Vous êtes sur la page 1sur 40

 KURTULUŞ CEPHESİ

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede

Zafer Bizim Olacaktır!

http://www.kurtuluscephesi.com YIL: 18 SAYI: 98 Temmuz-Ağustos 2007

AKP Ezdi Geçti... AKP Açık Ara Birinci...


Üçüncü Halk İhtilâli...
E-Muhtıranın İflası... CHP İkinci Parti Olabildi....
CHP Oylarını Ancak 700 Bin Artırabildi...

“Baskın basanındır”cılar, “Ezber Bozanlar”,


Başkansız Partiler, Partisiz Başkanlar, Sürüden Ayrılamayan Koyunlar:
Bilcümle Legalizmin Sefaleti

Türkiye
Tarihinden

Bu Halkı Anlamak
Ne Kadar Zor?

Sınıflar ve Partiler

Yardım Paketleri, Büfeci İslam,


Bakkal Solu!

Seçim Ekonomisi,
Popülizm ve Devrim

Peki!
Ne Olacak Şimdi?
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

AKP EZDİ GEÇTİ...


22 Temmuz seçimlerinin AKP AÇIK ARA BİRİNCİ...
sayısal verileri ile ÜÇÜNCÜ HALK İHTİLÂLİ...
siyasal sonuçlarının E-MUHTIRANIN İFLASI...

3
genel bir değerlendirmesi. CHP İKİNCİ PARTİ OLABİLDİ...
CHP OYLARINI ANCAK 700 BİN ARTIRABİLDİ...

“BASKIN BASANINDIR”CILAR ,
Tüm varlıklarını düzenin oyun kurallarına “EZBER BOZANLAR”,
tabi olarak sürdüren legalistlerin ve Çetin BAŞKANSIZ PARTİLER,
Altanlaştıramadıklarımızın seçim PARTİSİZ BAŞKANLAR,

8
“başarıları”(!) üzerine. SÜRÜDEN AYRILAMAYAN KOYUNLAR:
BİLCÜMLE LEGALİZMİN SEFALETİ

1950-77 dönemindeki
genel seçim sonuçlarının TÜRKİYE
genel tablosu. 12 TARİHİNDEN

22 Temmuz seçim sonuçları


çerçevesinde ülkedeki
yakın dönemdeki siyasal BU HALKI ANLAMAK
NE KADAR
gelişmelerin ve sonuçlarının
genel bir irdelenmesi. 14 ZOR?

Toplumu oluşturan sınıflar


ve sınıfsal ilişkiler ile siyasal partilerin SINIFLAR VE
sınıflar karşısındaki konumunun tahlili.
21 PARTİLER

22 Temmuz seçimlerinde AKP belediye-


leri ve valilikler tarafından dağıtılan YARDIM PAKETLERİ,
BÜFECİ İSLAM,
28
"yardım paketleri"nin nasıl finanse
edildiiğine ilişkin bir yazı. BAKKAL SOLU!

SEÇİM EKONOMİSİ,
Seçim ekonomisi hurafesi, popülizm, POPÜLİZM VE
"adam satın alma" politikaları
ve devrim. 31 DEVRİM

Seçimler sonrasında PEKİ!


olası siyasal gelişmelere ilişkin NE OLACAK
bir değerlendirme. 35 ŞİMDİ?

KURTULUŞ CEPHESİ İnternet Adresi:


SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür http://www.kurtuluscephesi.com
Yazışma Adresi: http://www.kurtuluscephesi.org
Postfach 1414 E-Posta Adresi:
55504 Bad Kreuznach / Deutschland kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayı İLKER Matbaası’nda basılmıştır. Baskı Tarihi: 3 Ağustos 2007


Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

AKP Ezdi Geçti...


AKP Açık Ara Birinci...
Üçüncü Halk İhtilâli...
E-Muhtıranın İflası...
CHP İkinci Parti Olabildi....
CHP Oylarını Ancak 700 Bin Artırabildi...

“Ve 22 Temmuz akşamı tüm propagandistler, televizyonların karşısına ge-


çerek, ‘sol partilerin toplam oyu’na pür dikkat kesilerek seçim sonuçlarını izle-
meye koyulacaklardır. CHP-DSP ittifakı oluştuğu için de, toplamada fazlaca zor-
lanmayacakları da kesindir.
Eğer AKP oyları düşer, MHP ‘beklenilen’ oy oranına erişemez, ‘medya’ des-
tekli Ağar-Mumcu ikilisinin oyları %15’de kalır, DTP 35-40 ‘bağımsız aday’ını
meclise sokar ve nihayetinde ‘sol oylar’, yani CHP’nin oyları yükselmiş olursa,
pazartesi günü büyük bir moralle sokağa çıkılacaktır. Böylece şeriatçılık ve fa-
şist tırmanış tehlikesi önlenmiş, ‘sanal muhtıranın’ maddi-somut askeri darbe-
ye dönüşme olasılığının sona ermiş olmasının huzur ve rahatlığı egemen ola-
caktır.
Yok eğer seçim sonuçları ters yönde olursa, ‘sol oylar’ beklenen artışı gös-
termez, MHP’nin oyları artar, AKP %30’lar düzeyinde oy alırsa, teselli DTP’nin
35-40 ‘bağımsız aday’ının meclise girmesinde aranacaktır.”
(Kurtuluş Cephesi, “Seçimler ve Devrimciler”, Sayı: 97.)

İstenmeyen, istenmediği için de beklenil- İstenilen, istenildiği için de beklenilen ol-


meyen oldu. AKP %46,5 oy oranıyla “açık madı.
ara” birinci parti olarak seçimlerin “galibi” DTP’liler “beklenen” sayıya ulaşamadı,
olurken, “istenmediği için beklenilmeyen” “Baskın basanındır” gerçekleşmedi, CHP’nin
oldu. oyları ancak 700 bin artabildi.
“Medyatik” söylemle MHP beklenilen oyu AKP’nin oylarının %46,5’e yükselmesi,
alamadı, DTP’li “bağımsızlar”ın sayısı 24’ de tüm “beklentileri” sildi süpürdü. İnsanlar
kaldı, Baskın “hoca” seçilemedi, CHP’nin oy- “şok” oldu. “Teselli” hiçbir yerde bulunama-
ları “beklenildiği kadar” artmadı. Amiyane dı.
tabirle herkes “boyunun ölçüsünü aldı”. Ve her zaman olduğu gibi CHP’nin “müz-
Boyu kısaların (kısa boyluların) pek sevil- min muhalifleri” sonuçların faturasını Deniz
mediği bir ülkede, ister istemez “boyunun Baykal’a kesmek için hemen harekete geç-
ölçüsü” kısa çıkanlar seçim sonuçlarından ti.
“mutlu” olmadılar. Böylece CHP’nin “müzmin muhalifleri”
“Mutlu olmayan”lar ise, kendilerini “sol- ve “metroseksüel” Mustafa Sarıgül sayesinde
cu” olarak tanımlayanlar oldu. Sadece “mut- yeni “teselli” kaynağı bulundu. “Ah Baykal,
suz” olmakla kalmadılar, aynı zamanda “ki- ah”lı yakınmalarla seçim sonuçlarının “kişi-
şisel bozgun” yaşadılar. sel bozgunu” aşılmaya çalışıldı.
“Cumhuriyet mitingleri”nin büyüttüğü “Bizim sol”, “öteki sol”, “marjinal sol”,
“umut”un sandıktan çıkmadığını gören her “sosyalist sol”, her türden ve cinsten legalist-
“solcu”, “mutsuz” ve “kişisel bozgun” havası ler bu “kişisel bozgun” havasında “mutsuz”
içinde 23 Temmuzu karşıladı. oldular. 
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

2004 2002/2007 2004/2007


2002 2007
(Yerel Seçim) Fark Fark
Seçmen Sayısı 41.407.027 43.552.931 42.571.284 1.164.257 -981.648
Kullanılan Oy 32.768.161 33.211.457 35.828.274 3.060.113 2.616.817
Geçerli Oy 31.528.783 32.268.496 34.822.907 3.294.124 2.554.411
Katılım Oranı (%) 79,14  76,25 84,16 5,02 7,91

Seçmen
  Artış Miktarı Kullanılan Oy
Sayısı
1977 21.207.303 4.409.139 15.358.210
1983 19.767.366 -1.439.937 18.238.362
1987 26.376.926 6.609.560 24.603.541
1991 29.979.123 3.602.197 25.157.089
1995 34.155.981 4.176.858 29.101.469
1999 37.495.217 3.339.236 32.656.070
2002 41.407.027 3.911.810 32.768.161
2004* 43.552.931 2.145.904 33.211.457
2007 (TÜİK) 41.465.000 -2.087.931  -
2007 42.571.284 -981.648 34.828.274
* 25 Mart Yerel Seçimi

Oysa ki, 22 Temmuz seçimlerinde, isten- bir aldatmaca olduğunu düşünen, oy pusula-
mese de “beklenilmesi gereken” sonuçlar ları değiştirilerek sonuçların “manipüle” edil-
ortaya çıktı. diğini düşünenler için ise, seçmen sayısında-
Kesin sonuçlara göre, 22 Temmuzda se- ki bu artış pek fazla “mantıkla” izah edilebilir
çime katılım oranı ve kullanılan oyların yer değildir.
aldığı yukardaki tabloda görüldüğü gibi, 2002 Yine de 1999 seçimlerinde oy pusulaları-
seçimine göre seçmen sayısı bir milyon ka- nın çöp kutularında bulunması üzerine B.
dar artarken, kullanılan oy sayısı üç milyon Ecevit’in “sonucu değiştirecek miktarda de-
artmıştır. 2004 yerel seçimlerine göre ise, ğil” dediğini anımsayanlar, seçmen sayısında-
seçmen sayısı bir milyon kadar azalırken, ki bu “artış” karşısında AKP’nin “ezici zafe-
kullanılan oy ikibuçuk milyon artmıştır. ri”nin gölgelenemeyeceğine hükmedecek-
Oysa seçim öncesinde TÜİK’in “resmi” lerdir.
açıklamasında, 2004 yerel seçimlerine göre Söz konusu olan 1.106.283 seçmendir.
22 Temmuz seçimlerindeki seçmen sayısı Toplam seçmen sayısına oranı %3’tür. Bu
iki milyon (2.087.931) azalış gösterirken, oran “ihmal edilebilir bir küsurat” olarak ka-
seçmen sayısındaki azalış bir milyon (981. bul edilebilir! Ama AKP’nin çıkardığı her mil-
648) olmuştur. Diğer bir ifadeyle, seçim ön- letvekilinin 47 bin oyla seçildiği gözönüne
cesinde açıklanan seçmen sayısı ile seçim alınırsa, bu “küsurat”, yaklaşık yirmi millet-
sonrasında açıklanan seçmen sayısı arasında vekilliğine denk düşmektedir.
1.106.283 fark ortaya çıkmıştır. 2002 seçimlerinde seçmen sayısındaki
Bu sonuçlara bakarak, 22 Temmuz se- dört milyona yakın artış nasıl “mantıkla” izah
çimlerine ilişkin bir saptama yapılabilir: Seç- edilmeye muhtaç ise, bu seçimlerde TÜİK’in
men listeleri askıya çıktıktan sonraki iki ay resmi açıklamasına göre seçmen sayısının
içinde listelerde adı yer almayan bir milyon iki ay içinde bir milyon artışı da “mantıkla”
“seçmen” kaydını yaptırmıştır! izah edilmeye muhtaçtır.
“Demokrasiye bağlılığı”yla övünenler Şüphesiz hiç bir kurum ve kişi bu duru-
için, “seçmen”in böylesine “duyarlı ve de- mu “mantıkla izah” edemeyecektir. Yapıla-
mokratik hakkına sahip çıkan” bu tutumu, bilecek tek açıklama, devletin resmi istatis-
“göz yaşartıcı” ve “demokrasimiz” açısından tik kurumunun verilerinin güvenilmez oldu-
“umut verici”dir! ğudur. Resmi verilerin güvenilmez olduğu
 “Demokrasiye bağlı olmayan”, seçimlerin bir ortamda da, “beklenilen” ile “gerçekle-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Oy Oy Oy
2004’e göre
2002 Oranı 2004 Oranı 2007 Oranı
fark
% % %
AKP 10.808.229 34,28 13.447.287 41,67 16.198.597 46,52 2.751.310
CHP 6.113.352 19,39 5.882.810 18,23 7.277.553 20,90 1.394.743
MHP 2.635.787 8,36 3.372.249 10,45 4.968.452 14,27 1.596.203
DYP (DP) 3.008.942 9,54 3.216.213 9,97 1.892.686 5,44 -1.323.527
GP 2.285.598 7,25 839.856 2,60 1.059.679 3,04 219.823
SP 785.489 2,49 1.297.681 4,02 813.505 2,34 -484.176
ANAP 1.618.465 5,13 807.761 2,50 - - -807.761
DSP 384.009 1,22 683.266 2,12 - - -683.266
BBP 322.093 1,02 374.125 1,16 - - -374.125
SHP/DEHAP/DTP 1.960.660 6,22 1.662.280 5,15 1.334.518 3,83 -327.762

Oy Oranı Oy Oranı Oy Oranı 2004’e


2002 2004 2007
% % % göre fark
AKP 10.808.229 34,28 13.447.287 41,67 16.198.597 46,52 2.718.944
ANAP+DYP 4.627.407 14,67 4.023.974 12,47 1.892.686 5,44 -2.131.288
SP 785.489 2,49 1.297.681 4,02 813.505 2,34 -484.176
ANAP+DYP+SP 5.412.896 17,16 5.321.655 16,49 2.706.191 7,78 -2.615.464
MHP+BBP 2.957.880 9,38 3.746.374 11,61 4.968.452 14,27 1.222.078
CHP+DSP 6.497.361 20,61 6.566.076 20,35 7.277.553 20,90 711.477

2002 2004 2007 2002’ye 2004’e


Oy Oranı % Oy Oranı % Oy Oranı % göre fark göre fark
AKP 34,28 41,67 46,52 12,21 4,85
ANAP+DYP+SP 17,16 16,49 7,78 -9,38 -8,71
MHP+BBP 9,38 11,61 14,27 4,9 2,66
GP 7,25 2,6 3,04 -4,21 0,44
“Sağ” Partiler Toplamı 68,07 72,37 71,61 3,54 -0,76
CHP+DSP 20,61 20,35 20,90 0,29 0,55

şen” arasında büyük bir farkın ortaya çıkma- ları 1,2 milyon artmıştır. Eğer ortada bir “halk
sı da kaçınılmazdır. teveccühü”nden söz edilebilecekse, bu CHP
Gelelim AKP’nin “silip süpürdüğü”, “ezici ve MHP için geçerlidir.
zafer” kazandığı “üçüncü halk ihtilali”nin Akşam gazetesinin manşetiyle “üçüncü
(Akşam, 23 Temmuz 2007) sonuçlarına: halk ihtilali” tümüyle sağ parti seçmenlerinin
22 Temmuz seçim sonuçlarına göre, AKP, oylarını AKP’de toplamalarının bir sonucudur.
oylarını 2,7 milyon artırarak %46,5 oranında Güler Sabancı’nın sözüyle “AKP merkez par-
oy almıştır. “Demokrasi inancı” güçlü olanlar tisi olmuştur”.
için AKP’nin bu oy ve oy oranı, “halkın sağ- Oy oranlarına bakıldığında, 2004 yerel se-
duyusu” olduğu kadar, “halkın muhtırası”dır çimlerinde “büyük” sağ partilerin toplam oy-
da. “Halk” AKP’ye “teveccüh” etmiştir! Bu ları belirgin bir biçimde artmıştır. 2002 se-
da “halkın” ne kadar “istikrar” yanlısı oldu- çimlerinde değişik “sağ” partilere dağılmış
ğunun bir göstergesidir! olan “sağ seçmen”, 2004’de “büyük sağ par-
Yukardaki ikinci tabloya baktığımızda, tiler”de toplanırken, 2007 seçimlerinde bu
“halk”ın AKP’ye olan bu “teveccühü”nün, süreç duraksamıştır. Bir bakıma “sağ”, 2004
ANAP-DYP ve SP’nin oylarında meydana ge- yerel seçimlerinde ulaşabileceği en üst oy
len kaymalardan başka bir şey olmadığı oranına ulaşmıştır. Bu tablo ise, 1950 seçim-
açıkça görülür. Oysa 22 Temmuz seçimlerin- lerinden günümüze kadar “gelenekselleşmiş
de CHP’nin oyları yediyüz bin, MHP’nin oy- sağ-sol oylar”ın tipik oranı olan %70-30 ora- 
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

nından başka bir şey değildir. şullarında sömürücü sınıflar arasında


Evet, çok iddialı “solcu” söylemin diliyle gerçekleştirdiği ve temel olarak ken-
ifade edersek, 22 Temmuz seçimlerinde “ez- disinin hegemonyasına dayanan ‘uz-
ber” bozulmamıştır. Ancak “sağ seçmen”, laşma’, 1994 yılındaki gelişmelerle,
2002 seçimlerinden itibaren artan oranda hemen hemen dağılmıştır. Ve siyasal
tek partide (AKP) oylarını birleştirmiştir. planda karşı karşıya olduğu somut so-
Seçimin bu sonucunda en etkin olan ise, run da bu olmaktadır. Ama geçmiş
Erkan Mumcu’nun Mehmet Ağar’a attığı “ka- dönemden farklı olarak, sömürücü sı-
zık”tır. Bu “kazık” sonucunda, ANAP-DYP oy- nıf ve tabakalar, kendi içlerinde par-
ları büyük oranda AKP’ye ve daha az bir ora- çalanmış durumdadır ve oligarşinin
nı da MHP’ye gitmiştir. (özellikle de tekelci sanayi burjuvazi-
CHP ise, 22 Temmuz seçimlerinde “iste- sinin) etrafında yeni bir ‘uzlaşma’ya
nen ve beklenen” oy artışını sağlayamamış- yönelmeleri çok daha zordur.
tır. Oylarındaki artış (DSP dahil) , nicelik ola- ... bugün oligarşinin karşı karşıya
rak yediyüz bin, oransal olarak %055 olmuş- olduğu sorun, sömürücü sınıflar ara-
tur. sındaki ‘12 Eylül uzlaşması’nın sona
22 Temmuz seçimlerinin genel tablosun- ermiş olmasıdır. Ancak yeni bir ‘uz-
dan çıkan özet ise, “sağ seçmen”in oylarını laşma’, aynı zamanda, bu sınıfların
AKP’de topladığı, ancak sağ seçmen oyları- kendi içlerindeki parçalanma ve bö-
nın genel oylar içindeki oranının aynı kaldı- lünmelerin boyutları nedeniyle kolay-
ğıdır. Dolayısıyla “sağ”, ulaşabileceği “gele- ca kurulabilir nitelikte değildir. Bu bö-
neksel” sınıra ulaşmıştır. lünmenin en yoğun bulunduğu kesim
“Sağ” oyların AKP’de toplanmasında Er- ise, oligarşi dışındaki sömürücü sınıf-
kan Mumcu “olayı”nın belirgin bir etkisi ol- lardır ve özellikle tekelleşememiş sa-
duğu da tartışmasız bir gerçektir. Mehmet nayi burjuvazisi içindeki parçalanma
Ağar’ın DYP-DP’si “beklenen” oyu alamamış- ve içsel ittifak girişimleridir. İşte bu
tır. Bir bakıma “sağ seçmen” açısından AKP parçalanma ve girişimler, günümüz-
“alternatifsiz tek sağ parti” konumuna gel- deki tüm düzen sınırları içindeki si-
miş, dolayısıyla da oylar AKP’de toplanmış- yasal ilişkilerin temelini oluşturmak-
tır. tadır. Bu parçalanma ve içsel ittifak
Tüm “seçim anketleri”nin (Tarhan Er- girişimleri tam olarak tahlil edilme-
dem’in “son saniye” anketi hariç) yanlış çık- den, olayların kavranılabilmesi ola-
masına yol açan da DYP-DP’nin “beklenen” naksızdır.”
oyu alamamasından kaynaklanmıştır. Ancak Evet, sömürücü sınıflar arasındaki bölün-
Erkan Mumcu “olayı” olmasaydı bile, “sağ” melerin siyasal yansısı 22 Temmuz seçimle-
oyların, 2004 yerel seçimlerinde olduğu gibi, riyle ortadan kalkmıştır. İrili-ufaklı “sağ” par-
büyük ölçüde yine AKP’de toplanacağı da tilerin oyları AKP’de toplanırken, MHP, “mer-
açıktır. kez sağ” seçmen açısından “milliyetçiliğin
Böylece 1969 yılında Demirel’in AP’sinde tek adresi” olarak ortaya çıkmıştır.
başlayan, 1984 seçimlerinde “dört eğilimi Son yirmi beş yılın seçim sonuçlarının
birleştirdik” diye ortaya çıkan Özal’la kısmen gösterdiği ikinci olgu ise, “sol” partilerin oy-
durulan, 1991 seçimlerinde yeniden ortaya larının 2002 seçimlerinde bariz bir biçimde
çıkan ve nihayetinde 1994 Şubat kriziyle kes- düştüğü ve bu düşüşün 2007 seçimlerinde
kinleşen “sağdaki bölünme”, 2002 ve 2007 “onaylandığı”dır.
seçimleriyle birlikte büyük ölçüde ortadan “Sol parti” oylarındaki bu düşüşte Uzan’ın
kalkmıştır. (Ancak bu bittiği anlamına gel- GP’sinin özel bir yeri olduğu da açıktır. An-
memektedir.) cak 2002 seçimlerinde GP’ye yönelmiş gö-
Bu durumu 1995 seçimleri sonrasında rünen “sol seçmen” (İzmir’de GP’nin aldığı
Kurtuluş Cephesi’nin 27. sayısında şöyle ifa- %18 oy tipiktir), beş yıl içinde “sağcılaşarak”
de etmiştik: AKP ve MHP’ye yönelmiştir.
“1995 Türkiyesinde oligarşinin kar- Yine son yirmi beş yılın seçim sonuçları-
şı karşıya bulunduğu sorunlar, hemen nın “sol” açısından gösterdiği diğer bir olgu,
her dönemde karşısında olan sorun- “globalizm” ve “AB yandaşlığı”yla solda or-
 larla bir ve aynıdır. Ancak 12 Eylül ko- taya çıkan “neo-liberalizm” rüzgarının bir bö-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

1994 1999 2004


1983 1987   1991 (Yerel 1995 1999 (Yerel 2002 (Yerel 2007
Seçim) Seçim) Seçim)
ANAP 45,1 36,3 24,0 21,8 19,7 13,2 15,0 5,1 2,5 -
DYP - 19,2 27,0 15,9 19,2 12,0 13,2 9,5 9,9 5,4
RP (FP-SP) - 7,2 17,0 22,4 21,4 15,4 16,5 2,5 4,0 2,3
AKP - - - - - - - 34,3 41,7 46,5
MHP - 2,9 -* 4,5 8,2 18,0 17,2 8,4 10,5 14,3
MDP 23,3 - - - - - - - - -
GP - - - - - - - 7,3 2,6 3,0
“Sağ” Partiler 68,4 65,6 68,0 64,6 68,5 58,6 61,9 67,1 68,6 71,5
SHP 30,6 24,7 20,8 19,7 - - - - - -
CHP - - - 2,9 10,7 8,7 11,0 19,5 18,2 20,9
DSP - 8,5 10,8 11,2 14,6 22,2 18,7 1,2 2.1 -
DEP (HADEP) - - -* - 4,2 4,8 3,5 6,2 5,2 3,8
“Sol” Partiler 30,6 33,2 31,6 33,8 29,5 35,7 33,2 26,9 25,8 24,7
Toplam 100 98,8 99,6 98,4 98 94,3 95,1 94,0 94,4 96,2
* MHP (MÇP) RP listelerinden, DEP SHP listelerinden seçime girmiştir.

lüm “sol seçmen”i AKP saflarına yönelttiği- edilen CHP’ye oy verilmesine ilişkin “aile içi
dir. “Cumhuriyet mitingleri” “sol seçmen”i tartışmalar” “geleneksel sol” seçmenin apo-
CHP’de, dolayısıyla “sol”da tutmaya hizmet litik çocuklarının içinde bulunduğu durumu
etmiş, ancak “neo-liberal” rüzgarla “serbest göstermesi açısından öğreticidir. Yıllarca
piyasa ekonomisi” yandaşı olmuş “sol seç- “solcu” ana-babalar tarafından apolitikleşti-
meni” geriye getirememiştir. Bu da, “neo-li- rilmiş “solcu aile” çocukları “neo-liberal sol-
beral sol”un “geleneksel sol”dan tümüyle cu” olarak seçimde yer almışlardır.
koptuğu anlamına gelmektedir. (Teorik ifa- 22 Temmuz seçimlerinden çıkartılabile-
deyle, küçük-burjuvazinin sağ ve orta kana- cek tek sonuç, kitleler apolitikleştiği oranda
dında yer alan “sol seçmen”, AKP aracılığıy- “sol”un gerilediği ve etkisizleştiğidir. 12 Ey-
la oligarşik düzene tümüyle entegre olmuş lül sonrasında SHP’nin üstlendiği “depoliti-
durumdadır.) zasyon” politikaları CHP tarafından özenle
“Geleneksel sol”da ortaya çıkan bu tab- korunmuş ve bugüne gelinmiştir. Ecevit’in
lonun oluşumunda “medya”nın, özel olarak 1978’de söylediği “ikinci Kerenski olmaya-
da TMSF’nin elinde tuttuğu “medya”nın et- cağım” sözünde ifadesini bulan bu “depoli-
kisi olduğu şüphesizdir. Ancak “sol” oylarda tizasyon” politikası, sözcüğün tam ve gerçek
görülen azalışın en temel nedeni, yirmi beş anlamıyla “sol” kitlenin politize olmasını en-
yıldır süre giden depolitizasyondur. 2002 se- gellemek ve devrimci mücadeleye kanalize
çimleri “12 Eylül” kuşağının ilk seçimi ola- olmalarının önüne geçmektir. Başarılan tek
rak “sol oylar”ın azalışında etkin olmuştur. şey de budur.
22 Temmuz seçimi öncesinde sıkça sözü


KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

“Baskın basanındır”cılar ,
“Ezber Bozanlar”,
Başkansız Partiler,
Partisiz Başkanlar,
Sürüden Ayrılamayan Koyunlar:
Bilcümle Legalizmin Sefaleti

SEÇİMDEN ÖNCE

“Peki sizce bu iş tamam mı; seçilmeniz için gereken yaklaşık 65 bin oy cepte
mi?
– Bizim kurmayların söylediği ve benim görebildiğim kadarıyla büyük harflerle
EVET!”
***
Baskın Oran’ın seçim ekibi, partilerin değme seçim organizasyonlarına bile taş çı-
karıyor. Gönüllülüğün esas olduğu şema şöyle:
Kurmaylar: Ahmet İnsel, Seyfettin Gürsel, Aydın Engin, Melek Taylan, Osman Ka-
vala, Feza Kürkçüoğlu. Bu ekip için Oran, “Beni yaratanlar” diyor.
Lojistik: Nesteren Davutoğlu, Necla Zarakol, Hülya Demir, Güldal Kızıldemir, Meh-
met Ural. Hoca’nın tüm iletişim gücünü bir aydır bu ekip sağlıyor.
Kanaat Önderleri: Muhtarlar ve mahallelerdeki dernek başkanları.” (Milliyet, 25 Ha-
ziran 2007.)
***
Sezen Aksu’dan Baskın Oran’a Destek
İstanbul  konserlerinin sonuncusunu 1 Temmuz Pazar akşamı Açık Hava Tiyatro-
su’nda gerçekleştiren Sezen Aksu, ... konserin ikinci yarısında sahneden inip halkın
arasına karışan Sezen Aksu, Baskın Oran ve eşini görünce yanlarına gelip her ikisi-
ni de öptü.
Sezen Aksu’nun ‘Hepimiz arkanızdayız hocam!’ sözleri üzerine iğne atsan yere
düşmeyecek Açık Hava Tiyatrosu’ndan büyük bir alkış yükseldi. (Baskın Oran’ın in-
ternet seçim “bürosu”nun açıklaması.)
***
“Bağımsıza Baraj Yok, Oyunuz Boşa Gitmez” (Baskın Oran’ın seçim sloganı)

“Yurtsever Cepheli emekçi kadınlar bu seçim dönemini oldukça yoğun bir o kadar
da verimli geçirdiklerini söylüyor ve ekliyorlar ‘çünkü her emekçi evinde en az bir emek-
çi kadın var!’ Kadınlarla kurulan iletişimin hem gerçekleri dobra dobra tartışmayı, hem
emekçilerin vicdanında yer edinebilmeyi sağladığını vurguluyorlar. Emekçi kadınların
çalışmalarını izlediğimiz birkaç günde edindiğimiz izlenim de aynı yönde: Emekçi ka-
dınlar yüreklerini bir yana koyup konuşmayı pek beceremiyor. İş samimiyete, bu ül-
kenin ve evlatlarının geleceğine geldiğinde TKP’ye yüklenen anlam biraz daha artı-
yor. Güven arttıkça TKP’nin broşürleri, filmleri, bildirileri, bildirgeleri elden ele, evden
eve yayılıyor. Eşitliğin ve özgürlüğün sesi, kulaktan kulağa yayılıyor...
Batıkent’te seçim çalışması yürüten ablalardan biri ‘Boş vaatlerle kulak dolduran,
 emekçilerin ellerindeki mührü rüşvetle satın almak için cirit atan, servet harcayan,
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

medya tekellerine sırtını dayıyan düzen partilerine inat, 23 Temmuz Yurtsever Cep-
heli emekçi kadınlar için yeni bir güç ve örgütlülükle yola devam edilecek güzel bir
gün olacak...’ diyor sohbetimiz sonlanırken. (18 Temmuz 2007, “Sol”, SİP-TKP’nin sa-
nal gazetesi.)
***
“Sürüden Ayrılma Zamanı” (SİP-TKP’sinin seçim sloganı)

“Biz, Ezilenlerin Sosyalist Platformu olarak, tüm düzen partilerinin karşısına ba-
ğımsız devrimci sosyalist adaylarla çıkıyoruz. Egemenlerin iki cephesinin karşısına
üçüncü bir cepheyi dikmek için mücadele ediyoruz. Emekçilerin, halkların üçüncü cep-
hesini sokakta örmek için, askeri darbecileri kitlelerin mücadelesiyle püskürtmek için
seçimlerde yer alıyoruz.
Biz dünyada cenneti kurmak için mücadele ediyoruz. Yalan düzeninin ölüm çan-
larıyız biz! Şeyh Bedrettin’lerin, Celali’lerin, Çakıcı Mehmet Efe’lerin, Atçalı Kel Meh-
met’lerin, demirci Kawa’nın, Seyit Rıza’ların, Nazım Hikmet’lerin, Deniz Gezmiş, Ma-
hir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’ların mirasçısıyız. Arkamızda medya tekelleri de-
ğil, ezilenler var! Biz ezilenler milyonlarcayız, haklıyız, biz kazanacağız.” (ESP Seçim
“Deklarasyonu”, 11 Haziran 2007.)

“Küçükçekmece’de yaygın seçim çalışması...


Son iki haftadır yoğunlaştığımız seçim çalışmalarımıza tüm hızıyla devam ediyo-
ruz. Bir yandan mahalle halkına düzen partilerinin teşhirini yaparken diğer yandan kit-
le çalışmalarımızı güçlendiriyoruz. Bildirge dağıtımları, gazete kullanımlarının yanın-
da düzenlediğimiz etkinliklere devam ediyoruz.
İnönü Mahallesi’nde ise geçtiğimiz hafta başlattığımız açık hava film gösterimleri,
ikinci haftasında daha planlı ve örgütlü bir tarzda gerçekleşti, ‘Dondurmam gaymak’
adlı filmin gösterimine yaklaşık 150 kişi katıldı. Film perdesinin yanına ‘Düzen parti-
lerine verilecek oyumuz yok, sorulacak hesabımız var’ ve ‘Uyuşturucuya ve yozlaş-
maya teslim olmayacağız!‘ şiarlı pankartlarımızı astık.” (Kızıl Bayrak, 20 Temmuz
2007.)

SEÇİMDEN SONRA

“Evet, sel gitti, geriye çok zengin, çok değerli bir çok şey kaldı. Yepyeni bir dene-
yim, yeni ilişkiler, yeni sözler, önümüzde açılan yeni imkânlar... Bu yolda devam ede-
ceğiz!”
Baskın Oran’ı seçtirememiş olmak, sadece seçtirememek değil, alınan sonucun
geçerli oyların % 2’sinde kalması insanda doğal olarak büyük bir üzüntü yaratıyor. İs-
tanbul 2. Seçim Çevresinde iki bağımsız adayın birden seçilmesinin mümkün olma-
dığını başından beri bilenler için, asıl üzücü olan Baskın Oran’a verilen oyların 31 bin-
de kalmasıdır. Bunun neden böyle olduğu üzerinde önümüzdeki dönemde hepimiz
epey düşüneceğiz.
Tam da öngördüğümüz gibi, seçilme şansı olan tek bağımsız adayın seçimlere
katıldığı İstanbul 1. ve 3. Seçim Çevrelerinde, Ufuk Uras ve Sabahat Tuncel seçildi-
ler. Seçilmeleri, bu seçim çevrelerindeki bağımsız sol aday girişimleri için büyük bir
başarıdır. Hepimiz için mutluluk kaynağıdır.” (Ahmet İnsel)

“TKP seçimlere bu sıkıntıları bilerek ve tam da söz konusu kuşatmayı, temsili de


olsa, kırmayı hedef alarak girmiştir.
Bu hedefin çok uzağında kaldığımız açıktır.
TKPi 2002 seçimlerine göre oy sayısını biraz, oy oranını ise ihmal edilebilir bir de-
ğerde arttırmış, 2004 yerel seçimlerindeki il genel meclisi oylarında ise hem sayısal
hem oransal hafif bir gerileme kaydetmiştir. TKP halkımızın kuşatılan umudunu öz-
gürleştirememiş, seçimlerden emekçi ve yurtsever hareketin güven tazelemesi sonu-
cunu elde edememiştir. 
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

Ancak TKP seçimlerde yetersiz sonuç aldığında dünyası yıkılacak bir parti değil-
dir. Yurtsever Cephe sonuç olumlu çıkmayınca emperyalizme karşı emekçilerin mü-
cadelesini örgütlemekte tereddüt geçirecek bir yapı değildir.” (23 Temmuz 2007-T“K”P
Siyasi Komite)

“YSK’nın geçici sonuçlarına göre; ESP’nin desteklediği bağımsız sosyalist millet-


vekili adayları toplam 3 bine yakın oy aldılar.
ESP’nin desteklediği bağımsız sosyalist adaylar 8 seçim bölgesinde toplamda 2
bin 753 oy almış oldular.
ESP, DTP’li adaylara da katkı sundu
Öte yandan ESP’nin desteklediği Hatay Bağımsız Ortak Sol Milletvekili Adayı Ber-
kat Kar 11 bin 499 oy aldı. ESP, Hatay’ın yanı sıra Antep, Malatya, İstanbul 3. Bölge,
İzmir 2. Bölge, Ankara 2. Bölge, Diyarbakır, Maraş ve Dersim’de de DTP’li bağımsız
milletvekili adaylarına katkılar sundu.” (ESP Açıklaması, 24 Temmuz 2007.)

2002 2004 2007


Oy % Oy % Oy %
İP 159.843 0,51 79.774 0,25 127.042 0,36
SİP-TKP 59.180 0,19 85.178 0,26 78.847 0,23
ÖDP 106.023 0,34 12.379 0,04 51.001 0,15
EP - - 18.695 0,06 25.770 0,07
ESP-Atılım* 2.753 -
BDSP-Kızıl Bayrak* 908 -

Geçerli Oy ÖDP SİP-TKP ESP BDSP EP


Adana 910.856 1.547 1.753 474 97 -
Ankara 1. Bölge 1.273.370 2.140 2.942 186 - -
Ankara 2. Bölge 1.169.557 1.872 2.259 - 111 -
Bursa 1.304.381 2.384 2.449 220 51 -
Eskişehir 434.370 703 647 243 - 1.028
İstanbul 1. Bölge 2.117.010 - 4.956 1.170 90 -
İstanbul 2. Bölge 1.640.773 - 3.727 213 83 -
İstanbul 3. Bölge 1.972.102 - 4.473 - 162 -
İzmir 1. Bölge 1.048.626 2.332 2.300 183 91 -
İzmir 2. Bölge 1.026.512 2.631 2.646 - 223 -
Mersin 789.386 1.278 1.506 64 - -
Toplam 13.686.943 14.487 29.658 2.753 908

Seçim bitti. Takke düştü, kel (bir kez da- Eski islamcı Ahmet Hakan’ın sözleriyle,
ha) göründü. “Sosyalistlerin, Birikim’cilerin, Cihangir’in,
Legalistler, burjuvazinin oyun kurallarını Radikal İki okurlarının, Açık Radyo sponsor-
kabul ederek “sosyalizm” kurmaya kalkışan- larının, İletişim Yayınları’nın, baldırı çıplakla-
lar, bir kez daha “binde”, “on binde” ve “yüz rın, Bodrum’u ilk keşfeden solcuların, ÖDP-
binde”lerle hesaplanan oylarla seçimden ’nin, azınlıkların, Bilgi Üniversitesi dostları-
çıktılar. nın, türbanıyla üniversiteye girmek isteyen
kızların, Alaçatı tiryakilerinin, ‘Orhan Pamuk
* “Utangaç legalistler”e, Atılım ve Kızıl Bayrak çevre- sen bizim her şeyimizsin’ havasında olanla-
lerine haksızlık yapmak istemeyiz. Atılım (ESP) ve Kı- rın, Murat Belge’nin, ‘Baykal solu temsil ede-
zıl Bayrak (BDSP) sekiz bölgede “bağımsız sosyalist mez’ diyenlerin, eşcinsellerin, Murathan’ın,
aday”la seçime katılmıştır. Dolayısıyla ülke çapında se-
çime katılan partilerin aldıkları oy ve oy oranlarıyla kı-
Birgün Gazetesi’yle dayanışanların, ‘Hepimiz
yaslanamaz. Bu nedenle legalistlerin ve legalize olan- Ermeni’yiz’ sloganını icat edenlerin, Bilsak
10 ların oylarını ayrı bir tabloda gösteriyoruz. Beşinci Kat’ın, Müjde Ar’ın bir milletvekili
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

adayı Prof. Baskın Oran”* İstanbul 2. bölge- rın, Çetin Altanlaştıramadıklarımızın elde et-
de DTP’nin adayı (Doğan Erbaş/45.911) kar- tiği sonuçlar üzerine yorum yapmak gerek-
şısında 31.100 bin oy alabildi. Böylece “ba- sizdir.
ğımsız sol aday” projesi, halk diliyle söyler- Bilinçli ya da bilinçsiz bunları destekle-
sek, “sandığa gömüldü”. yen tüm devrimci, ilerici ve yurtsever insan-
Legalistler, her zamanki gibi binde bir-iki ların bu tablo karşısında kendi kendilerine
oy alarak seçimin “görkemli kaybedenler”** sormaları gereken tek soru şudur: Burjuva-
kategorisinden bir parça uzak kaldılar. An- zinin oyun kurallarına bağlı kalarak, “don-
cak “utangaç legalistler” için aynı durum söz durmam gaymak”lı propagandalar yaparak
konusu olmadı. Bursa’da BDSP, Mersin’de düzeni değiştirebileceğinize hala inanıyor
ESP “görkemli kaybedenler” listesinde yer musunuz?
buldu. İnanmıyorsanız, size bir çift sözümüz var:
Legalistlerin ve legalleşmeye çalışanla- Gelin! Şimdi devrimcilik yapma zamanıdır!

* Ahmet Hakan, Hürriyet, 14 Haziran 2007.


** Radikal gazetesi “açık ara” kaybeden adayları “gör-
kemli kaybedenler” başlığı ile haber yapmıştı. 11
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

Türkiye
Tarihinden

Aşağıdaki tablo AKP’nin “ezici zaferi” karşısında istedikleri ve bekledikle-


rini bulamayanların, kendisine “solcu” diyenlerin “kişisel bozgun” içindeki
ruh hali üzerine hazırlanmıştır.
Tablo, 12 Eylül sonrasının apolitikleştirilmiş “sol”unun “sırrını” çözmekte
zorlanacağı pek çok veriyi içermektedir.
Örneğin 27 Mayıs askeri darbesi öncesinde Menderes’in DP’sinin AKP’den
daha yüksek oy oranına sahip olduğu (%47,9); 27 Mayıs sonrasında, “laik, de-
mokratik, sosyal bir hukuk devleti” savunucularının 1965 seçimlerinde “hüs-
rana” uğradıkları, Demirel’in AP’sinin %52,9 oy aldığı, işçi grevlerinin ve öğ-
renci eylemlerinin en yoğunlaştığı 1968 sonrasında yapılan ilk seçimlerde
Demirel’in AP’sinin %46,5 oy aldığı gibi.
DP ve AP’nin seçimlerde elde ettiği “ezici zaferlere” rağmen, gerek 1957,
gerekse 1965 seçimleri sonrasında kitlelerin nasıl politize olduğu, devrimci
mücadelenin 1970’lerdeki gelişimini nasıl sağladığı ise, 12 Eylülün yaratmış ol-
duğu apolitik ortam içinde yaşayan “solcu”ların “sır”rını çözmekte zorlana-
cakları tarihsel olgulardır.
Evet, bugün AKP’nin %46,5 oy oranıyla seçimlerde “ezici zafer” kazanma-
sı üzerine solda ve “solcu”lar arasında tam bir “bozgun” rüzgarları esmekte-
dir. Seçim öncesinde “Baykala rağmen oyum CHP’ye” diyenlerden, CHP’nin
“düzen partisi” olduğunu günde yüz kez tekrarlayanlara kadar her kesimde
“bozgun” havası egemendir.
Bu “bozgun” havası içinde “devrim” sözcüğünü bile duymak istemeyen-
ler, “devrim”i “fani ömrümüzde göremeyeceğimizi” söyleyenler oralıkta kol
gezmektedir.
Bu “bozgun” havası, “seçimler bir aldatmacadır” diyen solda da mevcut-
tur.
Tüm sol ve devrimci söylemlerine, eylemlerine ve “imanlarına” rağmen,
düzenin koyduğu sınırlar içinde “politika” yapmanın dışında bir yol ve çare
bilmeyenler, CHP’nin oylarını artıramamasından, AKP’nin oylarının %46,5’e
yükseltmesinden dolayı “bozgun” havası içinde moralman çökmüşlerdir.
1965 ve 1969 seçim sonuçlarına rağmen yükselen devrimci kitle mücade-
lesini sadece “1965 TİP mucizesi” olarak öğrenmiş bir kuşağın, bu demorali-
ze hava içinde hızla pasifize olması ve apolitikleşmeye yönelmesi olasılığına
karşı aşağıdaki tablonun, aynı dönemlerdeki Türkiye tarihi ile birlikte okun-
ması yararlı olacaktır.
12
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Oy Oranı Milletvekili Oy Oranı Milletvekili


% Sayısı % Sayısı
1950 1973
DP 52,7 420 CHP 33,3 185
CHP 39,4 63 AP 29,8 149
MP 3,1 1 DP 11,9 45
Bağımsızlar 4,8 3 MSP 11,8 48
1954 CGP 5,3 13
DP 57,6 505 MHP 3,4 3
CHP 35,4 31 TBP 1,1 1
CMP 4,9 5 MP 0,6 -
KP 0,6 - Bağımsızlar 2,8 6
Bağımsızlar 1,5 1 1977
1957 CHP 41,3 213
DP 47,9 424 AP 36,9 189
CHP 41,0 178 MSP 8,5 24
CMP 7,1 4 MHP 6,4 16
HP 3,9 4 CGP 1,9 3
Bağımsızlar 0,1 - DP 1,9 1
1961 TBP 0,4 -
CHP 36,7 173 TİP 0,2 -
AP 34,8 158 Bağımsızlar 2,5 4
CKMP 14,0 54
YTP 13,7 65
Bağımsızlar 0,8 -
1965
AP 52,9 240
CHP 28,7 134
MP 6,3 31
YTP 3,7 19
TİP 3,0 15
CKMP 2,2 15
Bağımsızlar 3,2 -
1969
AP 46,5 256
CHP 27,3 143
CGP 6,6 15
MP 3,2 6
MHP 3,0 1
TBP 2,8 8
TİP 2,8 2
YTP 2,2 6
Bağımsızlar 5,6 13

13
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

Bu Halkı Anlamak
Ne Kadar Zor?

“Emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin, ülkenin iktisadi evrimi ile çatışma


ve ‘uyum’ durumu, sınıfsal plana, oligarşinin başta proletarya olmak üzere,
emekçi yığınlarla çatışması, feodallerle ‘uyum’lu çatışması, köylülükle ‘iktisadi
uyum’ çerçevesinde ‘uyum’u şeklinde yansır. Oligarşinin feodallerle ve köy-
lülükle olan uyumu, ülkedeki nispi demokratik ortamın temelini oluştu-
rur.
Ülkedeki nispi demokratik ortam, feodallerin üst yapısal olarak varlıklarını
sürdürmeleri için gerekli bir ‘demokratik’ ortam olduğu gibi, köylülüğe de o ik-
tisadi ‘uyum’ için gereklidir.
Tarihi gelişim içinde bu nispi ‘demokratik’ ortamın yaşatılmasında feodal-
lerin varlıklarını üst yapıda devam ettirme gerekçesi, emperyalist-kapitalist üre-
tim ilişkilerinin feodal üretim ilişkisi ile çatışmasının artması ve feodallerin tas-
fiyesi oranında ortadan kalkmaktadır. Ancak, bu durumdan dolayı, nispi de-
mokratik ortamın kaldırılma durumlarında, tekelci burjuvazinin feodallere tavır
alışını ‘tek başına’ ele almak, hele hele ‘uyum’ için buna başvurduğunu söyle-
mek, son derece büyük hatadır. Böylesine bir hata içinde olmak, bizi oligarşi-
nin yanına savurur. (Ülkemiz devrimci pratiğinde bunları gördük ve görmekte-
yiz.) Bugün ülkemizde nispi demokratik ortamın yaşamasının temel nedeni,
köylülüğün (ve ülkemizde tarihi bir etkinliği olan şehir küçük burjuvazisinin sos-
yal ve siyasal olarak) iktisadi ‘uyum’ içinde siyasal olarak yedeklenmesinden-
dir. Bir başka deyişle, ülkemizdeki nispi demokratik ortamın yaşamasının sı-
nıfsal temelinde, köylülüğün ikili tavrı yatar.” (İlker Akman, Mevcut Durum ve
Devrimci Taktiğimiz.)

“Solcu” olduğunu söyleyen herhangi bi- olacak bu memleketin hali” söz konusu ol-
risine sorulduğunda “feodalizmin” çoktan duğunda açık ve net olarak görülür.
yok olduğunu, feodallerin hiçbir etkinliğinin Tıpkı köylülük gibi şehir küçük-burjuva-
kalmadığını söyleyecek ve çevresinden ve- zisi de ikili karaktere sahiptir.
receği örneklerle bu “sanısını” destekleye- Feodal üretim ilişkilerinin bir parçası olan
cektir. “Solcular” için, varsa da, yoksa da köylülük, kapitalizmin gelişmesine paralel
kentler vardır. Kırlar, köyler, köylülük ve ta- olarak sınıfsal ayrışmaya uğramıştır. Dolayı-
rım çoktan unutulup gitmiş, neredeyse “ta- sıyla temelinde küçük meta üreticiliğinin bu-
rih” kadar eski olmuştur. lunduğu geniş köylü kitlesi, kır küçük burju-
Ama aynı “solcu”lar, şeriatçılık konusu vazisini oluşturur.
açıldığında, şeriatçıların ne kadar güçlendi- Kır küçük-burjuvazisi, küçük meta üreti-
ğinden hiç çekinmeden söz edebilmektedir- cisi, küçük köylü, her durumda kentlerdeki
ler. Hatta biraz “bilgiç” olanları, şeriatçılığın karşılığı olan küçük-burjuvaziyle benzer sı-
“feodal bir ideoloji” olduğuna ilişkin saatler- nıfsal özelliklere sahiptir. Aralarındaki tek
ce nutuk atabilecek kadar çok konuşurlar. fark, kentlerdeki sanayi ve hizmetler sektö-
Böylece birbirine taban tabana zıt iki tu- ründeki ekonomik ilişkiler ile kırlardaki tarı-
tum ve yorumla karşı karşıya kalırız. ma dayanan ekonomik ilişkilerdir.
Kendisini “solcu” olarak kabul eden şe- Ülkemizde gelişen kapitalizm, yukardan
hir küçük-burjuvasının, İlker yoldaşın köylü- aşağıya, dış dinamikle (emperyalizm) geliş-
14 lük için belirttiği ikili tavır ve karakter, “ne tiğinden, gerek kent, gerek kır küçük-burju-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

vazisi, sınıfsal özelliğinden beslenen ikili ka- le, ister diş dinamikle gelişsin), köylülüğü sı-
raktere sahiptir. Sınıfsal özelliği küçük bur- nıfsal olarak ayrıştırırken, büyük bir bölümü-
juva olmasıdır. nü proleterleştirir, bir diğer büyük bölümü-
Bu özelliğiyle kent ve kır küçük-burjuva- nü de küçük meta üreticisi haline dönüştü-
zisi, bir yanıyla burjuvaziye, diğer yanıyla rür.
proletaryaya yaklaşır. Kapitalizmin olağan Sınıfsal ayrışmaya uğramış köylülük, ka-
mülksüzleştirme ve proleterleştirme süreci pitalist pazar ilişkilerine tabi kılınmış ekono-
içinde yaşayan küçük-burjuvazi, her durum- mik ilişkiler alanı içinde yer alır. (Feodal köy-
da proleterleşme “tehdidi” altındadır. Dola- lülüğün kapitalizme eklemlenmesi şeklinde-
yısıyla proleterleşmekten korkar. Kapitaliz- ki tüm teoriler, feodal köylülüğün sınıfsal ay-
min nesnel süreci, doğası ise, küçük-burju- rışmasını görmezlikten gelir.) Kent küçük-
vazinin proleterleşmesini kaçınılmaz kılar. burjuvazisi gibi, kır küçük-burjuvazisi, genel
İşte bu proleterleşme “tehdidi” altındaki olarak “köylülük” de, kapitalist pazar ilişki-
küçük-burjuvazi, her durumda kendi sınıfsal lerine bu tabiyetiyle birlikte, aynı zamanda
ideolojisine uygun olarak proleterleşmekten kapitalist ekonominin bunalımlarıyla yüzyü-
çıkış yolları düşler. Bu, onun aynı zamanda zedir.
“burjuva” niteliğinden kaynaklanan büyük Ülkemizde kapitalizm dış dinamikle (em-
ya da orta “burjuva olma” özlemi ve istemi peryalizm) gelişmiştir, dolayısıyla çarpıktır.
olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, iç dinamikle gelişen kapitalist
“Solcu” küçük-burjuva için (ki kendisine çelişkilerinin yanında dış dinamiğin (emper-
“küçük-burjuva” denilmesinden hiç hoşlan- yalizm) belirlediği çelişkilerle de yüz yüze-
maz ve içgüdüsel bir tepki gösterir), kendi- dir.
si dışındaki kent küçük-burjuvaları “kaypak- Böylece gelişen çarpık kapitalizm koşul-
tır”, güvenilmezdir, “burjuva olma” hayali larında feodal köylülük, büyük bölümüyle kır
içinde işçi sınıfına ve ülkesinin geleceğine küçük-burjuvazisi haline dönüşürken, aynı
(bağımsızlığına) ihanet eder. zamanda çarpık kapitalizmin (emperyalizm
Ama konu kırlara, köylülere geldiğinde, ve onun dayattığı üretim ilişkileri) çelişkile-
“solcu” küçük-burjuva, köylülüğün ne denli riyle belirlenen toplumsal ve siyasal tutum-
gerici ve yobaz olduğunu, “gelişime” ne ka- lar sergiler.
dar kapalı olduğunu söylemekten kaçın- Günümüzde köylüler (sözcüğün gerçek
maz. anlamıyla kır küçük-burjuvazisi) kapitalist
“Ezber bozan” solcu küçük-burjuvanın pazar ilişkileri içinde yer alan herhangi bir
bu köylü karşıtlığı, sözcüğün tam anlamıyla kent küçük-burjuvasından farksızdır. Sade-
burjuva bir tepkiden başka bir şey değildir. ce üretim konusu, yöntemi ve ürün çerçe-
Köylülüğü ve köylüleri anlamak için hiç ça- vesinde farklılıklar gösterir.
ba göstermez. Onun feodalizm hakkında Ülkemizin yakın tarihine bakıldığında,
duydukları ve bildikleri yeterlidir!! Dolayısıy- kent küçük-burjuvazisinin T. Özal dönemin-
la “ezber”den konuşur. de “serbest pazar ekonomisi”ne nasıl uyum-
Oysa henüz feodal üretim ilişkilerinin bir landığı ve bu uyumlanıştan neler beklediği
parçası olan köylülüğün içinde bulunduğu açıkça görülür. 1990’ların başlarına kadar
durum, toplumsal ve siyasal tutumu, tümüy- “dört eğilimi birleştirdik” diye ortaya çıkan
le feodalizmin tasfiyesi ve kapitalizmin ge- Özal, en “solcu”sundan en “sağcı”sına ka-
lişmesiyle birlikte değişime uğrar. Bir tarih- dar tüm kent küçük-burjuvazisi için bir “viz-
sel dönemde feodalizmin parçası olan köy- yon” ve “umut” olarak kabul edilmiştir.
lülük, gelişen kapitalizm koşullarında kapi- Özal dönemi, diğer bir ifadeyle 12 Eylül
talist ilişkilerin (pazar) bir parçası haline ge- süreci, aynı zamanda ülkemizde çarpık ka-
lirken sınıfsal ayrışmaya uğrar. pitalizmin (dış dinamiğe bağlı kapitalizmin)
Feodal dönemin bütünsel ve sömürülen artan oranda gelişmesi ve yaygınlaşması dö-
sınıfı olan köylülük, kapitalizmle birlikte bü- nemidir. “İhracata yönelik sanayileşme” vb.
tünselliğini yitirir, kendi içinde ayrışmaya, sı- demagojik ekonomi politikalarla, Anadolu’da
nıfsal farklılaşmaya uğrar. Feodalizmin tasfi- varlığını sürdüren pek çok kapalı ekonomik
ye süreci devam ettiği sürece, bu sınıfsal ilişkiler ağı, kapitalist pazar ilişkilerine açıl-
farklılaşma sürüp gider. mıştır.
Kapitalizmin gelişmesi (ister iç dinamik- Özal döneminde “kapalı ekonomik iliş- 15
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

kiler” içinde yer alan büyük bir nüfus (köy- yan “kent yoksulları” haline gelmiştir.*
lülük), bir yandan hızla yoksullaşarak kent- Kentlere göç eden köylü kitlesi, sanayi-
lere göç ederken, diğer yandan “pazar için nin dışa bağımlılığı ve montaj sanayi özelli-
üretim”e (artan oranda) yöneltilmiştir. Bura- ği nedeniyle istihdam edilememiş, yarı-pro-
da kullanılan en temel “enstrüman” (araç), leter bir kitle oluşturmuştur. Bu yarı-proleter
kamu kaynakları olmuştur. Akıl almaz bir kitlenin içinde lümpen-proleter özellikler
yolsuzluk dalgası ülkenin her yanını kapla- baskın biçimde ortaya çıkmıştır.
mış, kamu kaynakları hiçbir yasal ve idari Sınıfsal ayrışmaya uğrayan köylülüğün
dayanağa sahip olmaksızın tüketilmiştir. kentlere göç eden kesimi, çarpık kapitalizm
Özal’ın “benim memurum işini bilir” sö- nedeniyle, ne proleterleşebilmiş (büyük bir
zünde ifadesini bulan “rüşvet salgını”, kamu bölümü), ne de kent küçük-burjuvazisi (kü-
kaynaklarının olağanüstü tüketilmesiyle, bir çük bir azınlığı) haline dönüşebilmiştir.
yandan kent küçük-burjuvazisinin tüketim Kırsal bölgeden kentlere artan göç, aynı
gücünün yükselmesine, diğer yandan köy- zamanda kırlarda işgücü ihtiyacını daha da
lülüğün daha fazla pazar ilişkilerine sokul- artırmıştır.
masına hizmet etmiştir. Kırsal bölgelerde, tarımsal üretimde ar-
Kapalı ekonomik birimlerin yıkılması, ta- tan işgücü ihtiyacı ise, doğrudan “güneydoğu
rımın artan oranda pazar için üretime yönel- Anadolu” bölgesinden “mevsimlik işçi” ola-
tilmesi, kırsal ilişkiler içinde tarım ürünleri rak getirtilen Kürt köylüleriyle karşılanmaya
ticaretini olağanüstü boyutlarda geliştirmiş- çalışılmıştır.
tir. Geleneksel “Anadolu eşrafı”, yani toprak “Mevsimlik işçi” olarak getirilen Kürt köy-
ağaları, tefeciler, tacirler ve büyük esnaf, “ih- lüleri ise, üretime katıldıkları bölgelerden da-
racata yönelik sanayileşme” çerçevesinde ha geri ekonomik ve toplumsal ilişkiler için-
büyük tarım ürünleri tacirleri-tüccarları hali- dedirler. Bir ölçüde feodal ilişkiler varlığını
ne gelmiştir. sürdürmektedir. Dolayısıyla “mevsimlik işçi”
“Anadolu eşrafı”nın bu dönüşümü, feo- durumundaki Kürt köylüleri, üretimde yer
dal tefeci-bezirgan (tefeci-tüccar) ilişkilerini aldıkları bölge köylülerinden farklı özellikler
dağıtmış, yerini “serbest pazar ekonomisi” göstermektedirler.
olarak sunulan çarpık kapitalizmin geliştirdi- Ancak kentlere göçle birlikte ortaya çı-
ği tüccar ve bankerlik ilişkileri almıştır. kan kırsal işgücü ihtiyacı, bir yandan “etnik
Pazar ilişkileri içinde, yani pazar için üre- köken” temelinde bir nüfusun ülkenin her
tim yapan köylülük, dün feodal ilişkiler için- yanına dağılmasına (dolayısıyla da feodal
de bağımlı olduğu “Anadolu eşrafı”na, bu- ilişkiler içindeki Kürt köylülerinin kapitalist
gün çarpık kapitalist ilişkiler içinde (yeni bir pazar ilişkileriyle tanışmasına neden olmuş-
biçimde) tabi kılınmıştır. tur), diğer yandan işgücü kiralayabilecek bir
Kapitalizm iç dinamikle gelişmediğinden, ekonomik güce sahip köylülerin daha da
feodal ilişkiler devrimci tarzda (burjuva an- güçlenmesine yol açmıştır.
lamda) tasfiye edilmediğinden, kaçınılmaz Ekonomi-politik diliyle ifade edersek, ta-
olarak bu dönüşüm süreci uzun sürmüş ve rımda ücretli işçi çalıştırabilen köylüler zen-
bu süreçte önemli toplumsal ve siyasal bu- gin ve orta köylü sınıflarını oluştururken, ay-
nalımlar ve krizler ortaya çıkmıştır. Ülkenin nı zamanda feodal dönemden kalan toprak
son kırk yıllık sürecinde bu bunalımlar ve mülkiyetine uygun bir dönüşüme uğramış-
krizler belirleyici olmuş ve sürekli değişken- lardır.
lik gösteren siyasal ilişkiler ortaya çıkarmış- İşçi ücretini ödeyemeyecek durumda
tır. olan köylü kitlesi ise (küçük ve yoksul köy-
Feodal köylülük ayrışmış, köylülerin bü- lü), geleneksel biçimde parçalanmış aileler
yük bir bölümü kentlere göç ederek, prole- olarak, bir bölümüyle kentlere göç etmişler,
terleşme sürecine nesnel olarak dahil ol- diğer bölümüyle kırda kalmışlardır.
muştur. Ancak gelişen kapitalizm dışa ba- 1980 ve özellikle 1990’ların sonundan iti-
ğımlı, dolayısıyla emperyalist ekonomilerin baren uygulanan tarım politikalarıyla, tarım-
çıkarlarına uygun olarak geliştirildiğinden,
kentlere göç eden köylü kitlesi, sözcüğün * “Kent yoksulları” tanımı doğru bir tanım değildir. Sa-
tam anlamıyla sanayinin yedek işgücü depo- dece olguyu açıklamak için sosyolojiden ödünç al-
16 su olmaktan çok, kent “varoşları”nda yaşa- dık.
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

sal ürünlere ve ekim alanlarına önemli sınır- caret, eski dönemin “Anadolu eşrafı”nı bir
lamalar getirilmiştir. Böylece ücretli emek yandan “dünya ekonomisine” (“global eko-
kullanamayan küçük köylü, dünya emtia nomi” demagojisinde ifadesini bulan) bağ-
borsasına tabi kılınmış bir tarım destekleme larken, diğer yandan iç pazarda daha da
politikası karşısında giderek daha da yoksul- güçlenmesini getirmiştir. (Bu durum, özel-
laşmaya başlamıştır. Yoksullaşan küçük köy- likle fındık üretiminde çok belirgindir.)
lünün bir bölümü kentlere göç ederken, bü- Şüphesiz bu gelişmeler, “yüksek faiz, dü-
yük bölümü kentlerdeki “yedek sanayi or- şük kur” politikası sayesinde gerçekleştiril-
dusu”nun dev boyutları karşısında kırsal miştir. Dolayısıyla tümüyle “dünya piyasala-
alanda kalmak zorunda kalmıştır. rına” bağlı, yani dış dinamiklere bağlı bir po-
Küçük köylünün emperyalist tarım poli- litikadır. Bu yüzden, varlığını ve etkinliğini
tikalarıyla yoksullaşması, ancak kentlere göç sürdürebilmesi de “dünya piyasalarına” bağ-
ederek “yoksulluktan kurtulma umudu”nu lıdır.
da büyük ölçüde yitirmiş olması karşısında, Kentlere göç ederek “varoşlar”ı doldu-
IMF talimatıyla (Latin-Amerika “laboratu- ran, yarı-proleter ve lümpen-proleter kitleyi
ar”ında denenmiş) “doğrudan gelir deste- oluşturan köylü kitlesi ise, yoğun bir işsizlik-
ği” başlatılmıştır. le karşı karşıyadır. Tıpkı kırsal alanlarda kü-
Bugün, 22 Temmuz seçimlerinde açık bi- çük köylünün ücretli işçi çalıştıramadığı ko-
çimde görüldüğü gibi, “doğrudan gelir des- şullarda yoksullaşmasına benzer bir yoksul-
teği”, küçük köylülüğün tek yaşam olanağı- luk süreci içindedir.
dır. Dolayısıyla da AKP’nin “icraatı”, küçük İşte tarımda uygulanan “doğrudan gelir
köylülük tarafından “memnuniyetle” karşı- desteği” politikasına benzer bir uygulama,
lanmıştır.* Özal’ın “benim memurum işini belediyeler ve cemaatler aracılığıyla kentler-
bilir” sözü, şimdi “benim köylüm işini bilir”e de de devreye sokulmuştur.
dönüşmüştür. İlk bakışta dinci cemaatlerin “dini veci-
Küçük köylü, “doğrudan gelir desteği” be”lerine uygun “iftar çadırları” şeklinde or-
sayesinde, neredeyse üretmeden tüketen bir taya çıkan bu “doğrudan gelir desteği”, ünlü
kitle haline gelmiştir. Fak-Fuk-Fon’dan daha büyük, ama daha az
Geleneksel feodal köylü zihniyeti içinde “reklamı” yapılarak gerçekleştirilmiştir.
“havadan gelen” bu parayla ortaya çıkan ar- Özal döneminde genel bütçe içinden ay-
tı-tüketim, Anadolu kasabalarındaki ticaretin rılan fonlar, 1999 kriziyle birlikte IMF talimat-
canlanmasına yol açmıştır. Böylece küçük ları doğrultusunda bütçe kapsamına alındı-
esnaf, küçük tüccar kesimi için yeni bir “re- ğı için de, bu Fak-Fuk-Fon uygulaması göz-
fah” dönemi ortaya çıkmıştır. lerden gizlenebilmiştir. Devlet bütçesinden
“İhracata yönelik sanayileşme” politika- finanse edilen “doğrudan gelir desteği”nin
larıyla gelişen büyük ölçekli tarımsal dış ti- kentsel uygulaması, bu sayede “dini cemaat-
lerin yardımı” olarak topluma sunulmuştur.
Dolayısıyla da, AKP’nin iktidarı kaybetmesi,
* Tüm “neo-liberaller”in “medya” söylemi ile, seçim
dönemlerinde “seçim ekonomisi uygulanmayacağına” bu “dini cemaat yardımı”nın sona ereceği
ilişkin hurafe, bu seçimlerde de gerçekleşmemiştir. şeklinde bir düşünce ortaya çıkarmıştır.
AKP “kesenin ağzını” açmıştır. Seçim sonrasında pek Ekonominin ve devlet bütçesinin üçer ay-
çok “neo-liberal solcu” ekonomist, seçim öncesinde lık periyotlarla IMF tarafından denetlendiği
AKP’nin tarıma ve köylüye yönelik “seçim ekonomi-
si”nin sayısal verilerini yazmaya koyulmuşlardır. Şöyle
bir ülkede, “bütçe dışı” harcamaların IMF’nin
yazılmaktadır: “Örneğin 2006’nın ilk yarısında sadece onayı dışında gerçekleştirilmesinin olanak-
1 milyar YTL’lik doğrudan gelir desteği ödemesi yapıl- sız olduğunu bilen herkes, kentlere özgü bu
masına rağmen bu yıl aynı dönemde 2.5 milyar yapıl- “doğrudan gelir desteği” uygulamasının IMF
mış, böylece 2.7 milyar YTL’lik yıllık bütçenin neredeyse
politikalarının bir parçası olduğunu kolayca
tamamı harcanmış. 2006 Mayıs’ında sadece 100 mil-
yon YTL olan, haziranda ise hiç yapılmayan ürün des- anlayacaktır.
tekleme ödemeleri de bu yıl mayısta 1.1 milyar YTL Evet, “varoşlar”a yönelik “doğrudan ge-
olmuş. 2007 ürün destekleme ödemelerine ayrılan 1.5 lir desteği”, IMF’nin talimatları doğrultusun-
milyar YTL’nin 1.4 milyarı da altı ayda ödenivermiş(tir)”. da gerçekleştirilen bir uygulamadır. Bu uy-
(Hurşit Güneş, “Seçim öncesi maliyede popülist
uygulama!”, Milliyet, 27 Temmuz 2007) Böylece, geçen
gulama, herhangi bir AKP belediyesi aracılı-
yıl 2,4 milyar YTL olan bütçe fazlası, bu yılın ilk altı ğıyla yürütüleceği gibi, Mustafa Sarıgül örne-
ayında 5,9 milyar YTL açığa dönüşmüştür. ğinde olduğu gibi “metroseksüel solcu” be- 17
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

lediye aracılığıyla da yapılabilmektedir. Tü- Bu “nispi refah”, 1950’ler sonrasında or-


müyle kentlerdeki ticaretin desteklenmesi- taya çıkan sanayi üretimine dayalı “nispi re-
ne yönelik olan bu “gelir desteği”, ithal mal- fah”tan farklıdır.** Tümüyle maliye politikala-
larına ek talep yaratmanın bir aracıdır. Do- rına, “sıcak para”ya dayalı bir tüketim artışı-
layısıyla da IMF’nin politikalarının doğrudan na ve tüketimle birlikte artan ticarete denk
bir sonucudur. düşer. Ancak her durumda kitlelere belli bir
Kent ve kırda ortaya çıkan bu uygulama- tüketim artışı olarak yansıdığı için, nedenle-
lar, 1970’lerde Dünya Bankası’nın geri-bırak- rinden çok sonuçları etkindir.
tırılmış ülkeler için geliştirdiği “küçük üreti- Böylece tüketim artışına (ticarete) dayan-
ciliğin desteklenmesi” stratejisinin günümüz- dırılmış bir “nispi refah”la, 2001 kriziyle had
deki yansısıdır. Bu yönüyle, bir yandan iç pa- safhaya ulaşan suni dengenin bozulma sü-
zar genişletilmekte, diğer yanıyla da siyasal reci engellenilmiş ve yeni bir denge duru-
çatışmalar ve riskler azaltılmaya çalışılmak- mu ortaya çıkartılmıştır.
tadır.* Geçmiş dönemin toplumsal üretim artı-
2001 Şubat krizinden sonra kitlelerin tü- şına dayanan nispi refah ve suni denge,***
ketimlerinde belirgin bir artış ortaya çıkmış- günümüzde ithalata ve ticarete dayanan bir
tır. Gelirlerdeki artışa ters orantılı bu tüketim nispi refah ve suni dengeye dönüşmüştür.
artışı, bir yandan kentsel ve kırsal “gelir des-
teği”yle, diğer yandan kentlere yönelik kre-
di kartlarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu tüketim ** Güngor Uras, 2003 yılında Karaman’ı şöyle anlatı-
yor:
artışının finansmanı ise, doğrudan “sıcak
“Karaman’da irili ufaklı 20 bisküvi fabrikası, 8 ma-
para”yla, yani devletin yüksek faizle iç ve dış kine fabrikası, 4 ambalaj fabrikası, 1 hijyenik üretim
borçlanmasıyla gerçekleştirilmektedir. tesisi, 1 kâğıt peçete tesisi, 4 yem, 6 bulgur fabrikası,
Bu uygulamanın temelinde IMF deneti- 1 otomotiv yedek parça fabrikası, 1 çimento, 3 tekstil,
mi altında, emperyalist ülkelerin tüketim 1 cips, 1 boya fabrikası var. Niğde’ye girerken yolun iki
tarafındaki tarlalar göz alabildiğine lahana tarlası.... Or-
mallarına yeni ve ek talep yaratma politika- ganize sanayi bölgesinde de 70 büyük fabrika var. Sa-
sı yatar. Dolayısıyla geri-bıraktırılmış ülkele- nayi Odası Başkanı Yılmaz Özcihan 93 ülkeye ihracat
rin tümünde geçerli olan bu politika, aynı za- yaptıklarını söylüyor. Karaman’daki makine fabrikala-
manda uluslararası para-sermayenin faiz ge- rı, yabancı ülkelere anahtar teslimi, bisküvi, gofret, çi-
kolata, kek, çiklet, cips fabrikası üretiyor, kuruyor.
lirlerinin yükseltilmesi, yani para-sermayeye
Hasan Çimen, 100 dönümde 1100 ağaçtan 400 ton
de ek talep yaratılmasına yöneliktir. Yani dış elma aldığını söylüyor. Niğde’de elmacılık ölürken, Ka-
dinamiğin ürünüdür. Bu yüzden de, uygula- raman Türkiye’nin en fazla elma yetiştiren bölgesi ol-
manın sürekliliği, “dünya piyasaları”na bağ- muş. Yılda 500 bin ton elma yetiştiriyorlar. Bifa, İtal-
lıdır, emperyalist ekonomilerin çıkarlarına yanlardan bodur elma fidanı getirerek aynı modern
teknik ile dış pazar için elma üretimine başlamış. Her-
tabidir. kes memnun da fasulye ve nohut üreticileri mutsuz.
Evet, bugün, 2001 Şubat krizinden bugü- Ekinözü’den Yaşar Kalkancı, ‘Her evin önünde 4 - 5
ne kadar uygulanan ekonomi politika, em- römork dolusu ‘ak fasulye’ ve ‘nohut’ fiyat bekliyor.
peryalist ülkelerin çıkarlarına uygun olarak Irak ve İran’a ihracat durduğundan fiyatlar maliyeti
kurtarmıyor’ diyor.” (Milliyet, “Karaman’da elma ka-
iç pazarın genişletilmesi, emperyalist ülke- dar para var”, 6 Eylül 2003.)
lerin tüketim mallarına yeni ve ek talep ya- *** Mahir Çayan yoldaş, yeni-sömürgecilik yöntemle-
ratılmasına yöneliktir. Böylece geçmiş döne- riyle ortaya çıkan nispi refah ve suni dengeyi şöyle ta-
me kıyasla (1991-2001) kitlelerin (kentsel ve nımlar: “... bu yeni-sömürgecilik metodu, bir yandan
kırsal) tüketimleri artırılmış, tüketime daya- emperyalizmin ülkeye iyice yerleşmesi (yani emper-
yalizmin sadece dışsal bir olgu değil aynı zamanda iç-
lı “nispi refah” ortaya çıkmıştır. AKP’nin se- sel bir olgu haline gelmesi) sonucunu doğururken, öte
çim “zaferi”nin arkasında yatan ekonomik yandan geri-bıraktırılmış ülkelerde, geçmiş dönemle-
gerçek de bu “nispi refah”tır. re kıyasla, izafi olarak -feodalizmin etkin olduğu, eski
sömürgecilik dönemine kıyasla- belli ölçülerde paza-
rın genişlemesine paralel olarak toplumsal üretim ve
* Dünya Bankası başkanı 1970’lerin başında şöyle de- nispi refahı artırmıştır.
mektedir: “Pek az çok zengin ve ümitsiz derecede fa- Bunun sonucu olarak, geri-bıraktırılmış ülke için-
kir pek çok olduğunda ve aralarındaki fark kapanmak- deki çelişkiler görünüşte yumuşamış (feodal döneme
tan çok genişlediğinden artık reformun politik maliye- kıyasla) halk kitlelerinin düzene karşı tepkisi ile oligar-
ti ve ayaklanmanın politik tehlikesi arasında seçim ya- şi arasında suni bir denge kurulmuştur. Emperyalist iş-
pılması gerekir. Sosyal adalet sadece ahlaki bir zorun- gal gizlendiği için -emperyalizm aynı zamanda içsel
luluk değildir. Aynı zamanda politik bir zorunluluktur bir olgu haline geldiği için- halk kitlelerinin milliyetçi
18 da.” (Bkz. Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I.) tepkileri, gavura alerjisi nötralize olmuştur.”
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Dolayısıyla da, geçmiş dönemdeki işbirlikçi- sermayesi ile “Anadolu” tüccarı arasındaki
tekelci sanayi burjuvazisi ile tekelleşememiş yeni işbirliği (ihracata yönelik işbirliği), aynı
sanayi burjuvazisi arasındaki başat çelişki, zamanda geleneksel “merkez sağ partiler”
işbirlikçi-tekelci ticaret burjuvazisi ile “Ana- düzeyindeki iç bölünmenin de ortadan kalk-
dolu” tüccar sermayesi arasındaki çelişki ile masına zemin hazırlamıştır.
yer değiştirmiştir. “Pazarlamacı” eski solcuların 1990-1999
Bugün büyük kentlerde (özellikle İstan- döneminde “milliyetçi” ticaret sermayesi ile
bul’da) işbirlikçi-tekelci ticaret burjuvazisi- kurduğu işbirliği nasıl ki süreç içinde CHP-
nin “ofis”lerinde istihdam edilen küçük-bur- DSP-MHP koalisyonunu “olağan”laştırmışsa,
juvaların “laikçi” tutumlarıyla, “geleneksel bu gelişmeler de “merkez sağ”ın, “dini siya-
tüccar” ilişkisi içinde istihdam edilen küçük- sete alet eden”lerle (şeriatçılarla) birleşme-
burjuvaların “dinci” tutumları arasındaki ça- sini “olağan”laştırmıştır.
tışkının temelinde de bu ticari sermaye ke- Buraya kadar ülkemizdeki gelişmeleri ve
simleri arasındaki çelişki yatmaktadır. bu gelişim içinde ortaya çıkan olguları ele
Şüphesiz Türkiye ekonomisi, üretmeden aldık. Ancak olguları saptamak, bunlar ara-
tüketen bir ekonomiye dönüştürülmüştür. sındaki ilişkiyi belirlemek tek başına yeterli
Herşey ticaret konusu haline getirilmiş, her- değildir. Objektif bir küçük-burjuva aydını da
şey ticari ilişkilere indirgenmiş ve tüccar zih- benzer saptamaları yapabilir. Asıl olan, olgu-
niyeti egemen kılınmıştır. Köylülere yapılan lar içinde sürecin gelişimini ve bu gelişim
“doğrudan gelir desteği” nasıl ki “havadan karşısında yapılması gerekenleri doğru bi-
para kazanma” şeklinde algılanılıyorsa, tüc- çimde saptamaktır.
car zihniyeti de artan oranda herşeyin alınıp- Evet, 2001 Şubat kriziyle birlikte ülkemiz-
satılabileceği zihniyetini doğurmaktadır. deki suni denge, yeni ilişki ve çelişkilerle ye-
İç dinamikle gelişen kapitalist ilişkiler niden kurulmuştur. Ama önemli olan suni
içindeki klasik ticaret ilişkilerinin dışında, dengenin yeniden kuruluşu değil, devrimci-
çarpık kapitalizme dayanan bu tüccar zihni- lerin bu suni dengeyi nasıl bozacaklarıdır.
yeti ve ticari ilişkiler, kaçınılmaz olarak ülke- Suni denge, kavramın kendisinde ifade
mizde feodalizmin tasfiye sürecine göre bi- edildiği gibi “yapay”dır, dolayısıyla toplumun
çimlenmiştir. Bir dönemin küçük ve orta sa- kendi iç dinamikleriyle bozulmaya mahkum-
nayi sermayesini oluşturan “Anadolu kaplan- dur. Ancak suni dengenin kendiliğinden ve
ları”, bugün ucuz kredi ile finanse edilen tüc- kendi kendine bozulmaya yönelmesi ve hat-
car-sanayici kırması bir yapıya dönüşmüş- ta bozulması, insanların içinde yaşadıkları
tür. Geleneksel olarak “tutucu, muhafazakar koşulların bilincine kendiliğinden ulaşacak-
ve dinci” Anadolu feodal esnaf ve tüccarının ları ve bu koşulları kendiliğinden değiştirme-
dönüşümüyle ortaya çıkan bu yeni tüccar- ye yönelecekleri anlamına gelmemektedir.
sanayici kırması ticaret sermayesi, AKP ara- Bu yüzden, devrimcilerin görevi, her durum-
cılığıyla artan oranda dış ticaret ilişkilerinin da suni dengeyi bozmak ve insanların bu ko-
içine girmiştir. Böylece uzun yıllar işbirlikçi şulların bilincine ulaşmalarını sağlayarak
sanayi ve ticaret burjuvazisinin tekelindeki devrime kanalize etmektir.
dış ticaret, küçük ve orta tüccarların yoğun Suni denge, basit ve yalın biçimiyle hal-
faaliyet alanı haline gelmiştir. Önce “müslü- kın “aldatılması” değildir. Onun maddi ve
man ülkeler”e yapılan bakliyat ve bisküvi ih- politik temelleri vardır. Suni dengenin kurul-
racatıyla “dışa açılan” bu “dini bütün” tüc- ması ve sürdürülmesinde devlet aygıtından
car kesimi, “milliyetçi” ticari sermayenin “medya”ya kadar uzanan ilişkiler ağı etkin
Türki cumhuriyetlerindeki “hüsran”ından ve egemendir. Dolayısıyla suni dengeyi boz-
sonra bu pazarlara yönelmişlerdir. Ardından ma eylemi, aynı zamanda mevcut düzenin
AB “üyeliği” çerçevesinde İtalyan ve Alman bütünsel kavranışını ortaya çıkarmak zorun-
ticaret sermayesi ile işbirliğini geliştirmişler- dadır. Bu, yalın ve basit biçimiyle, “dışa ba-
dir. ğımlı ekonomi”nin, “sıcak para politikaları”-
Gelişen bu iç ve dış ticaret, kaçınılmaz nın ve nihayetinde IMF’ye bağlanmış ekono-
olarak eski ve egemen ticari ilişkileri kısmen mik ilişkilerin teşhiriyle sınırlanamaz. Suni
geriletmekle birlikte, aynı zamanda onlarla dengeyi bozma eylemi, aynı zamanda, den-
işbirliğinin de koşullarını yaratmıştır. Özellik- geyi oluşturan kurum ve ilişkilerin teşhirini
le İstanbul kökenli tekelleşememiş ticaret ve etkisizleştirilmesi eylemini de içerir. Tica- 19
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

ri ilişkilerin gelişmesine dayanan nispi refa- culuğun ve legalizmin pasifizminin dışa vu-
hın yaratmış olduğu suni dengeyi şekillendi- rumlarından başka bir şey değildir.
ren olgular, son tahlilde dışa, emperyalist ül- Türkiye’yi tahlil etmek, “halkı anlamak”
kelere bağımlı bir niteliğe sahip olduğu için, ve içinde bulundukları ekonomik, toplum-
varlığı da emperyalist dünya ekonomisinde- sal ve siyasal ilişkileri kavramak devrimcile-
ki gelişmelere bağlıdır. rin ve kendisine “solcu” diyen herkesin gö-
Devrimci mücadele açısından önemli revidir. Bu görev, açık biçimde legal şemsi-
olan, emperyalist dünya ekonomisine ba- ye altında, düzenin “oyun kuralları”na tabi
ğımlı nispi refahın nasıl ve ne zaman sona olarak mevcut düzenin değiştirilmesinin ola-
ereceğine ilişkin “kahinlik” yapmak değil, bu naksız olduğunu görmek demektir.
ilişkilerin toplumun geleceği üzerindeki et- 2001 Şubat krizinden sonra ortaya çıkan
kilerini ve sonuçlarını açık biçimde sergile- “nispi refah”ın yaratmış olduğu denge duru-
mektir. mu, her denge gibi, geçici ve görelidir. Sü-
Her suni dengenin yeni oluşumu, kendi- rekli ve kalıcı olan, ülkenin dış dinamiğe
ne özgü bir dünya görüşü, ideolojik bakış bağlı yapısının ürettiği çelişkiler ve çatışkılar-
açısı da oluşturmaktadır. Bugün suni denge- dır.
nin sürdürülmesinde yeni “nispi refah” dal- Devrimcilerin görevi, her yol ve araçla
gası belirleyici olmakla birlikte, nesnel süre- (temel ve tali mücadele biçimleriyle) içinde
cin devamında ortaya çıkacak olan çatışma- yaşanılan ekonomik, toplumsal ve siyasal
lar ve çelişkiler, kaçınılmaz olarak suni den- ilişkileri bütünsel olarak insanların önüne
genin başka araçlarla (zor araçlarıyla) sür- koymaktır.
dürülmesinin zorunluluğunu daha da belir- Şüphesiz bu devrimci görev, “devrim gi-
ginleştirecektir. bi kimsenin tam olarak ne olduğunu bilme-
Bugün sömürücü sınıflar arasında tam diği ve fani ömrümüzde göremeyeceğimiz
anlamıyla yeni bir “barış” havası esmekte- kesin olan bir dev umut”* olduğunu düşü-
dir. Dışa bağımlı bir ekonomide bu “barış” nenlerin işi değildir. Devrim, kendiliğinden
havasının uzun sürmeyeceği tarihsel ve nes- “olan” değil, bilinçli insanların gerçekleştir-
nel bir gerçektir. Bu havaya bakarak, seçim diği bilinçli bir eylemdir. Bilinç ise, içinde ya-
sonuçlarının “kişisel bozgun”larıyla ülkede- şanılan koşulların ve ilişkilerin bütünsel bil-
ki ekonomik, toplumsal ve siyasal ilişkileri gisine dayanır. İçinde yaşadığı ülkeyi ve top-
yorumlamaya kalkışmak, sol pasifizmden lumu kavrayamamış, herşeyi küçük ve gün-
başka bir sonuç üretmeyecektir. Seçim son- delik “borsa haberleri” gibi geçişken ve de-
rasında “medya solcuları” ve legalistler ara- ğişkenlik içinde algılayanların bu bütünsel
sında esen “bozgun” havası, neo-liberal sol- bilgiye sahip olmaları ise olanaksızdır.

* Ece Temelkuran, “Deniz’le dalga Deniz’de dalga”,


Milliyet, 27 Temmuz 2007. (Yazıda “umut” yerine “bu-
20 lut” yazılıdır.)
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Sınıflar ve
Partiler

“Toplumsal ve siyasal gelişmelerle milli krizin derinleşmeye yöneldiği bugünkü ko-


şullarda, gelişmeleri parçasal düzeyde ele almak ve buna bağlı olarak parçalarda mü-
cadele etmeyi öne çıkarmak, ülkenin emperyalizme bağımlılığını görmezlikten gele-
rek ‘özelleştirmeler’e karşı ‘kamu kuruluşları yabancılara peşkeş çekilemez’ türünden
‘mücadeleler’ yürütmekle özdeştir. Emperyalizme bağımlı, ekonomisinden dış politi-
kasına kadar IMF, AB ve Amerikan emperyalizmi tarafından yönetilen bir ülkede ‘ulu-
sal bağımsızlığın tehlikede olduğu’ ne kadar anlamsız ve halkın bilincini saptırıcıysa,
‘özelleştirme’ ya da AB karşıtı parçasal ‘mücadeleler’ de o denli anlamsız ve bilinç
saptırıcıdır.
... işçi sınıfının 1991 sonrasında tüketim ekonomisine eklemlenmesi ve basit ‘tü-
ketici kitle’ içinde yer alması, küçük-burjuva ideolojisinin işçi sınıfı içinde yaygınlaşma-
sına yol açmıştır. Büyük özel ve kamu kuruluşlarında çalışan işçiler giderek ‘aristok-
rat işçi’ haline dönüşürken, küçük ve orta sanayi kuruluşlarındaki işçiler, sendikal ör-
gütlenmeye bile sahip olmayan örgütsüz, ‘kendi kendine bir sınıf’ haline dönüşmüş-
tür.
İşçi sınıfının ‘kendisi için sınıf’ olmaktan ‘kendi kendine sınıf’ olmaya doğru geri-
ye döndürülmesinde yıllar boyu sürdürülen karşı-devrimci propagandalar ve oligarşik
devletin zor uygulamaları belirleyici olmuşsa da, soldaki legalizmin egemenliğinin de
bu pasifize olmada önemli katkısı bulunmaktadır.
Bugün işçi sınıfı, köylülükten sonra, ülkede gelişen siyasal olaylar karşısında ba-
sit bir ‘izleyici’ konumunda bulunan ‘kendi kendine sınıf’ durumundadır.
İşçi ve köylü kitlelerinde görülen bu ‘edilgenlik’ ve ‘izleyicilik’, devrimci alternatifin
maddi bir güç olamamasının ortaya çıkardığı bir durumdur. Bu nedenle, bu sınıfların
etkin bir siyasal güç haline gelmesinin yolu, devrimci maddi bir gücün ortaya çıkma-
sıyla olanaklıdır.”

Yukardaki belirlemeler Kurtuluş Cephe- sınıfsal tahlilleri de bir yana bırakmıştır. Söz
si’nin Eylül-Ekim 2005 tarihli 87. sayısında yer geldiğinde kıyasıya eleştirmekten kaçınma-
alan “Mevcut Durum Üzerine” başlıklı yazı- dıkları “globalizm”in dilini kendilerine uyar-
dan alınmıştır. lamış ve bu yolla “geniş kitlelere” ulaşacağı
Yazının özü, mevcut durumdaki gelişme- hayallerine kendisini kaptırmış legal-sol,
lerin milli krizin derinleşmesine yönelik ol- mevcut durumdaki gelişmeler karşısında ha-
masına karşın, işçi sınıfının (ve temel müt- la “globalizm”in kozmopolit dilini kullanma-
tefiki olan köylülüğün) edilgen, politik pasif- yı sürdürmektedir. Bu dilde sınıflar yoktur,
lik içinde olduğudur. sınıfsal bakış açısı hiç bulunmaz.
Bugün ülkede gelişen olayları yakından 12 Eylül sonrasının apolitik ortamında
izleyen objektif bir küçük-burjuva aydını bi- “çevrecilik”, “feminizm” vb. “sınıf üstü” kav-
le, bu gerçekleri saptamakta fazlaca zorluk ramlarla yola çıkılmıştır. Sonra “orta sınıf ”
çekmeyecektir. edebiyatı başlamıştır. Böylece “modern sı-
“Sol”da egemen olan legalizm ve legal- nıflar” bir yana bırakılmış, feodalizmden ka-
oportünizm “inadına devrim”, “umudu bü- pitalizme geçiş sürecindeki 19. yüzyıl top-
yütmek” gibi söylemlerle Marksist-Leninist lumlarındaki sınıfsal farklılaşmanın tam be-
bakış açısını bir tarafa bırakmanın ötesinde, lirginleşmediği döneme özgü kavramlar kul- 21
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

lanılır olmuştur. Yine de arasıra, Türkiye’de kaynaklanan sürekli ve kalıcı özelliklere sa-
sınıfların varolduğuna ilişkin, düşüncelerinin hiptirler. Her durumda, birey, ait olduğu sı-
derinliklerinden gelen bazı kıpırtılarla, “sınıf” nıfın bu sürekli ve kalıcı özelliklerine sahip-
sözcüğünü anımsadıkları da olmuştur. tir. Sınıf tahlillerinde esas olan, değişkenlik-
Her ne kadar “ezber bozmak” sloganı ez- lere değil, sürekli ve kalıcı özelliklere göre
berlenmişse de, tüm bildikleri, devrimci mü- sınıfların durumunu ve içinde yaşanılan ko-
cadelenin yükseldiği 1970’li yıllarda içinde şullardaki tutumunu saptamaktır.
yer aldıkları ya da kıyısında dolaştıkları sol Feodalizmden kapitalizme geçiş sürecin-
örgütlerin görüşlerinden bir adım öteye geç- de, feodal sınıflar parçalanır ve dağılır. Feo-
memektedir. Bunlar ise, ya SBKP modern dalizmin içinde gelişen kapitalist ilişkiler
revizyonizminin ya da Çin KP’sinin “emper- kendine özgü sınıf ilişkilerini ortaya çıkarır.
yalizm tahlili”nde ifadesini bulan görüşlerin Bir yanda feodalizmin parçalanan ve dağı-
“yerli adaptasyonları”ndan ibarettir. lan sınıfları, diğer yanda “yeni” üretim ilişki-
Bunların dışında beyinlerinin “gri hüc- sinin, kapitalizmin ortaya çıkardığı yeni sınıf-
releri”nde belli belirsiz yer alan “sınıf” ve “sı- lar söz konusudur.
nıf partileri” sözcükleri ise, tümüyle “patron- Feodal sınıfların bireyleri bu süreçte es-
ağa”, “işbirlikçi-burjuvazi”, “finans-kapital” ki sınıf konumlarını yitirirler. Feodal egemen-
ya da “tekelci burjuvazi ve büyük toprak ler (toprak ağaları, feodal beyler), zaman
sahipleri”nin “üstte” yer aldığı, “altta” ise iş- içinde, ülkenin kendi tarihsel gelişimine bağ-
çilerin, köylülerin ve şehir küçük burjuvazi- lı olarak, kimi yerlerde devrimci tarzda, doğ-
sinin bulunduğu “toplum” bilgisinden daha rudan tasfiye edilmiş; kimi ülkelerde toprak
fazlası değildir. (Bunların arasında ülkemiz- burjuvazisi ve tarım kapitalistine dönüşerek
de egemen sınıfların bir “oligarşi” oluşturdu- tasfiye olmuştur. Ancak toprak burjuvazisi ya
ğunu bilen ve duyanlar çoğunlukta olsalar da tarım kapitalistine dönüşen feodal ege-
da, 1970’lerde oligarşik yönetimin ne oldu- men sınıfların, feodalizmin üstyapısal ku-
ğunu tam olarak anlamadıkları gibi, bugün rumlarını ve kurallarını tümüyle terk etme-
de oligarşinin ne olduğunu hiç anlamamak- leri ya da “ortak akıl”dan silmeleri söz ko-
tadırlar.) nusu değildir.
Herkesin ortak bilgisi (ki “sol” söylemde Tasfiye olan ya da kapitalistleşen feodal
“ortak akıl” şeklinde uydurma bir terim ha- sınıflar, aynı zamanda feodal aristokrasinin
line getirilmiştir), insanların içinde bulun- toplumsal, siyasal ve kültürel özelliklerini de
dukları toplumsal ilişkilerde belli bir konu- kapitalist toplumsal ilişkilere taşımışlardır.
ma sahip oldukları ve bu konumlarına göre Burada kapitalist ilişkilere taşınan en temel
bir “grup” oluşturdukları, yani sınıfları oluş- unsurlar ise, aristokratik yaşam tarzı ve dini
turduklarıdır. Bu tanımlama, Marks’ın “Var- ideolojidir. Özellikle İngiltere’de (anglo-sak-
lıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, ara- son ülkelerde) feodalizm, yeni kapitalist sı-
larında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı ol- nıfla yapılan bir “uzlaşma” ile tasfiye edildi-
mayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim iliş- ğinden, bu temel unsurlar çok daha belirgin
kileri, onların maddi üretici güçlerinin belir- biçimde varlığını sürdürmüştür.
li bir gelişme derecesine tekabül eder” sap- Feodal egemen sınıfın topyekün değişen
tamasındaki insan iradesinden bağımsız üre- üretim ilişkileri içindeki dönüşümü yanında,
tim ilişkilerini “toplumsal ilişkiler” şekline “alttaki” feodal sınıf, yani köylülük de dönü-
dönüştürerek, aynı zamanda sınıf kavramı- şüme uğramıştır. Tarihsel olarak köylülüğün
nı üretim sürecinden kopartır. Dolayısıyla da dönüşümü, öncelikle sınıfsal farklılaşmaya
eksik bir tanımlamadır, eksik olduğu için de uğraması şeklinde bir bölünmeye denk dü-
yanlıştır. şer. Bir bölüm köylü (küçük bir azınlık) kent-
Sınıflar, üretim sürecindeki konumlarına lerde zanaatçı, esnaf vb. şeklinde küçük-bur-
bağlı olarak ortak özelliklere sahiptirler. An- juvalaşırken, büyük bölümü proleterleşmiş-
cak sınıflar donmuş ve katılaşmış bir insan tir.
topluluğu değildir. Bu nedenle, sınıflar ara- Böylece “modern sınıflar”, kapitalist top-
sında sürekli geçişler ve yer değiştirmeler or- lumun temel sınıfları, burjuvazi (kapitalist-
taya çıkar. Ancak bireylerin sınıf değiştirme- ler) ve proletarya (işçi sınıfı) olarak belirgin-
leri, sınıfların değiştiği anlamına gelmez. Sı- leşmiştir. Ancak toprakta özel mülkiyet var-
22 nıflar, üretim sürecindeki konumlarından lığını sürdürdüğü için, toprağı sermaye ola-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

rak kullanan, toprak rantıyla yaşamlarını sür- sınıftır, dolayısıyla kendi başına bir sınıf çı-
düren üçüncü bir sınıf, yani toprak burjuva- karına sahip değildir. Burjuva toplumlarında
zisi/toprak sahipleri sınıfı vardır. Marks’ın ifa- küçük-burjuvazi, değişik yöntem ve araçlar-
desiyle, “ücretli-emekçiler, kapitalistler ve la büyük burjuvaziye (kapitalistlere) siyasal
toprak sahipleri, kapitalist üretim tarzına da- olarak yedeklenir. Böylece küçük-burjuvazi,
yanan modern toplumun üç büyük sınıfını büyük burjuva olma istem ve özlemini bu
oluştururlar”. yedekleme içinde, yani siyasal alanda sürek-
Bu saf haliyle “modern sınıflar”ın yanın- li yaşatır ve vareder. Kapitalist sınıfın siyasal
da “orta ve ara tabakalar” mevcuttur. Genel- temsilcilerinin ve ideologlarının yapması ge-
likle küçük-burjuvazi (kent ve kır) olarak ta- reken tek şey, kendi sınıfsal çıkarlarının ay-
nımlanan bu orta ve ara tabakalar, “aşağı- nı zamanda küçük-burjuvazinin de çıkarı
dan yukarı” (sınıf atlama) ve “yukardan aşa- olduğu şeklinde bir yanılsama üretmek-
ğı” (mülksüzleşme) sınıfsal geçişlerin oldu- ten ibarettir.
ğu bir sınıf oluştururlar. “Gerçekten, kendisinden önce
Feodalizmden kapitalizme geçiş sürecin- egemen olan sınıfın yerini alan her
de ve kapitalizm koşullarında artan mülksüz- yeni sınıf, kendi amaçlarına ulaşmak
leştirmeyle birlikte, “orta ve ara tabakalar”, için de olsa, kendi çıkarını, toplumun
yani küçük-burjuvazi nüfusun çoğunluğunu bütün üyelerinin ortak çıkarı olarak
oluşturur. Küçük-burjuvazinin en temel özel- göstermek zorundadır, ya da şeyleri
liği, belli bir üretim aracına (toprak ya da pa- fikir planında açıklamak istersek: bu
ra olarak) sahip olmasıdır. Sermayenin yo- sınıf, kendi düşüncelerine evrensellik
ğunlaşması ve merkezileşmesi sürecinde sü- biçimi vermek ve onları, tek mantık-
rekli mülksüzleşen bu sınıf, artan oranda iş- lı, evrensel olarak geçerli düşünceler
çi sınıfının saflarına geçer (proleterleşme). olarak göstermek zorundadır. Bir sı-
Ancak geçiş mülksüzleşmeye dayandığı için, nıfa karşı çıkması yüzünden, sırf bu
her durumda yeniden mülkiyet sahibi olma yüzden devrimci sınıf, kendisini, bir
umutlarıyla birlikte yürür. Böylece küçük- sınıf olarak değil de, hemen bütün
burjuvazi, ister mülksüzleştirilmiş olsun, is- toplumun temsilcisi olarak sunar, tek
ter olmasın, her durumda mülksahibi olma egemen sınıfın karşısında toplumun
istem ve özlemini taşır. Bu istem ve özlemiy- tüm kitlesi olarak görünür.*”**
le kendine özgü bir dünya görüşüne, ideo- Burada kavranılamayacak bir durum
lojiye sahiptir. yoktur. Burjuva ideologlarının işi, her durum-
Proleterleşme sürecindeki her küçük- da bu yanılsamayı üretmek ve yeniden üret-
burjuva, ne kadar ücretli-emekçi konumu- mektir.
na ulaşırsa ulaşsın, her durumda sahip ol- Küçük-burjuvazi (kent ve kır) aynı za-
duğu ideolojinin içinden dünyaya bakar ve manda nesnel ve tarihsel olarak proleterle-
buna uygun bir yaşam sürdürmeye çalışır. şir. Dolayısıyla maddi varlık koşulları açısın-
Bir ülkede “orta ve ara tabakalar”, yani dan proletaryaya yaklaşır, proletaryanın ya-
küçük-burjuvazi nüfusun çoğunluğunu oluş- şam koşullarının içinde yer alır. Ancak pro-
turduğu için, ilk bakışta bu sınıfın dünya gö- letaryanın, burjuvazi gibi, kendi sınıf çıkarla-
rüşü, ideolojisi egemen ideoloji gibi görünür. rını “toplumun genel çıkarı” gibi sunmaya
Nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu için de, ve böyle bir sunumu meşrulaştırmaya yara-
bu sınıfın sorunları da toplumun temel so- yan yanılsamalar üretmeye, olumsuz anlam-
runu olarak algılanır. da ideoloji yapmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü
İşte bu görünüm ve algılama içinde kü- onun çıkarı, sınıfların tümüyle ortadan kal-
çük-burjuvazi, “modern kapitalist sınıflar”ın dırılmasında olduğu için, her durumda tüm
karşısına “kilit” sınıf olarak ortaya çıkar. Tem-
sili demokrasi içinde küçük-burjuvazinin ni- * Marks’ın kenar notu: Evrensellik şunlara tekabül
celiği de, temel sınıfların siyasal faaliyetle- eder: 1. zümreye karşı sınıfa; 2. rekabete, dünya ça-
rinde belirleyici bir yere sahiptir. Artık tüm pında karşılıklı ilişkiye (Weltverkehr) vb.; 3. egemen
siyasal ilişkiler, küçük-burjuvazinin kazanıl- sınıfın büyük çoğunluğuna; 4. çıkarların ortaklığı yanıl-
samasına, başlangıçta bu yanılsama [haklı]dır; 5. ide-
masına yöneliktir, küçük-burjuvazinin hangi ologların aldatmalarına ve işbölümüne.
sınıfa yedeklendiğine göre şekillenir. ** Marks-Engels, Alman İdeolojisi, s. 71-72), Sol Yay.,
Ancak küçük-burjuvazi yedeklenen bir 1992. 23
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

insanlığın çıkarıdır. mışlardır. İşçi sınıfının mücadelesi ne ölçü-


Böylece mevcut düzen içinde egemen de küçük-burjuvaziyi yedekleyebilmişse,
sınıf/sınıflar ile ezilen ve sömürülen sınıflar sosyal-demokrat partiler de o ölçüde küçük-
arasındaki çatışmada, iki temel sınıf (burju- burjuva kesimleri etkileri altına alabilmişler-
vazi ve proletarya) arasındaki mücadelede, dir. Bunun dışında sosyal-demokrat partile-
küçük-burjuvazi neredeyse sonucu belirle- rin küçük-burjuvaziyi yedekleyebilme olana-
yen bir “güç” olarak görünür. Bu da bu sını- ğı mevcut değildir.
fın kendisine “yüce hakem” rolü atfetmesi- Diğer bir ifadeyle, işçi sınıfının devrimci
ne yol açar. mücadelesinin kitleleri (ağırlıklı olarak kent
İster 19. yüzyıl sosyolojisinden alınmış ta- küçük-burjuvazisini) politize ettiği ve kendi
nımla “orta sınıflar” denilsin, ister 20. yüzyı- saflarına çektiği ölçüde, işçi sınıfının devrim-
lın sonlarında ortaya atılan “yeni orta sınıf” ci mücadelesini saptırmak ve düzene, dola-
olarak tanımlansın, her durumda küçük-bur- yısıyla da burjuvaziye tabi kılma “misyon”una
juvazi, düzen içi siyasal ilişkilerde ve müca- sahip sosyal-demokrat partiler o ölçüde kü-
delede “kilit” rol üstlenir. Burjuva demokra- çük-burjuva kesimlerin desteğini alabilmek-
sisi çerçevesindeki tüm siyasal mücadele- tedir.
lerde ve seçim faaliyetlerinde ağırlık nokta- Ancak küçük-burjuvazinin en temel özel-
sı küçük-burjuvazi olur. Sloganlar, propagan- liği, “aşağı ve yukarı” sürekli geçişkenlik için-
dalar ağırlıklı olarak bu sınıfı yedeklemeye de bulunmasıdır. Dolayısıyla sürekli ve tutar-
yöneliktir. lı bir politik mücadelenin temel dayanağı
Açıktır ki, temsili demokrasilerde yapılan olamazlar. (Bu aynı zamanda küçük-burju-
seçimlerin “galibi”de, her durumda küçük- vazinin demokratik devrimde öncülüğünü
burjuvaziyi yedekleyen partiler olur. koşullayan ve sınırlayan niteliktir.)
Bu düzen partileri, aynı zamanda düze- Buna rağmen tüm politikalarını ve siya-
nin sürekliliğini sağlama “misyon”unu üstle- sal partilerinin geleceğini küçük-burjuvaziye
nirler. Böylece temsil ettiklerini iddia ettikle- dayandıran her kesim, ilk seçimlerde olma-
ri sınıfların çıkarlarının ötesinde, düzenin sa bile, bir sonrakinde “hezimete” uğramak
egemen sınıflarının çıkarlarının temsilcisi durumundadır. Bu, küçük-burjuvaziye daya-
olurlar. Diğer bir ifadeyle bu partiler, ne den- nan politikaların kaçınılmaz hüsranıdır.
li küçük-burjuvaziyi yedeklemeye yönelik Ülkemiz solunun diğer bir bilisizliği ve
sloganlar, programlar, projeler üretir görün- “ezber”i ise, küçük-burjuvazinin kentlerde
seler bile, her durumda bir sınıfın özel çıka- yaşayan (işçi sınıfı dışındaki) “tüm halk kit-
rının temsilcisi olarak siyaset sahnesinde yer lesi” olarak kabul edilmesidir. Böylece hiz-
alırlar. Günümüz sosyal-demokratlarının ger- metler sektöründe çalışan büro memurların-
çek nitelikleri, sınıfsal temeli ve nihayetinde dan kamu “emekçileri”ne ve öğrencilere ka-
karşı karşıya kaldıkları çelişkiler ve açmaz- dar doğrudan üretim sürecinde yer alama-
lar da aynı yerden kaynaklanır. yan “kütle”, küçük-burjuvazi olarak tanımla-
Sosyal-demokratlar, tarihsel olarak işçi sı- nır.
nıfının marksist partileri olarak ortaya çık- Oysa küçük-burjuvazi, tanımın kendisin-
mışlardır. Bu tarihsellik içinde sosyal-demok- de ifade edildiği gibi burjuvazinin “küçük”
rat partiler işçi sınıfının çıkarlarını temsil olan kesimdir. Sözcüğün tam anlamıyla, kü-
eden sınıf partileri olmuşlardır. Ancak aynı çük-burjuvazi, toprak ya da para olarak bel-
tarihsel süreçte işçi aristokrasisinin ortaya li bir sermayeye sahip sınıftır. “Kitapların”
çıkmasıyla birlikte, marksist sosyal-demok- yazdığı tüm küçük-burjuva sınıf özellikleri de
rat partiler bölünmüş ve ayrışmıştır. Bu ay- bu küçük sermaye kesimlerinin sınıfsal özel-
rışmada işçi aristokrasisinin özgün temsilci- likleridir.
si olarak ortaya çıkan sosyal-demokratların 19. yüzyılın kavramıyla “orta sınıfın alt ta-
“misyonu” ise, burjuvazi ile proletarya ara- bakaları”, yani küçük-burjuvazi küçük ima-
sında bir “uzlaşma”, “orta yol” bularak kapi- latçı, küçük tüccar, esnaf, zanaatçı ve köy-
talizmin devamını sağlama olmuştur. lülerdir. Yani küçük sermaye sahipleridir-
İşçi sınıfı mücadelesinin yükseldiği dö- ler.
nemlerde sosyal-demokrat partiler bu “mis- Memurlar (kamu ve özel), öğrenciler, öğ-
yon”u gerçekleştirebilmek için, işçi sınıfına retmenler, serbest meslek sahipleri (avukat-
24 yönelik sloganlar ve programlarla ortaya çık- lar, muhasebeciler vb.), sermaye sahibi ol-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

madıkları ölçüde küçük-burjuvazinin dışın- partilerin sınıfsal konumlarını ise şöyle özet-
da yer alırlar. Ancak küçük de olsa sermaye leyebiliriz:
sahibi olmamakla birlikte, küçük-burjuva CHP: 1950’lerden itibaren orta ve küçük
ideoloji ve yaşam tarzının içinde yer alırlar. sermaye kesimleri ile diğer küçük-burjuva
Kamunun, yani devletin istihdam kapasite- kesimlerin (memur vb.) siyasal temsilcisidir.
sinin yüksek olduğu ülkelerde bu toplumsal Değişik dönemlerde tekelci burjuvaziden
kesimler nüfusun önemli bir kesimini oluş- büyük toprak sahiplerine kadar değişik sınıf-
tururlar. Bu nedenle de küçük-burjuva ya- ların temsilcileri de içinde yer aldığı için, ho-
şam tarzı ve ideolojisinin gerçek sahipleri ve mojen bir yapıya ve sınıfsal temsilcilik özel-
sürdürücüleri olarak görünürler. liğine sahip değildir.
Bu ayrım yapılmadığı sürece, küçük-bur- “Ülkede hızlı bir kapitalistleşme-
juvazinin sınıfsal tutumu ve siyasal hareke- den yanadır. Sınıfsal yapısı gereği an-
tinin anlaşılması olanaksızdır. (22 Temmuz ti-tekelci olmasına karşılık, mevcut
seçimlerinde açık biçimde görüldüğü gibi, üretim ilişkilerine müsamaha göster-
küçük-burjuvazi (küçük sermaye sahipleri) mesi nedeniyle somutta, tekelci ser-
ile diğer küçük-burjuva “unsurlar” arasında mayeyi güçlendirecek bir ekonomi
kesin bir farklılaşma ortaya çıkmıştır. Küçük- politika uygulamak zorundadır. Da-
burjuva sınıfın gerçek üyeleri bütünüyle AKP yandığı sınıflar gereği, milliyetçilik
saflarında yer alırken, memur, öğrenci, öğ- ideolojisine sahip çıkmaya ve şove-
retmen, serbest meslek sahibi vb. “unsurlar” nizme varmaya zorunludur. Temel
CHP’yi desteklemişlerdir. Birincileri ekono- felsefesi, hızla geliştirmeyi amaçladı-
mik temelde, ikinciler ideolojik –laiklik- te- ğı kapitalist üretim ilişkileri içinde
melde oy kullanmışlardır.) emekçi yığınların yükselen tepkileri-
Ülkemizin Cumhuriyet tarihi boyunca kü- nin, ‘ekonomik’ ve sosyal tedbirlerle
çük-burjuvazi, yani küçük sermaye kesimle- pasifize edilmesi şeklindedir. Bir baş-
ri (küçük imalatçı/sanayici, küçük tüccar, es- ka tanımla amaç, ülkenin kendi ikti-
naf, zanaatçı ve küçük ve orta köylü) büyük sadi evriminin zorlamaları ile emper-
burjuvazinin saflarında yer almışlardır. Tem- yalist-kapitalist üretim ilişkileri arasın-
sili demokraside bu kesimlerin “gücü”, sa- da ‘uyum’ sağlamaktır. Bu nedenle
dece kendi bireysel nicelikleriyle sınırlı de- emekçi yığınların talep ve tepkileri-
ğildir. Onların gerek istihdam kapasiteleri, nin, toprak reformu, kooperatifçilik,
gerekse ticari ilişkileri, kendi bireysel nice- halk sektörü, yönetime katılma vb. gi-
liklerinin üzerinde bir güç sahibi kılar. Bu ne- bi ekonomik ve sosyal tedbirlerle hız-
denle, amiyane tabirle toplumsal ilişkilerde la geliştirilecek olan emperyalist-ka-
“kanaat önderleri” işlevini yerine getirirler. pitalist üretim ilişkilerine kanalize
Küçük-burjuvazi, küçük sermaye, bu iş- edilmesi ve uyumlaştırılması, CHP’nin
levleri aracılığıyla, işçi sınıfının ve “kent yok- ‘Halkçı’ programını teşkil eder. CHP’-
sullarının” büyük burjuvaziye yedeklenme- nin siyasal olarak orta ve küçük bur-
sini sağlarlar. juvaziye dayanma özelliği, CHP’nin
Yine de yaşam tarzı, ideolojisi ve küçük ‘sınıflar üzerinde’ bir politika ile hare-
sermaye ile olan ilişkileriyle “diğer unsurlar” ket etmesine ve herkese hakkını ve-
(memurlar, serbest meslek sahipleri vb.) kü- ren yönetici hakem rolünü oynayabil-
çük-burjuvazi içinde tanımlanır. Bu tanım mesi için “demokratik” bir ortama ih-
çerçevesinde bu kesimler, küçük-burjuvazi- tiyaç duymasına neden olmaktadır.
nin orta ve sol kanadını oluştururlar. Ancak ‘Demokratik’ ortam olmazsa, CHP’nin
sınıf konumları küçük-burjuvazinin maddi varlık nedeni ortadan kalkar. Bu ne-
varlık koşullarına dayanmadığı için, küçük- denle, CHP’nin, kitleler üzerine olan
burjuva sınıfının siyasal tutumunda belirleyi- baskı ve saldırılara karşı olmasının
ci etken değillerdir. nedeni özünde, sınıfsal çatışmada
İşte bu sınıf ilişkileri içinde, ama bu sınıf emekçi yığınların yanında yer alma-
ilişkilerini bilmeden ve anlamadan sürdürü- sından değil, istediği ‘demokratik’ or-
len “sol” politikalar, 23 Temmuzda “kişisel tamın bozulmasından gelir.” (İlker Ak-
bozgun” havasının oluşmasına yol açmıştır. man, Mevcut Durum ve Devrimci Tak-
22 Temmuz seçimlerine katılan siyasal tiğimiz, 1976) 25
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

CHP, “halkçı programı”nı terk ettiği ölçü- yönüyle IMF politikalarının kesin sürdürücü-
de, emekçi kitlelerin talep ve tepkilerinin sü olmaktadır. TMSF operasyonlarıyla, “özel-
temsilcisi olmaktan çıkmıştır. Bir diğer ifa- leştirmeler” aracılığıyla, “servetin eldeğiştir-
deyle, emekçi kitlelerin talep ve tepkileri mesi”ni sağlayarak küçük ve orta sermaye
yükselmediği sürece, CHP’nin “halkçı prog- kesimlerine yeni olanaklar sağlamıştır. 22
ramı” hiçbir işleve sahip değildir. Bu yüzden Temmuz seçimlerindeki gücü, kendisini des-
CHP’nin siyasal gücü, doğrudan emekçi kit- tekleyen küçük ve orta sermaye kesimleri-
lelerin siyasallaşmasına ve mücadelesine nin büyümesi ve istihdam kapasitesinin art-
bağlı olarak değişkenlik gösterir. CHP’nin masından kaynaklanmaktadır. Özellikle Ana-
“misyonu”, oligarşiye karşı geniş halk kitle- dolu tüccar sermayesinin iç pazardaki gücü-
lerinin memnuniyetsizlik ve tepkilerini pasi- nün artması AKP’nin güçlenmesinde belir-
fize etmektir. Dolayısıyla suni dengenin bo- leyici olmuştur. Bugün için oligarşinin bir bö-
zulmaya yöneldiği dönemlerde, kitlelerin oli- lümünün sözcülüğünü de üstlenmektedir.
garşiye yedeklenmesinin gerekli olduğu ko- MHP: Sınıfsal desteğini küçük-burjuvazi-
şullarda CHP tekelci burjuvazinin (en azın- den alan ve tekelci sermayenin politik söz-
dan bir bölümünün) açık desteğini alarak cülüğünü amaçlayan bir partidir. AKP gibi
güçlenir. Bunun dışında, küçük-burjuvazinin küçük ve orta sermaye kesimlerinin çıkarla-
sol kanadının oylarıyla varlığını sürdürmeye rını temsil eder. MHP, her zaman olduğu gi-
mahkumdur. bi, ırkçılık ideolojisi ile, Türk’lerin tarihi üs-
AKP: İçinden çıktığı Erbakan hareketinin tünlüklerinin propagandasını yaparak, kitle-
sınıfsal tabanına, yani orta ve küçük serma- leri etki altına almaya çalışmaktadır. Bu sa-
ye kesimlerine dayanarak oluşmuş bir par- yede sağlayacağı seçim başarısıyla hükümet
tidir. Anadolu esnaf-zanaatkar sermayesi ile olma ya da hükümet ortağı olarak temsilci-
tüccar-tefeci sermayesinin temsilciliğini de si olduğu kesimlerin güçlenmesine yönelik
üstlenmiştir. Ancak Erbakan’ın başkanlığını icraatlarda bulunmayı hedefler. Şubat 2001
yaptığı diğer partilerden farklı olarak, ithala- krizinde zayıflayan ve güç kaybeden serma-
tın liberalizasyonu ve ihracat teşvikleriyle ge- ye kesimleri hızla MHP’den uzaklaşmıştır.
lişen ve güçlenen “yeni” orta ve küçük ser- Ancak AKP’nin “dışlayıcı” politikalarıyla um-
maye kesimlerinin çıkarlarının temsilcisi ol- duklarını bulamayan bu kesimler, yeniden
muştur. MHP saflarına geri dönmüşlerdir. 1999-2000
AKP’nin “demokratlığı”, Erbakan’ın “de- yıllarında, özellikle Türki cumhuriyetlerde fa-
mokratlığı” gibi, gerek oligarşiye karşı mu- aliyet gösteren “milliyetçi” sermayenin “se-
halefet eden orta ve küçük sermaye kesim- rüveni”, bu kesimlerin bir bölümünü “islam-
lerine politik sözcülük sağlamak, gerekse cı sermaye” ile işbirliğine yöneltmiş ve MHP
“din”i politik bir alet olarak kullanmak iste- ile AKP arasında bir “uzlaşma” zemini orta-
mesindendir. “Liberalliği” ise, doğrudan it- ya çıkarmıştır.
halat ve ihracatın liberalizasyonundan kay- GP: Popülist ve milliyetçi söylemle orta-
naklanır. Oligarşiyi oluşturan işbirlikçi-tekel- ya çıkan, tümüyle Uzan ailesinin ve bu aile
ci burjuvazinin iç pazardaki etkisi sınırlandı- ile iş ilişkileri içinde bulunan kesimlerin özel
ğı ölçüde temsil ettiği sınıfların oligarşiyle çıkarlarının temsilcisi bir partidir. Özal döne-
“çatışma” yerine “uyum”u tercih etmeleri- minin “köşedönme”ciliğine dayanan popü-
nin sonucu olarak oligarşinin çıkarlarının da list söylemle, hızla sınıf atlamaya çalışan kü-
temsilcisi gibi görünebilmektedir. çük-burjuva kesimler ile lümpen-proletarya-
Ancak küçük ve orta sermaye kesimleri- nın desteğini almıştır. Varlığı, tümüyle Uzan
nin oligarşiye olan tepkileri ortadan kalkmış ailesinin varlığına bağlıdır. Oligarşiyle alıp-ve-
değildir. Bu nedenle AKP, “rövanş” alma psi- remediği yoktur.
kolojisi içinde yer yer “çatışma” konularını ANAP-DYP: Tarihsel olarak Menderes’in
öne çıkartmak zorundadır. Aksi halde “çe- DP’si ile Özal’ın “vizyonu” arasına sıkışmış
kirdek kadro”sunu ve “temel oy potansiye- “ikizler” durumundadırlar. Geçmişten tü-
lini” oluşturan kesimlerin desteğini kaybet- müyle farklı bir konuma savrulmuşlardır. İş-
mek durumunda kalacaktır. Bugün için AKP, birlikçi-tekelci burjuvazi ve orta burjuvazinin
tekelleşememiş orta sermaye kesimlerinin geçmişteki desteği tümüyle sona ermiştir.
gelişmesi ve tekelleşmesi yönünde bir eko- Kendilerini destekleyen küçük ve orta ser-
26 nomi politika uygulamak durumundadır. Bu maye kesimleri ise hızla AKP saflarına geç-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

tiklerinden, seçimlerde hiçbir varlık göstere- yandan Şubat 2001 krizi sonrasında “islami
memişlerdir. Erkan Mumcu’nun M. Ağar’ı ya- sermaye” ile geliştirdiği ticari ilişkilerle Tür-
rı yolda bırakması da, bu partilerin silinme- kiye iç pazarına entegre olurken, diğer yan-
sinde etkin olmuştur. Yakın gelecekte siya- dan 2003 Irak işgaliyle birlikte Kuzey’de olu-
sal alanda hiçbir varlığa sahip olmayacaksa- şan yeni pazar ilişkilerinin içine girmiştir. Bu
lar da, Mesut Yılmaz vb. kişilerin yeni parti da, DTP’nin 22 Temmuz seçimlerinde oyla-
girişimleri için bir “çatı” oluşturma işlevleri- rını artıramamasıyla sonuçlanmıştır. Bugün
ni yerine getirmeleri olanaklıdır. DTP’li belediyeler aracılığıyla kentlere göç
SP (Saadet Partisi): Erbakan’ın partisi ola- ettirilmiş yoksul Kürt köylülerine sağladığı
rak “milli görüşçüler”in bir cemaat partisi ol- ayni ve nakti “gelir desteği”yle gücünü ko-
muştur. Geçmişteki küçük ve orta sermaye rumaya çalışmaktadır. Kuzey Irak’taki yeni
kesimlerinin desteğini yitirmiştir. SP, bir bö- Kürt pazarıyla “Türk” ticari sermayesinin iliş-
lümüyle “ahde vefa” içinde olan kesimlerin, kileri geliştiği ölçüde varlığını sürdürmekte
bir bölümüyle küçük iller düzeyinde feodal zorlanacaktır.
kalıntıların desteğinde varlığını sürdürmeye Bunların dışında küçük-burjuva “aydın
çalışmaktadır. kulübü” halinde varlıklarını sürdürün “binde
DTP (DEP-HADEP vb.): Temelde PKK’nin küsur” “sol” partiler (ÖDP, SİP-TKP, EP), özel
“bağımsız Kürdistan” sloganıyla başlattığı si- olarak herhangi bir sınıfı temsil etmemekte-
lahlı mücadelenin ortaya çıkardığı feodal dirler. Onlar tüm varlıklarını, kitlelerin apoli-
Kürt köylülerinin partisidir. PKK’nin 1990’la- tikleştirilmiş olması ve suni dengenin varlı-
rın başında Kürt orta ve zengin köylüleri ile ğını sürdürmesine borçludurlar.
Türkiye iç pazarına entegre olmamış Kürt ÖDP, “liberal” küçük-burjuvazinin temsil-
küçük ve orta tüccarlarının çıkarlarının sa- ciliğine soyunmuşsa da, eskimiş DY’lilerin
vunucusu haline gelmesiyle birlikte, bu ke- sosyal kulübü olmaktan öteye geçememiş-
simlerin siyasal temsilcisi haline dönüşmüş- tir.
tür. Ancak bu küçük ve orta tüccarlar, bir

27
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

Yardım Paketleri,
Büfeci İslam,
Bakkal Solu!

“İçişleri Bakanı Osman Güneş’in imzasını taşıyan açıklamada, bakanlığa bağlı Ma-
halli İdareler Genel Müdürlüğü tarafından yapılan araştırma sonucunda şu bilgilere
erişildiği belirtildi:
Yoksul ve dar gelirli vatandaşlara 2003-Mart 2007 arasında Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Fonu’ndan (Fak-Fuk-Fon) periyodik olarak sağlık, sosyal, proje, yatı-
rım, eğitim, gıda ve giyim yardımı yapıldı. Nakit olarak yapılan bu yardımlar 2 milyar
975 milyon 318 bin 776 YTL’ye ulaştı.
AKP’li belediyeler 2003-Haziran 2007 arasında 6 milyon 40 bin 891 kişiye yardım
etti. Belediye yardımlarının faturası 332 milyon 929 bin 332 YTL.
Ayrıca 2003 - 2006 arasında 6 milyon 334 bin 180 aileye 4 milyon 395 bin 161
ton kömür yardımı yapıldı.”

“AKP hükümeti bu yılın Mart-Temmuz döneminde bir milyon 884 bin 9 aileye üc-
retsiz kömür dağıttı.
Edinilen bilgiye göre, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) ve Türkiye Taş Kö-
mürü Kurumu (TTK) tarafından, 2 Mart 2007 tarihinden itibaren fakir ailelere ücretsiz
kömür yardımına başladı. Sürdürülen kampanya kapsamında bir milyon 884 bin 9 ai-
leye kömür dağıtılması kararlaştırıldı. Bu ailelerinin toplam kömür talebi bir milyon 522
bin 415 ton olarak belirlenirken bu miktarın 417 bin 387 tonluk bölümü 26 Temmuz
2007 tarihi itibarıyla ailelere teslim edildi. Geri kalan bir milyon 105 bin 28 ton kömür
da ailelere teslim edilecek.”

“Ayni yardım paketleri, reel bir rehabilitasyon imkanı idi.


Bunu, ‘elitler’ ve ‘elitler’in siyasi yansıması olan kadrolar anlamazdı, çünkü bir ke-
re bile olsun, bir fakir-fukara, garib-guraba kapısı çalmamışlardı. Ayaklarına varoş ça-
muru bulaşmamıştı. Bir sofraya oturmamışlar, bir çocuğun burnundaki sümüğü silme-
mişlerdi. Bir yatalak hastanın altını değiştirmemişlerdi. Bir kimsesizin kapısını açma-
mışlardı.
Ak Parti’de (bu ifade AKP yandaşlarının tipik ‘kitle koşullandırması’ söylemidir-KC),
inanç değerlerinden de beslenen böyle bir gelenek vardı ve hükümet olunca da, ‘De-
reye su gelinceye kadar’ kurbağanın gözünü pörtletmemek için, bir acil yardım proje-
si devreye konulmalıydı. Ak Parti bunu yaptı...
Ak Parti hükümeti, valilikler ve belediyeler vasıtasıyla bunu gerçekleştirdi. Halk da
bunu, bir devlet hizmeti olarak algıladı, rahatsız olmadı.” (Ahmet Taşgetiren, Aksiyon,
23 Temmuz 2007.)

Yukardaki haberler ve yorum bu sayımız- aracılığıyla kentlerde sürdürdüğü “gelir des-


da yer alan IMF’nin köylere yönelik “doğru- teği”, sadece “gıda paketleri” ve “kömür da-
dan gelir desteği”nin kentsel uygulamaları- ğıtımı” ile sınırlı değildir. Bunlar arasında, as-
nın küçük bir bölümünü kapsamaktadır. ker ailelerine 75 YTL nakit para yardımı, ce-
28 AKP hükümetinin “valilikler ve belediyeler” maat yurtlarında kalan öğrencilere “hergün
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

ücretsiz kahvaltı”, “100 YTL burs”, camiler- Kurulu, Türkiye’ye merkezi idare ve
de hergün “sıcak yemek”, günlük “bedava İstanbul’da belediye hizmetlerinde
ekmek dağıtımı” vb. bulunmaktadır. kullanmak üzere toplam 822 milyon
Bütün bunlar, A. Taşgetiren’in sözüyle dolarlık iki krediyi onayladı.
“devlet hizmeti” olarak valilikler ve beledi- DB’den edinilen bilgiye göre, hü-
yeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. “Dere- kümetin emrine verilen 500 milyon
ye su gelinceye kadar kurbağanın gözünü dolarlık ilk kredinin vadesi 10 yıl ola-
pörtletmemek için” yapılan bu “doğrudan cak. ‘Rekabet ve İstihdam Sektörü
gelir desteği”, Dünya Bankası’nın kırsal böl- Geliştirme Politikaları Kredisi’ adıyla
gelerde kitle pasifikasyonunu sağlamak, kır açılan krediyle ilgili açıklamada, ‘Kre-
gerillasının desteğini “kurutmak” amacıyla di, Türk Hükümeti’nin büyümeyi teş-
1970’lerde geliştirdiği “küçük üreticiliğin des- vik etmek ve istihdam meydana ge-
teklenmesi projesi”nin günümüzdeki uygu- tirmek için yasal, kurumsal ve yapısal
lamalarıdır. programını desteklemek amacıyla ve-
T. Özal döneminde başlatılan Fak-Fuk- rilmektedir’ denildi.
Fon uygulamaları (“Sosyal Yardımlaşma ve İstanbul’a 322 milyon dolar
Dayanışma Fonu”), zaman içinde olağanla- kredi
şırken, aynı zamanda IMF’nin tarım politika- İstanbul’da belediye altyapı proje-
ları çerçevesinde uygulanmasına onay ver- lerinde kullanılmak üzere oluşturulan
diği “doğrudan gelir desteği”yle yaygınlaş- 322,15 milyon dolarlık bir başka Dün-
mış ve bugünkü boyutlara ulaşmıştır. ya Bankası kredisi de aynı kurul tara-
“Doğrudan gelir desteği”, biçimsel ola- fından dün onaylandı… 5 yılı ödeme-
rak 1970’lerde kır gerilla savaşlarına karşı siz 15 yıl vadeyle verilen kredi İstan-
pasifikasyon aracı olarak devreye sokulan bul Büyükşehir Belediyesi katı atık yö-
“küçük üreticiliğin desteklenmesi” politika- netiminin iyileştirilmesinde, ana bele-
larından farklıdır. 1970’lerde Dünya Bankası diye tesislerinin depreme dayanıklı-
aracılığıyla sürdürülen “küçük üreticiliğin lıklarının yeni teknolojiler ışığında
desteklenmesi” politikası, tarım ve tarım dı- güçlendirilmesinde, acil hizmet ku-
şı kesimlerde üretim temelinde küçük top- rumlarıyla hizmet süreçlerinin çağrı-
rak mülkiyetinin ve küçük sermayenin güç- lara daha iyi yanıt verebilmeleri için
lendirilmesini esas almıştır. Ancak uygula- yenilenmesinde ve ‘kentsel dönüşüm
malar istenilen sonuçları vermemiş, üretim projesi’nde kullanılacak.”
temelinde yapılan destekler tüketim için kul- Dünya Bankası’nın bu kredi kararında
lanılmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkan Dün- “doğrudan gelir desteği”ne ya da AKP bele-
ya Bankası ve IMF, Bengaldeş’teki “mikro diyelerinin “ayni yardımları”na (yardım pa-
kredi” örneğini de göz önünde bulundura- ketleri) ilişkin herhangi bir hüküm yoktur.
rak tarım ve tarım dışı kesimlerde “küçük Ancak Dünya Bankası’nın “proje kredileri”ne
üreticiliğin desteklenmesi” politikasını “doğ- ilişkin işler belediyeler tarafından ihaleye çı-
rudan gelir desteği”ne dönüştürmüştür. Böy- kartılacaktır. Dolayısıyla da ihaleyi alacak
lece nakdi ve ayni ödemelerle “adam satın olan şirketler, Dünya Bankası “kredisi” ara-
alma” politikasına geçiş yapılmıştır. cılığıyla, yani devletin dış borçlanması yo-
Bütün bunlar 22 Temmuz seçimlerinde luyla yeni kârlar elde edeceklerdir.
ABD’nin AKP’yi desteklediğine ilişkin “iddi- İşte bu “ihaleler”, AKP’nin “yardım pa-
aların” somut gerçekliğidir. Açık ifadeyle, ketleri”nin finansman kaynağıdır.
Amerikan emperyalizmi AKP’yi Dünya Ban- “Büfeci islamcılar”ın* bu “saadet zinci-
kası ve IMF aracılığıyla, özel olarak da Dün- ri”, bu ihaleleri istedikleri gibi dağıtabilme
ya Bankası’nın “yerel yönetimleri destek- olanağına sahip olmalarına dayanmaktadır.
leme projesi” kapsamında verdiği krediler-
le desteklemiştir. * Ece Temelkuran seçim sonuçlarını “yorumlarken”
Basında çıkan 28 Haziran 2007 tarihli en şöyle yazmaktadır: “Çözüm: Bakkal solu! - Türkiye sol
son haber şöyledir: siyasetinin tarihine çalışmak gerekiyor. Eski abilerin
isimleriyle takdis edilmiş yeni fraksiyonlara bölünmek
“Dünya Bankası 820 Milyon Do- için değil. Halk o vakit nasıl örgütlenmiş, bunu görmek
lar Kredi Veriyor için. İzmir’de Tariş direnişi, Fethiye’de toprak direnişi,
Dünya Bankası İcra Direktörleri Fatsa’da Terzi Fikri, Yeni Çeltek’te Yeraltı Maden İş na-
29
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

“Büfeci islamcı”ların birbiri ardına kur- kim ya da hangi parti olduğu önemli değil-
dukları yeni şirketlerin “hikmeti” de, bu Dün- dir. Dün nasıl ki Demirel’in AP’si, Özal’ın
ya Bankası kredilerinde ve bu kredilere bağ- ANAP’ı, Tansu Çiller’in DYP’si aracılığıyla ger-
lı ihalelerde bulunmaktadır. çekleştirilmişse, bugün AKP aracılığıyla ger-
Gerçek şudur ki, Dünya Bankası’nın bu çekleştirilmektedir. Deng Sio Ping’in sözüy-
“proje kredileri”nin amacı, kırsal alanlarda le söylersek, Dünya Bankası için (genel ola-
olduğu gibi, kentlerde de kitlelerin mevcut rak emperyalizm) “fare yakaladığı sürece,
düzene karşı olan tepkilerini pasifize et- kedinin renginin önemi yoktur”!
mektir. Bu amaca ulaşıldığı sürece, aracın

sıl örgütlenmiş, bunu öğrenmek için. Bu memlekette


sol olmuş mu olmamış mı, bu sorulduğunda ırım kı-
rım etmeden net cevap verebilmek için. Bir gün bir
kahveye girdiğinizde söyleyecek samimi, vicdanlı, ha-
kiki sözlerimizin olabilmesi için... ‘Cafe siyaseti’ değil,
‘bakkal politikası’ soldan nasıl yapılır, bu düzeyde ‘so-
muta yükselebilmek’ için.” (29 Temmuz 2007, Milli-
yet)
Kökeni Anadolu “çarşı esnafı”na, günlük dille söy-
lersek “bakkal-çakkal”ına dayanan “islamcı sermaye”-
nin karşısına “bakkal solu”nu çıkartmaya kalkışmak,
Ece Temelkuran için bir “talihsizlik” olsa bile, solda
küçük-burjuvazinin gerçek sahiplerinin siyasal gücü-
30 nün görülmüş olması yine de bir gelişme sayılabilir!
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Seçim Ekonomisi,
Popülizm ve
Devrim

Seçim döneminde “medya”nın hiç ilgi da “seçim ekonomisi yapılmayacak” hura-


göstermediği konuların başında ekonomi fesiyle birlikte sürdürülmüştür.
gelmiştir. Muhalif düzen partilerinin “uçuk Seçimlerin en “uçuk” konusu ilan edilen
vaadleri” olarak sunulan “mazot fiyatları” bir mazot fiyatları, “medya”nın ekonomiye olan
yana bırakıldığında, seçim döneminde eko- ilgisizliğini ortadan kaldıramamışsa da, eko-
nomi tümüyle unutulup gitmiştir. Ekonomi- nomi, kendi kuralları ve yasalarıyla, kendi
nin “güllük-gülistanlık” görüntüsünü bozma- yolunda sessiz sedasız yürümeye devam et-
mak için “medya”nın işbirliği, aynı zaman- miştir.
Seçim sath-ı mailinde petrol fiyatlarının
seyri yandaki tabloda yer almaktadır.
2007 Petrol Fiyatları ($) Petrol fiyatları Ocak ayına göre %26,4,
2 Ocak 60,77 Haziran ayına göre %18 artmıştır.
1 Şubat 57,35 İlk bakışta petrol fiyatlarının yükselmesi,
1 Mart 61,97 “muhalefet”in “uçuk vaadleri” olarak ilan
2 Nisan 66,03
edilen, mazot fiyatlarını “1 YTL yapacağız”
1 Mayıs 64,43
propagandası karşısında AKP’nin lehine bir
1 Haziran 65,09
“gelişme” gibi görünse de, aynı zamanda
2 Temmuz 71,11
AKP’nin yeni döneminde karşı karşıya oldu-
3 Temmuz 71,41
ğu riskleri gösterdiği için halktan özenle giz-
5 Temmuz 71,81
6 Temmuz 72,80
lenmiştir.
9 Temmuz 72,14
Petrol fiyatlarındaki artışların devlet büt-
10 Temmuz 72,80
çesine getireceği ek yükler, açıktır ki bütçe
11 Temmuz 72,58 açığının büyümesine, daha fazla iç ve dış
12 Temmuz 72,55 borçlanmaya gidilmesine, nihayetinde daha
13 Temmuz 73,89 yüksek faiz ödemelerine neden olacaktır.
16 Temmuz 74,11 Kaçınılmaz olarak bu açıkları kapatmak için,
17 Temmuz 74,03 bir yandan petrol ürünlerine (benzin, mazot
18 Temmuz 75,03 vb.) zam yapılırken, diğer yandan ÖTV gibi
19 Temmuz 75,90 vergilere zam yapılacaktır. Dün düşük petrol
20 Temmuz 75,53 fiyatları ve dolar kuruyla gerçekleştirilen “tü-
23 Temmuz 74,65 ketim artışı” tersine dönecektir.
24 Temmuz 73,38 Bu, bir bakıma kredi kartıyla yaşamaya
25 Temmuz 73.30 benzer.
26 Temmuz 76.84 Kredi kartıyla elde edilen ek “tüketim”
27 Temmuz 77.02 olanaklarının, bireysel ya da ailesel olarak
30 Temmuz 76,83 tüketimi artırarak belli bir “refah” ortamı ya-
31 Temmuz 77,05 rattığı açıktır. Ancak her kredi kartı kullanı- 31
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

Devlet Bütçesi
2006 2007
 (Milyar YTL)
(Ocak-Haziran) (Ocak-Haziran)
Harcamalar 81,003 99,873
1-Faiz Hariç Harcama 58,127 72,980
Personel Giderleri 16,724 19,743
Cari Transferler 27,108 35,798
2-Faiz Harcamaları 22,876 26,893
Gelirler 82,137 92,829
Bütçe Dengesi 1,134 -7,044
Faiz Dışı Denge 24,010 19,849

mı, gelecekteki tüketimden yapılan bir indi- için ise, her durumda yıllık bütçe gelirlerinin
rimdir. Bir başka ifadeyle, kredi kartıyla sağ- %20’nin üzerinde gerçekleşmesi şarttır. %20
lanan tüketim artışı, gelecekteki gelirler üze- faiz ödemelerinin üstünde ortaya çıkan büt-
rinden yapılan bir indirim, gelecek gelirlerin çe geliri, ülkenin gerçek kalkınma ve büyü-
bugünden tüketilmesi demektir. mesine denk düşer.
Bireysel ya da ailesel kredi kartı kullanı- Yine seçim sath-ı mailinde hiç sözü edil-
mı gibi, devletlerin kredili tüketimleri de meyen bütçe verileri, seçimden sonra “med-
benzer özelliklere sahiptir. ya”ya yansımıştır. Bu verilere göre, 2007 yılı-
Devlet ya da kamu, “almadan vermek al- nın ilk altı ayında devlet bütçesi 5,9 milyar
laha mahsustur” tekerlemesinde olduğu gi- YTL açık vermiştir.
bi, vergiler ve diğer gelirler aracılığıyla elde Altı aylık bütçe verileri, 22 Temmuz se-
ettiği kaynakları “kamu harcamaları” olarak çimlerinde ne kadar “popülizm”, diğer ifa-
tüketir. Kredi kartı sahibi herhangi bir kişi gi- deyle “seçim ekonomisi” yapıldığını açıkça
bi, devlet de gelecekteki gelirlerini garanti göstermektedir. Unakıtan’ın Maliye Bakan-
göstererek bugün harcayabilmek için kredi lığı’nın verilerine göre, geçen yılın ilk altı
temin eder. Devlet iç ve dış borçlanması ola- ayında 1,1 milyar YTL fazla veren bütçe, bu
rak tanımlanan bu “kredi”, örneğin gelecek yılın ilk altı ayında 7 milyar YTL açık vermiş-
beş yılın gelirlerinin bir zaman diliminde (ör- tir. Böylece AKP’nin “seçim ekonomisi” 7
neğin 2007) kullanılmasıdır. Bunun ne dü- milyar YTL’lik bir bütçeye sahip olmuştur.
zeyde gerçekleştiği ise hazine bonolarının Ancak AKP’nin ana icraatı 7 milyar YTL’-
faiz oranlarında kendisini gösterir. lik “seçim ekonomisi”nde değildir. Ana icra-
Eğer hazine yıllık %20 faiz oranıyla borç- atı, dört buçuk yıllık hükümetleri dönemin-
lanmaya gidiyorsa, yani “kredi” temin edi- de iç borçları 103 milyar dolar artırmala-
yorsa, her durumda yıllık bütçe gelirlerini as- rıdır.
gari %20 artırması gerekir. Kemal Derviş’le Aynı dönemde dış borçlar 83 milyar do-
birlikte ekonomi literatürüne kazandırılan lar artmışsa da, bu artışta “özel sektör”ün
“borçların çevrilebilirliği” de ancak bu asga- dış borçlanması (sendikasyon vb. kredileriy-
ri gelir artışıyla mümkündür. le) ağırlıklı bir yere sahiptir. “Özel sektör”ün
Devletin artan borçlarını ödeyebilmesi ve dış borçlanması TL’ye çevrilerek hazine bo-
yeni kamu yatırımları gerçekleştirebilmesi nolarına yatırılmıştır. Böylece AKP hüküme-

Dış Borç (Milyar $) İç Borç


Toplam Kamu TCMB Özel Milyar YTL Milyar $
2002 129,7 63,6 22,0 44,1 2002 149,9 91,7
2003 144,3 69,5 24,4 50,4 2003 194,4 139,3
2004 160,8 73,8 21,4 65,6 2004 224,5 167,3
2005 168,8 68,2 15,4 85,2 2005 244,8 182,4
2006 207,4 69,8 15,7 122,0 2006 251,5 178,9
2007 1. Çeyrek 213,4 71,4 15,6 126,4 2007 Haziran 253,7 194,5

32 2002-2007 Artış 83,7 7,8 -6,4 82,3 2002-2007 Artış 103,8 102,8
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

tinin iç borçlanma “becerisi”, aynı zamanda ilgisizlik, aynı ve benzer biçimde “sol seç-
“özel sektör”ün dış borçlanma “becerisi” sa- men” için de geçerlidir. Aralarındaki tek fark,
yesinde olmuştur. “sol seçmen”, 22 Temmuz seçimlerine bir
Dış borç verilerinin en ilginç “kalemi” ise, “rejim sorunu” olarak bakarken, “sağcı seç-
Merkez Bankası’nın son üç yılda hiçbir borç men” her zamanki gibi kendi ekonomik çı-
ödemesi yapmamış olmasıdır. Böylece ne- karları açısından bakmıştır.
redeyse tümü IMF’ye olan Merkez Bankası Bugün “sağcı”sı, “solcu”su, herkes bil-
borçları üç yıldır ödenmemiştir. Bu yolla IMF, mektedir ki, 2001 krizinden günümüze ka-
AKP hükümetine yaklaşık 15 milyar dolarlık dar artan “nispi refah”, tümüyle “yüksek fa-
bir “sübvansiyon” sağlamıştır. iz/düşük kur” politikasının sonucudur. Bu
Bu veriler, “milletin adamları” Tayyip Er- politika her ne kadar Kemal Derviş döne-
doğan ve mehteran takımının kimler tarafın- minde IMF tarafından uygulamaya sokulmuş
dan ve nasıl desteklendiğini göstermekte- ve AKP tarafından “kılına dokunmadan” ol-
dir. duğu gibi sürdürülmüşse de, sonuçta ithalat
Bu veriler ile 22 Temmuz seçim sonuç- artmış, TL değerlenmiş, ithal ürünler ucuz-
ları bir araya getirildiğinde, “veren memnun/ lamıştır. Ucuz (ama kalitesiz) ithal ürünlerin
alan memnun” ve üstelik “alandan alan da ortaya çıkardığı tüketim artışı, toplumun her
memnun” bir tablo ortaya çıkmaktadır. Da- kesimince “hissedilir” olmuştur.
ha açık ifadeyle, “veren” IMF, Dünya Banka- Yine herkesin bildiği, en azından farkın-
sı, özetle emperyalizm, “alan” AKP ve “alan- da olduğu gerçek ise, bu durumun sürekli
dan alan” sağ parti seçmenleridir. Dört bu- olmayacağıdır.
çuk yılda ülkenin dış borçlarının 83 milyar, “Merkezi devlet otoritesinin baskısı altın-
iç borçlarının 103 milyar dolar artarak, top- da ezilmiş, bunalmış Anadolu insanı, kader-
lam borçların 186 milyar artışı AKP’ye oy ve- ci bir düşüncenin rijid kalıpları içinde, ‘böy-
ren “her iki kişiden biri”ni hiç ilgilendirme- le gelmiş, böyle gider’ düşüncesi ile politik
miştir. pasiflik içinde”* oluşu süre gittiğinden (ve
AKP hükümeti döneminde iç ve dış borç- de “solcu”ların düzenin topyekün değişimi-
ların toplamı 408 milyar dolar olmuştur. ni ifade eden devrimi “fani ömrümüzde gö-
“Yüksek faiz/düşük kur” politikasıyla ortaya remeyeceğimiz” iddialarıyla) ülkenin ve ken-
çıkan aşırı değerlenmiş TL sayesinde GSMH dilerinin geleceği “allaha” havale edilmiş-
399 milyar dolardır. Böylece toplam iç ve dış tir.
borçlar ülkenin bir yıllık tüm üretim ve hiz- Bunda şaşılacak bir durum yoktur.
metlerinin toplamından daha fazla olmuş- Bu ülke, yakın tarihinde 19 kez IMF kapı-
tur. Aynı şekilde 1970 başlarında kişi başına sına dayanmış, yani 19 kez iflas noktasına
düşen dış borç (ki bu dönemde devletin iç gelmiş, çoğunda “yetmiş sente muhtaç” du-
borçlanması önemsenmeyecek kadar kü- ruma düşmüş, ama hiçbir zaman Latin-
çüktür) 9 dolar iken, bugün 5.666 dolardır. Amerika’da olduğu gibi halk kitleleri sokağa
Ama bu ülkede yaşayan ve oyunu AKP’ye çıkmamıştır.
veren “her iki kişiden biri”sini bunlar hiç il- İlerici, demokrat, yurtsever ve devrimci
gilendirmemektedir. insanlar ise, bu durum karşısında “umutsuz-
Elbette sorun, ekonomik verileri alt alta luğa” düşmekte, “bu halk adam olmaz” te-
dizerek, bunların ortaya çıkardığı “olumsuz” kerlemesini yineleyip durmaktadırlar.
görüntüyü sayısal olarak ifade etmekte de- Kimileri için bu durum, Özal döneminin
ğildir. Asıl sorun, bu sayısal verilerin ortaya “köşedönmeciliği”nin, “markacı gençliği-
çıkardığı tablonun ülkenin bugünü ve yarını nin”, kısacası apolitikleşmenin bir sonucu-
açısından ne anlama geldiğini ortaya koya- dur. Kimileri için ise, halka verilen “rüşvet-
bilmek ve halka bunları anlatabilmektir. ler” bu sonucu doğurmaktadır.
Halk denilen “garip kuş”, ister AKP’ye, is- Nasıl gerekçelendirilirse gerekçelendiril-
ter diğer düzen partilerine oyunu vermiş ol- sin, sonuçta “umutsuzluk” ve halka güven-
sun, her durumda ülkedeki genel durumun sizlik her “solcu”da mevcuttur. Doğal olarak,
“iyi” olduğu kanısına sahiptir. “Sol” kitle ve böylesi bir ortamda da devrimin yapılabile-
“solcu”lar açısından da aynı kanı mevcuttur. ceğine de hiç inanmamaktadırlar. Yıllardır
Dolayısıyla AKP’ye oy vermiş “sağcı seç-
men”in ekonomik verilere karşı gösterdiği * Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim II-III.
33
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

sürdürdükleri “umudu büyütme” masalının Devrim ise, devrimci eylemle gerçekle-


da sonuna gelmişlerdir. şir.
Oysa şimdi devrim zamanıdır. Devrimci eylem ise, devrimcilerin müca-
Eğer bir ülkede halkın gözünün içine ba- delesidir.
ka baka yalan söyleniyorsa; “medya” bu ya- Beyoğlu sokaklarında “hazır kıta” bekle-
lanları her gün, her saat, haberlerle, diziler- şerek, Taksim otobüs durağında “eylem” ya-
le, şov programlarıyla sürekli yeniden ve ye- parak devrimci mücadele yürütülemez.
niden üretiyorsa; ortaokul bilgileriyle insan- Devrimci mücadele, ülkenin gerçekleri-
lar üniversiteli yapılıyorsa; kredi kartlarıyla, ni, ülkenin insanlarına anlatmaya başlamak-
“yardım paketleriyle” insanlar “refah” içinde la başlar.
olduklarını düşünüyorlarsa; ülkenin siyasal Bunu yapabilmek için de, ülkenin ger-
rejimi insanları fazlaca ilgilendirmiyorsa, o çeklerini ve halkı bilmek ve anlamak şart-
ülkede devrimden başka yol kalmamış de- tır.
mektir. Bugün belki devrimcilere inanmayacak-
Dün, AB yandaşlarının her yerde el üs- lardır. Ama yarın, somut yarın, söylenenlerin
tünde tutulduğu günlerde; “yes, annem”ciliğin ne denli gerçek olduğunun bilincine vara-
her yere yayıldığı günlerde, nasıl ki insanlar caklar, devrimcileri dinlemeye hazır olacak-
“cebine AB pasaportunu koyup” ülkeyi terk lardır.
etmeye hazır görünüyorlardıysa, bugün de Devrimciler, her somut olaydan yola çı-
“nispi refah” içinde ülkenin geleceği karşı- karak, sadece bildik sloganları atarak değil,
sında kayıtsız görünmektedirler. somut olayın olası tüm gelişim sürecini or-
İşte halkın bu “kayıtsızlığı”, devrimin ge- taya koyarak insanlara gerçekleri anlatmalı-
leceğidir. dırlar.
Şimdi devrim zamanıdır.

34
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

Peki!
Ne Olacak Şimdi?

Seçimlerin günlük politikadaki en önem- ordu var”la “teselli” edilen ve “yumuşatılan”


li yansısı, “laiklik-şeriatçılık” eksenindeki ça- laik kesimin yeni “yumuşatıcısı” olarak orta-
tışmada şeriatçı kesimin üstünlük sağlama- ya atılmıştır.
sı, bu üstünlüğe bağlı olarak “sol seçmen”in Şimdi değişik “olasılıklar”dan söz edil-
“kişisel bozgun” havası içinde bulunuşu ve mektedir. “Eğer” diye başlayan bu “olasılık-
nihayetinde “merak etmeyin ordu var!”ın lar”, öncelikli olarak cumhurbaşkanlığı seçi-
“yumuşatıcı ve teselli edici” etkisinin önem- minde AKP “troykası”nın nasıl bir tutum ta-
li ölçüde gerilemiş olmasıdır. Bunların yanın- kınacağına bağlı siyasal gelişmeleri öngör-
da her zamanki gibi CHP’nin “beklenilen ve meye yöneliktir. Ve bu hava içinde “medya”
istenilen” oyu alamamasının getirdiği “boz- da, ilk kez “senaryo”lar üretmek yerine “ola-
gun” havasının faturasının Deniz Baykal’a çı- sılıklar”dan söz etmeye başlamıştır.
kartılması da günlük politikanın en önemli “Eğer”, AKP “troykası” A. Gül’ün cumhur-
konuları arasında yer almaktadır. başkanlığında “ısrarcı” olursa, bu durum la-
Bu ortamda “sol seçmen”in ilk seçim so- ikler için gelecek beş yıllın pek “güllük-gü-
nuçlarıyla birlikte yaşadığı “kişisel bozgun” listanlık” olmayacağını gösterecektir.
havası içinde ilk akla gelen soru, “Ne olacak “Eğer”, AKP “troykası”nın dışında Tayyip
şimdi?” sorusu olmuştur. İnebahtı’da donan- Erdoğan “ağırlığını” koyar, “tam bir devlet
ması yakılmış, dağıtılmış ve bozguna uğra- adamına yakışır” bir tutum takınarak muha-
mış Osmanlı gibi* çaresiz, yorgun ve bitkin lefetle bir “uzlaşmaya” varırsa, AKP “merkez
“sol seçmen”nin bu sorusu, aynı zamanda partisi”, hatta “merkez sağın tek partisi” ol-
“önünü görme” isteğinin dışavurumudur. ma hakkını kazanacaktır. Bu da laikler için,
Ancak aynı şey mücadele isteği ve kararlılı- iktidar umudunu tümüyle yitirmek anlamı-
ğı açısından geçerli değildir. na gelse de, “yaşanılabilir bir ülke” duygusu
Bugün ortalıkta “sessizlik” egemendir. uyandıracağı için yeterli bulunacaktır.
“Medya”nın olanca çabasıyla, cumhurbaş- Diğer “eğer”li olasılıklar ise, tümüyle AKP
kanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan ve meh- iktidarının “ömrü”ne ilişkindir.
teran takımının nasıl bir tutum izleyeceği “Eğer”, AKP “troykası” cumhurbaşkanı
beklentisine girilmiştir. Bu “beklenti”de ağır konusunda uzlaşmazlığını sürdürürse, bu
basan yan, Tayyip Erdoğan ve mehteran ta- “merak etmeyin ordu var”cıları yeniden ha-
kımının cumhurbaşkanlığı seçiminde “uzlaş- reketlendirecektir. M. A. Birand’ın sözüyle
macı” bir yol izleyecekleri sanısıdır. Bu da, “zaten silahlı kuvvetler unutmaz, ancak ko-
2002 seçimleri sonrasında “merak etmeyin şulların olgunlaşmasını bekler”** umuduy-

* Sokullu Mehmet Paşa’nın yenilgi sonrasında şöyle ** M. Ali Birand, koşulların olgunlaşmasını, Kenan
dediği rivayet edilir: “Paşa, bu millet öyle bir millettir Evren’in 12 Eylül askeri darbesine ilişkin olarak söyle-
ki, isterse bütün gemilerinin direklerini gümüşten, yel- diği, “daha önce müdahale edebilirdik, ancak koşul-
kenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapar.” ların olgunlaşmasını bekledik” sözüne dayandırmak- 35
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

la başlayacak olan bu hareketlenme, orta ler dışında tüm sömürücü sınıfların birliğini
vadeli bir “yıpratma savaşı” olacaktır. temsil etmektedir. 22 Temmuz seçimleriyle
AKP iktidarının “ömrüne” ilişkin diğer bir sömürücü sınıflar arasındaki bölünmelerin
olasılık ise, dünya piyasalarında başlayan ya siyasal yansıları sona ermiş, değişik ve kü-
da gelecekte başlayacak olan bir ekonomik çük partilere dağılmış olan sınıf çıkarları AKP
krizdir. Ekonomik kriz koşullarında AKP ikti- bünyesinde temsil edilir olmuştur. AKP’nin
darını sürdüremeyecek, dolayısıyla da ya er- şeriatçı temelden gelen “çekirdek” yapısının
ken seçime gitmek zorunda kalacak ya da yasal ve yasadışı örgütlülüğü yanında prag-
kamuoyunun tepkisi ile kendi içinde parça- matist (takiyyeci) politikadaki deneyimleri
lanarak iktidardan düşürülecektir. ve TMSF’ye dayanan “ekonomik zor” gücü-
Bugün “ekonomik kriz olasılığı”, dünden ne sahip olması, kaçınılmaz olarak “karşı-
çok daha fazla prim yapmaktadır. Özellikle güç”ün örgütlülüğünden daha çok “savaş-
son hafta içinde dünya piyasalarında başla- kan” olmasını öne çıkartmaktadır.
yan düşüşler, bu olasılığa bağlanan umutla- Bugün için “laik cephe” açısından elde
rı artırıcı özelliklere sahiptir. bulunan tek örgütlü güç, ordudur. Bu neden-
Bunun yanında seçim “ekonomisi” çer- le, seçim sonrasında yaşanan “kişisel boz-
çevesinde su ve elektrik savurganlığının or- gun” havasının dağılması da, ordunun “me-
taya çıkardığı su ve elektrik kesintileri de rak etmeyin”ci propagandalarla “teselli edi-
AKP iktidarının “gerçek yüzü”nü gösteren ol- ci” güç olarak ortaya çıkmasına bağlıdır.
gular olarak “yıpratma savaşı”nda mevziye Böylece gelişen siyasal olaylar, tümüyle AKP
sokulmuştur. mehteran takımının ordu ile sürdüreceği
Ortaya atılan bu“olasılıkların” ortak özel- “kapalı kapılar arkasındaki” ilişkiler ve çeliş-
liği, AKP’nin iktidardan düşürülmediği süre- kiler tarafından belirlenecektir.
ce iktidardan düşmeyeceğidir. Dolayısıyla 27 Nisan “sanal muhtıra” sonrasında Dol-
dışsal gelişmelere bağlı olarak AKP’nin ikti- mabahçe Sarayında yapılan Tayyip Erdoğan
dardan düşürülmesi beklentisi egemendir. ile Yaşar Büyükanıt arasındaki “gizli görüş-
Yine bu “olasılıklar”ın ortak bir özelliği me”, bu gelişmenin ön habercisi durumun-
de, AKP iktidarına karşı planlı, programlı bir dadır.
“yıpratma savaşı”nın gerekliliğidir. CHP bu “Laik cephe”, yani kent küçük-burjuvazi-
konuda örgütlü bir güç olmaktan hızla çıkar- sinin sol kanadı*, dün olduğu gibi, bugün de
tıldığından, elde yine “merak etmeyin ordu kendi dışındaki güçlere umudunu bağlamış
var” kalmaktadır. Dolayısıyla da “yıpratma durumdadır. 12 Marttan günümüze kadar
savaşı”nın ordunun (TSK) emir-komutası al-
tında yürütüleceği düşünülmektedir. * Mao Zedung, Çin toplumundaki küçük-burjuvaziyi
“Her şeyin, her an olabileceği” bir ülke- tahlil ederken şöyle yazmaktadır:
de, “medya”nın günlük manipülasyonlarına “Küçük burjuvazi. Bu kesim, mülk sahibi köylüle-
bağlı olarak değişkenlik gösteren olasılıklar ri, el sanatları ustalarını, küçük tüccarları, aydınların
alt kademelerini, yani öğrencileri, ilkokul ve ortaokul
ve olanaklar söz konusudur. Bu olasılıklar- öğretmenlerini, alt kademelerdeki devlet memurları-
dan hangisinin gerçeklik kazanacağı önce- nı, büro çalışanlarını ve küçük avukatları kapsamak-
den kestirilemese de, her durumda gelişme- tadır. Gerek büyüklüğü, gerekse sınıf niteliği bakımın-
ler karşısında bir tutum ve tavır alınmasını dan bu sınıfın üzerinde önemle durmak gerekmekte-
gerektiren, “çatışma-uyum”un sürekli yer dir. Mülk sahibi köylüler ve el sanatları ustaları küçük
çapta üretim yapmaktadır. Bu sınıfın bütün tabakala-
değiştirdiği bir döneme girilmiştir. rı, aynı küçük burjuva ekonomik temele dayanmakla
Böyle bir dönemde, gelişmeler karşısın- birlikte, üç ayrı bölüme ayrılır.
da tavır belirleyebilen ve buna uygun politik Birinci bölümü, bir miktar paraya ya da tahıl fazla-
tutum alabilen örgütlü siyasal güçler için ol- sına sahip olanlar; yani kol ya da kafa emeğiyle, her
yıl hayatlarını sürdürmek için tükettiklerinden fazla ka-
dukça elverişli bir ortam ortaya çıkmıştır. Bu zananlar oluşturur. Bunlar zengin olmak isterler ve Ma-
nedenle de, tüm “olasılıklar” karşısında ör- reşal Çao’ya taparlar. Gerçi büyük servetler elde etme
gütlü bir siyasal gücün varlığı belirleyici hayalleri yoktur, ama her zaman orta burjuva durumu-
olmaktadır. na yükselmeyi isterler. Bu burjuvaların el üstünde tu-
tulduklarını gördükçe ağızlarının suyu akar. Böyleleri
Bugün AKP, MHP’nin temsil ettiği kesim-
ürkektir, devlet memurlarından ve biraz da devrimden
korkarlar; ekonomik durumları bakımından orta bur-
tadır. Bir bakıma “ordu, 12 Eylül’de böyle yaptı, şimdi juvaziye oldukça yakın olduklarından, bu sınıfın yap-
36 de böyle yapacak” demeye getirmektedir. tığı propagandaya büyük güven duyar ve devrime kuş-
Temmuz-Ağustos 2007 KURTULUŞ CEPHESİ

hala küçük-burjuvazinin sağ ve orta kanadıyla özelliği ve 12 Eylülden günümüze kadar sü-
işbirliği yapabileceğinin umutlarını taşımak- ren depolitizasyon ve perspektifsizliği ile et-
tadır. Sınıfsal özelliği nedeniyle sürekli ge- kin ve belirleyici bir güç olmaktan çok, edil-
çişken ve değişken yapıya sahip oldukların- gen ve “yedek güç” olarak siyaset sahnesin-
dan, sürekli ve örgütlü bir güç oluşturamazlar. de yerini alacaktır.
Bu nedenle de, kendi dışlarındaki güçlere Siyasal gelişmelerin belirleyicisi ise, AKP’
bel bağlamak durumundadırlar. de toplanan sömürücü sınıfların çıkar çatış-
Proletaryanın sınıf mücadelesinin geliş- masıdır.
mediği, proletaryanın siyasal örgütlülüğünün Kapitalizmin genel yasasıdır.
etkin olmadığı koşullarda küçük-burjuvazi- “İşler yolunda gittiği sürece, reka-
nin sol kanadı, her durumda sağ ve orta ka- bet, genel kâr oranının eşitlenmesi
nadın tutumuna bakarak siyasal tavır belir- halinde gördüğümüz gibi, kapitalist sı-
ler. Bu da onun demagojilerle, manipülas- nıf arasında bir kardeşlik havası esti-
yonlarla oligarşik düzene bağlanmasını ge- rir ve böylece her biri, ortak yağma-
tirir. dan kendi yatırımı oranında pay alır.
12 Mart döneminde ordu içindeki gücü Ama sorun, kârın değil de zararın
kırılmış olan bu kesim, 12 Eylülle birlikte tü- paylaşılması halini alır almaz, herkes
müyle dağılmış, örgütsüzleşmiştir. “Atatürk- kendi payına düşen zararı en aza in-
çü Düşünce Dernekleri” vb. aracılığıyla sür- dirme ve bunu bir başkasının sırtına
dürülen örgütleme çabaları ise “marjinal” ol- yükleme çabasına düşer. Kapitalist sı-
maktan öteye geçememiştir. nıf için, kayba uğramak kaçınılmaz-
Küçük-burjuvazinin sol kanadı için tek dır. Her kapitalistin, bu zararın ne ka-
örgütlü güç, CHP’dir. Sovyetler Birliği’nin da- darını yüklenmek zorunda kalacağı,
ğıtılmışlığıyla “şok” olan bu kesim, “devrim- yani bunu ne ölçüde paylaşmak du-
ci-milliyetçi” perspektifini yitirmiş, hızla apo- rumunda kalacağı, göstereceği güce
litikleşmiştir. “Cumhuriyet mitingleri”yle bir ve kurnazlığa bağlıdır ve o zaman re-
ölçüde politize olmuşsa da, düzenleyicileri- kabet, düşman kardeşler arasında bir
nin tutarsızlığı nedeniyle hızla eski konumu- savaşa dönüşür. Her bireysel kapita-
na sürüklenmiştir. listin çıkarları ile bütünüyle kapitalist
Şüphesiz bu mitinglerde “sayısını sayan” sınıfın çıkarları arasındaki uzlaşmaz-
bu sol kanat, yakın gelecekteki tüm siyasal lık, tıpkı daha önce, aralarındaki çıkar
gelişmelerin içinde yer almayı sürdürecek- özdeşliğinin pratik rekabet yoluyla or-
tir. Ama yukarda da belirttiğimiz gibi, sınıfsal taya çıkması gibi, su yüzüne çıkar.”*
Şüphesiz sömürücü sınıflar arasındaki
kuyla bakarlar. bugünkü “barış” havasının dağılması, yerini
Bu bölüm, küçük burjuvazi içinde bir azınlıktır ve ayrışma ve bölünmelerin alması iç ve dış pi-
bu sınıfın sağ kanadını meydana getirir. yasalarda meydana gelecek gelişmelere, ya-
İkinci bölüm, ekonomik bakımdan esas olarak ni emperyalist ekonomilerdeki gelişmelere
kendi kendine yeterli kimselerden oluşur. Bunlar, bi-
rinci bölümdekilerden epeyce farklıdırlar; onlar da
ve emperyalizme bağımlı ülke ekonomisi-
zengin olmak isterler, ama Mareşal Çao, buna asla izin nin bunlardan ne ölçüde etkileneceğine
vermez... Ancak hiç bir zaman devrime karşı çıkma- bağlıdır.
maktadırlar. Sayıca çok kalabalık olan bu bölüm, kü- Ancak gelişecek olan ekonomik olaylar,
çük burjuvazinin nerdeyse yarısını oluşturmaktadır.
aynı zamanda değişik “uyum/uzlaşma” du-
Üçüncü bölüm yaşam koşulları günden güne kö-
tüleşen kimselerden meydana gelmektedir. Bu bölüm- rumlarını da beraberinde getirecektir. Özel-
dekilerin çoğu, eskiden durumu daha iyi olan aileler- likle DTP’nin temsil ettiği Türkiye iç pazarı-
den gelmektedir; bunların durumu yavaş yavaş değiş- na entegre olmak isteyen küçük ve orta ser-
mekte, bugün zar zor geçinmekle birlikte, giderek da- maye kesimlerinin “yeni fırsat” olarak gör-
ha kötü bir duruma düşmektedirler.. Geçmişleri ve bu-
günkü hayatları arasındaki bu büyük karşıtlıktan dola-
dükleri seçim sonuçları, aynı zamanda yeni
yı, büyük bir ruhsal bunalım içindedirler. Bu kimseler “ittifaklar” ortaya çıkartabilecektir. DTP’nin
devrimci hareket için çok önemlidirler. Büyük bir kit- cumhurbaşkanlığı seçiminde meclis toplan-
le meydana getirmekte ve küçük burjuvazinin sol ka- tısına katılacaklarına ilişkin açıklamaları da,
nadım oluşturmaktadırlar.
bu yeni “ittifak”ların kapısını açmaktadır.
Olağan koşullarda, küçük burjuvazinin bu üç bölü-
münün devrim karşısındaki tutumları farklıdır.” (Seç-
me Eserler, Cilt: I, s. 21-22.) * Karl Marks, Kapital, Cilt: III, s: 266. 37
KURTULUŞ CEPHESİ Temmuz-Ağustos 2007

“Medya”nın “Bahçeli herkesi rahatlattı” vil ve askeri bürokrasi üzerindeki kesin he-
şeklinde sunduğu MHP’nin cumhurbaşkan- gemonyası da böyle bir “tarafsız” içinde bu-
lığı seçiminde “sorun” çıkarmayacağına iliş- lunmasına olanak tanımaktadır. Ancak AKP’-
kin açıklamaları da, sömürücü sınıflar ara- nin şeriatçı “çekirdeği”nin sivil bürokrasi
sındaki “barış”ın dışavurumudur. MHP’nin içinde artan kadrolaşması karşısında tedir-
çıkarlarını savunmaya azami gayret göster- gindir. 27 Nisan “sanal muhtırası” da bu te-
diği, özellikle de 1990’larda Türki cumhuri- dirginliğin bir sonucu olarak ortaya çıkmış-
yetlere “sefer eylemiş” “milliyetçi sermaye”- tır.
nin, buralardaki “hüsran”ı sonrasında, önce Oligarşi açısından cumhurbaşkanının “di-
Fettullahçılarla, ardından AKP saflarına geç- ni inancı” fazlaca önemli değildir. Önemli
miş olan orta sermaye kesimleriyle işbirliği olan, cumhurbaşkanının sivil bürokrasi için-
içine girmiştir. Bu da MHP-AKP uzlaşması- deki kadrolaşmayı genişletmek açısından
nın zeminini oluşturmaktadır. Ancak “milli- geniş yetkilere sahip olmasıdır. Bu nedenle
yetçi sermaye” sadece Türki cumhuriyetler oligarşinin cumhurbaşkanı seçimindeki
ve Rusya iç pazarında faaliyet göstermemek- “hassasiyeti”nin nedeni, seçilecek cumhur-
tedir. 1990 Türki cumhuriyetleri “sefer”inden başkanının “dini inancı” değil, sivil bürokra-
yenilgiyle çıkmış olan bazı orta sermaye ke- side kendi hegemonyasını sarsıcı girişimler-
simleri yeniden iç pazara yönelmişlerdir. Ti- de bulunup bulunmamasına ilişkindir. A.
caret alanında “islami sermaye”nin ağırlıklı Gül’ün tüm açıklamaları da oligarşinin bu
bir yere sahip olmasından dolayı, her du- “hassasiyet”lerini dikkate alacaklarına ilişkin
rumda bu kesimle çatışma içindedirler. Bu mesajlar içermektedir.
da, MHP’nin AKP ile olan uzlaşmazlığının Bugünkü siyasal ortamda oligarşinin doğ-
maddi temelini oluşturmaktadır. rudan temsilciliğini yapan bir siyasal parti
Tüm bu “olasılıklar” ve gelişmeler için- mevcut değildir. Oligarşinin siyasal tutum ve
de iki kesim belli belirsiz bir yere sahiptir: tavırları doğrudan ordu (TSK) tarafında dile
Oligarşi ve halk. getirilmektedir. TSK’nin içinde bulunulan sü-
2001 krizinden günümüze kadarki siya- reçte siyasal olaylara artan müdahalesi ve
sal olaylar içinde oligarşi neredeyse yokmuş- başlı başına bir siyasal güç olarak ortaya çı-
casına bir görünüm ortaya çıkmıştır. Oligar- kışının nedeni de budur.
şinin geleneksel “iki büyük ayağı”nın birisi- İşte bu ilişki ve çelişkiler içinde yakın ge-
ni oluşturan Koç gurubunun artan oranda lecekteki siyasal gelişmelerin yönü belirlen-
“dışa” açılması, diğer ayağı olan Sabancı gu- miş olacaktır. Bu, kimi zaman küçük ve or-
rubunun “miras kavgası” içinde parçalanma- ta sermaye kesimleriyle (tekelleşememiş sa-
sı ve küçülmesi böyle bir görünümün orta- nayi ve ticaret burjuvazisi) oligarşi arasında
ya çıkmasına yol açmıştır. Bu görüntüye ka- “çatışma” şeklinde olabileceği gibi, kimi za-
pılanlar, oligarşiyi oluşturan işbirlikçi-tekelci man “uyum”un öne geçtiği durumları da
sermayenin ortalıkta fazlaca görünmemesin- içerecektir. Bütün bu “çatışma-uyum” ilişki-
den yola çıkarak “devletin çözülmesi” teori- sinde etkin olacak olan, ülkenin yakın gele-
leri de ortaya atabilmişlerdir. cekte karşı karşıya kalacağı ağır bir ekono-
Oligarşiyi oluşturan işbirlikçi-tekelci bur- mik kriz ve başta küçük-burjuvazinin sol ka-
juvazi bugün için küçük ve orta sermaye ke- nadı olmak üzere halkın artan politizasyonu-
simlerinin hareketi karşısında “tarafsız” ko- dur. Her iki durumda da, sömürücü sınıflar
numda bulunmaktadır. Bu, aynı zamanda arasındaki ilişki ve çelişkilerle belirlenen ül-
gelecekte olası iç çatışmalar ve bölünmeler kenin siyasal gündemi temelden değişime
ortamında “hakem” rolünü oynayabilmesi uğrayacaktır.
için gerekli bir “tarafsızlık”tır. Oligarşinin si-

38
ERİŞ YAYINLARI
İnternet Adresi:
www.kurtuluscephesi.com
www.kurtuluscephesi.org
www.kurtuluscephesi.net

E-Posta Adresi:
kurcephe@kurtuluscephesi.org
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM I


MAHİR ÇAYAN: KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
İLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** TÜRKİYE DEVRİMİNİN ACİL SORUNLARI-I
*** OLİGARŞİ NEDİR?
*** MARKSİZM-LENİNİZM BİR DOGMA DEĞİL, EYLEM KILAVUZUDUR-III
*** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL
*** POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞ STRATEJİSİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİMİZ
*** GRAMSCİ ÜZERİNE
*** REVİZYONİZMİN REVİZYONU
*** ULUSAL SORUN ÜZERİNE
*** “BDS”: BİR PRAGMATİK SAPMA
*** “YENİ” OPORTÜNİZM ÜZERİNE
*** ZAFER BİZİM OLACAKTIR! [Ankara Davası Savunması]
*** DEVRİM PROGRAMLARI
*** RUS DEVRİMİNDEN ÇIKAN DERSLER
*** ESKİ BİR GERİLLANIN “EMEK”İ
*** PASS VE “YENİ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIĞI

DEVRİMCİ MARŞLAR VE EZGİLER


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-I]
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE EKONOMİK BUNALIM II [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-III]
LAİKLİK VE ŞERİATÇILIK ÜZERİNE [Kurtuluş Cephesi Seçmeler-II]
TARİHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRİMCİ MÜCADELEDE KADINLAR