýsýn, dedi. Ben de bunlarý birilerinin hoþuna gitsin diye anlatma-
dýðýmý ifade ettim ve ben örnek olmasý, kendisinin de ders çýkarmasý için anlattýðýmý
söyledim.”

(*) Av. Okçuoðlu’nun A. Öcalan’a anlattýðý hikaye kendi ifadesiyle þöyledir: “Þark Ýstiklal Mah-
kemesi hakimlerinden Ali Saib, Þeyh Said’i hücresinde ziyaret eder. Amacý Þeyh’i mahkeme-
deki savunmasýnda Kürtlerin inkar edilen haklarý için deðil, Ýslami nedenlerle ayaklandýklarýný
söylemeye ikna etmektir. Eðer Þeyh bu doðrultuda savunma yaparsa, kendisine verilecek idam
cezasý müebbed hapis cezasýna çevrilecek, daha sonra Edirne’ye sürgün edilecek, 2 yýl sonra
çýkarýlacak aff-ý umumi ile serbest býrakýlacaktý. Ali Saib bununla da kalmaz, serbest býrakýldýktan
" sonra birlikte kuzu çevirip yemek üzere Þeyh’i Hýnýs’taki evinde ziyaret edeceðini de vaat eder.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Anlatýlanlarýn eksiði olabilir, fazlasý olabilir. Ama zaten olan biten bu anlatýlanlarý
fazlasýyla doðruluyor. Ortada bunlara uygun bir geliþme olmasa, spekülatif der geçer-
siniz.
Ama savunma, ortadadýr. Orada devletin, MGK’nýn, ABD’nin görüþleri vardýr. Bunu
daha önce söylemiþizdir.
Daha duruþmalarýn baþlangýcýnda “Ýmralý’da oligarþinin, emperyalizmin duymak
istedikleri söyleniyor” dedik. Çünkü söylenenlerin derin anlamý da, çýplak anlamý da
ortadaydý.
Yýllardýr oligarþinin savunduklarý, hatta ders kitaplarýnda yazdýklarý, bu defa
Öcalan’ýn aðzýndan tekrar ediliyordu.
Ýþte tartýþtýðýmýz bu... Sol, devrimcilik ne hale geldi?
Devletin görüþlerini, MGK’nýn, ABD’nin dediklerini tartýþýr hale geldik. Bu görüþler
devletin mi, devrimcilik mi, fýrtýna burada kopuyor.
Oysa savunmanýn sahibi açýkça söylüyor. Gerçek de bu. O savunma devletindir.
ABD’nindir.
Tekrar ediyoruz. Bu savunma devletin, ABD’nin devrime, sosyalizme saldýrýsýdýr.
Doðrudan saldýrýdýr. Hiç bir uydurma teori, bu gerçeði gizleyemez.
DEVLETÝN DUYMAK ÝSTEDÝKLERÝ SÖYLENMÝÞTÝR!
ÝMRALI SAVUNMALARI, ABD VE MGK’NIN ÇÖZÜMÜ DOÐRULTUSUNDADIR.
DEVLET SAVUNULMAKTADIR VE DEVLETE TABÝ OLUNMUÞTUR.
Bunlarý daha önce yazdýk.
ABD’nin yýllardýr Kürt sorunu için “sorun Türkiye’nin demokratikleþmesi
sorunudur” dediði biliniyordu. Öcalan’ýn savunmasýnýn temel tezi de budur.
MGK, bu mücadeleyi siyasal, askeri, ahlaki her açýdan gayri-meþru ilan ediyor-
du yýllardýr. Öcalan da bunu yapmýþtýr. Hatta o MGK’nýn beklediðinden de fazlasýný
yapmýþ, tarihteki Kürt isyanlarýný bile mahkum etmiþtir.
Bu savunmanýn nasýl biçimlendiðinin özel bir önemi yoktur. Ancak artýk orada,
devletin savunulduðu ortadadýr. Bunu herkes görmek zorundadýr.
Zeki Okçuoðlu’nun sözleri spekülatif bulunabilir. Hatta “yalan” diyen de çýkabilir.
Öyle bile olsa, deðiþen hiç bir þey olmaz. çünkü savunmanýn kendisi ortadadýr. Çünkü
Öcalan’ýn mahkeme boyunca tavýr ve sözleri ortadadýr. Hepsine þu veya bu þekilde
bir kulp takýp onlarý doðru, eksiksiz, görmek ve göstermek isteyenler, son olarak
Öcalan’ýn kendi yazdýðý mektuptaki þu sözlere baksýnlar:
“Umut ve beklentim mahkemeden sonra devletin -illa beni veya PKK’yi resmen
muhatap kabul etsin demiyorum- uygun bir yöntemle gerçekten tüm sorunlarýn kilidi
haline gelmiþ bu silahlý çatýþmayý kalýcý olarak sona erdirmek için, duyarlý, bilimsel
ve durumumuzu bütün boyutlarýyla göz önüne alan bir planlamayla gündemleþtirmesi
ve payýma düþen görevleri belirlemesidir. Þu anda etkileme gücümüz sona erdir-
meye uygundur. Uzun sürmesi kontrolü kaybettirebilir. Çünkü çok çýkar ve güç
üzerinde oynuyor.” (7 Temmuz 1999, Özgür Politika)
Ne söylüyor?
1- Devlet beni veya PKK’yý muhatap alsýn demiyorum.
2- Devlet, duyarlý, bilimsel ve durumumuzu bütün boyutlarýyla gözönüne alan bir
planlama yapsýn. (Hangi devlet? Tabii ki sözü edilen MGK’nýn kurmaylýðýndaki faþist
devlettir. Türkiye’de bundan baþka devlet yok.)
3- Devlet, bu planlama çerçevesinde benim payýma düþen görevleri de belirle-
sin.
Öcalan devletin vereceði görevleri kabul etmeye hazýr.
Nasýl bir görev üstlenebileceðini de açýða kavuþturuyor.

Þeyh, mahkemede, Ali Saib’le anlaþtýklarý gibi hareketin Kürtlükle bir iliþkisinin bulunmadý-
ðýný, isyaný Ýslami nedenlerle gerçekleþtirdiklerini söyler. Ancak buna raðmen mahkeme idam
cezasýný müebbede çevirmez.
30 Haziran 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre infaz günü Þeyh Said siyasetgaha götürü-
lürken Saib Bey’i sesinden tanýr ve;
- ‘Hani ya doðruyu söylersem kurtaracaktýn’ der.
Saib bey;
- ‘Ne yapalým Said efendi, seninle Hýnýs’ta kuzu yiyemedik’ der. ‘Bu kadar Türk kanýnýn

#
dökülmesine ve ocaklarýn sönmesine sebep oldun, cezaný çekeceksin.’” (Kurtuluþ Cephesi’nin
notu)
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Þu anda sona erdirebilecek gücüm var diyor. (Sona erdireceði ne? PKK. Ayný
kapsam içinde gerilla savaþý. Kürt halkýnýn ulusal mücadelesi.)
Bu arada Öcalan devleti UYARMAYI da ihmal etmiyor.
Þu anda diyor, bunlarý sona erdirecek gücüm var, yani PKK üzerinde kontrolüm
var, hala benim sözüm geçiyor, ama eðer geç kalýnýrsa, kontrolümü kaybedebilirim.
DEVLET PLANLAYACAK, ÖCALAN’A BU PLAN ÇERÇEVESÝNDE GÖREV
VERECEK, ÖCALAN VERÝLEN GÖREVÝ YERÝNE GETÝRECEK.
Bu bakýþ açýsýnýn yapacaðý savunma da elbette farklý olmayacaktýr.
Olmamýþtýr.
Bu devletten sözediyoruz ve Öcalan bu devlete sýk sýk saygý ve þükranlarýný
belirtiyor.
Ýmralý’daki duruþmanýn baþladýðý ilk günkü gibi.
“Türk devlet yetkililerine” yazdýðý son mektubu da ayný saygý ve þükranla bitiri-
yor. Þöyle diyor:
“Devlet, Ýmralý’daki yargýlamayý dünyaya örnek olarak düþündü. Bunun temel
yargýlananý olarak saygý ve þükranla karþýladým.”
Ýmralý’da hukuk yok diyor dýþarýdakiler, Öcalan bu örnek yargýlamaya saygý ve
þükranlarýný sunuyor.
Öcalan’ýn barýþ politikasýný, hatta “her dediðini” savunanlar, görmüyor bunlarý. Gör-
mezden geliyor.
Körler de gerçeklerden kaçamaz.
Ýmralý savunmasýnýn niteliði en becerikli demagoglar tarafýndan bile gizle-
nemez.

$
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

PKK’de
Çözülme, Uzlaþma ve
Güce Tapma Felsefesi

1970’li yýllarýn sonlarýna doðru kuruluþu ha ileri giderek, artýk sýnýf mücadelesi-
ilan edilen ve bu ilanýnda Marksist-Leninist ol- nin öneminin kalmadýðý, sýnýf ideolo-
duðunu belirten, “Türk sömürgeciliðine” karþý jilerinin ‘çaðdýþý’ olduðunu da söyleye-
Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkýný “Baðým- bilirsiniz. Ama bunlarý yapmakla ken-
sýz ve Birleþik Kürdistan” olarak kullanacaðýný dinizi burjuvazinin yanýna savurduðu-
açýklayan, Türkiye Kürdistan’ýnýn “sömürge” nuzu da bilmek zorundasýnýz.
olduðu tesbiti yapan, “Baðýmsýz ve Birleþik Þu kesinkes bilinmek zorundadýr:
Kürdistan”ý kurarak sosyalizme geçmeyi sa- Çekiç-orak simgesi, hiçbir zaman reviz-
vunan ve tüm bunlarý gerçekleþtirebilmek için yonizmin ya da ‘reel sosyalizmin’ sim-
de ulusal temelde ayrý bir örgütlenmenin ge- gesi olmamýþtýr. Çekiç-orak, her zaman
rekliliðini baþtan ilan eden PKK, 12 Eylül as- iþçi sýnýfýnýn köylülükle birlikteki müca-
keri darbesinden sonraki dönemde, Aðustos delesinin simgesi olmuþtur ve bu mü-
1984’de Eruh ve Þemdinli baskýnlarýyla kýr ge- cadele yüzyýlýmýza damgasýný vurmuþ-
rilla savaþýna resmen baþlamýþ, beþ-altý yýl tur. Bu tarihsel gerçekleri deðiþtirmeye
içinde belli bir geliþim göstermiþ ve 1990’da kimsenin gücü yetmez.
“ordulaþma”dan, “kurtarýlmýþ bölgeler kur- Ve artýk, tüm gerçekliði ile PKK
maktan” ve “halk savaþýnýn stratejik denge kendisini proletarya saflarýndan çýkar-
aþamasýnda olunduðu”ndan sözetmeye baþla- mýþtýr. Ezilen bir ulusun kendi kaderi-
mýþtý. ni tayin hakkýna sahip olmasý yine de
Fakat 1993 yýlýndan itibaren PKK, gittikçe proletaryanýn devrimci mücadelesi ta-
güç yitirmeye, gerilemeye baþlamýþ ve ilk kez rafýndan desteklenilecektir. Ama PKK
Mart 1993’de, daha sonra 1995’de ve son ola- ile Marksizm-Leninizm kapsamýnda ve
rak da 1 Eylül 1998’de ateþ-kes ilan etmiþ, baðlamýnda tartýþýlacak birþey kalma-
“uzlaþma”dan, “diplomasi”den, “siyasallaþ- mýþtýr. Artýk Kürt ulusal hareketine ege-
mak”tan sözeder olmuþtu. Ve buna paralel men olan orta ve küçük-burjuvazinin
olarak bir dizi “dönüþüm”, “deðiþim” günde- proletarya ideolojisi tarafýndan eleþtirisi
me gelmeye baþladý. PKK’nin ambleminde gündemdedir.”
baþtan beri var olan “çekiç-orak”in 1995 ba- Aradan geçen zaman ve Ýmralý duruþma-
þýnda kaldýrýlmasýyla, bu “dönüþüm” ve “deði- larýnýn da gösterdiði gibi, PKK, Marksizm-Le-
þim” belirgin bir hal almýþtý. ninizmle olan her türlü iliþkisini özenle keser-
Bu geliþme karþýsýnda Kurtuluþ Cephesi’ ken, kendisini “yeni bir sol parti” gibi sunma
nin Mart-Nisan 1995 tarihli 24. sayýsýnda eðilimini de, “taktik”lere göre ve “karþý tarafý
þunlarý yazmýþtýk: köþeye sýkýþtýrma” durumlarýna baðlý olarak
“Evet, sizler, kendinizi iþçi-köylü it- (ki bunun adý, “geniþ ittifaklar politikasý” ol-
tifakýnýn bir simgesi olan ve devrimin maktadýr) zaman zaman ön plana çýkarttýðý
temel gücünü ifade eden çekiç-orak da olmuþtur. Bu öne çýkartýþa paralel olarak,
yerine, ‘aydýnlýðýn simgesi meþale’yi ko- PKK’nin yayýnlarýnda “sol”, “sosyalizm” gibi
yabilirsiniz. Hatta, kendinizi bir sýnýf sözcüklerin bolca yer almasý gelenek haline
partisi deðil, ‘insanlýk hareketi’ partisi gelmiþtir. Bundaki amaç, PKK’nin, “kimileri-
olarak da tanýmlayabilirsiniz. Biraz da- nin iddia ettiði gibi”, Marksizm-Leninizmden %
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

kopmadýðý, tersine onu “derinleþtirdiði” görü- manýnda, uygun yöntemlerle” bugüne kadar
nümü vermek olmaktadýr. Bu yolla, özellikle gerçekleþtirdiði deðiþimler, örgütün Marksist-
Batý-Avrupa so- lunun desteðinin devam etti- Leninist olduðu belirlemesinin kaldýrýlmasý,
rilmesi saðlanmýþ olacaðý gibi, “Türk solu”yla amblemindeki orak-çekicin çýkartýlmasý, sos-
ittifaklar kurmak da olanaklý olacaktýr. Batý- yalizm amacýndan vazgeçilmesi, emperyaliz-
Avrupa solunun bireysel planda PKK’ye ver- me ve “Türk sömürgeciliðine” karþý savaþtan
diði destek, çeþitli AB platformlarýnda “dip- vazgeçilmesi, Kürt ulusunun kendi kaderini
lomasi” yapabilmek için zorunlu olduðu gibi, tayin hakkýnýn bir yana býrakýlmasý ve nihayet
“Türk solu”yla yapýlacak ittifaklar da, Türkiye baðýmsýz ve birleþik Kürdistan devleti kur-
oligarþisiyle pazarlýk yapmak için gerekli ol- maktan vazgeçilmesi olarak özetlenebilir.
maktadýr. Bir baþka deyiþle, PKK’nin “Türk Þüphesiz, bu deðiþimleri ülkemiz solun-
solu” ile yaptýðý ittifaklar, Türkiye oligarþisine, dan da, küçük-burjuva demokratlarý arasýn-
“benimle anlaþýrsan, her türlü illegal ve silahlý dan da “gerekli” ve “akýlcý” bulanlar olmuþtur.
faaliyeti durdururum” mesajý için zorunludur. Ve hatta, “PKK, zaten Marksist-Leninist deðil-
Ancak, tüm “akýllý politika yapma”ya rað- di, ulusal ve milliyetçi bir hareketti; böyle yap-
men, PKK’nin emperyalist ülkelerle girdiði giz- makla, özüne dönüyor, böylesi daha iyi deðil
li iliþkiler ve ulu-orta söylenmiþ anti-marksist mi?” diyenler de olmuþtur.
sözler, kaçýnýlmaz olarak ülkemiz solunda, Marksizm-Leninizmin ABC’sinden biraz
özellikle yeni yetiþen devrimci kuþak arasýn- haberdar olan hemen herkesin bileceði gibi,
da çeþitli “þüpheler”, “kaygýlar” yaratmaya “durum” hiç de böyle deðildir.
baþlamýþtýr. Ýþte böyle bir geliþme karþýsýnda, Yapýlmak istenen, ulusal bir hareket ola-
PKK’deki “deðiþime güvenmeyen”, buna þüp- rak PKK’nin kendine komünist ya da sosya-
heyle bakanlarýn “güvenini kazanmak” için ve list bir görünüm vermekten vazgeçme çabasý
daha da önemlisi Kürt kitlesini bu “deðiþime” deðildir sadece. Yapýlmak istenen, ayný za-
hazýrlamak için, bol sol terminolojili yayýnlar manda, Kürt sorununu emperyalist sistem
sýkça gündeme gelmiþtir. Bu tür yayýnlar, A. içinde, emperyalizmle uzlaþarak çözmek ça-
Öcalan’ýn “tarihi Roma seferi” ile birlikte yeni- basýdýr. Bunu saðlayabilmesi için de, emper-
den bir “canlanma” göstermiþtir. yalistlerin istediði gibi, kendi “geçmiþinden”
Kasým 1999 tarihli Serxwebûn’un 203. kurtulmasý, bu “geçmiþi” reddetmesi ve “doð-
sayýsýnda A. Öcalan’ýn Ýtalya’ya gidiþi, “PKK ru olmadýðýný” ortaya koymasý gerekmektedir.
yürüyüþü zafer yürüyüþüdür, sosyalizm yürü- PKK’deki son dönemlerin sosyalizm söylemi,
yüþüdür!” baþlýklarý, PKK’nin kurucularýndan bu çerçevede ortaya çýkmaktadýr.
Duran Kalkan’la yapýlan “sosyalizm üzerine Bu yöntem, düþme tehlikesi gösteren bir
röportaj” tamamlanýrken, bu “canlanma”nýn balonun içindekilerin, kendileri için fazlalýk
içerdiði tüm anti-marksist kavrayýþlarýn orta- olan aðýrlýklardan kurtulma yöntemidir ve
ya konulduðu “deðiþim”in açýk bir ifadesi ol- dünya tarihi kadar eski bir yöntemdir. Moda
muþtur: deyimle söylersek, bu “global” bir yöntemdir;
Þöyle diyor Duran Kalkan: SBKP revizyonistlerinden, Latin-Amerika’nýn
“Parti de sosyalist sistemi çok iyi pekçok devrim kaçkýnlarýna kadar pekçok
anlayýp benimsedi, adým adým deðiþti- yerde uygulanmýþ bir yöntemdir.
rerek ilerlemek istedi, istiyor. Parti’nin Sosyalizmin dünya çapýnda güç kazandý-
temel bir yaklaþýmý bu zaten. Þimdiki ðý dönemlerde kendilerini sola atan küçük-
yönelim bunu daha iyi gösteriyor. Bu burjuva aydýnlarýnýn devrim mücadelelerinin
konuda bazýlarý güvenmiyor, böyle bir gerilediði dönemlerde sýkça kullandýðý bu
aldatma olarak deðerlendiriyor. Tabii yöntem, sadece Marksizm-Leninizmin terke-
doðru deðil; onlarýn zayýflýklarýndan ileri dilmesiyle sýnýrlý deðildir. Ayný zamanda her
geliyor, böyle eskisi kadar endiþeli ol- türlü devrimci terminoloji ve Marksist-Leninist
malarý. Halbuki kendi anlayýþýnýn gereði kavram da hýzla terkedilir. Geçmiþte belli bir
olarak parti buna yöneldi, bu anlayýþta- düzeyi olan teorik yazýlar giderek yüzeyselle-
dýr ve bu temelde yürümek istiyor. þir, günlük konuþma diliyle ifade edilen ve ne
Kuþkusuz bu deðiþim partinin özüdür, denilmek istendiði yer yer anlaþýlamayan me-
esasýdýr. Deðiþim yaratmak istiyor. Fa-
kat bunu yerinde, zamanýnda, uygun
yöntemlerle gerçekleþtirmek de parti- (*) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kalkan’la
nin temel bir yaklaþýmý oluyor. Bu te- röportaj, Sosyalizm gelecekte deðil bugünden yaþa-
nýyor. Ayný röportaj, Özgür Halk, Özgürlük Hare-
melde yürütüyor.” (*)
&
keti’nde Sosyalizm ve Temel Özellikleri, Sayý: 98, s:
Ve herkesin de bileceði gibi, PKK’nin, “za- 58
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

tinler haline dönüþür. Bu yazýlarda, geçmiþin rol üstlenmiþ olan ve kurtuluþu müjdelemeye
reddedildiðine iliþkin yapýlan “yeminler” ile çalýþan” (**) birisi olarak A. Öcalan, üst-yapý
“sosyalizmin hazinesine” ne denli katkýlar ya- aracýlýðýyla kapitalizmin geliþtirilmesinin müj-
pýldýðýndan söz eden övünmeler yan yana gö- decisi konumuna gelmiþtir. Ve bilinmektedir
rülür. ki, kapitalizm, çarpýk da olsa, yukardan aþaðý-
Ýdeolojisizleþmenin bir yansýmasý olan ve ya doðru da geliþtirilse, dýþ dinamikle de geliþ-
ideolojisizleþmeden beslenen bu yönelim ve se, kapitalizmdir ve dolayýsýyla sanayiyi ve iþçi
söylem, dinsel söylemlerle de birleþerek, “vic- sýnýfýný yaratýr. Bunlar olmadan “sosyalizm”
dan”lara hitap eder. Biraz daha “derin” entel- olamayacaðý için, A. Öcalan’ýn Ýmralý savun-
lektüel birikime sahip olanlarý ise, 1905 Rus masýnda ifade ettiði gibi, “yeni dönem sosya-
devriminin yenilgisinden sonra ortaya çýkan lizmi”, ancak bu geliþmelerden sonra “boy”
ampiryokritisistler gibi, “tanrýyý” keþfederler. gösterecektir.
Lenin, “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” Ama yine de, PKK’de “sosyalizm, gelecek-
adlý yapýtýnýn önsözünde, “20. yüzyýldaki” ge- te deðil bugünden yaþanýyor”, çünkü, A.
liþmelerin “Engels’in diyalektiðini çürüttüðü- Öcalan’a kadar sosyalizm, “kapitalizm son-
nü” iddia edenleri þöyle tanýmlýyor: rasýnda geliþecek olan bir sistem biçiminde
“Bütün bu sözde en modern öðre- öngörülmüþtü. PKK bu yaklaþýmý reddetme-
tilere dayanarak, diyalektik materya- di, fakat dar ve yetersiz buldu, geçmiþten
lizm yýkýcýlarýmýz, pervasýzca, iþi, doð- kopartýlmýþ olarak gördü. Sosyalizm anlayýþýný
rudan inancýlýða (fideisme) vardýrýyor- geniþletti, geliþtirdi, geniþ tuttu. Sadece bir
lar: buna karþýlýk Marks ve Engels’e ekonomik sistem olarak algýlamadý, tam ter-
karþý tutumlarýný açýk bir þekilde belir- sine genel tanýmýn da bir gereði olarak mü-
lemek sözkonusu olduðunda, bütün cadele ve yaþam biçimi olarak gördü.” (***)
cesaretlerini ve kendi inançlarýna karþý Böylece Ýmralý duruþmalarýnda farklý
bütün saygýlarýný yitiriyorlar. Gerçekte, birþeyler söylenmiþse de, “Apocu felsefe ve
diyalektik materyalizmden, yani mark- diyalektik”, sosyalizmi “bugünden yaþanýr” ký-
sizmden tam bir ayrýlma; lafta, sadece larken, ayný zamanda sosyalizmi, geçmiþine
sonu gelmez kaçamaklar, kurnazlýklar, geri döndürerek, “genel tanýmýn gereði”ni ya-
sorunun özünden kaçma çabalarý, ken- parak, büyük bir ilerleme göstermiþtir. Daha
di gerilemelerini maskeleme, genel ilerde göreceðimiz gibi, hernekadar “Apocu
olarak materyalizm yerine bir çeþit ma- diyalektik” henüz yadsýmanýn yadsýmasýný
teryalizm koyma, kýsaca Marks ve En- kendisine içselleþtirmemiþse de, sosyalizmi,
gels’in sayýsýz materyalist tezlerinin “geniþleterek, geliþtirerek, geniþ tutarak” yad-
doðrudan tahlillerini yapmayý kararlý bir sýmýþtýr. Hem de onun, geçmiþine ve genel
þekilde reddetme. Bir marksistin çok tanýmýna uygun olarak. Yani, “sosyalizm” söz-
doðru olarak nitelendirdiði gibi, gerçek cüðünün Türkçeleþtirilen “toplumculuk” taný-
bir ‘diz çökerek isyan’dýr. Bu, tipik bir mýna uygun ve tarihteki tüm “toplumcu” geç-
felsefi revizyonizmdir, çünkü, marksiz- miþle birleþtirerek. Tabii bu “toplumcu” geç-
min temel görüþlerinden uzaklaþarak miþin, Bay Dühring’in “sosyaliter” (toplumcu)
ve terkettikleri fikirlerle açýk sözlülük, toplumu olup olmadýðý ise þimdilik belirlen-
dürüstlük, kararlýlýk ve açýklýkla ‘hesap- memiþtir.
larýný kesmede’ yeteneksiz ve aþýrý kor- A. Öcalan Ýmralý duruþmalarýnda þöyle
kaklýk göstererek kötü bir ün kazanan söylemektedir:
sadece revizyonistlerdir.” (*) “Yüzyýlýn baþýnda demokratik ilerle-
“Klasikleri fazla okumayan”, “Eflatun gibi menin, bunun en ileri eþitçi ve özgür-
bir metod, diyalog yöntemi” uygulayan A. lükçü biçiminin, yani sosyalizmin ön-
Öcalan, “insanla uðraþmayý temel almýþ” ve cülüðünde büyük alt üst oluþa uðra-
bu çerçevede “kiþilik çözümlemeleri” yapan yan baþta Rusya olmak üzere, giderek
bir yönelim ve yöntem sahibidir. Gerçekte ise, dünyada bir sisteme kadar giden ka-
yarý-feodal iliþkiler içinde bulunan, yeni-sö- pitalizmi alabildiðine sýkýþtýran sosya-
mürgecilik yöntemleriyle yukardan aþaðýya lizm yüzyýlýn sonlarýnda adeta solunum
geliþtirilen kapitalizmin pazar ekonomisine yetersizliðinden veda etmek durumun-
uyum saðlayamayan bir kitlenin, burjuva fel-
sefesine ve ideolojisine hazýrlanmasý sözko-
(**) PKK VI. Kongre Sonuç Bildirgesi
nusudur. “Tarihteki peygamberlere benzer bir (***) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal-
kan’la röportaj, Sosyalizm gelecekte deðil bugünden
(*) Lenin: Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s: 8 yaþanýyor. '
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

da kaldý.” deðiþik yaþamsal alanlarýnda geliþimini


Ama A. Öcalan’a göre, sosyalizmin “kö- de ifade ediyor. Esas olan budur... Ýkti-
kenleri üzerinde yeniden yeþereceði kuþku- dar, devlet gibi þeyler buna hizmet et-
suzdur. Yine temel insanlýk problemlerine tiði ölçüde iyidir, baþvurulmalýdýr, kul-
sosyalizm, yani bilimin daha da sosyal ger- lanýlmalýdýr. Bununla çeliþtiði ölçüde
çekliði çözmesinin ifadesi olarak bilimsel sos- uzak durulmalý veya çeliþen yönleri
yalizmin, olgunluk aþamasýndan yeþereceði azaltýlmalýdýr. Bir iktidar devlet ola-
kaçýnýlmazdýr.” caksa buna hizmet ettiði düzeyde ol-
Böylece sosyalizmin “solunum yetmez- malý, hizmet etmeyen biçimlere, dü-
liðinden” vefat ettiði ilan edilmektedir. Bu du- zeylere kesinlikle gidilmemeli. Çeliþkiyi
rumda, PKK’de yaþanýlan sosyalizmin ne ola- zamanla aþabilmek gerekli. Bu anlam-
caðý ise ortada kalmaktadýr. Tabii, Duran Kal- da da gerektiðinde partiyi bile aþma
kan’ýn sözünü etmiþ olduðu, “bugünden yaþa- gücü gösteriliyor. Önderlik, bir söyleþi-
nan sosyalizm”in, gerçekte “sosyalist insan”ý de, ‘halkýn, insanlýðýn geliþimi ile çeliþ-
ifade ettiði ve bu nedenle, —söylenenlerin tiði zaman biz kurduðumuz gibi bu
yanlýþlýðý bir yana býrakýlýrsa— yaþanýlanýn sos- PKK’yi kapatmasýný da biliriz’ diyordu.”
yalizm deðil, sosyalist yaþam tarzý olduðu ken- (*)
disine söylense de, sosyalizm sözcüklerinin A. Öcalan’ýn söyleminde ifadesini somut
istenilen yerde, istenilen þey için kullanýlma- olarak bulan bu deðerlendirmelerde, araçlarý
sýnýn önü alýnacak gibi görünmemektedir. Do- ve amaçlarý gördükleri “hizmete” göre biçim-
layýsýyla, A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarý sýra- lendirmesinde þaþýlacak bir þey de yoktur.
sýnda “vefat” ettirdiði sosyalizm ile Duran Kal- Pragmatizmin en tipik özelliði, her türlü ara-
kan’ýn sosyalizminin yaþamasý arasýndaki çe- cý ve amacý, onun “yararlýlýðýna” göre ölç-
liþkinin de bir açýklamasý vardýr. “Apocu diya- mesidir. Pragmatizme göre, bir þey “iþe yara-
lektik”in bugün için kapsama alanýna alma- mýyorsa” bir yana býrakýlmalý, atýlmalýdýr. Ve
mýþ da olsa yadsýmanýn yadsýmasý imdada ye- bugün Ýmralý duruþmalarýnda A. Öcalan’ýn
tiþir: sergilediði tutum, bu pragmatizmin sonucu-
“Ýktidarlar açýsýndan da böyledir. dur: Eðer ulusal-devlet, ulusal iktidar bir þeye
Þimdi Kürt halkýna bir parti kazandýr- “hizmet etmiyorsa”, kaçýnýlmaz olarak “atýla-
dý, arkasýndan ordu, cephe kurdu, ya- caktýr”.
rýn böyle devlet denen þeyler de kurar, Ve burada durup, pragmatizmin ölçütle-
arkasýndan bu devlet dar gelir, onu rinden ve bunun PKK açýsýndan ne denli ge-
aþan bir yýðýn peþinden koþar. Toplu- çerli olduðundan söz etmenin PKK’nin niteli-
mun ve bireyin daha özgür, daha eþit, ðini göstermeye fazlaca “hizmet etmeyece-
daha adil yaþamý için neler gerekiyor- ðini” de ifade etmeliyiz. Ancak bizler, yine de
sa onu arar. Bu PKK sosyalizminin özü pragmatistler gibi davranýp, pragmatizmin ni-
oluyor. Ýdealler peþinde koþma, büyük teliði konusundaki sözlerimizi bir yana “at-
idealler önüne koyma, fakat günlük mak” niyetinde de deðiliz.
çalýþmada da ulaþýlabileceði somut Evet, pragmatizmin yanlýþ olduðunu, bur-
hedefi çok net görüp, böyle bir somut- juva ideolojisinin Amerikan kapitalizmi öz-
luk içinde hareket etmek, yine PKK gülünde þekilleniþi olduðunu söylemek bir þe-
diyalektiðinin, sosyalizm anlayýþýnýn ye “hizmet etmeyecektir”. Çünkü pragmatiz-
esaslarýndan birisi oluyor.” min bizzatihi kendisi, böyle bir eleþtiriye karþý
“PKK bir ulusal kurtuluþ mücade- geliþtirilmiþtir. 1920’lerde Sovyetler Birliði’nde
lesi yürütüyor olmasýna raðmen böyle tartýþýldýðý gibi, Amerikan pragmatizmi, Ame-
ulusal devlet, ulusal iktidar organla- rikadaki ekonomik geliþmenin itici gücü du-
rýný, kuþkusuz Kürt halký için yaratmak rumunda olmuþtur. Pratiklik ile pragmatiklik
istedi, fakat bir araç olarak tanýmladý, arasýndaki ince sýnýr çizgisi, kaçýnýlmaz ola-
araç olarak ortaya koydu. Ulusun, hal- rak, pragmatizmin kolayca teþhirini engelle-
kýn, toplumun, bireyin geliþimine hiz- mektedir.
met ettiði ölçüde yararlý olur diye gör- Ulusal sorunlarda pragmatizm, ezilen ulu-
dük, hizmet etmezse her þey deðildir, sun burjuvazisi için yeni bir ideoloji haline
atýlmalýdýr. PKK sosyalizmine göre getirilmiþtir. Ezilen ulus burjuvazisi için, ulu-
esas olan -böyle araçlar deðil de- insa-
nýn geliþimi, toplumun geliþimidir. Bu
(*) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal-
ulusun ruhta, duyguda, bilinçte, yine
!
kan’la röportaj, Sosyalizm gelecekte deðil bugünden
yaþamda, örgütlenmede geliþimini, çok yaþanýyor.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

sal sorun, kendine ait bir pazara sahip olma alan bu “yeni çözüm”dedir. Yakýndan bakýldý-
sorunudur. Küçük de olsa belli bir toprak par- ðýnda görülmektedir ki, ortadaki her iki se-
çasý üzerinde kendine ait bir pazara sahip ol- çim, doðrudan ve tek olarak emperyalizme
ma amacýyla yola çýkan ezilen ulus burjuva- baðlýdýr ve emperyalistlerin “istemlerine” göre
zisi, eski-sömürgecilik koþullarýnda, emperya- uygulanabilir. PKK, bu gerçeði çok açýk ola-
lizmin sermaye ihracýnýn getireceði geliþim rak görmüþ ve her fýrsatta da açýklamýþtýr. Em-
peþinde koþmak durumundadýr. Ancak, em- peryalist ülkelerle, özellikle Amerikan emper-
peryalist aþamada, ezilen ulusun kurtuluþu yalizmiyle geliþtirilmeye çalýþýlan iliþki, bu
sorununun, emperyalizmden kurtuluþ sorunu temelde olmuþtur. Çekiç-orak bu nedenle
haline dönüþmesi, kaçýnýlmaz olarak ezilen amblemden çýkartýlmýþ, istihbarat örgütleriyle
ulus açýsýndan önemli bir çýkmaz yaratmýþtýr. bu nedenle görüþülmüþtür. Ve “Ýtalya seferi”
Ulusal kurtuluþ, ayný zamanda, emperyalizmin de bu nedenle gündeme gelmiþtir. Ýtalya’da
sermaye ihracýndan yararlanamamayý getir- ifade edildiði gibi, bu “devletleþme” seferidir.
mektedir. Böylece ulusal (milli) burjuvazi, gi- Daha tam deyiþle, emperyalist ülkelerle, em-
derek, ulusal kurtuluþ hareketlerinden uzak- peryalist bir ülkede doðrudan görüþmeler yap-
laþmaya baþlamýþ ve bu hareketlerin baþýný ma olanaðý ortaya çýkmýþtýr. Ve de herkesin
ezilen ulusun küçük-burjuvazisi çekmeye baþ- bildiði gibi, bu gerçekleþmemiþ, Amerikan
lamýþtýr. emperyalizmi baþta olmak üzere, tüm emper-
Ancak ulusal kurtuluþ hareketini baþarýya yalist ülkeler A. Öcalan’ý muhatap almamýþ-
ulaþtýran küçük-burjuvazi, uzun yýllar süren lardýr. Bu durumda daha neler yapýlacaðý orta-
sömürge ve ezilen ulus olma koþullarý nede- ya çýkmadan, Kenya olayý meydana gelmiþ ve
niyle, belli bir sermaye birikimine sahip ola- Ýmralý duruþmalarýna gelinmiþtir. Pragmatizm,
madýðýndan, ya emperyalizmle yeniden uzlaþ- sonuçta “hizmet edecek” yeni bir yer bulmuþ-
mak ya da bir baþka yol bulmak zorundadýr. tur: Misak-ý Milli sýnýrlarý içinde Türkiye dev-
Kimi ülkelerin küçük-burjuvazisi birinci yön- letine hizmet.
de “deðiþim” gösterirken, kimileri Sovyetler Ýlkeler “karýn doyurmaz!”
Birliði’nin varlýðýndan destek alarak “ulusal Ýlkelere baðlýlýk, ya da belirlenmiþ ve ke-
ekonomi” yaratmaya, SBKP revizyonistlerinin sinleþtirilmiþ belli bir amaç için çalýþmak, mü-
deyiþiyle, “kapitalist olmayan kalkýnma yolu” cadele etmek, amacýn içerdiði tüm zorluklarý
na yönelmiþlerdir. peþinen kabul etmek ve bunlara raðmen ve
Birinci yöne yönelenler, emperyalizmin bunlara karþýn amaca ulaþma yönünde mü-
yeni-sömürgecilik yöntemleriyle, ülke içinde, cadeleye devam etmek demektir. Bunlar, ne
dýþa baðýmlý bir sanayileþmenin saðlayýcýlarý olduðu bilinmeyen bir maceraya dalma ya da
olarak kendi ulusal “itibarlarýný” yükseltirken; çocuk kandýrmacasý olamayacaðýna göre, ulu-
ikinci yöne gidenler, salt Sovyetler Birliði’nin sal kurtuluþ gibi yüce bir amaç için yola çý-
desteði ile ayakta kalýr hale gelmiþlerdir. kanlar, baþtan nereye gideceklerini bilmek
Bunun yanýnda çok daha az dikkat çeken zorundadýrlar. Ve emperyalist aþamada ulu-
diðer bir geliþme 1980’lerde belirginleþmiþtir: sal sorun, “ulusal boyunduruða karþý savaþ
Serbest bölgeler. Tayvan, Singapur, Malezya gibi özel bir sorun olmaktan çýkýyor, ulusla-
örneklerinde görüldüðü gibi, emperyalist te- rýn, sömürgelerin ve yarý-sömürgelerin emper-
kellerin serbest bölgesi haline gelmek, burju- yalizmden kurtuluþu genel sorunu haline” (*)
vazi için yeni “ufuklar” açmýþtýr. Bunun sonu- geldiði bilinerek yola çýkýldýðýnda, nereye va-
cu ise, mümkün olan en küçük parçada da rýlmak istendiði de biliniyor demektir. Bu bi-
olsa bir “devlet” sahibi olma istemidir. linçle yola çýkýlýp, zaman içinde zafer elde
Sovyetler Birliði’nin daðýtýlmýþlýðý koþulla- edilemediði görüldüðünde, tüm geçmiþin ters-
rýnda, Sovyetler Birliði’ne baðlý olarak ortaya yüz edilmesi, gerçekleri deðiþtirmeyecektir.
çýkan ulusal çözümlerin tümüyle ortadan Bilinmek zorundadýr ki, “gönüllü birlikte-
kalkmasýyla birlikte, mevcut emperyalist sis- lik”, ancak ezilen ulusun kendi kaderini tayin
tem içindeki iki çözüm, uluslarýn tek “özgür” hakkýna sahip olduðu koþullarda geçerlidir.
seçeneði haline gelmiþtir. Ve A. Öcalan’ýn Ým- Ezilen ulus, kendi kaderini tayin hakkýna sa-
ralý savunmasýnda belirttiði gibi, her iki seçe- hip olduðu koþullardadýr ki, kendi özgür ira-
nek de Kürt ulusu açýsýndan “reddedilmiþ” ve desi ile bu hakký nasýl kullanacaðýna karar
Misak-ý Milli sýnýrlarý içinde bir “çözüm” yara- verir. Bu kararý, kendi özür iradesi ile ayrýldý-
týlmýþtýr. Bu “kavranabildiði” ölçüde, A. Öca- ðý ulusla birleþme yönünde de olabilir, ayrý
lan’ýn ne denli “gerçekçi” ve “tutarlý” olduðu
da kavranacaktýr!
!
(*) Stalin: Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge
Ýþte pragmatizmin yeniden boy gösterdiði Sorunu, s: 97-98
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

devlet kurma yönünde de olabilir. Ama hep- lanacaðý programatik olarak belirlenmek zo-
sinde ortak temel, kendi kaderini tayin hak- rundadýr. Ve birilerinin, tüm bunlarý bir yana
kýna sahip olunmasýdýr. býrakarak, Kürt ulusunun karþý karþýya kaldý-
Ýkinci olarak, ezilen ulus kendi kaderini ðý olaðanüstü baský koþullarýnda meydana ge-
tayin hakkýný ayrý devlet kurma yönünde kul- len kendiliðinden tepkileri milliyetçilik teme-
landýðýnda, kendi ulusal devletinin tüm þekil- linde örgütleyerek varacaklarý tek yer, eldeki
leniþinden sorumludur ve bu baðlamda kendi belli bir güçtür. Bu güç varolduðu sürece var-
kaderini tayin etmiþtir. Daha sonra ortaya çý- olacaklardýr. A. Öcalan’ýn Ýmralý duruþmalarýn-
kacak zorluklar, sadece bu “kaderin” bir so- da açýk biçimde ifade ettiði gibi, 1984 sonra-
nucu olacaktýr. Dolayýsýyla, bir ulusun kendi sýnda PKK’nin geliþiminde belirleyici olan
kaderini tayin etme hakký ile bu hakký nasýl temel unsur, Kürtçe üzerindeki yasak ve bu
kullanacaðýný birbirine karýþtýranlar ya da ulus- yasaðýn en geniþ ölçüde ve de askeri güçler
larýn kendi kaderini tayin hakkýný “mutlak ayrý aracýlýðýyla uygulanmasý olmuþtur.
devlet kurma” yönünde kullanma iradesi gös- Kürtçe yasaðýn ve bu yasaðýn uygulanýþýnýn
terenler, “bu iþ çok zormuþ” diyerek sonuçlar- yarattýðý uygun bir ortamda (konjonktür) sað-
dan kendilerini kurtaramazlar. lanan geliþme, salt güç sahibi olmayla sýnýrlý
Üçüncü olarak, ulusal kurtuluþ, gerçek- bir amaç için kullanýlmýþtýr. “Hele Kürdistan’ý
leþtiði koþullarda oluþturulacak olan ulusal- kurtaralým, gerisini sonra düþünürüz” mantý-
devletin niteliði ve programý, ulusal kurtuluþ ðý ile yýllar geçirilmiþtir. Doðru ya da yanlýþ
hareketini yöneten ya da yönetmek iddiasýn- gerçek bir programa sahip olunmadýðýndan,
da bulunan her örgütün, partinin kendi prog- yürütülen mücadele “Türk düþmanlýðý” dýþýn-
ramýnda ifadesini bulmak durumundadýr. Bu da hiçbir yönelime sahip olmamýþtýr. 1980
programda ifade edilenler, ayný zamanda ula- öncesindeki zayýf da olsa varolan anti-feodal
þýlacak hedefi ortaya koyar. Eðer programda yön tümüyle terkedilmiþtir. Kürt feodalitesine
ifade edilenler “ulusun, halkýn, toplumun, bi- yönelmeyen PKK, kaçýnýlmaz olarak feodali-
reyin geliþimini” ifade etmiyorsa, bu program tenin kendi içsel evriminin bir izleyicisi ola-
sahipleri, o ulusal harekete öncülük edemez- rak kalmýþtýr. Bunlar görmezlikten gelinerek,
ler. Eðer eskaza tersi gerçekleþecek olursa, bu Ýmralý duruþmalarýnda, “bölge halkýnýn yaþa-
öncülüðü kabul edenler bunun sorumluluðu- dýðý aðýr feodal koþullar da demokratik boyu-
nu taþýmak zorundadýrlar. Ve ancak bu prog- tu karþýmýza çýkarmaktadýr. Etnik-aþiretsel
rama sahip olanlardýr ki, dediðini yapmak ve yapý, dini siyasi örgütlülük, aðalýk kalýntýlarý
Ýmralý’da yaptýðýný savunmak durumunda ola- demokratikleþmenin önündeki en önemli
caklardýr. Ayrý bir devlet kurmak, her koþulda, engellerdir” demek birþeyi deðiþtirmeyecektir.
proletaryanýn destekleyebileceði bir istem Ýþte pragmatizm, böylesine açmazlar ya-
deðildir. Proletarya, ezilen ulusun devlet kur- ratarak bugüne gelinmesini saðlamýþtýr. Bu
ma hakkýný savunur, sonuna kadar savunur durumda, “peki ne yapýlmalýydý?” diye sor-
ve bu devletin, yeni bir sömürücü sýnýf dev- mak, pragmatizmin ortamýnda geliþmiþ her
leti, bir burjuva devleti olmamasý için sonu- birey için en kolay çýkýþ yoludur. (Diðer bir
na kadar mücadele eder. Bu baðlamda, yol da, “madem biliyorsunuz, öyleyse niye
proletarya, ulusal kurtuluþ hareketinin öncüsü yapmýyorsunuz?” söylemidir. Oysa ki, sorunun
olmak durumundadýr ve proletaryanýn öncü- yanýtý kendi içindedir: “madem bizim bildi-
lüðünde gerçek bir ulusal kurtuluþ gerçekleþir. ðimizi biliyorsunuz, neden ordaydýnýz?”)
Doðal olarak, bu kurtuluþ, ayný zamanda, ezi- Tüm bunlarý bilmezlikten gelerek, A. Öca-
len ulusun demokratik devriminin tamamlan- lan’ýn Ýmralý’da “çok iyi savunma” yaptýðýn-
masý demektir. Proletaryanýn öncülüðünde dan, “devlet adamý sorumluluðuna yaraþýr” bir
gerçekleþtirilen bu demokratik devrim, de- tutum sergilediðinden söz edenler, her örgüt-
mokratik halk devrimidir ve bunun programý lenmenin, partinin belirlenmiþ bir programa
da demokratik halk devrimi programýdýr. sahip olmasý gerektiðini unutmuþ görünmek-
Demokratik halk devrimi programý, prole- tedirler. Kimilerinin “hiç beðenmediði” bir
taryanýn elinde, sosyalizme geçiþin programý- THKO savunmasýnda bile belirgin bir program
dýr ve bu amaç dýþýnda, her ülkenin kendi vardýr ve sadece okuyan ve okuduðunu gö-
özgül koþullarýna göre þekillenir. Sözkonusu ren gözler için vardýr. Ondan sonra çýkýp da,
olan Kürdistan olduðunda, kendi kaderini “A. Öcalan bir Deniz Gezmiþ olamazdý, çün-
tayin hakkýnýn ayrý bir devlet kurma yönün- kü Deniz Gezmiþlerin bir programý bile yok-
de kullanýldýðýnda ne yapýlacaðý, neler yapýla- tu” demek için, kiþinin aklýnýn fazla erginleþ-
bileceði ve ülkenin ekonomik, toplumsal, miþ olmasý gerekir!
! siyasal, kültürel, askeri geliþiminin nasýl sað- Tüm bunlara raðmen, yine de pragmatiz-
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

min yarattýklarýný ve çarpýttýklarýný ifade etmiþ diyalektiðine yaklaþtý. Reel-sosyalizmin


olmuyoruz. bu kadar geliþme sonucunda yýkýlmasý,
A. Öcalan, Kürt halkýna “bir parti kazan- böyle bir bakýþ açýsýna dayanmasýndan
dýr”mýþ, “arkasýndan ordu, cephe kur”muþ ve kaynaklanýyor. Haliyle böyle bir aynýlaþ-
ardýndan da “devlet” bile kurarmýþ! Ve hiç ma, farklý yöne gidemedi.” (**) (abç)
kimsenin çýkýp þunu söyleyemeyeceði varsayý- Yazýnýn ne dediðine bakmadan, þu sözle-
lýyor: Peki nerede bu ordu, bu cephe? ri de okumak da yarar vardýr:
Soru sorulamayacaðý varsayýldýðý için, prag- “Apocu diyalektik bu noktada va-
matist yoluna devam etmekte bir sakýnca rolandan ayrýdýr. Çeliþkiyi ana yönüyle
görmez: tanýmlayan bir diyalektik deðil; tersine
“Aslýnda günümüz emperyalizmi, tali, ikincil yaný tanýmlayan, ikincil yönü
kapitalizmi, burjuvazisi marksist fel- üzerinde duran ve onun üzerinde geliþ-
sefeyi, marksist diyalektiði çözmüþ- me yaratmayý esas alan bir yaklaþýmý
tür ve onlar üzerinde egemen olmuþ- ifade ediyor. Böyle bir bakýþ açýsý, yak-
tur. O temelde geliþen sosyalist geliþ- laþým tarzý oluyor.
meleri yýkmayý, tersine çevirmeyi de Örneðin sýnýf çeliþkisini, burjuva-
baþarmýþtýr. Bu anlamda mevcut ger- proletarya çeliþkisini ele alýrken, bu çe-
çekleþen sosyalizme -reel sosyalizme- liþkiyi burjuvayla deðil, proletaryayla
karþý onu çözücü bir üstünlüðe ulaþ- tanýmlamayý esas alýyor. Proletarya
mýþtýr. Fakat emperyalizm bunu PKK üzerinde durmak, tahlil etmek, taným-
ve PKK Önderlik gerçeði karþýsýnda lamak, onun güçlü-zayýf yönlerini gör-
þimdiye kadar yapamadý. Yapmama- mek ve geliþme yaratmaya çalýþmak,
sýnýn temel nedeni bu felsefede aran- yaklaþýmýn özüdür... Yani çeliþkinin o
malý. Kapitalizm ve sömürgecilik PKK zaman tali, ikincil, zayýf görünen yönü
felsefesini çözebilmiþ deðil...”(*) (abç) üzerinde durmak, onu anlamaya, ta-
Ve bakýn, “günümüz emperyalizmi, kapi- nýmlamaya çalýþmak, içinde bulun-
talizmi, burjuvazisi”nin çözdüðü ve üzerinde duðu durumu inceleyip zayýf yönlerini,
egemen olduðu diyalektik nasýl birþeymiþ: dinamiklerini görüp oradan bir geliþme
“Burjuva diyalektiði -ki burjuvazi yaratmak Apocu diyalektiðin, Apocu
de materyalist diyalektikle uzlaþtý, diya- çeliþkileri inceleme-çözme biliminin
lektiði tanýmlamaya çalýþtý- esas olarak esasý oluyor.” (***) (abç)
çeliþkinin ana, hakim yönü üstünde Ýþte “Apocu felsefe” olarak lanse edilen
duruyor. Çeliþkiyi farklý iki kutuptan ve daha da önemlisi “Apocu çeliþkileri incele-
oluþan bir mantýkla ifade ediyor. Biri me-çözme bilimi”nin “özü” buymuþ!
hakim yön, diðeri tali yön. Üzerinde ha- Genel Türkçe kurallarý içinde konuþursak,
kimiyet kurulan yön ikincil, yani tali “Apocu” sözcüðü, “Marksçý”, “Leninci” söz-
olandýr. Burjuva diyalektiði bir çeliþikliði cüðü gibi (ki geçmiþ dönemde T“K”P bu söz-
ifade ederken, yani maddeyi oluþturan cükleri sýkça kullanýrdý), belli bir düþünceye
çeliþkiyi tanýmlarken daha çok ana, ha- baðlý olma durumunu ifade eder. Bu neden-
kim yönle tanýmladý. Buna göre kapi- le, “Apocu” deyimi, “Marksist”, “Leninist” de-
talist düzeni geliþtirdi aslýnda. Kapitalist yimleri gibi bir tanýmlamadýr, týpký günü-
geliþme, kapitalist sistem bunun yaþam müzde TKP-ML’nin “Maocu” olmasý gibi, PKK
düzenine tam denk düþüyor. de “Apocu”dur. Böylece “Apoist felsefe”,
Marksist diyalektik bu konuda bi- “Apoist diyalektik” ve nihayet “Apoizm”e doð-
raz ileri gitmek istedi. Ana yönle bir- ru bir evrim sözkonusu olmaktadýr. Duran
likte ikincil yaný, tali olan yaný böyle Kalkan’ýn tüm ayrýmlarý, yani “burjuva diya-
görmek istedi, tanýmlamak istedi. Fa- lektiði”, “Marksist diyalektik” ve “Apocu diya-
kat bu noktada çok ileriye gidemedi lektik” ayrýmlarý, “Apoizm” çizgisini ifade eden
bizce. Tekrar bütün çeliþkilerde onu ta- ayrýmlar olarak sunulmaktadýr. Yukarda ifade
nýmlamada, onu ele almada ana yönü edildiði gibi, kapitalizmin, “marksist felsefeyi,
yine birincil planda aldý, esas aldý. Ya- marksist diyalektiði” “çözerken”, “Apocu fel-
þam tarzýný, geliþme yönlerini bunun sefeyi” “çözememiþ” olduðunun söylenmesi
üzerine kurdu. Bu, giderek de burjuva bile bu ayrýlýþmayý net ortaya koymaktadýr.
Salt mantýksal olarak, felsefik olarak, diyalek-
(*) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal-
kan’la röportaj, Sosyalizm gelecekte deðil bugünden (**) Serxwebûn, agy.
yaþanýyor. (***) Serxwebûn, agy. !!
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

tik olarak, bilimsel olarak, PKK hareketi, ken- maðaný PJKK olmuþtur. (Kürdistan Ýþçi Ka-
disini, tümüyle Marksizm-Leninizmin dýþýnda dýn Partisi-Partiya Jinen Karkeren Kurdistan)
ve onu “aþmýþ” bir konumda tanýmlamakta- Sanýrsýnýz ki, “Apocu diyalektik” çeliþkinin
dýr. Böylece Marksizm-Leninizmle olan iliþkisi, ikincil, tali yönleriyle ilgilendiði için ve Marks-
burjuva felsefesinin, diyalektiðinin iliþkisi gi- ist-Leninist diyalektik temel, ana yönlerle ilgi-
bidir. lendiðinden, bu türden “armaðanlar” vereme-
Ve A. Öcalan, 1995’de þöyle diyordu: miþtir! Doðal olarak dünya çapýndaki ve tüm
“Lenin, Mao ve diðerlerinin yaptýkla- tarihsel dönemde Marksist-Leninistlerin kur-
rý tarihi çalýþmalardýr, küçümsemiyo- duklarý ya da kurulmasýný saðladýklarý parti-
rum. Fakat parti için yürütmüþ oldukla- ler, kitle örgütleri, sendikalar vb. “armaðan”
rý çalýþmalarý zayýf buluyorum. Birçok edilmedikleri için hesaba katýlamazlar.
þey ihmal edildi, klasik bir tarzda çalýþ- Herhangi bir dili konuþan birini düþünü-
malar yürütüldü. Demokrasiyi, bilimsel nüz. Öyle ki, bu kiþi, belli bir eðitim almamýþ
sosyalizmi tam anlamýyla uygulama- ve günlük yaþamýnda 5-10 sözcükten fazlasýný
dýlar.” (*) kullanmadýðýndan kendi dilindeki sözcükler-
Ve bunlarý okuduktan sonra, A. Öcalan’ýn den bile habersiz olsun. Böyle bir kiþi,
neden “klasikleri fazla okumadýðý”ný, Marks, birþeyler söylerken, kaçýnýlmaz olarak bildiði
Engels, Lenin ve diðer Marksist-Leninist sözcüklerle sýnýrlý bir ifade içinde olacaktýr. Ve
ustalarý “önemsemediðini” daha kolay anla- yine ayný kiþi, o güne kadar bilmediði
mak olanaklýdýr. Ve yine kolayca anlaþýlacaktýr birþeyleri ifade ederken ise, bildiði sözcükleri
ki, PKK hareketi, tepeden en alt düzeyine farklý anlamlarda kullanmak ya da bildiði söz-
kadar her kademede Marksizm-Leninizmden cüklerden yeni sözcükler üretmek zorunda-
kopmuþtur. Onlara göre, bütün keramet A. dýr. Ýþte “PKK sosyalizmi”, “PKK diyalektiði”
Öcalan’dadýr. Herþeyi o, yapmýþ býrakmýþ, bilinen üç-beþ sözcükle açýklanan, “yeni” bir
yapmýþ býrakmýþ, yapmýþ... þeydir. Bir örnek olmasý açýsýndan D. Kal-
“Toplumlar, sýnýflar, çeþitli dinsel kan’ýn açýklamasýna bir kez daha bakalým:
kesimler için de böyle bir þey geliþtir- “PKK’de þöyle bir gerçek ortaya çý-
meye çalýþýr, onlara bu tür geliþmeler kýyor, tartýþýlabiliyor: Ýnsan gerçekten
armaðan eder, yaratýr. Fakat kendisi kapitalist burjuvanýn iddia ettiði gibi
iþin özü olarak bunlara baðlý kalmaz. bireysel bir varlýk mý, yoksa sosya-
Bunlar yaratýldýktan sonra üzerinde lizmin iddia ettiði gibi toplumsal bir
oturup da iþ yürütmek istemez; þimdi- varlýk mý? Bu soruyu PKK içerisinde
ye kadar istememiþtir de zaten. Ýste- -ki sorunlarý yaþadýðýnda- insan her za-
seydi bir yere çakýlýr kalýrdý; geliþiminin man kendine soruyor... Ýnsan bu ka-
belli bir aþamasýnda dururdu. Durma- dar ayrýlýyor, çözülüyor PKK içersinde.
mýþtýr, þimdi de durmuyor. Aslýnda fel- Ýnsan çözümlemesi bu düzeyde bir
sefede bir deðiþim yaþamazsa durma- derinliðe ulaþmýþ bulunuyor.
yacaktýr da. Tam tersine hep bir þeyler Ýnsan tabii bireysel bir varlýk deðil,
yaratacak, onu insanlýk yaþamýna suna- toplumsal bir varlýk. Toplum-birey ay-
cak, onun arkasýndan da derhal ken- rýlýðý ve bütünlüðü de var, çok karþý
disi yeni arayýþlara, yeni þeyler yarat- karþýya da koymamak gerekiyor.”
maya yönelecektir. Bu Apocu felsefe- (***)
nin özü oluyor.” (**) Ýþte bildik-duyduk birkaç sözcükle, ilkokul
Bunun ne denli “felsefe” olduðu bilineme- öðrencilerinin münazara konularý böylesine
se de, kesin olarak tek þey, yazýlanlarýn “kiþiye “ciddi” ortaya konulunca, “insan çözümleme-
tapýnma” ve “kiþinin yüceltilmesi”nden baþka si” PKK’de “derinleþmiþ” oluyor.
birþey deðildir. Þu ünlü “totaliter Stalin”e yö- Oysa, daha henüz G. Politzer’in “Felsefe-
neltilen revizyonist iddia gibi. nin Temel Ýlkeleri”ni okumuþ biri bile, top-
Bütün bunlarýn felsefedeki ifadesi çok ya- lum-birey iliþkisinin diyalektik bir bütün oluþ-
lýndýr: Kiþi, kuyudaki kurbaða gibi, gökyüzü- turduðunu bilir. Doðal olarak, diyalektik her
nü kuyunun aðzý kadar sanýyor. bütün gibi, iki yön, zýtlarýn birliði ve mücade-
Ýnsanlara, dinsel kesimlere, sýnýflara, örgüt- lesi çerçevesinde vardýrlar. Ve yine doðal ola-
ler “armaðan eden” A. Öcalan’ýn en son ar- rak, bunlarýn “karþý karþýya konulmasý” diye
bir durum, sadece, hangisinin temel, hangi-
(*) Serxwebûn, sayý: 166, Ekim 1995

!"
(**) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal- (***) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal-
kan’la röportajý. kan’la röportajý.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

sinin tali, ikincil olduðu baðlamýnda bir ifade landýrmanýn, az ya da çok genel bir sonuç
içinde, zorlanarak bulunabilir. Yoksa kapita- üretebilir bir tahlile konu olabilmesi için de,
lizmde bireyi esas alan ve bireyin geliþimin- bu alanýn belli bir homojenlik göstermesi ge-
den toplumun geliþimine gidilmesini savunan rekir. Ele alýnan alanlar, kapalý üretim birim-
anlayýþ ile “insan bireysel bir varlýk mý, yoksa leri olduðu sürece, PKK’nin “insan çözümle-
toplumsal bir varlýk mý” ikilemi, çok zorlanýr- meleri”, belli bir bölgesel geçerliliðe sahiptir.
sa aynýlaþtýrýlabilir. Bireysel mülkiyete, özel Ancak, alýnan alan ya da onlarýn ifadesiyle
mülkiyete dayanan bir toplumda, bireyin “kiþilik”, deðiþik sýnýf iliþkilerinin geliþtiði yer-
“esas” alýnmasý, “toplum”un “ikincil” alýnmasý, ler olduðu andan itibaren, bu geçerlilik tü-
yani birincinin doðal bir parçasý olarak alýn- müyle ortadan kalkar. Doðal olarak, sýnýf
masý anlayýþý (burjuva anlayýþ), hiç de bu iki iliþkilerinin geliþtiði “alanlara” iliþkin olarak A.
yanýn “karþý karþýya” konmasý olmadýðý da Öcalan da dahil, hiçbir PKK yazýnýnda bir
açýktýr. Ve zaten Marksist diyalektik bu iki yaný “çözümleme” görülmez. Örneðin, “Ýstanbul ki-
bir bütün olarak aldýðý için, arada bir “karþý þiliði” gibi.
karþýya koyma” mevcut da deðildir. Ýþte “Apocu felsefe”, böyle bir özgünlük
Ve belki denilmek istenen, “reel-sosyaliz- içinde bir zorlamanýn ürünü olmuþtur. Prole-
min”, yani SBKP revizyonizminin, sosyalizmin tarya-burjuvazi çeliþkisinde, “Apocu felsefe”
inþasý sorununda, toplumun genel geliþimi protetaryayý “esas” alýr. Ama Marksist-Leninist
saðlandýðý ölçüde, bireyin geliþimi de saðla- diyalektik, bu çeliþkide “hakim yön” “ana
nacaktýr ifadesini mekanik olarak yorumla- yön” üzerinde durur. Eh! Kapitalist toplumda,
yarak, tüm faaliyeti toplumun genel geliþimi- topluma “hakim olan” burjuvazi olduðuna
ne ve bunun içinde de ekonomik geliþmeye göre, Marksist-Leninist diyalektik burjuvaziyi
yöneltmesinin “yanlýþ olduðu”dur. Ama bu re- “esas” alýr. Reel-sosyalizm de bundan çöktü!
vizyonizmin genel eleþtirisi çerçevesinde her Yani reel-sosyalistler felsefeyi kötü yönetmiþ-
zaman ortaya konulmuþ gerçeklerden baþka lerdir! Zaten “burjuva diyalektiði” “çeliþkiyi
birþey deðildir. farklý iki kutuptan oluþan bir mantýkla ifade
Sonunda, elimizde kala kala “insan çö- ettiði” için, kapitalizmi geliþtirmiþtir! Oysa
zümlemesi” kalmaktadýr. Þu ünlü, “Dersim ki- “Apocu diyalektik”, kesindir ki, “çeliþkiyi farklý
þiliði”, “Antep kiþiliði”, “Botan kiþiliði” tü- iki kutuptan oluþan bir mantýkla ifade” etmez.
ründen “çözümleme”! Ve birileri, bunun bü- Sadece, “çeliþkiyi ikincil yanýyla tanýmlar”.
yük bir þey olduðunu, bugüne kadar hiçbir Böylece “Apocu diyalektik”te, çeliþkinin farklý
Marksist-Leninistin bunu yapmadýðý ve hatta iki kutuptan oluþan bir þey olmadýðýný, örne-
ustalarýn bile bunlardan uzak durduðu, A. ðin üçgen, dörtgen, beþgen gibi birþey oldu-
Öcalan’ýn deyiþiyle, bu konuda “zayýf” ol- ðunu öðrenmiþ oluyoruz. Doðal olarak, felsefe
duklarýný düþünebilir. dünyasýndan geometri dünyasýna atlamak ge-
Bu durumda, insan kendisinin psikiyatri rekiyor. Bu atlayýþý, Bay Dühring’in bile bece-
kliniðinde olduðunu düþünebilir. Çünkü, en rebileceðini sanmýyoruz.
yaygýn kiþilik çözümlemeleri psikiyatride ya- Görülen odur ki, PKK hareketine “hakim
pýlýr ve bunun en geliþmiþ teknikleri Freud’da olan” pragmatizme teorik bir çerçeve çizilme-
mevcuttur. ye çalýþýlmaktadýr. Ancak pragmatizmin ne ol-
Yok eðer, toplumlarýn, uluslarýn, halklarýn duðu konusunda bilgi sahibi olunamadýðýn-
sýnýflardan meydana geldiðini kabul ediyorsa- dan, sadece birþeyler uydurulmaktadýr.
nýz, kaçýnýlmaz olarak sizin tahlilleriniz, sýnýf- Ve söz Duran Kalkan’dan A. Öcalan’a ge-
sal tahliller olmak zorundadýr. Çünkü insanlar, çince þunlar söylenmektedir:
bireyler, belli bir toplum içinde, belli sýnýfla- “Siz düþmaný çözemediðiniz için mi
rýn üyeleri olarak vardýrlar. Onlarýn bilinci de, kaybettiniz, yoksa düþman sizi iyi çöz-
kaçýnýlmaz olarak, içinde bulunduklarý sýnýfýn düðü için mi yenilgi noktalarýna getiri-
bilincidir ve bu da içinde yaþadýklarý maddi yor? Bunlarýn hepsi doðru. Siz düþmaný
koþullarýn ürünüdür. Ve her sýnýf, kendi için- çözemediniz. Sözde anladýnýz ama,
de, deðiþik meslek kollarýna, üretim birimle- pratikte anlamadýnýz veya pratikte ya-
rine baðlý olarak alt bölümlere sahiptir ve bu nýt vermediniz. Düþman sizi çok iyi
alt bölümler, genel içinde, kendi özgül yan- çözdü ve yanýt verdi.” (*) (abç)
larýyla tanýmlanýrlar. Evet, A. Öcalan’a göre, yani “Apocu felse-
PKK’nin “insan çözümlemeleri”ni azçok fenin”, “Apocu diyalektiðin” kurucusu ve sa-
okuyan herkesin görebileceði gibi, tüm tahlil- hibine göre, “düþman” sadece Marksist diya-
ler, özelleþtirilmiþ ve sýnýrlandýrýlmýþ bir alan
içinde yapýlýr. Böyle bir özelleþtirme ve sýnýr- (*) Serxwebûn, sayý: 205, Ocak 1999 !#
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

lektiði deðil, “onlarý” da “çözmüþ” bulunuyor. vaca olursa ne olur? Giderek bu konu-
Ama A. Öcalan bir baþka yana da “parmak” da biraz taviz verin’. Yani ‘reddetmiyo-
basýyor: “Siz düþmaný çözemediniz”! rum’ diyordu, ‘siz de haklý olabilirsiniz
“Düþmaný çözmek” nedir? Yani “düþman”, ama Kürdistan gerçeði çok farklý. O
“Apocu diyalektiðe” göre, çeliþkinin hangi ya- biçimde yürümüyor. Yürüseydi ben de
nýdýr? “Hakim” yan mý, “tali” yan mý? Eðer sizle olabilirdim, ben de baþka þeyler
“düþman”, proletarya için burjuvazi, ulusal istemezdim. Ama yürümüyor, yürüte-
hareket için ezen ulus burjuvazisi ise, “Apo- bilmemiz için bunu aþmamýz gereki-
cu diyalektiði” uygulayan Duran Kalkan, kaçý- yor.’” (**)
nýlmaz olarak çeliþkinin tali yönü üzerinde Kendisini belli bir ulusun (Kürt ulusunun)
durduðu için, bu ikincil yaný esas aldýðý için, bir sýnýf partisi (iþçi sýnýfýnýn) olarak tanýmla-
“düþmaný” çözmek, onun üzerinde “durmak”, yan bir örgütün (Kürdistan Ýþçi Partisi) iþleri
onu “tahlil etmek”, onu “tanýmlamak”, onun “küçük-burjuvaca” yürütmesinden sözedip
“güçlü-zayýf yönlerini görmek” gibi bir soru- edemeyeceðine, sadece onun kendi sýnýfsal
nu olmamýþtýr. Bu nedenle, A. Öcalan’ýn söy- konumu karar verir elbette. Ama bir sýnýf par-
ledikleri, Duran Kalkan’ýn “Apocu” bakýþ açýsý- tisinin, bir baþka sýnýfýn ölçüleriyle, kavrayýþ-
na göre “marksist diyalektik” demektir, o za- larýyla iþleri yürütmesi demek, açýk biçimde
man reddedilmelidir! kendi sýnýfýný terketmesi anlamýna gelir ve bu
Tabii, “Apocu felsefe”nin sorunlarý bunlarla hiç de Kürdistan gerçeði falan deðil, sýnýfsal
sýnýrlanamaz. Herþey çok açýk olmasýna bir gerçektir.
karþýn bir örnek daha verelim. “Bunlar (küçük-meta üreticileri)
Þöyle diyor Duran Kalkan: proletaryayý dört bir yandan bir küçük-
“Fakat Kürdistan’da gerilla, dünya- burjuva ortamýyla çevirirler. Bunu ona
nýn diðer alanlarýnda varolduðu ölçü- içerirler, bununla onun moralini bo-
lerde geliþmiyor. Birçok ülkede rahat- zarlar, sürekli olarak proletarya içinde
lýkla küçük-burjuva yaþam çerçevesi küçük-burjuva karaktersizliðine düþme-
içerisinde gerilla örgütlemek, gerillayý, lere, daðýlmaya, bireyciliðe, kimi coþ-
partiyi varetmek mümkün. Böyle bir- kunluða ve kimi de cesaretsizliðe ne-
çok özel yaþamlar kurarak çeþitli ya- den olurlar. Proletaryanýn siyasi partisi
þam örgütlenmeleriyle iþi yürütmek içinde, buna karþý koymak, proletarya-
mümkün.” (*) (abç) nýn örgütleyici rolünü (zaten bu onun
Burada küçük bir parantez açýp, “Apocu baþ rolüdür) doðru, baþarýlý ve zafere
felsefe”nin dilinden bazý çevirmeler yapmak ulaþýcý biçimde gerçekleþtirmek için en
gerekmektedir. sýký merkezcilik ve disiplin zorunludur.
“Apocu felsefe”nin terminolojisine göre, Proletarya diktatörlüðü, eski toplumun
“küçük-buruva yaþam çevresi”nden kastedi- güçlerine ve geleneklerine karþý sert bir
len, demokratik kitle örgütlenmeleridir. Bun- savaþýmdýr, kanlý ve kansýz, zoraki ve
larý kurarak “iþi yürütmek”, yani gerillayý barýþçý, askeri ve ekonomik, eðitsel ve
örgütlemek “mümkün”müþ! Tabii, konularý az yönetsel bir savaþýmdýr. Milyonlarýn ve
çok bilen herkesin anlayabileceði gibi, bura- milyonlarýn alýþkanlýðýnýn gücü korkunç
da ifade edilen “virgülle” ayrýlan iki sözcü- bir güçtür. Demirden ve savaþýmla çe-
ðün ikincisidir: “gerillayý, partiyi”. Bu ikincisi likleþmiþ bir parti olmaksýzýn, söz ko-
de (“parti”) böyle bir çerçevede “varedilmeye- nusu sýnýf içersinde onurlu olan herke-
ceði” için, kaçýnýlmaz olarak, legal, oportünist sin güvenini kazanmýþ bir parti olmak-
ve revizyonist bir parti olmak durumundadýr. sýzýn, yýðýnlarýn ruhsal durumunu izle-
Ama “Apocu felsefe”, Kürdistan’da “küçük- mesini ve etkilemesini bilen bir parti
burjuva yöntemleriyle bu iþi yürütme”nin olmaksýzýn, böyle bir savaþýmý baþarýyla
mümkün olmadýðýný ortaya koymuþtur. Ve yürütmek olanaksýzdýr. Merkezileþmiþ
iþte bunun kanýtý: büyük burjuvaziyi yenmek, milyonlar-
“III. Kongre belgeleri okunursa Parti ca ve milyonlarca küçük-mülk sahibi-
Önderliði þunu diyordu: ‘Yani ben size ni ‘yenmekten’ bin kez daha kolaydýr;
hak veriyorum. Diyorsunuz ki ‘þu dün- çünkü bunlar, hergünkü günlük, farke-
yada her þey biraz küçük-burjuvaca dilemeyen, kavranamayan parçalayýcý
oluyor, bizimki de biraz küçük-burju- çalýþmalarýyla, burjuvazinin gereksediði,

(*) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal- (**) Serxwebûn, sayý: 203, Kasým 1998. Duran Kal-
!$ kan’la röportajý. kan’la röportajý.
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

burjuvazinin iktidarýnýn yeniden kurul- sýkýcý olmuþ bulunan konumuzdan, bir


masýna yarayan sonuçlarý yaratýr. Pro- sevinç ve uzlaþma havasý içinde ay-
letarya partisinin demir disiplinini (özel- rýlmamýza izin verilsin. Ortaya konmuþ
likle proletarya diktatörlüðü sýrasýnda) bulunan çeþitli sorunlarý incelemek
en ufak ölçüde bile zayýflatan kimse, zorunda kaldýðýmýz sürece yargý, söz
gerçekte proletaryaya karþý burjuvazi- götürmez nesnel olgulara baðlý idi; ve
ye yardým eder.” (*) bu olgular nedeniyle de ister istemez
Lenin, tüm bunlarý söylerken, þüphesiz, D. çoðu kez oldukça kesin, hatta oldukça
Kalkan’ýn düþündüðünün tersine, proletarya sert bir biçime bürünüyordu. Felsefeyi,
partisinin sýnýfsal niteliðini gözeterek ve pro- iktisadý ve sosyaliteyi arkamýzda býrak-
letarya iktidarýnýn sýnýf niteliðini esas alarak týðýmýz ve üzerinde ayrýntýlý bir yargýya
küçük-burjuvaziye karþý nasýl bir tutum taký- varma durumunda bulunduðumuz ya-
nýlmasý gerektiðini yýllar önce söylemiþ oluyor. zarýn tüm kiþilik portresi de önümüz-
Tabii, bunlar, þu ünlü burjuvazinin “çöz- de dikildiði þu anda; artýk insanal dü-
düðü” Marksist diyalektikle ilgili olduðu için, þünceler ön plana geçebilir, artýk baþka
PKK’nin “Apocu diyalektiði”ni bozmayacaktýr. türlü anlaþýlmalarý olanaklý olmayan
Bunun yerine daha anlaþýlýr bir ifade bulmak birçok yanlýþlýk ve birçok bilimsel bö-
gerekir. Ýþte A. Öcalan’ýn Duran Kalkan’a ya- bürlenmeyi kiþisel nedenlere indirge-
nýtý: yebilir ve bay Dühring üzerindeki genel
“Bana göre bir savaþýn, bir partinin yargýmýzý þu sözlerle özetleyebiliriz: Bü-
kazanmasý, onun baþlangýçta doðru uy- yüklük hastalýðýna baðlý sorumsuzluk.”
gulanmasýyla belirginleþir, belirleyici (***)
olur. Bu sizin aklýnýzdan bile geçmiyor Bir son söz de, beðenilse de beðenilme-
ve böyle bir þeye yaklaþmak dahi iste- se de, Marks’tan:
miyorsunuz... En azýndan düþmanýn di- “Ýnsanlar kendi tarihlerini kendileri
siplinine, uygulama tarzýna, her hangi yaparlar, ama kendi keyflerine göre,
bir politik alanda, herhangi bir hýrs, kendi seçtikleri koþullar içinde yap-
tarzda, tempoda aldýðý sonuçlara ba- mazlar, doðrudan veri olan ve geç-
kýn. Bunlar sizde gözükmüyor. Sizde miþten kalan koþullar içinde yaparlar.
gözüken laubalilik, bireycilik, kendine Bütün ölmüþ kuþaklarýn geleneði, bü-
en zorunlu, en gerekli olan þeyleri bile yük bir aðýrlýkla, yaþayanlarýn beyinleri
anlayamama, rahatlýkla planlayabile- üzerine çöker. Ve, onlar kendilerini ve
ceði, vurabileceði darbeyi vuramama þeyleri, bir baþka biçime dönüþtür-
çok belirgin. Bunu sizin kiþiliklerinizde mekle, tamamýyla yepyeni bir þey ya-
dobra dobra görüyorum. ratmakla uðraþýr göründüklerinde bile,
Bunu aþmak için, Ortadoðu’daki özellikle bu devrimci bunalým çaðlarýn-
çalýþmalar ölümcüldü, amansýzdý. Fa- da, korku ile geçmiþteki ruhlarý kafala-
kat en son bundan sýkýldýnýz, fýçý gibi rýnda canlandýrýrlar, tarihin yeni sahne-
þiþtiniz, fayda vermedi.” (**) sinde o saygýdeðer eðreti kýlýkla ve
Þüphesiz, bu “dobra dobra” ifadelerden baþkalarýndan alýnma aðýzla ortaya çýk-
sonra, Engels’in Dühring eleþtirisinin sonun- mak üzere, onlarýn adlarýný, sloganla-
da söylediði þu sözler fazla bilimsel olacaktýr: rýný, kýlýklarýný alýrlar.” (****)
“Çoðu kez gerçi hayli kuru ve can Hepsi bu!

(*) Lenin: “Sol” Komünizm, Bir Çocukluk Hastalýðý, (***) Engels: Anti-Dühring, s: 455
s: 38-39 (****) Marks: Louis Bonaparte’ýn 18 Brumaire’i, Seç-
(**) Serxwebûn, sayý: 205, Ocak 1999 me Yapýtlar, c: I, s: 477 !%
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

Türkiye Tarihinden:
PKK’nin 1995 Programýnda
Kürdistan Devrimi

(Aþaðýdaki metin, PKK’nin 24 Ocak 1995 tarihinde yapýlan 5. Kongresi’nde kabul


edilen “Parti Programý”nýn son bölümünü içermektedir. Ýmralý savunmasýyla birlikte
ortaya konulanlar ile bu programda ortaya konulanlar arasýndaki ayrýlma, tümüyle PKK
hareketinin gelmiþ olduðu düzeyi ortaya koymasý açýsýndan öðreticidir.)

«KÜRDÝSTAN DEVRÝMÝ

Kürdistan devriminin özellikleri

Kürdistan’da partimizin yürüttüðü devrim bir ulusal demokratik devrim olup,


baþlýca özellikleri þunlardýr:
a) Devrimimizin iki temel yaný vardýr; milli ve demokratik yaný. Milli yaný,
sömürgeciliðin siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel alandaki hakimiyetini hedef
almaktadýr. Devrimimiz ilk aþamada bu yaný ön plana alarak geliþmiþtir. Milli
çeliþki baþ çeliþki durumunda olup, diðer toplumsal çeliþkilerin çözülmesinde
tayin edicidir. Milli çeliþki çözülmedikçe, diðer hiçbir toplumsal çeliþki yalnýz
baþýna çözülme imkanýna sahip deðildir. Devrim adýna atýlan ilk adýmlar milli
karakterde olmuþ ve Kürdistan’ý köklü bir devrimci geliþme sürecine sokmuþtur.
Devrimimizin ikinci yaný, demokratik yanýdýr. Demokratik devrim, toplumda-
ki ortaçaðdan kalma çeliþkileri temizlemeyi hedef almaktadýr. Bunlar feodal-
komprador sömürüsü, aþiretçilik, mezhepçilik, kadýnýn kölece baðýmlýlýðý gibi çe-
liþkilerdir. Bu çeliþkiler çözüldükçe toplum demokratik bir nitelik kazanmakta-
dýr.
Devrimimizin bu iki yaný arasýnda çok sýký bir iliþki vardýr. Bu iki yan adeta
iç içe geçmiþtir. Demokratik devrim, hakim yan olan milli devrime baðlý olarak
geliþmektedir. Milli devrimin geliþmesi de, toplumdaki demokrasinin geliþmesine
çok yakýndan baðlý olmaktadýr.
b) Kürdistan devriminin diðer bir özelliði de önderlik sorununa iliþkindir. Ulu-
sal demokratik devrimde önderlik iki biçimde ortaya çýkmaktadýr: Birincisi sýnýf
önderliði, ikincisi parça önderliði. Sýnýf önderliði çerçevesinde feodal-komprador
sýnýf, küçük-burjuvazi ve iþçi sýnýfý arasýnda süren yoðun mücadelede önemli
sonuçlara ulaþýlmýþtýr. Ulusal kurtuluþ mücadelesi pratiði, devrimde zaferi yarata-
cak temel gücün iþçi-köylü ittifaký, zaferi yaratacak önderliðin ise iþçi sýnýfýnýn
ideolojik, politik ve örgütsel önderliði olduðunu göstermiþtir. Diðer sýnýf önder-
likleri sürekli geriler ve sömürgecilik karþýsýnda ciddi bir güç olmaktan çýkar-
ken, partimiz þahsýnda þekillenen iþçi sýnýf önderliðinin saðladýðý sürekli geliþme
bunu kanýtlamýþtýr.
Kürdistan’ýn bölünmüþlüðünden kaynaklanan parça önderliði de önemlidir.
Geri bir sosyal yapýda ve küçük bir parça olmasýna raðmen Güney Kürdistan’ýn
!& geçmiþte kendini önder olarak dayatmasý ve tüm Kürdistan’ýn olanaklarýný kendin-
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

de toplamasý, ulusal kurtuluþta bir sonuç ortaya çýkarmadýðý gibi, ona cid-di
zararlar da vermiþtir. Bu çarpýk durum, büyük ve geliþmiþ parça olan Kuzey-Batý
Kürdistan’daki ulusal kurtuluþçu geliþmeyle düzeltilmiþ ve TC’ye karþý Kuzey-
Batý Kürdistan’daki mücadelenin önderliði, saðladýðý kalýcý geliþmelerle
kanýtlanmýþtýr.
Hem sýnýf ve hem de parça önderliðini doðru bir biçimde ele alýp þahsýnda
çözüme kavuþturan partimiz, burjuva milliyetçi, ulusal inkarcý ve teslimiyetçi
yaklaþýmlara karþý baþarýlý bir mücadele vererek, ulusal kurtuluþta doðru devrimci
çizgiyi egemen kýlmýþtýr. Partimiz þahsýnda gerçekleþen devrimci sosyalist ön-
derlik, ulusal demokratik devrimde emekçi çizgisinin ve sosyalizm yolunda kesin-
tisiz olarak ilerleneceðinin garantisi olmuþtur.
c) Devrimimizin üçüncü özelliði, halkýn geniþ güçlerinin seferber edildiði uzun
vadeli bir mücadele çizgisine sahip olmasýdýr. Bu çizgi kendini pratikte uzun
süreli halk savaþý biçiminde þekillendirir. Uzun süreli halk savaþý temelinde bütün
mücadele biçimlerinin kullanýlmasýný içerir. Çok güçlü olan sömürgeci örgütlen-
me ancak böyle bir mücadele çizgisiyle geriletilip yenilgiye uðratýlabilir. Bu çiz-
ginin uygulanmasý olarak yürütülen mücadele, yarattýðý büyük devrimci geliþ-
melerle çizginin doðruluðunu kanýtlamýþtýr.
d) Devrimimizin dördüncü temel özelliði, onun sadece Kürdistan’la sýnýrlý
olmayýp çevresini de derin etkisi altýna almasý ve bölgesel çapta geliþmesidir.
Bu, devrimimizin evrensel niteliðini göstermektedir. Hem derin bir toplumsal
devrim olmasý, hem dünyadaki aleyhte geliþmeler ortamýnda kendini güçlendir-
mesi, hem de Kürdistan’ýn parçalanmýþ olmasý nedeniyle bölgenin tüm ulusla-
rýný doðrudan ilgilendirmesi, devrimimizin bu özelliðini ortaya çýkarmaktadýr. Daha
þimdiden devrimimizin bu özelliði pratikte hayat bulmaya baþlayarak bölgeyi
etkisi altýna almýþtýr ve bu çerçevede geliþimini sürdürdükçe dünya üzerinde
büyük etkide bulunacaktýr.

Kürdistan devriminin görevleri

Özelliklerini belirlediðimiz devrimimiz, en yüce amacýmýz olan sýnýfsýz toplu-


ma doðru ilerlemek ve bu toplumun ilk evresi olan sosyalizme varmak için zorun-
lu bir aþama olup, esas olarak þu görevleri gerçekleþtirecektir:

A) Türk sömürgeciliðinin ve gerisindeki emperyalizmin Kürdistan üzerindeki


her türlü hakimiyetine son vermek. Bunun için:
1- Ýþçi, köylü, aydýn ve diðer sýnýf ve tabakalardan tüm yurtseverleri birleþtiren
ulusal birleþik cepheyi daha da geniþletip geliþtirmek.
2- Halkýn topyekün örgütlenmesini saðlamak için oluþturulan iþçi, köylü, genç-
lik, kadýn ve benzeri kitlesel birlikleri daha da geliþtirip güçlendirmek.
3- Sömürgeciliðe karþý temel mücadele biçimi olan halk savaþýný zafer çiz-
gisinde yürütmek ve bunun temel örgütü olan Halk Kurtuluþ Ordusu’nu geliþtir-
mek.
4- Sömürgecilerin ve yerli ajanlarýnýn sürekli kýþkýrtmaya çalýþtýðý halk arasýn-
daki çatýþmalara son vermek, bölgeci ve dar milliyetçi anlayýþ kalýntýlarýný tasfi-
ye etmek.
5- TC’nin sömürgeci boyunduruðunu parçalamayý hedeflemeyen “bölgesel
özerklik”, “otonomi” vs. gibi özünde sömürgecilikle uzlaþmayý getiren teslimi-
yetçi anlayýþlarý teþhir etmek ve bunlara karþý verilen kararlý mücadeleyi sürdür-
mek.
6- Savaþ içinde sömürgecilerle iþbirliði yapan ve halka düþmanlýk edenlerin
mallarýna el koymak ve yoksul halka daðýtmak.
7- Sömürgeciliðin doða ve halk üzerindeki her türlü tahribatýna ve bulaþýcý
hastalýklara karþý mücadele etmek için ekonomik, kültürel, eðitim ve saðlýk hiz-
metlerini bizzat üstlenmek.

B) Demokratik halk yönetiminde ulusal baðýmsýz ve demokratik bir toplum !'


KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

yaratmak. Bunun için:


8- Sömürgecilerin iþlettiði bütün yeraltý ve yerüstü kaynaklarýný, fabrika, çift-
lik ve diðer bütün iþletmeleri kamu mülkiyetine geçirmek.
9- Sömürgeciliðin mali ve kredi sistemini daðýtarak yerine baðýmsýz bir mali
ve kredi sistemini geliþtirmek.
10- Ülke üzerinde hiçbir yabancý devlete askeri üs ve imtiyaz tanýmamak.
11- Emekçi kesimler çýkarýna adil bir toprak reformu yapmak.
12- Yoksul köylülerin tefeciye ve bankalara olan bütün borçlarýný iptal etmek.
13- Toplumun demokratikleþtirilmesinin bir parçasý olarak, emekçi halkýn
ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda örgütlenmesinin önündeki engelleri kal-
dýrmak ve bu konularda yasal statü geliþtirmek.
14- Ýþçilere yeni iþ alanlarýný yaratmak, iþçilerin bedenen ve fikren geliþmesine
önem vermek ve sekiz saatlik iþgününün uygulanmasýna çalýþmak.
15- Sömürgeciliðin adli sistemini daðýtmak ve yerine demokratik bir adli sis-
temi geliþtirmek.
16- Kadýn üzerindeki her türlü köleci baskýya son vermek, toplumsal ve siya-
sal yaþamýn her alanýnda kadýn-erkek eþitliðini saðlamak, büyük toplumsal dev-
rim dinamiði halinde olan kadýn kesiminin bu gerçeðini doðru ele alýp eyleme
dökmek.
17- Azýnlýk, milliyet ve dinsel gruplar üzerindeki her türlü baskýya son ver-
mek, milliyetçiliðe düþmeden her kültüre özgürlük ve destek saðlamak ve onla-
rý bir zenginlik olarak görüp geliþtirmek.

C) Baðýmsýz bir ekonomik yapý inþa etmek. Bunun için:


18- Ekonomiyi merkezi bir planlama ile yönlendirmek.
19- Kamu mülkiyeti ile devlet kapitalizmini birbirinden ayýrmak ve devlet
kapitalizmi biçimine karþý çýkmak. Bilimde, siyasette ve üretimde topluma ver-
diði kadar almak ilkesini hayata geçirip egemen kýlmak.
20- Kamu mülkiyetinde aðýr sanayinin geliþtirilmesine öncelik tanýmak.
21- Yeraltý ve yerüstü zenginlik kaynaklarýný, ulaþým, ticaret, bankacýlýk, kitle
haberleþme araçlarý ve benzerlerini kamu mülkiyetinde iþletmek.
22- Köylülüðü kooperatifleþtirmeye teþvik etmek ve desteklemek.
23- Toplumun geliþmesinde yararlý olabilecek özel giriþimciliði serbest býra-
kýp, yardým ve destek vermek.

D) Sömürgeci eðitim ve kültür kurumlarýnýn yerine ulusal eðitim ve kültür


kurumlarýný oluþturmak. Kürtçe’nin bütün lehçelerinin geliþmesine fýrsat ve im-
kan tanýmak ve birinin ulusal dil haline gelmesini teþvik etmek. Kürt dili, edebi-
yatý ve tarihi alanlarýnda yoðun bir araþtýrma ve örgütlendirme çabasýna giriþmek.
Bütün halka okur-yazar olma imkanýný tanýmak.

E) Kürdistan devrimi ve birliði için:


24- Her parçadaki devrimi esas olarak o parçada yaþayan halkýn eseri olarak
görmek.
25- Her parçada yaþayan halký, sömürgeci devlet aygýtýyla “özerklik” veya
“otonomi” adý altýnda birtakým reformlarla uzlaþtýrma çabalarýna karþý mücade-
le etmek.
26- Her parçada mücadele veren devrimci güçler arasýnda en sýký destek ve
dayanýþmanýn saðlanmasýna çalýþmak.
27- Her parçada devrimci çizginin baþarýsý için çaba harcamak.
28- Birlik için her parçadaki halkýn öz iradesini esas almak.
29- Dünyanýn çeþitli yerlerine savrulan Kürtlerin demokratik halklarýný savu-
nan, onlarý ilerici insanlýkla ve Kürdistan’daki mücadeleyle birleþtiren ve
Kürdistan’a yeniden dönüþün koþullarýný hazýrlayan bir yaklaþým içinde olmak.

F) Komþu halklarla olan iliþkilerde ve uluslararasý sorunlarda proleter enter-


" nasyonalizmini uygulamak. Bunun için:
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

30- Komþu halklarýn devrimci güçleri ile olan iliþkilerde, ülke ayrýmý temeli
üzerinde her devrimci hareketin kendi ülkesindeki devrimden sorumlu olacaðý
ilkesini hakim kýlmak ve bu temelde çeþitli düzeylerde ortak mücadelelere
giriþmek.
31- Komþu halklarla birlik, her halkýn baðýmsýz ve özgür olmasýndan geçer.
Bu temel ilke üzerinde gerçekleþmeyen bütün zoraki birliklerin parçalanmasý
için amansýz bir mücadele vermek. Baþta Türkiye halký olmak üzere komþu
halklarla iliþkileri “Ortadoðu Federasyonu” anlayýþý çerçevesinde geliþtirmek.
32- Baðýmsýz ülkeler ve ulusal kurtuluþ hareketleriyle iliþki, dünyanýn her ta-
rafýndaki iþçi sýnýfý hareketleri ve devrimci güçlerle ittifak, her alandaki demok-
ratik, anti-faþist, çevreci ve hümanist çevrelerle dayanýþma içinde olmak.»

24 Ocak 1995
PKK 5. Kongresi

"
KURTULUÞ CEPHESÝ Temmuz-Aðustos 1999

10 Yýl
50 Sayý

Yýl:1 Sayý: 1 Mayýs 1990


Yýl:1 Sayý: 2 Aðustos 1990
Yýl:1 Sayý: 3 Kasým 1990
Yýl:1 Sayý: 4 Ocak 1991
Yýl:1 Sayý: 5 Mart 1991
Yýl:2 Sayý: 6 Haziran 1991
Yýl:2 Sayý: 7 Eylül 1991
Yýl:3 Sayý: 8 Nisan 1992
Yýl:3 Sayý: 9 Aðustos 1992
Yýl:3 Sayý:10 Ekim 1992
Yýl:3 Sayý:11 Ocak 1993
Yýl:3 Sayý:12 Mart 1993
Yýl:4 Sayý:13 Mayýs 1993
Yýl:4 Sayý:14 Temmuz-Aðustos 1993
Yýl:4 Sayý:15 Eylül-Ekim 1993
Yýl:4 Sayý:16 Kasým-Aralýk 1993
Yýl:4 Sayý:17 Ocak-Þubat 1994
Yýl:4 Sayý:18 Mart-Nisan 1994
Yýl:5 Sayý:19 Mayýs-Haziran 1994
Yýl:5 Sayý:20 Temmuz-Aðustos 1994
Yýl:5 Sayý:21 Eylül-Ekim 1994
Yýl:5 Sayý:22 Kasým-Aralýk 1994
Yýl:5 Sayý:23 Ocak-Þubat 1995
Yýl:5 Sayý:24 Mart-Nisan 1995
Yýl:6 Sayý:25 Mayýs-Haziran 1995
Yýl:6 Sayý:26 Temmuz-Aðustos 1995
Yýl:6 Sayý:27 Eylül-Ekim 1995
Yýl:6 Sayý:28 Kasým-Aralýk 1995
Yýl:6 Sayý:29 Ocak-Þubat 1996
Yýl:6 Sayý:30 Mart-Nisan 1996
Yýl:7 Sayý:31 Mayýs-Haziran 1996
Yýl:7 Sayý:32 Temmuz-Aðustos 1996
Yýl:7 Sayý:33 Eylül-Ekim 1996
Yýl:7 Sayý:34 Kasým-Aralýk 1996
Yýl:7 Sayý:35 Ocak-Þubat 1997
Yýl:7 Sayý:36 Mart-Nisan 1997
Yýl:8 Sayý:37 Mayýs-Haziran 1997
Yýl:8 Sayý:38 Temmuz-Aðustos 1997
Yýl:8 Sayý:39 Eylül-Ekim 1997
Yýl:8 Sayý:40 Kasým-Aralýk 1997
Yýl:8 Sayý:41 Ocak-Þubat 1998
Yýl:8 Sayý:42 Mart-Nisan 1998
Yýl:9 Sayý:43 Mayýs-Haziran 1998
Yýl:9 Sayý:44 Temmuz-Aðustos 1998
Yýl:9 Sayý:45 Eylül-Ekim 1998
Yýl:9 Sayý:46 Kasým-Aralýk 1998
Yýl:9 Sayý:47 Ocak-Þubat 1999
Yýl:9 Sayý:48 Mart-Nisan 1999
Yýl:10 Sayý:49 Mayýs-Haziran 1999
" Yýl:10 Sayý:50 Temmuz-Aðustos 1999
ERÝÞ YAYINLARI
Temmuz-Aðustos 1999 KURTULUÞ CEPHESÝ

Kitap ve Katalog
isteme adresi:

ÝLKER AKMAN
THKP-C/HDÖ

THKP-C/HDÖ
MAHÝR ÇAYAN Postfach 2501
55514 Bad Kreuznach
POLÝTÝKLEÞMÝÞ
Deutschland
MEVCUT DURUM ASKERÝ SAVAÞ
KESÝNTÝSÝZ THKP-C/HDÖ VE STRATEJÝSÝ Ýnternet Adresi:
DEVRÝM VE DEVRÝMCÝ VE www.kurtuluscephesi.com
II-III 15 YIL TAKTÝÐÝMÝZ DEVRÝMCÝ
TAKTÝÐÝMÝZ E-Mail Adresi:
ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI erisyay@kurtuluscephesi.com
THKP-C/HDÖ

THKP-C/HDÖ

THKP-C/HDÖ
THKP-C/HDÖ
TÜRKÝYE RUS
DEVRÝMÝNÝN DEVRÝMÝNDEN ULUSAL REVÝZYONÝZMÝN
ACÝL ÇIKAN SORUN REVÝZYONU
SORUNLARI ÜZERÝNE
DERSLER
I
ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI

THKP-C/HDÖ
THKP-C/HDÖ

THKP-C/HDÖ

THKP-C/HDÖ

MARKSÝZM-
LENÝNÝZM
“BDS”: “YENݔ BÝR DOGMA DEÐÝL,
GRAMSCÝ EYLEM
BÝR PRAGMATÝK OPORTÜNÝZM
ÜZERÝNE KILAVUZUDUR
SAPMA ÜZERÝNE
III
ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI

TÜRKÝYE
KURTULUÞ CEPHESÝ
KURTULUÞ CEPHESÝ

HALK
Ankara Davasý
THKP-C/HDÖ

KURTULUÞ
PARTÝSÝ-CEPHESÝ
Savumasý

PROGRAMLARI
DEVRÝM

ZAFER
BÝZÝM SEÇME SEÇME
OLACAKTIR! YAZILAR YAZILAR
I II

ERÝÞ YAYINLARI
HALKIN
ERÝÞ YAYINLARI ERÝÞ YAYINLARI
DEVRÝMCÝ
ÖNCÜLERÝ

DEVRÝMCÝ
MARÞLAR
VE
EZGÝLER

ERÝÞ YAYINLARI