Vous êtes sur la page 1sur 40

 KURTULUŞ CEPHESİ

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede

Zafer Bizim Olacaktır!

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 18 SAYI: 102 Mart-Nisan 2008

Ah!... tam ülkenin gerçek gündemini yakalamışken...


Nereden çıktı bu olaylar...

AKP’yi Kapatmak ya da
Gayrı-Meşru Olmak

Hasım, Husumet,
Kin, Nefret ve Düşmanlık

Şeriatçı Manipülasyon ya da
Düşmanlık Nasıl Yapılır?

Yüksek Tansiyon Sağlığa Zararlıdır!


Mehteran Takımının Sponsorları Konuştu: “Herkes Bir Adım Geri!”

Sosyal Güvenlik Yasası


“Çabuk topları temin edin. Bir de yanına pompa koyup, gönderin...”

“Liberaller”in AKP’yle Abdest Tazelemesi


[“Liberaller” Askeri Darbeden Neden Korkarlar?]

Aşırı-Üretimden
Mortgage Krizine

Kızıldere ve On’lar

Ömür Karamollaoğlu
Mehmet Yıldırım, Nihat Kurban, Süleyman Aydemir, Cemalettin Düvenci

http://www.kurtuluscephesi.com 11. Yılında


KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Her an herşeyin olabileceği bir ülkede AH!... TAM DA ÜLKENİN GERÇEK


yaşarken, ülkenin sürekli değişen GÜNDEMİNİ YAKALAMIŞKEN...
gündemi karşısında ortaya çıkan
NEREDEN
şaşkınlık ve belirsiz siyasal tutumlar
üzerine. 3 ÇIKTI BU OLAYLAR

Yargıtay Başsavcısının AKP’nin AKP’Yİ KAPATMAK


kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne YA DA GAYRI-MEŞRU
yaptığı başvuru üzerine. 8 OLMAK
Şeriatçıların ve onların müttefiki küçük-
burjuva “liberalleri”nin ilerici, demokrat, HASIM, HUSUMET,
laik ve devrimci kesimlere karşı KİN, NEFRET
düşmanlığı üzerine. 13 VE DÜŞMANLIK
AKP’nin kapatılması davasıyla birlikte ŞERİATÇI MANİPÜLASYON
şeriatçı “medya”nın manipülasyon ve
YA DA DÜŞMANLIK
dezenformasyon manşetleri.
17 NASIL YAPILIR?
DYP-ANAP’lı “Anadolu eşrafı”nı AKP’ye
transfer eden TOBB’un “herkes bir adım YÜKSEK TANSİYON
geri atsın” çağrısı üzerine. SAĞLIĞA ZARARLIDIR!
22 “HERKES BİR ADIM GERİ!”
Gelişen ekonomik bunalım koşullarında
IMF talimatıyla işverenler lehine SOSYAL
yapılmak istenen sosyal güvenlik yasası GÜVENLİK
değişikliği üzerine. 24 YASASI
“Türban krizi”yle birlikte AKP-“liberal”
ittifakında ortaya çıkan saman alevi
“LİBERALLER”İN
AKP’YLE
“kriz”in gelişimi ve görünümü üzerine.
29 ABDEST TAZELEMESİ
ABD’de geçen yıl başlayan mortgage
krizinin kapitalist ekonomideki kökenleri AŞIRI ÜRETİMDEN
üzerine. 32 MORTGAGE KRİZİNE

KIZILDERE
34
Ve yanındakinin kanlı başı omzuna
eğilince, VE ON’LAR
ona sıra gelince
sayısını saydı... ÖMÜR KARAMOLLAOĞLU
Söz istemez
MEHMET YILDIRIM
Yaşlı göz istemez
Çelenk melenk lazım değil NİHAT KURBAN
Susun SÜLEYMAN AYDEMİR
Sıra Neferi Uyusun... 35 CEMALETTİN DÜVENCİ

http://www.kurtuluscephesi.com
37
Kurtuluş Cephesi dergisinin internet
yayınının 11. yılı verileri. 11. YILINDA

KURTULUŞ CEPHESİ http://www.kurtuluscephesi.com


SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür http://www.kurtuluscephesi.org
Yazışma Adresi: http://www.kurtuluscephesi.net
Postfach 1414 http://www.kurtuluscephesi.de
55504 Bad Kreuznach / Deutschland E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayı İLKER Matbaası’nda basılmıştır. Baskı Tarihi: 4 Nisan 2008


Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Ah!... tam ülkenin gerçek gündemini yakalamışken...


Nereden çıktı bu olaylar...

Herkesin ağzında bir tekerleme var: Her nun ikincil kalmasına yol açtığını düşünen
an, herşeyin olabildiği ülke. Kaçınılmaz ola- ulusal-siyasal hareket ise, “sınır ötesi hare-
rak böyle bir ülkede, bir olay birden günde- kât”la birlikte değişen gündemden fazlasıy-
min ilk sırasına çıkabildiği gibi, aynı hızla la hoşnut olabilmektedir.
gündemin en alt sıralarına itilebilmektedir. Yine “sınır ötesi harekat” ülke gündemi-
Öte yandan her toplumsal ve siyasal nin birincil maddesi haline gelmişken, Tay-
grup kendi sorununun en önemli sorun ol- yip Erdoğan hükümetinin IMF talimatlarına
duğunu düşündüğünden, ülkenin gündemi- uygun olarak sosyal güvenlik sisteminde
nin sürekli ve hızla değişmesi karşısında yapmaya çalıştığı değişikliklere kamuoyu-
kendi sorunlarının unutulup gittiğinden, nun yeterince ilgisinin çekilemediğinden şi-
unutturulduğundan yakınmaktadır. kayet edenler, her durumda “sınır ötesi ha-
Böylesi bir ortamda, gelişen ve günde- rekat” çevresinde dönen güncel tartışmala-
min ilk sırasına yükselen, ancak pek çok rın ve gündemin saptırıcı olduğunu düşün-
toplumsal ve siyasal grubun kendi sorunla- mek durumundadırlar.
rını ikinci plana iten her olay ya da sorun Diğer yandan “iç siyasal tartışmaları bir
bir “komplo” ürünü olduğu, “yapay gün- yana bırakalım, ülkenin geleceğini belirle-
dem” oluşturmak amacıyla öne çıkartıldığı, yecek en önemli gelişme dünya ekonomi-
“hedef şaşırttığı”, ülkenin “gerçek gündemi- sindeki kriz olgularıdır” diyenler, hem “sınır
nin üstünü örttüğü” şeklinde yorumlanmak- ötesi harekâtı”nın, hem “türban sorunu”nun,
ta ve hatta suçlanmaktadır. hem de sosyal güvenlik sistemine ilişkin de-
Tam “türban sorunu” ve türban konusu- ğişikliklerin saptırıcı olduğuna hükmeder-
na bağlı “laiklik” konusu ülkenin gündemi- ler..
nin ilk sırasına yükselmiş, olabilecek en ge- Ve birden ülkenin gündeminde öne çık-
niş toplumsal kesimleri harekete geçirme- mış sorunlar (türban sorunu, sınır ötesi ha-
ye yönelmişken, birden bire “sınır ötesi ha- rekat gibi) bir an için önemini yitirdiğinde
rekat” ülkenin gündemine “bomba gibi” dü- meydanlara çıkan milyonlarca işçi, emekçi,
şer. “Türban sorunu”, “laiklik” birden bire memurun sosyal güvenlik sisteminde yapıl-
önemini yitirir, herşey “sınır ötesi harekat” mak istenen değişikliklere karşı eylemleri
çevresinde dönmeye başlar. gündemin eksenini değiştirirken ve tam da
Kendi siyasal faaliyetini, örgütlenme ça- değiştirmek üzereyken, “iş-aş” sorunu öne
lışmasını tümüyle “türban sorunu”nun gün- geçerken, birden AKP’nin kapatılmasına
demin ilk sırasına yükselmesine bağlı ola- ilişkin dava herşeyin üstüne çıkan yeni bir
rak yürüten ve planlayan siyasal hareketler, gündem haline geliverir. Öyle ki, milyonlar-
böyle bir gelişme karşısında ister istemez ca işçi, emekçinin eylemleriyle aynı güne
“boşluğa” düşerler. Öte yandan, “türban so- “rastlayan” AKP’nin kapatılması davası kit-
runu”nun ülkenin “gerçek gündeminin üs- lesel eylemlerin haber bültenlerinde yer al-
tünü örttüğünü”, dolayısıyla kendi sorunu- masını bile engelleyebilmiştir. 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Ve yine birden, herşey AKP’nin kapatıl- ağzını açıp sorunu anlatmaya başlamadan
ması davasına “endeks”lenmişken, dünya bambaşka bir sorunla karşı karşıya gelebil-
ekonomisindeki “türbülans” gündemin ilk mekte, “tamam türban sorunu öyle de, AKP
sırasına yükselmiş, “kara cuma”, “kara pa- kapatılacak mı” şeklinde bir başka soruya
zartesi” haberleri tüm diğer olayların ve ge- muhatap olabilmektedir.
lişmelerin üzerine çıkmıştır. İşin içine “derin devlet”, “Ergenekon çe-
“2001 krizi AKP’yi yarattı, 2008 krizi AKP’- tesi”, “uluslararası komplo”, “medya” ma-
yi yok edecektir”e inananlar, her çeşitten ve nipülasyonları da girince, artık hangi soru-
cinsten “makro ekonomistler”, ekonominin nun ne olduğu ve buna karşı ne yapılması
gündemin ilk sırasına çıkmasından büyük gerektiği soruları da boşlukta kalır.
bir hoşnutluk duyarlarken, birden bire gün- Böylece “her an herşeyin olabildiği ül-
dem yeniden değişir. İlhan Selçuk, Kemal ke”de insanlar, bir mücadelenin kitlesi ol-
Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek “Ergenekon maktan çok, gelişen ve sürekli yer değişti-
çetesi” soruşturması nedeniyle gözaltına alı- ren olayları izlemekten başka bir şey yap-
nırlar. mayan insan “kütlesi” haline dönüşür. Bu
Gündem yeniden değişmiş, gündemin “kütle”, sadece izleyici konumunda kalarak,
birincil konusu yine farklılaşmıştır. sözcüğün tam anlamıyla pasifize olur.
Her türden ve cinsten çıkar grupları, bas- Bu aşamadan itibaren sorunlar, ülkenin
kı grupları, marjinal kesimler, çevreciler, gündeminin ilk sırasında hangi olayın ya da
ulusal hareketçiler, laikler, sendikalar, mes- sorunun olmasından çıkar, gelişen olaylar
lek kuruluşları, sağcısından solcusuna siya- karşısında “duyarlılığını” yitirmiş, sadece iz-
sal partiler, kültür çevreleri ve nihayetinde leyici konumunda bulunan pasif bir “kütle”
devrimci örgütler, bir yandan durağanlık sorunu haline gelir. Herhangi bir olay ya da
karşısında “her an herşeyin olabildiği ülke” sorun ülkenin gündeminde görece uzun bir
olmanın “keyfi”ni sürerken, diğer yandan süre başat konumda bulunsa bile, pasifize
her bir gelişmenin kendi gündemlerini edilmiş, izleyici konumunda tutulan “kütle”-
önemsizleştirdiğinden şikayet etmeyi sürdü- nin hareketsizliği buna karşı bir mücadele-
rürler. nin örgütlenmesini engeller.
Her kesimin istediği tek şey, kendi istem- Pasifize edilmiş “kütle”nin hareketsizli-
leri ve çıkarları doğrultusunda ülkenin gün- ğini “susma, sustukça sıra sana gelecek” te-
deminin belirlenmesi ve bunların gerçekleş- ması çevresinde ortadan kaldırmaya yöne-
mesini sağlayacak koşulların ortaya çıkma- lik çalışmalar ise, yeniden gelişen ve deği-
sıdır. Dolayısıyla her kesimin bu istem ve şen ülkenin gündemiyle birlikte, “birşeyler
beklentisi, diğer kesimlerin aynı istem ve yapılmalı” istemi ile bunu yapacak örgütlü-
beklentilerini dışlar. Haberler hızla “tüketi- lüğün olmaması arasına sıkışır.
lir”. “Medya manipülasyonları”, T. Özal’dan Siyasal kadrolar ve yönetimler, böylesi
beri süregiden “gündem saptırıcı” hükümet değişken ülke koşullarında sürekli ve geliş-
açıklamaları da işin içine girince, ortalık tam tirici bir mücadele çizgisi izleyemezler. Elle-
anlamıyla karışır. rinden gelen tek şey, kendilerinin gelişimi-
“Siyasal olaylara karşı duyarlı” bireyler ni sağlayacak, sürekli ve geliştirici bir çizgi
ise, böylesi bir gündem değişimi ortamında izlemelerini olanaklı kılacak bir “gündemin”
kafa karışıklığına düşmeseler bile, fiili mü- ortaya çıkması için “tanrı”ya yakarmaktan
cadeleler içinde yer almak, sürekli bir mü- ibarettir. Ülkenin gündemini belirleyen güç-
cadele içinde bulunmak yönündeki istem- ler “medya”, “derin devlet” ve “siyasal ikti-
leri ve çabaları “moral” sorunlarla yüzyüze dar” olarak tanımlandığı andan itibaren de,
gelir. Kendisinin duyarlı olduğu bir siyasal “tanrı”ya yakarmak da bir işe yaramamak-
ya da toplumsal sorun için daha ilk adımı- tadır.
nı atar atmaz, bu sorunları açıklamak, an- Kaçınılmaz olarak siyasal kadrolar ve yö-
latmak ve bunların çevresinde başka insan- netimler, bir bütün olarak ifade edersek si-
ları örgütlemek için sokağa çıkar çıkmaz, ül- yasal örgütler, kendilerinin “has” gündem-
kenin gündemi değişmiş olur. leri ve başat mücadeleleri için gerekli ko-
“Türban” konusunda halkı bilinçlendir- şulların ortaya çıkmasını bekler hale gelir-
mek, laiklik konusunda insanları duyarlı ha- ler. Siyasal anlamıyla oportünist (fırsatçı)
 le getirmek için sokağa çıkan birey, daha bir tutum içine girerler.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Sol örgütlenmeler açısından bakıldığın- sında öznel güçlerin yetersizliğiyle oradan


da, egemen tutum oportünizm, pasifizm ve buraya koşuşturulup durulur. Olayların kuy-
legalizmdir. Ancak hepsinin ortak şikayet ruğuna takılınır.
konuları, ülkenin gündeminin hızla değiş- Bütün bunların neden ortaya çıktığı so-
mesi, değiştirilmesi, değişiyor olmasıdır. rusu ile bu değişkenlik karşısında sürekli ve
8 Mart uluslararası emekçi kadınlar gü- kararlı bir mücadele nasıl yürütülebilir so-
nüyle başlayıp 1 Mayıs’la sona ereceği var- rusu birbirinin içine geçer. Birisini çözmeye
sayılan “bahar hareketliliği” günlerinin bek- yönelindiğinde diğeri çözümsüzlüğe terk
lentisi içinde olan sol, birden değişen gün- edilir. Kitle kuyrukçuluğunun yerine, olayla-
dem karşısında, neredeyse “klasik” denile- rın kuyruğundan tutmaya çabalamak şek-
bilecek bir “Mart sendromu” içine girerler. linde bir siyasal pasifizm egemen olur.
Mart ayının hareketli günlerini Nisan’ın ses- Bu manzara-i umumiye karşısında “aklı
sizliği izler. Artık tek umut 1 Mayıs’tadır. Eğer başında ve bir şeyler okumuş” kişiler, ülke-
1 Mayıs öncesinde ülkenin gündemi yeni- nin gündeminin böylesine hızlı değişimi kar-
den değişmezse, “klasik” 1 Mayıs çalışma- şısında Liebknecht’in sözlerini (ona ait ol-
larıyla belli bir hareketlilik sağlanır, kadrolar duğunu söylemeksizin ve kaynağı belirt-
“kış uyku”sundan sıyrılır, canlanır. Aksi hal- meksizin) yinelemekten hoşlanırlar: “Eğer
de “senede bir gün”den beklenen “prim” şartlar yirmi dört saat içinde değişirse, tak-
de elde edilemez. tiğin de yirmi dört saat içinde değiştirilmesi
Öz olarak durum, yaşanılan koşullar, po- gerekir.”
püler ifadesiyle manzar-i umumiye budur. Her ne kadar Liebknecht’in bu sözleri
Bu manzara-i umumiye karşısında, bir aynen aktarılmasa da, söylenen, hızla deği-
kesim dünya ekonomik bunalımının geliş- şen gündemler karşısında hızla “tutum ve
mesi, kriz dinamikleri ve bunun olası sonuç- tavır” belirleyebilen, buna uygun olarak so-
larına dikkatleri çekmek isterken, diğer bir kak protestoları ve gösterileri düzenleyebi-
kesim bu bunalımın ülkeye yansıması kar- len bir “örgüt”e sahip olmaktır.
şısında kitlenin bilinçlendirilmesi ve örgüt- Lenin’in Nereden Başlamalı yazısında
lendirilmesi gerektiğini düşünür. Bir kesim ifade ettiği gibi, “Dolaysız saldırıya geçmek
“türban sorunu”ndan yola çıkarak kitlenin ve istibdadı yerle bir etmek için bir ‘güçlü
laiklik bilincinin güçlendirilmesi ve laik dü- savaş örgütü’nden; ‘kitleler arasında geniş
zenin korunması için örgütlendirilmesini is- çapta devrimci siyasi ajitasyon’dan (gerek
terken, bir başka kesim “türban hangi so- devrimci, gerekse siyasi bakımdan artık ne
runların üzerini örtüyor”un tartışılmasını is- kadar da faaliz!); ‘sokak protestoları için ar-
ter. Bir diğer kesim “laik devlet” ilkesinin dı arası kesilmeyen çağrılar’dan; ‘siyasi ni-
öneminden söz ederken, bir diğer kesim teliği belirgin (aynen!) sokak gösterileri’nden
“üniter yapının korunması”nın önemini öne söz edilip duruyor ve bu böylece sürüp gi-
çıkarır. Kürt siyasal hareketi için “ulusal so- diyor.”
run” ve buna ilişkin “siyasal çözüm” tartış- Böylece gevezelik ile laçkalık birlikte gi-
malarının ülkenin en temel sorunu olması der. Gündemin 24 saat içinde değişmesi
istenirken, bir başkaları için AKP hüküme- karşısında, “taktikleri” de 24 saat içinde de-
tiyle birlikte toplumsal yapının artan islami- ğiştirmek, yakın bir basımevinde ya da ya-
leştirilmesi en temel sorun olarak kabul edi- zıcıda bastırılmış pankartlarla 5-20 kişiyle
lir. Çalışanlar ve sendikalar için sosyal gü- Taksim tramvay durağına çıkmak halini
venlik sisteminde yapılmak istenen değişik- alır.
likler yaşamsal öneme sahipken, AKP’nin Kendisine devrimci diyen herkes, bir kez
kapatılması davası bu sorunun üzerini örten daha Lenin’in Ne Yapmalı ve Nereden Baş-
bir örtü olarak görünür. lamalı yazılarını okumalıdırlar. Bu yazılarda
Ve günler, aylar ve yıllar geçer. Gündem- açıkça ifade edildiği gibi, ülke çapında ve
ler sürekli birbirleriyle yer değiştirerek, ama merkezi bir siyasi gerçekleri açıklama kam-
hiçbir biçimde ortadan kalkmayarak, her se- panyasını yürütmeksizin ve bunu yürütebi-
ferinde bir başkasına yerini vererek, yeni- lecek örgütlenme olmaksızın kitlelerin bi-
den ilk sıraya yükseleceği günleri bekleye- linçlendirilmesi ve örgütlendirilmesi olanak-
rek zaman geçer. Nesnel koşullar tarafından sızdır.
belirlenen gelişmeler ve gündemler karşı- “Şartların değişmiş ve dönemle- 
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

rin farklı oluşuna sarılmak saçmadır; ci bir stratejiye sahip bir örgüt olmaksızın,
bir mücadele örgütünün inşası ve si- koşulların değişmesinden söz ederek “tak-
yasi ajitasyonun yürütülmesi, ‘dur- tikler”i değiştirmekten söz etmek, olayların
gun, barışçı’ her şart altında ve dev- kuyruğuna takılmaktan başka bir sonuç ver-
rimci ruhun zayıflaması ne kadar be- mez.
lirgin olursa olsun her dönemde “Her an herşeyin olabileceği bir ülke”de
esastır. Üstelik böyle dönemlerde ve her değişen gündem karşısında bildiriler ka-
böyle şartlarda bu tür çalışma özel- leme almak, 10-20 kişilik protesto eylemle-
likle gereklidir, çünkü patlama ve taş- ri için Taksim tramvay durağına “çıkmak”,
ma zamanlarında örgütün kurulması belki bu “eylemler”de yer alanların “umut”-
çok geç olacaktır. Parti bir anda faa- larının büyütülmesine hizmet ediyor olsa
liyete geçebilmek için hazır durum- da, mücadelenin yükseltilmesine hiçbir kat-
da olmalıdır. ‘Yirmi dört saat içinde kısının olmadığı da görülmek zorundadır.
taktiği değiştirin!’ Ama taktiğin değiş- Birbiri ardına gelişen ve değişen gün-
tirilmesi için önce ortada bir taktiğin demlerin arkasına takılmaktan kurtulmak
bulunması gerekir. Siyasi mücadele- isteniyorsa, birbirini dışlayan gündemlerin
yi her durumda ve her şart altında saptırıcılığından yakınılıyorsa, sürekli ve sis-
yürütebilecek güçlü bir örgüt olma- temli bir mücadele çizgisinin izlenmesi ge-
dan, sağlam ilkelerin aydınlattığı ve reğinden söz ediliyorsa, her durumda Le-
kararlılıkla uygulanan sistemli eylem nin’in aşağıda yer verdiğimiz sözleri bir kez
planı diye bir şey sözkonusu ola- daha okunmalı ve düşünülmelidir. Çözüm
maz...” (Lenin, Nereden Başlamalı) ve çıkış buradadır:
Devrimci bir strateji olmaksızın, devrim-

“Bir sosyal-demokrat haline gelebilmesi için, işçi, toprakbeyi ile pa-


pazın, yüksek memur ile köylünün, öğrenci ile serserinin iktisadi niteli-
ği ve toplumsal ve siyasal özellikleri konusunda açık-seçik bir fikre sa-
hip olmalıdır; onların güçlü ve zayıf yanlarını bilmelidir; her sınıf ve ta-
bakanın kendi bencil özlemlerini, kendi gerçek ‘iç yapısını’ gizlemek
için kullandığı bütün parlak sözlerin ve safsataların anlamını kavrama-
lıdır; belirli kurumların ve yasaların yansıttığı şu ya da bu çıkarların ne-
ler olduğunu ve bu yansıtmanın nasıl olduğunu anlamalıdır. Ama bu
‘açık-seçik tablo’, herhangi bir kitaptan edinilemez. İşçi, bunu, ancak
canlı örneklerden, belirli bir anda çevremizde olup bitenlerin, herkesin
üzerinde konuştuğu ya da birisinin fısıldadığı şu ya da bu olayda, rakam-
larda, mahkeme kararlarında vb. belirenin sıcağı sıcağına teşhirinden
edinebilir. Bu kapsamlı siyasal teşhirler, yığınları devrimci eylem bakı-
mından eğitmenin zorunlu ve temel bir koşuludur.
Rus işçileri, polisin halka zorbaca davranışına karşı, dinsel mezhep-
lere zulmedilmesine, köylülerin kırbaçlanmasına karşı, amansız sansü-
re, askerlere işkence edilmesine, en masum kültürel girişimlerin bastı-
rılmasına vb. karşı niçin hâlâ bu kadar az devrimci eylemde bulunmak-
tadır? Böyle bir eylem, ‘elle tutulur sonuçlar vaadetmediği’nden, ‘olum-
lu’ fazla birşey sağlamadığından, ‘iktisadi mücadelenin’ onları buna
‘itmediği’nden ötürü müdür? Böyle bir görüşü benimsemek, yineliyo-
ruz, saldırıyı gerekmediği yere yöneltmek olur, kişinin kendi darkafalılı-
ğını ‘ya da bernştayncılığını’ işçi yığınlarına yüklemek olur. Eğer bütün
utanç verici haksızlıklara karşı yeteri kadar geniş, çarpıcı ve anında teş-
hirleri hâlâ örgütleyemiyorsak suç bizdedir, yığın hareketinin gerisinde
kalışımızdadır. Bunu yaptığımız zaman (ve bunu yapmak zorundayız ve
yapabiliriz de), en geri işçi bile, öğrencilerin ve dinsel mezheplerin de,
köylülerin ve yazarların da, kendisini yaşamının her adımında baskı al-
 tında tutan ve ezen aynı karanlık güçler tarafından hareketlere ve keyfi
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

davranışlara uğradıklarını anlayacak ya da içinde duyacaktır; ve bunu


duyunca, kendisi de tepki göstermek isteyecektir, bu yolda dayanılmaz
bir istek duyacak ve gereğini yapmayı bilecektir; bugün sansürcüleri ‘yu-
halayacak’, yarın bir köylü ayaklanmasını amansızca bastırmış olan va-
linin evi önünde gösteri yapacak, öbür gün kutsal engizisyonun işini gö-
ren papaz kılıklı jandarmalara bir ders verecektir, vb. Şimdiye kadar ça-
lışan yığınların önüne mümkün olan bütün konularda uygun teşhirleri
sermekte çok az şey, ya da hemen hiç bir şey yapmadık. Bir çoğumuz,
henüz bu yükümlülüğümüzün bilincine varmış değildir, ve fabrika ya-
şamının dar çerçevesi içinde “günlük tekdüze mücadelenin” ardında
kendiliğinden sürüklenmektedir. Bu durumda, ‘İskra, günlük tekdüze
mücadelenin ilerleyişinin önemini küçümseme ve buna karşılık parlak
ve eksiksiz düşüncelerin propagandasını yeğ tutma eğilimindedir’ (Mar-
tinov, s.61) demek, partiyi geriletmek, hazırlıksızlığımızı ve geriliğimizi
savunmak ve yüceltmek demektir...
Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir, yani ancak ik-
tisadi mücadelenin dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanı-
nın dışından verilebilir. Bu bilgiyi elde etmenin mümkün olduğu biricik
alan, bütün sınıf ve tabakaların devletle ve hükümetle ilişkisi alanı, bü-
tün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır. Onun için, işçilere siya-
sal bilgi vermek için ne yapmalı sorusuna yanıt, pratik içindeki işçilerin
ve özellikle ekonomizme eğilim gösterenlerin çoğunlukla yeterli bulduk-
ları, ‘işçiler arasına gidilmelidir’ yanıtı olamaz. İşçilere siyasal bilgiyi ve-
rebilmek için, sosyal-demokratlar nüfusun bütün sınıfları arasına gitmek
zorundadırlar; onlar askeri birliklerini bütün yönlere sevketmek zorun-
dadırlar.” (Lenin, Ne Yapmalı?, s. 90-100)


KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

AKP’yi Kapatmak ya da
Gayrı-Meşru Olmak

28 Şubat “post-modern darbe” sonrasın- “sol” yazarlarının işbirliğiyle bu “ülke yönet-


da en çok kullanılan deyim “toplum mühen- me” girişimi yıllarca sürdü.
disliği”ydi. Hiçbir “medya” yazarı “toplum Kendisine “solcu” diyen, hatta “mark-
mühendisliği”ne ilişkin bir şey söylemeden sist” olduğunu yakın çevresinde açıkça di-
herhangi bir konuda yazı yazmaya başla- le getiren küçük-burjuva “elitleri”, analiz ve
mazdı. (“Toplum mühendisliği”nin en ünlü sentez yeteneklerini tümüyle yitirdiler. Geli-
ismi ise, Ertuğrul Özkök’tü.) şen ya da ortaya çıkan her olayın arkasında
Bir süre sonra “senaryo” sözcüğü “med- bir “sır” olduğu inancı ve kanısıyla, “De
ya”nın diline dolandı. Her “köşe” yazarı, ül- Vinci’nin Sırrı”nı çözmeye koyuldular.*
kede ve dünyada gelişen olayları açıklama- “İnsanların beyni”, 12 Eylül askeri terö-
ya kalkıştığında, ilk yaptığı iş “senaryo yaz- rünün izleriyle biçimlendirildi ve kazanıldı.
mak”tı. Olayların gelişimi, olası sonuçların- Her gelişme komploya, her olay senar-
dan söz etmek yerine “şu senaryoya göre” yoya, her uygulama toplum mühendisliği
diye başlayan yorumlarla olayları açıklama- uygulamasına dönüştürülünce, 12 Eylül as-
ya koyuldular. keri terörünün dehşeti altında tüm tarih ön-
Bir süre sonra “senaryo” deyimi de tü- ce çarpıtıldı, ardından unutturuldu, “Hatırla
ketildi. Yerine “komplo teorileri” geçti. Sevgili” dizisi konusu haline getirildi. Ülke-
Amerikan emperyalizminin Irak işgali bir nin tarihi kadar dünya tarihi de bundan na-
“komplo”ydu. İşgalin amacı “komplo teori- sibini aldı.
leri”yle açıklanmaya başlandı. BOP (Büyük Bugün yaşanılan olaylarda açıkça görü-
Ortadoğu Projesi) başlı başına bir “komp- lebilen “medya” manipülasyonları, özellik-
lo”yu ifade ediyordu. le TMSF’nin denetimi altındaki “islami med-
Ecevit hükümetinin düşürülmesi ama- ya”nın manipülasyonları, üretilen sahte bel-
cıyla Ecevit’in hastalığına ilişkin yayınlar bir ge ve iddialar karşısında “solcu” küçük-bur-
“komplo” ürünü olarak “medya”da geniş bir juva aydınlarının içine düştükleri şaşkınlık,
kampanyaya dönüşürken, Erbakan’ın “yeni- neyin nasıl yapılacağına ve yapılması gerek-
likçi”lerinin AKP’si saman altından su yürü- tiğine ilişkin kargaşa, gelişen süreci tahlil
tülerek kuruldu. edebilme yeteneklerinin tümüyle körleşmiş
Toplum mühendisleri, senaryo yazıcıla- olması, “toplum mühendisliği”yle başlayan
rı ve komplo teorisyenleri (her ne kadar “insanların beyni”nin kazanılması sürecinin
hepsi bir ve aynı kişi ve çevreler olsalar da) bir ürünüdür.
birleşerek ve elbirliği yaparak ülkeyi yönet- Önce “velevki siyasal simge olsa” diye
meye soyundular. Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle başlayan “tür-
Eski ve yeni, genç ve yaşlı, her cinsten
ve kategoriden küçük-burjuva “sol” aydın- * İlginçtir ki, bu “elit”lerin en sevdikleri kitap ise,
ları, özel üniversitelerde yüksek maaşla kür- ortaçağ kiliselerinde bir cinayeti anlatan Agatha Cris-
 sü sahibi “sol” öğretim üyeleri, “köşe”lerin tie türü cinayet romanı olan “Gülün Adı”dır.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

ban krizi”, ardından Yargıtay Başsavcısı’nın Gelişen ve giderek devlet içinde kadro-
AKP’yi kapatma davası açması ve nihaye- laşan, Deniz Baykal’ın sözüyle “kendi derin
tinde İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve devletini inşa eden” AKP karşısında “radi-
Doğu Perinçek’in gözaltına alınmasıyla geli- kal” bir çözümün gerekliliğini kabul eden
şen “Ergenekon operasyonu”, herşeyin her “laikler” ise, böylesi bir “makul” yolun hiç-
an olabileceği bir ülkede beyinleri kazanıl- bir işe yaramayacağını, toplumun laiklik ko-
mış, çarpık kafa yapısına sahip küçük-bur- nusundaki duyarlılığını azaltarak şeriatçıla-
juva “sol” aydınlarını şaşkına çevirdi. rın amaçlarına ulaşmalarına hizmet edece-
Üniversitelerde türbanın serbest bırakıl- ğini söyleyerek karşı çıkmaktadırlar. Bu ke-
masına ilişkin AKP-MHP “güç birliği”yle ya- sime göre, AKP kayıtsız-şartsız kapatılmalı-
pılan anayasa değişikliğiyle şeriat tehlikesi- dır.
nin daha da büyüdüğünü düşünen “sol” kü- Her iki kesim arasında gidip-gelen, ama
çük-burjuvazi, “gençler”den umutlanarak her durumda “orta yolcu”lar içinde yer alan
“türban karşıtı” eylemlerin yükseleceği bek- bir başka kesime göre ise, yapılması gere-
lentisi içindeyken, Yargıtay Başsavcısının ken yeni bir “toplum mühendisliği”dir.
AKP’nin kapatılmasına ilişkin dava açmasıy- Bu yeni “toplum mühendisliği” taraftar-
la biraz daha yüreklendiler. “Biz kaç kişiyiz” ları için ideal çözüm, AKP’nin kapatma da-
diye Cumhuriyet mitinglerinde sayılarını sa- vasıyla birlikte AKP içinde çözülmelerin or-
yanların bu yüksek beklentileri ve yüreklen- taya çıkartılması ve bu çözülen kesimlerin
melerine “karşı hamle” gecikmedi. 21 Mart Abdüllatif Şener’in çevresinde “laik islamcı
sabaha karşı İlhan Selçuk ve diğerleri gözal- parti” içinde bir araya getirilmeleridir.
tına alndı. Dünya ekonomik bunalımı koşullarında
AKP’nin “karşı hamlesi” karşısında “sol” TOBB aracılığıyla AKP çevresinde toplanmış
küçük-burjuvazi birden duraksadı. Korkuya olan Anadolu esnaf ve büyük tüccarının saf
kapıldı. Tereddütler arttı, güven azaldı. değiştirmesinin olanaklı olduğunu da göze-
İlhan Selçuk’un sabaha karşı gözaltına ten bu “toplum mühendisleri”, bu ideal çö-
alınmasının (“şık olmayan bir yöntemle”), zümün mümkün olduğu havasını yaymak-
AKP’nin kapatılması davasına karşı bir “rö- tadırlar.
vanş” olduğu açık olmasına rağmen, tered- İster “makul”leri oynayan orta yolcular
dütler sürüp gitti. olsun, ister “ideal çözüm” öneren orta yol-
Şimdi herkes “rövanş”ın “rövanşı”nın ne cular olsun, her durumda “ikna” edilmeye
olacağı beklentisi içinde. Beklenti, AKP’nin çalışılan, nasıl tanımlanırsa tanımlansın la-
kapatılması davasının olabilecek en kısa sü- ikler, laikçiler, laik sol olmaktadır.
rede Anayasa Mahkemesi’nde görülmesi ve Tayyip Erdoğan’ın “öfke bir hitabet sana-
olabilecek en “makul” bir biçimde sonuç- tıdır” sözlerinde ifadesini bulan “gerilim”
landırılmasından ibaret. Ancak hiç kimse- politikası, İlhan Selçuk ve diğerlerinin saba-
nin “makul” olanın ne olduğunu bilmediği ha karşı gözaltına alınmasıyla belirginleşen,
bir beklentidir bu. “Erbakan pısırıklığı”nı göstermeyeceklerine
“Orta yolcu”, “hem nalına, hem mıhına” ilişkin tutumları “makul” ve “ideal çözüm”ün
vuran ya da “ne şiş yansın, ne kebap” diyen kolayca gerçekleşmeyeceğini de göster-
“sol”culara göre “makul” olan, Tayyip Erdo- mektedir.
ğan-Abdullah Gül ikilisinin “gerginliği azalt- Laikler, laiklik yanlısı insanlar ortada kal-
maya” yönelik bazı adımlar atması ve buna mışlardır.
karşılık “laik”lerin “gerginliği” tırmandırmak- Bir tarafta “gerilimi düşürmek” yönünde
tan uzak durmasıdır. yapılan yoğun propagandalar, öte tarafta
Bu “makul”cülere göre, Kürt sorunu ve “öyle yaparsanız biz de böyle yaparız” tü-
PKK terörü karşısında “din” başlı başına bir ründen “rövanş” hamleleri, “merak etme-
güç olarak ortaya çıktığı için de, AKP’nin ka- yin ordu var”a olan güvenlerin giderek sön-
patılması yanlış bir politika olacaktır.* mesi, “eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli

* Can Dündar ortalık biraz sakinleşince yazdığı şünüp Meclis’ten umudu keseceğini”, “adam yerine
bir yazısında, AKP’nin kapatılması durumunda AKP’ye konulmadığını düşünüp hepten radikalleşeceğini”
oy veren “üç milyon” Kürt seçmeninin umutlarının kı- söyleyerek “meşru siyaset içinde seçenek üretmeyen
rılacağını, “seçimlerin bir göz boyamaca olduğunu dü- sistem”i eleştirerek “devlet”i uyarmaktadır.

KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

olmaz” ortamı, bir ileri, bir geri adımlar la- mesi halinde, bu kararın kimler tarafından
ik kesimleri yıpratmaya ve kararsızlaştırma- ve nasıl uygulanacağı da belirsizdir. AKP yö-
ya başlamıştır. netiminin, Tayyip Erdoğan ve mehteran ta-
“Geçmişte partiler kapatıldı da ne oldu”- kımının kapatma kararı karşısında TBMM’de
ya ilişkin yapılan açıklamalar, yorumlar, ka- başlatacakları bir “turuncu devrimi” direni-
rarsızlaşan, güvensizleşen laik kesimlerin şi tüm beklentileri altüst edebilecek sonuç-
kafalarını daha da karıştırmaktadır. lar da doğurabilecektir. Dolayısıyla “yargı”
Ortadaki soru, “geçmişteki parti kapat- gücüyle şeriatçılığa karşı yapılacak her ham-
malar vb. uygulamalarla hiçbir sonuç alına- le, beraberinde AKP’nin devlet içindeki kad-
madığına göre, şeriat tehlikesi karşısında ne rolarını ve “derin devlet”ini tasfiye etmeye
yapılmalıdır?” sorusudur. “muktedir” bir başka gücün, silahlı bir gü-
Bu soru, aynı zamanda yapılması gere- cün varlığını öngerektirir. Bu güç de, bugü-
kenlerin kimler tarafından ve nasıl yapı- nün koşullarında TSK’dan başka bir güç ola-
lacağı sorusunu beraberinde getirmekte- rak mevcut değildir.
dir. Daha da önemlisi, %47 oy gücüne sahip,
Açıktır ki, şeriat tehlikesinin uzun yıllar bu gücü sürekli varedecek ekonomik kay-
sürüp gitmesi ve şeriatçı örgütlenmenin, ta- nakları bulunan şeriatçıların sadece devlet
rikatların dağıtılması gerekliliği, giderek “ra- kurumlarından tasfiyesi kısa vadeli bir çö-
dikal” bir tutumu kaçınılmazlaştırmaktadır. züm olmaktan öteye geçmemektedir. Do-
Laik küçük-burjuvazi de bu gerçeği görmek- ğal ve kaçınılmaz olarak şeriatçılığın tehlike
te ve kabul etmektedir. olmaktan çıkartılması, tümüyle etkisizleşti-
Sorun, tarihsel bir sorundur. Dolayısıyla rilmesi ve tasfiyesi, aynı zamanda onların
çözümü, tarihin değiştirilmesini gerektirir. ekonomik kaynaklarının yok edilmesini
İşte laik ya da demokrat küçük-burjuva- gerektirir. Bu yapılmadığı sürece, alınan si-
ların “radikal” bir tutumdan yana olan dü- yasal önlemler, bir süre sonra şeriatçıların
şünceleri ile pasif pratikleri arasındaki çe- yeniden ve aynı güçle ortaya çıkmalarına
lişki de bu tarihsel dönüşümün ve değişi- yol açar.
min kaçınılmazlığından türemektedir. Daha Bugün AKP’nin “çekirdek” kadrolarını
açık ifadeyle, laik ve demokrat küçük-bur- üreten ve kitle desteğini kuran sınıfsal te-
juvazi (küçük-burjuvazinin sol kanadı) dev- meli, tefeci-tüccar sermayesidir. Klasik an-
rim ile karşı-devrim arasına sıkışmıştır. lamda feodal dönemin tefeci-tüccar serma-
Şüphesiz şeriatçılara karşı “radikal” bir yesi olmayıp, yukardan aşağıya geliştirilen
tutum takınılması gerektiğini sözde kabul kapitalizme eklemlenmiş bir sermaye gru-
eden laik kesim, bu bağlamda bir “devrim”e bu olduğundan, ekonomik ilişkiler alanında
de taraftardır. Ancak böylesine sınırlandırıl- karmaşık ticari ve mali ilişkiler ağının bir
mış, tarihsel dönüşümü sağlamaktan uzak parçası durumundadır.
ve devrimden daha çok “reform” niteliği ta- Örneğin 1974 yılından itibaren Erbakan
şıyan bir “devrim”in kimin tarafından ve çizgisindeki partilerin (ve aynı zamanda yer
hangi güçlerle yapılacağını da bilmemekte- yer aynı sınıfsal temele dayanan MHP’nin)
dirler. destekçisi ve koruyucusu durumunda olan
Son sınır ötesi harekatın Amerikan em- Sabancılar, Anadolu tefeci-tüccar sermaye-
peryalizminin talebiyle birden sona erdiril- si aracılığıyla kendi mallarının dağıtımını
mesi ve ardından Büyükanıt’ın Baykal’la gir- yapmaktadırlar. Öte yandan Sabancıların ta-
diği polemikle, orduya olan güven büyük öl- rıma dayalı sanayi kuruluşları da, aynı bi-
çüde sarsılmıştır. Hiçbir dönem kendi gücü- çimde büyük toprak sahipleriyle olan ittifa-
ne, halkın örgütlü gücüne güvenmeyen ve kın temelini oluşturmaktadır.
inanmayan küçük-burjuva aydınları (sol kü- Şeriatçı kesimlerin ekonomik güçlerinin
çük-burjuvazi), orduya olan güvenlerinin kırılması, aynı zamanda Sabancıların eko-
sarsılmasıyla birlikte, “başı kesilmiş tavuk” nomik ilişkilerinin bozulması anlamına ge-
gibi debelenip durmaktadır. leceği için, şeriatçılara yönelik siyasal ve
Açık bir gerçektir ki, “yargı” gücüyle ekonomik önlemler açıkça Sabancılara kar-
AKP’nin kapatılması şeriat tehlikesini orta- şı alınacak önlemlerle bütünleştirilmek zo-
dan kaldırmayacaktır. Üstelik Anayasa Mah- rundadır.
10 kemesi’nin AKP’nin kapatılmasına karar ver- “İslami sermaye”nin çeşitli düzeylerde
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Kürt toprak ağaları, aşiret reisleri ve tüccar- man varlığını sürdürecek ve buna yönelik
larıyla geliştirmiş oldukları ticari ilişkiler de, örgütlenmeler (gizli ya da açık) varolmaya
şeriatçıların ekonomik kaynaklarını bertaraf devam edecektir.
etmeye yönelik hareketin hedefi olmak du- Kapitalizmin kendi iç dinamiği ile geliş-
rumundadır. (Bu konuda AKP’nin sözcüsü tiği koşullarda, sınıfsal çıkarlarını dini dog-
Dengir Mir Fırat, Mersin’de ikamet eden malarla koruma ve sürdürmeyi amaçlayan
“mercimek kralı” Mahmut Aslan ve “mikro feodal sınıflar tarihsel süreç içinde (kanlı ya
kredi”nin Türkiye ayağının yöneticisi, eski da İngiltere’de olduğu gibi kansız) tasfiye
AKP Diyarbakır milletvekili Prof. Dr. Aziz Ak- edildikleri için, “teokratik yönetim tehlike-
gül örnek gösterilebilir.) si” (ki mevcut olan bir güçtür) kapitalizmin
Tüm bu iç ekonomik ilişkilerin yanında feodalizme karşı mücadele sürecinde orta-
ve belirleyicisi durumunda olan “global” iliş- dan kalkar. Ancak kapitalizmin iç dinamik-
kiler, “sıcak para”, dış borç faizlerinin öden- le gelişmediği, yukardan aşağıya, emperya-
mesi (cari açık) ve emperyalist ülkelerin it- lizmin çıkarlarına göre geliştirildiği ülkemiz-
hal mallarının pazarlama ağı (Anadolu kü- de, feodal sınıflar, aynı zamanda emperya-
çük ve orta tüccar kesimi), kaçınılmaz ola- lizmin ilk yerli işbirlikçisi sınıflar olmuştur.
rak şeriatçılığa karşı ekonomik önlemler di- İç dinamikle gelişen bir kapitalizm tarafın-
zisini uluslararasılaştırmaktadır. dan tasfiye edilmeyen, tersine dış dinamik
Böylesine bütünsel, siyasal ve ekonomik (emperyalizm) tarafından “temel müttefik”
boyutlarıyla şeriatçılığa karşı yürütülecek olarak kabul edilmiş feodal sınıflar, bizatihi
mücadelenin küçük-burjuva “sol”culuğu oligarşi tarafından korunmuş ve oligarşik yö-
açısından ulaşabildiği en geniş kapsamlı netim tarafından desteklenmiştir.
“radikal” tutum, 1960’ların Yön-Devrim çiz- Zaman zaman, 27 Mayıs ve 12 Mart dö-
gisi ve Doğan Avcıoğlu’nun “devrimci-milli- neminde bu feodal sınıflara, feodal kalıntı-
yetçi” küçük-burjuva radikalizmi olmuştur. lara karşı oligarşinin tasfiye girişimleri ol-
Ve bilineceği gibi (“medya”da yazılanla- muşsa da, bu girişimler başarıya ulaşmamış
rın aksine), bu radikal tutum, 12 Mart muh- ve bu feodal sınıflarla ittifak sürdürülmüş-
tırasıyla tarih sahnesinden kaybolmuştur. 12 tür.
Mart döneminde yapılan tasfiyelerle “dev- 12 Mart döneminin ünlü sözüyle, “sosyal
rimci-milliyetçi”lerin ordu ve devlet içinde- uyanış ekonomik gelişmeyi aştığı” aşama-
ki güçleri kırılmış ve 12 Eylül’le birlikte tü- da, feodal ideolojiler (din) bizatihi oligarşik
müyle tasfiye edilmişlerdir. Bugün sadece yönetim tarafından korunmuş ve yaygınlaş-
“medya”da yer alan yalan-yanlış haber ve tırılmıştır. Birbiri ardına kurulan imam-hatip
yorumlarla “var”dırlar. okulları, kuran kursları, tarikat örgütlenme-
Zamanın Genelkurmay başkanı tarafın- lerinin önünün açılması, tümüyle “sosyal
dan “gerekirse yüz yıl sürecek” denilen 28 uyanış”ı engellemeyi amaçlamıştır. Ameri-
Şubat “post-modern darbe”nin iki yılda et- kan emperyalizminin 1980’lerde Sovyetler
kisizleşmesinin nedeni de şeriatçılığa karşı Birliği’ne karşı geliştirdiği “yeşil kuşak pro-
siyasal ve ekonomik radikal uygulamaların jesi” de, “müslüman ülkeler”de dinin karşı-
yapılamamış olmasıdır. Doğan Avcıoğlu’nun devrimci bir güç olarak örgütlenmesini be-
Devrim gazetesinin alt başlığındaki ifadesiy- raberinde getirmiştir. 12 Eylül döneminde
le, “idare-i maslahatçılar esaslı devrim ya- “Rabıta” ilişkileri, Faisal Finans, El Baraka
pamazlar”ın gerçekliğidir bu. Türk gibi “vahabi” finans kuruluşlarının fa-
Bunca zamandır söyledik ve söylüyoruz: aliyetlerine izin verilmesi de aynı temele da-
Şeriatçılığa karşı mücadele, onların siyasal yanmıştır.
uzantılarının etkisizleştirilmesi ya da siyasal Ve bugün, kendisini “solcu” gibi göste-
partilerinin kapatılmasıyla sınırlandırılamaz. ren, şeriat tehlikesi karşısında “orta yolcu”
Şeriatçılık, devletin ve toplumun şeriat ku- pek çok yazar ve çizerin, PKK’ye karşı AKP’-
rallarına göre yönetilmesi ve şekillendirilme- nin “tek güç” olduğu yönündeki yorumları
sidir. Bu da, devlet aygıtının şeriatçılıkta benzer bir “yeşil kuşak projesi” düşüncesin-
kendi sınıfsal çıkarlarının tam ve sürekli ger- den türemektedir.
çekleşeceğini düşünen sınıfların özlemi ol- Böylece şeriat tehlikesi, aynı zamanda
maktan çok, amacıdır. Bu sınıflar varlıkları- Kürt ulusal sorunuyla birleşmekte ve bütün-
nı sürdürdükleri sürece, bu amaç da her za- leşmektedir. 11
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Açıktır ki, ekonomik, siyasal, toplumsal Gerçek tarihseldir.


ve ulusal sorunlarla iç içe geçmiş bir şeriat Şeriatçılık, ülkenin çarpık kapitalizminin
tehlikesi karşısında kısmi, parçasal önlem- bir ürünü olarak varolan ve varedilen bir
lerle mücadele etmek, tehlikeyi bertaraf et- “tehdit”tir; bağımsız ve demokratik bir ülke
mekten çok geçiştirmekten başka bir sonuç istemine karşı bir “karşı-devrimci güç” ola-
vermeyecektir. rak varedilmektedir. Varedenler, devletin as-
Son “sınır ötesi harekât”ta görüldüğü gi- li sahibi olan oligarşi ve onun dayanağı em-
bi, TSK, sözcüğün tüm anlamlarıyla Ameri- peryalizmdir.
kan emperyalizmine bağlı ve onun emir-ko- Ne kadar “ajitatif”, ne kadar “slogan”sal,
mutası altındadır. En “radikal” TSK “men- “manileşmiş” bir söz olarak kabul edilirse
supları” bile, böylesine büyük iç ve dış borç- edilsin, ne kadar “ezber” olarak ilan edilir-
ların bulunduğu, ekonomik krizin her an çı- se edilsin, tek tarihsel gerçek budur.
kabileceği bir ülkede “askeri darbe”nin ya- Şeriatçılığa karşı mücadele, ülkenin ba-
pılamayacağını kabul etmektedirler. Bu yüz- ğımsız ve demokratik bir ülke olma müca-
den, Amerikan emperyalizminin “icazeti” ve delesidir. Bu topyekün bir mücadeledir,
onayı olmaksızın AKP’nin devrilmesine yö- ekonomik altyapıdan siyasal üstyapıya top-
nelik bir girişimin yapılamayacağı genel hü- yekün bir değişim ve dönüşüm mücadele-
küm niteliğindedir. sidir.
AKP, günümüzün ekonomik koşulların- Şeriatçıların ekonomik ve siyasal gücü-
da, Amerikan emperyalizmi için, kendi çı- nü bertaraf etmeyen hiçbir siyasal eylem,
karlarının bir engeli olarak görülmediği, ter- şeriat tehlikesini ortadan kaldırmaya muk-
sine ithalata dayalı ekonomik ilişkiler için- tedir değildir.
de AKP’nin destekçisi Anadolu tefeci-tüccar Şu unutulmamalıdır, eğer şeriatçılar bu-
sermayesine ihtiyacı olduğu “kanısı” mev- günkü siyasal ve yasal düzen tarafından
cut ise, Amerikan emperyalizminin AKP’ye “meşru” kabul edilmişse, bunun karşısında-
karşı TSK’nin harekete geçmesine “icazet” ki her eylem ve düşünce “gayrı-meşru”dur.
vermeyeceği baştan kabul edilmiş demek- Dolayısıyla günümüz koşullarında şeriatçılı-
tir. ğa karşı mücadele, mevcut düzenin, oligar-
“Merak etmeyin ordu yok” olunca, şeri- şik düzenin “gayrı-meşru”, yani yasadışı ilan
atçılara karşı radikal bir tutum alınmasını ettiği bir mücadeleye dönüşmüştür. Bu ya-
düşünenler kaçınılmaz olarak Amerikan sadışı mücadele, düzenin yasaları tarafın-
karşıtı bir konuma düşecekleri gibi, AKP’nin dan (eski TCK’nın 168. maddesi, yeni TCK’-
“meşruiyeti” karşısında “gayrı-meşru”, yani nın 312-314.ve 220. maddeleri) “silahlı ör-
yasadışı olmak durumundadırlar. Bugün güt” ya da “suç örgütü” olarak cezalandırıl-
“Ergenekon operasyonu”, bu yasadışılaşmış mak durumundadır.
düşünce sahiplerinin tasfiye edilmesinin bir Küçük-burjuvazinin “sol”cuları için seçe-
aracı haline gelmiştir. nekler bellidir: Ya şeriatçılığa karşı “gayrı
Yine de küçük-burjuvazinin “sol” kana- meşru”, yasadışı mücadeleyi devrimci bir
dı, tüm bu gelişmelere ve ilişkilere rağmen, program ve devrimci ilkelerle yürüten dev-
filisten kafa yapısıyla “bütün ümitlerini kay- rimci örgüt saflarında yürüteceklerdir, ya da
betmiyorlar”. Solda yaygınlaştırılmış söylem- “suç örgütü”nden ve oligarşinin hizmetin-
le “umudu büyütmek” adına “ordu”ya olan deki “ordu”dan medet umacaklardır.
güvenlerini ayakta tutmaya çabalıyorlar.

12
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Hasım, Husumet,
Kin, Nefret ve Düşmanlık

Yargıtay Başsavcısının AKP’nin kapatıl- li vardır.”*


masına ilişkin dava açmasına “ilk tepki”yi T. Özal’ın desteğiyle Cumhuriyet gazete-
veren “müslüman solcu” Ertuğrul Günay’ın sini “neo-liberalizmin yayın organı” haline
“en üst makamlara sızmışlar” sözüyle baş- getirmek için varını yoğunu ortaya koyan,
layan “Ergenekon” operasyonu, 21 Mart sa- ama Cumhuriyet çalışanlarının ve okurları-
baha karşı “darbecilikten sabıkalı” İlhan Sel- nın direnişiyle Cumhuriyet’ten kapı dışarı
çuk ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınma- edilen, bu yüzden “müzmin” bir Cumhuri-
sıyla birlikte ülkenin gündeminin ilk sırası- yet gazetesi hasmı olan Hasan Cemal aynı
na oturdu. hasmane tutumu şöyle ifade ediyordu:
Tayyip Erdoğan ve mehteran takımı AKP’ “Doğan Avcıoğlu’yla İlhan Selçuk
nin kapatılma davasını kendilerine yönelik vardı, İlhami Soysal’la Uğur Mumcu
“savaş ilanı” olarak gördüğünü ve gözaltılar- vardı, Cemal Madanoğlu Paşa’yla bir-
la “savaşa savaş”la karşılık vereceğini gös- likte daha nice general ve asker kişi
terirken, İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek’e vardı.
karşı her türlü husumet, hasmane tutum O tarihlerde ‘darbe’nin peşindey-
alenen ortaya konuldu. dik. Özellikle Ankara’da askerle ‘or-
Bu hasmane tutumun dayanaklarını, “li- ganize işler’in içindeydik.
beral” Cüneyt Ülsever şöyle açıklıyordu: Bize çalışan bazı devrimci genç-
“İlhan Selçuk, kendisi 12 Mart’ın ler sağda solda bomba patlatarak as-
darbesini yemiş bir kişi olmasına rağ- ker için darbe ortamı oluşturuyordu.
men, ezelden beri darbelerden me- ‘Ordu-gençlik el ele, milli cephede!’
det uman bir kişidir. mitingleri düzenleniyordu.
Kemal Alemdaroğlu, 28 Şubat ve Bir keresinde, bir arkadaşı tarafın-
sonrası tutumuyla cumhuriyeti kur- dan kazayla öldürülen devrimci bir
tarma uğruna demokrasiye ara veri- genci, ‘Ülkücüler vurdu!’ diyerek ne-
lebileceği düşüncesini ısrarla savun- redeyse bütün Ankara ayağa kaldırıl-
maktadır. mış, büyük bir gösteri yapılmıştı.
Doğu Perinçek sürekli desise Başbakan Demirel’le hükümetini
üreten, çıkarı uğruna her türlü yöne ve ‘faşizm’i protesto ederek Ankara’da
dönen, yoldaşlarını kolaylıkla ortada Tandoğan Meydanı’na yürüyenler, as-
bırakan, her dönem birileri tarafın- lında neye alet olarak yürüdüklerini
dan kullanılan bir kişiliktir. bilmiyorlardı tabii...
Üçünün de darbe yapmaya yelte- Herşey darbe içindi!
necek kişilerle işbirliği yapma ihtima- Herşey, ‘cahil halk’ın oylarıyla se-
çim sandığından çıkan işbirlikçi, yo-
baz, gerici düzene son vermek için-
* Cüneyt Ülsever, Hürriyet, 25 Mart 2008. di. 13
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Herşey, cici demokrasi diye yerin TEM kurucusu; Doğu Perinçek gibi oportü-
dibine batırdığımız çok partili de- nist, makyevelist kişiler olunca, “Ergenekon
mokrasinin çanına ot tıkamak için- operasyonu”na karşı tepkiler, sadece “83 ya-
di. şındaki” İlhan Selçuk’un sabaha karşı “şık
Ama olmadı. olmayan bir yöntemle” gözaltına alınması-
9 Mart değil 12 Mart kazandı!”* na karşı çıkmadan ibaret kaldı.
Aynı hasmane ve basmakalıp sözlerle Solda yer alan hiç kimse Veli Küçük’ü
Derya Sazak şöyle yazıyordu: “savunma”yı aklına bile getirmeyeceği gibi,
“12 Mart’ta ‘sol’ darbe beklentisin- herkes Doğu Perinçek’in de “savunulabile-
de olan sadece Aydınlıkçılar değildi, cek” bir tarafı olmadığı çok iyi bilir. Dolayı-
asıl Mihri Belli ve Doğan Avcıoğlu’nun sıyla “Ergenekon” operasyonu, “laik” ve
düşünsel önderliğindeki Milli Demok- “ulusalcı” kesimin en zayıf halkasına yönel-
ratik Devrimciler (MDD) ‘asker-sivil- tilmiştir.
aydın’ ittifakıyla Türkiye’deki Ameri- Ama hasımlık hasımlıktır, husumet hu-
kancı-burjuva düzeninin yıkılacağına sumettir.
inanmışlardı. Oysa darbeciler ‘sol Doğu Perinçek’in “şahsında” tüm geçmi-
gösterip sağ vurunca’ Kemalizmin en şe, devrimci mücadeleye duyulan her türlü
ateşli savunucuları, İlhan Selçuk Zi- husumet ortalığa döküldü.
verbey Köşkü’nde işkenceye uğradı; Solun müzmin hasmı Hasan Cemal’in
Mümtaz Soysal, Uğur Mumcu ve yüz- sözlerinde ifadesini bulduğu gibi, geçmiş,
lerce aydın Mamak Cezaevi’ne gön- popüler ifadesiyle “68 kuşağı”, darbecilere
derildiler!”** hizmet eden “kandırılmış gençler”e dönüş-
Hüküm verilmişti. türüldü.
İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek “sabıka- Hasan Cemal’in “bize çalışan bazı dev-
lı ve müzmin sol darbeci”lerdi. JİTEM kuru- rimci gençler sağda solda bomba patlata-
cusu olarak bilinen Veli Küçük’ün “yöneti- rak askeri darbe ortamı oluşturuyordu” de-
minde” “Ergenekon çetesi” de, “sağda sol- diği olaylar “dizi konusu” olmuşken, gerçe-
da bomba patlatarak darbe ortamı oluştur- ğin ne olduğunu söyleme cesareti gösteren
ma”yı amaçlayan bir oluşumdu. Dolayısıyla pek kimse çıkmadı. En “kabadayı” olanlar,
“müzmin sol darbeciler” ile “Ergenekon çe- en hızlı “68’li”ler ise, 9 Mart “sol cunta” anı-
tesi”nin işbirliği yapmasında şaşılacak bir larını yazmaktan öteye geçmediler. Bir kez
yan yoktu. hüküm verilmişti.
Hem zaten böyle bir “darbeciler arası iş- “68 kuşağı”nın temsilcisi olmakla övü-
birliği”ni “Hatırla Sevgili” dizisi de, “Kurtlar nen Evrensel gazetesi bile hükmü kolayca
Vadisi” de bolcasından ve çokcasından iş- onayladı: “Basındaki yazı ve yorumları oku-
lememiş miydi? Öyle ise, hüküm tartışılma- duğunuzda, yeni bir 9 Mart Olayı yaşandığı-
yacak bir “gerçek”ti. nı anlıyorsunuz. Yine, birileri cuntacıları sat-
Cumhuriyet mitingleriyle umutlanan, 22 tı anlaşılan.”***
Temmuz seçimleriyle “kişisel bozgun” ha- Oysa ne tarih sadece 9 Mart “sol cunta”
vasına kapılan, “merak etmeyin ordu var”la girişiminden ibaretti, ne de “Ankara kulisle-
teselli olmaya alışkın “laik” ve “ulusalcı” ke- ri”nin “sol cunta” dedikodularından.
sim açısından da, hüküm fazlaca yanlış gö- Gerek 12 Mart öncesinde, gerek günü-
rülmedi. müzde tüm hükümlerin ve “belge”lerin ve-
Artık “hüküm” verildiğine ve kesinleşti- rildiği ve üretildiği yer Ankara’dır. Gazeteci-
ğine göre, herkes eteğindeki taşları dökebi- lerin, politikacıların, her çeşitten sol parti ve
lir, hasımlıklarını alenen ifade edebilir, “sa- yayın organlarının sabah akşam dinledikle-
nık mahkemece kesinleşmiş hüküm olma- ri, izledikleri “kulis haberleri”nin merkezi
dığı sürece masumdur”un defteri dürülebi- her zaman Ankara olmuştur.
lir ve hatta mahkeme kararı bugünden ya- Üst düzey bürokratlar, bürokrat çocukla-
zılabilir. rı, üst düzey ordu mensupları ve bunların
İşin içinde Veli Küçük gibi işkenceci, Jİ- çocukları, her zaman Ankara “kulis”lerinde
dolaşan haberlerin kaynağı olmuşlardır. Ve
* Hasan Cemal, Milliyet, 24 Mart 2008.
14 ** Derya Sazak, Milliyet, 24 Mart 2008. *** Kamil Tekin Sürek, Evrensel, 25 Mart 2006.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Ankara, her zaman 28. Zırhlı Tugay’ın ve 4. önceden bilinmesinde şaşırtıcı hiçbir yan
Kolordu’nun gölgesi altında yaşayan, tank- yoktur.*
ların ne zaman harekete geçeceğini büyük Ve yine şaşırtıcı bir yan yoktur ki, “dar-
merakla bekleyenlerin merkezidir. Kulağı be” haberleri karşısında “ne yapmalı” soru-
kesik gazeteciler haberleri “eşzamanlı” ku- su sorulmasın ve buna ilişkin politikalar
lislere yayarlar. Haberler genç gazeteciler ve oluşturulmaya çalışılmasın.
stajyerler tarafından her yana dağıtılır. Kimi- Bugüne geldiğimizde, “Ergenekon ope-
si genelkurmayın ışıklarının yanıp yanmadı- rasyonu” adı altında “sabıkalı cuntacı” İlhan
ğını kontrol ederken, kimileri başbakanlık- Selçuk ve “Ordu-gençlik elele, Milli Cephe’-
taki toplantıya kimlerin katıldığını izleyerek ye” yandaşı Doğu Perinçek’in gözaltına alın-
haberlerin sonuçlarını kestirmeye çalışır. masıyla devrimciler ve sol, bir bütün olarak
Sağda ya da solda politika yapan herkes “cuntanın hizmetkarı” olarak ilan edilebil-
bu haberlere kulak verir. Her haber “ciddi- di.
ye alınması gereken” bir “yan” içerdiğinden, Şüphesiz solda, devrimci solda “sol cun-
haberler üzerinden yorumlar yapılır, gerçek- ta”dan haberdar olanlar, “sol cunta”nın ger-
leşme olasılığına göre neyin ne olacağı ko- çekleşmesiyle demokratik devrimin önünün
nuşulur, tartışılır. açılacağı beklentisi içinde olanlar elbette ol-
Ortalık biraz karışınca İstanbul’da “muh- muştur. Mahir Çayan yoldaş Kesintisiz Dev-
kim” gazeteciler Ankara’ya hücum ederler. rim II-III’de bunu şöyle ifade eder:
“Ankara’nın nabzını tutmak” adına ortalıkta “Mesela, ülkemizdeki (x) grubu,
neyin döndüğünü bizzat öğrenmeye çalışır- siyasi gerçekleri açıklayan bir yayın
lar. organı etrafında toplanıp fabrika, vs.
27 Mayıs’ın “alttan darbe”sini, Talat Ay- yerlerde üslenmeye çalışarak, ekono-
demir’in “nakıs darbe teşebbüsünü”, 9 Mart mik ve demokratik kitle hareketleri-
“sol cunta” hazırlıklarını, 12 Mart muhtırası- nin içine girerek, buradan hareketle
nı, 12 Eylül darbesini ve nihayetinde 28 Şu- kitleleri devrim saflarına çekmeye
bat “post-modern darbesi”ni yaşamış bir ül- çalışırlarken, yani bu tip mücadele
kede, herkesin merakla beklediği ve izledi- biçimini temel alırlarken, öte yan-
ği tek şeyin “darbe” olması da şaşırtıcı de- dan örgütlenmelerine para sağlamak
ğildir. amacı ile bir-iki soygun yapmışlar ve
İster istemez Ankara “kulislerine bomba bir-iki sabotaj ve suikast teşebbüsün-
gibi düşen” “darbe” haberleriyle herkes il- de bulunmuşlardır. (Ancak yapılan
gilenir. Herkes bu haberlerin gerçekliğini öğ- bu silahlı eylemler, silahlı propagan-
renmeye çalışırken, diğer yandan ne anla- da değildir.)
ma geldiğini, ne olacağını ve bunlar karşı- Ve bu çalışma tarzı içinde olan
sında ne yapılabileceğini düşünmeye, ko- (x) grubu bütün ümitlerini devrimci-
nuşmaya, tartışmaya başlar. Herhangi bir milliyetçi bir cuntaya bağlamıştı. Çün-
ekonomi yazarının bir ekonomik veriden yo- kü bu cunta, 27 Mayıs Anayasasını fi-
la çıkarak ekonominin geleceğine dönük ilen işler hale getirecek, 141-142’yi
yaptığı yorumlardan farksız bir durumdur kaldıracak ve temel olarak aldıkları
bu. Bu yüzden, Ankara “kulis”lerine düşen mücadele biçimine uygun bir ortam
her “darbe” haberinin her kesimce yorum- yaratacaktı.”
lanmasının garip bir tarafı yoktur. Hasan Cemal’in “biza çalışan bazı dev-
Eğer kişi bir siyasal hareketin mensubu rimci gençler” diye ifade ettiği de, bu (x)
ise, siyasal bir düşünce sahibiyse, kaçınıl- grubunun gerçekleştirdiği eylemlerden iba-
maz olarak “darbe” söylentilerini ciddiye al- rettir.
mak, “darbe” karşısında nasıl bir tutum ta- 1970 Haziran’ında Mahir Çayan yoldaş
kınılacağını bilmek durumundadır. şöyle yazar:
İşte böylesi bir Ankara ortamında 9 Mart
“sol cunta” girişimi, aylar ve hatta yıllar ön-
cesinden bilinen ve beklenen bir durumdan * “Bir askeri darbe kararı alındığı 12 Eylül’den ay-
lar önce biliniyordu.” (Oğuzhan Müftüoğlu, “Sol mu
ibarettir. 12 Eylül askeri darbesinin bile ola- dediniz?”, Birgün, 30 Aralık 2004.) Benzer açıklama-
cağını “aylar öncesinden biliyorduk” deni- lar MHP yöneticileri tarafından da defalarca yapılmış-
len bir ülkede 9 Mart “sol cunta” girişiminin tır. 15
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

“‘Gençler, güçbirliği bozguncula- Sorun, “Ergenekon çetesi” sorunu ya da


rına olduğu gibi, gençliğin eylemine AKP’nin kapatılması davasına karşı “misil-
anarşizmi ve terörcülüğü sokmak is- leme” sorunu değildir. “Ulusalcı”ların “çü-
teyenlerle de mücadele ediyorlar. rük elmaları”ndan yola çıkarak, topyekün
Gençlik eylemini; 27 Mayıs Anayasa- laik küçük-burjuvaziye yönelik basit bir
sının meşruiyet sınırları dışına taşır- “gözdağı” da değildir. Mevcut düzene ve bu
mak isteyen küçük-burjuva anarşist- düzenin iktidarına karşı her türlü siyasal ha-
leri karşısında, gençler uyanık dev- reketin yasadışı ilan edilmesi ve devrimci
rimciler (!!??) olarak hareket ediyor- mücadelenin “cunta” şaibesiyle gayrı meş-
lar. Polisten gelen bombalı tertiplere, ru gösterilmeye çalışılmasıdır.
suikast tekliflerine yüz vermiyorlar.’ Devrimci mücadeleye kini olanlar, bur-
(Doğu Perinçek: Aydınlık, Sayı: 7, s: juvazinin sınıf kininin temsilcileri, her fırsa-
21, italikler bize ait - M.Ç.) tı ve olayı kullanarak devrimci mücadeleyi
Bu, Behice Boran’ın icazetli sos- karalamaya çalışmaktadır. Onlar, burjuvazi
yalizminin bir değişik ifade tarzıdır. ve onun yandaşı küçük-burjuvalar, düşman-
Bu anlayışa göre, 27 Mayıs Anayasa- larının kim olduğunu çok iyi bilmektedirler.
sının meşruiyet sınırları dışındaki ha- Ve “düşman” gördükleri devrimcileri yok
reketler, 1) ya terörist, anarşist hare- edebilmek için ellerinden gelen herşeyi
ketlerdir, 2) ya da polis provokasyon- yapmaktan çekinmezler.
larıdır. Ankara’da Tuslog’u ve Ameri- Laik kesim, laik küçük-burjuvazi, “me-
kan Haberler Merkezini, İstanbul’da rak etmeyin ordu var”dan umutlarını kestik-
Pan Amerikan’ı basıp, tahrip edenler çe, büyük ölçüde pasifize olacakları, küçük
acaba anarşistler miydi, yoksa ajan- bir bölümü de olsa tek yolun devrim oldu-
lar mıydı? ğu düşüncesine yönelecekleri açıktır. Onlar,
Ne dersiniz, meşruiyet sınırları düzenin düşmanı olarak görülmektedirler.
içinde sosyalistçilik oynamaya kalkan Düzenin tüm güçleri ve yandaşları, silahlı
küçük-burjuva entellektüel bozuntu- kuvvetlerinden şeriatçılarına kadar her ke-
ları?”* sim düşmana karşı mevziye girmişlerdir. Sa-
Görüldüğü gibi, ortada somut bir “sol vaş, devrimci mücadeleye karşı savaştır. Bu
cunta” hazırlıkları mevcut değilken bile, yüzden 1971’in devrimcilerinin “hayaleti” bi-
devrimcilerin gerçekleştirdiği silahlı eylem- le onları korkutmaktadır.
ler, “sosyalist devrim” yandaşı ve “cuntayla Bugün devrimci mücadelenin zayıf ve
hiçbir bağlantısı olmamış tek masum ke- güçsüz oluşu, karşı tarafın sınıf kinini orta-
sim” olarak ilan edilen TİP ve “Ergenekon dan kaldırmamış, düşmanlığını değiştirme-
çetesi” üyesi olmasından kimsenin “şüphe” miştir.
duymadığı Doğu Perinçek tarafından “pro- Eski deyişle “mesele”, “Ergenekon” me-
vokasyon” olarak ilan edilebilmiştir. selesi, İlhan Selçuk’un “cuntacı geçmişi”,
Bugün eğer Deniz Gezmişler, THKO (ve devrimcileri açıkça ihbar eden Doğu Perin-
belli belirsiz, açıkça söylenmeden THKP-C çek’in ipsiz-sapsız politikası değildir. Ege-
de buna dahil edilmeye çalışılır), açıkça “sol men sınıfların “meselesi”, korkusu ve düş-
cunta” için “darbe ortamı oluşturmak” ama- manlığı devrimcileredir, devrimci mücade-
cıyla harekete geçtiklerinden sözedilebilini- leyedir. Bu nedenle de, “Ergenekon çetesi”
yorsa, bu suçlamalar için her fırsat kullanı- gibi “çürük elma”lardan yola çıkarak sol kit-
lıyorsa, açıktır ki devrimci mücadeleye kar- le sindirilmeye, korkutulmaya çalışılmakta
şı “kan davası” güdenler vardır. ve devrimci örgütlere yönelmeleri engellen-
Bu, açıktan açığa devrimci mücadeleye meye çabalanmaktadır.
karşı düşmanlıktır. Burjuvazinin proletarya- “Ergenekon operasyonu” çevresinde ya-
ya karşı sınıf kininin küçük-burjuvazi tara- pılan tüm “medya” yayınlarının tek hedefi
fından dile getirilmesidir. budur.

* Mahir Çayan, Yeni Oportünizmin Niteliği Üzeri-


16 ne, Haziran 1970.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Şeriatçı Manipülasyon
ya da Düşmanlık Nasıl Yapılır?

“Manipülasyon, yani güdüleme, belli konularda istenilen bir yönelimin ortaya çık-
ması amacıyla belli olgunun bir bölümünün ya da olgular dizisinin seçilerek ve kur-
gulanarak kamuoyuna sunulmasıdır.
Kimilerinin “bilgi kirlenmesi” olarak tanımladıkları dezenformasyon ise, belli ko-
nulardaki olağan bilgi akışını değiştirmek amacıyla, kurgulanmış gerçekdışı bilgilerin
kamuoyuna sunulmasıdır.
Manipülasyon belirlenmiş bir amacın gerçekleşmesi yönünde hareket ederken,
dezenformasyon bu amacın gerçekleşmesini engelleyen gerçeklerin, bilgilerin çarpı-
tılması, değiştirilmesi ve “yalanlanması” yönünde hareket eder. Bu nedenle manipü-
lasyonun olduğu yerde dezenformasyon da vardır.
...
1950 yılında DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte doğrudan hükümete bağlı ‘polis
istihbarat teşkilatı’ yapılanması zaman zaman ‘devlet içinde’ çekişmelere ve çatışma-
lara sahne olmuştur. Demirel’in, MİT’in kendilerine bilgi aktarmadığı, bu nedenle as-
keri darbe hazırlıklarını öğrenemediklerine ilişkin açıklamasından sonra, T. Özal ta-
rafından yeniden canlandırılan hükümete bağlı ‘istihbarat’ faaliyetleri, zamanın Ge-
nelkurmay başkanı Necdet Üruğ hakkında hazırlanan ‘MİT raporu’ ile en üst seviye-
sine çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda ‘Emniyet istihbarat dairesi’, ‘polis özel harekat
timleri’yle birlikte MİT’ten bağımsız ‘istihbarat’ örgütlenmesine ağırlık vermiştir. Bu ge-
lişmenin ürünü ise, ünlü ‘kaset savaşları’ olmuştur.
‘Susurluk çetesi’nin Özal döneminde kurulmuş olan ‘polis istihbarat teşkilatı’nın
eski mensupları olduklarını ise hiç kimse anımsamamıştır. Ve yine “medya”nın anım-
samadığı bir başka gerçek ise, bu ‘polis istihbarat teşkilatı’nın Özal ve Çiller dönem-
lerinde yürüttüğü dezenformasyon operasyonlarıdır.
...
Günlerce ‘belli bir merkezden’ ‘çete’, ‘örgüt’ haberleri ‘medya’ya ‘servis’ yapılır-
ken, bir tek ‘medya’ mensubu çıkıp, bu ülkenin ‘Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ne
iş yaptığını bile sormamıştır.
Oysa bu ülkede yaşayan hemen herkes, bu ‘istihbarat teşkilatları’nın ‘komünist-
lerin nefes alışını bile’ izlemekle böbürlendiğini çok iyi bilirken, ortaya çıkan ‘sessiz-
liği’ ’medya’nın hiç garipsemiş görünmemesi şaşırtıcı olmuştur.
...
Bugün, ‘emniyet istihbarat dairesi’nin, Danıştay saldırısı sonrasında ortaya çıkan
dezenformasyon faaliyetlerinde ‘islamcı medya’ya ‘haber servisi’ yaptığından kimse-
nin şüphesi yoktur.”
(Kurtuluş Cephesi, ”Danıştay saldırısı Sonrasında Şeriatçı Manipülasyon ve De-
zenformasyon”, Sayı: 91, Mayıs-Haziran 2006.)
17
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

13 Mart 2008
17 milyar dolarlık Carlyle Capital iflasını bek-
liyor
16.6 milyar dolarlık kredi borcunu finanse
edemediği gerekçesiyle global piyasaları altüst
eden dünyanın en büyük yatırım fonlarından Car-
lyle Group’a bağlı Carlyle Capital iflas edebilece-
ğini açıkladı.
Borsa yüzde 4.13 değer kaybetti, dolar 1.24
YTL oldu.
13 Mart böyle geçti.
14 Mart Cuma akşamı, borsa kapanana ka-
dar, Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatma da-
vası açtığını açıkladığı ana kadar herşey “güllük gülüstanlık”tı. Ülkenin gündeminde nere-
deyse hiçbir şey yoktu. Sosyal Güvenlik sisteminde yapılmak istenen değişikliğe karşı işçi
sendikalarının Cumartesi günü iki saat iş bırakma eylemi yapacakları haberleri de “med-
ya”da fazlaca ilgi uyandırmamıştı.
Dünyada hiçbir şey olmamış gibiydi. Borsalar bir inip, bir çıkıyordu. ABD’deki mortga-
ge krizi de öyle “abartılacak” bir
şey sayılmazdı. Zaten ABD’de
kriz olsa bile, Türkiye ekonomi-
si “taş gibi” olduğundan bundan
fazlaca da etkilenmezdi.
Böylesi bir rahatlık içinde
“medya”nın 14 Mart günlü man-
şetleri herkesin kendi “meşrebi-
ne” uygun atılmıştı.
Gündüz saatinde, borsa di-
liyle “sabah seansı”nın sonuna
doğru Merkez Bankası Başkanı
Durmuş Yılmaz, “Merkez Ban-
kaları, bugüne kadar ortaya çı-
kan sorunu çözebilmek için pi-
yasaya likidite verdiler. Şu ana
kadar yaşadığımız sorun likidite
sorunuydu, fakat bundan sonra
artık iş, iflas sorununa doğru git-
mek üzere” açıklaması yaptı.
Dünya piyasalarından ABD’-
nin beşinci büyük yatırım ban-
kası Bear Stearns’ün iflasla yüz-
yüze olduğu haberi geldi.
Ve 14 Mart Cuma günü, saat
17.00’da İMKB kapandı.
Yargıtay Başsavcısı AKP’nin
kapatılması için Anayasa Mah-
kemesine dava açtığını açıkla-
dı.
Ve “medya”nın 15 Mart tarih-
li manşetlerinde sadece AKP’nin
kapatılması davası vardı. Artık
“manipülasyon dönemi” başla-
mıştı.
18
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

İslamcı (şeriatçı) ve AKP “beslemesi” “medya”da manipülasyon bütün hızıyla sürer-


ken, ABD piyasalarından olumsuz haberler birbiri ardına gelmeye başladı. ABD’nin beşin-
ci büyük yatırım bankası Bear Stearns’ın iflas noktasına geldiği duyuruldu.
Altının onsu 1.000 doları geçti.
Petrol fiyatları 110 dolar oldu.
15 Mart günü, Ocak ayında “piyasa değeri” 10 milyar dolar olan Bear Steams’ın, JP Mor-
gan tarafından hisse başına 2 dolar ödenerek, 236,2 milyon dolara satın alındığı açıklan-
dı.
ABD merkez bankası (FED) alelacele, piyasalar kapalıyken faiz oranlarını bir puan da-
ha düşürdüğünü açıkladı.
Ekonomi dünyasının tüm dikkatleri pazartesiye çevrildi. Yeni bir “kara pazartesi” bek-
lentisi her yanı sardı.
17 Mart Pazartesi: Yok mu artıran?
İMKB-100 endeksi 3.657 puan düşerek %8,5 değer yitirdi.
İslamcı ve AKP “beslemesi” “medya” için bulunmaz bir fırsattı.
Dünya ekonomisindeki dalgalanmaların etkisini AKP’nin kapatılması davasına bağla-
mak için manşetler atıldı.

19
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

17 Mart 2008
Dünya Borsalarında Kayıplar (%)
SSE (Çin) -7,17
Hangseng (Hongkong) -5,18
ATX (Avusturya) –5,20
Dax (Almanya) -4,18
FTSE (İngiltere) –3,85
Nikke (Japonya) -3,71
RTS (Rusya) -3,56

İMKB Piyasa Değeri İMKB-100 Endeksi


Milyon YTL Milyon $ YTL $
2007 333.984 288.290 2007 55.538 2.790
2008 Ocak 263.635 225.870 2008 Ocak 42.698 2.129
2008 Şubat 274.619 230.811 2008 Şubat 44.777 2.190
2008 Mart 246.438 193.194 2008 Mart 39.501 1.802
2007/2008 Değişim -87.546 -95.096 2007/2008 Değişim -16.037 -988
Değişim % -26,2 -33 Değişim % -28,9 -35,4

Manipülasyondan dezenformasyona atlayan islamcı ve AKP “beslemesi” “medya”nın


açık artırması 33 Milyar dolarla Star gazetesinin üzerinde kaldı.
Gerçekte ise, Mart başında İMKB’de işlem gören şirketlerin “piyasa değeri” 230 milyar
dolara gerilemişti. Yılbaşından Marta kadar şirketlerin “piyasa değeri”ndeki kayıpları 58
milyar dolar olmuştu.
Gerçeklerin hiçbir önemi yoktu. Amaca varmak için her yol mübah olduğundan, şim-
di dezenformasyon ve karşı-saldırı aşamasına geçildi. AKP’nin kapatılma davasının açıldı-
ğı ilk günden itibaren islamcı ve AKP “beslemesi” “medya” bunun için mevziye girmişti.
Nasıl bir karşı-saldırı başlatılacağının ilk haberini “müslüman sol”dan AKP’ye transfer
olan Ertuğrul Günay sağ yumruğunu sıkarak verdi:
“Türkiye’nin iyiye gitmesini istemeyen çevreler çok önemli yerlere sızmışlar...
Bundan kastım Ergenekon soruşturmasıdır. Devletin içine sızmış bir çeteleşme ile
mücadele ediyoruz. Hukuk devletini kurmak için devletin yapması gereken bu bü-
yük hesaplaşma bir yandan sürüyor. Ama kamuoyunun gözünden kaçtı”
Ardından Tayyip Erdoğan’nın “Ergenekon mücadelemizden rahatsız oldular” açıklama-
sı geldi.
18 Mart günlü Vakit gazetesi “Ergenekon parmağı mı?” manşetini attı.

20
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Ahmet Altan’nın “besle-


me” gazetesi Taraf’ın man-
şeti ise, “Amaç Ergenekon
çetesini korumak”tı.
Yeni Şafak “Ergenekon
izi” manşetiyle kapatma
davasının “derin” izini sü-
rüyordu.
Bugün gazetesinin man-
şeti “Ergenekon’un intikamı mı?” oldu.
18 Mart günü İMKB-100 endeksinin %4,5 yükselmesi ise umurlarında değildi.
21 Mart sabahı Yeni Şafak gazetesinde Fehmi Koru, Taha Kıvanç “müstear” adıyla yaz-
dığı yazıyla çıktı:
“Vallahi ben uydurmadım, gazeteler yazıyorlar, Başbakan RTE ve yardımcıları: ‘-
Biz Ergenekon çetesini çökerttik, AKP davası ondan açıldı’ diyorlarmış...
Acaba kime/kimlere kadar uzanacaktı Ergenekon operasyonu? ‘Sebep Ergene-
kon’ diyenler, bu noktada, okuduğunuz mukadder soruyu soruyorlar...
Ak Partililere benim de bir tavsiyem var: Şu günlerde Cumhuriyet gazetesini dik-
katle izlemeliler. Hürriyet veya Milliyet, hatta Vatan önemli değil bu süreçte, onlar
‘vur kaç’ ekibi; karargâh (Ergenekon’un karargâhını kast ettiğimi sanmayın, Ak Parti’yi
ne pahasına olursa olsun durdurma çabasının karargâhı), Cumhuriyet gazetesi...”
21 Mart 04.00: İlhan Selçuk, Mustafa Alemderoğlu ve Doğu Perinçek gözaltına alındı.

21
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Yüksek Tansiyon
Sağlığa Zararlıdır!
Mehteran Takımının Sponsorları Konuştu:
“Herkes bir adım geri!”

28 Şubat 1996’da yapılan MGK toplantı- Ve bu ateş-kes talimatının alt başlığı da


sı sonrasında yayınlanan “laiklik uyarısı” “Türkiye için sağduyu çağrısı” olmuştur.
açıklamasına imza atan Erbakan’ı teslimi- TOBB’un emir-komutası altında ortaya
yetçilikle, korkaklıkla, siniklikle suçlayan atılan ateş-kes önerisi (“herkes almış oldu-
“yenilikçiler”in partisi AKP’nin kapatılma ğu mevcut pozisyondan bir adım geri atma-
davasına açık ve aleni bir karşı hamlesi olan lıdır”), açıktır ki devlet aygıtının yürütme er-
“Ergenekon çetesi” kapsamında İlhan Sel- kini elinde bulunduran, diğer bir ifadeyle
çukların gözaltına alınmasının, laik küçük- “hükümet mevzisi”ni elinde tutan AKP’nin
burjuvalara karşı ilan edilmiş bir savaş, ale- yargı erkine yönelik “keşif harekatı”nı dur-
ni bir gözdağı ve bir misilleme olduğundan durma çağrısı olurken, “laik cephe” için
kimsenin şüphesi yoktur. açıkça “hareketsiz kalın” çağrısı olmuştur.
Tayyip Erdoğan’ın “öfke bir hitabet sana- 2001 Şubat kriziyle iktidara gelen AKP’-
tıdır” sözünde ifadesini bulan bu savaş ila- nin bir başka ekonomik krizle iktidardan gi-
nı, bir tarafıyla da Erbakan teslimiyetçiliği- deceği korkusu, TOBB’un “sağduyu” talima-
ne, korkaklığına “isyan” eden “yenilikçiler”in tında açıkça ifade edilmiştir.
varoluş sorunudur. Taha Akyol’un engin ve derin sosyolojik
“Beş yıl sabrettik” diyen Tayyip Erdoğan, tahlilinde ifadesini bulan (ve başka tahlille-
%47 oyun gücüyle ve her türlü anayasa re- rinde gücünü yitirdiğini söylediği) “orta sı-
ferandumunu kazanacağı inancıyla perva- nıf ”, gelişen dünya ekonomik bunalımın-
sızlaşmış, laikler karşısında “omurgalı dan, yüksek cari açığın ortaya çıkartacağı
adam” pozisyonuna geçmiştir. krizden korkarak TOBB’un emir-komuta zin-
“Medya” söylemiyle “gerilim politikası” cirinde hareket etmeye karar vermiş görün-
ülkeyi “germeye” başlamıştır. mektedir.
Kapatılma davasına karşı “rövanş” bir Oysa aynı TOBB, aynı R. Hisarcıklıoğlu,
hafta sonra alınırken, durum 1-1 berabere Türkiye ekonomisinin krizlere karşı dayanık-
gibi görünürken, artık hiçbir gücü kalmamış lı olduğu, dünya ekonomik bunalımının Tür-
TÜSİAD’ın “gerilimi düşürün” açıklamaları, kiye’yi etkilemeyeceği (etkilese bile “çok
ANAP-DYP birliğini sabote eden, ANAP-DYP’- az” etkileyeceği) yönünde aylardır açıkla-
nin “Anadolu eşrafını” AKP’ye transfer eden malar yapmakta, piyasalara “pembe umut-
Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun emir ve komutası al- lar” dağıtmaktaydı.
tında TOBB’un “STK”larla ortak açıklama- Şimdi ekonomik bunalım ve kriz korku-
sıyla “bir adım geri” talimatına dönüştürül- su herkesi içine almış görünmektedir.
müştür. Ancak yaşanılanlar ortadadır, yapılanlar
“Taraflar”dan, askeri deyimlerle, girdik- açıktır.
leri mevzilerinden bir adım geriye çekilerek, TOBB’un emir-komuta zinciri altında “bir
eski mevzilerine (pozisyonlarına) geri dön- adım geri” talimatı, yaşanılanların yok sayıl-
22 meleri istenmiştir. ması, unutulması, unutturulmasından baş-
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

ka bir anlama gelmemektedir. “Globalizm” demagojileriyle, “yeni dün-


“Bir adım geri” talimatı, AKP’ye “Ergene- ya düzeni” propagandalarıyla, tüketim eko-
kon operasyonunu durdurma” çağrısı olur- nomisinin nimetlerinden yararlanma tela-
ken, “laik cephe”ye AKP’nin kapatılması da- şıyla her türlü hasmane tutumu, düşmanlı-
vasının durdurulması talimatıdır. ğı çoktan unutmuş, kendi çocuklarını “hü-
“Laik cephe”, şeriatçılar gibi örgütlülüğe manist değerlerle” büyütmeyi bir marifet
ve AKP gibi bir iktidar partisine sahip değil- olarak bellemiş laik küçük-burjuvalar, söz-
dir. CHP, “devlet kuran parti” söylemiyle, kit- de “liberal ve demokrat” küçük-burjuvala-
le politizasyonunu önleme tarihsel misyo- rın “medya” uzantılarının kuyruğuna takıl-
nuyla “laik cephe”den uzak durmaktadır. mışlardır.
Bu koşullarda, TOBB talimatı, “laik cephe”- 12 Mart’ın “Atatürkçü”, “milliyetçi”, “ile-
nin pasifize edilmesi talimatından başka bir rici”, “reformcu” söylemleriyle kandırılmış
şey olmamaktadır. ve ezilmiş laik küçük-burjuvalar, 12 Eylül as-
İlhan Selçukların gözaltına alınmasıyla, keri terörü ile sindirilmiş ve kendi çıkarları-
her türlü örgütlenme girişiminin gayrı-meş- nın savunucusu olmaktan çıkartılmıştır. On-
ru, yasadışı ilan edildiği bir ortamda örgüt- larca yıldır süregiden apolitikliğin birinci de-
süz laik kesim, sahipsiz, kimsesiz ve öksüz- receden sorumlusu olmuşlardır.
yetim evlat gibi bir kenara atılmaktadır. Oysa zaman, şeriatçıların düşmanlığına
Laik küçük-burjuvalar, her koşul altında karşı mücadele zamanıdır. Bu mücadele,
“liberal” ve “demokrat” küçük-burjuvaların, her türlü “hümanist” hayallerin, yanılsama-
yani küçük-burjuvazinin sağ ve orta kesim- ların gölgesinde yaşamaya alışmış laik kesi-
lerinin “dost” olmadığını hala anlayamamış- min, düşmanlığın düşmanlık olduğunu, ha-
lardır. Şeriatçılığın büyük bir tehlike olduğu- sımlığın hasımlık olduğunu bilme ve düş-
na ilişkin bilinçlerine ve inançlarına rağmen, mana karşı her türlü yol ve araçla karşı çık-
şeriatçıların ve onlarla işbirliği yapan “libe- ma mücadelesidir.
ral” küçük-burjuvaların kendilerini “düş- AKP yandaşlarının, sponsorlarının “sağ-
man” olarak gördüklerini bir türlü kavraya- duyu” çağrısı, böylesi bir düşmanlığı perde-
mamışlardır. lemek ve buna karşı mücadeleyi pasifize et-
Günümüzün gerçeği, küçük-burjuvazinin meyi amaçlamaktadır.
sağ ve orta kesimlerinin, laik küçük-burju- Bir kez daha yineleyelim, zaman “sağ-
valara 12 Mart’tan bugüne kadar bir husu- duyu”, “tansiyonu düşürme” zamanı değil,
met besledikleri ve şeriatçılar tarafından düşmanı bilme, tanıma ve mücadele etme
“katli vacip” “kafir ve düşman” olarak gö- zamanıdır.
rüldüğüdür.

23
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Sosyal Güvenlik Yasası


“Çabuk topları temin edin.
Bir de yanına pompa koyup, gönderin...”*

IMF’nin talimatlarıyla başlayan sosyal ve mak olduğu için de, sömürücü sınıfların sö-
sağlık sigortası sisteminin değiştirilmesi gi- mürülerini güvenceye almak, sömürünün
rişimi, “ilgili bakanlar”ın açıklamalarına gö- sürdürülmesini sağlamak ve sömürüyü sü-
re, 2/3 oranında “tasarruf” sağlayacaktır. Bir rekli artırmak, yani sömürücü sınıfların kâr-
başka deyişle, mevcut sosyal güvenlik yasa- larını maksimize etmektir.
larında yapılacak değişikliklerle, devletin Kapitalist anlamda sömürücü sınıfların
sosyal güvenlik harcamaları %65 azaltılacak, kârlarını artırmanın ve maksimize etmenin
bugünkü sosyal güvenlik yasasına eşit ko- tek yolu, üretim maliyetlerini olabildiğince
şullara sahip olmak isteyen işçiler daha faz- düşük tutmaktan geçer. Diğer bir ifadeyle,
la “katkı payı” vereceklerdir. sermayenin değişen ve değişmeyen kısım-
Konuyla ilgili olan ve olmayan pek çok larına ilişkin maliyetlerin azaltılması kârla-
“yetkili ve etkili” kişilerin ve kurumların çok rın artırılmasının tek yoludur.**
iyi bildiği gibi, Türkiye “sosyal bir hukuk Devletin görevi, kapitalistin kârını artırı-
devleti”dir. “Sosyal” devlet olmak, devletin cı önlemleri almaktan ibarettir. Eğer kapita-
gelirlerinin bir bölümünün toplumun ihtiyaç- listlerin makine, bina vb. yatırımları için har-
larını karşılamak amacıyla kullanmak de- cadıkları sermaye miktarı azaltılırsa, yani sa-
mektir. Sosyal güvenlik yasaları işte bu dev- bit sermaye yatırımları ucuzlatılırsa, maliyet
let gelirlerinin toplumun ihtiyaçlarını karşı- önemli ölçüde düşeceği için kârlar yükse-
lamak amacıyla nasıl dağıtılacağı ve kulla- lir.
nılacağını belirler. Diğer yandan üretim girdileri, özel ola-
Elbette “sosyal” devlet, durup dururken, rak da hammadde ve ara mallarının fiyatla-
gökten zembille inip, “ben halkın ihtiyaçla- rının ucuzlaması ya da düşük tutulması, üre-
rını karşılamakla görevliyim” diyerek ortaya tim maliyetini daha da düşürerek kârların
çıkmamıştır. Her sınıflı toplumun devleti gi- artmasını sağlar.
bi, Türkiye Cumhuriyeti devleti de, toplu- Devlet, egemen sınıfların temsilcisi olan
mun egemen sınıfının devletidir, onun çı- devlet, bir yandan sabit sermaye yatırımla-
karlarının kolektif temsilcisi ve yürütücüsü- rını ucuzlatmak amacıyla üretim yerlerinin
dür. Kapitalizmin yukardan aşağıya, emper- arsalarını ucuza ve kimi durumlarda hiçbir
yalizmin çıkarlarına uygun olarak geliştiril- bedel almaksızın sömürücü sınıflara tahsis
diği bir ülkede egemen sınıf, her durumda ederken, diğer yandan makine ithalatını, bi-
işbirlikçi-tekelci burjuvazinin başını çektiği na inşa maliyetlerini aşağıya çeken değişik
sömürücü sınıflardan oluşur. Bu devletin gö-
revi, temsil ettiği sınıfların çıkarlarını koru-
** Kapitalist “iktisat” söylemiyle “sabit sermaye”,
sömürücü sınıfların kullandığı her türden makine, bi-
* Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi adaylığını des- na vb. yatırımlardan ve “döner sermaye” ise üretim
teklemesi için Tuvalu devletine verilecek olan “bah- girdilerinden (hammadde ya da ara malları) ve işçi
24 şiş” için Ankara’dan büyükelçiliğe verilen talimat. ücretlerinden oluşur.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

teşvikler (sübvansiyonlar) sağlar. Bu nedenle, kârların artırılması ve mak-


Bizim gibi dışa bağımlı, yani emperyaliz- simize edilmesi asıl olarak işgücü maliye-
me bağımlı, dolayısıyla makine, hammad- tinin en düşük seviyede tutulmasına bağ-
de ve ara malları ithal eden ülkelerde, bu lıdır.
ithal ürünlerin fiyatlarının düşük tutulabil- İşgücünün sömürücü sınıflara maliyeti
mesinin yolu doğrudan devletin kambiyo re- ile işgücünün sahibinin (işçinin) kendi
jiminde yapacağı değişikliklere bağlıdır. Gü- emek-gücünü yeniden üretmesinin maliye-
nümüzün popüler sözleriyle ifade edersek, ti arasında sürekli bir çatışkı ortaya çıkar.
“yüksek faiz, düşük kur” politikası ile, sö- Sömürücü sınıfların çıkarları ucuz işgü-
mürücü sınıfların ithalatları olabildiğince dü- cünden yanayken, işçinin çıkarı kendi ya-
şük fiyatlarla gerçekleştirilir. Doların değe- şam koşullarının asgari düzeyde de olsa sü-
rinin düşük tutulmasıyla sağlanan düşük rekliliğini sağlayacak bir ücretten yanadır.
maliyet, doğrudan dışardan gelen para-ser- İşçi, çalışan kesim, kendi yaşam koşul-
mayeye (sıcak para) yüksek faiz ödenerek larını sürdürmek ve iyileştirmek amacıyla
gerçekleştirilir. Yüksek faiz ise, devletin iç ücretlerinin artırılmasını talep ederek “mey-
ve dış borçlar için ödediği faizdir ve devlet danlara” çıkar. İşçilerin, çalışanların ekono-
gelirlerinden (vergi vb.) karşılanır.* mik mücadelesi olarak ifade edilen bu
Böylece sorun, “sosyal devlet”in gelirle- “meydanlara çıkma”sı, doğrudan işçilerin
rinin toplumun ihtiyaçları için mi, yoksa sö- ücretlerinin artırılmasına yönelik sendikal
mürücü sınıfların kârlarını artırmak amacıy- bir mücadele olarak sürdürülür.
la mı kullanılacağı sorununa dönüşür. Mücadeleye atılan işçiler, genel ifadeyle
Ancak sömürücü sınıflar için maliyetle- çalışan kesim, bu mücadele sürecinde so-
rin düşürülmesi, sadece sabit sermaye ya- runun yalın biçimiyle ücretlerin parasal kar-
tırımlarının maliyetlerinin düşürülmesi ve şılığının artırılması olmadığının bilincine ula-
hammadde, ara mallar vb. üretim girdileri- şır. Bu bilinç, parasal ücret dışında işgücü-
nin fiyatlarının düşürülmesiyle sağlanmaz. nün yeniden üretimi, yani işçinin yaşamını
Üretimin asli unsuru olan işgücü, yani işçi sürdürebilmesi için gerekli ihtiyaçlarını kar-
ücretleri temel üretim maliyeti niteliğinde- şılayacak olan bir ücret talebi olarak belir-
dir. Dolayısıyla kârların artırılabilmesi için, ginleşir.
herşeyden önce işçi ücretlerinin düşürülme- İşte bu bilinçle işçiler, ücretlerinin para-
si şarttır.** sal olarak artışını sağlamaya çalışırken, di-
ğer yandan sağlık hizmetlerinden çocukla-
rın eğitim harcamalarını, tatil vb. ihtiyaçla-
* Geçmiş dönemde aynı politika, yüksek faizle
alınan devlet kredilerinin düşük faizle yerli sömürücü rından emeklilik koşullarında yaşamını as-
sınıflara kredi olarak verilmesiyle yürütülüyordu. gari düzeyde de olsa sürdürebilmeyi sağla-
** Kapitalist açısından üretim maliyeti olarak gö- yacak ücret talebinde bulunur.
rünen işçi ücretleri, işçinin kendisinin ve ailesinin as- Sağlık sigortası, parasız eğitim, emeklilik
gari yaşam koşullarını sürdürebilmesi için gerekli bir
parasal karşılığa sahiptir. Bu nedenle, üretim maliyet- maaşının günün koşullarına uygun düzeyde
lerini düşürerek kârını artırmak durumunda olan ka- olması gibi talepler, işçinin aylık ücretinin
pitalist, ya işçi ücretlerini mutlak olarak düşürerek ya ötesinde bir maliyet olarak ortaya çıkar.
da işçinin asgari yaşam koşulları için gerekli geçim
araçlarının fiyatını düşürerek bu amacına ulaşabilir.
Kapitalistin kârını artırma yönündeki hareketi, iş- mak üzere bu harcamaların toplumsal gelirlerle kar-
çinin kendi emek-gücünün yeniden-üretimi için ge- şılanması, yani eğitimin ücretsiz yapılması vb. uygu-
rekli asgari geçim araçlarının fiyatlarının ucuzlatılma- lamalara gidilir. İşçi ücretlerinin kapitaliste maliyeti-
sıyla birlikte gider. Burada beslenme giderlerinin azal- nin düşürülmesine yönelik tüm bu uygulamalar, aynı
tılması için tarım ürünlerinin fiyatlarının ucuzlatıl- zamanda bunların maliyetinin devlet tarafından kar-
ması özel bir yere sahiptir. İkinci olarak, işçilerin ko- şılanması, yani devlet bütçesinden ödenmesi ile bir-
nut gereksinmesi için harcadıkları paranın azaltılma- likte yürür. İşçilik maliyetlerinin bireysel kapitalistler
sıyla asgari geçim araçlarının fiyatı düşürülür. İşçiler için azaltılmasının yolu devlet harcamalarının artırıl-
için küçük konutların inşa edilmesi ve bu küçük ko- masıyla sağlandığı koşullarda doğal ve kaçınılmaz ola-
nutların sahibi kılınması kullanılan belli başlı araçlar rak bütçe açıkları ortaya çıkar ve devlet bütçe açıkla-
arasındadır. Üçüncü olarak, işyerine ulaşım giderle- rını vergi gelirleriyle kapatamadığı koşullarda karşılık-
rini azaltmak amacıyla işçi konutlarının sanayi böl- sız para basmak, dolayısıyla enflasyonist politikalar iz-
gelerine yakın yerlerde inşaa edilmesi. Dördüncü ola- lemek durumundadır. Bu da, işçi ücretlerinin reel ola-
rak, işçinin ve ailesinin eğitim, eğlence, tatil vb. için rak düşürülmesinin en çok kullanılan araçlarından be-
harcadığı giderler azaltılır. Bu amaçla, başta eğitim ol- şincisi, yani enflasyondur.
25
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

İşçilerin, genel ifadeyle çalışan kesimin, let, bir bütün olarak toplumun her kesimin-
mevcut ücretlerin artırılması ve sosyal ihti- den vergi yoluyla sağladığı gelirlerden ve,
yaçlarının karşılanması talebiyle ortaya çık- geçmiş dönemde olduğu gibi KİT’lerden
ması, “iktisadi” anlamıyla işçilik maliyetleri- sağlanan kârlardan oluşan devlet bütçesin-
nin yükselmesi demektir. İşçilik maliyetleri- den “sosyal güvenlik sistemi” için harcama-
nin yükselmesi ise, sömürücü sınıfların kâr- larda bulunur. Böylece işçilik maliyetinin
larının artmaması, artırılamaması anlamına büyük bir bölümü devlet bütçesinden kar-
gelir. şılanarak bireysel kapitalistin (sömürücü sı-
Böylece işçilerin, gerek nominal ücret- nıfların) maliyeti düşürülür. Ama aynı oran-
lerini artırmak yönündeki talep ve mücade- da devlet bütçesinin giderleri artar.
lesi, gerek sağlık sigortasından emeklilik Böylece sorun, bireysel sömürücülerin
maaşına kadar gelecekteki ihtiyaçlarının işçilik maliyetlerinin ucuzlatılması sorunu
karşılanması talebi ve mücadelesi, doğru- olmaktan çıkar, devlet harcamalarının art-
dan sömürücü sınıfların kârlarının artırılma- ması sorunu haline dönüşür.
sı talebiyle çatışkıya girer. Nüfusun ve çalışan nüfusun artmasına
İşte devlet, ister “sosyal devlet” olarak paralel olarak devletin işçilik maliyetlerini
tanımlanmış olsun, her durumda bu çatış- ucuzlatmak amacıyla bütçeden yaptığı har-
kıyı düzenlemek, sömürücü sınıfların lehi- camaların sürekli artışı, açıktır ki, devlet ge-
ne çözümlemek için harekete geçer. lirlerinin sürekli (ve en azından aynı oran-
12 Mart darbesinin genelkurmay başka- da) artırılmasını gerektirir. Vergi gelirleri ola-
nının ifadesiyle “sosyal uyanışın ekonomik rak devlet bütçe gelirlerinin artırılması, ça-
gelişmeyi aştığı” yerde, ya doğrudan devle- lışan kesimden daha fazla vergi alınmasını
tin siyasal zoruyla (asker, polis vb. güçleriy- zorunlu hale getirirken, aynı zamanda çalı-
le) işçilerin talepleri baskı altına alınır, mü- şan kesimin vergi ödemelerinin artması on-
cadeleleri engellenir ya da işçilik maliyetle- ların ücretlerinin göreli olarak düşmesi an-
rinin bireysel kapitalistlere daha ucuza ma- lamına gelir.
lolabilmesi için “sosyal devlet” demagojisi Devlet, “sosyal devlet” adı altında işçilik
devreye sokulur. maliyetlerinin büyük bölümünü bütçeden
Siyasal zor yoluyla işçilerin talep ve mü- karşılayarak işçi ücretlerinin bireysel kapita-
cadelelerinin baskı altına alınması, sindiril- liste maliyetini düşürürken bütçeden sağla-
mesi ve pasifize edilmesi sürekli kılınama- dığı bu “sübvansiyonlar”ın artan vergilerle,
dığı koşullarda (ki çokluk öyle olmuştur), dolayısıyla işçilerin gelirlerinde bir azalışa
“sosyal devlet” işçilik maliyetlerinin büyük neden olması, bir kez daha başa dönülme-
bir bölümünü devlet gelirleriyle karşılaya- sine yol açar.
rak, bireysel kapitaliste maliyetini azaltma- Bireysel kapitalistin kârlarının düşmeye
ya yönelir. başladığı ekonomik bunalım koşullarında
“Sosyal devlet” aracılığıyla bireysel kapi- ise, bir kez daha üretim maliyetlerinin dü-
talistin kârını artırmak için işçilik maliyeti- şürülmesi gündeme gelir. Özellikle ekono-
nin büyük bir bölümünün devlet gelirlerin- mik kriz koşullarında ya da krizlerin arife-
den sağlanmasında en temel unsur sağlık sinde düşen kârların yükseltilmesi “sosyal
sigortası, kıdem tazminatı ve emeklilik ma- devlet”in sınıf özelliğinin gereğidir. Bu, bir
aşıdır. İşçinin “somut bugün”de yaşarkenki yandan “sosyal devlet”in bireysel kapitalist-
ihtiyaçlarını karşılamaktan öte, “soyut gele- lerin kârlarını artırıcı yeni önlemler alması-
cek”teki ihtiyaçlarını karşılamayı gerektiren nı, yani devlet bütçesinden bu yönde daha
bu unsurlar, “sosyal güvenlik sistemi” adı al- fazla pay ayırmasını zorunlu kılarken, diğer
tında toplanmış ve yasallaştırılmıştır. yandan bunun dışındaki bütçe giderlerini
Her yasallaştırmada olduğu gibi “sosyal azaltmasını zorunlu hale getirir.
güvenlik sistemi”, tümüyle içinde yaşanılan İşçilerin, genel ifadesiyle çalışan kesim-
somut koşullardaki güçler dengesine bağlı- lerin kendi haklarını korumak ve geliştirmek
dır ve bu güç dengesine göre yasalaşır. için yürüttüğü mücadele ve örgütlenmenin
Artık işçinin “soyut gelecek”e ilişkin ta- zayıfladığı ya da pasifize edildiği koşullarda,
lepleri doğrudan “sosyal devlet” tarafından devlet bütçe giderlerinde önemli bir yere sa-
üstlenilmiş ve devlet gelirleriyle karşılanır hip olan “sosyal güvenlik” harcamalarının
26 hale gelmiştir. Kolektif kapitalist olarak dev- kısılması, bütçe giderlerinin azaltılmasının
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

en yalın ve kolay yoludur. Yapılmak istenen açıktır: Bir yandan büt-


Günümüzün en açık gerçeği ise, devle- çe açıkları bahane edilerek devletin sosyal
tin “sosyal güvenlik” sistemi için bütçeden güvenlik harcamalarını azaltmak ve olabile-
ayırdığı payın büyüklüğü karşısında devlet cek en az miktara indirmek, diğer yandan
bütçesinin sürekli açık vermesi ve açığın ortaya çıkacak olan işçi gelirlerindeki azalı-
sürekli büyümesidir. şın bireysel kapitalist tarafından karşılanma-
Bu açık bir gerçektir. Hiç kimse bu ger- sını engellemektir.
çeği yok kabul edemez. Kıdem tazminatının kaldırılması, sigorta
Sorun, gerçeğin bu olması değil, bu ger- primlerinde işçinin payının yükseltilmesi ve
çeğin neden ve nasıl ortaya çıktığının bilin- işverenin payının düşürülmesi, emeklilik ya-
mesidir. şının yükseltilmesi, işçinin sosyal güvenlik
Yeniden başa dönersek, devletin “sosyal kapsamındaki primlerinin işverenin deneti-
güvenlik” sistemi için yaptığı bütçe harca- mi altında bir fonda toplanması ve bu fonun
malarının sürekli yükselmesinin nedeni, iş- işverenler için sürekli kullanılabilir bir kredi
çilik maliyetlerinin bireysel kapitaliste ola- kaynağı haline getirilmesi, kısa ve uzun va-
bildiğince düşük tutulmasıdır. Yani işçi üc- dede “mümkün olmayan”ı mümkün kılma-
retlerinin büyük bir bölümünün devlet tara- nın yolu olarak ortaya atılmıştır.
fından bireysel kapitalist adına üstlenilme- Nasıl sunulursa sunulsun, hangi dema-
sinden kaynaklanmaktadır. gojilerle süslenirse süslensin, yapılmak iste-
Devletin “sosyal güvenlik” sistemi nede- nen işçi ücretlerinin düşürülmesinden baş-
niyle yaptığı harcamalardan kaynaklanan ka bir şey değildir.
bütçe açığının kapatılmasının tek ve gerçek Açıktır ki, sadece emeklilik yaşının 65’e
yolu, işçi çalıştıran her bireysel kapitalis- çıkartılmasının, pirim ödemesinin 9.000 gü-
tin işçilik maliyetini kendisinin karşılama- ne yükseltilmesinin, işçilerin ve memurların
sıdır. daha fazla emeklilik primi ödemelerinden
Devlet, “neo-liberaller”in, “serbest pazar başka bir anlamı yoktur. Daha fazla ve da-
ekonomisi” savunucularının iddia ettiği gi- ha uzun süre emeklilik primi ödeyecek olan
bi, ekonomiden elini eteğini çektiği koşul- işçi, aynı emeklilik maaşının büyük bir bö-
larda, yani bireysel kapitalistin kâr oranını lümünü kendi ücretinden ödemiş ve daha
yükseltmek amacıyla devlet gelirlerini kul- kısa süre emeklilik maaşı almış olacaktır.
lanmaktan vazgeçtiği andan itibaren, işçilik Böyle bir sonuca ulaşabilmek için kısa va-
giderleri bireysel kapitalistler tarafından kar- dede işçinin emeklilik primi payını artırmak
şılanır hale gelir gelmez bütçe açıkları da bile gerekli değildir.
ortadan kalkacaktır. Bundan çok daha önemli olanı, işçilerin
Tüm burjuva iktisatçıları da, IMF uzman- kıdem tazminatlarının kaldırılması ve yeri-
ları da, bireysel kapitalistler de bu gerçeği ne “özel fon”ların oluşturulmasıdır.
çok iyi bilmektedirler. Ama bildikleri bir ger- 1960-1980 dönemindeki mücadeleleriy-
çek daha vardır. Devlet bütçesinden işçilik le Avrupa ülkelerinin en yüksek kıdem taz-
maliyetlerini düşük tutmak için yapılan har- minatı hakkını elde etmiş olan işçilerin bu-
camalar ortadan kaldırıldığında işçinin bi- gün bu hakları ellerinden alınmaktadır. “So-
reysel kapitaliste maliyeti yükselecektir. Bu yut gelecek için somut bugünden vazgeç-
da, açık biçimde kârların düşmesi demek- memek” inancına sahip kılınmış bir toplum
tir. karşısında oldukça kolay bir yoldan gerçek-
Hem devletin bütçe açıklarını kapatmak leştirilmek istenmektedir: Kıdem tazminatı
(“sosyal devlet”in işçilik maliyetlerini birey- için işçiden yapılan kesintiyi azaltarak işçi-
sel kapitaliste ucuza mal etmek için yaptığı nin eline geçen ücret miktarını artırmak.
harcamaları azaltmak), hem de bireysel ka- “Somut bugün”de yaşayanlar, böylesi bir
pitalistin kârlarının azalmasını önlemek (ve ücret artışı karşısında sevinç duyacaklar-
artırmak) nasıl mümkün olabilir? dır.
İşte bugün Tayyip Erdoğan’ın “sendika- “Soyut gelecek”te, yani işten çıkartıldığı
lar yalan söylüyor” diye ortaya çıktığı sosyal ya da emekli olduğu koşullarda, bir başka
güvenlik yasasında yapılmak istenen deği- ifadeyle, 30-40 yıl sonra eline geçecek pa-
şiklik, bu “mümkün olmayan”ı mümkün kıl- radan çok, bugün eline geçen paraya baka-
manın ilk adımıdır. cak olan bir işçinin, “somut bugün”de mut- 27
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

lu ve sevinç içinde olmasına da şaşırmamak açıktır. Bunları yeterli görmeyenler, devlet


gerekir. bütçe giderlerini, işçilerin devlete maliyeti-
Sosyal güvenlik sisteminde yapılacak de- ni, dünyadaki işçi ücretlerinin düzeyini, büt-
ğişikliklerin “sanki bugün çalışanları ilgilen- çe açığında sosyal güvenlik harcamalarının
diriyormuş gibi bir hava estiriyorlar ... bun- payını, bunların GSMH’ya oranlarını uzun
dan yirmi yıl sonra 2028’de ilk defa işe gire- uzun ve bir yığın sayısal verilerle inceleye-
cek olanlar için” olduğunu söyleyen Tayyip bilirler. Varılacak tek sonuç ise, bireysel ka-
Erdoğan, bireysel işçinin “somut bugün” pitalistlerin kârlarını artırmak amacıyla üre-
için “soyut yarın”dan kolayca vazgeçebile- tim maliyetlerini düşürmenin ve bütçe açık-
ceğini açıkça ifade etmiştir. larını kapatmanın tek ve kalıcı yolunun da
Tayyip Erdoğan’ın “somut bugün” üzeri- işçi ücretlerinin düşürülmesi olduğu gerçe-
ne yaptığı açıklamalar, sosyal güvenlik ya- ğidir.
sasındaki değişikliklerin “çalışanların çıka- Bugüne kadar bireysel kapitalistin kârla-
rına” olduğu konusundaki demagojiler, IMF’ rını artırmak amacıyla işçilik maliyetinin bü-
nin yıllar boyu devletin sosyal harcamaları- yük bölümünü üstlenen devlet devreden çı-
nın kısılmasına ilişkin talimatlarının tek ger- kartılmaktadır. Belediyelerin “yiyecek paket-
çekliği işçilik maliyetlerinin düşürülmesin- leri”yle, “yemek çadırlarıyla”, popüler ifa-
den başka bir şey değildir. deyle “sadaka kültürü”yle günü geçiştiren
Bireysel kapitalistlerin kârlarını artırmak, ve geçiştirmeye alıştırılmış olan toplum açı-
düşük ücretli işçi çalıştırmalarını sağlamak sından, 20-30 yıl sonrasını düşünmek “lüks”
amacıyla işçilik maliyetlerinin büyük bir bö- hale gelmiştir. Toplumun çalışan kesimleri-
lümünün devlet bütçesinden karşılanması nin büyük bölümünün geçici işlerde çalıştı-
uygulamasına son verilmektedir. Bu yolla ğı, her türlü sosyal güvenlikten, emeklilik
bütçe açıklarının azaltılmış olacağı kesindir. hakkından yoksun bulunduğu bir süreçte,
Ancak sorun ortadadır: devletin sosyal gü- sürekli ve sabit işlerde çalışanların hakların-
venlik harcamalarını azaltmasıyla ortaya çı- da ve uzun dönemli gelirlerinde ortaya çı-
kacak olan sosyal güvenlik boşluğu nasıl ka- kacak olan kayıplar da fazlaca önemsenme-
patılacaktır? mektedir.
Bu soru, “bundan sonra”ya ilişkin bir so- Açıktır ki, “Allah her çocuğun rızkını ve-
rudur. Diğer ifadeyle, “soyut gelecek”in so- rir” imanıyla (Tayyip Erdoğan’ın sözüyle
runudur. Dolayısıyla “somut bugün”de ya- “her çocuk kendi bereketiyle gelir”) işçile-
şamaya alıştırılmış, sadece “bugünü yaşa- rin geleceği “allah”a kalmıştır. “Somut
yan” bir toplum için hiçbir anlama gelme- bugün”de yaşayanlar da, “hakkın rahmeti-
mektedir. ne kavuşmadıkları” sürece 20-30 yıl sonra
Burada sosyal güvenlik sisteminde yapıl- da yaşamaya devam edeceklerdir. Eğer on-
mak istenen değişiklikleri uzun uzun ve ay- larca yıllık mücadelelerle elde edilmiş hak-
rıntılarıyla ele almanın fazlaca anlamı yok- lar sadece “somut bugün” için kolayca vaz-
tur. Sendikaların bu değişikliklerle işçilerin, geçilebilir hale gelirse, söylenecek tek söz
çalışanların nasıl hak kaybına uğrayacakla- “ölüm yaşayanı yakalar” olacaktır.
rına ilişkin yaptığı açıklamalar yeterince

28
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

“Liberaller”in AKP’yle
Abdest Tazelemesi
[“Liberaller” Askeri Darbeden Neden Korkarlar?]

“Türban krizi” başladığında ortalıkta bir larla yaşıyor. 600 bin kişi aç yatıyor. Türban-
söylenti dolaşıp durdu: AKP-liberaller ittifa- dan acil sorunlar var” demesiyle birlikte kı-
kı çatladı. yamet koptu!
AKP-liberal ittifakının çatladığına ilişkin Tayyip Erdoğan, ilk bulduğu fırsatta, 13
ilk “onay” Fehmi Koru’dan geldi. 16 Şubat Şubat günü Mehmet Altan’ı “azarladı”: “Biz
tarihli yazısında “koalisyon çatladı” diye ilan geldiğimizde bu rakam 18 milyondu, 12’ye
etti. düştü. Onu niye söylemiyorsun? Milleti al-
Oysa ki, Emin Çölaşan’ın “liboşlar” ola- datmayın, dürüst olun!”
rak adlandırdığı, Mehmet Altan’ın “II. Cum- Tayyip Erdoğan’ın 13 Şubat “fırçası”nın
huriyetçiler” olarak isim babalığı yaptığı, her üzerinden birkaç gün sonra AKP’nin gayrı-
çeşit ve cinsten “eski sağcı ve solcu”ların resmi yayın organı Yeni Şafak’ın “tıknaz dü-
içinde yer aldığı “liberaller”, 22 Temmuz se- şünce adamı” Fehmi Koru “azarlama”yı ko-
çimlerinden sonra AKP ile aralarına mesa- nu ederek “liberalleri” hizaya getirmeye ça-
fe koymaya başlamışlardı. “Türban krizi”y- lıştı.
le, yani türbanın üniversitelerde serbest bı- “Tıknaz düşünce adamı”nın yazısının he-
rakılmasına ilişkin AKP-MHP koalisyonunun men ardından “kardeş Altan”, Tayyip Erdo-
anayasa değişikliği yapmasıyla birlikte “libe- ğan’ın “bahşiş”iyle kurduğu “Taraf” gazete-
raller”, AKP’yle aralarına mesafe koymaya sinde AKP’nin kendilerine verdiği “taahhüt-
geçmiş, açıktan açığa AKP’ye karşı muha- ler”e gönderme yaparak Tayyip Erdoğan’a
lefet yapmaya başlamışlardı. “döşendi”:
“Liberaller” muhalefetlerinin gerekçesi- “Başbakan yaptığı bir konuşmada
ni, AKP’nin “türban inatlaşması”yla “yapma- ‘liberal’ bir aydını ‘azarlamış’.
sı gerekenleri yapmadığı”, özellikle 301. Kelimeye dikkatinizi çekerim.
maddeyi değiştirmediği ve “Ergenekon çe- ‘Azarlamış.’
tesi” operasyonunu yarım bıraktığı iddiala- Başbakan gerçekten aklından
rına dayandırmışlardır. ‘azarlamayı’ geçirecek kadar kendini
Diğer yandan 22 Temmuz seçimlerinde kaybetti mi bilmiyorum ama eğer öy-
%47 oy alan Tayyip Erdoğan ve mehteran leyse ona söylenebilecek tek bir şey
takımının “liberaller”e herhangi bir “diyet var.
borcu” olmadığını her fırsatta yinelemesi, ‘Kendine gel.’
“liberaller”in kendilerinin “aldatıldığını”, ‘Şemdinli’nin ürkek çocuklarının’
AKP’nin kendilerine verdiği sözden döndü- azarlayabileceği birileri bulunmaz bu
ğünü düşündürtüyordu. cenahta.
Ve “II. Cumhuriyet”in isim babası, AKP- Sen önce Şemdinli’yi bir aydınlat,
liberal koalisyonunun “en önemli siması” Dink’in katillerini bir bul da…
Mehmet Altan’ın bir televizyon programın- Birisini ‘azarlamanın’ senin had-
da, “Türkiye’de 12 milyon kişi günlük 1 do- din olup olmadığını sonra konuşa- 29
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

lım.” (Ahmet Altan, Taraf, 17 Şubat ibaret değildi. Dolayısıyla Altan kardeşlerle
2008) “abdest”in tazelenmesi diğerlerini harekete
Bir gün sonra abi Mehmet Altan, Tayyip geçirdi. AKP bir kez daha “ot/sopa” politika-
Erdoğan’ın “azar”ına “Başbakan kendini or- sında “ot” verme yoluna girmişti. Bu fırsat
kestra şefi bizleri kurşun asker mi sanıyor?” kaçırılamazdı!
diye yanıt verdi. AKP ile “liberaller” arasındaki görüşme-
Böylece AKP-liberal koalisyonu çatlamış ler tüm hızıyla sürdü. Bahçeşehir Üniversi-
oldu! tesi rektöriçesi, “eski ajan-provokatör MİT
“Muhafazakar-liberal” Nazlı Ilıcak arabu- ajanı babanın sarışın kızı” Prof. Dr. Deniz Ül-
luculuğa soyundu: ke Arıboğan ve İhsan Doğramacı’nın Prof.
“Gelin liberaller ve muhafazakâr- oğlu Ali Doğramacı, 12 Mart günü Tayyip
lar barışın! Ne muhafazâkar kesim, Erdoğan’la görüşmeye çıktı. Ardından Deniz
başörtüsü bildirisine imza atmadığı Ülke Arıboğan’ın “Türkiye zannediyor ki bir
için, ‘özgürlük anlayışı türbana kadar- temizlik yapılıyor, laik çatışması var Türki-
mış’ diye Mehmet Altan’ı suçlasın, ne ye’de, böyle bir şey yok. Türkiye’de çok cid-
de Mehmet Altan, ‘özgürlüklerin sını- di bir uluslararası operasyon var. Adım adım
rını siyasal iktidarın işaretiyle belirle- Kürt devletine doğru gidiliyor.” açıklaması
yen kurşun askerler’ diye muhafa- geldi.
zakâr kesime çatsın.” (Nazlı Ilıcak, Radikal’in “jakoben liberalleri” Perihan
Sabah, 20 Şubat 2008) Mağden ve İsmet Berkan da abdest tazele-
“Barış çağrısı”nın ardından kapalı kapı- di.
lar ardında yeni görüşmeler ve yeni pazar- Herşey olmuş ve bitmişti. Şimdi AKP ile
lıklar başladı. “liberaller” arasında bayram havası esiyor.
Pazarlıkların çerçevesini Ahmet Altan 15 Oysa tüm çatışma/uzlaşma olayının ar-
Şubat tarihli yazısında şöyle çizmişti: ka planında “liberaller”in “darbe” korkusu
“Ne tuhaftır ki, ‘türban konusun- yatmaktadır.
da’ en fazla bağıran gazeteler, devle- 12 Eylül askeri terörüyle soldan sağa sav-
tin içine uzanan ‘Ergenekon’ çetesi rulmuş, T. Özal ile nemalanmış, 28 Şubat
hakkında da en suskun olan gazete- “post-modern darbe”sinin gadrine uğramış
ler. “liberaller”in en büyük korkusu, “laik” gö-
Ergenekon’la ilgili haberler onla- rünüm altında yönetimin askerileştirilmesi
ra ilgi çekici gelmiyor. durumunda, yani “darbe” koşullarında ken-
Devlet destekli çeteler ‘kaos’ ya- dilerinden son on yılın hesabının sorulaca-
ratmıyor ama kızların türban giyme- ğı korkusudur.
si ‘kaos’ yaratıyor onlara göre. AKP ile koalisyona girerek bu korkula-
Devletin içindeki ‘bir otoritenin’ rından kurtulabileceklerini düşünen “libe-
çeteler oluşturmasından rahatsız de- raller”, 2004 başlarında “medya”da yer alan
ğiller, kızların giyinme ‘özgürlüğün- EMASYA (Emniyet ve Asayiş Yardımlaşma)
den’ rahatsızlar.” (Ahmet Altan, Taraf, olayı ile AKP’ye daha fazla sarılmışlardır.
15 Şubat 2008) EMASYA’nın “kendini ulusal değerlerin dışın-
Yapılan görüşmeler sonucunda iş tatlıya da ve üstünde gören AB ve ABD yanlısı kişi
bağlandı. Eski sözler yenilendi, “nerede kal- ve gruplar”ı fişlemesi olayı korkularını bü-
mıştık” denildi. yütmüştür.
AKP “medya”sı “Ergenekon çetesi”ni ye- EMASYA korkusuyla kenetlenen “liberal-
niden keşfetti! ler”, bu korkularını kullanan AKP’nin polis
“Liberaller” yeniden şeriatçı manipülas- istihbarat teşkilatını yeniden canlandırması-
yonların “inandırıcı öğesi” olarak harekete nı hararetle desteklemişlerdir. Artık “kendi-
geçti. lerinin” de güvenebilecekleri bir “istihbarat
İkbal avcılarının, kariyeristlerin, eyyam- teşkilatı”na sahip olduğuna inanmaya baş-
cıların, sol-döneklerin “liberal” ve sola, dev- lamışlardır. Bu nedenle de, şeriatçı dezen-
rimlere ve devrimcilere küfür etmenin “li- formasyonun temel aracı haline getirilen
beral düşünce” ilan edildiği bir ülkede baş- polis istihbarat teşkilatının tüm “ürünleri”nin
ka türlü de olamazdı. gönüllü tüketicisi ve kullanıcısı haline gel-
30 Yine de “liberaller”, Altan kardeşlerden mişlerdir.
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

Onların “Ergenekon çetesi”nin üzerine Hedef askerin gelip Taksim gezi


gidilmesi konusundaki “hassasiyet”lerinin parkına konuşlanmasını sağlayacak
nedeni de, EMASYA birliklerinin sivilleştiği provokatif eylemlerin altyapısını ha-
ve sivilleşmiş haliyle “Ergenekon” teşkilatı zırlamak. Çünkü EMASYA planları ge-
oluşturduğu istihbaratıdır. reği; Taksim meydanında gelişecek
AKP “medya”sının “liberal-islamcı” ya- olaylara askerin doğrudan müdaha-
zarı Ali Bayramoğlu’nun sözüyle, “EMASYA le yetkisi var. Böyle bir durumda po-
askeri darbenin ta kendisidir”, dolayısıyla lis de askerin emrine giriyor, gözaltı-
onun “Ergenekon çetesi” de askeri darbe- lar dâhil olmak üzere bütün yetki,
nin sivil hazırlayıcılarıdır. olaya müdahale eden askerî birliğin
“Liberaller”, gerek “darbe” koşullarında komutanına geçiyor. 1 Mayıs öncesi
darbecilerin, gerekse “darbe hazırlıkları” sı- bütün plan bunu sağlamak. O gün,
rasında “Ergenekoncuların” hedefi oldukla- aynı zamanda Meclis’te cumhurbaş-
rını düşünmektedirler. Ortalıkta dolaştırılan kanlığı seçimi için ilk tur oylama ya-
“ölüm listeleri”nde adlarını gördükçe AKP’- pılacak.
ye ve şeriatçı kesimlere daha fazla sarılmak- Hürriyet gazetesinin 17 Ocak 2007
tadırlar. tarihinde manşetten duyurduğu ha-
Tüm korkuları, AB’nin ve şeriatçı kesi- ber bunu gösteriyor. Haberde, İstan-
min manipülasyon ve dezenformasyon faa- bul’da 1. Ordu bünyesindeki 52. tü-
liyetlerinde bilinçli olarak yer almalarından mende oluşturulan EMASYA birliğinin
türemektedir. Çağlayan meydanında “ayaklanma
Bilmektedirler ki, “Keser döner, sap dö- bastırma” tatbikatı yapmak istediği;
ner, bir gün olur hesap döner!” ancak tankların da kullanılacağı bu
Bugün için AKP, “Ergenekon operasyo- tatbikatın medyada yer almasının yol
nu”yla bir taraftan “rövanş” alırken, diğer ta- açacağı yanlış anlamaların önüne
raftan “liberaller”in korkularına bir nebze su geçmek için formüller arandığı vur-
serpmiştir. gulandı.” (Hakan Çağrı, Aksiyon, Sa-
Tüm bu “abdest tazeleme”yle biten şe- yı: 640, 12 Mart 2007)
riatçı-liberal koalisyonu “krizi”nden geriye Bu masalın sonunda gökten düşen tek
kalan tek soru, EMASYA’ya ne olduğudur. elma, AKP ile “liberaller” arasında kardeş
Bunun açık bir yanıtı olmasa da, Fettul- payı yapılmıştır. Sola düşen ise, “cuntacılık”la
lahçılığı ile ünlü Aksiyon dergisinin geçen 1 suçlanmak istemiyorsanız, 1 Mayıs’da Tak-
Mayıs öncesindeki şu haberi, EMASYA’lı dar- sim’den uzak durun “taşı” olmaktadır!
be senaryolarının nasıl ve nerelerde oluştu- Tayyipler berber iken, “liberaller” tellal
rulduğunu göstermektedir: iken, solun kısmetine de bu “taş” düşmüş-
“Askeri Taksim’e çekme planı tür.

31
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

Aşırı-Üretimden
Mortgage Krizine

Geçen yılın Temmuz ayında başlayan bulunmamaktadır.


mortgage (ipotekli konut kredisi) “krizi”yle Gelişen ve derinleşen bunalım, kapita-
birlikte emperyalist-kapitalist dünya ekono- lizmin irsi hastalığı olan aşırı-üretim buna-
misi bir kez daha derinleşen bir bunalıma lımının ta kendisidir.
girdi. 1980 sonrasında devletin ekonomiye
Her derinleşen ve giderek krize dönüşen müdahale etmesinin teorisi olarak sunulan
ekonomik bunalım zamanlarında olduğu gi- Keynesciliğe karşı devletin ekonomiden tü-
bi devlet, emperyalist-kapitalist devlet eko- müyle çekilmesini isteyen neo-liberalizmin
nomiye müdahale etmeye başladı. ABD “zaferi”yle birlikte kapitalist üretim süreci
Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırımlarının gözlerden uzaklaştırılmış ve yerine finansal
ardından faizler yeniden düşürülmeye baş- ilişkiler ve süreçler geçirilmiştir. Bu yüzden
landı. Yapılan tüm devlet müdahalesine rağ- 1980 sonrasında ortaya çıkan her bunalım,
men bunalımın derinleşme eğiliminin önü kriz ya da “resesyon”, emperyalist-kapitalist
kesilemedi. 2008’e girildiğinde dünya eko- ekonominin “mali krizi”, yani “finansal kriz”
nomisinin en temel sorunu derinleşen eko- olarak sunulmuştur.
nomik bunalım oldu. Gerçek ise, üretim sürecinde ortaya çı-
Şubat ayında İngiltere’nin “5. büyük em- kan aşırı-üretim sonucunda gelişecek olan
lak bankası” Northern Rock kamulaştırıldı. ekonomik bunalıma karşı finansal araçlar
Mart ayında ise, ABD’nin “5. büyük yatı- kullanılarak, aşırı-üretime yeni ve ek talep
rım bankası” Bear Stearns, FED’in açık fi- yaratacak müdahalelerde bulunulmuş ol-
nansman desteğiyle bir başka özel yatırım masıdır.
bankası tarafından satın alındı. Klasik haliyle aşırı-üretim koşullarında
Bu iki büyük “kurtarma operasyonu”, bunalımın ilk belirtileri tüketim malları sek-
devletin ekonomiye doğrudan müdahalesi- töründe ortaya çıkar. Bu bunalım üretim
nin açık örnekleri olmakla birlikte, daha ge- malları üretimine, yani temel sanayi kolları-
niş kapsamlı bir müdahale, “gelişmiş ülke- na yayıldığı andan itibaren kriz ortaya çıkar
ler”in merkez bankalarının yaklaşık 500 mil- ve tüm ekonomi işleyemez hale gelir, bü-
yar dolar tutarında “likidite”yi piyasalara ver- yük sanayi kuruluşları iflas etmeye başlar.
meleri oldu. Bu durum karşısında “finansal araçlar”,
Böylece 1980 dünya ekonomik bunalı- bir yandan tüketim mallarında ortaya çıkan
mıyla birlikte yükselen “liberalizm”, yani aşırı-üretimin krize yol açmaması için tüke-
devletin ekonomiye müdahale etmemesi tici kredileriyle yeni ve ek talep yaratılması-
“kuralı” tümüyle ortadan kaldırıldı. Bir kez na hizmet ederken, diğer yandan üretim
daha “stagflasyon” olgusu konuşulur hale malları üreten sektörler için düşük faizli kre-
geldi. diler olarak işlev görür.
Bugün emperyalist dünya ekonomisinin Bugün herkesin bildiği mortgage krizi,
bunalımda olduğundan, bunalımın giderek aşırı konut üretiminin, yani kitlelerin alım
32 derinleştiğinden “ekonomistler”in şüphesi gücünün üzerinde, onların taleplerinin çok
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

üstünde yeni konutların üretilmesiyle baş- rinden kopar.”


lar. Aşırı-üretim için ek talep “finansal araç-
Bu da, “kapitalizmin yapısında bulunan lar”la sağlandığından, kredi ödemelerinin
üretimin sınırsız olarak büyütülmesine doğ- yapılamaz hale gelmesiyle birlikte finans ku-
ru yönelme ile halk yığınlarının sınırlı tüke- ruluşları kendi taahhütlerini yerine getire-
timi (proleter oluşları yüzünden sınırlı) ara- mez olurlar. Açık ifadeyle “ödeme güçlüğü”
sındaki” çelişkidir. içine düşerler. Kendi verdiği kredileri tahsil
Konut üretimindeki artış, diğer bir ifa- edemediği için, kendi ödemelerini yapa-
deyle aşırı konut üretimi, kesin bir biçimde maz. Dolayısıyla bu ödemeleri yapabilmesi
demirden çimentoya kadar üretim malları için ek bir finansmana ihtiyaç duyar.
üretiminde büyük bir artışa, bu sektöre ye- Önce küçük finans kuruluşlarında baş-
ni bir talebin yaratılmasına hizmet eder. Ay- layan ek finansman ihtiyacı giderek orta bü-
nı aşırı-üretim istihdamda da büyük bir ar- yüklükteki finans kuruluşlarına ve nihaye-
tışa neden olur, işsizlik oranları hızla dü- tinde “en büyük” finans kuruluşlarına doğ-
şer. ru yol izler.
Buraya kadar hiçbir sorun yok gibi görü- Nihayetinde “en büyük özel finans kuru-
nür. Üretim malları üretimi artmış, işsizlik luşları” ya da popüler ifadesiyle “global fi-
azalmış, dolayısıyla kitlenin eline geçen ge- nans kuruluşları” dar boğaza girer. Ödeme-
lir yükselmiştir. Bu da tüketim mallarına ye- leri yapabilmek için “likidite” sorunuyla yüz
ni ve ek bir talep olarak ortaya çıkar. yüze gelirler.
Kapitalizmin yeni bunalımı da böylece Bugün yapıldığı gibi, ABD Merkez Ban-
başlamış olur. kası “en büyük” finans kuruluşlarının elin-
Kitlelerin alım gücünün bir sınırı vardır. deki “değersiz kağıtları”, yani ödenemeyen
Bu sınıra gelindiğinde talep düşmeye baş- kredi taahhütlerini ve bono poliçelerini es-
lar. Ama öte yandan üretim biteviye devam ki değerleri üzerinden satın alarak finans
eder. kuruluşlarının kurtarılmasına yönelir.
Konut üretimi de, benzer bir sınıra ulaş- Devlet bütçe olanakları ödenmeyen kre-
tığında yeni yapılan konutlar satılamaz hale dilerin ödenmesinde kullanılır.
gelir. Artık bunalım kapıyı çalmıştır. Ama “yeni” sorunlar sıradadır.
“Finansal araçlar” burada devreye girer. Düne kadar konut üretimi için kredi yo-
Keynes’in ek talep yaratmak için devletin luyla sağlanan ek talebin sonuna gelinmiş-
ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini tir. Konut üretimine yatırılmış olan sermaye
söylediği yer burasıdır. Keynes’e göre, dev- değer yitirmeye başlar. Üretilmiş konutlar
let burada devreye girer, “çukur kazdırıp/çu- satılamaz, satılamadıkları oranda fiyatları
kur doldurtarak” kitlenin alım gücünü artı- düşer. “İktisatçı”ların ifadesiyle “varlıklar”
rır. “Neo-liberalizm”e göre ise, devlet eko- değer yitirir. Merkez bankası müdahaleleriy-
nomiye müdahale etmemelidir. Bunun ye- le “kıymetler”, yani kredi ve senet değerle-
rine “özel finans kuruluşları” devletin hima- rinin düşmesinin önlenmiş olmasına karşın,
yesi altında devreye sokulur. doğrudan konutların değeri düşer.
Böylece “özel finans kuruluşları” aracılı- Artık konut üretimine yatırılmış serma-
ğıyla tüketici kredilerinde genişleme sağla- yenin değer yitimi süreci başlamıştır. Bunun
nır. Çok bilinen haliyle kredi kartları ve ko- doğal sonucu, konut üreten şirketler, müte-
nut kredileri (mortgage) yoluyla aşırı-üreti- ahhitler zarar etmeye başlar, iflasa sürükle-
me talep yaratılır. nir.
Kredilerdeki genişleme ve büyüme üre- Konut üretimindeki azalma, çimento,
timin sınırsız büyümesini teşvik eder. Üre- demir gibi temel sanayi kollarına (“reel sek-
tim sınırsız ölçüde genişlemeyi sürdürür. tör”) olan talebi azaltır. Konut sektöründe
Konut kredileri de sürekli büyür. istihdam düşer, işsizlik sayısı yükselir. “Fi-
Ve sınırsız genişleme bir sınıra ulaşır. nansal kriz”, “reel sektör”ün kriziyle tamam-
Tüketici kredileri ödenemez hale gelir. lanır. Bir kez daha başlangıca geri dönülür.
Ödenmeyen kredi kartı borcunun sayısı ar- Bundan sonrası kapitalizmin kendi iç çe-
tar, konut kredilerinde geri ödemeler durak- lişkileriyle gelişecek olan “klasik” aşırı-üre-
sar. Marks’ın sözüyle, “belirli tarihlerde va- tim bunalımı sürecidir.
deleri dolan ödemeler zinciri, yüzlerce ye- 33
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

30 MART 1972
KIZILDERE

MAHİR ÇAYAN
1946 Samsun

SABAHATTİN KURT
1949 Gevaş

SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU


1949 Şarkışla

AHMET ATASOY
1946 Ünye

NİHAT YILMAZ
1937 Fatsa

HÜDAİ ARIKAN
1946 Çivril

ÖMER AYNA
1952 Dicle

CİHAN ALPTEKİN
1947 Ardeşen

ERTAN SARUHAN
1942 Fatsa

SAFFET ALP
1949 Kayseri
34
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

ÖMÜR
KARAMOLLAOĞLU
30 OCAK 1955/AKÇADAĞ
24 MART 1977/ANKARA

1955 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesinde doğdu. 1971 yılında Ankara


Abidinpaşa Lisesi’nde okurken devrimci mücadeleye bir sempatizan olarak
katıldı. 1974-75 döneminde SBF-BYYO’da yüksek öğrenim gençliğinin akade-
mik-demokratik mücadelesinde aktif olarak yer aldı. 12 Mart sonrası ilk öğ-
renci derneklerinden olan SBF-BYYO Öğrenci Derneği’nin kuruluş çalışmala-
rına katıldı. Aynı dönemde AST’da oyuncu olarak da çalışan Ömür yoldaş, M.
Gorki’nin “Ana” ve B. Brecht’in “Carrar Ana’nın Tüfekleri” oyunlarının sergi-
lenmesinde yer aldı. 1975 başından itibaren THKP-C/HDÖ üyesi olarak pro-
fesyonel devrimci yaşamına başladı. İlk görevi Ankara’daki legal kadroların
sorumluluğunu üstlenmek oldu. Beylerderesi’nden sonra Ankara Bölge
Komitesi’nde yer aldı. 1976-Haziran Kararı’ndan sonra Güney Anadolu ve Ha-
tay bölgesinde kadroların politik eğitimleriyle görevlendirildi. Aynı yılın Aralık
ayında THKP-C/HDÖ-Ankara Bölge Yöneticiliği’ne atandı. 1977 yılında THKP-
C/HDÖ’nün yeniden Öncü Savaşına başlamasıyla birlikte gerçekleştirilen “26
Ocak Harekâtı”nda yönetici olarak yer aldı. 1977 Şubat’ında Genel Komite
üyeliğine getirildi. Ankara ve Karadeniz Bölgelerinin Merkez Yöneticisi olarak
şehir ve kır gerillasının stratejik örgütlenmesiyle görevlendirildi. “19 Şubat
Harekâtı”nın düzenlenmesinde görev aldı.
“30 Mart Harekâtı”nın ilk günü, 24 Mart 1977’de, Ankara’da şehit düştü. 35
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

MEHMET YILDIRIM
1957 Tokat doğumlu ve küçük-köylü bir ailenin çocuğudur. İlkokulu bitir-
dikten sonra, İstanbul’a gelerek, küçük işyerlerinde ve krom kaplama ustası
olarak, çeşitli fabrikalarda çalışmıştır. Fabrika işçiliği döneminde sendikal fa-
aliyetlere katılmış ve bu faaliyetler çerçevesinde Devrimci Sağlık-İş sendika-
sında çalışmalarını sürdürmüştür. Bu çalışmaları sırasında örgütle ilişkiye geç-
miş ve 1978’de sendikal çalışmada örgüt üyesi olarak yer almıştır. 1978 son-
larında profesyonel kadro olarak Bakırköy çevresinde örgütsel çalışmalara
katılmış ve Şubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuştur. 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.

NİHAT KURBAN
1958 Kars doğumlu olup, lise yıllarında Kars’ta THKP-C sempatizanı ola-
rak devrimci mücadeleyle tanışmıştır. 1977 içinde örgütsel ilişki içine girmiş
ve aynı yıl içinde örgüt üyesi olmuştur. İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi ol-
makla birlikte zamanının büyük bir kısmını Kars’taki örgütsel çalışmalarda
geçirmiştir. 1979 yılında bir silahlı çatışmada yaralanması üzerine, bir süre ör-
gütsel çalışmaların dışında kalmışsa da, 1980 ortalarında Kars il yöneticisi ola-
rak atanmıştır. Şubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuş ve 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.

CEMALETTİN DÜVENCİ
1956 Tekirdağ doğumlu olan yoldaş, küçük-köylü bir ailenin oğludur. Ai-
lesinin İstanbul’a taşınmasından sonra, işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Dev-
rimci mücadeleyle ilişkisi, Bakırköy çevresindeki dernekler düzeyinde başla-
mış ve Halkevleri’nde faaliyet sürdürmüştür. 1976’dan itibaren örgütsel ilişki-
ye girmiş ve 1977-78 döneminde Bakırköy çevresinde örgüt üyesi olarak ça-
lışmıştır. 1978 sonrasında profeyonel kadro olarak çalışmıştır. 1980 Nisan ope-
rasyonundan sonra, İstanbul bölgesinin yeniden düzenlenmesinde görev al-
mış ve pragmatik ve sağ-ekonomist sapmaya karşı mücadelede etkin bir rol
üstlenmiştir. Şubat 1981’de, pragmatik sapma içindeki unsurların ihracından
sonra Genel Komite üyesi olmuştur. 15 Mart 1981 günü, Bahçelievler’deki ör-
güt evinin düşman güçlerince kuşatılması üzerine, diğer üç yoldaşıyla birlik-
te silahlı çatışmaya girişmiş ve dört saatlik çatışma sonucunda, diğer üç yol-
daşıyla birlikte şehit düşmüştür.

SÜLEYMAN AYDEMİR
1957 Denizli doğumlu olup, Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne
girdikten sonra, devrimci mücadeleyle tanışmıştır. 1978 sonuna kadar öğren-
ci çevresinde etkili olan DY ilişkileri içinde faaliyette bulunmuş ve DY’ye kar-
şı, aktivizm sloganıyla ortaya çıkan DS ile kısa bir süre ilişkisi olmuştur. DS’nin
öz olarak DY’den farksız olduğunu kendi öz deneyimiyle gören Süleyman yol-
daş, 1979 ortalarında Adana bölgesinde örgüt üyesi olmuş ve 1980’de profes-
yonel kadro olarak çalışmaya başlamıştır. 12 Eylül 1980 tarihinde ihbarcı tu-
tum ve davranışlarından, her türlü uyarıya rağmen vazgeçmeyen bir kişinin
cezalandırılması eylemine katılmış ve eylem sonrası Serdar Soyergin’le bir-
likte düşmanın askeri birlikleri ile giriştiği çatışmada bir yüzbaşıyı öldürmüş-
tür. Bu olaydan sonra İstanbul bölgesinde görevlendirilmiş ve 15 Mart 1981’de
Bahçelievler’deki çatışmada şehit düşmüştür.
36
Mart-Nisan 2008 KURTULUŞ CEPHESİ

http://www.kurtuluscephesi.com
11. Yılında

http://www.kurtuluscephesi.com

  Hit Açılan Sayfa Alınan KB Giriş Yapanlar

1999 1.313.194 336.685 8.086.208 57.961


2000 1.627.782 524.415 11.503.872 98.877
2001 1.898.130 773.205 17.765.678 136.182
2002 2.011.906 754.888 25.280.362 200.289
2003 3.452.082 774.788 32.426.580 356.293
2004 3.765.521 1.124.092 51.541.202 501.325
2005 8.283.931 2.194.187 106.620.473 1.204.881
2006 13.217.544 3.554.709 176.065.325 1.920.326
2007 11.383.055 2.840.839 157.686.968 1.842.320

http://www.kurtuluscephesi.org

Hit Açılan Sayfa Alınan KB Giriş Yapanlar

2002 672.459 129.863 7.565.828 49.058


2003 683.190 196.167 13.213.352 69.435
2004 387.479 252.141 16.598.723 45.165
2005 682.534 405.334 32.427.179 66.646
2006 891.311 566.454 44.671.002 85.137
2007 1.529.372 873.885 70.525.772 148.393
37
KURTULUŞ CEPHESİ Mart-Nisan 2008

En çok alınan pdf dosyaları (2007)


K. Marks: Kapital Cilt: I 76.012
Mahir Çayan: Tüm Yazılar 25.397
Kurtuluş Cephesi: Laiklik ve Şeriatçılık Üzerine 23.099
Kurtuluş Cephesi: Dünyada ve Türkiye’de Ekonomik Bunalım 20.396
G. Politzer: Felsefenin Temel İlkeleri 19.767
F. Engels: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni 13.189
F. Engels: Anti-Dühring 11.996
K. Marks: Kapital Cilt: II 10.062
K. Marks: Kapital Cilt: III 9.701
Lenin: Ne Yapmalı? 8.780
Marks-Engels: Seçme Yapıtlar-II 8.331
Marks-Engels: Seçme Yapıtlar-I 7.749
Kurtuluş Cephesi: Dünyada ve Türkiye’de Ekonomik Bunalım-II 6.868
Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm 5.786
Marighella: Şehir Gerillasının Elkitabı 5.749
Marks-Engels-Lenin: Kadın ve Aile 4.226
THKP-C/HDÖ: Gramsci Üzerine 3.827
P. Baran: Büyümenin Ekonomi Politiği 3.621
THKP-C/HDÖ: Bildiriler 3.686
THKP-C/HDÖ: Eylem Kılavuzu-III 3.485

Alınan .pdf dosyaları


2002 2003 2004 2005 2006 2007
www.kurtuluscephesi.com 23.888 86.644 94.666 204.377 193.827 260.454
www.kurtuluscephesi.org 35.971 85.469 111.802 220.929 325.403 359.875
Toplam 59.859 172.113 206.468 425.306 519.230 620.329

38
ERİŞ YAYINLARI
İnternet Adresi:
www.kurtuluscephesi.com
www.kurtuluscephesi.org
www.kurtuluscephesi.net

E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM I


MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
İLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** TÜRKİYE DEVRİMİNİN ACİL SORUNLARI-I
*** OLİGARŞİ NEDİR?
*** MARKSİZM-LENİNİZM BİR DOGMA DEĞİL, EYLEM KILAVUZUDUR-III
*** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL
*** POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞ STRATEJİSİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** GRAMSCİ ÜZERİNE
*** REVİZYONİZMİN REVİZYONU
*** ULUSAL SORUN ÜZERİNE
*** “BDS”: BİR PRAGMATİK SAPMA
*** “YENİ” OPORTÜNİZM ÜZERİNE
*** ZAFER BİZİM OLACAKTIR! [Ankara Davası Savunması]
*** DEVRİM PROGRAMLARI
*** RUS DEVRİMİNDEN ÇIKAN DERSLER
*** ESKİ BİR GERİLLANIN “EMEK”İ
*** PASS VE “YENİ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIĞI

DEVRİMCİ MARŞLAR VE EZGİLER


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-I]
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM II [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-III]
LAİKLİK VE ŞERİATÇILIK ÜZERİNE [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-II]
TARİHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRİMCİ MÜCADELEDE KADINLAR
“956’nın Kasımında Fidel de içlerinde 82 kişi Granma gemisin-
den denize indi. 956’nın Kasımında Küba kıyılarına sokulan Gran-
ma gemisinden denize inip yarı bellerine kadar suya gömülü ve si-
lahlarını başlarının üstüne tutarak ve ansızın ve bir anda açılan top
ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp ve karanlıkları polis köpek-
leri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak ve sarıldınız tes-
lim olun seslerini ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara ve şeker-
kamışı tarlalarına dalarak ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçları-
nın ardı sıra tepeleri tırmananlar Sierra dağında buluştu.
Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı
Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın kasımında
Fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56’nın
Fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57’nin
Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular
Fidel de içlerinde
Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon
bütün insanlık oldular...”