Vous êtes sur la page 1sur 126

\

Onur Kurulu için dekile r


nının Bildi risi 8
Ankara, T. C. Kültür vt; Turiz m Baka
Federal Almanya Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti
9
Dışişleri Bakanı Berlin Kültür İşleri Senatö rünün Bildir isi
Sayın Hans-Dietrich GENSCHER
Dışışleri Bakanı
Sayın Mesut YILMAZ :
Bed in »Stiftung PreufSischer Kulturbesitz« Vakfının
Başkanı nın Bildirisi 10
10
Kültür İşleri Senatörü Kültür ve Turizm Bakanı Tükçe Katalog Koor dinat örün ün Notu
Sayın Dr. Volker HASSEMER 11
Sayın Mustafa Tınaz TİTİZ Önsöz
Türkiye Büyükelçisi Federal Almanya Büyükelçisi Kronoloji
Sayın Dr. Georg NEGWER Sayın Dr. Oktay İŞCEN Harita
Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi Dışişleri Bakanlığı Giriş
Bakanlık Müdürü Kültürel Faaliyetler Genel Müdürü
Sayın Dr. Barthold C. WITTE Sayın Pulat TACAR
»Staatliche Museen Kültür ve Turizm Bakanlığı
· PreufSischer Kulturbesitz« Eski Eserler ve Müzeler
Genel Müdürü Katalog
Genel Müdürü
Sayın Prof. Dr. Wolf-Dieter DUBE Sayın Altan AKAT 67
I Tasvirler (İkonlar) (no. 1- 6)
Hat ve Tezhip (no. 7-24) 73
II
96
III Ciltler (no . 25-3 1)
105
IV Şair Olarak Kanun i Sultan Süleym an (no. 32-35)
Çalışma Kurulu 110
V Resimleme Sanatı (no. 3 6-55)
VI Saray Zanaatkarları (no. 56- 96) 137
Sayın Sabahattin Türkoğlu Sayın Dr. Michael Rogers Osmanlılarda Mücevherat (no. 56- 63 )
Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü »The British Museum« Kuyumculuk işleri v e Sert Taşlar (no. 64-7 4)
İstanbul Oryental Eski Eserler Bölümü Müdürü Kakmalı ve Süslemeli Porselenler (no. 75-78)
Londra Aynalar (no. 7 9-81)
Sayın Nazan Ölçer Sayın Geoffrey House Silahlar ve Zırhlar (no. 82-96)
Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdiresi » The British Museum« VII Ahşap İşçiliği ve Mobilyalar (no. 97-10 1) 168
İstanbul Kamu Hizmetleri Yöneticisi
VIII Tekstil (no. 102-125) 175
Londra
IX Halılar (no. 12 6-135) 193
Sayın Filiz Çağman Sayın Peter Sauerbaum
Topkapı Sarayı Müzesi Kültür İşleri Senatörlüğü X İznik Çini ve Çömlekleri (no. q6-172 ) 2 03
Kütüphanesi Müdiresi Müşaviri XI I. Mahmud (173 0 -1754) Hançeri (no. 173 ) 232
İstanbul Bedin 23 4
Kısaltmalar
Sayın Nilüfer Ertan Sayın Prof. Dr. Klaus Brisch 235
Kültür ve Turizm Bakanlığı »Staatliche Museen PreufSischer Kulturbesitz« Sözlük
237
Eski Eserler ve Müzeler İslam Sanatları Müzesi Emekli Direktörü Konkordans
Genel Müdürlüğü Bedin 23 9
Kaynakça
Ankara
Sayın Dr. Jens Kröger
»Staatliche Museen PreufSischer Kulturbesitz«
İslam Sanatları Müzesi Müdür Yardımcısı
Bedin
Sayın Dr. Almut v. GladifS
»Staatliche Museen PreufSischer Kulturbesitz«
İslam Sanatları Müzesi
Bildiri
Bildiri
Günümüze kadar çeşitli uygarlıkların yaşadığı, tarihi hazinelerin ve tabiat zenginlikleri­
nin kaynaştı�ı, doğu ile batı arasında bir köprü durumunda olan Anadolu'da doğup geli­ Türkiye'nin sayıları toplam 1 32'yi bulan çok çeşitli müzeleri arasında İstanbul'daki
şen Osmanlı imparatorluğu, altı yüzyılı aşkın varlığı ile bu uygarlıklar zincirinin bir hal­ Topkapı Sarayı Müzesi, tüm görkemiyle özellikle dikkati çekmektedir. Burası, yüzyıllar
kasını oluşturmuştur. boyunca Osmanlı Padişahlarının hükümdarlık hanedanı olagelmiştir. Sarayın duvarla­
Bu büyük İmparatorluk Kanuni Sultan Süleyman devrinde en parlak dönemini yaşa­ rını geçip pırıl pırıl restore edilmiş salonları hayretle izler ve mükemmel bahçelerin zev­
mıştır. Koymuş olduğu yasaları, devlet örgütü ve orduyu düzenlemesiyle ün kazanan kini tadarken, Osmanlı Hükümdarlığının çoktan geride kalmış dönemlerinin havasın­
eğitim ve sanata katkısı, adaletli yönetimi ile imparatorluğu zirveye çıkaran Kanuni ' bu� dan birşeyler hissetmekteyiz. Hükümdarlığın burada toplanmış kıymetli eserleri günü­
gün dahi Avrupa' da »Muhteşem Süleyman« adı ile anılır. müzde birçok ziyaretçi tarafından gezilip hayranlık uyandırmakta ve ziyaretçiler bu
Ekonomik, kültürel ve sanatsal yönüyle çağına damgasını vurmuş olan Osmanlıların yolla Türkiye'nin uzun sanat ve kültür geleneği üzerine derin izlenimler edinmektedirler.
gelişimini günümüz insanına anlatmanın en iyi yolu, o günden kalan sanat eserleriyle Berlin'deki bu sergi, Topkapı Sarayı Müzesi'nin Hazine Dairesinden oldukça çekici
mümkün olabilmektedir. bir kısmını göstermektedir. Sergideki eserlerin büyük bir bölümü, bir anlamda Osmanlı
Fatih Sultan Mehmed döneminden Sultan Abdülmecid'e kadar, hem padişah konutu padişahları arasında belki de en ihtişamlı hükümdar kişiliği olan ve »Büyük«, »Kanuni«
ve hem de yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı aynı zamanda bir sanat merkezi görü­ ve »Muhteşem« gibi lakabları olan I.Sultan Süleyman'ı gözler önüne sermektedir. Onun
nümündeydi. Bugünkü Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ün müze haline dönüştürdüğü bu döneminde (1520-1566) Osmanlı İmparatorluğu kültürel yaygınlaşma ve hükümdarlık
·saraydan seçilen ve çoğunluğu Kanuni dönemi eserlerinden oluşan » Topkapı Sarayı Ha­ gücü yönünden en yüksek noktasındaydı. Kanuni'nin Başmimarı büyük Mimar Sinan'ın
zineleri - ,Muhteşem Süleyman' Çağı« sergisinin Kültür ve Sanat Merkezi olan Bedin çeşitli eserleri, bugün hala o parlak dönemin göstergeleridir. Daha önce Türkiye dışında
şehrinde ziyarete açılması bizler için ayrı bir önem arzetmektedir. hiçbir yerde sergilenmemiş olan şatafatlı Topkapı Hançerini ise, övünerek izlemekteyiz.
Çağdaş ve modern Türkiye'nin gelişim süreci içinde yeralan çeşitli uygarlıkların sa­ Sergiye bu büyük eseri verdiği için Türkiye Cumhuriyeti'ne burada özellikle teşekkür
dece bir evresinden bazı örnekler sunduğumuz bu serginin, Alman halkı'nın ilgisini çeke­ ediyorum. Ben bu jesti, ilerisi için de güven duyduğum Türk-Alman dostluğuna yapılan
ceğine ve aynı zamanda ülkelerimiz arasında mevcut ilişkileri geliştireceğine inanı­ bilinçli bir reverans olarak yorumluyorum. Bu dostluğun kökleri güçlü ve derindir. Bun­
yorum. dan elli yıl önce Türkiye, Bruno Taut'tan Ernst Reuter'e dek birçok Alman ve Berlin'li
için ikinci bir anavatan olmuştur. Tamamen başka nedenlerle de olsa bugün Berlin'de
yaşayan Türk'lerin de kenti kendi şehirleri olarak yaşayabilmelerini arzu ediyorum. Bu­
M. Tınaz Titiz nun bir parçası da Türkiye ile Bedin arasındaki dostça ve yakın kooperasyondur. Türk­
ler tarafından bana karşı gösterilen işbirliği çabasının ciddi belirtileri için müteşekkirim.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sergideki bizim çabalarımızı da bizim Türk hemşerilerimizin büyük kültür mirasına
karşı bir reverans olarak görüyorum.
Sergiyi oluşturdukları için Türk Antik Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne ve ser­
gideki her eser için ısrarlı ve yorulmak bilmeden çaqa sarfeden, Türk meslekdaşlarının
çıkarları için büyük anlayış gösteren sayın Profesör Dr. Klaus Brisch'e özellikle teşekkür
ederim. Serginin hazırlıkları için beş yıl birlikte çalıştık. Övünçle sunduğumuz bu sergi,
artık »Bedin - 1988 Avrupa Kültür Kenti« çerçevesi içinde yer alan diğer yüksek düzey­
deki tüm aktivitelerle rahatlıkla kıyaslanabilecek durumdadır ve gayet renkli ve değerli
bir şekilde Avrupa'nın Türk boyutunu göstermektedir.

(
Dr. Volker Hassemer

Senator für Kulturelle Angelegenheiten


(Bedin Kültür İşleri Senatörü)

8
9
Bildiri Önsöz
Türkiye ile P usya ve daha sonra Alm n İmparatorluğu arasındaki ilişkiler, »Büyük T ürkiye Cumhuriyeti son zamanlarda zekice bir siyasetle, Anadolu toprakları üzerinde
� �
Frıedrıch« (Frıedrıch der GroRe) donemınden yedibin yıldan buyana, 20. yi.i�yıla dek varolan çeşitli kültürleri, özellikle de 1924 yılında
.. buyana dostça ve mu
· ·tte f.k
ı olma egı
-· ı·ım ıı ·
. . .
ılışkılerdır.. Federal Almanya, gunumuz .. .. .. Turkiye'sinı çöken yaklaşık altıbuçuk yüzyıllık Osmanlı Hanedanını ve Hanedanın doruğuna ulaş­
.. ·n moder·n ve sanayı·ıeşmış· bır . dev 1et
ima yolundakı hızlı degışımını
. . . . samimi ve aktif bir sempatiyle izlemektedir ki buna do- tığı 16. yüzyılı sergiler aracılığıyla Japonya'dan Amerika Birleşik Devletleri ve Avru­

_.

gal olarak yurt dışında sürdürülen yeni ve ilerici bir kültür siyasetı· de dahı1· dır. pa'ya kadar uzanan geniş bir ziyaretçi kitlesine tanıtma olanağını yaratmıştır.
· 198 3
yıl ında lstan
· b ul , da bır . Avrupa Konseyi sergisi olarak açılaı1 ve Tur Bu kataloğun eşlik ettiği sergi, l987'de Washington'da »National Gallery« de açıldı
.. k.ıye'de yem · b.ır çıgır -

açan » nadolu Medenıyetlerı . . « adlı sergi, bugün ha!a biraz küçültülerek de olsa dün- veŞikago'da »Artlnstitute«, New York'ta »Metropolitan Museum of Art« veLondra'da
.
yanın bırçok ulkesınde . kalıcı bir başarıyla gösterilmektedı·r. »'T'opk »British Museum« da gösterildikten sonra Berlin'e geldi. Ankara'daki yetkililere, parlak
.
ı• apı sarayı Hazme · 1en ·
-,1:f .
uhteşem Suleyman' �� a ı« adlı şimdiki sergi, Osmanlı sanatının bugüne dek çok az bir kariyerden sonra şu anda T.C. Dışişleri Bakanı olarak görev yapan sayın A. Mesut
bılınen ve duyulmamış ıhtışamını tüm alanlarda Alman ve Tu··rk zıyaretçı Yılmaz'a, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı sayın Aytuğ Izat'a, gene Kültür ve Tu­
· ·ıerın· goz ·· ] en ·
.. ..
onune serecektır. . Bu sergının . . »Berlın rizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü sayın Altan Akat'a ve bu görevi
. - 1988 Avrupa I<t·ı·ltu··r· Ken t.ı« çerçevesın · de gerçek-
. . . .
leştırılebılıyor olması, Turkıye .. . daha önce yürüten sayın Nurettin Yardımcı'ya teşekkürü borç biliriz. Fakat herşeyden
Cumhuriyeti'ne mi.iteşekkı·r olınamız ıçın · · b.ır nedend.ır.
Bu sergı aracılıgıyfa gerek Turk
. _
.. önce, inanılmaz zenginlikteki koleksiyonlarında dahi hissedilir boşluklar doğuracak sa­
erekse Alman ziyaretçiler birbirlerini daha iyi anlayabi-
� nat eserlerinden bunca zaman feragat ederek bize veren İstanbul'daki meslektaşları­
leceklerdıı· . . Bu, »Stıftung PreuRıscher Kulturbesitz« adlı vakfıı1 ve ona bag-1ı muze · · 1erın ·
.. . . . kı. bu muzelerden
umıdıdır .. »lslamische Kunst« (İslam Saı1atları) Tuı mıza, Topkapı Sarayı Müdürü sayın Sabahattin Türkoğlu'na, Türk ve İs!am Eserleri
.. · kıye
· ı· 1e geçen yuz- ··
yıldan buyana dostça ılışkıler . . . .. ..
surdurmektedir Müzesi Müdiresi sayın Nazan Ölçer'e, Arkeoloji Müzesi Müdürü sayın Alpay Pesin­
.
»Büyük Friedrich» tarafından kişisel olarak seçilmiş olaı1 ve Pı·usya'nın Tur li'ye, İstanbul Üniversitesi Rektörü sayın Profesör Dr. Cemi Demiroğlu'na ve bu meslek­
.. k.ıye'nın ·
Başkentınde. kı. ılk
. Buyukelçısı
.. .. . . Heınrıch
. . Friedrich von Diez, do'.11du taşlarımızın ti.im iş arkadaşlarına teşekkürlerimizi sunarız. Sergilenen eserlerin seçimini,
.. kten sonra l 8 l l 'de b.ır
. Washington'daki »National Gallery«nin misafir yöneticisi sayın Dr. Esin Atıl'a da danı­
kıtaba şunları yazmaktadır: »Birbirini tanımak isteyen bt·ı·tu··n halkların as1ında b.ırb.ır 1e-
·
rıne ..
_

. ogretecekler .ı kadar birbirlerinden ög-renecekleri vardır·, çtı· n şarak Topkapı Sarayı Kütüphanesi Müdiresi sayın Filiz Çağman yapmıştır.
· ktı· · herbırın · · de, dıgerın
· - · de
. yon
olmayan bır .. mevcuttur«. Sergiye verilen diğer eserler için »Staats- und Universitatsbibliothek Bremen« adlı kü­
tüphaneye ve Direktörü sayın Profesör Dr. Hans Albrecht Koch'a, »Museum fi.ir Kunst­
handwerk der Stadt Frankfurt« adlı müzeye ve Direktörü sayın Dr. Arnulf Herbst'e,
Profesör Dr. Werner Knopp »Staatsbibliothek PreuiSischer Kulturbesitz« adlı kütüphanenin Oryental Bölümüne ve
Direktörü sayın Dr. Hartmut-0. Feistel'e ve yardımcısı sayın Dr. K laus Schwarz'a,

»Stiftung PreuiSischer Kulturbesitz« Vakfının. Başkanı »Kunstbibliothek der SMPK« adlı kütüphaneye, »Kupferstichkabinett der SMPK«ya ve
sergiyi düzenleyen ve koleksiyonundan altı halı veren »Museum fi.ir Islamische Kunst
SMPK« adlı müzeye ve burada görevli sayın Dr. Jens K röger ve sayın bayan Dr. Almut
.
von GladiWe teşekkürlerimizi sunarız. Sergiye eser veren kuruluşlara ayrıca katalog me­
tinleri için müteşekkiriz.
Katalog, »British Museum« için »Department of Oriental Antiquities« bölümünden
sayın Dr. Michael Rogers ve sayın bayan R. M. Ward tarafından yazılan kataloğun çevi­
risidir. Yazarlara ayrıca birçok yararlı tavsiyelerinden dolayı teşekkür ederiz. Özellikle
de, F. D. Godman'ın mirasından armağan olan ve kalitesi Türkiye dışında hiçbir yerde
Türkçe Katalog Koordinatörünün Notu bulunamayacak kadar yüksek bir İznik Çinileri koleksiyonundan sergiye 32 eser veren
»British Museum« Mütevellilerine müteşekkiriz.
Türkçe katalog için - basit bir görev olmayan - İngilizce'den Türkçe'ye çeviri görevini
�linizdeki kataloğun50� b�yü� �ir �ölümü, Londra'da açılan sergi için hazırlanan İngi­ yürüten sayın Dr. Cihan Arın'a (Bedin) teşekkür borçluyuz.
lızce katalogdan ve kuçuk bır bolumu. de, sadece Berlin'deki sergide yer alan eserlerin Al­ »Staatliche Museen« (Devlet Müzeleri), Berlin'li Türklere kendi sanatları üzerinde
manca açıklamalarından Türkçe'ye aktarılmıştır. Türkçe katalog, çok büyük bir zaman kendi dillerinde bir katalog sunabildiği için mutluluk duymaktadır.
baskısı altında ve bır . buçuk ay gibi bir süre içinde ortaya. çıkmak zorunda oldugu - ıçın
· · ·
Ve gene iki ülkenin diplomatik temsilcilerine, Bonn'daki Türkiye Cumhuriyeti Baş­
..
Turkçeleştırme . .ışlemı. bır
. ekıp . çalışmasını gerekli kılmıştır. Bu neden1e adı geçen ı·ngı- · konsolosu sayın Dr. Oktay İşcen'e ve Ankaradaki Federal Almanya Başkonsolosu sayın
-

rızce katalogun detaylı bır . . kullanma özelliği Türkçe'ye


. . h . sas dılı
'. �� de yansımıştır. Aynca Dr. Georg Negwer'e ve bunlara bağlı diğer konsolosluklara teşekkürü borç biliriz.
Turkçe katalog koordınatoru . . , kataloğun yapısı ve düzenlenmesi konularında sorumlu­ »Staatliche Museen«, serginin gerçekleştirilebilmesini sağlayan ve hazırlığına çok
luk almamıştır. K talo�da »Ka uni Sultan Süleyman«, »Kanuni« olarak kısaltılmıştır. yönlü destek veren Kültür İşleri Senatörü sayın Dr. Volker Hassemer'e ve yardımcıla­
� �
Aynca . katalogda sureklı olarak ıkı. tarıh verilmektedir. Bunlardan birıncısı · · · ı.'umı,
' ı·kıncısı
· · · rına, özellikle de Senatörlük Müşaviri sayın Peter Sauerbaum'a teşekkür eder. »Staat­
a ı tarı· htır.
mı'l'd' · liche Museen Preu!Sischer Kulturbesitz«in Genel Direktörü sayın Profesör Dr. Wolf-Die­
Elinizdeki kataloğun değerlendirilmesinde bu noktaların go
.. zt· ı · ı1de tutu1 masını rıca
· ter Dube'nin sürekli ilgisi olmasaydı, »Staatliche Museen« adlı kuruluşun bu sergisi
ederız.
. Dr. c·ı han Arın olanaklı olmazdı.

10 ll
Serginin genel çerçevesini olanaklı kılan »Die GrofSe Oran
�ch losses« a�lı sergı. alanının bulun?uğu sarayın yöneticisi
gerie des Charlottenburger
sayın Profesör Dr. Jürgen Ju- K ro noloji
lıer , e ve sergı alanını sana t eserlerıne uygun bir şekilde
.. düze nleye n say1n mıma· r 1urg··
· , e de ayrıca teşekkurlerimizi sunarız.
S teıner
Sergiye eşlik eden Amerika tel vizyonları için »Mo Kanuni Sultan Süleyman'in Trabzon'da doğumu 1547 Habsburg'larla barış anlaşması; Elkas Mirza'nın İstanbul'a
�� bil corparati on«u n desteğiyle
yapılan »Muh �eşe Suley an Devr�ı« adlı filmin, kuru
149 4
1 509 VIII. Henri'nin İngiltere tahtına çıkışı gelişi; Fransa'da 11. Henri'nin tahta çıkışı; V. Charles'ın
n_ı � luşun Almanya'daki temsilcisi I. Selim'in Çaldıran'da Safevileri karşı zaferi Mühlberg'de Protestan Konfederasyonu'nu yenişi (24 Ni­
lan Hamb rg <lakı » Mobıl Oil AG« 1 5 14
��ılmı. sergı. yı� gezenlere onaltıncı yüzyyardı mıyla almanca bir kopyası yapılabilmiştir· bu
ılın atmo sferini birçok yönleriyle aktarabile�eği
1517
1 5 19
Suriye, Mısır ve Yemen'in Osmanlılar tarafından fethi
V. Charles'ın Almanya impartoru olması
san)
Kanuni Sultan Süleyman'ın ikinci İran seferi; Van'ın ele geçi­
ınancındayız. 1520 Kanuni'nin tahta çıkışı (30 Eylül); Fransa kralı l. Francis'in rilişi (25 Ağustos) ; Kanuni Sultan Süleyman'ın kışı Halep'te
Katalogdaki yerin sınırlı olması nedeniyle ismen belir ·
.. ·· kışı
İngiltere kralı VIII. Henri ile müzakereye oturması geçirmesi
temedı·g-ı·m·ız d·-
ıger butun . · ve Belgrad'ın ele geçirilişi (29 Ağustos), Worms Kurultayı {17 1 5 49 Gürcistan'ın fethi; Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'a dö­
kuru1uş1arın anlayış goste . . receğini umarız. Nisan) nüşü (12 Aralık)
Rodos'un ele geçirilişi {26 Aralık) 1551 Osmanlılar Transilvanya'da; Becskerek, Varad, Csanad ve
İbrahim Paşa'nın Sadrazam oluşu (27 Haziran) Lippa'nın fethi; Turgut Reis'in Tripoli'yi ele geçirişi (14
Mısır'da Ahmet Paşa'nın isyanı; İbrahim Paşa'nın düğünü Ağustos)
Profesör Dr. Klaus Brisch (23 Mayıs - 6 Haziran) 1552 Temesvar'ın (Temmuz) ve diğer Banat kentlerinin fethi;
İbrahim Paşa'nın Mısır seferi; l. Francis'in Pavia'da V. Char­ Muskat ve Hürmüz'ün kuşatılışı ve Süveyş donanmasının
les'a yenik düşüp esir alınması ve hapsedilmesi Bursa'da demir atması, Kazan'ın Ruslar tarafnından işgali
»Museum für Islamische Kunst« adlı müzenin Emekli Direktörü 1526 Macaristan seferi, Mohaç Savaşı (29 Ağustos); Budapeşte'- 1553 İran ile savaş; Şehzade Mustafa'nın Ereğli'de (Karaman)
nin işgali (10 Eylül); Yanoş Zapolya'nın Macaristan Kralı idamı (21 Eylül); Kraliçe Mary Tudor'un tahta çıkışı
oluşu; l. Ferdinand tarafındanBohemya, Avusturya ve Ma­ 1554 Nahçıvan ve Erevan'ın fethi; Astrahan'ın Ruslar tarafından
caristan'ın birleşmelerinin açıklanması işgali
Avusturya'lı Ferdinand'ın Budapeşte'ye gidişi; Roma'nın 1555 Amasya'da İran ile barış {28 Mayıs)
yağmalanması 1556 V. Charles'ın tahttan feragat etmesi
Kanuni Sultan Süleyman'ın Budapeşte'yi yeniden ele geçirişi 1 5 57 Süleymaniye camisinin açılışı (10 Ağustos)
(8 Eylül); Zapolya'nın Buda peşte' de taç giyişi (14Eylül); Vi­ 1 5 5 6 - 5 9 Macaristan'da Avusturya'lılara karşı savaşın sürdürülmesi
yana kuşatması (26 Eylül - 16 Ekim) 1558 Kraliçe l. Elizabeth'in tahta çıkışı; Rokselana'nın (Hürrem
(Haziran-Temmuz) Mustafa ve Cihangir şehzadelerin sün­ Sultan) ölümü (Nisan)
net düğünü 1 5 59 ŞehzadeBayezid ile Şehzade Selim arasında iç savaş (Mayıs);
Kanuni Sultan Süleyman'ın »Almanya« seferi; Köszeğin ele ŞehzadeBayezid'in İran'a sığınışı (Kasım)
geçirilişi (28 Ağustos); Andrea Dorya'nın Coron'u ele geçi­ 1 5 60 İspanyollar'ın Cerba'ya gelişi; donanma amirali Piyale
rişi (8 Ağustos) Paşa'nın Cerba'yı ele geçirişi ( 3 1 Temmuz)
1533 Ferdinand ile barış (22 Haziran); Barbaros Hayrettin'in ami­ 1561 ŞehzadeBayezid'in idamı (25 Eylül); Kazakların Azov'a sal­
ral olması ve Tunus'u fethi (Ağustos); İran ile savaş (Ağus­ dırışı
tos) ; Moskova'da bir zorbanın, Korkunç İvan'ın tahta çıkışı İparator Ferdinand ile barış (1 Temmuz)
(ölümü 15 84) Malta kuşatması (20 Mayıs - II Eylül)
1 5 34 Tebriz'in fethi ( 1 3 Temmuz); Kanuni'nin kışı geçirmek Üzere Zigetvar kuşatması (6 Eylül); Kanuni Sultan Süleyman'ın
Bağdat'a gelişi; Barbaros'un Pulya ve Kalabriya kıyılarını ölümü ve II. Selim'in tahta çıkışı (24 Eylül); Chios'un işgali
yağmalaması
1535 Kanuni Sultan Süleyman'ın Tebriz'e dönüşü (ilkbahar); V.
Charles'ın Tunus'u ele geçirişi (21 Temmuz)
Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'a dönüşü {8 Ocak);
İbrahim Paşa'nın idamı ( 1 6 Mart)
1537 Venedik ile savaş; Kanuni Sultan Süleyman Arnavutluk'ta;
Pulya'nın harab edilmesi (Temmuz)
Kanuni Sultan Süleyman Moldavya'da (yaz); Güney Mol­
davya'nın ilhaki (4 Ekim); Hadım Süleyman Paşa ve Os­
manlı donanmasının Gucarat'taki Portekiz Limanı Bandar
Diu'yu kuşatması (4 Eylül); Preveze deniz zaferi (29 Eylül)
1539 Kastelnuovo'nun fethi (ro Ağustos); Şehzade Selim ve Baye­
zid'in sünnet düğünü; Mihrimah Sultan'ın Rüstem Paşa ile
evlenmesi
Yenedik ile barış (2 Ekim); Monemvazya ve Napoli di Ro­

[
magna (Nauplion)'un teslim oluşu; Zapolya'nın ölümü;
Avusturyalıların Budapeşte'yi kuşatması
1541 Kanuni Sultan Süleyman'ın Ferdinand'a karşı seferi veBuda­
peşte'ye yeniden girişi (2 Eylül); Macaristan'ın ilhaki; V.
Charles'ın Cezayir önlerine gelişi (20 Ekim)
1543 Fransız-Osmanlı donanmasının Nis'i alması (20 Ağustos);
Kanuni Sultan Süleyman'ın Macaristan'a geçişi, Yalpovo,
Pecs, Siklos ve Estergon'un ele geçirilişi; Barbaros'un kışı Tu­
lon'da geçirmesi; Şehzade Mehmed'in ölümü (21 Eylül)
1 544 Osmanlı donanmasının İstanbul'a dönüşü; Rüstem Paşa'nın Not: Tarihler genellikle Hammer 1 828'de verilenlere uygundur. An­
sadrazamlığa tayini cak, kaçınılmaz olarak değişik kaynaklar arasında belirli farklılıklar
Ferdinand ile ateşkes mevcuttur ve bazı durumlarda verilmiş olan tarihlerin yaklaşık tarihler
l. Francis'in ölümü; Barbaros'un ölümü olduğu göz önünde tutulmalıdır.

12
eMoskova

Kuzey Denizi

ATLANTIK OKYANUSU

Transoksanya

Lizbon Buhara • Semerkanr

�F

GANISTAN
Kıbrıs O Moş,
FAS
İRAN

HINDISTAN

ARABiSTAN

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566)


Devrinde Osmanlı imparatorluğu HINT OKYANUSU
GİRİŞ
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1494- 1566)

Kanuni Sultan Süleyman 6 Şafar 900/6 Kasım 1494 tarihinde, babası I. Selim'in sara­
yının bulunduğu T rabzon şehrinde doğdu ve onbeş yaşında kadar orada yaşadı 1. Son Bi­
zans imparatoru zamanındaki görkem devri geçmiş olmasına karşın T rabzon, hala T eb­
riz'e giden kara trafiğinin büyük kısmını kontrolu altında bulunduran önemli bir
limandı. Bu şehir ayrıca bir gümüş işçiliği merkezi ve Bizans Argiropolis (şimdiki Gü­
müşhane yakınında) madenlerinden elde edilen gümüşün başlıca dağıtım noktası idi:
Hatta, hem Sultan Selim'in hem de Kanuni'nin gençliklerinde gümüş işçiliği öğrendikleri
rivayet edilir. II. Rabi 915/Ağustos 1509'da Kanuni, daha Önce bir Ceneviz kolonisi iken
1475' te Osmanlılara geçmiş olan Kırım'daki Kefe şehrine vali olarak atandı. Kefe şehri
Mısır Memluk ordularını besleyen ve steplerden getirilen köle ticaretinin başlıca strate­
jik limanı idi. Kanuni, Sultan Selim'in tahta geçişinden bir yıl sonra 918/ r512'de Saru­
han'da bulunan Manisa'ya gönderildi. Bu arada Sultan Selim üvey kardeşleri ile giriştiği
ölümcül bir savaşla meşgul idi. Bu savaş, Kanuni döneminin son bölümünü anımsatan
kötü bir ön deney gibidir. Kanuni tahta 17 Şevval 926/20 Eylül 1520'de geçti.
Kanuni tahta çıktığında Avrupa, Avusturya Habsburgları ve Almanya ile İspanya ve
Fransa arasındaki hanedan çatışması sonucu bir kutuplaşma yaşıyordu. Bu çatışmanın
başlıca savaş alanları ise İtalya ve Almanya idi. Diğer bir çatışma nedeni Luteryenizmin
büyüyen etkisi ve Protestan devletlerin siyasi bağlılıkları ile belirginleşen din etkeni idi.
Bu durum, bir yandan İmparator V. Charles'ın tek bir din altında birleşmiş bir Avrupa
ve T ürklere karşı bir haçlı seferi rüyalarının gerçekleşmesine engel olurken, diğer yan­
dan da Kanuni'nin de Fransız ve Lüteryen hükümdarlar açısından, en azından l 559'daki
Cateau-Cambresis anlaşmasına kadar, bir müttefik olarak kabul edilmesine yol açı­
yordu. Kanuni'nin kendesini bu şekilde bağlamasında şüphesiz bir fırsatçılık unsuru
mevcuttu, ancak bu anlaşmalar dolaylı ya da dolaysız onun uzun dönemli amaçları elve­
rişli olmuştu.
Kanuni'nin saltanatının ilk on yılı, içte ve dışta, kesintisiz faaliyetler danemi olmuş­
tur. Avrupa ve Akdeniz cephelerinde, II. Layoş'un Osmanlı elçilerine yönelik kötü dav­
ranışına misilleme olarak girişilen Macaristan seferi (1521) Belgrad'ın düşmesiyle son
buldu, Rodos ise 1522 - 23'te kuşatılarak ele geçirildi. Macaristan monarşisi, güçlü kral­
lara bencilce karşı çıkan kodaman gruplarının kontrolü altındaki bir seçim yöntemine
bağlı idi2• Macaristan'ın bu iç zafiyeti, Habsburg-Valois çekişmesi ile de şiddetlendirile­
rek, Avrupalı güçlerin sürekli_ müdahale etmeleri için bahaneler yaratıyordu3• I. Franci­
s'in 1525'te Pavia'daki hapisaneden Kanuni'ye yaptığı başvurusu, kendisinin İtalya kı­
yılarına, Kanuni'nin ise Macaristan'a olmak üzere iki koldan saldırı teklifi içeriyordu.
Bunun sonucu, Mohaç Savaşı, Budapeşte'nin işgali ve Macaristan tahtına Yanoş Zapol­
ya'nın geçirilmesi ile noktalanan 1526 baharında başlayan büyük sefer (sefer-i hu­
mayun) olmuştur.
Ertesi yıl Avusturyalı Ferdinand kendini Macar kralı seçtirince ve Habsburg elçilik­
leri Sultanı yatıştırmayı başaramayınca, 1529 V iyana seferi kaçınılmaz olmuştur. V i­
yana düşmemiş, fakat kuşatma, sonradan akla gelmiş bir fikir olsa da, Habsburg'ları ol­
dukça korkutmuştu. Kanuni'nin 1523 Alman seferi ise diğer bir korku kaynağı oldu.
Fakat kıştan önce Viyana üzerine daha yoğunlukla yönelmek için çok az zaman bırakan
Kanuni Transilvanya
voyvodası Johann Zapdya'yı Güns/Köszeg kalesinin uzatmalı kuşatması, ilerlemeyi önemli şekilde geçiktirmiştir.
Kabul ediyor Habsburg'ların barış istemesi üzerine Avusturya ile gerçekleşen ateşkes anlaşması, Ka­
Macaristan seferi
nuni'nin dikkatini İran'a yöneltmesine olanak sağlamıştır.
Yakayinamesinden
İstanbul r569 Saldırgan bir Şii mezhepçiliğinin ve milliyetçiliğin hakim olduğu Safevi hanedanının
Bkz. Kat. no. 5o a T ebriz'e yerleşmesiyle, I. Selim ve sonra da Kanuni karşılarında, muhtemel bir Avrupa

16
haçlı seferi kadar'güçlü bir dini tehdit taşıyan ve Anadolu'daki T ürkmen kavimleri üze­
rindeki etkileriyle Akdeniz kıyılarına dek yayılabilecek bir iç kargaşa yaratma kudreti.
olan bir düşman buldular. Ayrıca, Safev! sarayından kaçmış bazı önemli mülteciler de,
İran'ın kuzey-batısı ve Kafkasların güneyi yöresinde daha da toprak kazanılabileceğine,
veya en azından sınırın Erzurum'un doğusunda sabitleştirilebileceğine yönelik ümitler
veriyorlardı. Kanuni'nin İran tehdidi ile başetmek için bu kadar beklemiş olması hemen
hemen şaşırtıcıdır.
Kanuni'nin l 533 - 35 sef�rini harekete geçiren neden, Azerbaycan'ın Safev! valisi
Ulema Beyin4 kendisine katılması ve Bağdat valisi tarafından şehrin anahtarlarının Ka­
nuni'ye gönderilerek, şehrin teslim olacağı sözü verilmesi idi. Kanuni İbrahim Paşa'yı
önden göndermiş5, kendisi de kışı Diyarbakır'da geçirmeye niyet etmişti. Fakat ordunun
başında olmadığı söylentileri onu T ebriz'e yöneltmiş ve kışı Bağdat'ta geçirmesine ne­
den olmuştur. Kanuni Bağdat'ta iken Necef ve Kerbela kabirlerine resmi ziyaretlerde bu­
lunmuş ve (Osmanlıların bağlı olduğu Hanefi hukuk okulunun kurucusu) Ebu Hanife'­
nin türbesini restore ettirmiştir. Matrakçı Nasuh'un resimli sefer kayıtları - Mecmua-i
Menazil6 (no. 4 7 a - b) - aslında bir sefer günlüğünden çok bir hac tutanağını andırır ve re­
simlerin çoğunun da, kale veya kamp yerine, kabir resimleri olduğunu söylemek yanlış
olmaz. l 535 baharında Kanuni İran'dan dönerek T ebriz'i tekrar işgal etmiştir; fakat bu
Safev1 sorununa bir çözüm getirmekten uzak kalmış ve Şah T ahmasp'a yönelik üç ana
saldırıdan ilkini oluşturmuştur.
Şah Tahmasp'ın kardeş ve üvey kardeşlerinin davranışları, II. Mehmed'in »kanunna­
mesi «nde teyit edilen ve - fitnenin Kur'an'a göre öldürmekten daha kötü olması nedeniy­
le - bir sultanın tahta geçtiğinde hayatta bulunan kardeşlerini öldürtmesi gerektiği hak­
kındaki Osmanlı geleneğinin, Şah Tahmasp tarafından da uygulansaydı yararına olacağı
fikrini akla getirmektedir. Kanuni Tebriz'e döndüğünde, başkaldırısı Osmanlı zaferini
oldukça kolaylaştırmış olan Tahmasp'ın kardeşi Sam Mirza ile birleşti. 1548 -49'da ger­
çekleştirilen bir sonraki sefer de, Kanuni'ye hizmetlerini sunmak üzere İstanbul'a kaçan
Şirvan ve Derbend Valisi diğer bir kardeş Elkas Mirza7 tarafından harekete geçirilmiştir.
Tebriz'e kolay erişilmesine karşın Elkas'ın söz verdiği güçlü Kızılbaş desteğinin gerçek­
leşmemesi ve Tahmasp'm mahsul yakma yöntemine dayalı savunma politikası, Osman­
( l538) ve Apulian
lıları geri çekilmeye zorlamıştır. Elkas, Safevi topraklarında muhtemelen daimi bir üs Haydar Reis (Nigarl), '
Denizde bir Avrupa koalisyonuna karşı kazanılan Preveze zaferi
kurmak amacıyla daha fazla asker ve para istemiş ve Isfahan'a yürümüştür, fakat her­
Kanuni Sultan Süleyman hizmetkarlarıyla
(detay); karton üstüne guaş, 1560 civarı :
(Pulya) kıy sının mahvedilişi, V . Charles'ın l 535'te T unus'u ele �
ge irişine karşı uygun
ı:-ı
Imparatoru uma­
hangi bir üs kurmayı başaramamıştır. Kanuni'yi kızdırmaktan korkarak, ele geçirdiği (TKS H. 2134/8) misillemeler olmuştur. Ayrıca, hem Portekiz'in hem de Moğol
etmek üzere Mısır'dan hır sefer
ganimetleri ona yollamış fakat aynı zamanda tekrar Şirvan Valisi yapılması konusunda yu� 'un baskısı altındaki Gucarat Hükümdarına yardım
da kardeşi Şah Tahmasp ile pazarlığa girişmiştir. Kanuni, biraz istemeyerek de olsa Elkas başlatılmıştır. İki tehditten daha tehlikeli olanı Portekiz idi, dolayı �
sı la Osmanl� uman­ �
Bandar Dı� �u ku­
Mirza'yı dışlamış ve Elkas da Şah Tahmasp'a teslim edilmiştir. Tabii ki tekrar valiliğe danı Hadim Süleyman Paşa, Gucarat'taki başlıca ticaret merkezlen
durumunu pekıştırmek
atanmamış, aksine Safevi kalesi Kahkaha'da hapsedilmiş ve altı ay sonra da öldürülmüş­ şattıktan sonra Osmanlıların Aden, Yemen ve Kızıl Denizdeki
tür. Elkas'ın, birçok döneğe kıyasla muhtemelen daha da beceriksiz ve güvenilmez ol­ üzere geri dönmüştür8• . . Bunlardan en
ıştı.
ması veya kardeşi Şah'a karşı rakip olabilmek için gerekli güç, enerji ve kişisel karizma­ Akdeniz cephesindeki asıl büyük başarılar henüz gerçekleşmem
543 - 44'teki Barbaros
dan yoksun olması sonucu, Safevi iktidarını bastırmak için bir daha ele geçmeyecek bir önemlisi, Nis'in kuşatıldığı ve İspanyol kıyısının yağma edildiği l
i. Malta kuşatmasının
fırsat, tamamen kaçırılmıştır. Kanuni'nin son İran seferi, Şah Tahmasp'ın 1552' de Van seferidir9. T unus 155 l'de düştü, 156o'ta Djerba tekrar ele geçirild
alanında üstünlük kurma
yöresine saldırısı ile başlamıştır. Sefer (entrikalarının Elkas Mirza'nın yenilgisinde rol (1565) başarısızlığı, Osmanlıların Batı Akdeniz'de denizcilik
bunlar la işbirliğ i yapan korsanlar Batı
oynamış olması muthemel olan) Rüstem Paşa'nın komutasında idi. Bu sefer, İran cep­ ümitlerini sarstı ise de Osmanlı donanmaları ve
hesini yirmi yıl kadar olaysız kılan Amasya anlaşması ( l 555) ile sonuçlandı. Akdeniz'i oldukça iyi kontrole almayı başarmışlardır.
.

..
yonelık. tı . Buda­
Kanuni birinci İran seferinden dönünce, Fransız'larla - Osmanlı İmparatorluğunda Kanuni'nin geri kalan kara seferleri, genellikle gücünü pekiştirmeye �
Venediklilere verilmiş ticari hakların aynılarını içeren ve şimdi T ürkçesi kaybolmuş olan lar ak bir Osman lı kalesi haline sokulu rken, Marca rıstan da
peşte Mayıs 1541'de kuşatır .
ının mezarları ıl�,
- gizli bir anlaşma imzalamıştır (1536). Bu görüşmeler, İbrahim Paşa'nın içinde bulun­ yeni bir Osmanlı eyaleti olmuştur. l 543'te Estergon, Macar krallar .
urg'larla savaş ıçın
duğu son görüşmeler idi ve Kanuni'nin bundan sonraki altı ya da yedi yıl boyunca do­ Siklos ve Szekesfehervar, yeni sancaklara dönüştürülmüştür. Habsb
nanma savaşlarında yoğunlaşması, büyük veziri olmaksızın kara seferlerine uyum sağla­ Fransa'dan gelen baskı I. Francis'in 1546'daki ölümünden sonr�

da e�a� e�mış ve .

makta çektiği zorluk sonucu ortaya çıkmış olabilir. 1551 - 52'den sonra T ransilvanya aslında bir Osmanlı askeri valiliğın
. ug� . ald ,
e donuşt � ��
. Habsburg'lara hala mu- .
Yanoş Zapolyanın dul karısı ve oğlunu n değişk en sadaka tlerı,

19
18
Fransa kralı!. Francis
Tahta baskı, Agostino Veneziano, 1 5 3 5

İmparator V . Charles taç giyme giysileriyle;


Anonim tahta baskı, 1 5 30 civarı
(British Museum, Prints & Drawings 1 860.
4-14-152)

İngiltere kralı VIII. Henry,


Anonim tahta baskı, l 5 30 civarı
(Hepsi British Museum, Prints & Drawings
H. 7-2; 1 860. 4-14-1 52; 0.9-32)

nunname« ile son şeklini almıştır. Fakat tabii ki bu sistem, savaş zamanında, Avrupa 'nın salar da Müslüman oldukları için Yeniçerilere, düşmanı esir etme veya yağmalama izni
hem korktuğu hem de gıpta ettiği, yetkin ve disiplinli, çok sayıda sıradan asker olmaksı­ verilmemiş olmasındandır.
zın işleyemezdi. ı 5 6 5 'teki hem kara hem de deniz operasyonu olan Malta kuşatması15 Bu ordular ayrıca çok önemli bir fiziksel sınırlama ile yüz yüze idiler; kötü hava şart­
dışında Kanuni'nin emrindeki Osmanlı ordularının tek bir yenilgiyle yüz yüze gelmedik­ larında savaşamıyorlardı. Bu neden, Kanuni'nin ı 529'da Viyana'yı 17 ele geçirememesini
lerini söylemek doğru olur. Bu gerçek de, mühendislerin planlama ve koordinasyonuna, açıklığa kavuşturur. Gerçi Viyana kuşatması yankıları bakımından o kadar etkiliydi ki,
topçu ve levazım sınıflarına ve maliye sistemine olağanüstü bir saygı uyandırır. Şu nok­ bunu bir başarısızlık saymak anlamsız olur. Seferin başlangıcında, 1 5 29 Mayısında
tada, Kanuni'nin düşmanlarının sık sık uyandırdığı zayıf izlenim ·hakkında, G. R. Elton' - Trakya ve Balkanlardaki yoğun yağmurlar sonucu gecikmeler olmuştu. Yağmurlar de­
un değerlendirmesini anımsamakta yarar vardır: vam ettiği için Marcaristan'da iken ordudan, soğuk ve yağmur yüzünden şikayet geli­
»Bütün bu seferlerin değerlendirmesini yaparken, eğer bu düşmanların kanıtlanmış yordu: sefer günlüğünden anlaşıldığına göre, yağmurda ordunun kampta kalmaktan
zayıflıklarını ve akılsızlıklarını pek de nadir olmayan küçük görme hatasına düşülme­ başka seçeneği yoktu ki bu da daha fazla gecikmeye neden oluyordu. Viyana'ya vardık­
yecekse, bütün bu komutanların plan ve hırslarının, disiplinli ordu ve yeterli vergi top­ larında başarılı bir sonuç için çok kısa bir zaman kalmıştı, çünkü Avusturya'da kışı ge­
lama ile desteklenmediğini hatırlamak gerekir. V. Charles'ın veya 1. Francis'in paralı as­ çirmek zaten söz konusu olamazdı ve ordular üç haftadan daha kısa bir sürede geri
kerleri iyi, hatta genellikle (askerler memleket içinden toplandığı için) vatanperverlikle döndü. Dönüş, hiç de parlak olmadığı gibi, kar ve seller oldukça fazla adam ve savaş ge­
savaşırlardı, fakat ancak paraları ödendiği sürece savaşırlardı. Bu yalnızca bütün ordu­ reçleri kaybına, yük hayvanlarının Balkan çamuruna batmasına ve yiyecek sıkıntısına
ların çok büyük bir kısmını oluşturan Alman Landsknechte, İsviçreli ve İtalyanlar için neden oldu. Bu deney, Kanuni ve vezirlerini kış seferleri yapılacaksa bunların Avrupa'ya
geçerli değil, gerçek milli ve daimi ordular olmaya daha çok yaklaşmış İspanyol tercios değil, Doğu'ya yapılması gerekliliğine ikna etti, çünkü Diyarbakır ve Halep lojistik ve ik­
ve Fransız legionlar için de geçerli idi ı 6 . « lim açısından daha elverişli idi. Bu sağ duyudan başka birşey değildi, çünkü soğuk ve
Eğer para savaşa kudret veren kaynak ise, Osmanlıların bu kaynağı da, orduları gibi yağışlı bir kış geldiği anda, hızla ilerleyen ıoo ooo kişilik ve 300 toplu bir ordu, yeterli le­
daha dayanıklı idi. vazım trenleri olsa bile, önemli erzak sıkıntısı ile yüz yüze kalmaktaydı.
Elton'un değerlendirmesi ayrıca romantik tarafgirliğe karşı da bir uyarıdır. Osmanlı Kanuni'nin Avrupalı düşmanları sefer mevsimi açısından daha az kısıtlı değillerdi,
orduları da, Batılı karşıtlarından geri kalmayacak şekilde çelişkili bağlılıklar - Şehzade yalnız, saltanatın başındaki zaferler, onun ordularını Avrupa'ya göre teknolojik bir de­
Mustafa'nın ı 5 5 3 'teki idamının yol açtığı Yeniçeri ayaklanması gibi - ve kendi çıkarları zavantaj ile yüz yüze bırakmıştı. Hospitaller Şövalyelerinin ı 522'de Rodos'tan kovul­
nedeniyle yan değiştirirlerdi. Kanuni'nin ı 5 4 8 İran seferi sırasında onunla beraber Doğu duktan sonra Malta'ya 18 giderek inşa ettikleri kale, Osmanlıların istilasına karşı da­
Anadolu'ya giden Valois elçisi D'Aramon,Yeniçerilerin savaşmaya hiç de istekli olma­ yanabilmesi için tasarlanmıştı ve gerçekten de Malta'nın ı 565 'te düşmemesinin neden­
dıklarını belirtir. İsteksizlikleri Safeviler heretik (dinin doktrinlerine karşı gelmiş) sayıl- lerinden biri de bu idi. Aynı şekilde, doğu Akdeniz'de henüz fethedilmemiş Venedik

22
Fransa kralı!. Francis
Tahta baskı, Agostino Veneziano, 1 5 3 5

İmparator V . Charles taç giyme giysileriyle;


Anonim tahta baskı, 1 5 30 civarı
(British Museum, Prints & Drawings 1 860.
4-14-152)

İngiltere kralı VIII. Henry,


Anonim tahta baskı, l 5 30 civarı
(Hepsi British Museum, Prints & Drawings
H. 7-2; 1 860. 4-14-1 52; 0.9-32)

nunname« ile son şeklini almıştır. Fakat tabii ki bu sistem, savaş zamanında, Avrupa 'nın salar da Müslüman oldukları için Yeniçerilere, düşmanı esir etme veya yağmalama izni
hem korktuğu hem de gıpta ettiği, yetkin ve disiplinli, çok sayıda sıradan asker olmaksı­ verilmemiş olmasındandır.
zın işleyemezdi. ı 5 6 5 'teki hem kara hem de deniz operasyonu olan Malta kuşatması15 Bu ordular ayrıca çok önemli bir fiziksel sınırlama ile yüz yüze idiler; kötü hava şart­
dışında Kanuni'nin emrindeki Osmanlı ordularının tek bir yenilgiyle yüz yüze gelmedik­ larında savaşamıyorlardı. Bu neden, Kanuni'nin ı 529'da Viyana'yı 17 ele geçirememesini
lerini söylemek doğru olur. Bu gerçek de, mühendislerin planlama ve koordinasyonuna, açıklığa kavuşturur. Gerçi Viyana kuşatması yankıları bakımından o kadar etkiliydi ki,
topçu ve levazım sınıflarına ve maliye sistemine olağanüstü bir saygı uyandırır. Şu nok­ bunu bir başarısızlık saymak anlamsız olur. Seferin başlangıcında, 1 5 29 Mayısında
tada, Kanuni'nin düşmanlarının sık sık uyandırdığı zayıf izlenim ·hakkında, G. R. Elton' - Trakya ve Balkanlardaki yoğun yağmurlar sonucu gecikmeler olmuştu. Yağmurlar de­
un değerlendirmesini anımsamakta yarar vardır: vam ettiği için Marcaristan'da iken ordudan, soğuk ve yağmur yüzünden şikayet geli­
»Bütün bu seferlerin değerlendirmesini yaparken, eğer bu düşmanların kanıtlanmış yordu: sefer günlüğünden anlaşıldığına göre, yağmurda ordunun kampta kalmaktan
zayıflıklarını ve akılsızlıklarını pek de nadir olmayan küçük görme hatasına düşülme­ başka seçeneği yoktu ki bu da daha fazla gecikmeye neden oluyordu. Viyana'ya vardık­
yecekse, bütün bu komutanların plan ve hırslarının, disiplinli ordu ve yeterli vergi top­ larında başarılı bir sonuç için çok kısa bir zaman kalmıştı, çünkü Avusturya'da kışı ge­
lama ile desteklenmediğini hatırlamak gerekir. V. Charles'ın veya 1. Francis'in paralı as­ çirmek zaten söz konusu olamazdı ve ordular üç haftadan daha kısa bir sürede geri
kerleri iyi, hatta genellikle (askerler memleket içinden toplandığı için) vatanperverlikle döndü. Dönüş, hiç de parlak olmadığı gibi, kar ve seller oldukça fazla adam ve savaş ge­
savaşırlardı, fakat ancak paraları ödendiği sürece savaşırlardı. Bu yalnızca bütün ordu­ reçleri kaybına, yük hayvanlarının Balkan çamuruna batmasına ve yiyecek sıkıntısına
ların çok büyük bir kısmını oluşturan Alman Landsknechte, İsviçreli ve İtalyanlar için neden oldu. Bu deney, Kanuni ve vezirlerini kış seferleri yapılacaksa bunların Avrupa'ya
geçerli değil, gerçek milli ve daimi ordular olmaya daha çok yaklaşmış İspanyol tercios değil, Doğu'ya yapılması gerekliliğine ikna etti, çünkü Diyarbakır ve Halep lojistik ve ik­
ve Fransız legionlar için de geçerli idi ı 6 . « lim açısından daha elverişli idi. Bu sağ duyudan başka birşey değildi, çünkü soğuk ve
Eğer para savaşa kudret veren kaynak ise, Osmanlıların bu kaynağı da, orduları gibi yağışlı bir kış geldiği anda, hızla ilerleyen ıoo ooo kişilik ve 300 toplu bir ordu, yeterli le­
daha dayanıklı idi. vazım trenleri olsa bile, önemli erzak sıkıntısı ile yüz yüze kalmaktaydı.
Elton'un değerlendirmesi ayrıca romantik tarafgirliğe karşı da bir uyarıdır. Osmanlı Kanuni'nin Avrupalı düşmanları sefer mevsimi açısından daha az kısıtlı değillerdi,
orduları da, Batılı karşıtlarından geri kalmayacak şekilde çelişkili bağlılıklar - Şehzade yalnız, saltanatın başındaki zaferler, onun ordularını Avrupa'ya göre teknolojik bir de­
Mustafa'nın ı 5 5 3 'teki idamının yol açtığı Yeniçeri ayaklanması gibi - ve kendi çıkarları zavantaj ile yüz yüze bırakmıştı. Hospitaller Şövalyelerinin ı 522'de Rodos'tan kovul­
nedeniyle yan değiştirirlerdi. Kanuni'nin ı 5 4 8 İran seferi sırasında onunla beraber Doğu duktan sonra Malta'ya 18 giderek inşa ettikleri kale, Osmanlıların istilasına karşı da­
Anadolu'ya giden Valois elçisi D'Aramon,Yeniçerilerin savaşmaya hiç de istekli olma­ yanabilmesi için tasarlanmıştı ve gerçekten de Malta'nın ı 565 'te düşmemesinin neden­
dıklarını belirtir. İsteksizlikleri Safeviler heretik (dinin doktrinlerine karşı gelmiş) sayıl- lerinden biri de bu idi. Aynı şekilde, doğu Akdeniz'de henüz fethedilmemiş Venedik

22
Paşa gel­
kalelerinin sağlamlaştırılması, seferlerin daha zorlu ve uzun geçmesine neden oluyordu. fişeklerle ağırlanmıştır. Ertesi sabah büyük bir geçit resminin ardından İbrahim
iş mahill er27 arkada bahar çiçekle ri,
Kara cephesinde ise, sonunda Macaristan'ı bir Osmanlı eyaletine dönüştürecek olan miştir; önde her türlü olağanüstü süslerle bezenm
rda papağ anlar, meyve ve çi­
l 526'daki Mohaç zaferi, Kanuni'yi, Habsburg ve diğer Rönesans ve Reformasyon dev­ havuzlar, kameriyeler, çimler üzerinde tavus kuşları, ağaçla
n yapılma deniz
letleri ile karşı karşıya getiriyordu. Bu devletler, Osmanlılarda olmayan bir özelliğe, bi­ çek açan ağaçlarla dolu bahçe görünümündeki süs arabaları ve kağıtta
m Paşa'nın
limsel gelişm�leri, askeri teknolojiye çabuk bir şekilde uygulayabilme yeteneğine sahipti­ canavarları, zümrüt-Ü anka kuşları ve daha başka hayali yaratıklar28• İbrahi
ı altın taslar
ler. Busbecq Istanbul'da 19 olduğu sırada, bir Vezir-i Azam'ın, Habsburg'larla başedebil­ Kanuni'ye getirdiği hediyeler ise, görkemli giysiler giymiş on kölenin taşıdığ
deve ve katırla rdan ve Vened ik'ten alın­
mesi için tüfek taşıyan bir süvari müfrezesi kurmaya çalıştığını yazıyor. Fakat, aynen içinde zengin kumaş ve kürklerden, güzel atlar,
esmi, Sultan ın önünd e ma­
kendilerinden önceki Memluklar ve dünyanın her tarafındaki süvariler gibi Osmanlı sü­ mış, 25 ooo düka değerinde bir elmast an oluşuyordu. Geçitr
n fazla izleyic i ile
varileri de tüfek taşımayı haysiyet kırıcı bulmuş ve reddetmişlerdir. haretlerini çerkez stiliyle sergileyen at üstündeki okçular ve 5o ooo'de
hizmet karları yla
devam ediyor du. Gelini n geçitre smi, çeyizini gelin olacağ ı eve taşıyan
Sultan, fazlasıyla merkeziyetçi olan bu sistemin başı olarak, genel stratejiyi kendisi
saptar, taktik detayları ile de vezirler ilgilenirdi. Vezirler arasından ikisi özellikle renkli ' bütün gün sürmüştür.
karşılanmış
Bu büyük harcamanın en azından bir kısmı Kanuni'nin özel bütçesinden
önemli ve etkiliydi. Kanuni'nin ilk zaferlerinin çoğunun gerçekleşmesinde etkili olan ğunun etkiley ici bir göster­
ikinci Vezir-i Azam, İbrahiı_n Paşa (?1493 -15 36) idi. Epirus20 kıyılarında Parga yakınla­ olsa gerek ki bu da Padişahın İbrahim Paşa'y a yönelik dostlu
Kanuni cuma namazına giderken, 29 olduğu iddia
rından alındığı zannedilen Ibrahim Paşa, Manisalı bir zengin dulun hizmetinde bulun­ anonim Venedik tahta baskı, gesidir. Genellikle gelinin, Kanuni'nin kendi kız kardeşi Hatice Sultan
gelinin anne ve
Domenico de Franceschi tarafın­ edilir, fakat tarihçi Mustafa böyle demez ve ayrıca Venedik kayıtları da
duktan sonra, saray okuluna girmiş ve daha çok gençken, Kefe Valiliği sırasında Kanu­ lı hükümran
ni'ye bir armağan olarak verilmişti. Gösterişiz bir dış görünüşe karşın hoş ve zeki bir kişi
dan basılmış, 1563 civarı
babasının düğünde bulunduğunu belirtir. Bu nedenle, en azından Osman
(Londra, British Museum, Prints
görüşü sağlam laştırıc ı bir kanıt, İbrahi m
idi. Ve� edik'li Baylo Bragadin (1526)21, onun, tarih ve savaş konularında çok okumuş, & Drawings 1866, 7-14 . 5 5 ) ailesine damat olduğu bilinmemektedir30. Bu
Büyük Iskender'in yaş_amını ve Anibal'in seferlerini iyi bilen, birçok dil konuşan, keman
çalıp, evinde yaşayan Iranlı bir usta ile müzik besteleyen bir kişi olduğunu belirtir. Genç
veliahtı büyülemiş, l 520'de tahta çıkışında onunla İstanbul'a gelerek Hasodabaşılığına
atanmış ve Kanuni'nin şahsına ait paradan Hipodromda kendisine bir saray inşa
edilmişti.
Geleneksel kıdem kurallarına aykırı olarak l 523'te Vezir-i Azam olarak atanması ve
Rumeli Beylerbeyi yapılması bazı anlaşmazlıklara yol açmıştır. Hayal kırıklığına uğra­
mış rakibi Ahmet Paşa ise Mısır Beylerbeyliğini istemiş ve kısa süre sonra ( l 5 24 başında)
orada isyan çıkarmıştır. Bunun Üzerine İbrahim Paşa oldukça büyük bir donanma ile de­
nize açılmış, isyanı bastırıp Mısır'ın maliye işlerini yeniden düzenlemiştir. Kadrosunda,
bu fırsatı Nil'in ağızlarını araştırmak için kullanan Piri Reis (bkz. sayfa 12 3) ve o sırada
özel sekreteri olan tarihçi Celalzade Mustafa da bulunmaktaydı. İbrahim Paşa, Kanuni' -
nin l 5 26' daki Macaristan seferinin başkumandanı olarak görevlendirilmiş, Kanuni' den
önce sefere çıkıp kaleler fethederek, köprüler kurarak Mohaç'taki kesin zaferi olanaklı
kılmıştır. Viyana kuşatmasıyla noktalanan l 529 Macaristan seferinde de tekrar Baş Ku­
mandanlık görevi üstlenmiş, kendisine yılda 3 milyon akçe sağlayan toprak verilmiştir. 22
Fakat o, kibirle 4 milyon istemiş ve bu isteği Kanuni tarafından yumaşak bir şekilde red­
dedilmişti. Bunu, yine başkumandan olduğu ve her zamankinden daha da iyi denetim
kurduğ 1 5 3 3 Irak seferi izler. İstanbul'a zaferane dönüşünden az zaman sonra aniden
idam edilişi hala açıklanması zor bir olaydır.23 Kanuni'nin hükümdarlığı süresinde bir
daha kimse bu denli kişisel güç elde etmemiştir.
İbrahim Paşa'nın kariyeri, Kanuni'ye bir köle olarak sunulmuş ve Padişaha yazdığı
bir mektupta kullandığı alçak gönüllü dilden anlaşılabildiği kadarıyla da hiç bir zaman
azat edilmemiş24 bir kişi için eşsiz bir görkem taşıyordu. Hipodromdaki sarayı (şimdi
mahir bir şekilde onarılıp Türk ve İslam Eserleri Müzesi yapılmıştır) Kanuni'nin İstan­
bul dışındaki sarayları kadar güzeldi ( 1 5 3 3 'te bu sarayda kabul edilen Schepper'in yap­
tığı tarif, eldekiler arasında en iyisi olmasına karşın ne yazık ki görkemi hakkında fazla
bir fikir vermeyecek kadar kısadır)25. İbrahim Paşa'nın Mayıs l 524'teki düğün şenlik­
leri, Kanuni'nin hükümranlığı zamanındaki diğer büyük şenlik olan l 5 3o'daki sünnet
düğünü için örnek oluşturmuştur. Hipodromda olağanüstü çadırlar kurulmuştu; bun­
lara II. Mehmed'in Otluk Belinde (147 3) Uzun Hasan'dan, I. Selim'in Çaldıran'da
( 1 5 14) Şah İsmail'den ve l5 16'da MemlUk Sultanı Kanşuh el-Gavri'den26 elde ettikleri
saltanat çadırları da dahildi. Ordunun çeşitli kıtalarına ve ulemaya ziyafetler düzenlen­
miş, Sultan ise güreş, yeniçeri kılıç kalkan oyunları, güç gösterileri ve palyoçalar ve havai
Bursa ipek rezgahl_arında� ve Ki�is
.
Paşa'nın l 5 34 yaz başı civarında karısına yazdığı ve onun, l 5 34'te ölen, Kanuni'nin an­ bıraktığı büyük serveti (Gerlach, Mihrimah Sultan'ın, _ gayrı menkul varlıgı,
belirtir) ve genış
tuzla havuzlarından günde 2000 düka gelir aldığını
nesi Hafsa Sultanın cenazesine gitmiş olmasından duyduğu ferahlıktan bahsettiği mek­ yla elde etmiş olsa da - yolsuzluk
tuptur31. Karısı, erkek kardeşinin önerisi üzerine, saraydaki eğlencelere katılabilmek için nakit parası ve lüks eşyaları - bir kısmını karısı yolu
. .. . .
yapılmışsa büyük boyutta yapıldığına işaret eder. .
izin istemiş olmalı ki, İbrahim Paşa bunu onaylamayacağını belirtir aynı mektupta. Ne­
. Rüstem Paşa 'nın birçok dini vakıfları arasında
en ünlü sü, Istan � ul, Halı ç. uzer ınde kı
deni ise, karısı, prenslerin l 5 30' daki sünnet düğünlerine (Hafsa Sultan tarafından) bir­ yapı lmış olan ca idir. B a ı, kısıtlı bır alanı ma­
pazar mahallinde, Sinan taraf ında n � � � �
çok kez davet edilmiş olduğu halde gitmeyi reddetmiş olduğu için , Hafsa Sultanın ölü­ lüks Iznik çınılerıyle kaplanarak yapıl­
hirce kullanarak ve belki en güzel ve kesinlikle en
münden sonra saraya gitmeye başlaması durumunda, daha önceki yokluğunun, Hafsa caminin, Rüstem Paşa ı 5 6ı'd e38 öl­
mıştır. Son zamanlarda yayınlanmış bir ferm an,
Sultana yönelik bir nefret olarak yorumlanabilme olasılığıdır. İbrahim Paşa, Kanuni'nin ının, babasına �. nşaatın ta ���l �n­
düğü zama n daha tama mlan mam ış olduğunu ve karıs . lem ler ( lu n­
buna kızacağını isabetli bir şekilde önceden sezmiştir. Ancak Kanuni, gelinin erkek kar­ ri, diğer :eçme. s�� � ��
deşi olsaydı ve düğünde hazır bulunmasını emretseydi, ne karısı ne de İbrahim Paşa bunu ması için ricada bulunduğunu gösterir. İznik çinile ı turb

esınd e � ı . ç� nıler
adeb aşı ndak
reddedebilirdi tabii ki. den önce inşa edilm iş olan Rüst em Paşa 'nın Şehz etme ayrıc alıgı ıçın ge­
hizmetini elde
iddialı fakat teknik açıdan başarısızdır) ve Sinan'ın
Bu tür mektuplar bize, Kanuni'nin vezirleriyle ilişkilerindeki belirgin kişisel özelliği , tahminen 8000 ila 1 5 ooo .adet
anımsatıyor. Bu özellik, Avrupalı diplomatların donuklaştırıcı raprolarında ya bastırılır rekli ödemeleri karısı yapm ış olabilir. Rüstem Paşa b ştakı boş
ığı içeren39 (bkz. �o. 24 �. .�
yazm a cilt ve 5ooo adet çeşitli kitap ve kağıt sand
ya da spekülatif ve yanlış bilgiye dayalı dedidoku halinde şişirilir. İbrahim Paşa'nın onüç bir not vardır) bır de kutuphan bı- e
yıllık görev süresi, hem kendisinin büyük yeteneğine, hem Kanuni'nin sabırlı ve vefalı ar­ sayfada kendisi tarafından ısma rlandığını belirten
kadaşlığına bir kanıttır. Lüks hayatı32, genelde onun eline bırakılmış Avrupa ile yürütü­ Yüksek rütbeli yeniçeri askerleri
rakmıştır.
len diplomatik görüşmeler için uygun bir ortam oluşturuyordu. Bir çok şair, yazar ve cuma namazına giderken;
anomim Venedik tahta baskı,
dönmelerin barındığı sarayı da, Kanuni'nin saray halkının renkliliğini anımsatmak­ Domenico de Franceschi
taydı. İbrahim Paşa'nın dikkatini ilk kez Venedik'ten alınan mücevherler için aracılık tarafından oyulup basılmış, 1563
yaptığı sırada çeken Luigi Gritti33 de bu dönmelerden biriydi ve altın Venedik tacının civarı (BM, P D 1 866. 7-14.5 5)

(bkz. no. 3), İbrahim Paşa kanalıyla 1 5 32'de Kanuni'ye sarılışında da rol oynamıştı şüp­
hesiz. 1526- 36 döneminde, Osmanlı İmparatorluğu kadar Batı da bir arabulucuya ge­
reksinme duyuyordu ve İbrahim Paşa da tam bu devrin adamıydı.
Gözden düşüşüyle yalnızca topraklarına, vakıflarına ve mallarına el konmakla yeti­
nilmemiş, Kanuni devrinin daha sonraki tarih kitaplarında kahramanlıklarından, hatta
isminden bile pek söz edilmemiş ve bu nedenle de belirsiz bir kişi olarak kalmıştır. Daha
sonra Vezir-i Azam olan ve 1500 civarı doğumlu Rüstem Paşa34 Kanuni'nin kızı Mihri­
mah Sultan'la evlenmiş ve muhtemelen daha az zeki olmasına rağmen, çekişmeli bir ka­ ..J.
,,
riyere dayanmış ve 1 561'de görev başında ölmüştür. Boşnak35 doğumlu ve muhtemelen
ı..
Müslüman olan Rüstem Paşa ve sonradan amirallik görevi üstlenen kardeşi Sinan Paşa,
saray okuluna girmişlerdir. Mohaç'ta Kanuni'nin silahtarı olmuş, sonraki onbeş yıllık
sürede sarayda çeşitli görevler ve taşrada yöneticilik yapmış ve ı 5 44'de Vezir-i Azam ol­
muştur. ı 5 39'da Mihrimah Sultan'la evlenmesiyle, Hürrem Sultan'ın bölücü politikala­
rına karışmıştır. En önemlisi, l 5 5 2' de Kanuni hasta oduğundan, doğu seferine o komuta
etmiştir. Şehzade Mustafa'nın ölümünde Hürrem Sultan'ın aleti olduğu kanısı yaygın­
dır. Bu olay onun görevden uzaklaştırılması sonucunu doğurmuş fakat ı 5 5 5'te tekrar
Vezir-i Azam yapılmış ve ölümüne kadar da bu görevde kalmıştır.
Baştaki ilerleyişini kumandanlığına borçlu olsa da, asıl becerisi maliyecilik olan Rüs­
tem Paşa, Topkapı Sarayı Maliye Dairesindeki bir yazıda belirtildiği gibi, hemen hemen
sürekli savaşlarla geçen yıllar boyunca, Sultanın maliye işlerini yürütmüştür. Ancak,
çağdaşlarının gözünde dahi, İmparatorluğun mali açıdan uzun dönemli çöküşünü, onun
politikaları belirlemiştir. Avrupa'nın büyüyen askeri güç üstünlüğünü dengeleme gerek­
si nimi, kaçınılmaz olarak vergilerle karşılanan nakit ödemeye dayalı daimi ordunun ge­
nişletilmesi sonucunu doğurmuştur. Bu dönemde bozulmayla ilgili suçlamalar yaygındı
ve vezirinin bu denli benimsenmeyişi karşısında Kanuni kendi eleştirilerini kısmış olabi­
lir. Ancak, İstanbul'daki yabancı tüccarlarla girişilen buğday ve diğer yiyecek madderle­
rini içeren geniş çaplı spekülasyonlar, hazineye girmesi gereken fonları uygunsuz şekilde
dağıtmak ve benzeri yolsuzluklar yapıldığı önemli ölçüde kanıtlanmıştır36. Gerçi mal­
zeme spekülasyonu, taşra yöneticilerinin, devletten gelen gelirlerine37 ilavede bulunmak
için sıklıkla başvurmuş oldukları bir yol gibi gözükmektedir ve Rüstem Paşa'nın da o
dönemde tek rüşvet alan memur olduğuna inanmak biraz güçtür. Ne var ki, ölümünde
27
Döneme ilişkin her şey göz önünde tutulduğunda, Kanuni'nin sarayının can tehdidi
açısından aynı dönem Avrupa saraylarından özellikle daha tehlikeli olmadığı, ayrıca Şah
Savaş ve Denizde ya yılma ( r 5 2 0 - 6 6)
Tahmasp'ın Tebriz'deki sarayından da çok daha az tehlikeli olduğu ortaya çıkar. An­
cak, başarısızlık cezaları daha sertti ve en üst mevkiye ulaşma yarışması da belki daha da Kanuni döneminin başlarında Osmanlıların denizdeki etkinliğinde Mısır oldukça
amansızdı. Bununla birlikte İbrahim Paşa, Örneğin Schiller'in Wallenstein'ından daha Önemliydi. Nedenleri ise: Mısır'ın hac yolları üzerinde bir denetiminin olması, İstan­
fazla sınırlandırılmış veya daha şanssız değildi; ve ikisi arasında tarihsel açıdan, yüzlerce bul'a gönderdiği yıllık büyük vergi ve baharat ticareti40 için bir antrepo olması ve bu ro­
yıl ile dini ve kültürel engelleri aşan bir parallelik kurulabilir. lünün, Portekizlilerin Hindistan deniz yolunu sömürmelerine rağmen hala devam etmesi
idi. Bu yüzden Kanuni'nin l 5 52'de Rodos'u kuşatarak Hospitaller Şövalyelerini kovma­
sına, ekonomik ve stratejik bir özür gerekiyor idiyse, Osmanlı-Mısır deniz ilişkisiyle il­
gili yaptığı hesapların büyük ihtimalle rol oynamış olduğunu söylemek mümkündür.
Osmanlıların Kızıl Deniz ve Basra Körfezindeki politikaları, Memllıkların, baharat tica­
reti41 üzerinde tekel kurmaya çalışan Portekizlilere karşı koyma siyasetinin bir devamı
idi. Ancak etkinlik şaşırtıcı derecede dağınıktı ve çok Önemli bir üs olan Aden l 5 3 8 Hazi­
ranından önce ele geçirilememiştir. Habeşistan kıyıları konusunda bundan sonra ortaya
çıkan Osmanlı-Portekiz çatışmasında, geri çekilmek zorunda kalan Osmanlılardı.
Başka bir darbe de, haritacı Plrl Reis'in komuta ettiği l 5 5 l seferidir. Donanma Süveyş'­
ten ayrılıp Maskat'ı zaptetmiş fakat Portekizlilerin Basra Körfezindeki en önemli Üssü
Hürmüz'de başarısız olmuş ve sonra da Basra'da komutanı tarafından terk edilmiştir42.
Bu durum, Kanuni döneminin başında Osmanlı donanmasının Kızıl Deniz cephe­
sinde fazla yayıldığını akla getiriyor. Bununla beraber Yemen kıyıları üzerindeki hakimi­
yet, Batının gözünde Mısır'ı Osmanlı İmparatorluğundaki en zengin doğu ticaret mer­
kezi ve Portekizlilere iyi bir rakip durumuna getirmiştir. 1 5 00 ve 1 560 yılları arasında
Osmanlı İmparatorluğu kanalıyla Avrupa'ya yapılan ihracat, baharat tüketiminin
% roo arttığını gösterir. Buna, l 5 5o'lerde İstanbul' da içilmesi yaygınlaşmış kahve de da­
hil olabilir ki kahve az bir süre sonra Mısır pazarında da başta gelecektir. Kanuni döne­
minin sonuna doğru baharat Kahire pazarında o kadar bollaşmıştı ki, Portekizli Lou­
renço Pirez de Tavora, Portekiz denizciliğine ve Afrika'yı, dolaşan deniz yoluna
olağandışı bir güvensizlik göstererek, baharatı Mısır'a Basra Körfezi'nden karayolu
veya Kızıl Deniz yoluyla43 getirmek üzere bir anlaşma için Sultanla görüşmelere girmiş­
tir.

Doğu Akdeniz
Kanuni Doğu Akdeniz'de korsan amiraller kullanmakla, II. Bayezid'in, korsanların
geleneksel ganimet şehvetlerini, kafirlere karşı savaş gibi daha yüksek bir amaca yönlen­
direrek başlattığı politikayı devam ettirmiştir. Korsanlar barbar gözükebilir fakat Os­
manlıların onaltıncı yüzyılda en ciddi düşmanı olan Cenevizli amiral Andrea Doria da
bir paralı asker (condottiere) idi ve zaten Avrupa donanmalarının da ahlak yönünden

ı
korsanlardan pek fazla farkı yoktu44. Onaltıncı yüzyılın büyük kısmında, korsanlıkla ti­
caret arasında ve kişisel çatışmalarla bir devletin emirleriyle hareket eden donanma sa­
vaşları arasında net bir ayırım yoktu. İki taraf için de asker bulmak bir sorundu ve bu du­
rum, örneğin Berberistan kadırgalarında büyük oranda kölelerin, Osmanlı, Fransız ve
İspanyol donanmalarında da suçluların bulunmasını açıklar45.
Korsan üsleri genellikle kuzey Afrika kıyısında veya yakınındaki adalarda ve özellikle
de, kereste, zift, yelkenbezi ve hatta kenevir bile bulunmamasına karşın Djerba adasında
idi. Donanmaların çoğunun aslında ele geçirilmiş ve tekrar donatılmış veya yamyamlaş­
tirılmış gemilerden meydana getirilmiş olması gerek. En önemli yer - 1. Selim tarafından

l
Kanuni'nin Ahmed Tekelü
ithaflı kılıcı, İstanbul 1526-27,
Bkz. Kat. no. 84

(r5r8'de İspanya'ya karşı girişilen harekette ölen) Oruç Bey'e bahşedilmiş - batı Akde­ Korsanlar, özgür yağmacılar ve paralı askerler zaman zaman satın alınabilirler. V.
niz'i de kontrol altında tutma olanağına sahip olan Cezayir idi. Oruç Bey'den sonra ge­ Charles kararlı tarafsızlıklarıyla kendisinin birleşmiş bir Hırıstiyan Avrupa idealine ters
len ve daha sonra Barbaros adıyla bilinen Hayreddin (ölümü 1546), fidye ve yağmalar­ düşen Fransa ve Venedik'i ezmek amacıyla kurulmuş ittifak donanmasına katılması için
dan46 elde edilen parayla limanı tekrar inşa ettirmiş ve kenti bir korsan devleti olarak Barbaros'u ikna etmeye çalışmış, fakat bu gayreti boşa gitmiştir. Ancak Barbaros'un
tekrar düzenlemiştir. r 5 3 3 'te büyük bir olasılıkla, Andrea Doria'nın doğu Akdeniz'deki düşmanlarını darmadağan ettiği r543'teki seferi, I. Francis'in daveti üzerine başlamıştır.
başarısını dengelemek için İstanbul'a çağırılıp Donanma Amirali olarak atanmıştır. Baş­ Bu seferde Osmanlı donanması Nis'i yağmalamış, T oulon'da kışı geçirdikten sonra ba­
lıca görevi İstanbul ve Çanakkale' deki İmparatorluk tersanelerinde Osmanlı donanma­ tıya doğru giderek Barselona'yı bombardımana tutmuş ve yolda T oskana kıyısındaki şe­
sını meydana getirmekti. V . Charles'ın r535'teki seferiyle, T unus geçici bir süre Habs­ hirleri ve İspanya toprakları olan Napoli ve Sicilya'yı49 da yerle bir edip r544'te İstan­
burg denetimi altına girmişti, fakat Barbaros'un, Andrea Doria komutasındaki bir bul'a dönmüştür.
Avrupalı koalisyon donanmasını r538'de etkileyici bir şekilde yendiği Preveze zaferi, Avrupalı ve Osmanlı tarihçilerinin anlattıkları (bkz. no. 44) bir noktada, Fransızların
Barbaros'un kadırgalarının bundan sonra doğu Akdeniz'i ve İtalya, Fransa ve İspanya47 yanlış davrandığı konusunda birleşir. Barbaros'un donanması Toulon'da kışı geçirirken
kıyılarını hakimiyeti altında tuttuğu her yıl tekrarlanan amfibik (yani hem kara hem de­ hayranlık uyandıracak şekilde disiplinli davranmış, fakat I. Francis onlara ne para ne de
niz) seferlerinin başlangıcı olmuştur. kumanya sağlamıştır. Hatta kendi gemilerinin barutsuz kalmasını göze almadığından
Kadırgalar, yalnızca denizde yürütülen operasyonlardan çok amfibik savaşlar için el­ barut bile vermemiştir. I. Francis'in girişimi, kısa dönemli etkileri bakımından yıkıcı ol­
verişliydi. Onaltıncı yüzyıl Akdeniz savaşları için gayet yeterli olmalarına karşın, kadır­ duğu için, Valois'ların amacına uzun devrede de büyük ihtimalle pek yararlı olmamıştır.
gaların daha uzağa gitmeleri gerektiğinde güvenilirlikleri azalıyordu. Akdeniz'deki hava Mayıs r 544'te Osmanlı donanmasıyla İstanbul'a gelen Fransız elçiliğinin papazı Antib'-
koşulları, oradaki donanmaların sık sık karşılaştıkları gibi, deniz savaşını belli mevsime li J erome Maurand, bu seferin son aşamalarının nasıl gerçekleştiği hakkında ilginç şeyler
kısıtlıyor ve bu yüzden amfibik hareketler, insan ve savaş gereçlerinin en akıllıca kulla- anlatır50•
. nımı oluyordu. Osmanlı ateş gücü, İspanyol kadırgaları ile eşitti ve çok daha kısa Vene­ Barbaros'un donanması Napoli ve Apulian (Pulya) kıyılarını harab etmiştir. Ancak
dik topunun en iyi olduğu iddia edilse de, hafif top onaltıncı yüzyılda hep yetersiz ele geçirilen binlerce esir ve ganimet, taşımada sorun çıkarmaktaydı ve Fransızlar tara­
kalmıştır48. Ayıca olağanüstü isabetli ve hızlı bir silah olan pruva topu, Batılıların üstün fından ihmal edilmiş Osmanlı donanmasının yoluna devam etmek için yeterince dona­
ateş gücünün büyük bir gerileme ile yüz yüze kalmasından çok, iyi bir eğitim gerektir­ tımı yoktu. Bu soruna dahiyane bir çözüm bulunmuş ve esirler devre devre satılarak top­
mesi ve bileşik topların çok yavaş ve pahalı üretilebilmesinden ötürü ancak çok yavaş bir lanan gelirlerle de kumanya sağlanmıştır. Bazı esirler Fransız elçisi tarafından, diğerleri
şekilde kullanımdan çıkmıştır. de toplu olarak fidye karşılığında geri verilmiştir. Örneğin Lipazi'den toplanan esirler

30

1
. ' "

Messina'lılar tarafından gefi alınmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla bir noktada topladığı esir­
leri daha sonraki bir aşamada fidye karşılığı geri vermek, Barbaros'un sisteminin özelliği
idi. Böylelikle fazla esir birikimi önleniyor ve taşıma için ilave gemiye gereksinme kalmı­
yordu. Ayrıca top ve savaş gereçleri Barbaros'un yağmaladığı kent ve kalelerden sağla­
nırken, sefer de para ve kumanya açısından kendi kendini finanse etmiş oluyordu. Mau­
rand, memur zihniyetine rağmen bu yöntemi olağanüstü yetkin bulmuşa benzer.
Hemen hemen her yıl yapılan bu seferlerin uyandırdığı korku, Antwerp gibi uzaktaki
şehirleri bile o denli etkiliyordu ki, Akdeniz'in doğu sahilinden gelen diplomatik rapor­
ların kaygısı öncelikle bir Osmanlı donanmasının gelip gelmeyeceği konusunda odakla­
şıyordu. Bu korku Barbaros'un ölümünden sonra dahi uzun süre devam etmiştir. Bu­
nunla beraber bütün Osmanlı amiralleri arasında Avrupa'da en büyük Üne de o sahipti.
Calabria'da Reggio Valisinin kızlarından biriyle evlenmiş, ayrıca Cattaro'nun Venedikli
Valisi Matteo Bembo ile yazışmıştır51• Barbaros'un orta yaşlı olduğu bir dönemde (öldü­
ğünde altmış yaşlarında olduğu zannedilir) yetenekli kaptan Haydar Reis (Nigar!) tara­
fından bir portresi yapılmıştır ve bu portre Arifl'n'in Süleymannamesinde (bkz. no. 49 c)
bulunmaktadır. Ayrıca ı535'te Agostino Veneziano (Musi) tarafından da, bir özgün
baskı portresi yapılmıştır ve bu portreye Barbaros canlı modellik yapmıştır. Baskılardan
birini Roma'ya gönderen François Rabelais'ye göre bu portrenin yapıldığı tarih
I 536' dır52.

Aşağı yukarı her yıl yapılan bu deniz seferleri büyük oranda - Osmanlı denizciliğini
sağlamlaştırmak, Habsburg'ların daha fazla toprak elde etmelerini önlemek ve Valois
davasını desteklemek gibi - politik nedenlere bağlı idi. Osmanlıların ticareti engellemek
gibi bir istekleri yoktu ve tartışma götürür bir bakış açısına göre Venedik ve Ceneviz ile
yalnızca sahip oldukları askeri üsleri ve doğu Akdeniz üzerindeki iddialarından ötürü
savaşmışlardı. Floransa, Ancona ve Ragusa gibi doğu Akdeniz kıyısında mülkleri ol­
mayan diğer ticari devlet veya şehirlerle iyi ilişkiler sürdürülüyor ve İtalya kıyısına yöne­
lik cezalandırıcı yıllık seferler sırasında da onların şehirleri genellikle korunuyordu53.
Venedik'in Kanuni ile uzatmalı bir savaş durumunda ticari kaybı, İspanya ile ittifaktan
elde edeceği askeri telafiden çok daha fazla idi ve bu yüzden dış politikası tarafsızlığa eği­
limli idi. Fernand Braudel'in Akdeniz' de bir »sembiyoz« iddiası biraz abartmalı da olsa,
iki tarafta da İstanbul' daki Venedikli diplomatların özellikle beslemeye çalıştıkları54 bir
ortak çıkar bilinci mevcuttu.

Karadeniz
Karadeniz'de55 Kanuni'nin politikası daha az başarılı idi, çünkü Rusya'nın yayılmasını
durduramamıştı. Fathih Sultan Mehmed 146 5 yılında Kefe'yi fethettikten sonra Kara­
deniz, Avrupa deniz taşımacılığına fiilen kapanmıştı. Kuzey Avrupa'dan gelen ticaret
yolu, Dinyester'den Akkerman'a iniyor, oradan karayoluyla Moldavya-Eflak eyaletin­
den geçerek Edirne ve İstanbul'a geliyordu. Kırım Hanlığı, Rusya ve Safevllere karşı an­
cak zayıf bir siper oluşturuyordu. Daha doğuda, batıya giden ticaret yolu ve hac yolla­
rına Safevllerin müdahaleleri yüzünden zarar gören Buhara'daki Özbeklerin zor du­
rumu, Korkunç İvan'ın Kazan'ı ve Volga üstündeki Astrahan'ı (1554), zeptetmesiyle
daha da yoğunlaşmıştı. Bu fetihler, Korkunç İvan için Hazar Denizine bir çıkış ve Safevi­
lerle dolaysız ticaret olasılığı sağlıyordu. Özbeklere yardım, Rusya'nın Hazar Denizine
açılımını engelleme ve Kafkasların güneyini denizden kontrol altına alma amaçlarıyla
bir Volga-Don kanalı plananmıştı. Bu fikir Kanuni tarafından benimsenmişe benzese de
uygulanması ancak ı569'da il . Selim döneminde denenmiş ve tamamen başarısızlıkla
sonuçlanmıştır. Fakat bir görüşe göre, bu proje başarılmış olsaydı dahi steplerdeki sa­
Geçit resmi miğferi,
vunma, adam, ulaşım ve savaş gereçleri bakımından çok pahalıya mal olacaktı. Kanuni İstanbul, ı6. Yüzyıl sonu
veya Sultan Selim'in, İmparatorluğu Orta Asya'ya doğru genişletmek istediklerine iliş- Bkz. Kat. no . 88

32
kin pek bir gösterge yoktur, çünkü aksi halde Karadeniz ve üzerindeki toprakların stra­ l(anuni ve Ailesi
tejik avantajı daha gerçekçi bir şekilde değerlendirilirdi.
Tartışlabilecek bir görüşe göre Kanuni dönemi deniz seferleri tam bir başarı sayıla­
maz. Özellikle Hint Okyanusundaki geçici üstünlüğünü kullanmaktaki başarısızlığı, Rokselana (Hürrem Sultan)
Hindistan ticareti konusunda ortalığı Portekiz ve Hollandalı'lara boş bırakmıştır. Tür­ r 526'da Bragadin57, Kanuni'nin karısı Gülfem'den (bazılarına göre Çerkez, bazılarına
kiye ayrıca Portekiz ve İspanya'nın Yeni Dünya'daki fetihlerinden de kopuk kalmış ve göre Karadağlı) oğulları olduğunu ve bunlardan yalnızca en büyüğü Şehzade Mustafa'­
bunun sonucu olarak da Avrupalıların deniz güçleri, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine nın ergin yaşına ulaşabildiğini, fakat Batıda »Rokselana« olarak tanınan, bir Rus (as­
zenginleşmiştir. Bununla beraber Kanuni döneminde bir yandan donanmanın fethedil­ lında büyük olasılıkla Ruthenya'lı) kadınının da ona dört erkek çocuk verdiğini söyler:
miş topraklardan alınacak vergileri mümkün olduğunca yükseltmek ve kuzey Akdeniz En büyüğü Mehmed (928/1 5 22 doğumlu) kambur olan Cihangir, Bayezid ve Selim.
şehirlerinden ganimet, haraç ve fidye toplamak amacıyla kullanılması ve diğer yandan, Ayrıca daha sonra r 5 3 9' da Vezir Rüstem Paşa ile evlenen Mihrimah adında kız çocuğu
buna ek olarak, İran, Balkan ve orta Avrupa kara seferlerinden elde edilen vergi, haraç da aynı kadındandır. Osmanlılar tarafından Hürrem Sultan58 olarak tanınan Roksela­
ve ganimetler aracılığıyla elde edilen büyük zenginlikler, Kanuni'nin dünya hakimiyeti na'ya yönelik tutkusu Kanuni'nin hareketlerini derinden etkileyecekti.
kurmaya yönelik ilgisizliği nedeniyle söz konusu olabilecek »kayıp« !arını çok geride bı­ Genç kızken alınan Hürrem, anlaşıldığına göre Kanuni'ye bir köle cariye olarak su­
rakmıştır56. nulmuştu. Cariyelerin de çocukları tahta geçme sırasında eşit haklara sahip oldukları ve
Sultanların da zaten yasal bir evlilik yapma alışkanlıkları olmadığından bu durumda
yadırganacak birşey yoktu. Ancak Kanuni'nin yabacı veya yerli çağdaşları, Hürrem'in
özellikle güzel olmadığı halde Sultanın sevgisini elde ettiği ve önce Kanuni'yi kendisini
azat etmeye ve özgür olduktan sonra da ilgisini reddetme yoluyla evlenmeye ikna ettiği

Kanuni
Anonim Venedik tahta baskı
Mathio Pagani tarafından
ı 5 50 civarında basılmıştır

· (Londra, British Museum,


Prints & Drawings 1 878.
7-1 3.4164)

34 35
konusunda hemfikirdirler. 1 5 5 3'teki yazılarında Codignac59 akla yatkın bir öneriyle,
hiçbir kölenin dini bir vakıf kurmaya yasal hakkı olmadığı için, olayın İstanbul'da kuru­
lacak olan ona ait bir vakıf ile ilgili olduğunu söyler. Düğünün tarihi bilinmemekle bir­
likte geleneksel olarak Sultanın hareminin ayrıldığı yer olan Fatih Sultan Mehmed'in
eski sarayında çıkan önemli bir yangından az bir zaman sonra, Hürrem'in ev halkıyla
birlikte Topkapı Sarayına taşındığı bilinir. Kanuni'den sonraki hükümdarlar zama­
nında bu, İmparatororluk politikasının saptanması ve uygulanmasında hareme giderek
büyüyen bir önem kazandımıştır (»Kadınlar Saltanatı« olarek bilinen olgu) . Hürrem'in
pozisyonu ve etkinliklerine yöneltilen kızgınlığın temelinde, muhtemelen canavar kadın­
lar alayının neler yapabileceğine ilişkin duyulan korku yatmaktadır. l 543'te en büyük
oğlu Şehzade Mehmed, Saruhan' da Manisa Valisi iken ölmüştür ve »Şehzadeler güzidesi
Sultan Mehemmed« (prenslerin en seçkini Şehzade Mehmed) dizisiyle bu tarihi veren eb­
ced tarihi, Kanuni'nin ona ne denli muhabbeti olduğunu gösterir60• Şehzade Selim 1 543'
de Manisa'ya onun yerine gönderilmiş, en büyük üvey kardeşi uzaktaki Amasya'ya ve
Hürrem'in en gözde oğlu Bayezid de Kütahya'ya göreve atanmıştır. Aynı yıl Rüstem Pa­
şa'nın Vezir-i Azam olarak atanması gibi bu hareketler de Hürrem ve kızı Mihrimah'ın
yükselişini açık bir şekilde gösterir.
Osmanlıların çağdaşları Moğolların kullandığı otobiyografi sanatını geliştirmemiş
olmaları bir kayıp olarak nitelendirilmelidir. Çünkü Kanuni'nin tarihçilerinin bile onun
husumet karşısındaki duygu ve tepkilerini yeterince kaydedemeyecekleri bir yana,
ailesiyle yaptığı yazışmaları bile kaybolmuştur. Kadınlar ise, Hürrem Sultan ve Mihri­
mah'ın Topkapı Sarayında saklanmış birkaç mektubu dışında, diğer medeniyetlerdeki
işçiler gibi tamamen sessizdir6 ı . Otograf (kendi el yazısı) gibi gözüken Hürrem'in bu
mektupları eğitimli değilse bile yetenekli bir kalemden çıkmıştır. Bazı yazarların söyle­
diği gibi Harem eğer başka şeylerin yanında genç kızlar için bir okul idiyse bile, dilbilgisi
ve söz diziminin (sentaks) gerekli sayılmadığı açıktır. Gerçi bazı belirgin anlatım yalnış­
ları, bize ulaşmamış deyimler olabilir. Elimizdeki bütün mektuplar da otograf değildir.
Kanıtlara göre 1 526 civarında yazılmış ve Hürrem' in Kanuni'nin yokluğundan duyduğu
üzüntüyü, onun emniyetine yönelik kaygısını ve dönüşünü bekleyişini anlatan iki mek­
tup, yapmacık beyitler, abartmalı ümitler ve etkili bir üslup amacıyla çok fazla tekrar
kullanan iddialı bir sekreter tarafından yazılmıştır. Halbuki bu mektubun içeriğinin,
Hürrem'inki gibi sade bir üslupla daha iyi anlatılacağı açıktır.
Otograf mektuplar basit bir selamlama klişesiyle, eşinin ayağının dibinde yüzünü toz­
lara sürtmekle başlar ve - İstanbul'daki sari hastalık, Kanuni'nin zaferi hakkındaki söy­
lentiler, gut hastalığı için duyduğu kaygı, Cihangir'in kamburuyla ilgili tedavi, Ayasofya
yakınında yaptırmayı tasarlardığı hamam ve Rüstem Paşa hakkındaki iftiraları dikkate
almaması için ricalar gibi - gündelik olaylardan bahseder.
Hürrem Sultan (Roxelana)
Mektupların içerikleri, devam eden bir yazışmanın parçaları oldukları için herhalde, Anonim Venedik tahta baskı
genellikle şaşırtıcıdır. Bir otograf mektupta (TKSA E. 5 426) ilginç pasajlar vardır63. Ör­ Mathio Pagani tarafından
l 5 50 civarı basılmış
neğin uğurlu isimlerin yazılmış olduğu ve mermileri uzaklaştıracak bir tılsımlı gömlek­ (Londra British Museum,
ten (bkz. no. 109) söz edilir. Yan tarafa (görüldüğü kadarıyla aynı el yazısıyla) eklenmiş Prints & Drawings r 878.
bir not, Şehzade Mustafa'nın annesi Gülfem'e gönderilen sitemlerdir. Bu not Hürrem'in 7-13.4 166)
Gülfem'le iyi geçindiğini belli ettiği gibi, daha Önceki bir eau-de-Cologne olayına da
açıklık getirir. Sevgi ifade eden sözlerden sonra şöyle devam eder:
»Gülfem bana bir kutu eau-de-Cologne ve 60 düka yollamışsın. Eau-de-Cologne'u
çabucak bitirdim - ve tabii bana ne oldu! Evde bir misafir vardı. Ne söylediğimi bilmi­ Polonya arşivlerinde64 Hürrem'in, Polonya tahtına l 5 48'de çıkmasına rağmen Yüce
yorum ama uzun bir gün boyunca uyukladım, birileri burnuma fiske vuruyordu ( . . . ) . Kapıya l 5 5o'ye kadar elçi göndermemiş olan Zigmunt Augustus'a yolladığı, gayriresmi
Beni her yerde gülünecek bir duruma düşürdün. Karşılaştığımızda, bunu tartışacağız«. tebrik niteliğinde iki mektubu daha vardır. Bir tanesi anlaşıldığı kadarıyla iki çift gömlek
Acaba kolonyanın bir içki mi olduğunu zannetti? Yoksa Osmanlı kadınları zaman za­ �e kemerleriyle beraber iki çift pantalon, altı mendil (desdmal) ve bir yüz havlusu ve
man şişede akıllıca olmayan bir teselli mi bulurlardı? Her ne ise, bir şaka veya Kanuni'yi bunların sarıldığı işlemeli bohçadan oluşan bir hediye ile birlikte yollanmış ve hediyenin
uzakta - seferde - iken eğlendirmek amacıyla yazılmış neşeli bir hikaye de olabilir. ufaklığından ötürü dilenen özrü, ayrıca daha iyi ve daha fazla hediye için verilen sözü

37
içermektedir. Gerçekten de hediye, zamanın diplomatik standartları düşünüldüğünde,
oldukça mütevazi bir hediye imiş ve Hürrem'in yaklaşımı bu nedenle kendi doğum
yerini, yani o zamanlar Polonya topraklarında bulunan Grilaya Lysa Nehri üzerinde
Rohatini (şimdi SSCB'de bulunan Ukrayna)65 anımsatmış olabilir. Diğer taraftan Hür­
rem Sultan ile Şah Tahmasp'ın kızkardeşinin Süleymaniyenin açılış töreniyle66 ilgili
daha resmi düzeydeki yazışmalarında, boğucu nezaket klişelerinin bolluğu içeriğin
önemsizliğini kapatır. Bu yazışmaların, Osmanlı ve Safevi serkatipliklerine epey spor
yaptırmış olduğu da açıktır.
Eğer Codignac67 Hürem Sultan'ın dini bir vakıf kurmaktaki niyetinin, özgürlüğünü
kazanmak ve sonra da pozisyonunu Kanuni'nin karısı olarak kabul ettirmeye yönelik
dahiyane bir çaba olduğu konusunda haklı idiyse de, Hürrem Sultan ilk kadın vakıf ku­
rucusu değildir. Ancak ondan önce İstanbul' da bu çapta bir vakıf kurulmamıştı. Önce­
. I
likle bir cami, bir medrese, bir Kur'an okulu (mektep) ve bir aşevinden (imaret) oluşan
vakıf külliyesinden (28 Receb 947128 Kasım 1 540 tarihli vakfiye, cf. no. 12) başka, ki bu
külliyeye sonradan bir de hastane eklenmiştir (9 5 8/ l 5 s r - 5 2 tarihli vakfiye, TIEM
2194), Hürrem Sultan ayrıca Kağıthane'de bir cami (bkz. TKSA D. 4575, 965/15 5 7-58
tarihli) ve masrafları İstanbullu Musevilerden toplanan Balat'ta dervişler için bir zaviye
de (bkz. TKSA D. 778 8, Zilhicce ortası 95 5/ocak ortası 1 5 49) bahşetmiştir. İstanbul dı­
şında inşa ettirdikleri arasında Edirne'de bir cami, Ankara'da bir cami (cf. no. 12)68
Trakya'da ve Orta Anadolu'da Aksaray'a yakın Karapınar'da zaviyeler, Kudüs'te bir
cami, Haram el-Şerif'in devamlı sakinleri için (müd.vid.n) elli beş odalı bir bina ile ker­
vansaray ve ahırlarıyla birlikte bir imaret (TIEM 2192 - vakfiyenin son şekli Şaban or­
tası 964/Haziran ortası 1 5 57 tarihli)69 ve Mekke'de bir imaret ile dört medrese bulun­ .:.
- -

maktadır (964/ 1 5 5 6 - 57 tarihli vakfiye, TIEM 2193, yayınlanmamış) . Şam'daki vakıf­


lar, Bağdat'ta Ebu Hanife, İbn Hanbel ile Kadiri tarikatının kurucusunun ve Konya' da
Celaleddin Rumi'nin türbelerindeki restorasyonlar, Kutb-ül Din Mekkl de,
965/r 557-5 8'de Mekke'den İstanbul'a gönderilen elçinin kayıtlarında (al Fava'id al­
Thaniyya fi Rihlat al-Madina Va'l-Rumiyya, İstanbul, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Veli­
yeddin Efendi 2440) Hürrem Sultan'a atfedilmiştir. Halbuki diğer bütün kaynaklarda
bunlar Kanuni'nin girişimleri olarak gözükür.
İstanbul vakfiyesinin tarihi, Hürrem'in yaşamı sırasında düzenlenen daha sonraki
vakfiyeler ve ayrıntılı gelirgider tutanakları (TKSA D. 4575 ve D. 4573, sırasıyla
965/1 5 57-5 8 ve 968/ 1 5 60 - 61 tarihli)7° aracılığı ile de aydınlanmıştır. İmaret II. Rabi Hürrem Sultan'ın koyu dindar
Vakfiyelerinin belgesi
sonu 947/Ağustos sonu 1 540 tarihlidir. Medreseye 945/1 5 3 8 - 39'da başlanmştır (cu­ İstanbul, 1 540. Bkz. Kat. no. r r . Başlangıç sayfaları
erda seca çinileriyle yapılmış ve şimdi Çinili Köşkte bulunan bir pano 946/r 5 3 9 - 40 ta­
rihlidir) . Bu medresenin ve (yapımına 94 5 - 46'da başlanmış) caminin, 94 7 tarihli vakfiye
daha düzenlenmeden hemen hemen tamamlandığını varsayabiliriz, çünkü bir vakfın bi­
nalarının inşaatı bitmeden, yeni bir vakfiye düzenlemek yasaya aykırı sayılıyordu.
957/r5 50- s r'de tamamlanan hastane ise anlaşıldığı kadarıyla sonradan düşünülmüş­ 968/1 5 60 - 61'de yıllık geliri l 257 1 8 1 akçe olan imaret, çok iyi durumda idi. Kent ge­
tür. Bu hastanenin bulunduğu mahallenin adının Avratpazarı olması nedeniyle, yalnız lirleri genellikle ev, dükkan, kervansaray, fırın ve odun dükkanlarından alınan kiralardı.
kadınlara mahsus olduğu zannedilmiştir ve gerçekten de orada modern bir kadın hasta­ Bütün bu mallar arasında en karlısı, yıllık geliri 96 5'te 8 5 ooo akçeden daha fazla olarak
nesi Hürrem Sultan'ın adına ithaf edilmiştir. Halbuki Avratpazarı adı, büyük ihtimalle kaydedilmiş (TKSA D. 4575) Hürrem'in Ayasofyada yaptırdığı ikili hamamdır. Ancak
bir kadın köle pazarı veya haftada birgün yalnızca kadınlara açık olan bir pazar anlam­ külliyenin etrafındaki bahçelerin ürünlerinden bile elde edilen gelir 96 8/ l 5 60 - 6 l yılında
larından kaynaklanıyordu. Ne Ayvansarayi'nin »Dar al-şifa nafi-i nas-i cihan« (kabaca 600 akçe idi. Bu yılların her birinin gelirleri, imaret, hastane ve medresenin, ücret ve
anlamı: »İnsanlığın yararı için bir hastane«) ebced tarihi dizesinde, ne de 9 5 8/r 5 1 1 -12 aylıklar, gündelik masraflar ve yiyecek dahil edilse dahi bütün giderlerinden çok daha
tarihli vakfiyede kadınlara ait olduğu konusunda bir bilgi vardır71• Bu hastanede yüksekti.
Kanuni'nin Süleymaniye'deki hastanelerinde olduğu gibi öğrenciler yoktu, fakat geniş Bu devrin vakıflarından büyük gelirler elde edildiğine ilişkin yeterince kanıt vardır,
bir ekibi vardı: kıdemlisi günde 25 dirhem almak üzere iki doktor, göz doktorları, cer­ fakat hiçbiri bu çapta değildir. Bu gelirler vakıf kadrosunun yararına ayrılmış olamazlar,
rahlar, eczacılar, bir mutfak ve hastalar için bir banyo, hemşireler, çamaşırcılar, temiz­ çünkü ücret ve aylıklar anlaşmalarda saptanmıştı. Dolayısıyla bunlar bakım masrafla­
likçiler, bir bahçıvan ve her zamanki yönetici kadrosu. Doktorların kariyerleri hakkında rını karşılamak ve enflasyona karşı tedbir sağlamak için mala yatırılır (musteğallat), an­
az şey biliniyor fakat hepsinin Müslüman olduğu açıktır. cak bir kısmı da genellikle (vakıf ahli veya aile tröstlerinin koşullarına uygun olarak) va-

39
kıf sahibinin akrabalarına ayrılırdı. Onaltıncı yüzyılda İstanbul'daki vakıflar incele­ davransın, bir iç savaş tehdidi söz konusu idi. Bu durumla ilgili en ayrıntılı kayıt Avrupa
mesi73 sultan ve aileleri tarafından kurulmuş vakıfları içermez. Ayrıca Hürrem'in kaynaklıdır80 ve kuşkusuz tarih kayıtlarında da olduğu gibi bazı yersiz dedikoduları içe­
çocukları zaten tahtın varisi olduklarından, onun bir aile vakfı kuruyor olması pek rir. Özellikle Hürrem ve Mihrimah'ı birer hain olarak sunması bir abartmadır fakat uğ­
mümkün değildi. Belki de gelirler Padişaha geri dönüyordu74. raşlarının Mustafa'ya karşı bir saldırı içerdiği muhakkaktır. Mustafa'yı Şah Tahmasp'la
947/ 1 540 - 41 tarihili İstanbul vakfiyesinin (bkz. no. II) şartları N. Taşkıran ve E. iş birliği yapan bir hain ve ordudan aldığı yardımla (yanlış bir yorumla) aktif bir isyancı
Atıl'ın verdikleri metinle oldukça çelişkilidir. Bu metinlerde, hastanenin ilk bağış sene­ olarak sunabilmeleri, Mustafa Amasya'da olduğu için çok daha kolay olmuştur. Ka­
dini son metin olarak içeren 958 vakfiyesi alınmış olabilir. Hürrem Sultan'ın Kudüs vak­ nuni, Şeyhüllislam'ı Ebussuud'dan Mustafa'nın idamı için bir fetva isteyecek kadar te­
fiyesi, kendisine yaşam boyu vakfın birincil mütevellisi olma ve dolayısıyla vakfiyenin laşlanmıştı. Ebussuud bu fetvayı vermiş fakat kendi izini kapatmak Üzere tedbirli dav­
şartlarında istediği değişikliği yapma hakkı tanımaktaydı. Bu uygulamaya İslam hu­ ranmıştır. Rüstem Paşa Ağustos l 5 5 3'te Kanuni'nin o yılki İran seferine kumanda
kuku pek taraftar olmasa da Hürrem Sultan İstanbul vakfında da aynı yetkiyi pekala etmek için Anadolu'ya yola çıktığında bu fetva elindeydi. Kanuni Halep'te kışı geçirmek
kullanmış olabilir. üzere daha sonra yola çıkmış, Ereğli' de konakladığında, birşeyden şüphelenmeyen Mus­
Hürrem Sultan'ın Kudüs vakfının sermayesi (Şaban ortası 964/Haziran ortası l 5 5 7 tafa yanına çağrılmış ve yakalanarak karşı koymasına rağmen öldürülmüştür. Codi­
tarihli vakfiyenin tam metni için bkz. TIEM 2 192)75 çok büyük olduğundan, gelirleri de gnacs ı hasta kardeşi Şehzade Cihangir'in haberi duyunca intihar ettiğini söyler. Kanuni'­
çok yüksekti ve bu gelirlerin nasıl kullanılacağı son zamanlarda bile avukatları meşgul nin tarihçilerinin bunu itiraf etmesini bekleyemeyiz fakat kardeşinin idamından hemen
eden bir konu olmuştur. sonra korku veya üzüntüden öldüğü kesindir82.
Hürrem Sultan'ın İstanbul'daki vakfı başlangıçta büyüklüğü bakımından onaltıncı Bu durumdan kim sorumlu idi? Her zaman doğru bilgiye sahip oldukları kesin ol­
yüzyıl ortaları için olağandışı sayılmazdı. Dolayısıyla sonradan eklenen hastane, belki mayan Avrupalı diplomatların spekülasyon veya dedikodularına başvurmaya gerek
de vakfa hükümdar ailesine mensup bir kişinin yaptığı bağışa uygun bir ayrıcalık sağla­ yoktur. Ordu, din mensupları ve bürokratlar fikir birliği içinde Hürrem ve Rüstem Pa­
mak için inşa edilmiştir. Medresenin hocasına günde 50 akçe verilmesi (Sinan'ın saray şa'yı suçluyordu. Mustafa'nın ölüm tarihini veren en gözde »ebced« tarihi »mekr-i Rüs­
mimarı olarak aldığı para 5 5 akçeden fazla değildir), bu medreseyi İstanbul' da en çok tem« (Rüstem'in hileleri) dir. Kanuni anında onu görevinden atmış ve idamdan kurtul­
tercih edilen medreselerden biri haline getirmiştir. Ayrıca buraya atanan kişilere, daha masına da bu olaydan kısa bir süre sonra Mihrimah'ın83 ona yazmış olduğu bir
yüksek mevkilere giden yollar da açılmış oluyordu. Ahlakçı Kınalızade Ali Çelebi ve Ka­ mektuptan anlaşıldığına göre kızının müdahalesi neden olmuştur. Fakat olay çeşitli ka­
nuni'nin Şeyhülislamı Ebussuud'un oğlu Şemseddin Ahmed (başlangıçta kariyeri parlak rışıklıklara yol açmış, Yeniçeriler ancak bol miktarda hediyelerle yatıştırılmış, Anadolu
olduğu halde yaşamı ahlak bakımından eleştirilmiştir)76 bu göreve ilk atananlar ara­ ve Trakya'da isyanlar çıkmış, hatta Kanuni'nin yerine göz dikmiş biri bile ortaya çıkmış­
sında önde gelenlerdendir ve ikisi de daha sonra Fatih medreselerinde önemli mevkilerde tır. Padişahın İstanbul'a aceleyle dönmesinden sonra isyancılar ağır bir şekilde cezalan­
bulunmuşlardır. dırılmışlardır. Ancak bu durumda ikinci bir felaketle son bulan olay, yani Bayezid ve Se­
Hürrem Sultan'ın dini vakıf kurma yetkisi, kendi statüsü ve bağışladığı mülkün devle­ lim arasındaki çekişme gündeme geliyordu.
tin arazileri değil de, kendi özel mülkü olduğunu kanunen ispat etmesi gerekliliği ile kı­ Büyük oğlunu önceden planlayarak öldürtmesi, Kanuni'nin adı için en azından bir
sıtlıydı. Bunun ispatı için de Osmanlı arazi kanunlarına göre hükümdarlığın verdiği leke olarak gözükse gerek. Fakat onun insafsız bir tiran (zalim) olduğu ve komplocu bir
mülkname, temlikname (bkz. no. ıo-11) gerekiyordu. Bu tür belgeler fazlasıyla süslü kadının temelsiz iftiralarına uyarak masum oğlunu öldürttüğü yargısı, günümüzdeki
tuğralar taşır ve verilen kişiyi onurlandırmak için Serkatiplik tarafından özel olarak dü­ eleştirel tarihçilerin değil, kendi çağdaşlarının kanaatidir. Çünkü bu olay bir matem ve
zenlenirdi. Feridun tarafından basılan belge birkaç yıl önceye, yani 948/1 541- 42 ve mersiyeler seline yol açmış ve Sami'nin aşağıdaki şiirinde de görüldüğü gibi Kanuni'nin
95 l/1 544- 45'te belirlenmiş köylere atıflar içerir. Artık o tarihte sermayenin yetersiz ol­ adaletsizliğini açıkça suçlayan bu mersiyelerden - Nisa185 adında bir kadın şairden iki,
duğu belli olmuş olabilir veya bunlar, arazi sahibi olma konusuna mantıklı bahaneler su­ Kanuni'nin sarayında büyük itibar gören Hayal!'den (ölümü 15 5 6) bir tane şiir de dahil
nabilmek için daha önceden belirlenmiş olabilir. Bu belgelerin hiç biri geçerlilik süresi olmak üzere - en az on tanesi yayınlanmıştır84.
veya arazilerin sınırları bakımından kesin bilgi taşımadığından, ayrıntılı ve kapsamlı
arazi kayıtlarına bağımlıdırlar. Durumun böyle olmasından da gerçekten büyük bir vak­ Asil Sultanım bu mu adalet?
fiyenin hazırlanışında ne kadar çok kağıt işi ve yasal karışıklık çıktığı anlaşılmaktadır ve Sen dünyanın hükümranı olabilirsin ama bu mu doğru hüküm?
Hürrem Sultan'ın vakfiyelerine ilişkin evrakın çeşitli kopya ve müsveddeler halinde eli­ Bu mu tarihin yüce imparatorlarının hareket tarzı?
mize geçmiş olması da doğal gözükmektedir. Müsveddelerden de bazıları tezhiplidir, ör­ Bu mu muhakeme ve hünerle hükmedenlerin zekası?
neğin Kudüs78 vakfiyesine ilişkin bir müsveddede tezhipli başlık ve altın tuğra bulunur Sen Muhubb! olabilirsin ama bu mu sevgi?
fakat bu kopya kanunen gerektiği gibi Arapça değil, Türkçe yazılmıştır. Sana Mustafa kadar yakın birini öldürtmen mi şefkat?
Yalancı bir hileye kanarak öldürdün onu, peki gerçek neresinde?
Düşmanın sözlerine kandın, peki bu mu sevgi?
Kanuni'nin Oğulları Onun kanını akıttın, peki bu mu halifenin adaleti?
Ne oldu Mustafa'ya, neden öldürdü onu Sultanım?''"
Kanuni l 5 5 3 yılında gutu ve teşhis edilmemiş başka ciddi hastalıkları olan altmış
yaşında bir insandı. Şehzade Mehmed genç yaşında ölmemiş olsa, Mustafa'dan79 genç
olmasına rağmen Kanuni'nin yerini şüphesiz o alacaktı. Dolayısıyla Hürrem Sultan'ın Not: Muhibbi, yani »sevecen«, Kanuni'nin şair olarak kullandığı takma addır.
diğer oğullarını Mustafa'ya karşı desteklemesi ilke olarak mantıksız değildi. Osmanlı ,,. Bu bölümdeki şiirler Osmanlıca aslından değil, İngilizce çevririlerinden aktarıldığı için sadece bir fikir
ordusunun bir kısmı bu tavra karşı olduğu için, Mustafa ne kadar onurlu davranırsa verme amacıyla buraya yansıtılmıştır (çevirmenin notu).

41
Bilindiği kadarıyla, Osmanlı şehzadeleri arasında taht için sürdürülmüş daha önceki
dramatik çekişme veya ölümler, örneğin Fatih Sultan Mehmed ile II. Bayezid arasındaki
çekişme, matemle karşılanmamıştır. Duygu gücüyle birleşen ve kendiliğinden ortaya çı­
kan bu tepki ve gösteri, Ebussuud'un fetvasına, genel kanaate göre Kanuni'nin yerini al­
ması beklenen bir şehzadenin ortadan kaldırılması için alçakça bir bahane olarak bakıl­
dığına açık bir işarettir. Bu mersiyelerden en ünlü ve cesaretlisi, Arnavut Dukkakin
Beylerinden gelme Taşlıcalı Yahya86 adında bir askere aittir. Bu kişi 982/1 574-75
yılında Mustafa Ali ile karşılaştığında ona, Rüstem Paşa'yı açıkça suçlayan şiir müsved­
desinin çadırını ziyaret eden biri tarafından görülüp, hemen kopya edilerek orduda el­
den ele dolaştırıldığını söylemiştir:
Allahım kurtar bizi, dünya başımıza yıkılıyor. Ölümün asileri Mustafa Hanı ele geçirdi­
ler.
Osman'ın evinin güzellik güneşi battı, basireti karmaşa içinde, şerefi hile ile lekelenmiş
durumda.
Şeytanın işi, çok kişiye bedel bu adamın ölümüne sebep oldu.
Yalancının yumruğu, iftiracının gizli nefreti göz yaşlarımızın akmasına, hüznün
zulmüyle yanmamıza neden oldu.
Bu sevgili genç suç işlememişti ve ölümüyle felaketin seli direkleri yıkıp götürdü (yani
Kanuni asıl varisinden mahrum kalmıştı).
Gözlerim daha Önce ne böyle bir görüntüye bakmış ne de böyle bir utanç ve ziyan gör­
müştü.
Rüstem Paşa tekrar göreve geldiğinde Yahya'yı devlet büyüğüne karşı gelmekle suç­
lamıştır. Yahya'nın Mustafa Ali tarafından kaydedilen veciz ve sert cevabı (»öldüren­
lerle bile öldürdük, ağlayanlarla bile ağladık«) Rüstem Paşa'yı cevapsız bıraktıysa da ka­
riyerinin sonu olmuştur.
Her şeye rağmen Mustafa'nın idamının tamamen haksız olduğundan emin olmak
çok zordur. Codignac gibi Avrupa kaynaklı kayıtlar, Kanuni'ye Mustafa'nın asi ruhu
yüzünden on yıldır rahat yüzü görmediği hakkında bir yakınma yakıştırmışlardır. Ka­
nuni kendi durmuyla babası I. Selim'in Sultanlığı87 zorla elinden aldığı dedesi II. Bayezid
arasındaki paralelliğin fazlasıyla farkında idi herhalde. Mustafa 'nın ordu içinde popüler
oluşu onu tehlikeli kılıyordu. Kanuni'nin kötüye giden sağlık durumu yüzünden, hü­
kümdarlığını sürdüremeyecek kadar hasta veya ölmek üzere olduğu hakkında ortaya çı­
kan dedikodular bu tehlikeyi büyütüyordu. Daha Hürrem Sultan öldüğü zaman ( 1 5 5 8)
ciddi şekilde hasta idi ve üzüntüden daha da kötüleşmişti. Mustafa'nın trajik sonu, sekiz
yıl sonra üvey kardeşi Bayezid'inki gibi, talihsiz bir şekilde Kanuni'nin ciddi derecede
hasta olduğu dönemlere rastlamıştır. Bu da onların davranışlarına, Kanuni'nin daha
genç ve sağlıklı olduğu devirlerde büyük ihtimalle önemsemeyeceği bir aciliyet ve tehlike
·

özelliği eklemiştir.
Mustafa olayında Hürrem'in rolü ne olursa olsun, davranışı herhalde o devirdeki di­
ğer kadınlarınkinden - özellikle de kadın hükümdarların Müslüman saraylarındaki top­
lumsal ve politik baskılar sonucunda sık sık vahşete başvurdukları genellemesi ışığı al­
tında - belirgin bir şekilde farklı değildi. Fakat Şehzade Selim ile Şehzade Bayezid
arasındaki savaşın onun isteklerine tamamen karşı olduğu kesindir ve haklılığın pek
Bayezid'in tarafında gözükmediği bu savaşı bastırmak için de l 5 5 8'deki ölümüne kadar
elinden geleni yapmıştır. Ancak durum gayet ciddi idi, çünkü Anadolu'daki yaygın hu­
zursuzluk artmaktaydı - Şah Tahmasp'a yaklaşan Kızılbaşlar, Celali isyancılar, başkal­
dırmaya teşvik eden gezginci dervişler, işsiz medrese öğrencileri (sofralar), düşen gelirler
Şehzade Bayezid'in
yüzünden şikayetçi tımar sahipleri ve gücü artan daimi ordu. Bayezid'in etrafında bu
kaftanı (detay)
denli çok olayın toplanmasındaki neden, kendisinin yalnızca bir ihtimal olarak değil,. Türkiye, 16. yüzyıl ortası
gerçekte de bölücü bir güç oluşturmasıdır. Bkz. Kat. no. 106

42
Kanuni 1 5 5o'lerde, Nahçıvan seferinde ( 1 5 5 3 - 5 5) önemli bir rol oynamış Şehzade Se­
lim'i tercih ediyor gözükmektedir. Bu sırada Selim onu tahtın varisi olarak belirleyen bir
göreve sahipti, yani imtiyazlı sancak sayılan Manisa Valisi idi. Bayezid ise Kütahya Va­
:. . . )ij{;���.-y�. :·_ ,

lisi olarak kalmıştı. Kanuni Hürrem Sultan'ın ölümü üzerine bu iki oğlunu birbirlerin­ - �"-}· _; ��-�;�:::. · :ı.
den uzak tutmak üzere harekete geçip Selim'i Konya'ya, Bayezid'i Amasya'ya tayin etti. 7'
1.:; -t• .. :,,�{' • � ?:{

Bayezid şiddetle itiraz edip, para darlığından şikayet ederek Kütahya'da kalabilmek için
elinden geleni yaptı (Kanuni'nin mektupları günümüze dek kalmamıştır fakat Baye­
zid'inkilerden epey bilgi toplana bilmektedir) . Bayezid sonunda itaat ederek Amasya'ya
yola çıktı; gene de yolda şikayetçilerden bir ordu topladı. Bu ordu belki Selim'i bertaraf • 1
. .;
etmek için toplanmıştı fakat tahtı ele geçirmek niyeti ihtimalinin de hiç olmadığı söyle­
nemez. Selim'in kendi ordusu Bayezid'i yenemeyecek kadar küçük olduğu için babasının
dolaylı olarak vereceği desteğe güveniyordu. 1 5 59 Haziranınında Kanuni ona bir sa­ . '

vunu savaşına hazırlanmasını emrederek, vezirlerini düzeni emniyete almak amacıyla


Anadolu'nun çeşitli yerlerine gönderdi. Bir taraftan da Ebussuud'dan düzeni ve adaleti
.
korumak için gerektiğinde Bayezid'in öldürülebileceğine ilişkin bir fetva aldı90. Bayezid r

[
Konya'da yenildi ve ailesi ve küçük bir kuvvetle Amasya'ya kaçarak çok geç olmakla be­
raber af diledi. Şahi takma adıyla babasına yazdığı ve nakaratı »Bl-günahım, Hakk bilür,
devletlü Sultanım baba« olan şiiri Amasya' da yazmış olması muhtemeldir:

Soylu İmparator, kim verecek sana dilekçemi?


Anne ve kardeşlerinden ayrı kalmış bir yetimim.
i
İçimde bir nebze itaatsizlik yok Hak bilir
J
Suçsuzum devletli Sultanım baba Hak bilir '
,l
'

Bayezid bundan sonra yavaş yavaş doğuya çekilmeye zorlandı ve İran'a geçti. Başta
Kazvin'de, bu iltica olayında kendi kardeşi Elkas Mirza'nın hıyanetinin öcünü alma ola­
Kanuni'nin tuğrası, İstanbul, 1 5 50-60 civarı. Bkz. Kat. no. 7
nağı gören (bkz. sayfa 18 f.) Şah Tahmasp tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak
Bayezid'in ordusunu barındırmak masraflı ve tehlikeliyidi. Bu nedenle dağıtılıp Bayezid
de evde göz hapsine alındı. Bu arada Şah Tahmasp da büyük bir miktar nakit91 ve Kars
dahil bazı Doğu Anadolu kalelerinin geri verilmesi şartıyla Bayezid'i teslim etme pazarlı­ Yasa Yapıcı Olarak Kanuni Sultan Süleyman
ğına girişmişti. Sonunda bir anlaşmaya varılınca Eylül l 5 6 l 'de Selim'in bir elçisi Bayezid
ve oğullarını teslim aldı ve hemen boğduruldular. Şah Tahmasp'ın alçak hareket tarzı Fatih, hükümdar, hami, şair, karısına aşırı düşkün bir koca ve hatta tebası kadar hasım­

ı
ona pek yarar getirmedi ve ne kaleleri ne de istediği paranın tamamını alabildi. larının gözünde de bir trajedi kahramanı olan Kanuni Sultan Süleyman'ın yiğitlikleri, 1.
Anadolu'daki arta kalan huzursuzluk kolayca bastırıldı92• Bu defa Kanuni'ye karşı Francis'in veya VIII. Henry'nin boş ve kibirli gösterileri, V. Charles'ın seferleri, orta ve
hiç söz söylenmedi. Ebussuud'un düzenlediği fetvaların metinleri, Kanuni'nin bunları doğu Avrupa »prenscik« lerinin küçük savaşları, »Korkunç« lakabını çoktan haketmiş
elde edene kadar Bayezid'in kendisine baş kaldırdığına ikna olmuş olduğunu gösterir. Çar iV. lvan'ın vahim aşırılıkları ile ve hatta Babur ve Humayun'un Hindistan'daki ba­
Ayrıca Bayezid'in davranışları da Kanuni'nin yanıldığı fikrini pek uyandırmaz. Oğlunu şarılarıyla dahi kıyaslandığında, kendisi için »Muhteşem« lakabının kullanılmasının ne
öldürme gerekliliği çok keder verici olduğundan onu muhakkak etkilemiştir fakat Şeh­ derece doğru olduğunu ortaya koyar. Ancak bu lakab ona yabancılar tarafından veril­
zade Bayezid'in günümüze ulaşmış mektuplarındaki ton, fazla hoşgörülü bir babayı bile miş ve muhtemelen en son onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda kullanılmıştır. Çünkü
soğutacak niteliktedir. Bayezid'in ortadan kaldırılmasından sonra Selim tartışılmaz va­ Venedik tarih kitaplarında »magnifico« sözcüğü, yalnızca »Gran Signor« veya »il Signor
ris haline gelmişti ve Kanuni son senelerinde kendisini muhtemelen hiç olmazsa bu ne­ Turca« için değil, aynı zamanda Venedik Senatosunca kabul edilen Osmanlı elçileri için,
denle biraz rahat hissetmiştir. Osmanlı amiralleri ile yapılan yazışmalarda veya İtalyan elçileri Osmanlı vezirlerini
ziyaret ettiklerinde bir hitap tarzı olarak standart şeref payesi niteliğinde kullanılmış ve
fazla kullanıldığı için de değeri kaybolmuştur93.
»Muhteşem« lakabı Avrupa'da ilk olarak onaltıncı yüzyıl sonlarında Kanuni'nin
»tahta çıkışını« anlatan imzasız kayıtlarda resmi olarak kullanılmıştır. »Muhteşem« la­
kabı Ebbussuud94 tarafından düzenlenen Süleymaniye'nin vakfiyesindeki titrlerin tüm
metninde veya Hürrem Sultan'ın vakfiyesinde (bkz. no. 12) dahi Serkatipliği tarafından
kullanılmamıştır. Kendi çağdaşlarının veya kendinden hemen sonra gelenlerin gözünde
. ve özellikle l 5 8o'den sonra meydana çıkan düzen bozukluğu içinde onun düzen ve bol­
luk devrine geriye dönüp özlemle baktıklarında Sultan Süleyman, kanun yapan hüküm-

44 45
dar, yani Kanuni idi. Saltanatının başlangıcında Mısır ve lran'dan 1. Selim tarafından
zorla getirilen zanaatkarların memleketlerine dönmelerine izin verilmesi (hepsi dönmek
istememiş olabilir ve hatta birçoğu da kalmıştır), yine 1. Selim tarafından İran'a konmuş
ticaret ambargosunun kaldırılması, baskı uyguladığı için Amiral Cafer Bey'in idamı,
adil bir hükümdar olarak ün salması için kasten yapılmış jestlerdir. Ancak Kanuni asıl
ağır suç, yönetim kanunları ve anayasa95 alanında şöhretlidir.
Şeriatın belli amaçlar için düzenlenmiş tamamlayıcı kuralları gerektirmesi ve bunun
uygulamaya geçirilmesi, birçok Müslüman toplumda zorlukla kabul edilebilmiş bir du­
rumdur. Ancak aksi, yani dini kanun olan Şeriat'ın yönetim kanununun tamamlayıcısı
olduğu fikri ise Türklere mahsustur96 ve daha II. Mehmed döneminin başında, ceza ni­
zamnamesini, vergi sistemini ve hükümet yönetimini kanun ile düzenleyen iki »kanun­
name« yayınlanmıştır. Bu kanunnameler özellikle Osmanlı hükümetine dahil Müslü­
man topraklar üzerindeki uygulamayı daha önceki Örneklere de dayanarak tanımlamış,
normal olan ve arzu edilen uygulamayı belirtmiş, ayrıca özel durumlarda ortaya çıkan
istisnalara da yer ayırmıştır. Onaltıncı yüzyılın sonlarında Mustafa Al1'nin yazılarında97
da görüldüğü gibi daha önceki kanunnamelerin sabit bir uygulaması olduğu ve herhangi
bir sapmanın kendiliğinden gayrikanuni sayıldığı yorumu yönünde bir eğilim vardı. Fa­
kat bu duygusal bir tarih yanlışı olarak değerlendirilmelidir.
Bu kanunnamelerin her yeni padişah tahta geçtiğinde onaylanması gerekiyordu. Yani
kanunlar otomatik olarak yürürlükte kalmıyordu ve il. Bayezid de aslında Şeriatın daha
doğru bir kaynak olduğu inancına geri dönme eğilimi göstermiştir. Fakat diğer taraftan
»Sultan Süleyman'ın kanunnamesi« olarak adlandırılan kanunlar da II. Bayezid dev­
rinde (muhtemelen I492 ile r5or arası) derlenmiştir. Tabii bu Kanuni'nin »Kanuni« la­
kabını elinden almaz. Onun devrinde hemen hemen bütün askeri bölgeler için sistemli
bir şekilde düzenlenmiş ve arazi kullanım şartlarını ayrıntılı bir şekilde kurala bağlayan
kanunnameler çıkarılmıştır. Bunlardan başka çoğunlukla Serkatiplikte, bazen de Kanu­
ni'nin kendisi tarafından dilekçelere cevap olarak düzenlenmiş özel kanunlarla ilgili ku­
ralları içeren kararnameler de Vqrdır. il. Bayezid zamanında yazılmış olan genel kurallar
yaygın olarak kullanılıyordu. Kopyaları bütün kadı mahkemelerine dağıtılan bu nizam­
name tabii ki zamanla bazı değişikliklere uğramıştır. Fakat bunun yayınlanması, Kanuni
devrinin en büyük başarılarından birini oluşturarak topraklarının tümünde adaletin
uygulanışını pratik amaçlarla eşit kılmıştır.
Buna bağlı olarak Nişancı, Reisülküttab ve Defterdar'ın üst düzeyini oluşturduğu
merkezi bürokrasinin de önemi artmıştır. Bu alanda kilit kişi r 5 34-r 5 56 arası Nişancı
olarak görev yapmış olan ve yalnızca onaltıncı yüzyıl boyunca kullanılan belgelerin
formlarını ve diplomatik formülleri saptamakla kalmayıp, kanunların kodlanmasına ve
standardize edilmesine de önderlik etmiş olan Celalzade Mustafa' dır. Ceialzade Mus­ Yakut, firuze, elmas ve bir safirle bezenmiş sorguç
tafa, bu çalışmalarını Şeriatla bir uyum sağlamak üzere Şeyhülislam Ebussuud'la birlikte İstanbul, 16. Yüzyıl sonu. Bkz. Kat. no. 63
sürdürmüş ve Nişancıyı, Şeyhülislamın laik karşılığı olarak kabul ettirmiştir. Bu dönem­
deki bir başka sonuç da, askeriye (seyfiye) veya dini eğitim merkezlerinin (ilmiye) yüksek
mevkilerden aldığı pay kadar, yüksek bürokrasinin (kalemiye) de pay almasının sağlan­
ması olmuştur. Bu gelişmelerin 1. Francis Fransa'sında veya V. Charles İspanya'sında Kanuni'nin İhtişamı
paralel bir yol izlemiş olması, bütün bu hükümdarların sefere çıkarak uzakta nasıl bu ka­
dar zaman geçirebildiklerini açıklamaya yeterlidir. Uzman yönetici sınıfın büyümesi, Kanuni hakkında veya kendi doğulu çağdaşları - Moğol hanedanının kurucusu Babür
onaltıncı yüzyıl ikinci yarısı tarihçilerinin kanuna bu denli önem vermeleri ve Kanuni'­ haricinde - hakkında yazarken, devrin övgü dolu ağır tarih kitaplarını veya yönetim ev­
nin devrini düzenin üstün, bürokrasinin işler durumda olduğu bir dönem olarak idealize rakını dengeleyecek otobiyografik veya hatta fıkra benzeri edebiyatın olmayışı bir eksik­
etmeleri olgusunu oldukça net olarak açıklığa kavuşturur. Fakat bu gelişme aynı za­ liktir. Ayrıca İstanbul'daki Avrupa'lı diplomatlara ait »relazioni« !er de (anlatımlar) çok
manda kendi yapısında var olan bazı kusurları da içeriyordu. Celalzade Mustafa zama­ azı haricinde (örneğin Ogier Ghislain de Busbecq'in mektupları), bize sözüm ona hak­
nında dahi Osmanlı bürokrasisinin varlığı bir korku belirtisi değilse bile en azından bir kında yazdıkları Türkiye' den çok, kendi kişilikleri, önyargıları ve dünyadan kopuk ce­
anlamda bu belirtinin bir sembolüdür. Ancak temelde korkuya dayanan bir sistem de di­ haletleri ile ilgili bilgi sağlar. Bunları dışlama amacımız olmaksızın şunu söyleyebiliriz
ğer toplumsal yaşam biçimleri gibi bazı çekiciliklere sahiptir. ki, bu tür kaynaklara dayanarak VIII. Henry, 1. Francis veya hatta V. Charles dönemleri-

47
nin tarihlerini yazıyor olsaydık, varılan sonucun, bügün onlar hakkında edindiğimiz fi­ revlileri, Nişancı Celalzade Mustafa, Hazinedarlar, kazaskerler ve dört vezir ve hemen
kirden oldukça farklı olacağının farkındayız. Methiye tarihçileri yanlıştı anlamını kas­ arkalarından Sultanın avcıları geliyordu. Avcıların olmasının nedeni, Kanuni'nin sefer­
tetmemekle beraber politik nedenlerle Kanuni devrinin bazı yönlerini vurgulamaları lerde her zaman işle zevki birleştirmesiydi. Bunlardan sonra çok sayıda ve zengin bir şe­
sonucu Kanuni'nin eğilimlerindeki kişisel öğeleri çok sınırladıkları ve büyük ihtimalle de kilde eğerlenmiş ve donatılmış atlar ve Başseyis, eğerciler, silahlı biniciler ve 300 atlı ka-
onun düşüncesini yansıtmadıkları gerçeği de belirtilmelidir. Bu kişisel boyutun eksikliği, ' pıcıbaşı sıralanmıştı. Keçeden başlıkları ve omuzlarında kılıç, mızrak, ok ve yayları ile
bazı tarihçileri Kanuni'nin siyasetini dış ülkelerde mekanik teoriler kapsamında ve hatta Yeniçerilerin sayısı 12 ooo'i buluyordu. Padişahın bulunduğu grubun önünde yedi tane
»çoktan ölmüş güçler dengesi« kavramını canlandırarak anlatmaya itmiştir. altın çizgili sancak ve yedi tane altın yak tüylü tuğ, trampetleri boyunlarına altın zincirle
Kaynakların yavanlığı, ümitsizlik tepkisi veya Kanuni'yi Batı geleneğinde eğitilmiş takılmış 100 trampetçi ve 100 davulcu ve kumandanları Padişahın özengisinin dibinde
bizler için hareket nedenleri belirsiz ve kendi türünün şüpheli standartlarına sahip bir yürüyen 4 00 muhafız (solak) bulunuyordu. Hepsi keçe başlıklar, zengin sorguçlar, ipek
»Oryantal« hükümdar olarak ele alma tepkisi doğurabilir. Ve eğer »Oryantal« hüküm­ kemerler, ağır işlemeli ok ve yay kılıfları taşıyordu. Solaklarla birlikte Çavuşbaşı önde
darlar diye birşey varsa da, bu ismi hakkeden Kanuni değil, yerinde bir lakabı olan Kor­ olmak üzere gümüş zincirli, gümüş değnek taşıyan ve tempolu bağırışları davul ve tram­
kunç İvan'dır. Ancak »Batılı«bir despot modeline yakın düşen I. Francis, VIII. Henry pet seslerine eklenen l 50 çavuş yürüyordu. Solakların arasında zengin kıyafet, altın miğ­
veya hatta V. Charles'ın hatalarını, göründüğü kadarıyla Kanuni'nin sarayının kusursuz fer ve mızraklarıyla peykler (mızraklı koşucular) ve bunların ortasında da, solakların
dürüstlüğü ile karşılaştırmak, ispatı mümkün olmasa da bir değerlendirme yanlışı sorguçlarının gölgesinde Sultan ilerlemekte idi.
olurdu. Aslında umutsuz olmak için bir neden yok ve gelecekte yayınlanacak bazı dokü­ Kanuni'nin Cuma namazı resmi geçitlerinden çok daha görkemli olan bu savaş dü­
manlar muhakkak ki kişiliği hakkında daha fazla bilgi verecektir. Eğer onun büyüklü­ zenleri sadece kendi tebasını etkileme değil, düşmana korku salmak amacını da içerirdi.
ğünü değerlendirmeye çalışacaksak, onun devrindeki diğer hükümdarlar hakkında hü­ Zaten böylesine parlak bir düşmanı gören hangi düşman savaşa kalkışırdı?
küm verirken kullandığımız ölçekleri kullanmamız gerekir. Bu konuda da Türkleri Kanuni'nin saltanatının başlarındaki en görkemli şenlik ise büyük ihtimalle Haziran -
başka bir ırk gibi değil de, yakın kişiler olarak ortaya koyan Busbecq'in »Mektupları« Temmuz l 5 30' daki100 sünnet düğünüdür. Yabancı elçilerin, Osmanlılara bağlı prensle­
rehberimiz olmak durumundadır. Kanuni'nin kayıtsız şartsız hakimiyetinin o devirdeki rin, Paşa ve askeri kumandanların hazır bulunduğu bu şölen İstanbul' da Hipodrom' da
diğer hükümdarlarınkinden bazı yönleriyle farklı olduğunu teslim etsek bile araların­ yapılmış ve yirmi gün sürmüştür. İbrahim Paşa'nın Hipodroma bakan sarayının salo­
daki ortak noktalar daha belirgindir. nunda Kanuni'ye tebrikleri kabul etmesi için altın kumaş ve halılar üzerine yerleştirilmiş
Kanuni'nin ihtişamı konusunda Venedik »Relazioni«leri, yönetim evrakı ve hak­ bir taht hazırlanmıştır. İbrahim Paşa'nın hediyeleri, Venedik'te Cipriani'den alınmış
kında yazılmış tarihler yeterince tatminkardır. Görünüşü, mücevherleri ve giysileri onu mücevherlerle dolu bir kutu, güzel el yazması kitaplar, onur giysileri, ipekler ve her biri
en mutlak hükümdarlardan daha da mutlak olarak belirginleştirir. Sarayındakilerle be­ 50000 düka değerinde gümüş süslü çay takımları taşıyan onbir uşaktan oluşuyordu.
raber o da kendinden önceki padişahlar gibi, Müslüman geleneğinin masrafları kısıt­ Sonraki günlerde l 5 2 4 'teki gibi her tür gösteri yapılmıştı; burada güçlü adamlar, »Çer­
layan ve dolayısıyla erkeklerin ipek giymelerini yasaklayan kurallarını (hadis) hiçe say­ kez Memluk Stili« (al modo de questi altissimi cerchassi) 101 denilen gösterileri de içeren
mıştır. Jerôme Mourand 1 5 4498 yılında Kanuni'nin huzuruna çıktığında görünüşünü askeri gösteriler, Matrakçı Nasuh tarafından hazırlanmış tahta ve karton Macar kalele­
oldukça güzel bir şekilde aktarır: altın kumaş yastıklar üzerine oturmuş, beyaz saten kaf­ rinin temsili kuşatmaları102, hipodromdaki obelisklere gerilmiş ipler üzerinde oynayan
tan giymiş, başında altı pilili kırmızı kadifeden orta boy bir sarık. Sarığın üstünde ortası cambazlar, eğiticileriyle birlikte hayvanların sunduğu gösteriler, palyaçolar ve kazıklar
fındık büyüklüğünde kesmeli parlak bir yakutla süslenmiş altın madalyon ve kulağında Üstünde yürüyenler yer almışlardı. Her fırsatta Mocenigo'nun tahminine göre 8000 ile
armut büyüklüğünde ve biçiminde değisik şekilde işlenmiş inci. 10 000 kişiye bir anda porselen tabaklarda ziyafet servisi yapılıyor, akşam da havai fişek
Önceki padişahlar zamanında olduğu gibi Kanuni döneminde de düzenlenen tören ve gösterileri başlıyordu.
şenlikler, örneğin sefere çıkmadan önce düzenlenen gösteriler, Kanuni'nin ihtişamını Bu ihtişam ve gösterinin çoğu bir Avrupa şenliğinde de olabilirdi fakat bu şenlik gör­
yüceltmek, onun hem uhrevi hem de dünyevi bir lider olduğunu tekrar sergilemek ve kemli Venedik ve Floransa saray olaylarını da gölgede bırakmışa benzer. Havai fişek
düşmanda korku yaratmak için düşünülmüş resmi yöntemler idi. Zaferleri gerçek ol­ gösterileri de Avrupa'dakileri geride bırakmış, sünnet günü havai fişeklerle hareketli
duğu kadar sembolik de olan, Venedikli Gonzagas veya Medici Dükalarına benzemeyen hayvanlar, atlar, filler, devler, 4 metre uzunluğunda ateş püsküren yılan, yeldeğirmenleri
Kanuni'nin simgelere gereksinimi yoktu. Belki de Osmanlıların bu açık görünüşleri etki­ ve üstüne doğru bir kadırga yaklaşıyor izlenimi veren büyük bir gemi göğü aydınlatmış­
liyordu dünyevi ve yapmacıklı İtalyan elçilerini. Ustalıklı sanatlarında olduğu kadar tır. Rönesans dönemi veya Maniyerist Avrupa festivalleriyle kıyaslanabilecek bu sünnet
böyle durumlarda da Osmanlılarda aşırılık öne geçemiyordu. düğünü, şenlik »kitabını« yazdı diyebiliriz. Kanuni ile Hürrem'in evlilik törenleri de bir­
Sinan Çavuş'un (artık Matrakçı Nusuh'un yazdığı düşünülen) tarih kitabında, Kanu­ çok yönden bu şenklikten aşağı kalmamıştır.
ni'nin 1 543 Macaristan Seferine99 gitmek üzere törensel ayrılışını analtan bir bölüm var­
dır. Bu bölüm, ihtişamın yalnızca bir kişisel zevk veya stil olayı değil, Osmanlı toplumu­
nun yapısal bir özelliği olduğunu ortaya koyar. Busbecq bu özelliğin bazı yönlerinin çok
güzel bir şekilde Sultan'ın emrine sunulduğu düşüncesindedir. Geçit resminin önündeki
su taşıyıcılarının arkasında 2000 katır, 900 at ve 5000 deve yükü iaşe ve iaşe ve levazım
sıralanmıştı. Daha sonra 1000 zırhlı, 500 istihkam neferi, 800 topçu, top arabalarından
sorumlu 4 00 asker ve bunların komutan ve subaylarından oluşan öncü güçler ve bunla­
rın arkasından saray görevlileri, Kilercibaşı, Hazinedarbaşı ve Kapıağası geliyor, bunları
ise iki kanattaki 20oo'er adet süvari ve aynı şekilde bülünmüş olarak sancak ve flamala­
rıyla Ullıfeci ve Gurebalar izliyordu. Sonra personel, köle ve hizmetkarlarıyla Divan gö-

49
Kolleksiyoncu Olarak Kanuni

Kanuni'nin Habsburg ve Safevllerle ilişkili çok sayıdaki fetihleri, diplomasisi ve savaş­


ları o devrin ticaret ve toplanan haraç veya gönderilen hediyeler bakımından en üst dü­
zeye çıkmasına neden olmuştur. Bu durum da Kanuni devri sanatına zenginlik, ustalık
ve eklektik bir özellik kazandırmıştır. Bu özellik o dönem sanatını bütün yönleriyle etkisi
bakımından olmasa bile ruhu açısından, Avrupa'nın Maniyerist saraylarındaki (Flo­
ransa, Mantua, Fontainebleau ve daha sonra Prag gibi) sanatlara yaklaştırmıştır. Çağ­
daş Avrupa'da olduğu gibi birincil ve ikincil sanatlar veya dekoratif ve »ciddi« sanatlar
arasında ayırım yapmak kolay değildir. l 5 24 'te Kanuni için dökülmüş bir top, l 5 4 8'de
İstanbul' da inşaatı bitirilen Şehzade camisinin minareleri kadar süslenmiştir. Ve en kü­
çükten en büyüğe kadar hakim olan tavır, ince bir şekilde işlenmiş detayın önemsenmesi
olmuştur. Hatta bazen bu süsler, üzerinde bulundukları eşya veya binayı gölgede bıraka­
biliyordu.
İşçilik veya malzeme de paralel olarak yüksek kaliteli idi. Etki zengin olduğunca hami
de zengin sayılıyordu. Kanuni devrindeki Türkiye de Medici ve Habsburg'lar gibi Yeni
Dünyadan Avrupa'ya akan hazinelerden yararlanmıştır. Ayrıca l 5 5o'lerde İspanya'y
· olumsuz yönde etkileyen büyük enflasyon, Türkiye'yi onaltıncı yüzyılın son dönemle­
rine kadar etkilememiştir. Böylelikle Kanuni dönemi, sanat açısından verimli bir dönem
olmuştur.
1. Selim'in l 5 14 Çaldıran zaferi, ardından gelen Tebriz kuşatması, Halep, Şam ve Ka­
hire fetihleri, Osmanlı ordularının ganimet tadına varmaları açısından önemlidir. 1 5 1 4
tarihli kısa ve eksik bir muhasebe defterinde104 Tebriz'deki Heşt Bihişt sarayından alın­
mış porselenler, necef, kehribar ve yeşim taşları listelenmiştir. Talan yöntemiyle toplan­
mış eşyalarda her zaman belirsizlik olmasına rağmen Kanuni ve vezirleri tarafından top­
lanmış porselenler, Çin prototiplerinin etkisindeki İznik çinileri gibi, Yuan veya erken
Ming mavi-beyazının ıos tercih edildiğini ortaya koyar. Bazıları işlenmemiş plakalar ola­
rak listeye geçmiş olan taşlar, hem onaltıncı yüzyılın ikinci yarısındaki kuyumculuk işle­
rine olanak yaratmış, hem de Osmanlılar'a Orta Asya oyma yeşim taşı kolleksiyonunun
özünü getirmiştir.
Gerçi Osmanlılar Hindistan' daki Moğollar gibi Orta Asya Timur kültürüne dolaysız
bir aile bağının varlığını öne süremiyor idiyseler de kendilerini bu kültürün varisleri sayı­
yorlar ve bu iddialarında Türkmen'ler ve Safevl:'lerden geri kalmıyorlardı. Bu tavırları
yalnızca siyası değildi. Uluğ Bey'in Semerkant'taki son saray astronomu, efendisi ölünce
yanına rasathanesinin kıymetli evrakını ve belgelerini alarak 1471 yılında İstanbul'a
geldiğinde, Fatih Sultan Mehmed tarafından hemen Ayasofya camisi astronomu olarak
atanmıştır. I. Selim'in Çaldıran zaferi ( 1 5 1 4) ve Kanuni'nin başarılı seferleri, padişahla­
rın Uuğ Bey'in modasını yarattığı yeşim taşı ve benzeri sert taşlar kullanılarak yapılmış
objelerle tanışmalarını sağlamıştı. Bu yalnızca Moğol değil Safevi zevkinde de biçimlen­
dirici bir rol oynamıştır. Topkapı Sarayı Hazinesinde ejderha kulplu, altın kabartmalı,
üzerinde Şah İsmail yazılı bir sürahi 106 vardır. Bunun tekrar işlenmiş Timur döneminden
kalan bir parça olma olasılığı çok yüksektir. Bundan daha çok beğenilen ve British Mu­
seum'da bulunan tas ise Uluğ Bey'in ismini taşır. Bu isim ve gördüğü tamir, bu tasın bir
zamanlar Osmanlı Hazinesinde bulunduğunu kuvvetle düşündürür. Topkapı Sarayı
Hazinesinde ayrıca yine Uluğ Bey'in ismini taşıyan ve anlaşıldığı kadarıyla aynı kaynak­
tan gelen bir de fildişi kakmalı sandal ağacı kutu vardır.
1. Selim veya Kanuni'nin hangi nedenlerle hangi parçaları topladıkları konusunda ge­
Değerli taşlarla bezenmiş
leneğin rolünü tam anlamıyla saptamak güçtür, çünkü Osmanlı tarihçileri de bu alanda
yeşim kupa
çoğunlukla sessizdir. Fakat örneğin Sultan Selim, Mekke ve Medine' den mukaddes ema­ İstanbul, 16. Yüzyıl sonu
netler toplayarak Topkapı Sarayında Hırka-i Saadet Dairesini kurmuştur. Kanuni dev- Bkz. Kat. no. 73

50
o
rinde doğu ve orta Avrupa'ya yapılan seferler sonucu ele geçen Rönesans devri veya Ma­
niyerist Avrupa eşyaları yeni bir ilgi alanı oluşturmuştur. Bunların etkisi Transilvanya,
Moldavia ve Wallachia'daki (şimdiki Romanya) Sakson kuyumculardan toplanan par­
çalar ve Habsburg ve Valois krallarından gelen hediyelerle daha da artmıştır.
Özellikle önemli bir olay, Kanuni'nin hala hümanist hükümdar ve hami Matthias
Corvinus'un (ölümü r 490) ününü barındıran Budapeşte'yi r 5 26'da ele geçirmesidir. Bu­
rada tacirlerin muhtelif yerlerden getirdiği çeşitli mallar mevcuttu: Venedik ve Napoli'­
den mücevherler, Floransa, Venedik ve Milano'dan zengin kumaşlar, Modena ve Mila­
no'dan silahlar, Venedik'ten cam ve Faenza, Urbino ve Floransa'dan seramikler.
Bunlara ek olarak kaleye bağlı bir »maiolica« atölyesi ve Budapeşte'de yaşayan cam
ustaları vardı. Ayrıca Matthias'ın sarayının mermerleri Floransa ve Roma'da Papa'nın
Sarayında Ün kazanmış Giovanni Dalmata'nın atölyesinde yapılmıştı ( r 4 8 8 - 90) .
Matthias'ın en ünlü kuruluşu Bibliotheca Corviniana 107 adlı kütüphaneydi. Bu
kütüphane, » Attavante degli Attavanti «nin ( r 4 52 - yaklaşık r 5 17) atölyesinde ve başka
atölyerde tezhiplenmiş, Floransa kaynaklı hümanist el yazması kitaplar, Matthias'ın
Budapeşte'deki sarayında kurmuş olduğu yazı atölyesinde kendisi için yapılmış tezhipli
hanedan armaları ve yine aynı atölyede yazılmış kitaplar açısından çok zengindir. Bu
eserler beceriksiz varisleri tarafından tüketildiyseler de onaltıncı yüzyılın sonuna kadar
bu kütühpaneyi ziyaret edenler, içindeki eserleri kendilerinc:len geçerek tarif etmişlerdir.
Kanuni de Budapeşte kalesini r 526'da işgal ettikten az bir süre sonra burayı muhtemelen
dolaşmıştır, çünkü bu kütüphanede bulunan çok sayıda eser İstanbul'a taşınmıştır. İzle­
nebilenlerin çoğu geç dönem klasik yazarların edebi eserleridir ve bazıları da kolleksi­
yoncuların pek dikkatini çekecek eserler değildir. Ancak Budapeşte'nin işgalinden sene­
ler sonra İstanbul' dan geri dönen güzel kitaplar arasında, q50-70 tarihlerinde Floran­
sa' da yapılmış ve boş bir sayfada görülen bir notta Pecs Piskoposu Anton Verancsics dapeşte'deki kiliselerin tahrip edilişine atıfta bul�nan _9 � 3
� r 5 2 � - 27 �arihili ik� �az'.m
tarafından - diplomatik bir görevle İstanbul' da iken ( r 5 5 6 - 5 7) - elde edildiği yazılı, Ju­
Kanuni Sultan Süleyman,
yazı vardır. Bu tür ganimetlerin Ayasofya'ya verılmesı,
�lgın_ç b�r �ekıllde Justınıan ın
a�� �uyu_ � anıtlar�an al��a�
·
hipodrom'da geçit resminde;
venal ve Persius'un »Satir'ler«i (British Library MSS, Lansdowne 8 3 6) ile bir Horace var­ kendi kilisesi Haghia Sophia'yı başta içini putperest geçmışe
Pieter Coecke van Aelst benzeri
_
isimsiz tahta baskı, r 5 5 3 tarihli ın Hrı�tıyanlıg� �enılışı­
dır. Bunlar Kanuni'nin edebi ve sanatsal zevkini ne dereceye kadar yansıtıyordu? Flo­ (Londra, British Museum, Prints mermer ve başka kıymetli malzemelerle donatarak putperestlıg _ �'. �!arak
_ yle ılgı
atır. Kılıse
ransa kaynaklı ve tezhipli güzel kitaplardan birkaçı İstanbul'a götürülmüş olabilir fakat & Drawings E. 6.rh-7) nin elle tutulur bir kanıtı haline getirmeyi amaçladığını hatırl
ve dolayısıyla Kanunı nın ha-
Attavante'nin ince »grotteschi«si, göz kamaştırıcı bezemeleri ve mimari fantazileri, Ka­ buna benzer bir şey Müslüman efsanelerinde de kalmıştır
nuni için yapılmış tezhipler kadar zengin olmasına rağmen, stil bakımından onaltıncı reketi tamamen bir rastlantı olmayab·1· ı ır 112 . .
yüzyıl Osmanlı resim ve tezhibinden çok farklıdır. Ayrıca Kanuni'nin Macaristan sefer­ n ( r 52I) alınan Mery em tasvir i gibi başk � Avru pa ke � tlerın­
Kanuni'nin Belgrad'da
leriyle ilgili öykülere ait resimlerin bazılarının »Avrupai« görünüşleri, hemen Corvinia­ Bu �asvi�i Istanbul'd.�kı Orto �
den topladığı ganimetler hakkında çok daha az şey bilinir.
113• O- �negın Rod�s �ov�l�el��ı
.
na'daki Floransa veya başka Avrupa tarzı kitap resimleme sanatına mal edilemez.
doks patrikler daha sonra r2 ooo düka'ya geri almışlardır
Ancak bu kitaplar Kanuni'nin Budapeşte'den elde ettiği tek ganimet değildi. r 5 22'de kalelerini terk ettiklerinde ve bunların kat�dra
�l�rı camıy_ e �onuşt _ - uruld��
bılınmem�ktedır. Veya Adrı .
ğünd e114 hazinelerinden elde edilen eşyaların ne oldugu
lar, esır, ka�go �e maden�
r 5 3o'larda108 Hipodrom'u görmüş yabancılar, bir sütün üzerinde dikkat çekici bir şe­
kilde sergilenen ve Mars, Diana, Herkül veya Apollo olmak üzere çeşitli tanımlar getiril­ yatik'te İtalya'nın Akdeniz kıyılarında sürdürülen s�_k �aldırı
bereketlı mı_ ıdı_ acaba. .
miş bir heykel grubundan bahsetmişlerdi. Fakat bu heykellerin kendisini eski Roma'nın ·· ·· den oldug"u kadar' kültürel ganimetler yonunden de
para yonun
açısından Avusturya , lı Ferd ı­
ihtişamını yeniden canlandıran kişi addeden Matthias'ın düşüncesine de uygun düşen Maca r krallarının kutsal tacı Stephanskron, Macaristan
tır115• Ve Vi�ana r 529 yılında
daha akla yatkın açıklaması, bunların Roma'nın efsanevi kurucuları Romulus ve Re­ nand'ın elinden aslında Kanuni tarafından kurtarılmış
mus'u koruyan Mars olduğudur109• Bunlar da Floransa işi gibi gözükmekte ve Kanuni'­ düşmüş olsaydı, Sicilya'lı II. Roger'in taç giyme töreni giysi .
�in�n ve dığe� Habsb�r� t�ç
olabıleceklerını du-
nin Avrupa heykeline ilgi gösterdiği ender durumlardan birini yansıtmaktadır. Bu figür­ · · şu anda Hofburg yerı·ne Topkapı Sarayını susluyor
·· 1e1 erının
ve sus
n imetler, Kan�nı· �evrın
ler, III. Murad için yapılan ve oğullarının hipodrom' da tarihi anıtlar arasındaki sünnet şünmek ilginçtir.
İşlenmiş eşya kadar ham madde olarak da toplanan g � .
düğünü ( r 5 30) görüntülerini içeren Lokman'ın Hürenname'sinin II. cildinde (TKS H · de
vergi veya lüks eşya ticareti ile toplanandan çok daha !azla
r 524, 996/ r 5 8 8 tarihli) açık bir şekilde gösterilmiştir. Burada şaşırtıcı olan nokta, Buda­ ıdı. Osmanlıla� Iran dan za­
_
Halep ve�a Bu�sa da� Italya ve
peşte heykelleri eğer figüre karşı fanatik bir tutum sonucu kaldırıldıysa, hala durmakta man zaman söz konusu olan amba rgolara rağmen, çogu _
Türkuaz ıse Nışabur dan gelı­
olan III. Tutmosis'in hiyeroglifli obeliski ve mermer kaidesinde ağır heykeller bulunan Frans a'ya ihraç edilen çok miktarda ipek alıyorlardı.
'a, Çin porselenı,_ elmas � lale
Theodosius sütunudur. Bu eserler de bu nefretin seçici bir yapıya sahip olduğunu göste­ yordu. Hindistan ticareti, Basra 'ya veya Aden yoluyla Mısır _
rir110. Ayasofya'nın mihrabında yer alanlll iki bronz lamba ayağının da Budapeşte'nin yaku t ve yarı kıym etli taşlar sağlıy ordu. Porte kizlil erin Lizbon'da onaltıncı yuzyıl
taşı,
son bulu�c� , Mısır, Avrupa
fethinden sonra büyük olasılıkla kalenin Üzerindeki Meryem Ana Katedralinden alın­ başında bir baharat tekeli kurma gayretleri kısa süre sonra _ ek ba-
ettırdı 116 • Gıder
dığı öne sürülür. Bu lambaların her birinin üzerinde ele geçirilmelerini dile getiren ve Bu- baharat ticareti için en önde gelen antrepo olma özelliğini devam
53
52
barata Yemen'den gelen kahve de ilave oldu ve ilgili kişiler pek memnun olmasalar da
Osmanlı ulemasının117 baştaki şüpheleri kısa sürede giderilmiştir. Örneğin Kanuni dö­
neminin sonuna yakın bir tarihte Kudüs'teki kahvehanelerin tembelliği ve kargaşayı teş­
vik ettikleri gerekçesiyle kapatılmalarına ilişkin bir emir çıkmıştı 118.
Polonya ve Rusya'dan kehribar ı 19 balık dişi ve büyük miktarda kürk - kürk Osmanlı
toplumunda hem gösteriş, hem de İstanbul'un soğuğuna karşı koymak için gerekliydi -
geliyordu. Ancak kürklü hayvan avcıları fazla avlanma sonucu doguya, Sibirya'ya
doğru ilerlemek zorunda kaldılar. Bu durum güney yönündeki ticareti Volga ve Hazar
Denizi'ne çekerek, kürklerin Osmanlı'lara değil köklü düşmanları Safevi'lere gitmesine
neden oldu. Yabancı ticaret üzerinde sıkı denetim eğilimi olan Rus bürokrasisi, Osman­
lı'ların kürk ticareti alanındaki merkezi denetimini tercih ediyordu. Fakat 1 570 ve
l 508'lerde bu ticarette belirginleşen devlet tüccarları, Kanuni zamanında daha pek be­
lirlenmiş olmayabilir120• Venedik, Cenova, Livorno, Ancona ve Ragusa'dan sultanların
hem rağbet ettikleri kişileri ödüllendirmek için onur giysisi olarak dağıttıkları, hem de
kendilerinin giydikleri Venedik ve Floransa kadifeleri, brokarlar, başka ipek kumaşlar
ve en iyi yünlüler geliyordu 121 • Onaltıncı yüzyıl ortalarında Avrupa pazarlarını dolduran
Yeni Dünya ürünlerinin oldukça az bir miktarı Osmanlı Türkiye'sine gelmişti. Ancak,
l 56o'larda Osmanlı mücevhercilerinin kullandığı zümrütlerin çoğu Kolombia'dan gel­
mişe benzer.
Altın ve gümüş kuyumculuk ürünleri güney Almanya, Transilvanya, Ragusa ve Ve­
nedik'ten geliyordu. Barış ittifak veya ticari ayrıcalık beklentisiyle gelen diplomatik gö­
revlilerden bu tür eşyalar zaten beklenirdi. Bunların çoğu eritilmek üzere hemen Dar­
phaneye gönderilirdi. Yine de götürülen bu hediyeler Avrupalı zanaatkarları, Osmanlı'­
ların bunları beğendikleri düşüncesine teşvik etmiş ve l 5 32 'de bir Venedikli kuyumcular
konsorsiyumu tarafından ısmarlanan ve sonunda Kanuni'ye satılan dört katlı tuhaf taç
(bkz. no. 3) gibi spekülasyonlara neden olmuştur. Bu Kanuni'nin zevkleri hakkında pek
de doğru bir fikir vermez. Devrin yorumcularından Pietro Arentino'ya göre bu önem­
senmeyecek çocuksu bir aşırılık sevdasıdır.
Kanuni devrinde lüks eşya ithalatı yabancı tüccarların, bazen lstanbul'da yaşayan
Venediklilerin, bazen de hatta » bailo« veya Venedik elçilerinin hakimiyetinde idi. Ancak
bu kişiler de, dört katlı taç örneğinde olduğu gibi, yine büyük ölçüde Sultanın gözünde
yüksek bir yeri olan aracılara bağımlı idiler. Birçoğu Kanuni'nin ancak vezir veya hatta
oldukça önemsiz memurlarına kadar yaklaşabiliyor, daha öteye geçemiyorlardı. Fakat
Venedik Dükü Andrea Gritti'nin gayri meşru oğlu Luigi (Alvise) Gritti, Kanuni'nin ar­
kadaşları arasında idi124• Kendisi gayri meşru doğumu dolayısıyla Venedik'te yüksek bir
süren baget kesim haricindeki kesimler söz konusu olunca - özellikle işlenmesinde işve­
pozisyona erişebilmekten mahrum olduğu için İstanbul'da kariyer yapmayı seçmiştir.
ren olarak daha bu dönemde önemlerini hissettirmeye başladıkları görünür127•
Gritti'nin Pera'daki (şimdiki adı ile Beyoğlu diye anılan) muhteşem sarayı, hem Kanuni
Kanuni'nin topladığı Avrupa kaynaklı lüks eşyalar arasında özellikle Lion, Nürem­
hem İbrahim Paşa tarafından sık sık ziyaret edilirdi.
berg ve Augsburg'dan gelen saatler de bulunmaktaydı. Bunlar çoğunlukla en güzel saat
Nüfuzunun büyük kısmını İbrahim Paşa'ya borçlu olan Gritti, Avrupalı güçlerle
yapımcılarının işlerinden olup, sekmeden işlemesi bakımından dezavantaj taşıyan »pla­
yapılan diplomatik görüşmelerde özellikle önemli bir arabulucu idi. Kanuni'nin Maca­
netarium « (gezegen sistemini hareket halinde gösteren bir alet) gibi ayrıntılı ve komplike
ristan ve doğu Avrupa'da yürüttüğü, Habsburg'ları dışlayan siyasetinde belli başlı araç
zaman cihazları türünden değildi. İngiltere' den Rusya'ya dek bütün Avrupa' dan topla­
Gritti'dir. Bu kişi Macaristan'da büyük tımar sahibi bir Müslüman olarak sırayla veya
nan ve özellikle Osmanlı piyasası için üretilen ilk örnekler arasında l 5 3 l yılında Vicen­
aynı anda Eğri Piskoposluğu - ki bu görevi sonradan oğlu devam ettirmiştir - Macaristan
za'lı bir zanaatkar tarafından yapılmış ve bir altın yüzüğe oturtulmuş dikkat çekici bir
krallığı görevlerini yürütmüştür. Müslüman oluşu, onun Venedik'teki nüfuzunu pek et­
saat vardır. Bu saat, masa süsü olarak kullanılabilecek mekanik bir gemi (nef, navicella)
kilememekle birlikte Avrupa'da dönme125 olarak bilinmesinin başlıca nedenidir.
ve yürüyen tahta bir bebekle beraber yollanmıştır. On yıl sonra, barış isteyen Avusturya
Gritti'nin Venedik ile önemli bir ticari ve kültürel bağlantısı vardır ve anlaşıldığı ka­ kralı Ferdinand'ın elçisi Kanuni'ye 1. Maximilian için yapılmış olanüstü bir gümüş »pla­
darıyla Sultan ve sarayı için alınan lüks eşyanın Önemli bir kanalını oluşturan ve ayrıca netarium« hediye etmiştir. Bu cihazı kabul odasına taşımak için oniki adam gerekli ol­
kendisi için de mücevherler, tazılar ve hatta olağanüstü bir kedi temin eden kardeşi Lo­ muş, yapımcısı da eşlik ederek onarım için lazım gelebilecek bir yönerge sunmuştur. Pa­
renzo ile de olumlu ilişkiler sürdürmüştür126• Arupa ile sürdürülen kıymetli taş ticareti olo Giovio bu cihazı »Historiarium sui temporis libri« ( 1 577) adlı kitabında 128 ayrıntılı
hakkında çok az şey bilinmektedir. Fakat Musevi tacirlerin, hem bunların ithalatı ala­ bir şekilde anlatır ve Kanuni'nin astronomi ve kosmografi'ye olan ilgisini Musevi dok-
nında hem de - onaltıncı yüzyıl boyunca Osmanlı sarayında başlıca kesme biçimi olarak
55
54
toru Musa Hamon'un (ölümü 1 5 54) etkisine yorar129• I Francis l 5 4 3 - 44'te Tulon'da Kanuni'nin İmar Faaliyetleri
kışı geçirmekte olan Barbaros'a aynı zamanda yer küre olan bir saat hediye etmiş,
l 5 4 ide de Kanuni'ye Lion'da yapılmış büyük ihtimalle su saati olan birleşik bir fıskiye Kanuni'nin İstanbul, Bursa ve Edirne civarındaki küçük saray ve av köşkleri hakkında
ve saat hediye etmiştir. Aynı yıl Osmanlı'ların Avusturya'lılarla yaptığı bir anlaşmada bütün bildiklerimiz Busbecq'in tarifleridir. Boğaz'ın Karadeniz'e doğru bir kesiminde
ödenecek haracın (o dönemin terimiyle » Türckhisches Prasent« veya » Türkenvereh­ yer alan bir köşkte üzerinde Safevi Şah İsmail'in l 5 14 yılında Çaldıran' da yenilişini anla­
rung« olarak tarif edilen) bir kısmının, hepsi birer yenilik olan saatlerle ödenmesine iliş­ tan tasvirlerin bulunduğu kapılardan söz etmesine rağmen, anlattıkları ilgi çekici olsa da
kin bir madde bulunuyordu. Ertesi yıl aynen böyle dört saat ve saatlerin çalışır durumda yeter�izdir. Topkapı Sarayı'nın şu andaki görünümünün büyük bir kısmı Kanuni'nin
olduğundan emin olmak için bir de saat ustası gönderilmiştir. hemen ardından gelen il. Selim ve III. Murad'ın eseridir. Kanuni'nin sadece hipodrom'­
l 57o'lerin başlarında Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa için yapılmış130 daha aklı ba­ da İbrahim Paşa için yaptırdığı saray (şimdi Türk İslam Eserleri Müzesi) onaltıncı yüz­
şında saatlerin resimleri mevcuttur. Sultan için yapılanlar belki de bilerek ilave maharet­ yılda İstanbul ve Galata'nın büyük binalarının şaşaası üzerine biraz fikir verir. Ancak sa­
ler bakımından sınırlandırılmıştı. Ancak Avrupa kollksiyonlarında bile bu saatlerden ray mimarisi geçicidir ve hükümdarların kaprislerine maruz kalır. Bu nedenle Kanuni'yi
azı günümüze gelebilmiştir. Mekanizmalarının fazla girift olması nedeniyle çabuk bozu­ mimarinin hamisi olarak değerlendirmek için onun yaptırdığı dini vakıflara bakmak ge­
luyorlar, tamir için her zaman el altında saatçı bulunamıyor ve genelde yenilerini ısmar­ rekir. Bu dini vakıfların zengin sermayeleri Osmanlı İmparatorluğu kentlerinin - Mekke,
lamak daha ucuz olmasa bile daha kolay geliyordu. Bu saatlerin eldeki Avrupa envanter Bağdat, Kudüs, Şam, Konya, Adana v. b. - çehresini birer birer değiştirmiş ve bugüne ka-
veya tarih kitaplarından bir ölçüde tekrar biraraya getirilebilen görünümlerine bakıla­
dar iyi durumda saklanabilmelerini garantilemiştir. .
cak olursa, bunlardaki üstün kuyumculuk, mine ve taşlarla süsleme işçiliğine rağmen Kanuni tahta geçtikten sonra ilk işlerinden biri babası !.Selim için inşa edilen Istan­
Üzerlerine eklenen maharetleri bakımından - gözleri dönen filler, Türk kostümleriyle bul'daki Selimiye camisini bitirtmek olmuştur. Sonra Mekke'de Haram'ı restore ettirip,
danseden figürler, öten kuşlar dahil - Osmanlı duyarlılığına pek özen içermedikleri görü­ su kanalları yapımını emretmiş ve daha sonra da Kudüs ile ilgilenmeye başlamıştır.
lür. Otto Kurz, sultanların çağdaşı Avrupa'lılar için yapılan saat ve Üzerlerindeki süsle­ l 5 2 4 'te o civarda bulunan Hz. Davud'un (Makam Da'ud) mezarına ulaşmakta çektik­
melerin de aslında daha farklı olmadığını Öne sürmüştür.
leri güçlük dolayısıyla şikayetçi olan Museviler tarafından İstanbul müftüsüne getirilen
Kanuni ve kendinden sonra gelen padişahların saraylarında bunların bu denli popüler
davayı takiben Coenaculum Manastırındaki Fransiskanlar kovulup, manastır camiye
olmasının nedeni neydi acaba? Busbecq'in belirttiği gibi ulema namaz vakitlerini, Av­
dönüştürülmüştür135• Kanuni bundan sonra hemen hemen bütün saltanatı boyunca onu
rupa saatlerindeki gibi günü yirmi dört saate bölerek değil, gündüz ve geceyi ayrı ayrı on
meşgul eden Haram el-Şerif restorosyonu projesine girişmiştir136 • Hacer-ül Esved üze­
iki saate bölerek hesaplardı. Bu nedenle Avrupa saatleri Türk saatini ancak ekinoks­
rindeki ilk yazıtın tarihi 1 529, yani Viyana'nın kuşatılmasıyla son bulan seferin hemen
larda (gündüz ve gecenin eşit olduğu günler) doğru gösterebildiği için uygun şekilde öl­
öncesidir. Daha ileriki aşamalar özellikle l 54o'lar civarı ve l 5 6o'lara kadar çıkan deği­
çülendirilmiş bir güneş saatinden çok daha az elverişli idiler. Ayrıca daha kısa süreli
şik tarihler taşıyan yazıtlarla kaydedilmiştir. En önemli aşama istihkamların ve sekizge­
doğru zaman ölçümü ise, gündelik hayatın bir parçası olan Osmanlı kum saatleri ile
nin Tebrizli zanaatkarlar tarafından orada pişirildiği anlaşılan çinilerle kaplanışıdır.
gayet yeterli bir şekilde karşılanabiliyordu. Onun için bu saatler Osmanlılar tarafından
Hacer-ül Esved'in pirinç kaplama tahta kapılarını kaydeden son yazıt 972/ 1 5 64 -6 5 ta­
herhalde zengin süsleri, girift mekanizmaları ve bazen de espirileri yönünden beğenili­
rihlidir. Aynı zamanda Aksa camisi restore edilmiş, altı aydan fazla olmayan bir süre
yordu. Fakat fizik kurallarını sergileyen Rönesans makineleri olarak değil de oyuncak
içinde şehirde bir bent ve akarsu sistemi kurulmuş ve l 5 3 7-1 5 40 arasında - Kudüs için
gibi algılandıkları için Osmanlı teknolojisi üzerindeki etkileri oldukça kısıtlı kalmıştır.
çapulculuk yapan Bedevller haricinde pek tehlike söz konusu değil idiyse de - duvarlar
Diğer taraftan sarayda popüler olmaları sonucu İstanbul' da daha basit veya daha ucuz
kısmen yeniden inşa edilmiştir. Bu duvar inşaatının çoğu aslında - genel kanının tersine,
saatlere olan talep artmış ve Kanuni devrinin sonuna doğru saat yapımcıları İstanbul'a
Ayyubi hükümdarı »al-Malik al-Muazzam İsa« ile Hohenstaufen'lerden 11. Frederick
yerleşmeye başlamıştır.
arasında 1229'da yapılan anlaşmadan sonra sadece kısmen yıkılan - Haçlı duvarları üze­
Bu hareketin Öncülerinden biri daha sonra III. Murad'ın Tophane'deki kısa ömürlü
rine yapılmıştır. Ve Kanuni'nin diktiği süslü yazıtlar dolayısıyla, işin göreli olarak daha
rasathanesinin131 idareciliğini yapan ve ağırlık veya yay güdümlü saat yapımı üzerine
küçük kısmını zikrederler. Bu işlerin bu kadar uzun sürmesinin kısmen açıklaması,
Avrupa' da bilinen tek onaltıncı yüzyıl tezini yazmış olan Suriyeli astronom »Taki al­
yönetim evrakından da analşıldığı gibi, inşaat malzemesi ve işgücünün mahalli olarak
Dln «dir (ölümü 993/ ı 5 8 5 ) . Bu astronomun gençliğinde Roma' da eğitim gördüğü öner­
sağlanamaması sonucu Şam' dan getiriliyor olmasıdır137• Bütün bu organizosyonu yap­
mesi elle tutulur bir şekilde kanıtlanmadığından, saat yapmayı saraydaki kırık Avrupa
mak aslında Osmanlı eyalet yönetiminin kapasitesi dahilinde olduğu halde bazı gecik­
saatleriyle yaptığı deneylerden öğrendiği kanaatine varılabilir. Kendisi 971/1 5 63 - 64'te
melerin doğmuş olması düşünülebilir.
İslam namaz saatleri ile Batı aylarını bir arada gösteren bir saat siparişini tamamladığını
Bu etkinlik yoğunlaşması olağanüstü sonuçlar doğurdu. 932/1 525 - 26 ve
söyler. Böyle bir girişim oldukça ince mekanik bilgiyi gerektirir. Ayrıca aynı kişi, onbe­
961/1 5 5 3 - 5 4 vergi kayıtlarının kanıtladığı gibi Kudüs'ün nüfusu aşağı yukarı 4 ooo'den
şinci yüzyıl ortalarında Semerkant'ta Uluğ Bey132 için yapılmış yıldız tablolarını düzelte­
12 0oo'e yükselmiştir ı 38. Haseki Hürrem'in oradaki büyük imaretinin (bkz. no. 9) de
cek yeni tablolar oluşturmak amacıyla cihazlar tasarlamış ve Tophane rasathanesinde yansıttığı gibi bunun Kudüs haccına yönelen önemin artmasıyla ilgisi vardır (bkz. no.
kendi tezini kullanmış ve irdelemiştir. l 5 79'da Şeyhülislamın emirleriyle rasathanenin
4 0) . Kudüs, Mekke ve Medine kadar eski bir Müslüman hac merkezi idi. Fakat Filistin'­
yok edilişi Kanuni devrinin dışında kalır. Büyük olasılıkla l577-78'de beliren bir kuy­
in Avrupalı hacılar139 tarafından sık sık ziyaret edilmesi, Hıristiyanlığın kutsal yörele­
rukluyıldızın Osmanlı topraklarında yarattığı paniğe bir tepki olan bu üzücü olay »Ta­
rine ulaşım konusunu, Avrupalı güçlerin Osmanlı'larla yürüttükleri diplomaside önemli
ki-al Din« in tezinin ve deneyimlerinin denetim altına alınarak ·etkinliğini yitirmesi so­ bir etken haline getirmiştir. Bu nedenle Kanuni'nin buradaki siyasetini, Avrupa seferleri­
nucu doğurmuştur.
nin bir başka yönü olarak görmek, orduları ve donanması toprak elde etmeyi garantiler­
ken, din düzeyinde de böylece üstünlük kazanıyor olması şeklinde yorumlamak müm­
kündür.

57
Ancak Kudüs'teki inşaatların başta yavaş gelişmesini, kısmen Osmanlı'ların en bü­
yük mimarı ve dahi yöneticisi Sinan'ın daha ortaya çıkmamış olmasına yormak da
mümkündür.
Sinan l 521'de Yeniçeri olmuş, süvari ve tüfekli asker (tüfekçiyan) olarak başarı ka­
zanmış ve 1 5 3 8 yılında saray mimarı (Hassa Mimar) olarak atanana dek Kanuni'nin bü­
tün seferlerinde bulunmuştur. İnşaat deneyimini büyük ihtimalle tamamen amatör pro­
jelerle, örneğin Kanuni'nin l 5 3 8'deki Moldavya'ya yaptığı seferde Prut Nehri üzerine
kurduğu tahta köprü gibi projelerle elde etmiştir. O dönemde planlar genel olarak tek­
düze, mimari öğeler standardize edilme yolunda ve emniyet faktörleri de fazlasıyla yük­
sekti. Bu nedenle Sinan inşaatların büyük kısmını tehlike yaratmaksızın duvarcılara
veya istihdam ettği götürü iş yapan inşaatçılara teslim edebiliyordu. Bu yöntem ona
daha önemli işleri, yani daha büyük inşaatları organize etmek, maliyet çıkarmak ve
kadro kurmak, eğitmek ve geliştirmek için zaman kazandırıyordu. Sinan'ın gerçekleştir­
diği işler çok büyüktür. Kanıtlar bakımından güvenilir şekilde ona mal edilen 477 yapı­
dan çoğunlukla İstanbul, Edirne ve iki şehri birleştiren yol üzerinde bulunan l96'sı hala
ayaktadır. Bütün yapıların ıo6'sı cami olup bunların 62'si de hala sağlamdır140•
Kanuni'nin çok sevdiği karısı Haseki Hürrem Sultan tarafından ısmarlanmış
(945/ı 5 3 8 - 39, bkz. no. n) ve bir medrese, bir imaret ve bir yetimlere mahsus Kur'an
mektebinden oluşan külliye (ki sonradan bu külliyeye bir de hastane eklenmiştir) Sinan'­
ın İstanbul'daki ilk yapıları arasındadır. Bu hastanenin vakfiyesinde Hürrem Sultan'ın
bunu yalnızca kadınlar için amaçladığına ilişkin bir kanıt olmamasına rağmen onaltıncı
yüzyıl ortasında Evliya Çelebi bu hastanenin bir tımarhane ve kimsesiz kadınlar için bir
yurt olarak kullanıldığını söyler. 948/1 541- 42'de Beşiktaş'taki Barbaros türbesini inşa
etmiş, 9 50/ l 5 4 3 - 44'te de Şehzade Mehmed (Kanuni'nin Hürrem Sultan' dan olan oğlu)
camisinin yapımına başlamıştır. Türbedeki olağanüstü yeşil, mavi sarı ve mor çiniler,
geleneksel »CUerda seca« yöntemiyle pişirilen çinilerin Osmanlı mimarisinde son kulla­
nım örneklerinden birini oluşturur.
Vezirler ve soylu hanımlar için yaptığı bir seri daha küçük bina (Mihrimah Sultan için İstanbul ve Galata, Irak seferi vakayinamesinden, İstanbul, 1 5 37-38. Bkz. Kat. no. 4 8 a
Üsküdar'da 954 sonları/1 548 başlarında yaptığı bina gibi), Kanuni'nin en büyük vakfı
olan Süleymaniye külliyesine bir temel oluşturmuştur. Süleymaniye külliyesi, büyük ih­
timalle l 5 41'de çıkan yangında hasar gören ve o zamana kadar Sultanın ve kadınlarının
yaşam mekanı olan »Eski Saray« ın arazisinde inşa edilmiştir. Yangından sonra Hürrem
ve hizmetkarları Topkapı Sarayına taşınarak, sonradan Harem dairesi olarak bilinen varını süslemek için Osmanlı mimarlık tarihinde ilk defa İznik çinisi ve cami için Kahire
bölüme yerleşmiştir. Eski Saray ise gözde olmayan cariyelerin yaşadığı yer olarak kalmış ve Uşak bölgesine »Özellikle büyük« halılar ısmarlanmıştır. Yola döşemek, kapı ve pen­
fakat bahçesi ise inşaat alanı haline dönüşmüştür. İnşaat 1 5 5 0 yılında başlamış ve cami­ cere pervazlarında ve iç mekandaki bazı başka detaylarda kullanmak için gerekli renkli
nin l 5 57 yılında açılışından sonra da devam etmiştir. Geniş bir alanda hafriyat yapılmış mermerleri bulmak ve taşımak için geniş çaplı arkeolojik ve askeri operasyonlar düzen­
ve bütün Osmanlı İmparatorluğu'ndan adam ve malzeme toplanmıştır. Merhum Ömer lenmiştir. Osmanlı sultanları mermeri çok sevdikleri halde eskiden doğu Akdeniz'in
Lütfü Barkan tarafından çok iyi bir şekilde incelenen ayrıntılı muhasebe defterleri141, iş­ mermer gereksinimini karşılayan Marmara Adası mermer ocakları, Justinian'ın ölümü
gücünün grafiğini, nasıl adam toplandığını, ödemeleri, ihtiyaç duyulan inşaat malzeme­ ile onyedinci yüzyıl başı arasındaki dönemde işletilmemişe benzer143•
lerini sağlamak için gerekli olan olağanüstü karmaşık operasyonları ve hatta gün be gün Süleymaniye muhasebe defterlerinden ikisi144 (hesapların genellikle birbirini tutma­
ilerlemeleri bilgi olarak vermektedir. Mimari yerleşim olarak cami, medrese ve (Os­ ması önemsiz bir ayrıntıdır) 26 2 5 1 9 3 8 akçelik kısmi bir masraf tutarı vermekte birleşir.
manlı din mesuplarınca »cursus honorum« un üst aşamaları olarak kabul edilen) diğer Bu tutar, Barkan'ın bütün süre için 961- 66/ 1 5 5 3 - 5 8 hesapladığı miktarın yarısından az­
eğitim kurumları, bir hamam, ayrı ayrı bir eğitim ve bir de tedavi hastanesi ve de imaret­ dır. Bu tutarın 25 802 000 akçesi de doğrudan Sultanın özel Hazinesinden (an Hlzane-i
ten oluşan kompleksin ortasındadır. Bütün bu binalara su, yeni yapılan Kırkçeşme siste­ Amire) gelmiş olsa gerek. Bu toplamlar malzeme ve usta zanaatkarların ücretlerini kap­
minden, yani İstanbul'un arkasındaki Belgrad ormanlarında bulunan baraj ve su hazne­ sar. Ustaların bir kısmı belki zorunlu olarak çalıştırılıyor olsa da ücretlerinin ödenmesi
lerinden, Valens'in Roma su kemerleri üzerinden akarak geliyordu. Bu sistem Kanuni'­ gerekiyordu çünkü adaletsizliğin veya zulmün vakfı geçersiz kıldığı kabul edilirdi. Kara
den sonra gelenlerin gözünde, devrin en büyük başarılarından biriydi ı 42• Ortadaki ve deniz taşımacılığı, taş ocaklarından taş çıkarma gibi ustalık gerektirmeyen işlerde ise
terastan dik olarak inen arazi eğimiyle de kısmen ortaya çıkan etki, Üst üste kubbeleriyle alelade Yeniçeriler, mahkumlar ve forsalar kullanılmış ve bunlara ücret yerine az bir na­
camiyi hiçbir görsel engel olmaksızın vurgulamaya yöneliktir. faka ödenmişti. Mermerlerin bazıları da yıkıntı veya kalıntılardan alındığı için, taşıma
Vakfın yazıtı Şeyhülislam Ebussuud tarafından kaleme alınmış ve büyük hat ustası haricinde para ödenmemişti.Bu nedenle muhasebe defterleri gerçekçi bir emek ve malze­
Ahmet Karahisarl'nin manevi evladı Hasan Çelebi tarafından uygulanmıştır. Kıble du- me maliyeti yerine masrafları yansıtmaktadır. 8 125 3 32 akçe tutarında »malzemeler«

58 59
(aslında bu rakkam 8 r 3 r 032 akçeye çıkar) yük hayvanlarının kirası ve yiyeceği, işçilerin
kullandığı sepet, alet ve çiviler, kereste, tuğla, alçı, kullanılan taşların büyük kısmı, zin­
cirler için gerekli demir, kazanlar, pirinç ve bronz pencere parmaklıkları, sütunların
içine oturtulduğu kaideler, çatılar ve geçme yerleri için kurşun, pencere camları, İznik çi­
nileri, altın varak, »lapis lazuli« (lacivert taş rengi) ve »zincifre« gibi değerli boyalar,
boyanarak yapılan dekorasyon için gerekli aletler ve hatta devekuşu yumurtası gibi ka­
lemleri içerir.
Toplam r 8 126 607 akçe tutarındaki ücret ve aylıklar çoğu defa çift ödeme yapılmak
kaydı ile, marangozlara, duvarcılara, kalfalara, demircilere, camcılara, temel kazıcıla­
rına, tesisatçılara, nakkaşlara (dekoratörlere) ve hammallara verilen miktarları kapsar.
Böylelikle camcılara çalıştıkları gün hesabı üzerinden ödenen ücrete ilaveten tamamla­
dıkları pencereler için de ödeme yapılırdı. Bu yalnızca muhasebe sorunu ise de, muhase­
becilerin bu sistemi edinmiş olmaları tuhaftır fakat saray zanaatkarlarına ödenen gün­
lük ücretlerle birlikte bitirilmiş işler için verilen bu ilave ödemeler, ödüller ve komisyon­
lar mevacib defterlerinde gözükür. Nakkaşların (dekoratörler) Süleymaniye'de 27 Mart
- 3 0 Eylül r 5 57 arasında, yapı henüz tamamlanmadan önce çalışmış oldukları kayıtlıdır.
Yedi usta ve altı çıraktan oluşan bir grup hemen hemen bütün inşaat süresince çalışmış­
lardır. Gerektiğinde her ay ilave usta ve çırak işe alınırdı ve anlaşıldığı kadarıyla iş geri
kaldığı için en çok da Ağustos ve Eylül aylarında alınmış ve ödemeler usta zanaatkarlar
için ro-12 akçe ve çıraklar için 3, 4, 5, 6, veya 7 akçe üzerinden yapılmıştır. Ücretler tabii
eşit ustalık garanti etmiyordu çünkü acele içinde olmak yüzünden sorumlular ya daha az
seçici ya da daha cömert olmak zorunda kalmış olabilirler.
Diğer taraftan varakçılar (caminin kapı, pencere ve pancurlarını yapanlar), doğrama­
cılar dahil birçok zanaatkar ve sandalcılar veya taşımacılık işlerindeki hayvan sürücüleri
birinci listede grup halinde gözükmez. Dolayısıyla bunlara yapılan ödemeler aşağı
yukarı parça başınadır. Bu açıklanması zor ayırımlar, aslında işlenmemiş malzeme veya
yarı bitmiş işler listesinde olması daha mantıklı olacak olan birtakım sonradan akla ge­
len işler için belirlenmemiş işçilere yapılmış ödemelerle, daha da karmaşık bir hal almış­
tır. Maliyet ve ücret blok hesaplarına ek olarak, bu faaliyetin genel planlamasına oturtu­
lamayan bir takım daha küçük malzeme ve emek hesapları vardır. Yönetici kadroya, Haliç ve Süleymaniye, Melchior Lorch tarafından r 5 5 9'da çizilmiştir (Leiden Üniversitesi kütüphanesi)
katiplere ve imamlar ve müezzinler gibi Yeniçeri görevlilerine yapılan ödemeler bu tür
hesaplara dahildir.
Böylece hesaplar işlerin maliyetleri arasındaki önemli farklılıkları gizler. Bitirilen işler
için ücretler bakiye olarak ödenmiş olsa gerek. Diğer yandan işlerin ilerlemesi muhtemel
peşin alıma bağlı idi ve »ambar-i Amire« ye yapılan atıflar da müteahhitin önceden
yapacağı tahminlerin inşaatın ön aşamasındaki gereklerden biri olduğunu ortaya koyar.
Bu hesaplamalar kuşkusuz saray mimarı (Hassa Mimar) olarak Mimar Sinan'ın veya in­ Sinan'ın İstanbul'daki belli başlı binaları arasında Rüstem Paşa (ölümü r 5 6 ı) camisi -
şaat amiri (Bina Emini) Sinan Beyin ya da ikisinin birden sorumlulğu altında idi. Dolayı­ bu cami Rüstem Paşanın ölümünden sonra bitirilmiştirı46 - ve Sadrazam Sokollu Meh­
sıyla hesaplarda toptan olarak bunlar için yapılmış gözüken ödemeler gerçek tediyeler med Paşa için yaptığı ve 979/ı 57ı-72'de tamamlanan diğer bir cami vardır. İkisi de ol­
yerine daha Önce gerçekleştirilen alımlardan edinilen fikre göre yazılmış rakkamlar ola­ dukça küçük olmalarına rağmen, mimari elemanların ve hatta malzemenin 147 standardi­
bilir. Bu rakkamların, malzemenin yetmemesi gibi ihtamalleri önlemek için tedbir pa­ zasyonunun zekice kullanılışını ve Sinan'ın sıkışık veya zor bir arazi üzerinde temel
yıyla hesaplanarak yüksek tutulmuş olması muhtemeldir. Zaten kullanılmamış mal­ planları uygulayabilme dehasını yansıtır. Sokullu Mehmed Paşa camisi ve ek yapıları
zemenin ambara geri verilmesi teorik olarak mümkündür. Ancak malzemenin artması Kadırga Limanına bakan tepenin yamacında oluşturulmuş bir teras üstündedir. Yüksel­
her zaman mahcup edici durum olduğu için verilmiş olan hesaplar, katibin düşüncesine tisi, sanki binanın arkasındaki dik yamacı dengelemek istermişcesine neredeyse abartılı­
göre Sultanın aklına soru işareti getirmeyecek şekilde düzenlenmiş rakkamları yansıtı­ dır. Bu iki cami de iç mekanlara hem uyum gösteren hem de denge kuran İznik çinileriyle
yor olabilir. ünlüdür.
Aslında bu gözlemlerin çoğu mimarlık tarihi veya mimarinin hamileriyle ilgili olmak­ Bu tür öğeler ayrıca Sinan'ın mimarisini ne denli ince bir dikkatle planlayıp denetledi­
tan çok, muhasebe tarihiyle ilgilidir. Yalnız Süleymaniye hesaplarının - inşaatın aşama­ ğine bir göstergedir. Sinan'ın Mihrimah Sultan için İstanbul Edirnekapı' da r 5 62 ile r 5 6 5
ları yanında, çalışanların izinlerine veya dini eğilimlerine kadar - olağandışı ayrıntılı bir arasında yaptığı cami bir Osmanlı yapısında cam kullanımını hemen hemen son sınırına
tablo çizdiği bir gerçektir. Dolayısıyla sadece binaların kendileri değil, belgeleri de bu in­ kadar götüren oldukça değişik boyutlu bir denemedir.
şaatın onaltıncı yüzyıl Avrupasındaki büyük işlerin ön safında yer almasına nedendir.
6r
60
Sinan'ın bütün Osmanlı İmparatorluğu çerçevesindeki yapıları planlama ve denetle­
medeki etkinliği çok genişti. Örneğin, sultanların yazlık başkenti olan Edirne yolu üze­
rinde (975/1 5 67- 68'de tamamlanan) bir seri köprü yapmıştır. Bu köprüler, Kanuni'nin
Eylül l 563'te Büyükçekmece'de iken, ciddi sonuçlar doğrubilecek bir sele yakalanma­
sından sonra inşa edilmiştir. Edirne'de 1 569 ile 1 575 arasında kendisinin en üstün yapıtı
olarak değerlendirdiği ve l 5 72'de açılan il. Selim camisini yapmıştır. Bu caminin boyut­
ları, İstanbul'daki sıkıştırılmış planlarının bu yönteme inanmasından ve çok sınırlı alan­
ları mümkün olduğunca iyi kullanma gereksiniminden doğduğunu gösterir.
Mimar Sinan ölümünden (996/ l 5 87- 8 8) çok önce Osmanlı mimarlarının eşsiz mi­
marı olarak meşhur olmuştu. İstanbul'un mevcut görünümünü kazandırmak açısından
başka mimarlardan çok daha etkili olmuş ve yapılarındaki çeşitlilik ve hacimsel deneyim
bakımından kendinden sonra gelecek mimarlara ekleyecekleri herhangi bir gelişmeye
pek yer bırakmamıştır. Sinan'ın yapılarının sadece sayısı bile ona yöneltilen methiyeleri
çoktan doğrular ve ona Avrupa çapında bir ün talep etme hakkı verir. Sinan'ın kendisine
mal edilen yapılardaki gerçek sorumluluğu şöyle açıklanabilir: Muhakkak daha az kı­
demli mimar ve müteahhitlerden oluşan bir kadrosu vardı ve bazı durumlarda, Hassa
Mimarın bürosunun katkısı sadece planları çizmek aşamasına kısıtlanmış olabilir. Bu
planların gerçekleştirilmesi herhalde o inşaatın başındaki inşaatçıya bırakılabiliyordu.
Hassa Mimar olarak öncelikle Sultanın inşaatlarından sorumlu idi. Dolayısıyla örneğin
Süleymaniye'nin inşaatı sırasında işleri denetlemek üzere inşaatın başında olmak zo­
runda idi. Bu durumun sonucu olarak aynı anda yürüyen başka inşaatları, meslekdaşla­
rına havale etmesi gerekiyordu herhalde. Örneğin Haseki Hürrem'in Kudüs ve Mekke
vakıflarının inşaatları tam Süleymaniye ile çakıştığından, böyle bir zorunluluk doğmuş
olsa gerek (fakat yine de Sinan'ın işleri hakkındaki bazı kataloglarda bu yapılar da onun
diye geçer) . Meinecke de Kanuni'nin Kudüs'teki yapı işleri ile sürekli ilgili olmasına kar­
şın, Hürrem Sultan'ın imareti dahil bütün inşaatlarda İstanbullu zanaatkarlar yerine
Halep, Şam ve hatta Kahire' de eğitilmiş ustaların çalıştığını belirtmiştir. Bu nedenle eğer
Sinan gerçekten Hürrem'in yapılarından sorumlu idiyse, katkısını saptamak güçtür.
Sinan'ın sorumlu olduğu bütün yapılar devlet inşaatı değildi, çünkü birçok vezirin
dini vakıflarını da o yapmıştır. Bunlar için kendisine günlük olarak aldığı 5 5 akçe hari­
cinde bir ödeme yapılıyor muydu acaba? İmparatorluğa ait binaların yapımları arasında
kalan zamanda özel iş almasına izin verilmesi gayet muhtemeldir. Fakat birçok vezir ev­
lenme yoluyla Sultan'ın ailesine katıldığı için konumları dolayısıyla Sinan'a iş verme
hakkına sahip olmuş olabilirler. Durum böyle olmasa bile, Sultanın dini vakıf sermayesi
olarak arazi ve para bağışında bulunması olağan olduğundan, bu bağışlara saray mima­
rının ücretlerinin de dahil edilmiş olması şüphe götürmez.

Cami kandili
İstanbul'daki Sokullu
Mehmed Paşa camisinden
İznik, r 5 70 civarı. Bkz. Kat. no. r 6o

62
1 »Süleyman l«, »IA«; Uzunçarşılı 197 5, 659 - 96. 39 Hürrem'in bir taraftarı tarafından yazılan ve o kişinin 156l'de 77 İlk vakfiyenin tanziminden kısa bir zaman önce İstanbul vakfına 1 16 Lane 1966, 25 - 3 4.
2 Elton 1963, 133 - 39. ölümüyle biten imzasız bir vakayıname. Hürrem'i »hiçbir yeri ali­ yapılan bağışlar çoğunlukla iki ya da üç köylük küçük miktar­ 11 7 Raymond 197 3 -7 4, 1, 1-209.
3 Gök bilgin 197 0, 5 - 30; Lefaivre 1902. cenaplığının eserlerinden yoksun bırakmayan o büyük velinimet« larda yapılmaktaydı (TKSA fermanlar E. 9 5 17 Muharrem 946 118 Heyd 1960, 160 - 61, 10 I Cumada 9 7 3/3 Aralık 1565. Eğer bu
4 Cornell Fleischer, »Alqas Mirza«, »Encyclopaedia Iranica. diye betimlemekte ve Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid'in başları/ Mayıs 1 5 3 9 sonları; E. 9099 Ramazan 946/0cak -Şubat olay 1565'de göreli olarak uzak sayılacak Osmanlı eyaletlerinde
5 Gökbilgin 195 7 , 449 - 82. ölümlerinin içyüzünü gizlemektedir. Sık sık Rüstem'e atfedilen 1 540; E. 7766 Ramazan 947 başları. olabiliyorsa, beş ya da on yıl önce İstanbul'da neler olabileceğini
6 Taeschner 1956, 53 - 55. bu kayıtlar, Rüstem'in kendi eseri olabilirse de, daha büyük ihti­ 7 8 Stephan 197 4, Kudüs Halidiye Kütüphanesi 116. insan düşünmeden edemiyor.
7 »Alkas Mirza«, »EF«; »Elkas Mirza« , »lA«; »Alqas Mirza«, »En­ malle değildir ve şimdilerde genellikle Matrakçı Nasuh'a atfedil­ 7 9 Kappert 1981, 3 7 5 b -7 9a. 119 Busbecq, »Letters«, 138. »Büyük miktarda kehribarın (Danzig'­
cyclopaedia Iranica« ; Walsh 1976, 61-78. mektedir. 80 Bu izahat Turan 1961'e dayanmaktadır. den) Türkiye'ye ihraç edilmekte olması nedeniyle bu maddenin
8 Longworth Dames 1921, 1-28; Orhonlu 1962, 1-24. 40 Raymond 197 3 -7 4, 107 - 64; Hess 19 7 0, 1892-1919. 81 L E. Ruscelli 1564-77 , 166 b - 1 7 2a. ne işe yaradığını ve daha uzak ülkelere de ihraç edilip edilmediğini
9 Deny and Laroche 1969, 161- 211. 41 Boxer 197 3, 39 - 65; Orhonlu 1962, 1 - 24 82 Cf. Düzdağ 197 2, 964- 66 numaralar. öğrenmek istedi. Nihayet İran'a gönderildiğini, orada çok değer
10 »Ali Paşa, Semiz« . »IA«. 42 Orhonlu 197 0, 235 - 54. 83 Uluçay 1956, Gökbilgin 1955, 11- 50. verildiğini ve odaları, dolapları ve kutsal emanetlerin korunduğu
11 İstanbul'dan mektup, 1 5 3 1 (Marino Sanuto, »Diarİİ« LV 43 Lane 1940; 1966, 25 - 34. 84 Çavuşoğlu 1982, 641- 86. sandıkları süslemede kullanıldığını öğrendi.«
(1899-1900), 232): 44 Guilmartin 19 74. 85 Çavuşoğlu 19 7 8, 450 -16. 120 Kürk ticareti için Tezcan ve Delibaş'a (1986, 42- 45) ve atıflarına
Poi parlo di le belleze di Veniexia, et per _i l turziman li fo ditto gran 45 İpşirli 1982, 203 - 48. 86 Fleischer 1986, 63 - 64, 222- 23. bakıııız. Devlet·tüccarlarının yükselişi ile ilgili olarak hala sadece
ben e di richissime fabriche, et e inexpugnabile per le acque l'a 46 Achard 1939; Fisher 195 7 . 8 7 Turan 1961; Uluçay 1955, 185 - 200. bazı belirtilere sahibiz, cf. Bennigsen ve Lemercier - Quelquejay
torno. il bassa disse, voria veder questra. Li dissi: »Sultano 47 »Hayreddin, Barbaros Paşa«, IA; »Khayr al-Din«, Ei2. 88 Charriere 1848 - 60 il, 103, 7 16-18. 19 7 0, 363- 90.
quando tu la vedesti, trovaresti piı'ı amor e fede ehe beleze«. Disse: 48 Cipolla 1965. 89 »Süleyman l « , IA. 121 Rogers, »in Memoriam Vanco Boskov«, 1986, 135,55. l. Fran­
»Ill credo. Quando faremo la empresa di Roma visiteremo quelli 49 Deny ve Laroche 1969, 161-211. l. Francis'ın diğer hükümdar­ 90 Düzdağ, loc. cit., no. 7 . cis'e Kanuni tarafıııdan özel ticari imtiyazlar bahşedildiği
signori; ne vedere volontiere, perche i ama questo imperador.« . lara karşı olan davranışını düşününce onun ardıllarının nasıl olup 91 Uzunçarşılı 1960, 103 - 1 10. 1536'dan sonra, bu çok kazançlı kumaş ticaretinde Marsilya'nın
12 Kunt 1983; »Devshirme« »EF«; Menage 1966, 64-78; »Ghulam«, da İngiltere'yi sadakatsizlikle suçlama cesaretini gösterdikleri şa­ 92 il. Selim ve ardıllarının yönetimi altında, potansiyel rakiplerin payı önemli ölçüde artmıştı.
»Ei2«. şırtıcıdır. gayrımemnun öğelerden yararlanmalarını önlemek amacıyla, 122 »il primo libor delle lettere«, ed. E. Nicolini (1913), 369.
13 Miller 1941; Uzunçarşılı 1945. 50 Dorez 1901. prenslerin taşra valiliklerine gönderilmeleri geleneğinden vazge­ 123 Tucci 1985, 3 8 - 55; Simon 1985, 56- 69.
14 Uzunçarşılı 1943 - 4; Menage 1966, 64-7 8. 51 Ruscelli 1564-77, sa ff. çildi. 124 Kretschmayr 1897 , 1-106.
15 Turan 19 7 0, 47 - 1 1 7 . 52 François Rabelais, »Letters« ed. Mme de Sainte Marthe (Brüksel 93 Anon 1589. Göllner 1961- 68'de belirtilmemiştir. 125 Pietro Aretino'dan Gritti'ye Eylül 1534 tarihli bir mektup, Da­
16 Elton 1963. 1 7 10), 23 - 24. 94 Çulpan 197 0, 291-99. vud'un Yedi Nedamet İlahi'sine ilişkin yazdığı notlara ilişiktir.
17 Behrnauer 1 858; Schaendlinger 197 8. 53 Lybyer 1915, 5 77- 88. 95 »Kanun«, El2• Süleymaniye yazıtında Kanuni'nin ünvanları ara- Gritti'nin toplumsal ve kişisel hataları hakkında nasihatlar ver­
18 Hale 1983; id. 1985, esp. 1 7 9ff. 54 Tucci 1985, 3 8 - 55; Simon 1985, 5 6 - 69. sında »nashir al-qawanin al-Sulti\niyya«. mektedir.
19 »Letters« , 123 - 24. 55 Ailen 1963; inalcık 19 7 9, 7 4 - 1 10; Kortepeter 1966, 8 6 - 1 13. 96 İnalcık 1969, 105 - 38. 126 Daha o zamandan Transilvanya'daki karışıklığın içine girmiş ve
20 »İbrahim Paşa, Pargalı«, »lA«. 56 Hess 19 7 0, 1919, no. 1. 9 7 Fleischer 1986, 191- 213. nakit para ihtiyacı içinde olan Gritti, 1533 yılında halktan zorla
21 Marino Sanuto, »Diarİİ« XLI ( 1 894), 526 - 27 . 5 7 Marino Sanuto, »Diarii« XLI ( 1894), 626. 98 Dorez 1901, 216-1 7 . büyük miktarda safran alarak külliyetli miktarda para biriktir­
22 Feridun 19 7 4 -7 5/15 858, l, 544 - 46. 58 »Khurrem«, Ei2, »Hürrem Sultan«, IA. 99 Hammer 1828, 2 1 6 - 1 7 . miştir. Elinin altında bu kadar para bulunması epeyce olağandışı
23 Cf. ancak elçi Schepper ile dialoğunda İbrahim Paşa, kendi gücü­ 59 Ruscelli'de 1564-77, 166 b - 1 7 2 a. 100 Davetiyeler bir aydan biraz fazla bir süre Önce gönderilmişti (1 bir olgudur.
nün Sultanınkine eşit olduğunu söyleyerek ihtiyatsızca kendi 60 »l. Süleyman«, IA; Kappert 1981, 37 5 b - 9a. Ramazan 936/29 Nisan 1530) (Marino Sanuto, »Diarii Llll.« Ve­ 127 Faik 19 75; Evans 197 0; Kurz 19 75; Cipolla 1981; Marino Sanuto,
onayı olmazsa Sultanın güçsüz kalacağı hakkında böbürlenmiş­ 61 Uluçay 1960, 29- 47 ; id. 1956; id. 197 0, 227 - 5 7 . nedik 1898 - 99, 254 - 55). Bu, Türklerin çok hayranlık uyandıran »Diarii« LV, 14, 55, 636.
tir. »İbrahim Paşa, Pargalı«, IA. 62 Uluçay 19 7 1, 1 7 -19. kısa sürede muhteşem gösteriler kotarma kapasitelerinin o dö­ 128 459 ve sonrası. Neredeyse olaydan hemen sonra yazmaktaydı.
24 Ağustos 1534. Safevi Şah Tahmasp'la bir çatışma yakındı ve 63 Uluçay 1960, 36. Uluçay'ın transkripsiyonunda atlanmış olan ita­ nemde bile epeyce gelişmiş olduğunun açık bir işaretidir. 129 Bu Önemli şahsiyetin biyografik detayları için bakınız Heyd 1963,
doğru yöntem de onu Kanuni'nin yenmesini gerektiriyordu. So­ likle yazılmış Önemli pasaj, sayfa 1 7 5, Profesör Menage tarafın­ 101 Baumgarten'ın »Mısır gezileri«nde (147 3 - 1535) nişancılık maha­ 152-7 0; Terzioğlu 19 77 . Granada'nın düşüşünden sonra 1493'de
nunda böyle bir karşılaşma olmamıştır. Gökbilgin 1957 , 449 - 82. dan faksimile'den okundu. retlerinin, eğersiz ata binme gösterilerinin ve 1507 ' de Kansuh al­ Türkiye'ye gelen babasının kariyerine benzer bir şekilde, onun
25 Saint-Genois ve Yssel de Schepper 1857 , 199- 20. 64 Askenazy 1896, 1 1 3 - 17 . Gavri dönemindeki Memluk birliklerinin kuşatılmasını tasvir kariyeri de ilkede Müslüman olmaları gerekmeyen saray hekim­
26 Kappert 1981, 1 1 8 b; Marino Sanuto, »Diarii« XXXVI 65 CF: »Hürrem«, IA. eden gösterilerin olağanüstü bir betimlemesi mevcuttur. leri ile, tamamen Müslüman olan hastane (Örneğin Kanuni ve
(1892- 93), 505 -507 . 66 Hammer 1828, III, 346 - 48, Feridun 127 4 -7 5/1858, II, 63 - 66. 102 Yurdaydın 19 7 6, 7 , 125 - 26. Nasuh'un 936/1529- 30'da yazdığı Hürrem Sultan tarafından vakfedilmiş hastahanelerdeki gibi)
27 Uzunçarşılı 197 6, 55 - 65; Kappert 1981. 67 Ruscelli 1564- 77 , 166 b - 1 7 2a. » Tuhfat al-Guzat«ında yer aldığını belirtir. (Süleymaniye Kütüp­ personeli arasındaki farklılığı ortaya koymaktadır. Musa Hamon
28 Bahçeler ve özellikle mevsim dışı meyve vermiş dallar da muhte­ 68 Ongan 197 4 indeksinde Hürrem'in Ankara'daki camisine yapı­ hanesi, Esad Efendi 2206). Nasuh'un kendisine ait olabilecek sonunda Kanuni'nin hekimlerinden bir başkasıyla, bu kez bir
meleıi kağıttı. lan atıflar yanlıştır. olan çizimleri onun Baumgarten'ın betimlediği Memluk askeri Müslüman olan Şeyh Mahmud al-Kaysuni ile Kanuni'riin kronik
29 »İbrahim Paşa, Pargalı«, IA. Jenkins (19n); hangi kanıta dayan­ 69 Stephan, 197 4, 1 7 0 - 94; Hammer 1828, III, 346 - 48; Feridun teftiş g�leneğine olan borçluğunu göstermektedir. gutunu afyonla tedavi etmesinin doğruluğu üzerinde polemiğe
dırdığı belli olmadığı halde, İbrahim Paşa'nın bir hadım olduğu 127 4 -75/1858, il, 63 - 66. 103 Cenova'daki San Giorgio Bankasının arşivlerinde bulunan tarih­ girmişti. Bu tartışmayı kaybetti, gözden düştü ve kısa bir zaman
sonucuna varmaktadır. 7 0 Taşkıran 197 2, 185 - 98. siz mektup, tercümesi Davey 1907 , 18 -19. sonra 1554'de öldü.
30 Sadrazamların evlilik yolu ile Sultan'ın ailesine girmeleri sıkça 7 1 Özellikle kadın hastalara bakıldığının ilk belirtisi onyedinci yüz­ 104 TKSA D. 10 7 34. 130 Mraz 1980, 3 7- 48; Viyana 1983, 9 7 ve 100 numaralar.
rastlanan bir olguydu. Hatice Sultan'a karşı önemli savlar için yılın ortasına, Evliya Çelebi'nin burayı kısmen bir tımarhane ve 105 Raby ve Yücel, »Osmanlı Sarayında Çin Porselenleri«, Kralı! ve 131 Tekeli 1966.
bkz. Uzunçarşılı 1965, 355 - 61. kısmen de kadınlar için bir düşkünler yurdu olarak tasvir ettiği diğerleri 1986, 27 - 54. 132 Ünver 1969; Mordtmann 1923, 8 2 - 93; Sayılı 1956, 429 - 84.
31 Cf. Uluçay 1960, 7 1-3, no. 7 , TKSA E. 5860, kendi elyazısı ile de­ döneme rastlar. 106 Köseoğlu 198 7 , pi. 48. 133 »Letters« , 39.
ğil. Buradaki bilgi tamamen Profesör V. L. Menage'ın verimli ça­ 7 2 Bir önceki yıldan kalan 100 000 akçe ile birlikte 965/155 7- 5 8 yılı 107 Deissmann 1933, Berkovits 1963; Csapadi ve Csapadi - Gardonyi 134 Atasoy 1 97 2 b.
lışmasıdır. Bazıları evlendikten birkaç ay sonra 1524 Mısır sefe­ için toplam yıllık gelir 900000 akçe idi (TKSA D. 45 75). Üç yıl 19 7 8; Schallaburg 1982. 135 Berchem 1927 , 403 -12. Kovulanlar arasında Kutsal Topraklara
rinden, diğerleri ise 1533 - 35 İran seferinden olmak üzere İbrahim sonra 968/1560 - 61 (TKSA D. 45 7 3), Aydos'taki köylerin ve 108 Flaman goblen dizayneri Pieter Coecke van Aelstde 1553'te muh­ hoca olarak gelmiş olan ve Yezuitlerin gelecekteki kurucusu İgna­
Paşa'nın karısına yazdığı birkaç başka mektup daha korunmuş­ Akyalı ve Çorlu kazalarının kiralarını dışta bırakarak, ancak bir temelen Antwerp'de yayınlanan »Ces Moeurs et fachons de faire tius Loyola da vardı.
tur. önceki yıldan büyük bir ihtiyat ile birlikte toplam gelir 1 500000 de Turcz . . . « adlı baskı koleksiyonunda bunları resmetmiştir. 136 Berchem 1922; Meinecke (yayınlanacak); Rogers, Serageldin ve
32 TKSA D. 6107 sarayının sadece yiyeceğe giden aylık harcamasını akçe idi. O yıl harcamalar azami 800 000 akçe idi ve böylece fazla­ 109 Karabacek (1913, 3 - 109) tarafından ikna edici bir şekilde savu­ diğerlerinin içinde, 1982, 53 - 61.
18 358 akçe olarak vermektedir. lık hemen hemen yüzde elli oldu. nulan bir tesbit. Ancak bunlar Dorez'de (1901) yer almamakta­ 13 7 Heyd 1960, 143 - 55, no. 9 1 , tarih 23 Receb 1959/15 Temmuz
33 Mektupları, Venedik cevher ticaretinin canlı bir tablosunu çizen 7 3 Barkan ve Ayverdi 19 7 0, »passim«. dır. 1552.
kardeşi Lorenzo vasıtasıyla, ef. Kretschwayr 189 7 , 104 ve sonra­ 74 Washington 198 7 , 28 7 ; cf. Taşkıran 1 97 2, 46 - 8. 110 Heykellerin Kanuni'nin değil, İbrahim Paşa'nın ganimeti olma ih­ 138 »Al-Kuds, Tarih«, Ei2.
sı. 7 5 Çoğunlukla Kudüs, Nablus, Gaza, Safad ve Sidon sancakların­ timali henüz gözardı edilemez (Bu, heykelerin neden Topkapı Sa­ 139 Berchem 1922, 3 77- 4 1 1 .
34 »Rüstem Paşa«, IA. daki topraklar ve köyler ile Tripoli ve çevresindeki kent mülkleri. rayına değil de, kendi sarayının dışında Hipodroma konduğunu 1 4 0 Refik 193 1; Meriç 1965; Goodwin 197 1, Özellikle 241- 83.
35 Kresevljakovic 1928, 27 2- 8 7 . Eriha kentinin de büyük kısmı vakfa aitti, ancak Muharrem açaklayibilir). 141 Barkan 19 7 2; 19 7 9; 1-11; cf. Rogers, »IJMES«, 13 -14 ( 1982).
36 Gökbilgin 1955, 1 1- 50. 97 21Ağustos 1564'de burası asilerin elindeydi ve Kudüs ve Gaza' - 1 1 1 Feher, »Kanuni Armağanı« (19 7 0), 203- 206. 142 Çeçen 1986; Anhegger, TD 1 (tarihi yok), 119- 38.
37 Kunt 1983. nın askeri valilerinin zeametlerinden bazı mülklerle değiş tokuş 112 Hasluc 1928, 1, 9-13. 143 Rogers, »IJMES« 13 ( 1 982), no. 9.
38 TIEM 2404, tarihi il. Cumada 2967 sonları/Şubat sonu - Mart edilmesi teyid edilmişti. 113 Hammer 1828, III, 14-15 . 144 Barkan 19 7 2, 1, 14-40.
başı 1562, İstanbul 1986, no. 16. 7 6 Fleischer 1986, 28. 114 Cf. Babinger 1956, i l . Mehmed v e i l . Bayezid'in saraylarındaki 145 Barkan 19 7 2, 1, 326 - 28.
mukaddes emanet kültür, dini, estetik ve oportünistçe olarak kay­ 146 Cf. il. Cumada 967 sonları/Şubat sonları - Mart başları 1562 ta­
detmektedir. rihli ferman, TIEM 2404, İstanbul 1986, no. 16.
115 Cf. Atıl 1986, f. 289 a. 147 Barkan 19 7 2, 1, 331- 55; il, 32- 50.
r
1 Tasvirler (ikonlar) (no. ı- 6)

Kanuni'nin günümüze dek kalan tek portresi, yetenekli kaptan güncel bir vesileyle elde ettim. Çünkü kendisine yaptığım veda
Haydar Reis (Nigari,)1 tarafından büyük olasılıka 1 5 5 0 - 1 5 60 ziyaretindeki görünüşü, bana ilk geldiğim zaman lütfettiği gö­
yılları arasında yapılan ve Kanuni:yi yaşlı bir adam olarak res­ rüşmemizdeki görünüşünden çok farklıydı. «
meden portredir. Ayrıca Kanuni'yi ayakta duran bir kişi olarak
resmeden ve arka planda Süleymaniye camisinin yer aldığı (ve
bu nedenle muhtemelen Süleymaniye'nin açılış yılı olan l 5 57
yılında yapılmış - bkz. n o . l), »Melchior Lorch« tarafından y a
kendi eskizlerine dayanarak ya da b i r Osmanlı portresinden 1 Kanuni Sultan Süleyman'ın Boy Portresi
kaynaklanarak yapılmış bir portre gravürü mevcuttur. Kanu­
ni'nin Avrupa'da yapılan »portre«leri arasında en etkili olanı, Sanatçısı ve Tarihi: Melchior Lorch (Lorichs), 15 7 4
»Bayonne« deki »Bonnat« müzesinde bulunan, 1 526 yılında2 Boyutları: 1 8 cm x 24 cm
Bedin, SMPK, »Kupferstichkabinett« B 1 4 -1
D ürer tarafından yapılmış olan bir baş portresidir. Burada Ka­ Sol üstteki latince yazı: IMAGO VERE EXPRESSA SULTA: SOLEIM:
nuni genç bir adam olarak, başında kavukla, sinek kaydı traşlı ARTE ET MANU MELCHI: LORICHS CONSTANTINOPOLI
fakat gür bir bıyıkla ve dikkati çekecek derecede uzun bir bo­ ANNO 1 5 5 9
yunla resmedilmiştir3. Dürer'in bu resmi hangi kaynağa da­ Caminin üstündeki !:itince yazı: TPLM COSTIT: A SULT : SOLEIM:
Kaynak: Donati 1956; Fischer, 1962, 3 8 ff.; Eyice, Kanuni Armağanı,
yanarak yaptığı konusunda sadece tahmin yürütebiliriz. Fakat
1970; Lesure 1972; Londra 1983, no 82; Londra 1988, no. 2
Kanuni'nin mevcut Avrupa kökenli yağlı boya portreleri de bu
resimdekine oldukça benzer bir tipi resmetmişlerdir. Bunlara Bakır baskı (gravür) Kanuni Sultan Süleyman'ı İstanbul'un ka­
örnek olarak Budapeşte'de bulunan (»Magyar Nemzeti« mü­ pılarının birinin önünde dururken göstermektedir. Zengince
zesinde »Tarihi Resim Galerisi«ndeki 4 3 8 no. lu eser) , zaman süslenmiş bir fil bu kapıdan geçmektedir. Filin üzerinde bir sü­
zaman Tiziano çevresinden geldiği söylenen4 ve »viri illu­ rücü ve bir de elinde çatallı bir sancak taşıyan bir adam bulun­
stri«nin alışılagelmiş rönesans modası portreleri arasında irde­ maktadır. Sancağın üzerinde görülen yarım ay, o dönemde Av­
lenebilecek portreyi vermek mümkündür. rupa'da Osmanlı İmparatorluğu'nun sembolü olarak yorum­
Gene aynı örneğe dayanan, Ferrare'li heykelci ve madalyon lanmaktaydı7. Arka planda kapı kemerinin arasından l 5 57
yapımcısı Alfonso Cittadella (Lombardi) tarafından yapıldığı yılında açılan Süleymaniye camisi görünmektedir. Caminin
tahmin edilen, başında kavuklu genç bir adamı resmeden, üze­ üzerindeki yazı, Kanuni'yi camiyi yaptıran kişi olarak tanımla­
rinde SOLYMAN IMP TVR harflerinin dökümle işlenmiş ol­ maktadır. Caminin altında görülen yapının muhtemelen impa­
duğu ve üzerine ufak tefek değişikliklerle benzeri haflerin dö­ ratorluğun ahırı olduğu sanılmaktadır.
külmüş bulunduğu birkaç örneği mevcut olan bir de madalyon Kanuni burada orta yaşlı biri olarak sunulmaktadır. Çökük
vardır5. Üzerinde yüksek uçlu bir kavuk taşıyan bir adamın res­ yüz, gür bir sakalla çerçevelenmektedir. Kanuni, hareli bir ku­
medildiği bir anonim İtalyan madalyonu, yukarıda tarif edilen maştan yapılmış ve şişkin bir kuşakla tutturulmuş kaftanının
madalyonlardan farklıdır (British Museum, Madeni Para ve üzerinde kolsuz bir palto taşımaktadır. Paltonun üzerinde zen­
Madalyonlar Bölümü, M 2071). Kanuni'nin açıkça portesinin gin işlemeli bir kılınç ve kemer yer almaktadır. Kanuni'nin bir
yapılmasına karşı hiçbir önyargısı olmamasına rağmen, ken­ blok gibi resmedilmiş figürü anıtsal bir etki yaratmaktadır. Ka­
disi Fatih Sultan Mehmed'den farklı olarak Avrupa'lı sanatçı­ nuni sağ taraftan ve üstten ağır bir perdeyle çerçevelenerek hey­
lara hiç portre ısmarlamamışa benzer. Ayrıca Kanuni, Avrupa beti ve anlamı betimlenmektedir.
ülkelerinin elçilerine eşlik edenlere veya diğer yabancılara port­ Fakat bu boy portresi canlı modele dayanarak yapılmamış­
resini yaptırmak üzere poz vermeyecek kadar ulu ve ünlü biri­ tır. Kanuni zaten bir Avrupa'lıya resim yaptırmak üzere man­
siydi. kenlik te yapmazdı. Lorch örnek olarak muhtemelen kendisin­
Tüm Avrupa'lı yorumcular Kanuni'nin değerli görünüşün­ den önceki elçi Busbecq'e armağan edilmiş olması olanağı
den, dik ve mağrur duruşundan söz ederler. Fakat ileri yaşlarda kuvvetli olan ve bir Osmanlı hanedanı ressamı tarafından
kendisi anlaşılan görünüşünün olabileceği gibi olmadığının bi­ yapılmış bir portreyi kullanmıştır. Kanuni'nin muhtemelen o
. ( lincine varmştır. Busbecq l 5 5 5 yılında Kanuni'nin derisinin devre ait Nigar! portesinde (TKS H. 2 1 3 4/8) mevcut yüz hatla­
kötü rengini şöyle tarif etmektedir6: » Ve genel olarak baca­ rındaki benzerlik nedeniyle Lorch'un portresinin bu portrenin
ğında dermansız bir kanser veya kangren (yanık) olduğuna ina­ sadık bir kopyası olduğu düşünülebilir.
nılmaktadır (sık sık bunun kronik bir nikris olduğu öne sürü­ 1 5 74 yılında yapılan bu bakır baskı (gravür) için örnek ola­
lür). Memleketlerine dönen elçilerin, kendisinin sağlık duru­ rak l 5 59 yılında yapılmış bir çizgi resim kullanılmıştır ve bu
munun mükemmel olduğu izlenimine sahip olmalarını özel­ resmi Lorch yarım boy portre (göğüş hizasından yukarı) yapar­
likle arzu ettiği için derisinin rengindeki bu hatayı yüzüne ken de kullanmıştır (bkz. no. 2). Gravürde 15 59 yılını belirten
kırmızı bir pudra tabakası sürerek giderir. Yabancı ülkelerdeki yazı da bu resme bir atıftır.
hükümdarların kendisinin güçlü ve sağlık durumunun iyi oldu­ Resmin arka planında yer alan motiflerle mimari motiflerin
ğunu duyduklarında kendisinden daha çok çekineceklerini dü­ kaynağı, Lorch'un İstanbul'da bulunduğu süre içinde, sonra­
şünmektedir. Ben onun bu alışkanlığına ilişkin açık bir belirtiyi dan tahta gravürlerden oluşan bir eserde yayınlamak üzere

66
r
yaptığı çeşitli çizim ve eskizlerdir. Bu eser daha sonra tamamla­ 2 Kanuni Sultan Süleyman'ın Yarım Boy
namamışsa da Lorch'un bu çerçeve içinde yaptığı tahta gravür­ dört katlı taç, Avrupa'lıların gözünde Kanuni'nin hükmettiği
Portresi dört kraliyetin sembolüdür; Asya, Yunanistan, Trabzon ve Mı­
ler Osmanlı örf ve adetlerini sağlıklı bir şekilde yansıtmakta­
dır8. Sanatçısı ve Tarihi: Melchior Lorch (Lorchis), l563'ten önce sır kraliyetleri. Bu taç l 5 32 yılında Venedik'li kuyumcular tara­
Lorch 1 5 5 5 ( 5 7 ?) yılında imparatorluğun elçilik heyetiyle Yaprak boyutları: l 8 cm x 24 cm fından yapılmış ve I I 5 ooo dükaya Sultana satılmıştır.
Viyana'dan İstanbul'a doğru yola çıkmış ve İstanbul'da elçi Bedin, SMPK, »Kupferstichkabinett« B 1 3 Burada sergilenen tahta baskı_ (gravür), birkaç parçadan
Naşi yazı tekniğiyle yazılmış arapça yazı »Sultanların Sultanı, Sultan oluşan büyük bir eserin bir örneğidir. Bu eserin üç yapraktan
Augier Ghislen von Busbecq'in halefi olarak birkaç yıl kalmış­ Süleyman Paşa, Sultan Süleyman'ın (Sultan Selim'in olsa gerek) oğlu«
tır. Hans Harbeck bu seyahatin nedeni olarak Lorch'un antik gibi alışılagelmemiş sıfatları kullanmakta ve »Allah yardımcılarını ko­
oluşan tam örnegi, New York'ta » The Metropolitan Museum
devir sanatına karşa olan ilgisini belirtmektedir.Lorch l 5 s ı rusun« standart ifadesiyle bitmektedir. of Art« adlı müzede mevcuttur. New York'taki baskıda resim,
yılında Roma'd a antik devir Üzerine araştırmalarda bulunduk­ Latince yazı: IMAGO SULEYMANNI TURCORUM IMP. iN miğferin üzerinde yer alan bir tuğ ile ve Üzerinde yazı olan bir
ORIENTE, UNICI FILII QUI AN. DO MDXX. PATRI iN IMPERIO şeritle genişletilmiştir. Paris ve Londra'daki diğer baskıların
tan sonra eski Yunan sanatı üzerine araştırma yapmak için bir
olanak aramıştır. O dönemde Balkan yarımadası Osmanlıların
SUCCESSIT: QUO ETIAM ANNO CAROLUS. V. MAXAEMY­
yanısıra, 1 5 3 5 yılında yapılmış ve »Agostiono Musi Venezia­ ı
LIANI CAESARIS NEPOS AQUISGRANI iN OCCIDENTE CORO­ i
hakimiyetinde olduğu için de doğuya giden bir elçilik heyetine NATUS EST CHRISTIAN: IMP: A MELCHIORE LORICIS, FLENS­ no«nun isteğine aykırı olarak bu resmi içeren bir de bakır baskı 1

�:
katılabilmek için Viyana 'ya gitmiştir.9 BURGENSI, HOLSATIO, ANTIQUITATIS STUDIOSISS: CON­ mevcuttur. Burada sergilenen ve Paris'tekiyle aynı olan Berlin
Lorch bu gravürü 2 1 Nisan 1 5 74 yılında »Türk İmparatoru
STANTINOPOLI, AN. MOXIX, MEN. FEB., DIE XV, VERISSIME gravürü orjinal olarak değerlendirilmelidir ve bu baskı diğer iki
EXPRESSA. baskıya örnek oluşturmuştur.
Sultan Süleyman . . . Gerçek ve Asıl Suret ve Resim . . . (Soldan Kaynak: Lokman, Seyyid, IA; Fischer, 1962, 30, 38
Soleyman Turkischen Khaysers . . . Whare und eigentliche con­ New York örneğinde yukarıda adı geçen şeridin Üzerindeki
trafectung und bitdtnuss . . . ) adlı eserinde »Antwerpen«de
« Bu bakır baskıda Melchior Lorch, Kanuni Sultan Süleyman'ı »SULIMAN OTOMAN. REX. TURC. X . « yazısı her ne kadar
yayınlamıştır. Bu eser sadece kısmen günümüze dek kalabil­ göğüs hizasından yukarı, yarım boy resmetmiştir. Kanuni bu­ resimdeki kişinin Kanuni Sultan Süleyman olduğuna işaret et­
miştir. Bu eser Danimarka kralı II. Friedrich'e bir ithaf olarak rada da izleyiciye ciddi ve heybetli bir şekilde bakmaktadır. Bu mekeyse de, bu resmin Kanuni'nin kendi devrinde yapılmış 1 '
kaleme alınmış otobiyografik bir bölüm ve Türkiye'nin akseri izlenim ayrıca zayıf ve çökük yüz hatlarıyla güçlendirilmekte­ mevsuk bir portresi olmaması gerekir. Burada daha ziyade bir
ve siyasi durumunun kısaca tanıtılması dışında dört bakır baskı dir. Başındaki yüksek kavuk, Lokman'a göre bu modayı ken­ tip resmedilmiştir.
(gravür) resmi içermektedir. Bunlar, Kanuni Sultan Süleyman disi çıkardığı için , »Süleyman! Kavuk« olarak tanımlanır. Üze­ Burada sergilenen resmin önemi, gelişiminin öyküsüne iliş­ ı - :� . .:·
kin bilgileri Marino Sanuti'den edindiğimiz taç-miğferden kay­ i ,·ı ..

ve o dönemde Osmanlı sarayında bulunan İran elçisi prens · rindeki giysiler de tam boy resimdekilerle kıyaslanabilecek ı . \;\ ·
İsmail'in birer tam boy ve birer yarım boy portreleridir. giysilerdir. Çünkü hem tam boy hem de yarım boy portre 1 5 59 naklanamaktadır. Marino Sanuti l 3 Mart l 5 32 tarihinde (Dia­ � . .... ..
1
yılından kalan bir örneğe göre yapılmışlardır. Burada dikkati rii LV, 1 899 - 1900, 634- 3 5 ) Venedik'te »Rialto« adlı köprü­ ' . .

çeken, Kanuni'nin heybetini betimleyen anıtsal sunuluşudur. nün üzerinde dikkat çekici, mücevherlerle bezenmiş dört katlı
Bu anıtsal stil kullanımında Lorch gerek Dürer'in geç bakır bir taç görmüştü. Bu taç » Caorlini« atölyesine, aralarında
baskı portrelerinden gerekse Tiziano'nun tahta baskı portrele­ İstanbul'daki Venedik elçisi Pietro Zen'in de bulunduğu bir
rinden etkilenmiştir. 10 konsorsiyum tarafından ıoo ooo dükanın üzerinde bir fiata
Kanuni Sultan Süleyman'a satılmak üzere ısmarlanmıştı. Bu
Daha Önce l no. da da belirtildiği gibi bu yaprak Kanuni'nin
taç Venedikliler tarafından gene fiatı ıoo ooo düka kadar olan,
boy resmi ve İran elçisi prens İsmail'i resmeden iki gravürle bir­
mücevherlerle bezenmiş bir eğerle birlikte deniz yoluyla »Ra­
likte 1 5 74 yılında yayınlanmıştır. Dolayısıyla Kanuni'nin bu
yarım boy portresi, prens İsmail'in yarım boy portresinin bir gusa«ya (bügünkü Dubrovnik) getirildi. Oradan da İbrahim
Paşa'nın gönderdiği silahlı bir muhafız konvoyunun eşliğinde
karşıtı olarak değerlendirilmelidir. Lorch bu iki resmin birer
İstanbul'a getirildi (Diarii LVI, 7, ıo). Sanuti tek tek altınların,
baskısını 20 Ocak 1 5 63 tarihinde Danimarka kralı II. Fried­
rich'e göndermiştir; demek ki bu resimler bu tarihten önce kıymetli taşların ve içinde tacın bulunduğu, altın ve satenle iş­
lenmiş, abanoz ağacından yapılmış kutunun listesini çıkartmış­
yapılmışlardır. 1 1
tır. Bu listede 50 elmas, 47 yakut taşı, enbüyüğünün 1 5 000
düka değerinde olduğu tahmin edilen 2 7 zümrüt, 49 inci ve bü­
yük firuze taş yer almaktadır. Bunların tümünün değeri
144 000 düka kadardır. Bu taç, kendisine birkaç ay önce arma­
ğan edilen bir deniz gergedanı dişiyle bu iş için kazanılan İbra­
him Paşa'nın aracılığıyla Kanuni'ye satılmıştır (Diarii LVI,
361).
3 Kanuni Sultan Süleyman Resmi Fakat Kanuni bu tacı is!am dünyasında taç taşıma alışkanlı­
ğının olmaması nedeniyle giymemiştir. Şüphesiz bu taç ta bir­
Sanatçısı ve tarihi: Tiziaııo çevresi, 1 532
Yaprak boyutları: 52,2 cm x 36,1 cm çok diğer nişanda yapıldığı gibi eritilmiş ve kıymetli taşlar da
Berlin, SMPK, »Kupferstichkabinett«, P. VI, 244, ıo2 başka mücevherat için kullanımıştır. Fakat bu taç anlaşılan Av­
Kaynak: Kurz 1969; Berliıı 1971, no. 28; Londra 1983, no. 6; Frankfurr rupa efsanesine Osmanlı taçlarının bir parçası olarak girmiştir.
1985, l9, dip notu 9
Bu tacı, iV. Mehmed'in ( 1648 - 87) (bkz. Münster 198 3, no. 59)
l 5 32 yılında yapılmış olan tahta baskı (gravür) Muhteşem Sul­ bir gravürüne dayanarak yapılan, II. Ahmed'i ( 1691- 95) can­
tan Süleyman'ı (ki Avrupa'da Koca Süleyman olarak bilinir) landıran anonim bir Alman süvari resminde de tanımak müm­
başında miğfer biçiminde bir taç ile göstermektedir. Bu dört kündür.
katlı altın taç yakutlarla, elmaslarla, incilerle, uzunca yapılmış
harika bir zümrütle ve büyük bir firuze taşıyla bezenmiştir. Bu

68
T
4 Barbaros Hayrettin Paşa 5 Süleymaniye Camisinin Görünüşü und 61 guld schuldig sein gewest solche Schuldt hatt aile der
turckisch Kheyser bezahlt und seyn frei lassen, und auch l OO
Avrupa'da »Barbarossa« olarak tanınır (ölümü 1 5 46), Cezayir Hü­ Tarihi: 16. yüzyıl gefangene Christen ledig lassen aus seiner gefangnus« (Kilise­
Kağıt üzerine karakalem, kahverengi-kırmızı ve siyah mürekkep
kümdarı ve Osmanlı Donanmasının Amirali nin - caminin anlamına; çevirenin notu - kubbesinin. üzerinde
Boyutları: 19,6 cm x 29,7 �m
Sanatçısı ve tarihi: Agostino Veneziano'nun tahta baskısı, 1 5 3 5
Bedin, SMPK, »Kupferstlchkabinett« Hdz 4 1 68 inşaatın bittiği günde kubbenin en tepesinde 300 koyun kesildi
Yaprak boyutları: 4 3 , 5 c m x 30,5 cm
Kaynak: Frankfurt 198 5, no. l/ 5 5 ve koyunların kanları kilisenin - caminin; çevirenin notu - üze­
Bedin, SMPK, » Kupferstichkabinett« B. 520
Kaynak: Bartsch, Le peintre-graveur xiv, no. 520; Klinger ve Raby; rinden aşağıya aktı ve bi.iti.in koyunlar fakir halka dağıtıldı ve
Londra 1988, no. 5 Arşın ölçeğiyle itinalı olarak yapılmış bu çizim, bu itinalı eskizi 400 kişi hapisaneden çıkartılıp serbest bırakıldı ve bunların ke­
daha sonra daha detaylı bir yapıta temel almak isteyen birinin faleti olan 50 ve 61 altını Ti.irk padişahı ödedi ve serbest bıraktı,
»ARIADENUS BARBARVSSA CIRTHAE TVNET IQ REX
kaleminden çıkmıştır. Bu detaylı yapıtın yapılıp yapılmadığı ve yine ıoo hıristiyan tutukluyu hapishanesinden çıkartıp ser­
AC OTOMANICAE CLASSIS PRAEF« imzalı tahta baskı
günümüze dek bilinmemektedir. Resmin belli yerlerini vasıf­ best bıraktı).
(gravür) , Barbaros'u üçte iki profilden gösteren yarım boy bir
landıran kahverengi-kırmızı ve siyah mürekkepli renklen­ Resmin alt kısmında soldan başlayan camiye ilişkin açıkla­
resimdir. Resimde Barbaros sola bakmakta, bir kavuk ve lame
dirme, daha sonraki asıl yapıt için yapılan hatırlatmalar niteli­ malar gelmektedir: »das gross thor, das thor in von Kirch darin
kumaştan bir kaftan giymektedir. Kaftanda birbirini kesen,
ğindedir. Buradan renkli bir yapıtın planlandığı anlaşılmakta­ 4 rinnstein und wasser rinnt; das Kirchthor; ? rinnen 16 Brun­
hartuçtan ve sivri oval desenli iki desen sistemi mevcuttur. Alın
dır. El yazısı notlar son derece titizlikle yazılmıştır fakat eserin nen vor; Bey <lisem thor geht der turkisch kheyser ain« (Büyük
alçaktır, bakış keskindir ve sakal karmaşık ve diken dikendir.
başlığında kullanılan yazı tekniği diğer yazılardan farklıdır ve kapı, kilisenin - caminin; çevirenin notu - içine geçilen kapı ve 4
Yüz o denli etkili çizilmiştir ki, Fransız hümanisti Rabelais'in
muhtemelen değişik bir zamanda yazılmış, değişik bir elden oluk ve içinde akan su; kilise - cami; çevirenin notu - kapısı; ? 1 6
yargısına kolayca katılmak mümkündür: Resim canlı model­
çıkmıştır. Başlık şöyledir: »Abkunterfettung des Turkischen çeşme akar; B u kapıdan Ti.irk padişahı geçer) (Bu yazıların
den yapılmıştır. Resme, Barbaros'un l 5 3 3 yılında Kanuni tara­
Keisser Suldan Suliman Kirchenn in Contantinopel "Stemul« okunmasındaki yardımlarından dolayı Alexandra Glanz ve
fından Osmanlı donanmasının başına getirilmek üzere Ceza­
(Con-s-tantinopel İstanbul' da Sultan Süleyman Kilisesinin - ca­ Gretel Wagner'e teşekkür ederim) .
yir'den İstanbul'a geldiği sırada İstanbul'da bulunan Venedik'li
misinin anlamına; çevirenin notu - aslına uygun resmi)'''. Sağ Sağ yukarıdaki detaylı yazılar, 8 Ekim l 5 57 yılında, kubbe­
ressamlardan birinin eseri örnek olmuş olabilir. Bu ressam
Üst k0şedeki yazı ise şöyledir: »Auff der Kirchen gewelb den tag nin en son kilit taşı oturtulduktan sonra yapılan açılış törenle­
belki de pek önemli bir ressam olmayan Gian-Maria di Adrian
da sy gar auB gepaut ist worden hatt man zu hochst oben 300 rine atıf yapmaktadır. Sanatçının bu törenlerde hazır bulunup
Gian-Battista idi. Bu ressamın l 5 3 3 yılında İstanbul'da bulun­
Schaf abgestochen das das plutt über die Kirchen ab ist gerun­ bulunmadğı - buna izni olup olmadığı - bizim için sanatçının
duğu bilinmektedir. Bir diğer olasılık ta bu ressamın, yazar
nen und solche Schaf aile den Armen Leutten geben und wir ismi kadar meçhuldür. Akla Melchior Lorch'un gelmesi ma­
Pietro Aretinos La cortigiana (Tutte le commedie, derleyen
darumb 400 per Sonen auB der gefaengnus gewesen so zu 50 kuldür fakat bu şimdilik kanıtlanmamıştır.
G.B. de Sanctis, Milano 1968, s. 173) aracılığıyla Venedik'li
kuyumcu Luigi Caorlini'yi takiben 1 5 3 2 yılında İstanbul'a
geldikleri bilinen bir gurup »ressam ve heykeltraş«tan biri ol­
masıdır. Barbaros İtalyan çağdaşları tarafından hem çok sevilir
hem de kendisinden çok kokulurdu.
İtalyan doktoru, gazetecisi ve sanat koleksiyoncusu Paolo
Giovio ( 148 3 - 1 5 5 2) kendi çağdaşlarından Avrupa 'lılar dışında
Osmanlıların da yer aldığı, tanınmış kişilerin portrelerinden
oluşan i.inli.i bir koleksiyon yapmış ve bu koleksiyonu »Como«
da müze olarak kullanılan villasında sergilemiştir. Kendisi aynı
zamanda »Elogia virorum bellica virtute illustrium« (Basel,
1 5 75) adlı eserin derleyicisidir. Giovio sadece Barbaros'un
daha sonra »Como« daki müzesi için Üzerinde düzeltmeler
yapılan bir tablosunu İstanbul'dan elde etmekle kalmamış,
aynı zamanda Tunus'un işgali sırasında Habsburg'lurarın ele
geçirdiği, Barbaros'a ait Kur'an'ı ve yemek ve yıkanma kapla­
rını da elde etmeyi becermiştir. Geçici de olsa bu Tunus zaferi,
Agostino Venziano'yu V. Charles'ın, I. Francis'in ve ayrıca Ka­
nuni ve Barbaros'un gravürlerini yayınlamaya yöneltmiştir.
1446 yılında Lesbos adasında Ti.irk bir askeri gediklinin
oğlu olarak dünyaya gelen Barbaros aslında 1 5 3 3 yılında
»Adalar Valisi« ve dolayısıyla Osmanlı deniz kuvvetlerinin ku­
mandanı olmadan önce bir deniz korsanıydı. Osmanlıların Ak­
deniz' deki hakimiyeti açısından Barbaros'un 1 5 3 8 yılında An­
drea Dorya'ya karşı kazandığı Preveze (Yunanistan) zaferi
önemlidir.

·,
71
6 Kuzeydoğudan Süleymaniye Camisi yoluyla oldukça fazla miktarda kaynak oluşmuş ve böylece in­
şaat alanında da diğer zenaat alanlarında da faaliyetler artmı­
il Hat ve tezhip (no. 7 - 24)
» Wohlgerissene und geschnittene Figuren zu Ross und sampt schoenen
Tuerckischen Gebaewden und allerhand was in der Tuerckey zu sehen« ştı. Örneğin İznik'teki atölyeler Süleymaniye camisi için 400
(Hamburg r626) (Ross için iyi bölünmüş ve kesilmiş heykeller ve tüm çini yetiştirmek zorunda kalmışlardır ve bu sayı diğer bazı ca­ getirebilecek nedenler vardır), Kanuni'nin kendisinin ve aile
güzel Türk binalarına ve Türkiye'de görülecek diğer birçok şeye) adlı milere oranla düşüktür. O dönemde Osmanlı hanedanının
Hat
çevresinin aşırı güzel yazı yazma eğilimlerinin var olduğu mey­
eserden imar işlerini yürüten dahiyane Mimar Sinan sayesinde, İstan­ Kanuni için yapılmış birçok sanat eseri, tartışılmaz ustalıkla­ dana çıkar. Hattatlar iki gruba ayrılabilir: ilki amatörler, ki
Sanatçısı ve tarihi: »MLF (Melchior Lorchis Flensburgensis)« imzalı,
bul Kanuni döneminde kendine özgü eşsiz görünümünü kazan­ rına rağmen, çoğunlukla imzasızdır. Fakat Kanuni devrinden bunlar boş vakitlerini güzel yazı yazmakla değerlendirenlerdir,
r 5 70 tarihli
Boyutları: r8,r cm x 54 cm mıştır. Mimar Sinan Süleymaniye camisini kalfalık döneminin günümüze gelebilmiş eserlerdeki imzaların hemen hemen tümü ikincisi ise profesyoneller, ki bunlar da Nişancının düzenlediği
Kaynak: Oberhummer r902; Wul inger r932, 3 5 5 - 68; Eyice, Kanuni eseri olarak nitelemiştir, buna karşın Edirne' de 1 561-1 574 yıl­ hattatların imzalarıdır. Çoğu eserin imzasız sunulduğu bu dö­ devlet evrakını yazanlar (bunlar Serkatiplikte çalışırlardı), ço­
Armağanı, r29-r70; Eyice r970, 9 3 - r 30; Londra r988, no. 7 ları arasıda yaptığı Selimiye camisini ustalık dönemi şaheseri nemde hattatların adlarının bu kadar belirgin olarak ortaya ğaltanlar (bunlar saray atölyesinde çalışırlardı) idi. Bunların
olarak görmüştür (bkz. no. 1 3 2 - 3 3 ) . çıkması tam açıklanamamakla birlikte, III. Murad için yanısıra, bir de ikinci grup profesyoneller vardı. Bunlar anıtsal
Süleymaniye camisi, Kanuni Sultan Süleyman'ın vakfı olarak Tahta baskı l 5 70 tarihini taşımakla birlikte garip bir şekilde 995/ ı 5 8 6 - 8]'de kaleme alınmış Mustafa All'nin Menaklb-i el yazmalarındaki üstünlükleriyle ün kazanmış ve adalet ku­
957- 964/ r 5 5 0 - 57 yıllarında Mimar Sinan tarafından yapılmış birçok hatayı içermektedir ve Lorch'un İstanbul'da yaptığı Hünerveran ı adlı kasidesinin Kanuni devrinde yazılmış olması, rumlarınca2 yüksek maaşlarla çalıştırılan kişilerdi. Kanuni dö­
büyük bir külliyedir. Cami külliyesine ayrıca medreseler, bir ı 5 57 tarihli çizimlerle açık bir çelişki içindedir. Bu nedenle bu güzel yazıya (kaligrafiye/hat sanatına) verilen Önem ve duyulan neminde bu konuda çok ünlü iki usta vardır: bunlardan birin­
okul, bir sağlık merkezi (şifa evi), bir hamam ve diğer tesisler tahta baskının gerçekten Lorch'un eskizlerine dayanılarak saygıyı belgeleyen bir kanıttır. cisi Ahmet Karahisarl'dir, (ölümü 1 5 5 6) - bu usta Kur'an,
dahildir. Ayrıca Kanuni kendesi ve eşi Hürrem Sultan için bu­ yapıldığı şüphe götürür. Eyice'ye göre bu görünüş perspektiv Osmanlılar bu konuda İran ve Orta Asya'da kendilerinden Hadis ve alfabe örnekleri yazmış olan Esadallah el-Kirmanl'­
rada iki türbe yaptırmıştır. Evliya Çelebi'ye göre yapım için ge­ olarak Elçi Hanı yönünden bakılarak yapılmıştır. Bu han, Bus­ önce ve aynı dönemde yaşanmış medeniyetlerle benzerlik gös­ nin öğrencisi olarak imza atardı - ikincisi evlatlığı Hasan Çele­
rekli para Kanuni'nin Rodos, fethedemediği Malta ve Belgrad becq'in İstanbul'a daha sonraki gelişinde halefiyle birlikte hap­ terir ve hattı geleneksel ve büyük ustalık isteyen bir sanat ola­ bi'dir ( 1 5 94'ten sonra öldü). Hasan Çelebi en az Karahisarl ka­
seferlerindeki ganimetlerden kaynaklanmaktadır. Gerçekten sedildiği handır. rak görürler. Onüçüncü yüzyılın ortalarında yaşamış Bağdat'lı dar ünlüdür ve Süleymaniye'deki yazılar, Edirne'deki Selimiye
de Kanuni döneminde gerek çeşitli seferlerden gerekse vergiler hat ustası Yakut el-Mustaslml ve öğrencilerinin yerleştirtiği altı camisindeki Kur'andan parçalar (ki bunlar İznik'teki çini usta­
çeşit yazıyı (şeş kalem/Ak!am-ı Sitte) örnek almak ve onları ları tarafından özenle kopye edilmiştir)3 onun yazılarıdır. Bu
ayırt edebilmek, sanatçlar için bir gurur kaynağıydı (no. hattatlar Yakut tarafından standardize edilmiş klasik yazı tür­
2 3 - 24) . Her ne kadar bu tutum, Müslümanlıkta yazılı şeylere lerini kulanırlar ve kendilerini onun manevi halefleri olarak gö­
duyulan büyük saygı (kaside yazarı Mustafa All'nin de hattat­ rürlerdi.
ların statüsünü güçlendirmek üzere desteklediği saygı) sonucu Kural olarak, Serkatiplik ve saray hat atölyesi, ferman ve el
olabilirsede asıl neden, aynen Avrupa' da olduğu gibi, Sultan'ın yazması kitapların yazımında birbirlerine paralel bir çalışma
ferman ve emirlerini yazıyla somutlaştırıp saygınlaştırmak ve içindeydiler. Fakat örneğin Süleymanname'-nin (no. 49 a - d)
sahtekarlığı önlemek idi. Yazdıkları Kur'an, dua ve hadislerden yazımında olduğu gibi Sultan'ın kütüphanesi için görkemli
(no.20- 22) ötürü büyük saygınlık kazanan Kanuni döneminin veya acil bir yazıya ihtiyaç olduğunda, Serkatiplik yazmanları
önemli hat ustalarının asıl görevleri Serkatipliğin (Chancery) da hat atölyesi yazmanlarına ek olarak saraya alınırdı. Bununla
kadrosunu oluşturmak ve devlete ait hazine ve adalet konula­ beraber Serkatiplik yazılmış evrakı ve bunları yazan hattatları
rıyla ilgili tüm bilgileri günü gününe yazıya dökmekti. barındırması yönünden daha önemliydi. Nedeni biraz da Kur'-
El yazma sanatının basit fakat önemli özelliklerinden biri de an ve dini yazıların gelenek olarak altı yuvarlak yazı türü ile
uygulayıcısı ne kadar uzun ömürlü olursa olsun - ki onaltıncı yazılıyor olmasına karşın sancak Kur' anlarında (no. 3 1) gubari
yüzyıl Osmanlı hat ustaları çok uzun yaşamışlardır - yazı stili­ (Arapça ghabr/toz) diye bilinen ince ve çok küçük bir yazı
nin kendisiyle birlikte yok olmasıdır. Böylece Amasya' da yaşa­ kullanılıyor olması idi. Buna karşın dinle ilgisi olmayan belge­
mış olan, ı 5 2o'de Kanuni'nin tahta geçmesinden hemen sonra ler nestalik formlarla (bkz. sözlükte kaligrafi) kaleme alınırdı.
ölen Şeyh Hamdullah (bkz. no. 3 5 ) ve öğrencilerinin oluştur­ Bu yazı türü onbeşinci yüzyıl Timur dönemi Tebriz, Şiraz ve
duğu bir ekol meydana çıkmıştır. Sözü geçen hat ustasının ve Herat saraylarında geliştirilmiş ve onaltıncı yüzyılda bile Şah
» Buradaki Türkçe açıklamalar Eski Almanca'dan aktarılmıştır; çeviri öğrencilerinin adları, onaltıncı yüzyıl boyuca yazılmış tüm Tahmasp sarayındaki hattatlar sayesinde beğeni uyandırmıştır.
olarak değil, sadece metinlerin içeriğine ilişkin bir fikir vermek üzere Kur'an ve dinle ilgisi olmayan yazılardan dolayı anılır. Bu usta­ Başka yazılar yanında Dlvan-ı Muhibbl'nin iki cildini kopye et­
yapılan açıklamalar olarak değerlendirilmelidir (C. Arın). dilen Kanuni portreleri, hayret verici derecede t�kdüze bir benzer­ ların yazılarında açık bir benzerlik gözlenir. Bu tür benzerlikler miş (no. 3 3 - 34) Tebriz kökenli Mehmed Şerif' in (bir olasılıkla,
lik arzetmektedirler (Wethey r97r, r9off. ) . Dürer'in yaptığı res­ aynı dönemin İtalyan yazmalarında da görülebilir, aradaki tek Kadı Ahmet'in şair ve ressamlar antolojisinde adı Mevlana
1 Eyice, Kanuni Armağanı, r29 -r70. min kaynağı önceleri »Kress« vakfında olan ve »Panofsky«nin
2 Panofsky r943. fark İtalyan yazmaların mekanik yoldan çoğaltılabilmeleridir. Muhammed Şerif olarak geçen kişi) ve daha da ünlü İranlı hat­
bildiği bir tablo olabilir (no. ro39).
3 Bkz. Bragadin r526 içinde, Marino Sanuti, Diarii XLI (r984), 526. . 5 Planiscig r9r9, no 3 8 5 . Bu hatırlatma için ve bana »British Mu­ Kanuni döneminin öneli özeliklerinden biri de, çoğu za­ tat Nişabur'lu (ölümü 974/ ı 5 64 - 65) Şah Mahmud el-Naysa­
4 Viyana r980, no. 9r. Günümüzde mevcut belgelere göre, Kanuni' - seum«daki madalyonu gösterdiği için Mark'Jones'a müteşekki­ naatte olduğu gibi, bu meslekte de babadan oğula aktarılma burl'nin5 nestalik formda yazılmış eserleri, Osmanlı sarayında
nin hepsi kaybolmuş olan en az dört Liziano »portre«sinin varlığı rim. eğiliminin güçlü olmasına rağmen bu devirde bir çok önemli hayranlık uyandırmıştı. Topkapı sarayında nestalik stilde Şah
kanıtlanmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla bunlardan ilki »Mantua« 6 Mektuplar, 66.
hat ustasının yanlızca okumuş sınıflardan veya Serkatiplikten Mahmud tarafından yazılmış, 14 Muharrem 945/ ı 3 Haziran
dükü Federico Gonzaga için r 5 3 8 yılında yapılmış portredir.Bu 7 Bkz. St. Clair, Alexandrine Nr., »The Image of the Turk in Eu­
portrenin yapılışı, Örnek bir resim bulunamayışı nedeniyle gecik­ rope«, The Metropolitan Museum of Art, New York r983, No. ro. gelmiş olması değil, aynı zamanda yazdığı Kur'anlarla 15 38 tarihli, III. Murad'a ı 574'te tahta geçmesi dolayısıyla Şah
miştir: »Marcantonio Motta« adlı bir Venedik'lide Kanuni'nin bir 8 Bkz. »Albertina« grafik kolleksiyonu, »Die Kunst der Graphik iV, (TKS 48ıı) ünlü olan Karahisarl'nin öğrencisi olan Vezir Fer­ Tahmasp tarafından gönderilmiş bir Kur'an bile vardır. Kara­
resmi olmasına rağmen bu kişi resmi ödünç olarak vermeyi reddet­ Zwischen Renaissance und Barock«, Sergi, Viyana r968, No. hat Paşa (ölümü 1 57 5 ) ve hatta Demirci Kulu (ölümü ı6ı ı) hisarl ve Hasan Çelebi'nin de şüphesiz nestalik biçimde yaza­
mişti ve dük, Tiziano'nun başka bir resim ve bir madalyon bulma­ 23 5 - 238. olarak bilinen topçu Yusuf gibi kişilerin de hat sanatıyla ilgili bilmelerine rağmen bu biçim uzman bir gruba bırakılmış ve bu
sına dek beklemek zorunda kalmıştı. Bu resim bir ihtimalle Avru- ·
9 Bkz. Harbeck, Hans: Melchior Lorichs, Hamburg r9rr, r 3 f.
pa'da basılmış bir resimdi. Çok değişik örnek resimlerin mevcudi­ olmalarıydı. Yine de bunlar çok sık rastlanmayan durumlardır. da Serkatipliktekilere özel bir önem kazandırmıştır. Serkatip­
10 Bkz. »Albertina« grafik kolleksiyonu, »Die Kunst der Graphik iV,
yeti göz önünde tutulduğunda, Kanuni'nin Avrupa'da yapılan Zwischen Renaissance und Barock«, sergi, Viyana r968, İbrahim Paşa'nın kendi yazdığı mektuplara veya Kanuni'nin el likte kulanılan iki önemli yazı biçimi daha vardı: bunlardan bi­
.
resimleri arasında belirgin farklılıkların olması doğaldır. Buna rağ­ no. 2 3 5 - 238. yazısıyla olduğu söylenen Dlvan-ı Muhibbi (bkz. no. 32) yaz­ rincisi siyakat idi ki bu yazı biçimi hazine yazmanı tarafından
men biraz iyimser bir yaklaşımla Tiziano'nun öğrencilerine male- 11 Bkz. ibid, no. 23 5 - 236. malarına bakılırsa (ki ayrıca bu bilginin yanıltıcı olduğunu akla kayıtlarda kullanılan sanatsal öneminden çok, maliye defterle-

72 ·"
73
rinde sahtekarlığı önlemek için geliştirilmiş biçimdi, ikincisi de Mehşed'e yerleşmiş Sengi Ali Bedakşi ıo öylesine yetenekliydi ki Birçok fermanda bu dua bölümü yoktur. Fakat V.L. Mena­ lında onun Nişancı olarak görevi, olayların doğruluğunu de­
divani idi. Divani ferman ve imparatorluğa ait diğer kararname Mir Ali'nin yazısının bir sayfasındaki yazıları kesip çıkartı­ ge'e göre bunun nedeni, duanın hep tomar başında olmasından netlemek ve kuralları belirlemekti. Bütün bunların yanı sıra bir
ve buyrukların yazılmasıda kullanılan değişik bağlarla gemi ğında sayfa hiç bozulmamış ve orijinalinin tersi olarak kalmı­ ötürü kaybolmuş ve yırtılmış olabilme ihtimalinin yüksekliği­ hukukçu ve iyi bir tarihçi idi. Bu da, belgelere tuğra çekecek pek
pruvasına benzeyen köşeli ayrıtlar oluşturan ve çoğunlukla ştı. Mir Ali'nin ikinci oğlu olan Mevlana Muhammed Bekir ve dir. Sadece en önemli ve görkemli olan fermanlarda tezhipli vakti kalmadığını gösterir. Kanuni döneminde az özen gösteril­
farklı renk mürekkep kullanıldığından dekoratif bir görünüme Bursa'lı Fahri de Osmanlıların en sevilen kati'lerinden, yani ka­ tuğralar vardır. Tuğra, hükümdarın ismi, baba ismi, Han ün­ miş fermanlara da el yazması tuğralar çekilmişti, fakat bunlar
sahip bir yazı biçimi idi. Bu yazı türünün nasıl geliştiğini söyle­ ğıt kesme ustalarındandılar. Her ne kadar benzer yetenek ge­ vanı ve muzaffer da'iman 16 (her zaman muzaffer/galip: 1. Se­ özel bir biçimde yapılmamıştı. Buna karşın önemli, görkemli
mek epey güçti.ir6• Bilinen tek şey, Serkatipliktekilerin bu yazı rektirdiği kesin değilse de Mustafa Ali'ye göre Fahri, kesme sa­ lim'den III.Mehmed'e kadar bu »el-Muzaffer da' iman« olarak tuğralarda biçim ve boyut olarak belirli bir standardizasyon
ti.iri.inde usta olmaları gerekliliğidir. Tosyalı hattat Celaleddin'- natıyla yapılmış bahçe manzaralarını ilk yapan kişidir. Bundan geçer) rumuzunu içeren bir kraliyet monogramıdır. Tuğradaki göze çarpar. Bunlar çok etkileyicidir ve altın varaklarla, siyah
in (ölümü 1 529)7 oğlu Celalzade Mustafa bu yazı türünde çok dolayı imzasız fakat çok etkileyici iki bahçe manzarasının onun bölümler Paul Wittek17 tarafından şu şekilde sıralanmıştır: ve mavi renklerle süslenmişlerdir. Bu da tuğrayı yapan hat
başarılı bir usta idi fakat ne yazık ki Serkatiplikteki diğer so­ eseri olduğunu söylemek mümkündür. Bunlardan biri Vi­ Özel monogram veya sere /açık olarak baş ve işaret parmağı; ustası ile süsleme sanatçısının sıkı bir işbirliği içinde olduğunu
rumlulukları ve tarih yazıları yazma görevi ona bu yazıyı kulla­ yana'da III. Murad Albümündeki çift bahçe manzarası (Natio­ halka/ilmek veya beyzi/oval; mızrak veya tuğ; birbirine bağlı gösterir. Bundan dolayı Serkatiplikte hem hat, hem de tezhip
nabilecek çok az vakit bırakıyordu. Matrakçı Nasuh, Mustafa nalbibliothek, mixt. 3 1 3 ) diğeri ise daha da görkemli ve beceri kıvrımlar veya zülfe/lüle; sağa doğru uzanan kıskaca benzer çı­ sanatçıları bulunurdu. Osmanlı Serkatipliği diğer islam Serka­
All'nin Menakıb-ı Hi.inerveran'ında, yeni ve daha kolay oku­ gerektiren yapıştırma kağıtla (kolaj) yapılmış (no. 5 5 a - f) man­ kıntılar, kol veya hançer. Bunlardan bazıları tarihçiler tarafın­ tiplikleri gibi yazı sanatlarını öğreten bir merkez olma gelene­
nabilen bir divani, »ceb«, geliştirtiği için övülür. Fakat Mec­ zaradır (IUKF 1426, f. 47a ) . dan belgelenmiş olsa da kabul edilmiş teknik terimler değiller­ ğini sürdürmüştür.
mua-ı Menazil'i (no. 47 a - b) bazen ileri sürüldüğü gibi kendisi dir. Tuğraları tam kuralına göre, doğru ve düzgün olarak yapa­
kopye ettiyse, ondan değil kaligrafik yenilik, güzel yazı bile be­ Birçok İslam devletinde olduğu gibi Osmanlı Sultanları da bilmek çok güç bir işti. Bundan dolayı hattat ve tezhipçiler bü­
klemek yersiz olur. Karahisarl ve hocaları, Kanuni için yazdık­ buyruklarını imzalamazlar, bunun yerine tuğralar kullanılırdı. yük baskı altındaydılar. Tuğraların ve süslemelerin ne kadarı­
ları büyük Kur'anlar sayesinde hat konusunda en ünlü ve en Belge yayınlanmadan önce son bir kontrolden geçer ve Nişancı nın mekanik yoldan çoğaltılabileceği akla gelen bir sorudur.
yüksek maaş alan hattatlar olmuşlardır. Buna rağmen el yazma tarafından belgeye tuğra çekilirdi. Bu uygulamanın olması ge­ Profesör V. L. Menage19 yaklaşık l49o'da yapılmış bir tuğra­
sanatını halka gösteren ve onaltıncı yüzyıl Osmanlı el yazmacı­
Fermanlar nın delinerek kalıbının çıkarıldığını ve şablon olarak kullanıldı­
reken şekliydi fakat Başvezir ve belirli başka birkaç vezir baş­
lığına özel önemini kazandıranlar, Serkatiplik yazmanları ol­ Ferman 1 1 kelimesi (Farsça'da emir) geleneksel olarak bir çok kent dışındayken gerektiğinde, anında ferman yayınlayabilme­ ğını belirtir. Ayrıca bazı tuğralar, örneğin III. Mehmed'in İstan­
muşlardır. osmanlı yönetim evrakını kapsar: örneğin hizmetler, terfiler, leri için yanlarında tuğra çekilmiş boş kağıtlar bulundurur­ bul' da Çiğdem Simavi koleksiyonundaki 30 Ramazan ı oo6/6
Karahisarl ve Hasan Çelebi, kendi eserlerini imzalarken de­ özel mülk olarak verilmiş araziler, göçebelerin yönetimi, Hıris­ lardı ı s. Benzer şekilde, Divan Edirne'deyken veya Başvezir Mayıs 1 5 9 8 tarihli ilginç mi.ilknamesinde olduğu gibi20 mühür
ğişik stilde fakat klasik talik biçiminden etkiler taşıyan bir yazı tiyan manastırları, zaptedilmiş yöreler,vergiler ve muafiyetler, savaşa gittiğinde, İstanbul' da yerine bakmakla görevli olan ve­ olarak basılmıştır. Burada mührün siyah konturu gayet açık
kullanmışlardır. Bu imzaların Yakut el-Mustaslml ve aynı dö­ alım satım kuralları, kapitülasyonlar ve ticaret anlaşmaları, zire aynı tür tuğralı boş kağıtlar gönderilirdi. Fermanın bir say­ olarak görülür. Bunun nasıl böyle bırakıldığı pek anlaşılma­
nem ustalarından Abdullah el-Sayrafi'den etkilenerek oluştur­ diplomatik anlaşmalar, ordu levazımı, suçlar, özellikle bayın­ faya sığmayacak kadar uzun olduğu durumlarda, diğer sayfa­ maktadır, çünkü bitmiş bir tuğrada bu kontur yaldız ve çok
dukları gözlenebilir (no. 2 3 - 24) . Ayrıca daha da ilginç ve ben­ dırlık işleri ve her tür şikayetler. Bütün bunlar öylesine ayrıntılı lar birbirlerine yapıştırılır ve vezirin kendi mührü basılırdı. Il. renkli guaşla kapatılmış olur. Serkatipliğin çalışma biçimi her
zersiz olan, Hasan Çelebi'nin Süleymaniye'nin8 giriş yazısı için bir biçimde sunulurdu ki (en genel emrin bile sunuluşu son Selim döneminden itibaren daha da barizleşen bir tutum, yuka­ padişah döneminde farklı olduğu gibi Nişancıdan Nişancıya da
geliştirdiği ve isimsiz bir taş ustası tarafından uygulanmış, Seli­ derece kişiseldi, Sultan tebasından birine hitab ederdi), il. Phi­ rıda anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, fermanın düzeltilmesi değişirdi. British Museum'daki (OA 1449· 4-9. 087) Kanuni'­
miye için İznik'te çinilere yazılmış olan yuvarlak hatlı yazıya lip'in kafasını taktığı İspanyol yönetimindeki ayrıntılar bile veya onaylanması için Sultan'a gösterilmeyişiydi. nin zedelenmiş bir tuğrasında da mavi boyarım altında mührün
hiç benzemeyen, uzunlamasına yazılmış, kelimelerin başlangıç mukayese edildiğinde hafif kalırdı. Bu düzenleme biçimindeki kesin kurallar, fermanın hazır­ siyah ana hatları gözükmektedir. Bundan da anlaşılacağı gibi
hattına dikey olarak yazıldığı veya Üstte kalmış boşlukların çiz­ Matuz'un ı2 hesapladığına göre Kanuni döneminde ( 1 520 - lanmasında da uyulması gereken bir yazım çizim işi sırası ge­ III. Mehmed'in mülknamesinin, - inanılmaz sayıda belgenin
gilerle doldurulduğu bir yazı biçimidir. Bu tür bir yazı tarzının 66) en az l 50.000 tane bu tür evrak yayınlanmıştı ki bu da yılda rektiriyordu. Dolayısıyla Önce gelen bir rapora göre veya hükü­ geçerliliğini sağlayabilmek için - tuğralama işlemini mekanik
geliştirilmesi sadece ihtiyaçtan doğmuş olabilir, çünkü Kanu­ ortalama 3400 evrak eder. Bu miktar sadece çok küçük bir kıs­ metin kendi isteğiyle bir karar alınır ve Serkatiplik yazmanları bir hale getirmek zorunluluğu nedeniyle Kanuni döneminde
ni'nin Şeyhülislamı Ebussuud'un kaleme almış olduğu metnin mının günümüze kalabildiği, inanılmaz bir miktadır. bununla ilgili belgeleri hazırlamakla görevlendirilirdi. Bu bel­ başlatılmış bir uygulamayı izlediği söylenebilir.
orijinali Süleymaniye camisine uygulanmış olandan 60 kelime Bunlar içinde en görkemli olanlar genellikle divani yazıyla geler - vakfiyelerin aksine - hep Osmanlı Türkçesiyle yazılırdı.
daha fazladır. Uygulamada bu kısaltılmış biçimi dahi sığdıra­ yazılmış ve name (Farsça »mektup«) adı verilen hükümdarlar Arapça fermanlar sadece Arapça konuşan bölgelerdeki Arap
bilmek epey zorluklara yol açmıştır. Ayrıca Hasan Çelebi keli­ arasındaki yazışmalar13, zafer bildirileri, buluşma buyrukları asıllı yöneticilere ve Osmanlı sınırları dışındqki Arapça konu­
meleri öyle bir ustalıkla dizmiştir ki benzer harf grupları belirli ve arazi bağışları için basılmış olanlardır. Bunların cinsine göre şan önemli kişilere hitaben yazılırdı. Bu fermanların önce müs­
aralıklarla tekrarlanarak dengeli bir şekil oluşturmuşlardır. belirli düzenler14 vardı: Invocatio veya Hamd duası; intitulatio veddesi yazılır, okunur, düzeltilir, doğru olarak yeniden yazılır Tezhip
Hasan Çelebi'nin bu son şekle ulaşıncaya kadar kaç kez dene­ ve inscriptio (ki burada Sultan gönderilene »sen« diye hitab ve eğer bu temiz kopya önceden verilmiş tuğralı boş kağıda
diğini tahmin etmek oldukça zodur ve bu işin güçlüğü ne kadar eder, kendi yüksek Sultanlık i.invanlarını sıralar ve bazen de yazılmamışsa tuğra çekilirdi. Sonra ferman bir yere kaydedilir,
vurgulansa abartılmış olmaz. Her ne kadar Osmanlı mimari­ yüceltmeksizin hitab edilenin sıfat ve ünvanlarını da belirtirdi); aslı da ilgili kişiye gönderilirdi. Mevcut kağıtlardan anlaşıldı­ Özellikle Abbasi Serkatipliğinin hükümdarlık renkleri olan al­
sinde yazıtlara çok yer ve önem verilmemişse de Hasan Çelebi'- narratio ve dispositio (yani anlatım bölümünde belgenin neden ğına göre genellikle birkaç müsvedde yapılırdı. Dini bir bağış tın ve mavi renkte yapılmış tezhip, dokuzuncu yüzyıldan21 bu
nin bu başarısı osmanlı el yazması dehalarının sadece kağıtlarla verildiği ve neleri kapsadığı belirtilir) sanctio (burada ise sözü yapıldığında, mülkün bağış yapana ait olduğunu belirtecek fer­ yana el yazmalarının vazgeçilmez bir tamamlayıcı ögesi olmuş­
sınırlı kalmadığını gösteren önemli bir örnektir. geçenlerin verilmiş karara uymaları teşvik edilir ve hazan da manların da yazılması gerekir ve bütün bu işlemler oldukça tur. Onaltıncı yüzyılda İstanbul'daki Osmanlı saray hattatları
Osmanlılara özgü bir teknik de kesilmiş yazıları (kıta veya uymadıkları takdirde neler olabileceği yolunda tehtidler - com­ fazla miktarda iş çıkartırdı. Bu Osmanlı vakfiye arşivlerindeki belirli geleneklere uyarak süslemeler yaparlardı: Tebriz, Herat,
kaatı) monte etmek idi. Bu teknik, kesilmiş filigranlı kağıt veya minatio - sıralanırdı). Corroboratio'da belgenin otantik oldu­ ilk müsveddelerin - ki bunlar çoğunlukla son şekilleri olan Şam, Kahire ve onbeşinci yüzyıl Osmanlı üslupları bunlardan
deri parçalarının uygulanışı olup Timur devrinden itibaren cilt ğuna herkesin güvenmesi gerektiği belirtilir ve en sonunda da Arapça değil Osmanlı Türkçesiyle yazılmışlardı - varlığını ko­ bazılarıdır. il. Mehmed'in22 onbeşinci yüzyıl Türk üslubuyla
astarlarında kullanılmıştır. Bazı Örnekleri Topkapı Sarayında belgenin hazırlandığı yer ve tarih bulunurdu. Bütün bu bölüm­ laylıkla açıklar. Örnek olarak Haseki Hürrem Sultan'nın Ku­ kendi kütuphanesi için ısmarladığı tezhipli kitap kapakları o
bulunan Yakub Bey albümünde mevcuttur (H 2 1 5 3 ) . Bu tür ör­ ler her fermanda eksiksiz olarak bulunmasa da çok önemli ve düs' deki Haram el-Şerlf'e(bkz. nö. 9)yaptığı bağışı verebiliriz. kadar özgündür ki, sahibinin kim olduğu hemen anlaşılabilir.
neklere (no. 28 a - b) Osmanlı envanterlerinde mücellid (cilt­ resmi belgelere ikinci bir invocatio15 (hamd duası) bölümü ek­ Ferman tamamlandıktan sonra tuğranın çekilmesi teorik Kanuni devrindeki resmin Herat ve Tebriz saray üsluplarının
çi)işi adı verilirdi. lenir ve Allah'ın, Muhammed'in ve Halifelerin adları tuğradaki olarak basit bir işlem gibi göri.insede, aslında çapraşık bir etkisi altında kalmasına karşın tezhip sanatmda yerli Osmanlı
Mustafa Ali, Menakıb-i Hünerveran9 adlı eserinde bu tek­ padişahın adından önce yer alırdı. Bu buluş büyük olasılıkla olaydı. Kural olarak bu iş Nişancının görevi olmasına rağmen, üslubu belirgindi. Memluk Sultanlarından Kayt Bay ve Kansuh
niği bulanın hattat All'nin (ölümü Herat 1 5 44) oğlu Abdullah l 5 2 5 'te Reisülki.ittab'lığa getirilmiş ve sonra da bütün Kanuni genellikle alt seviyedeki memurlara kalırdı. Celalzade Mustafa el-Gavri'nin kütüphanelerinden gelen tezhipli el yazmaları, Os­
olduğunu söyler, Mustafa All'ninsözünü ettiği diğer ustalardan döneminde Baş Nişancı olmuş Celalzade Mustafa'ya aittir. erken yükselişini muhtemelen divani yazılarına borçludur. As- manlı üslubuna, Safevi döneminde Bağdat ve Tebriz'den getiri-

74 75
J len sanatçı ve yapıtlardan muhtemelen daha da çok esin kay­ kılıcının fildişi sapında olduğu gibi). Bu nitelik en nadide Os­
nağı oluşturmuştur. manlı süslemelerini, aynı dönem Safevi Tebriz ve Kazvin saray­
En görkemli yazılarda bile süslemeler belirli sayfalara yapı­ larındaki uygulamadan ayıran en belirgin özelliktir. İlginçtir ki
lırdı: Kitabın genellikle iki sayfadan oluşan baş sayfasında (ser­ cilt süsleme ve diğer sanatlar ile tezhip arasında beklenildiğin­
levha); ilk birkaç sayfasıqda (ünvan); son sayfada (burada tarih den daha az etkileşim gözlenir. Tezhip kendine özgü bir şekilde
ve imza bulunabilir) veya bunun bir kısmında; bölüm başlıkla­ gelişim göstermiştir.
rında ve kıt'a sonlarında süslemeler olurdu fakat en çok önem Kur'an süslemeleri geniş anlamda oldukça tutucu bir özellik
giriş sayfalarına verilirdi. Süleymaniye muhasebe defterlerin­ gösterir. Karahisarl'nin Kur'anı (no. 19 a) çarpıcı bir istisnadır
den23 ve Kanuni dönemindeki diğer belgelerden de anlaşılacağı ve Kara Mehmed Çelebi veya Karamemi'nin eserlerinin çok
gibi bu süslemelerde hep kıymetli maddeler kullanılırdı. Altın önemli iki özelliği bu Kur'an da görülür. Bunlar yazıların fo­
varak, ki bu bazen boyanır bazen de sivri bir aletle delinerek nunda kullanılan narin mavi çiçekler ve yan panolardaki yap­
daha parlak olması sağlanırdı, değişik renk ve dokudaki altın raklı çimenden yükselen gerçekçi bir stille çizilmiş erik bahar
Si.iJ�yman şah mürekkepler, geleneksel is!am kültüründe bilinen lapis ve dallarıdır (Karamemi 962/ 1 5 5 4 - 5 5 yılında, no. 24'de belirtil­
başka kıymetli minaral boyalar, karmen24 gibi ipek boyamada diği gibi, Kanuni sarayında ser-nakkaşan ve ustad el kutub'dur,
da kullanılan ve (Meksika kırmızı böceğinden yapılmış kırmızı yani baş süslemeci ve yazıcıdır). Onaltıncı yüzyıl Bursa ipekleri
boya l 52o'lerden beri Avrupa'da bilinmesine rağmen) ana kır­ ve İznik çini ve çömlekleri gibi daha ticari sanatlarda görülen
mızı (bir çeşit vernik) boya bunlara örnektir. Ondört ve onbe­ çiçek motifleri bir tek ustaya maledilemez. Bunlar çoğunlukla
şinci yüzyıllarda, Kahire' de altın varak hep şeffaf bir vernikle Osmanlı İmparatorluğunda alıcılar ve zanaatkarlar tarafından
veya renkli cilalarla kaplanırdı. Osmanlılarda ise altın varak rağbet görmüş bir moda akımının sonunda oluşmuşlardır. An­
süsleme zemini olarak nadiren kullanılmış, bunun yerine ana cak Karamemi'nin Şaban 973/Mart 1 5 66 tarihli Dlvan-ı Mu­
renk olarak lapis kullanılmıştır. hibbi (no. 3 5 ) süslemeleri muhtemelen bu türün en Üstün ör­
Kitapların başına süslü ve resimli sayfalar konulduğunda neklerindendir.
bunlar madolyanlarla süslü, hamilerine ithaf edilmiş methi­ Bu çiçekli üslubun nereden kaynaklandığını belirlemek ol­
yeler taşıyan sayfalar olurdu. Kur'an'daki (no. 18) Bayram bin dukça güçtür. Genel anlamda Osmanlı-Safevi saray şiirinde
Derviş Şlr tarafından 9 3 0/ ı 5 23 -24'te süslenmiş »halı« adı ve­ erotik çiçek26 adlarına ait geniş bir kelime haznesi olmasına
rilen sayfalar bu kitap sayfalarından farklıdır. Bunların çok rağmen, Safevi süslemelerinde bu edebi sözcüklerin görsel bir
b. azında başlık vardır ve bu başlıklar çoğunlukla metnin süslen­ biçimde şekillendirildiklerine27 ait bir gösterge yoktur. Öte
Selim
miş giriş sayfalarında bulunur. Burada sergilenmiş el yazıla­ yandan, Osmanlı çiçekçi ve bahçıvanlarının kültive çiçek me­
rında görüldüğü gibi kitap üretiminin doruğuna ulaştığı dö­ raklarının l 524'lere kadar uzandığı belgelenmiştir. İbrahim
nemde, sunuluşları belirli bir standardizasyona erişmişti: Or­ Paşa'nın düğününde Hipodromda toplanmış süslü resmi geçit
tada metnin bulunduğu küçük pano, yandaki panolardan daha arabaları ilkbahar çiçekleri ile donatılmıştı (bkz. s. 24f.)28 .
geniş ve »tabula ansata« gibi kullanılan üst ve alt panolar (ve l 5 4o'larda İstanbul'da bulunan Pierre Bel on, Osmanlı İmpara­
hatta bazan bunları da çevreleyen panolar). Bunların dışında torluğu'nun dört bir tarafından gelen nadide çiçek ve bitki çe­
bir bordür bulunurdu. Bu bordürde iki taraflı (karşıtlı) düzen­ şitlerinin sergilendiği çiçek pazarlarından bahseder. Çiçek
lemede sarkıklar ve kenar süsünün bölümleri olmazdı. Kenar sevgi ve tutkusu bunların sanata yansımasını açıklayacak
süslemeleri genellikle mavi renkte, ince, küçük çin lotüsleri ile yeterli bir neden değildir. Ayrıca var oldukları bilinen bahçe çi­
bezenmiş mavi renkli küçük oklar veya çin bulutları ya da altın çekleri süslemelerde seçilerek kullanılmıştır. Erguvan ağacına,
renkli pençeye benzer şekillerden oluşurdu. Ek bir zerafet ola­ süsene, zambağa tezhipte hiç rastlanmaz. Bu özellik (F. 1 426, f
rak bazı örneklerde yazının zemini de - aşağı yukarı yazının dış 47a) 5 5 no' lu albümdeki kesme kağıttan yazılma bahçelerle,
çizgisine kadar - kiiçük çicekerle (5 5 d) veya bulut kümelerine Viyana Milli Kütüphanesindeki III. Murad albümünün (Cod
şah benzeyen bir görüntü veren (abrl)25 dilim dilim çizgilerle doldu­ Mixt 3 1 3) arasındaki önemli farktır. III. Murad albümünde,
rulurdu. ender rastlanan siklamen türleri, haseki küpesi (aquilegia) ve
Klasik Osmanlı tezhiplerinde dolgu - çok daha tipik Safevi Lychis chalcedonica örnekleri vardır. İstanbul' da Rüstem Paşa
özelliği olan boğumlu yaprak dalları (no. 2 3 , üçgen kenar par­ (ölümü 1 561) camisinin ünlü çini panolarında da temel bir çi­
çaları) hariç - temelde kıvrımlı dallardan oluşur. Memluk Kur' - çek repertuarı sergilenir: Nergisler, güller, karanfiller, menek­
anlarında sıklıkla görülen ve Osmanlı ağaç oymacılığında hala şeler, erik baharları, Timur sonrası dönemin çin işi veya hatayl
kullanılan köşeli birbirine geçmiş süslemelerden (örnek no. 98, repertuarının harika lotüsleri ve şakayıklarıyla karışmıştır.
ıo1), Osmanlı yazı süslemeciliğinde titizlikle kaçınılırdı. Kıv­ Bu kompzisyonlarda görülen doğacılık29 eğilimleri ortaça­
rımlı dal şeklindeki süslemeler genellikle iki türdür; Arabesk ğın bitki desenlerinden resimlendirilmiş bitkibilim yapıtlarına
(ruml), ya çok küçük tomurcuklarla süslenmiş ince helezonlar geçiş dönemini tamamlamış olan (yaklaşık l 5 50) Avrupa natu­
ya da gösterişli yarım palmetlerdir (örnek no. 25). Hatay! ise, ralistleri, Özellikle İtalyan Ulysse Aldrovandini ve Matthioli ile
ya çin (chinoiserie) lotüs ve şakayıkları ya da bulut şeritleri veya kesinlikle bağlantılıdır. Bağlantıları izlemek gerçekten çok güç­
fiyonklarıdır. Çin bulutları ve yarım palmetler (bkz. no. 25, tür ama yine de İznik çinilerindeki çiçek repertuarının bahçe çi­
28a) öylesine sık işlenir ki balık pulu veya dam kiremidi gibi bir çekliğinden çok botanik çiçeklerden oluşması (no. 14ideki
al-mu{:affar da'iman görünüm oluştururdu. Bazan bu iki tür kıvrımlı dal bir arada gentiana saplarındaki çiçek tomurcukları) bu bağlantıyı güç­
Amblemi tamamlayan dekoratif çizgiler

ı
üst Üste (süperempoze) kullanılırdı (Kanuni'nin 84 no'daki kısa lendiren bir örnektir.

77

l
Birçok yerde lalenin Avrupa'ya ilk kez Busbecq tarafından Kur'anı (no. 24) ve Hamburg Divan-ı Muhibbi (bkz. s. 105) bi­
getirildiğinden söz edildiğine göre bunun nedeni muhtemelen çim ve stil olarak öylesine farklıdır ki, imza veya atıflar olmasa,
»mektuplar«ında belirttiği Trakya'daki lale tasvirleridir. Fakat bunlara hiçbir zaman Karamemi'nin işi denmezdi.
mekuplarında Avrupa'ya beraberinde lale götürdüğünden hiç Tezhip sanatının - uygulamanın getireceği teknik ve pratik
bahsetmez (ayrıca tabiat bilgisiyle ilgili çizimleri Avrupa'ya hiç kısıtlamalardan uzak - bir tasarım sanatı olması nedeniyle dahi
ulaşamamış da olabilir) . Clussius'un lale fidan ve tohumlarını yalnızca, aynı zamanda yazı atölyesi başı (üstad el-kutub) olan
Busbecq'den aldığını söylemesine rağmen bu 1 5 70 veya 1 5 7 1 üstün bir tezhip ustasının, diğer saray sanatları süslemelerinde
yılında30 İstanbul' dan dönüşünden çok sonra ve birçok Avru­ de fazlasıyla etkili olacağı beklentisi teorik olarak akla yatkın
pa'lının artık memleketlerine botanik malzeme gönderdiği bir gelebilir. Ancak ilginçtir ki, ciltlerde (no. 28 a - b) bile benzer
dönemde gerçekleşmişti. Sözü edilen fidanların » Tulipa versi­ motiflerin işlenişleri farklıdır. Nakkaşan her ne kadar duvar re­
color« olma ihtimal yüksektir ve bunların Avrupa'daki melez simleri yapmakla da görevlendiriliyor idiyse de, Süleymani­
bahçe lalelerinin geliştirilebilmesinde büyük yardımı olmuştur. ye'de olduğu gibi33, günümüze kalabilmiş olanlar tezhipten çok
Ancak yaban laleleri, Busbecq'in l 5 5 2'de İstanbul'daki göre­ cilt süslemeleriyle benzerlik taşır34• Süleyman döneminin son­
vinden çok önceden beri İtalya, Güney Fransa ve İspanya'da bi­ larına özgü bazı dekoratif özellikler ve konular Örneğin uzun
liniyordu. tüylü yapraklardan oluşan saz stili (bkz. 39 b, 5 3, 5 5 f. ve 106
Tarihleri bilinen veya tahmin edilebilir İznik çini panola­ no'lu kaftan) ve harika çiçekler tipik tezhip repertuarındakiler­
rında ağırlık yabani çiçekte değil üretilmiş bahçe çiçeklerinde­ den bağımsız olarak gelişmişlerdir. Yani, kısaca belirtmek ge­
dir ve bunlar tahminen l 5 6o'larda gerçekleştirilmişlerdir. Bun­ rekirse, saray hat atölyeleri merkeziyetçi bir kurum olmasına
dan dolayıdır ki Karamemi'nin l 5 66'da süslemelerini yaptığı rağmen belirli ölçüde ihtisaslaşmaya da hak tanıyordu.
;
Divan-ı Muhibbi, 3 5 no'daki motiflere bir buluştan çok bir Tezhip sanatının etkisi, mekanik çoğaltılma olanağı ile ba­
adaptasyon olarak bakılabilir. Aslında bu kitaptaki süslemele­ ğımlı idi. Çoğu boyaların mat olmasından ötürü ne kadarının
rin çoğunluğu daha Önce benimsenmiş biçim ve zevklerin tek­ taslak yapılarak, ne kadarının da usta tarafından yapıldığını
rarıdır. Mesela baş sayfa süslemeleri l 5 5 8'de yazılmış olan belirleyebilmek çok zordur. Pergel delikleri ve cetvel çizgilerine
Süleymanname (no. 49) ve daha eski tarihli bir tuğra süsleme­ bile çok ender olarak rastanlabildiği için bu konuda çok az fikir
sinden (no. 9) alınmıştır. Çift sayfalardaki başlangıç kıtala­ elde edilebiliyor. Divan-ı Muhibbl'nin (no. 3 3 ) kenar süsleme­
rında (ff 2 b- 3 a) yazıların zemini olarak tipik helezoni bahar lerinde olduğu gibi çok bariz şablonlu çalışmalara pek ender
dalları kullanılmıştır, yan panolarda da çok renkli çiçek açmış rastlanır, zaten şablon ince işlerin çoğunda da elverişli olmazdı.
erik dalları ve ince emekle işlenmiş çiçekli ok şeklinde kenar Bu dönem ustalarının serbest el çalışabilme yeteneklerini sü­
süsler31 yapılmıştır. Buradaki yenilikler, beyitleri ayıran altın rekli azımsama eğilimi olduğundan, sırf gözle yapılan incele­
ve parlak renkli çin bulutları, yarım palmet, kaplan postu ve di­ meler ve değerlendirmelerle sonuca varmak yanlış olabilir.
ğer bazı soyut formlardan oluşan motiflerin kullanıldığı süsler­ Buna rağmen, kenar süslemesindeki oklar gibi bazı tekrarlan­
dir. Bunların çoğu birbirine karışmış, melezleşmiş, uzunlama­ mış motifler (özellikle Karahisarl'nin Kur'an'ında - no. l 9 a -
sına çizilerek çiçeklere ağaç görüntüsü verilmiş, çifter çifter
dallara sıralanmış bir biçimde resmedilmişlerdir. Yanlardaki
geniş boşluklar farklı bir çiçek repertuarını sergiler. Şablonla
köşedeki oklar, özellikle merkez oka saplanan yarım oklar
öylesine dik çizilmiştir ki bunların elle yapılmış olma ihtimal­
leri azdır) veya albüm sayfalarındaki (no. 5 5 b) köşeler, kıv­
.1
yapılmış olma ihtimali yüksek olan bu kısımda çoğunlukla al­ rımlı kenarlar, bulut şeritleri ve birçok hat sayfasının zeminin­
tın veya gümüş mürekkeple çizilmiş, karmen kırmızısı ve mavi­ deki mavi kıvrımlar (no. l l) yapılırken şablon kullanılmış
lerin yer yer eklenmiş olduğu dağınık çiçekler bulunuyordu. olma olasılığı çok yüksektir. Motifler ve bunlardan oluşan de­
· '

Üslub farkının nedeni farklı teknik uygulama olabileceği gibi senlerdeki çeşitlilik, şablon kullanıldıysa bile çok sayıda şablon
olduğunu gösterir35• Kanuni'nin Kur'anının başlangıç sayfaları. İstanbul, 1 5 2 3-24. Bkz. Kat. no. 1 8
motifleri sıkıştırma gerekliliği olmayışı da olabilir, fakat Kara­
memi'nin imzasına hiç rastlanmaması buradaki süslemelerin Kur'an süslemeleri ile dini olmayan belgelerin süslemeleri
bir başkası tarafından yapılmış olma ihtimalini ortaya çıkar­ arasındaki farklılığın önemli nedenlerinden biri de ikincilerin
maktadır. Serkatiplik evraklarında kullanılması ve daha görkemli şekille­
Oldukça sıkışık bir biçimde uygulanmış süslemelerin bazı riyle tuğranın ağır formunu ve metnin heybetli dilini tamam­
özellikleri albümün tezhipli baş sayfasında (no. 5 5 b) ve diğer layıp daha iyi ortaya çıkarıyor olmasıydı (bkz. s. 76) . Üzerinde
yazılı sayfaların bordür ve fon bezemelerinde tekrarlanmakta­ tarih bulunan belgelerden anlaşıldığı kadarıyla süsleme artık
dır. Bu da Karamemi'nin bunlarla da ilgilenmiş olduğunu gös­ l 5 50 yılı dolaylarında standart bir şekle sokulmuştu: tuğranın

terir (büyük ihtimalle l 5 66'da Kanuni'den hemen sonra öl­ yatay halkalarında bunlara eşlik eden helezoni şekiller, dikey
müştür) . Her ne kadar Karahisarl'nin 1 546 - 47 tarihli Kur'a­ olanlarında ise erik dalları, çiçekler ve soyut motifler. Süley­
nındaki (ııo. l 9 a) bazı özellikler, Divan-ı Muhibbi ( 1 5 66) de de manname'nin (no. 49, ff 1 6 - 2 a) ithaf sayfası ve şüphesiz Di­
görülebiliyorsa da ve yine her ne kadar Mustafa Ali, Menakıb-i van-ı Muhibbl'nin Karamemi'ye ait (no. 3 5 ) süslemeleri bu re­
Hünerveran'ında32 Karamemi'yi beceri açısından farklı bir pertuardan yararlanılarak oluşturulmuştur. Saray buyrukları­
yere koyuyorsa da, atölyenin başı olan ve oldukça fazla yöne­ nın duyurusu Padişahın ısmarladığı el yazması kitapların tezhi­ işgücü miktarını mümkün olduğunca çoğaltmaya çalışırlardı. sunda Serkatiplik birinci rolü oynamaktaydı ama gene de en
tim sorumlulukları üstlenmiş bir kişi için sıkıştırılmış bir binden dahi daha fazla aciliyet taşıyan bir olaydı. Zaten Salta­ Tuğra ve dini olmayan el yazmalarının tezhiplerindeki benzer­ güzel tezhiplerin çoğu basmakalıptır. Bundan dolayı her özel,
minyatür stil ile bu kadar iş üretmek hemen hemen olanaksız­ nat gecikmeyi kabul etmezdi. Tezhip ustaları bu nedenle Serka­
likler, bu iki merkez arasındaki bağların ne denli sıkı olduğunu zarif süslemeye rastlandığında Karamemi'yi anmak için bir ne­
dır. Her ikisi de 1 5 5 4 - 5 5 'te tezhiplenmiş Abdullah el-Sayrafi tiplik ve yazı atölyesi arasında mekik dokur ve zaman zaman gösterir. Çoğu durumda hem yenilik, hem de üretkenlik konu- den yoktur.

79

-
1 Ali l98ı.; cf. Dickson ve Welch 1981, passim. 22 Örneğin, »Shibab-al Din Suhrawardl»nin »Hikmat al-Ishraq«ı 8 Ferman
2 Derman 1970, ı.69-89; id. l98ı.; Lowry, Petsopoulos l98ı. içinde, (TKS A. 3267) 882/1477-78 tarihli.
7 Kanuni Sultan Süleyman'ın Tuğrası
l69- 9ı. 23 Rogers. IJMES 14 ( 1982), 2 8 3 - 3 1 3 ; Washington 1987, 288. Aharlı parşömen, divani, 12 satır
Kalın kağıt üzerine mürekkep, altın varak ve guaş
3 R. Anhegger, Otto Dom 1941, 166, ı.-3 numaralı, 8 Muhar­ 24 Gettens ve Stout l 966, l ro. Tarihi: l 5 50 civarı
Tarihi: l 5 5 0-6o civarı
rem/ı.1 Mayıs ve 4 1 Rabi/r 5 Temmuz l 57ı. . Mustafa Ali ilginç bir 25 Ettinghausen 1977, 3 4 5 - 3 56. Boyutları: 42,J cm x 164,5 cm
Boyutları: 164 cm x 247 c�. (çerçevel,i)
şekilde, Kalemiye katkılarını gözardı ederek, Kanuni döneminin 26 E. g. Zand 1977, 463- 479. IEM 2238; 1916'da ilmiye idaresi Evkaf Müessesatı'nd an alınmış.
TKS GY 1400
başındaki genel yaklaşımı, yani Kalemiyeyi medrese eğitimli ilmiye 27 Safevi süslemeciliğini incelemiş hiçbir çalışma yoktur (British Lib­ Kaynak: İstanbul 1983, E 5 3 ; Washingtori 1987, no. l Kaynak: Bombacı 1965, Fig. 7; Washington 1966, no. 86; Petsopoulos
sınıfının alanı olarak kabul etmeyi yansıtmaktadır. Ali kendini rary, Or 226 5). Zengin kenar süslemeleri hiç naturalist çiçek resmi 1982, no. 1 8 5 ; İstanbul: 1986, no. r r ; Washington 1987, no. 2
medrese eğitimli ilmiye sınıfına ait sayıyordu. Dönemin sonunda taşımaması bakımından ilginçtir. Cf. Nitley 1979· Dikey çizgilerle tuğranın kuyruğu arasında oluşmuş panolarda
durum değişmiş, Kalemiye yüksek seviyeli bir devlet memuriyetine 28 Kappert 1981, r r 6a-177a; Uzunçarşılı 1976, 5 5 -65; Belon du Buyruk isimsiz birine hitap etmektedir fakat bunun Başvezir
eşit düzeye yükselmiş ve dolayısıyla Kalemiye yazman ve hattatları
çok renkli erik dalları, dipleri yeşilliklerle kaplı lalelerin, gülle­
Maus 1 5 88, 458-459. Rüstem Paşa olma ihtimali vardır. ilk satır mavi renkle yazıl­
hakimiyetten kurtulmuşlardır. 29 Demiriz 1986; id. 1977, 41- 5 8. Sonraki yazı Topkapı Sarayı rin ve sümbüllerin arasından yukarı çıkar. Bahçe çiçekleri sıra
4 Minorsky et al. 1959, 167. mış ve nişan kelimesindeki noktalar altın varakla işlenmiştir.
Kütüphanesindeki (Koğuşlar 23) 954/r 5 47-48 tarihli ve sarayda sıra dizilmişlerdir. Panolar, karışık hurma yaprağı motifleri, si­
5 Salman 1978, 3ı.9- 34; Minorsky et al. 1959, 34- 38. Nestalik Sesli harfler de mavidir ve satır boyunca her kelimenin sonunda
hiç adı geçmeyen bin İlyas tarafından imzalanmış bir Kur'anla ilgi­ yah, pembe ve altın yaldız, lapis mavisi ve karmen kırmızısı
Kur'an bu dönemde Şah Tasmasp atölyesinin baş tezhip üstadı Ha­ lidir. Büyük ihtimalle bu Kur'an özel bir istek üzerine yazılmıştır. altın bir nokta vardır. Kalan satırlar ya siyahla yazılmış veya si­
vurgular, tüylü yaprakların oluşturduğu desenler, bulut küme­
san al-Bağdadi tarafından 970/ 1 5 6ı.-63'te süslenmişti. Süslemeleri üç ayda tamamlanmıştır ve olağanüstü imzadan anla­ yahın üzerine altın tozu dökülmüştür. Kur'andan alıntılar ve
6 Fekete l9ı.6. leri Safevi türü çiçeklerle doldurulmuştur. Bunlardan bazıları
şıldığı kadarıyla bu süsleme bir yenilik taşıyordu. Buradaki natura­ dualar da altın varakla yazılmıştır. Kontur kağıdın sol köşe­
7 »Celalzade Mustafa«, IA; Uzunçarşılı 1958, 392-441. list karanfil ve lale formları, Karamemi'nin Dlvan-ı Muhibbl'si ve harflerin kesiştiği yerlerde olduğu gibi altın fon üzerindedir.
sinde, mat bir mavi veya gri ile üç nokta olarak belirlenmiştir.
8 Çulpan 1970, 291-99. benzeri işlerin mütevazi habercisidir. Büyük yuvarlaklar birbiri üzerine oturtulmuş iki farklı hele­
9 Ali 1982, I I2. 30 Contin 1939, 98-99. Tuğra altın varak gonca helezonları ve i<.üçük mavi bulı.ıt
zon! düzenlemeyle doldurulmuştur. Burada yukarıda sözü edi­
10 Karabacak 1913, 41-5 1. 3 1 Demiriz 1986, 278- 303. kümelerinin oluşturduğu bir dik açılı üçgenin içine yerleştiril­
11 Duda 1983, 109-160.
len farklı motifler lotüs ve nar formlarıyla birbirine bağlanmış-
32 Demiriz 1986, rr7; cf. ve Yağmurlu 1973, 79-1 3 r . miştir. İçinde da'iman yazılı iç halka mavi tomurcuk helezonla­
12 Maruz 1971; id. 1974· 3 3 Barkan 1972; 1979, l-I I, Rogers, IJMES 14 (1982), 299- 304. tır.
rıyla doldurulmuştur. Dış halkanın içinde ise altın tomurcuk
13 Tschudi 1932, 3 17-287; Abrahamowicz 1950; Bombacı 1965, 34 Otto-Dorn 1950, 4 5 - 5 4. Resim için bkz. sayfa 4 5 .
41-n, bkz. Mahmut H. Şakiroğlu, » 1 5 2 1 tarihli Osmanlı-Venedik 35 Bu olgu, tezhipte tek bir ustanın işi veya tek bir stilden söz edileme­ üzerine mavi ve altın yaldızla yapılmış üç boğumlu simetrik
anlaşmasının asıl metni«, »Tarih Enstitüsü Dergisi« 12 (İstanbul, yeceği sonucunu gösterir. Halbuki Zeren Tanındı'nın çalışması madalyonlar vardır. Bu tuğranın yaldız ve süslemeleri British
1982), 387-404. »Abd Allah el-Sayrafi« Kur'anının (no. 24) ilk sayfasında o eserin Museum'daki (OA 1949, 4-9, 086) Bombacı tarafından Ka­
14 Krallitz 1921, Maruz 1974· »Ser Nakkaşan-i Dergah-ı Ali ve Ustad al-Kutub« Kara Mehmet nuni devrinin son bölümüne ait olarak tarihlenmiş tuğranın­
15 Menage 1985. Çelebi'ye ait olduğunu söyleyen yazıyı ispatlama gayretidir. Kara
16 Orgun 1949, 201-220. kine benzemektedir.
Mehmet Çelebi'nin yazı gelişmesini inceleyebilmek için çok az
1 7 Wittek 1948, 3 r r- 3 34, Umur 1980, 1 5 5 -173 Kanuni ve Şehzade- eseri vardır. (cf. Ünver 195 l). Ama görülür ki zaman ve çalışmadan Onbirinci satırın sonlarına doğru bir dizi ünvan yer almak­
lerin tuğraları için, »Tughra«, El i. tasarruf edebilmek için birçok usta ve çırak ortaklaşa çalı şıpa yap­ tadır. Bunlardan bazıları onun Kanuni'nin bakanı olarak mev­
1 8 Heyd 1960. mıştır. Böylece şablon ve kalıpların kullanılması gereği ortaya çı­ kiine, bazıları Kanuni'nin ordularının başkumandanı ve böy­
19 Özel görüşmeler. karak homojen görünüşlü sonuçlara ulaŞılabilmiştir.
20 İstanbul 1986.
lece İslam saflarının da kumandanı, diğerleri ise kendi mükem­
21 Cf. Abbasi Halifesi el-Mütevekkil tarafından Rawda'da dikilmiş meliyetinden söz etmekte ve başarılarının ve Başvezirlik rütbe­
Nil' in su yüksekliğini ölçmede kullanılan aletin Üzerindeki yazılar. sinin uzun ömürlü olması için dua etmektedir. ı 5 5o'de Os­
Bunlar daha sonra dokuzuncu yüzyılda ibn-i TCılUn tarafından de­ manlı Serkatipliğinde tuğranın formunun standartlaştığı görü­
ğiştirilmiştir. K. A. C. Creswel, »Early Islamic Architecture« il
lür fakat » dirgham-i palang intikamı« (pantere benzer intika­
(Oxford, 1940), 304.
mın aslanı veya keskin kılıcı) gibi ilginç formüllerin İbrahim
Paşa'yı İmparatorluk ordularının başkumandanı (Serasker)
görevine getiren Şaban'ın başı 93 5/Nisan ortası ı 5 29 (Feridun
ı274 - 7 5/ı 8 5 8, ı, 544- 46) tarihli berat'ta uygulanmış olduğu
da bilinmektedir.

80 8ı

-- ____._
9 Ferman
10 Ferman
Trabul us Sancağına bağlı köylerdeki temlikname;
Başvezir Sokullu Mehmet Paşa'ya Vize (Batı Trakya.) , P�şa (� ulgari­
ipekçilikten elde edi­
len gelirlerin (harir mukat aası) ve toprak gelirler
inin Kudüs'teki vakıf­ ..
larında kullan ılmak Üzere Hürrem Sultan 'a verildi stan) vb. sancaklardan mülk olarak verilmış koylerın ozet lıstesı. 2 3 Re­
ğini bildirmektedir.
21 Rabi 959/r6 Nisan 1 5 5 2 tarihilidir {E 7816/r cep 976/r2 Ocak 1 5 56 tarihili. Arka sayfada iyi bir Osman! � y� zısıyla
, E 7816/ 3 - I I 22 Zil­ .
hicce 957- Şevvalbaşı/967/Aralık 1 5 50 - Haziran Sultan Selim'in bir temlikname ve iki mülknamesi olarak sozu geçen
1 5 60).
Kağıt rulo, divani yazı, satırlar altın varak ve siyah sancakların kazaların ve nahiyelerin listesi belirtilmiştir.
mürekkep
Boyutları: 41 cm x 168 cm Altın serp rr:eli kağıda divani tarzda yazılmış, 38 satır; altın, siyah ve
TKSA E 7816h mavi mürekkep kullanılmış
Kaynak: Heyd 1960, 143 - 44, Stephan 1944, Boyutları: 46,2 cm x 373 cm
170- 94, Taşkıran 1972;
Altındağ 1985 no. ıo2, E. 7816/ 1 - I I ; Washington IEM 4125; l968'de sanatçı Cemil Aldişen'den satın alınmıştır
1987, no. 3. Yanlış .
olarak Nisan 19 yazar Kaynak: Gökbilgin 1952, 5 0 81 5 ; Umur 1980, Şekıl 128; lstanbul
1986, no. 18; Washington 1987, no. 5
Fermanın başında Kanuni'nin tuğrası vardır. Da'iman yazılı iç
Dua bölümü tamamen altın varaktır ve »Huma Allah al-Aziz«
halkanın Üst kısmında çeşitli bitkiler alt kısmında ise örgü şe­
yazar. Belgenin altında Kazaskerler, diğer üç vezir, dört defter­
klinde hurma dalları vardır. Dış halka helezonlardan, tüylü
dar ve tavkii veya Nişancı dahil olmak üzere şahitlerin listesi
yapraklardan ve goncalardan oluşur. Dikey çizgilerin yazinın
vardır.
kuyruklarıyla oluşturduğu küçük bölmelerde bulut kümeleri
Tuğra, kırmızıyla vurgulanmış altın varak ve mavi ile yapıl­
ve tipik tezhip çiçekleri bulunur.
mıştır. İç halkada da'iman ve mavi ve kırmızı karanfiller ve
yaprakları ve altın ve mavi konturlu hurma yaprakları vardır.
Dış halkanın içinde yoğun bir şekilde işlenmiş siyah, altın, mavi
ve kırmızı tomarlar görünür. Üst bölümdeki dikmeler arasın­
daki panolarda kırmızı ve siyah, kıvrım kıvrım bulut kümeleri
mavi ve kırmızı çiçeklerden oluşan sivriler ve bir tüy şeklinde
stilize edilmiş çin lotüsleri yer alır. Belgenin en üst satırı altınla
yazılmıştır. Sola doğru alt kısmında silinmiş mavi ile yazılmış
bir cümlenin izleri görülmektedir. Bunu takip eden kısımda So­
kollu Mehmed Paşa'nın sı fatları yer almaktadır: »Al ghani fi
sabi! Allah« (Allah'ı memnun eden konularda çok zengin olan)
ve onun vakıf kurmadaki cömertliği kinayeyle belirtilmektedir.
Ayrıca bunların devamında araziler ve gelirlerin listesi ve bun-
ların bağışlanma tarihleri belirtilmektedir.
..
Bu belge Başvezirin bir vakıf için yaptığı yardımsever ve co­
mert bağışların resmi şeklinden daha çok anlam taşımaktadır.
Zira Sokullu'nun resmi statüsü Osmanlıların gözünde epey ka­
rışıktı. Her ne kadar II. Selim'in kızı Esmahan Sultan ile evli ise
de aslında Padişahın kölesiydi ve bundan dolayı resmen bir va­
kıf kurabilme hakkına sahip değildi.
Vakfın bina kısmıyla ilgili yapılan bağışlardan burada söz
edilmemektedir ama büyük bir ihtimalle bu İstanbul'da Ka­

dırga limanında, l 5 71 'de açılışı yapılmış cam külliyesidir. So­
kullu Mehmet Paşa çok eli açık bir bağışçı idi. Iki vakfiye belge­
sinde (İstanbul, Millet kütüphanesi, Ali Emiri Tarih, no. 9 3 3 )
Transilvanya'daki Becskerek'in (Son Habsburg'ların Papaz
George Martinurzi'nin politikasına kızarak almmış olması
muhtemel) ve diğer vakıfların listeleri vardır. Medine'deki su
yolları, İstanbul Azapkapı'da bir külliye, Balçık'da (Trakya'da)
bir mescid, Kayapınarı'nda (Kuzey Yunanistan' da Sidre Kapısı
yakmında) bir cami ve Kur'an okulu, Becskerek'te bir cami ve
Kur'an okulu II Rabi 961/Mart 1 5 54 tarihli), Bosna'da doğum
yeri olan Soklovik'te bir medrese ve Kur'an okulu, Büyükçek­
mece'de bir mescid, Edirne'ye giden hükümdar yolu üzerinde,
Lüleburgaz'da bir cami, medrese, Kur'an okulu, imaret (aşevi)
ve çok büyük bir misafirhane, Anadolu'da büyük bir medrese,
İskenderun yakınlarında Payaz'da ticaret ve liman merkezleri
ve Niğde yakınlarında Bor' da bir külliye.
i
11 Hürrem Sultan Vakfiyesi 12 Fethname 13 Defter-i Yoklama
(f 72a) 28 Receb 947128 Kasım 1 5 40 tarihli, İstanbul' da bir Vakıf Kül­ Muhteşem (Kanuni) Sultan Süleyman'ın Kral 1. Ferdinand'a hitaben iki 96o/ ı 5 52_ 53 yıllarında Osmanlı birliklerinin kral 1. Ferdin.and'ın ha.�
liyesi, Ankara'da bir cami vb. »lrak«a -hem İran hem de Arap Irak'ına - yapılan Irak Seferi (lrakeyn kimiyetindeki Macaristan Kraliyeti sınırlarınd a bulunan çeşıth kalelerı
73 yaprak, metin Arapça, her sayfada 9 satır özenle kullanılmış nakşi yoklama defteri
ve talik etkileri, kenarlar altın ve siyah, noktalar altın, siyah ve kırmızı.
Seferi) dönüşü sırasında yazdığı zafer yazısı (Fetihname).
Kağıt bobin, Divani
. .

32 yaprak alışılagelmiş resmi �azıyla yazıl � ış, ıçınde sık sık Osman! �
Dua, ayet ve Allah' ın isimleri altın ile yazılmış yönetimine ait özel yazı olan Sıyakat , la duşulmuş notlar. � ırmm mu
Boyutları: 370 cm x 39 cm, 28 satır .
Kahverengi deri, madalyonlar, pandanrifler, köşebentler ve kenarları Bremen, »Staats- und Universitatsbibliothek« Ms. a. 169 rekkeple yazılmış önemli personel notları. Açık kahverengı den cılt.
altın baskılı bulut kümeleriyle süslenmiş bir cildin içinde. Cildin astarı Kaynak: Hetzer, A.: Turcica. Das Osmanische Reich betreffende Be­ Boyutları: 42 cm x 1 5 , 5 cm
mavi üzerine kahverengi filigran, sayfa boyutu 2 5 ,2 cm x 17 cm stande, Bremen 1986; Hetzer, A.: Yom Umgang mit orieııralischen Berlin »Staatsbibliothek« PK, MS. or. fol. 4 1 3 2
TIEM 2191 (TIEM'e Giriş 1 919) Handschrifren und Drucken, »Wolfenbütteler Notizen zur Buchge­ Kaynak: Schwarz. Mitteilungen in der SBPK. XVIII (1986), 6 1 f.
Kaynak: Daha fazla bilgi ve bibliyografya için bkz s. 3 8 ff.; Washington schichte« 12, 1987, içinde, S. 2 5 - 5 2
1987, no. 6, yanlış olarak 18 Receb yazılmıştır Yoklama defteri yaklaşık 3 500 askerin doğum yeri, yakın akra­
Kapsamlı bir başlangıç (da'vet - Allah'a Hazreti Muhammed'e, baları ve maaşlarına ilişkin temel bilgileri içermektedir. Liste
f. 7 a Kanuni Sultan Süleyman'ın mavi ve altın varak konturlu önce dört Halife'ye, sonra diğer önemli din adamlarına çağın) Kanuni'nin 1 54 3 yılında fethettiği Macaristan'daki Estergon
tuğrası. bölümünden sonra Padişah'ın mavi renkli, kenarları atim çer­ kalesiyle başlamaktadır - yani elektör II. Joachim'in Bra?den­
f. 7 b Kanuni'nin Şeyhülisl:lm Ebussuud (Abu'! Suud Mah­ çeveli Tuğrası gelmektedir (bkz. s. 4 5 ) . Tuğranın altında »ben burg'tan Alman ve diğer Habsburg'lu biriklerden oluşan Impa­
mud Al Qadi) tarafından çizilmiş vakıf belgeleri. ki . . . « kelimeleriyle başlayan, dört satır uzunluğunda, hüküm­ ratorluk ordusunun kumandanı olarak şehre çağırılmasından
f. 21 b Hürrem Sultan'ın ünvanları: »A'ıshat el-Zaman, Fa­ darlık sıfat ve ünvanlarını ve ayrıca hükmedilen ülkerlerin liste­ bir yıl sonra!
timat al Devran, al Sultana al Zahira« (isim boş bırakılmış) ve sini içeren »Ünvanlar« bölümü gelmektedir. Bu ülkeler ara­ Açık olan sayfa 2 b:
en şerefli ünvan olan Valide-i Sultan Emir Muhammed (Şeh­ sında yeni fethedilen Azerbaycan, Bağdad, Basra, güney Irak'ta »Estergon kalesini fetheden asker gurubunun maaşları
zade Mehmed'in annesi). Ünvanlar doğal olarak belirgin değil Muşa'şa bölgesi ve Loristan da sıralanmaktadır. Bu bölüm bü­ [sonra dikey yazı bloğunun altında]
fakat Başvezirinkine dayanarak yapılmış. .
yük tip harflerle yazılmış şu cümleyle son bulmaktadır: »Sultan yun us, fetih kumandanı, günde kırk akçe mevcut! [sonra dıkey
Bunu Kanuni'nin kendi resmi ünvanı takip ediyor ve f. Süleyman Şah Hanım«. yazı bloğu olarak]:
24 b'nin en son satırına kadar sürüyor; Sultan'ın ismi altın va­ Daha sonra şu yazı (elkab - inscriptio) yer almaktadır: »sen (Bulgaristan' da) Tirnovl/Tirnovo kazası, Nıkbolı/Nıkopol
• • .

rakla yazılmış. Tabii ki bu Hürrem Sultan'ın ünvanlarını tama­ ki iftiharü 1-ümera'i 1-millet'i 1-meslhlye muhtarü kübera'i t­ sancağı, Büyük Karamanlu köyünden.
men gölgede bırakıyor ve onun vakıf kurma ve bağış yapma rayfet !-'!seviye vilayet-i Nemçe kırali Ferdinandoş . . . « (sen ki Mehmed adlı bir oğlu ve Fatıma adlı bir kızı var. Yuce Ha-
.. •

Irak'ını, Şirvan'ı ve Gilan'ı ve diğer birçok kale ve ülkeyi


konusundaki rolünün Kanuni'ninkilere oranla ikinci derecede hıristiyan aleminin hükümdarlarının ünlüsü, hıristiyan cemaa­ nedanda yeniçeri idi«.
fethetmiştir. Tüm bu girişimlerin kendisini tamamen memnun
kaldığını ifade ediyor, zira vakıf için bağışlanan mülkler de ona tinin büyüklerinin seçkini, Avusturya'nın kralı, Ferdinand . . . )
edecek şekilde sonuçlanması üzerine de şimdi artık başkente
Sultan'ın bağışıdır. »Avusturya Kralı« hitabı bir aşağılama ·olarak yorumlan­
geri döneceğini yazmakt adır ( . . . »temam-i riza-i şerlfüm üzer.e
f. 29 b Vakfın yaptığı tahsisatlar: Bunların arasında İstan­ malıdır. Böyle bir titr hiç olmamıştır. Habsburg'lu 1. Ferdinand
itmama erişmegi n«/tama mı rıza ve isteğim üzre tamama erıştı-
bul'da Gülşeni Dervişi Hacı Başcı Mahallesinde bir cami, kar­ Roma-Alman Kralı (sonra da İparatoru) idi ve Bohemya ve bir
ğinden . . . ) . .
şısında 16 öğrenciyi barındırabilecek bir medrese, bir Kur'an kısım Macar boyları tarafından krallığa seçilmişti. Kanuni Sul­
.

Bu yazı n Muharrem 942/12 Temmuz 1 5 3 5 tarıhınde Teb-


okulu (Mekteb il Şerif. . . litalim ül-Kur'an el-azim), bir imaret tan Süleyman, bu belgede ünvanları üç satırdan fazla tutan de­ riz'de kaleme alınmış ve yollanmıştır.
ve medresenin yanında bir mutfak ve Ankara' da bir cami. ğerli Sadrazamı İbrahim Paşa'nın (ki kendisi birkaç ay sonra
ff. 4o b - 42 a : Vakıfların korunması ve bakımı ile ilgili mas­ idam edilmiştir) ordunun bir bölümüyle İran'a Acem vilayetine
raflar; Mütevelli heyeti ve katiplerce vakıf için yapılacak harca­ Kızılbaş'larla savaşmak üzere yola çıktığı haberini vermekte­
maların kesin miktarları. dir. Bu habere göre İbrahim Paşa o bölgenin başkenti Tebriz'i
ff. 42a - 6o a: Personel maaş ve yevmiyeleri ve ayrıca İstan­ ve diğer birçok önemli kaleyi ele geçirmiştir. Aynı belgede son­
bul'daki vakıfların payları. radan Kanuni'nin diğer bir oduyla bizzat yola çıktığı ve Avcan ·::

f. 60 a - b: Arasıra yapılması gereken görevler ve hayırlar (ih- ovasında İbrahim Paşa'nın ordusuyla birleştiği belirtilmekte­
sanlar). dir. İran Şahı ordusuyla Osmanlılardan kaçmıştır. Mevsimin
ff. 63 b - 73 a: Ek ödenecekler. ilerlemesi dolayısıyla ordu vakit geçirmeden ilerleyerek Bağ­
f. 63 b: Toklu Dede zaviyesine ayda 20 dirhem. dad'ı ve oraya ait diğer şehir ve memleketleri, Irak'ın güneyin­
f. 6 5 b: Aksaray kazasında Karapınar Şeyhi Hasan Dede za­ deki Muşa'şa'ların, Suranl'lerin ve Kalhur Kürtlerinin (Kalhu­
viyesine ayda 12 dirhem. ristan) yaşadığı bölgeleri ve Basra'yı ele geçirip Osmanlı İmpa­
ff. 6 3 b- 64 a: Anakara Camisi Personeli. ratorluğuna dahil ettikten sonra kışı ( 1 5 34/45) Bağdad'da
ff. 72 b - 73 a: Şahitler (şuhud al-hal) dört vezir, Başdefter­ geçirmiştir. Kanuni bu süre içinde Hazreti All'nin ve oğulları­
darlar, Nişancı Celalzade Mustafa ve diğer Serkatiplik memur­ nın, İmam Hüseyin'in ve diğer kutsal ve önde gelen Müslüman­
ları ve padişah nedimleri. Bütün isimler aynı el yazma ustasının ların kabirlerini ziyaret ettiğini yazmaktadır. Bu arada İran
kaleminden çıkmıştır. Aşağıda daha sonra yapılmış tasdikler Şahı doğu Anadolu'daki Van kalesini kuşatmıştı. Bunun Üze­
yer almaktadır. 1224/ 1 809 - 1 0, 1226/ ı 8 n-12, 1228/ ı 8 1 3 ve rine tekrar Tebriz'e yüründüğü belirtilmektedir. İran Şahı Ka­
1235/18 19- 20. nuni'den kaçarak bir elçi aracılığıyla İbrahim Paşa'ya sığınma
Resim için bkz. sayfa 39. isteğini iletmiş, İbrahim Paşa da Şah'ın ricalarını Padişah'a ilet­
miştir. Bunun üzerine bu belgeye göre Kanuni İran Şahı'na
»aman-i şerifi.im« (koruma garantisi) vermiştir.
Belgeye göre böylece Kanuni Allahın yardımıyla Tebriz ve
Bağdad tahtlarını ve bunlara ait tüm ülkeleri, Arap ve İran
14 Tabakat el-memalik �e deracat el-mesalik (Macaristan sınırı nihayet bulup imansız Alaman sınırıdır 15 Tevarih-i al-i Osman »Ferandlış-i bl-dlnden ve vilayet-i İspanya kıralı olan karın­
[başlar] . Yüce dinin ortaya çıkışından bu yana bu topraklar daşı ol müşrik-i la'lnden kat' an nam ve nişan bilürmeyüb bi'l­
Mustafa b. Celal, Koca Nişancı olarak bilinir, ölümü 975/ı 5 67 Yazarı: muhtemelen Cemall (ölümü: 957/ 1 5 50).
532 yaprak, Nesta'lik. Mavi-altın yaldızlı 'Unvan, metnin diğer kısmı
müslüman atlılarının toynaklarını görmemişlerdir, bu temiz muvaceh-i 'asakir-i is!amla mukabele ve mukatele eder ki­
218 yaprak, Divani. Ortası madalyonlu (şemseli), soluk altın süslemeli
kırmızı renkli çift çizgiyle çerçevelenmiş. Üzerinde altın baskılı olmayan topraklar tamamen kafirlerin meşalelerinin şuası ile mesne olmıyıcak Padişah-i 'alempenah hazretleri ol aradan ca­
kahverengi deri cilt. .
madalyonlar (şemseler) olan-siyahi kahverengi deri cilt. kirletilmiştir . . . ) . ' nib-i yesarine gerü Tırava suyı tarafına teveccüh edüb
Boyutları: 29,5 cm x 17 cm, 23 satır
Boyutları: 27,5 cm x I6 cm, 25 satır Berlin, »Staatsbibliothek« PK, Ms. or. fol. 4160 (s. ı 5 3 b) « .
Berlin, »Staatsbibliothek« PK, Ms. or. quart I96I Kaynak: Flemming, Verzeichnis I, no. l 4I
Kaynak: Flemming. Verzeichnis I, no. I44· Edition: Kappert, P.: Ge­
(Dinsiz Ferdinand ve İspanya [vilayeti] kralı kardeşi lanetli
schichte I98l putperest nam ve nişan [şeref] bilmeyip müslüman askerlere
Osman Bey sülalesinin başlangıçtan 945/ ı 5 49 yılına dek tarihçesi.
Açık olan sayfa 152 b/1 5 3 a: karşı yüz yüze mukabele edecek ve savaşacak kimse olmayınca
Kanuni Sultan Süleyman'ın hükümdarlık döneminin »der beyan-i hikayet-i gaza-i vilayet-i Alaman« (Alman vilayetine [Al­ alemin sığındığı Padişah hazretleri oradan sol yöne doğru geri
962/ı 554 - 5 5 yılına kadar olan tarihi. Eser, yazarın oğlu manya'ya] yapılan gaza'nın [din uğruna savaşın] öyküsünün sunulu­ Tırava nehri tarafına yönelip . . . ) .
Mahmud'un Süleymaniye camisi için yazdığı bir şiirle son bul­ şu).
Tarihçede buradan itibaren gerçeğe uygun olarak akıncı ha­
makta. fif atlıların tamamen yokedilmesi yansıtılıyor ki geri kalanlar
Kanuni 1 5 32 yılında Viyana yönündeki ikinci taaruzunda
Açık olan sayfada (yaprak ı 89 a), Kanuni'nin bizzat yönet­ da Brandenburg Elektörlüğünün prensi II. Joachim'in güçleri
hayatında ilk ve son kez olmak üzere güçlü bir düşman ordusu
tiği bir Osmanlı ordusunun Alman-Roma İmparatorluğuna ilk tarafından kısmen imha edilip kısmen esir alınmıştır. II. Jo­
karşısında geriledi. Onu Viyana önlerinde Habsburg'lu ve Al­
girişi anlatılmakta: achim'in daha sonra Berlin'e getirdiği bu esirler muhtemelen
man İmparatorluğuna ait birliklerden oluşan güçlü bir ordu
»hudud-i Üngürüs nihayet bulub Alaman-i bl-lman sinuri­ Berlin'deki ilk Türkler olmuşlardır.
beklemekteydi. Tarihçe, Kanuni'nin kendi yaydığı propagan­
dur. İbtida-i zükur-i dinden ila haza'l-hln ol zeminler, süm-i sü­
dayı yansıtmaktadır:
tur-i müs!imlne yüz sermeyüb hak-i na-pak Seraser erzi şu'a-i
meş'a-le-i küfr ile na-pakdur . . . «

\<\."(
189 .
· '

.· ı
. � '

�L.�i;;((
<...:.J,;4,.,.;,
; ),JJ:;�-,,,;�·
' . \ .
�,,;�J.,·;�µi.ı.h:-��Jc,,_,,,ö,_1 · /.
i11;y,'-'!
':'/
j.�;.JJl�il.J � ·

��.;k:( c-ıj�j�ıJ)���(J:,,·'{Jlt. i... � .ıffen�!)�,��.J�j;f;..�re:;�.i;jf�(f


:· 4'/!J,ıı�i:&!l1r.ff.6J°W�
�h(.VıJ,.;ı;UJy.,�e;,,fe.'djlırt�l�ı:fVi�
'-"'-?Jı:._'V!i,;:hhıJ:�;;J<!('�!,:•>i-.rM(
�JhJ��j��j��pC,;!fl-!·"�4..ti.:J·
'ii �1i:11JJJJj;wl!(f!JJ�·J/t!!'J�J,,,JJ,,�ı.._..4
if/!iPJi�,ıN-i'biıv,1!>5:4.v�
�fa;;,ı;<;;ı�:'·ıfi�ı,M-'�C(..n: �·
�f!.i�J.�e.1lr)P�'1".t...!..��.ftY.,
91�,;:;,;;,j,�,_ ;:;/f�.fef},;,,,_;;ı�. ı ;:- #fi6·�1;;.fj.JJ.%0>;_1�ı"&!�·;,;.;;6].
�-l�;.:�de;,.ilq111ı:� � 1·��""ı:;:._....q,;.e�'"�'�
�AJ;?fitı.?.ıA,.J.111,,;...-J,.,,,�'-./'./.'
;f';�/ 11'Jlı�fıiJ.1�
J1j,.,;;,ı,Q1Pfa��J�J:,i.ı !.,,/};JiiJ;J
�>:h?i,2:-�J.�c::.,J,,,! ...>'f,·.,#/,;,,J.rc.:JJJ�,�o 4-ı,JJ,;J,�<;;;�;;:� .;�ği,.� .

·;.:ı·u1'. :
�y�/J�4.ı:J.P.J���fi;f;J)J�)j,iltoJ4
JJ f.u;; t:tf,h�.J:.��};��J])�·Jl�J!]�--4�;,
"if/fj
?-_�1;,�·�·'-4�.1..M. ·��i/:�1; �fK,;,,bhJ@.0·;06,hf[C{11}A>.
W. '(,,�;;:,ıJ,r..:;d
/
,/f?-tJJ,J.::fi.11,·;;t!/i'�'�·ı11,,,ı · ,,,J>i,.),f,i• .{ );Jf;0
(J>4J'!'.,;,.s"fo,,?;,.W:
!..
...
vi-
t:��
: _,;,.ıı;,.ı
·.
��,,,,"f�,&,
ci;�·,_,ıl;J,1M f'{,.... .
. Y.

J�h'1d1J.1ltJJ\
,�p;���!�"
.•.f./AJ.-,f4fJA?,,,_l:).fQff/'111i;(!c";;:;&1�./ /fJ>)f;_...,;{f:;;;;J,,.,,,,,.�]J,,J,f!-�1"

.(!(.;rı;/V,�....,.ıe'..A':'<·1.!ı�fti!fii. . 'J!.,_ıC(»fı�1c.JJ�),Jj..,...__,?, ;c;),Jıf,..;» .
W.}�u,;r;.Jt� f!_,;},.Jo!P,bil,z
�»t.,;,1ı!f�•·•4.f.'<:''J,;JJu4. ·
{o;; ., . '.�@�ı:,,;"/f:ı,(,.J;JJ.f')�)ih
' �f{»_, ,;ilq)_,1/)j}.rr::
• �#P-'{.,fAJt!Jl�

:'#.••:ii�),Jc_.A�Ci'};:�ıi/{/' M:��!.'_tJ1....;._:d ;4.Ji;,1,�1;1�J,,_�J

' ı:i!Ji'��/.ıl{J;l,ı;""":i�J,J'<'�'''·"'jc; �ı�.-:�"<l''li.:�•1NıJr;M�":.!1<:J1d.'.1.1 . .· ·

/. v.
�.0��/;jc-',;ı�,J{tif.;,,, •)\1:b..;"�·�-,,,;:ı;W:h,Jc,J.Jjf, 1

:1
f/!
·

t/),J;.;ıf'MP·Y;.J..1-!�-;,bıfavı,1�.J'. ���'JJ;ff�'�}J�u.p:;_�;'•
. .lf..o/;};•",;f.u
.,' '. %'ft,:1�,(:,;,;ıüJ;.;J.YtlPf �\ı·/·i!�����<i''-;l!!:.uffı!!
- � ...

!' ·.·:
;;•.; .
'j ·' •� t


1
'ı.

,, .

86
T

,.

16 (Tercüme-i) Behcet et-tevadh Açık olan sayfa 1 b: Şeyh Hamdullah Buhara'lı Suhravardi Şeyhi Mustafa Dede'nin 19 a Kur'an
Yapıt 13 bölüme (bab'a) ayrılmıştır ve dünyanın ve canlıların ' oğludur. Mustafa Dede Yakut el Mustaslml ve Abdullah el
1457 yılında »Şükrullah b. Şihabeddin b. Zeyneddin Zeki« tarafıııdan 238 yaprak, zarif »muhakkak« veya nakşi, sayfada 15 satır, altın çer­
yaratılışıyla başlamaktadır. Bunu takiben (Adem'den İsa'ya Sayrafi gelenekleri üzerinde çalışarak onları Osmanlı zevkine
farsça yazılmış dünya tarihinin türkçe çevirisi. Çeviri Mustafa Far izi' - çeve, tezhipli sure başlıkları, kenar süsleri, tahminen Bağdat'ta
nin kaleminden çıkmadır; 937/ r 5 30 yılıııda başlanmış ve Kanuni Sul­
dek) Peygamberlerin tarihi, Hazreti Muhammed'in tarihi ve göre uyarlamıştır. 705/ro35 - 36'da yapılmış bir Kur'andan (TKS EH 249) alınmış ro-kıta
tan Süleyman'la Sadrazamı İbrahim Paşa'ya atfedilmiştir. Müslümanlığın başlangıç döneminin tarihi bölümleri yer al­ Şeyh Hamdullah Mnasya'da yaşadığı dönemde II. Bayezid'­ bitimleri.
468 yaprak, 1 5 satır, çok güzel bir Neshi yazı tekniği, bazı yerlerinin maktadır. Onuncu bölüm ünlü yunan filozoflarına ayrılmıştır. e hocalık yapmıştı, daha sonra İstanbul'a, saraya atanarak Sul­ f. 2 3 5 b »el Karahisarimin talamidh Seyyid Esadallah el Kirmani« im­
üzeri çizilmiş, başlıklı, dualı, kısa tanımlar ve noktalar altın mürekkep­ Onbirinci bölüm İran hükümdarlarının tarihini anlatmakta­ tan ve oğullarına yazı dersi vermişti. Çok Üretken bir yazı usta­ zasıııı taşır. Tarih 9 5 3/ 1 5 4 6 - 47 olarak talik tarzı yazıyla atılmıştır.
li Modern Cilt
dır. Onikinci bülümde Abbasilerin, Fatımilerin ve Selçuklula­ sıydı, anıtlara yazılar hazırlamıştı (örneğin Bayezid'in l 5 05'te
Boyutları: 2 5 cm x 1 6 cm Boyutları: 28,6 cm x 18 cm
Oldukça kaliteli, altın yaldız, koyu mavi ve çok renkli sarmaşık çiçek­ rın tarihi sunulmaktadır. Sonunda, onüçüncü bölümde Fatih açılışı yapılan kendi camisindeki yazılar) . Başlangıç bölümün­ TKS 4+999
lerle ve ince altın işleme girişik bezemelerle işlenmiş başlangıç bölümü Sultan Mehmed'e kadar Osmanlı Hanedanı'nın tarihi gelmek­ den anlışalacağı gibi (ff. 32 7 b- 328 a) Kanuni dönemindeki
(ünvan) tedir. yazı metinlerinin düzenleniş biçimi ve birçok beğenilen motif­ ff l b - 2 a çift sayfa tezhipli birinci Sure ve ikinci Surenin başı.
El yazısının kendisi rr Ocak 1 560 tarihinde tamamlanmıştır. Bunlar besmele ile çevrelenmiştir ve son satır büyük olarak si­
ler ve süsleme araçları yıllar önce Timur döneminde geliştiril­
Berlin, »Staatsbibliothek« PK, Hs. or. 9642.
miş standartların özel olarak Osmanlı formlarına uyarlanma­ yah konturlu altın varakla, mavi ve kırmızı dianthus zemin üze­
_ Kaynak: Flemming, B.: Türkische Handschriften I
sıdır. rine ve siyah haraka ile yazılmıştır. Bunların arasında nakşi
tarzda yazılmış ana metin yer alır. Çevresinde tüylü yapraklar­
17 Kur'an dan çıkan, birbirine geçmiş gümüş erik dallarının oluşturduğu
İstanbul' da II. Bayezid için Hamdullah tarafından yazılmıştır. oval panolar yer alır. Üst ve altta sure başlıkları ve kıta sayıları
377 yaprak, »muhakkak« siyah mürekkep, her sayfada 14 satır vardır. vardır. Çerçeve inanılmaz bir şekilde birbirine girmiş tüylü
Bölüm sonları altın varak süslemelidir. Her ro kıt'ada bir sure başlık­ yapraklar ve tomurcuklardan oluşmasına rağmen kompozis­
ları ve kenar madalyonları bulunur. Giriş sayfası (ff. 1 b - 3 a) ve metnin yonun bütünü birbirine zıt panoların, motiflerin, renklerin
başlangıç sayfası tezhiplidir.
Son sayfa (f 337 b) 901/1495 - 6 tarihli orijinal açık kahverengi mühürlü oluşturduğu müthiş bir Karamemi eseridir (cf no. 32) .
deri cilt, ortadaki madalyon, pandantifler, köşebentler ve çerçevede 18 Kur'an Resim için bkz. sayfa 90-9ı .
baskı ve altın varaklı çiçek demetleri, bulut kümeleri, hurma yaprakları
ve yoncalar vardır. Cildin astarı sütlü kahverengi olup aynı tür süsle­ İstanbul'da Kanuni için yapılmış 477 yaprak, ağır, cilalı, su lekesiz ka­
melerle kaplıdır. ğıt, rr satırı özenle muhakkak'lanmış. Kıta bitimleri, yan girintiler,
Boyutları: 28,2 cm x 20 cm madalyonlar ve sure başları tezhipli.
TKS EH 72 İthaf ve dua (f. 477a -b) 930/ 1 5 2 3 - 34 tarihli tezhipleri yapan ustalar
Kaynak: Karatay1962 - 69 no. 798; Washington 1987, no. 7 »nakkaş Bayram bin Derviş Şir« ve yazan »Abdullah bin İlyas«, kızıl
kahve deri cilt, ortadaki madalyon köşebentler ve kenarlar baskılı. Cil­
din iç yüzünde altın yaldızlı bir çerçeve vardır ve ortadaki madalyonda 19 b Kur' an Cildi
baskıyla yapılmış bulut kümeleri, kurdeleler ve küçük çiçekler bulunur.
Sayfa boyutu: 25,5 cm x 17 cm Tarihi: 17. yüzyıl
TKS EH 5 8 Boyutları: 29,3 cm x 18,2 cm (tek pano, kıvrık kısımlar hariç)
Kaynak: Karatay 1962 - 69, n o 8 r o; Yağmurlu 1973; İstanbul 1983, E . TKS 2/2097
5; Washington 1987, n o . 8 Kaynak: İstanbul 1983, E. 269; Washington 1987, no. 9 b

ff. l b - 2 a (giriş). Baş sayfa mavi, çeşitli renk ve çeşitli altın ton­ B u kapak Karahisar! Kur'anı (no. 19 a) için daha sonra kullanıl­
- ,_ larında yıldız motifleriyle süslenmiştir (no. 2 5'in cilt süslemele­ mıştır. Gümüş kumaştan yapılmıştır. Bu kumaşa gümüş tel ile
rine benzer) . Madalyonlar ve pandantifli bir takım motifler ke­ kahverengi ipek karıştırılarak altın kaplanmış karton (mu­
nar süslemelerini oluşturur, ayrıca uzun mavi girintili süsler de kavva) görünümü verilmiştir. Süsleme olarak kakma altın pla­
vardır. ff. 2 b- p'daki pandantifli kenar süslemelerine benzer kahi. r, madalyonlar, yuvarlak köşebentler ve çerçeveler kulla­
fakat onlar Kur'an metninin üst ve alt bölümündeki panoları nılmış ve bunlar altın çivilerle çakılmıştır. Üzerlerine ayrıca
çevrelerler. yakutlar, turkuazlar ve inciler ınontii rlerle tuttunılnıuşnır.
Resim için bkz. sayfa 79. Resim için bkz. sayfa 92.

1
'.

-;--

88
· . ·..

_,_ ·

' ·

)-
/

Kur'an. Kat. no. 19.


1 b - 2 a no. lu
yapraklar. Açılış
suresi ve ikinci surenin
başlangıcı.

91
1
l

20 Hat Albümü
22 yaprak, altın tozu serpme yapılmış kağıda siyah ve altın mürekkep
kullanılmış, her sayfada üç-dört satır çeşitli yuvarlak üsluplar kullanı­
larak uzunlamasına dikdörtgen şeklinde düzenlenmiş, yaprakların ar­
kaları boş bırakılmış.
ff. I 9 b - 2oa imza yarı talik yazı (cf no. I2) ... »al Karahisarl min tala­
midth Sayyid Asadallah al-Kirman(«, 9601 I 5 52-53 tarihli. İmza yazı
ustalarını ve metni öven Farsça beyitlerle çevrili.
Orijinal mühürlü, altın yaldızlı deri cilt kapağı
Sayfa boyutları: 37,5 cm x 26 cm I 38 cm x 26,2 cm.
TKS A 3654
Kaynak: Washington 1987, no. I I .
21 Hat Örnekleri
Eserin ana bölümünde ( ff. 3 b - 1 8 a ) çeşitli yuvarlak yazı bi­ »Surat-el An'am«, çeşitli hadisler, »Kasldat el Burda«dan parçalar ve dörtgen ve daha büyük kufi bir kare içinde besmele ve CXII
çimlerinde alfabe çalışmaları vardır. Bunlar çok küçükten bü­ dualar, Ahmet Karahisarl tarafından çeşitli biçimler kullanılarak yazıl­ sure siyah ve altın varkakla yazılmış.
yüğe çeşitli boyutlarda yapılmış tüm alfabe veya çeşitli harf ça­ -
. ��··_·,_- ��-- --. ;--.�'; mış (imzalar ff. I2 b/ 5 a)
... .
f. 2 a: Zincirleme yazı (musalsal), »al-hamdu li-vall al-hamd

�w.��.y�pı· ·_:·-; ,- :.'" i


lışmalarıdır. Kimi tek tek, kimi birleşik biçimde, alfabetik I 5 sayfa, ağır saman kağıda yapıştırılmış, altın tozu serpmeli parlak be-

>� yaz kağıt üzerine altın siyahla yazılmış.


·
(Sic), al-vali« siyah çerçeveli küçük noktalardan oluşmuş gül
sırayla veya sırasız, altın varak, siyah, bazen de kontrast kon­ motifleri ile yazılmış. Al-hamd altın varak.
_, T'lrihi: I 5 5o civarı
turlarla yapılmış çalışmalardır. Büyük harfle yazılmış her satı­ . . .

,.,..' .-. : . ·
İmzalar tipik yarı talik yazıyla yazılmış: »Maşa adaf al­
• o
- :
·. - Q
- ' Deri cilt, altın Üzerine bez baskıyla madalyonlar, pandantifler, yapraklı
rın arasında nakşi veya muhakkak uslupta yazılmış dini for­ yeşilliklerden çıkan tüylü yaprak kümeleri yapılmış. Cildin astarı gü­ duafa va turab akdam al-masakin al-fakir Ahmad al-Karahi­
.
müller yer alır - istida, besmele, »vabihi nastaln« gibi. ("':
.·. ..• .
l
·.
·: · ·. . . ..._ .
· - _ : müşlü, kalın sarı kağıttan yapılmış.
sarl (güçsüzün en güçsüzü . . . Karahisarl tarafından yazılmış) .
Sayfa boyutları: 50 cm x 35 cm
TIEM I443, I9I4'te Ayasofya Kütüphanesinden getirtilimiş. En son cümle, »min Talamidh Sayyid Asadallah al-Kirman!«
Kaynak: Flemming 1977; İstanbul I983, E. 60; Frankfurt 1985, l/76; çok küçük yazılmış. Tevazu bildiren sözlerin eklenmesiyle imza
Washington 1987, ııo. rn. hayli uzamıştır.
Memluk Sultanları Kayt Bay ve Kansuk al-Gavri'nin kütüp­
f. ı b : Besmele, musalsal yazıyla yazılmış (cf TKS Koğuşlar, haneleri için hazırlanmış dini yazılar sayesinde Osmanlı saray­
Muhammed bin Hasan el-Tıbl'nin Kayt Bay kütüphanesindeki ındaki metiler çok gelişmiştir. Bu yazıların çoğu Mısır'ın alın­
alfabe ve yazı örnekleri koleksiyonu). »Al Hamduli'Ilah« yazılı masından sonra Topkapı Sarayına getirilmiştir.

92 93
22 Dua Kitabı 23 Kur' an Parçası 1 Cilt, »ser-mücellidan-ı Dergah-ı Ali, müsellim el-Kutub«,
Mehmed Çelebi'ye, 963/r 5 5 5 - 56'da.
Hasan bin Ahmed el-Karahisad tarafından (f.7a) 974/ı566 - 67 (yazı 50 Yaprak, 5 satır sülüs ile, kağıt üzerine siyah mürekkep (ff. ıh- 2 a),
ile) yazılmıştır. metin panoları geniş beyaz kağıt çerçeve içine yerleştirilmiş kahverengi 2 Tezhip, »ser nakkaş:in-ı Dergah-ı Ali ve üstad el-kutub«,
7 Yaprak, kenarları altın serpmeli kağıda siyah ve altın mürekkeple kağıda yazılmış. Kara Mehmed Çelebi (Karamemi) 'ye, 962/ ı 5 5 4- 5 5 'te.
yazılmış 9-14 satırlı bir sıra iri ve bir sıra küçük harfle yazılmış, kenar f. 5oa »Katabahu Yakut al-Mustaslml«, metinde kullanılmış sülüs bi­ 3 Kaligrafi (yazı), Abdullah el Sayr:lfi'ye, 745/1 344 - 5 5'te.
panoları ve başlıkları tezhipli. çiminde değil, Ahmet Karahisad'nin imzasında kullandığı yarı talik bi­ 4 Ek metinler (vassall-tamamlayıcı) sure başlıkları v.s. dahil
Modern cilt çimde yazılmıştır. 681/ı282 - 83 (yazı ile) tarihli olmasına rağmen ona
olmak üzere el-katib Hasan veled-i Ahmed el-Karahisarl'nin
Sayfa boyutları: 36 cm x 25,5 cm atfedilmek istenmiş olabilir.
TKS EH 1077 Kızıl kahvlerengi deri cilt, ortada dilimli madalyon baskı, pandantifler, kalemine.
Kaynak: Karatay 1962-9, no. 5636; Derman 1970; Derman 1982, pis dilimli, konkav köşebentler, altın yaldız kakma süsler; cild_i n astarında ff. 3 b - 4 a: Bu en ilginç tezhibli çerçevelerdendir.Çin lotus sap­
9-10; Washington 1987, no. 1 2 madalyon ve yeşil, mavi veya kırmızı kağıt üzerine altın boyalı kağıt ları, fidanları, goncaları ve yapraklarından oluşan bu süsleme
veya deri köşebentler vardır.
III. Murad'ın Viyana Milli Müzesindeki albümünde görülen
ff. ı b - 2 a tezhipli, dikdörtgen şeklinde kenar panoları, f . ıb'de­ Boyutları: 3 3,5 cm x 22,7 cm
»Saz« tarzındaki çerçevelere çok benzer, farklı tarafı siyah ve iki
kinde il. Selim'e ithaf var. ff. 2 b - 3 a'daki tezhipli giriş başlığı TKS EH 227
Kaynak: Karatay 1962 - 69, no. 99, Tanındı 1986; Washington 1987, ton altın mürekkeple yapılmış olmasıdır.
stil olarak Karahisarl'nin Kur'an'ı, yy 999'u (no. ı 9 a) hatırla­
no. 13 Bu tezhip stilinin Karamemi'nin imzalı eserleri veya ona at­
tır.
fedilmiş olanlarla hiçbir benzerliği olmadığını söylemek gere­
Birinci çift sayfa girişinde (ff. ıb - 2 a) üstleri tipik Safevi dü­ kir.
ğümlü, birbirine girmiş saplardan oluşan iri, üçgen biçiminde
çıkıntılı yan parçalar vardır. Alt ve Üstteki boş panolar ve çerçe­
vede uzun mavi girintiler zarif altın çiçeklerden oluşan fon üze­
rine yapılmıştır. Zemin Safevi ve Osmanlı zevkine uggun ola­
rak altın bulut süslemeleri (abrl) ile kaplanmıştır.
Abdullah el-Sayr:lfi ve Yakut tarafından yazılmış Kur' anlar
Şah Tasmalp'ın elçileri tarafından çeşitli fırsatlarda Kanuni'ye
sunulmuştur. Bu durum tezhibin bir kısmının Safevi olması ve
daha sonra sayfaların İstanbul'da birleştirilip ciltlenmiş ola­
bilme ihtimalini ortaya çıkarmaktadır.
Resim için bkz. sayfa 5 5 .

24 Kur'an
Rüstem Paşa hazinesi (kütüphane) için 964/ı5 5 6 - 57 tarihinde hazır­
lanmıştır.
3 30 yaprak, oldukça sıkışık bir tarzda nakşi veya muhakkak yazıyla
yazılmıştır. Her sayfada 15 satır vardır. Daha açık renk kağıt içine yer­
leştirilmiştir. Çoğu kısmında süsleme yoktur.
Tezhipli yapraklar: la, ıb - 2 a, 2 b - p, 329 b - 3 3oa, 33ob.
Bunlardan pek azında ondördüncü yüzyıldan kalma mavi üzerine yal­
dızla yapılmış tezhip muhafaza edilebilmiştir.
Son sayfa (f. 3 3oa) »Katabahu Abd Allah al-Sayrafi fi 745" (yazı ile)/
1 3 44 - 45 .
Modern cilt
Sayfa boyutu: 22,5 cm x 1 5,7 cm
TKS EH 49
Kaynak: Karatay 1962 - 69, no. 141; Yağmurlu 1973; Tanındı 1986;
Washington 1987, no. 14

Kitabın başındaki boş sayfaya yapıştırılmış parçada aynı devre


ait siyakat ile kütüphane müdürü tarafından yazılmış şu atıflar
Kur'an. Kat. no. 24.
bulunmaktadır: 1 3 3 o a no.lu yaprak. Reçineli.

94
95
III Ciltler (no. 2 5 - 3 1)

Kanuni Sultan Süleyman devri ciltleme sanatı, çeşitli üslupları mamlanan 37 no.'lu Neval elyazıları), bütün resimleri yapılma­
kullanarak birçok zengin ve özgün dekoratif geleneklerden dan önce ciltlenmiş olabileceği için Safevi zevkini yansıtmakta­
yararlanmıştır. Bunlar İslam ciltlemelerinin bir anlamda erken dır. Bunlar, anlaşılan Osmanlı Sarayının pek ilgi duymadığı
»klasik« geleneğini içeren ve Avrupa Rönesansını1 etkilemiş peri veya hayvan süsleri olan (no. 3 7) 10 vernikli ciltler ve ka­
olan Mısır Memlukları ve Suriye, Bağdatlı Celayir'in2 gelenek­ paklardır. Daha sonraki onaltıncı yüzyıl Osmanlı ciltlemesinin
lerinden esinlenen Timur dönemindeki Tebriz ve Herat ve özel­ iki çarpıcı Özelliği, ince deri veya parlak kumaş (no. 29) üzerine
likle II. Mehmed ve II. Bayezid3 kütüphaneleri için yapılmış bir yapılmış renkli ipek ve ağır altın işlemeler ve mücevherli yeşim­
dizi eserde kullanılan onbeşinci yüzyıl Osmanlı üslubudur. taşı plakaları ve fillrandır (no. 30) . Bunlara kuyumcular veya
Topkapı Sarayındaki, belki de dünyanın en zengin koleksiyonu nakkaşlar ya ayrı ayrı, ya da ciltleyenlerle birlikte11 hünerlerini
sayılan ve Osmanlılara ait olmayan İslam ciltlemeleri, l 5 3 5 yıl­ döküyorlardı. Bu özellikler de bir S�fevl geçmişe sahip olabilir,
larında da muhtemelen orada olduğu halde, el yazılarını4 ciltle­ � ın � sonuçta Osmanlıların her mevcut yüzeyi süsleme eğilimle­

yenler bunlardan etkilenmemiş ve Osmanlıların yükselme dev­ r ı ı H' ı ı ygun düşerler.

rinde yapılan ciltlemeler, üslup olarak sadece çağdaşlarından Baskılı ve yaldızlı madalyonların, köşenbentlerin, kenar
değil, diğer kitap sanatlarından da çok farklı bir şekilde geliş­ boşlukların ve zeminin süslemeleri, hem yenilikleri hem de
miştir. başka süsleme alanlarına sürekli etkileri bakımından özellikle
Devrin kitap ciltleyicileri tarafından geleneksel olarak kul­ önemlidir. 28 a no.'lu örneğin dışındaki madalyon ve köşebent­
lanılan mühür ve diğer araçlar serbestçe elden ele geçebili­ ler üzerindeki kıvrımlı çin bulutu süslemeleri, tarz ve düzenleri
yordu; bu nedenle başka sanatlara örnek teşkil etmiş olabilir­ bakımından Topkapı Sarayındaki Sünnet Odasının Ön yüzün­
ler. Genelde geçerli olan bu olguya bazı önemli örnekler vardır. deki mavi ve beyaz çinili kaplamalarla çarpıcı biçimde benzer­
Örneğin, Julian Raby5 desenlerini, l 5 14'ten6 sonra İstanbul'a lik gösterir. Safevi işi olduğu bilinen (25 no.'lu) Tefsir cildinin
getirilen Safevi halı dokuyucularına borçla olduğu sanılan ma­ üstündeki çiçek si.islerinde, hem motif, hem doku, hem de röl­
dalyonlu ve yıldızlı Uşak halıları ile Fatih Sultan Mehmed için yefin sağladığı kontrast özelliklerinden yararlanılmıştır. Bu
yapılmış (çoğunlukla kişisel üslup taşıyan renkli resim ve harf­ işin, yine Safevi işi olduğu sanılan (84 no. 'hı) Kanuni'nin kiiçi.ik
lerle süslü ithafları veya ön sayfaları olan) bir dizi baskılı ve yal­ kılıcının fildişi kabzasındaki kabartma ve si.islerle benzerliği
dızlı ciltler arasındaki yakınlığı ve yıldızlı Uşak halıları ile de vardır. Herhalde cilt si.isleyicileri ve kuyümcular aynı veya ben­
ciltlerin filigranlı astarlarının benzerliğini göstermiştir. Yapılış zeri araçları ve mühürleri kullanmış olacaklar ki bunların eser­
tarihleri arasındaki bu yakınlık ilginçtir. Tabii ki bu, Herat'ta leri arasında özellikle benzerlik vardır. Diğer taraftan heinen
Baysungur Kütüphanesindeki o devrin hattatlarından Cafer el­ hemen her İslam kültüründe olduğu gibi, aralarında belli bir
Baysungurl tarafından, 142 7 kadar eski bir tarihte hazırlanmış bağlantı olmadığı halde, mermer oymacılığı ve fildişi oymacı­
bir raporda belirtildiği gibi, sanatçıların hem ciltler, hem de ça­ lığı (80- 8 1 no.'lu ay;ıalar), onaltıncı yüzyılda Osmanlılarda da
dır işlemeleri7 için uygun desenler yapmaları ile bağlantılı ola­ birbirleriyle ilişki! idi r.
bilir. Hipodrom'da İbrahim Paşa'nın ( 1 5 24) büyük düğün zi­ Osmanlı ciltlerinin farklı görünüşü 1 540 yılları civarında Farsça elyazması cilt. İstanbul, 1 5 19. Bkz. Kat. no. 25.
yafeti (bkz. s. 24 f.) veya 1 5 3o'daki sünnet düğünü için kurulan artık belli çizgilere sahip olmuştur. Bunlar derin baskılı madal­
ve savaş ganimeti olan büyük Akkoyunlu, Safevi ve Memluk yonlar (şemse) ve pandantifler (salbek), dilimli köşebentler ve
çadırları, tarihi resimlerde gösterilen Kanuni devri Osmanlı pa­ kabartmalı bordürler ve bazan da bordürlerde mücevherli pla­
dişah çadırlarından ( Otağ-ı Humayun) farklı değildir. Bu ne­ kalara (bkz. no. 34) benzeyen küçük kartuşlardır. İşleme (bkz.
denle Uşak desenleri de 15 5 0 - 1 600 döneminin saray kilim de­ no. 29), bağa (bkz. no. 5 5 a) veya mücevher gibi işlenmiş sert
senleri gibi, çadır işlemeleri vasıtasıyla dolaylı olarak yayılmış taşlarla (bkz. no. 30) yapılan çok daha iddialı süsleme teknik­
olabilir8• Tebriz'den l 5 14'te getirilen sanatkarlar listesinde ça­ leri kullanıldığı zaman bile düzen esas olarak aynı kalmaktadır.
dır yapanların (haymedüz) da bulunduğu kesindir. Kakmalı kabartmalı si.isler genellikle helezon şeklindeki kıv­ aitse, bu üslubun yoğun bir dekoratif motif olarak iki kullanı­ laınında kullanıldığını belirtmiştir. Safevi resimlerinde »saz«
Kanuni devrinin kitap ciltleyicileri teknik olarak onbeşinci rımlı bahar dallarını tamamlayan süslerdir (kontr puanlarıdır). mını gösterir; diğeri ise bir sancak Kuran'ı üzerindedir (bkz. no. yatakları çoğu kez aslan ve domuz avlarında gösterilmesine
yüzyılın ilkeleriyle çalışmışlardır. Deriyi tahta levhalar üze­ Bu bahar dalları ise, yaldızlı veya başka renk zemin üstüne ço­ 2 7, son sayfada yazı yok, l 5 50 civarı). Bu örnek, kırık saplarla rağmen, yaprak formunun, arasında ejderhaların ve aslanların
rinde işlemiş, deri üstüne vernik yapmış, mavi, sarı, turuncu ğunlukla zıt renklerde yapılmış olan ve tam simetrik düğümlü altın üstüne siyah renkte olağanüstü güzellikte işlenmiştir ve ol­ gezindiği veya debelendiği ağaç yaprakları olarak işlenmiş ol­
veya yeşil boyalı çok renkli panolar üzerine işlenen astarlar için kurdela ve fiyonk kompozisyonları oluşturan yarım palmet dukça değişik, ancak çok daha geniş bir si.is deseninin sadece ması onun orman anlamı ile ilgili bir oyun olabilir. Bu resimler
filigran kağıt veya kesilmiş deri kullanmışlardır (ancak Mısır veya bulut şeritlerinin altındadır. bir bölümüdür. Her ikisinde de daha küçük tomurcuk, yaprak onbeşinci yüzyılda Tebriz veya Herat'ta 15 fırça veya kalemle
Memllıklarındaki gibi renkli ipekler üzerine yapılmış örnekler Kanuni devrinin muhtemelen en Önemli yeniliği sayılan ve veya nar (bkz. örnek no. 106) madalyonları içeren, stilize şa­ yapılan büyük forınatlı ağaç yaprakları ve canavarlar gelene­
hemen hemen hiç yoktur ve II. Mehmed ve il. Bayezid devirle­ saz üslubu adı verilen tüylü yaprakları olan kıvrımlı si.is türü, kayık ve loti.is şekillerinden oluşan ( ki bunlar çoğu kez melez ve ğinden çıkmışsa da, bunlardaki ağaç yaprakları hemen hemen
rinde son zamanlarda görülen ince dokuma astarlar geleneği de özellikle ciltlerle ilgilidir. Buna rağmen, el yazmaları bazan bileşiktir) girift çin çiçek repertuarında yalnızca yapraklar her zaman loti.is veya asına yapraklarıdır. »Saz« üslubu, el yaz­
sürdürülmemiştir)9. Bu teknik anlamdaki tutuculuk tesadüfi yazıldıktan sonra uzun bir süre ciltlenmeden kaldıklarından, yalındır. Batı Ti.irk lehçelerinde »Saz«, testere dişli tüylü yaprak malarının tezhibinden çok baskılı ciltlere özgüdür ancak bu­
değildir, zira baskı mühürleri ve kalıplar devamlı olarak yeni­ cilteleme tarihleri hakkında son sayfadaki yazı her zaman iyi anlamı taşır ve bu yapraklar aslında çoğu kez toplu haldedirler; nun bir yorumu 1552 tarihli (bkz. no. 9) fermanda görülmekte­
den kullanılırdı. Bu da tabii kompozisyonların geliştirilme za­ bir rehber değildir13. Bu si.isi.in iki şekli şimdiki sergide görül­ fakat Orhan Şaik Gökyay14, Dede Korkut Kitabı, Oğuz Desta­ dir ve bir görüşe göre Osmanlı dekoratif sanatlar süslemecili­
manlarının saptanmasını zo�laştırmaktaydı. Ayrıca bazı ciltler mektedir. Biri Neva'i-i Hamse'nin vernikli cildinde bulunup nında »Saz«ın (arapça sözlüklerdeki açıklamalarına göre) »or­ ğine - tekstil (bkz. no. 1 06), çömlekçilik (bkz. no. 1 4 8- 1 49),
(bkz. örneğin Herat'ta başlanıp l 5 30 civarında İstanbul'da ta- (bkz. no. 3 9 b, son sayfa tarihi 9 3 7/ 1 5 30- 3 1 ) , cilt eğer o devre man, balta girmemiş orman«, »yabani hayvanların yatağı« an- çinicilik, kakma veya kuyuınculuktaki kullanımına - bunların

97

------ -- -- --
_ _ ___
_ _L
kaynak teşkil etmiş olduğu ileri sürülür. Süslemecilikte »saz« 25 Cilt
yaprakları hayvanlarla birlikte kullanılmış olarak yalnızca bir
»Tafslr-i Husayn, Husayn Vaiz al-Kashifi«, 380 yaprak Farsça metin,
kez görülür; bu da muhtemelen 1 560 civarında yapılmış olan,
nestalik, her sayfada 2 7 satır.
Topkapı Sarayı 16 Sünnet Odası'nın meşhur mavi, firuze ve be­ İstanbul'da »Rafi al-Din Fadl allah al-Tabrizi« tarafından yazılmış, 20
yaz çini panolarıdır. Ancak, desen lerinin şekillendirilişi ve dü­ Recep 925/18 Temmuz 1 5 19 (f 38oa).
zenlenişi her ne kadar müthiş olsa da, onaltıncı yüzyılın ortala­ Cilt kapakları: 32,5 cm x 2 4 cm
rında ve sonlarında , padişah için yapılan albümlerdeki resim­ TKSA 2 r
Kaynak: Karatay, Farsça yazmalar, no. 5 ; Washington 198 7 , no. 1 5
lerle pek ilgisi yoktur; bunların bazıları, kıvrımlarla çizilmiş
mücadele halindeki (bkz. no. 55 f) canavar ve hayvanların Ciltlemesi ağır mukavva üzerine deri kaplama olup, altın
kompoz isyonlarda ayrılmaz bir parça oluşturduğu Türkmen serpme zemin üstüne beyaz ve sarı, mat gümüş, altın kabart­
yaprak çizimleri (bkz. no. 5 2 d) tarzındadır. Bu da bunların, mayla süslenmiştir; süslü kenarları ve zigzaglı veya dolanarak
s·tandart genel motiflerin işlenmiş yoru mları olduğunu ve deko­ birbirine geçirilmiş ince bantları vardır. Orta bölümde hem
ratif sanatlarda kullanılan »Saz« desen lerine kaynak oluşturan · enine hem boyuna eksenler üzerinde simetrik yarım palmetler
orijinal resimler olmadığını gösterir. ile lotüs süsleri bulunmaktadır. Astarlar ise yeşil, sarı, koyu
mavi, açık mavi ve firuze rengi panolu zemin üzerine yarım pal­
met ve çin bulutu işlemiş kahverengi deriden yapılmıştır.
Filiz Çağman cildin Herat ve Tebriz sanatlarından etkilendi­
ğini belirtmektedir. Bununla, 25 Muharrem 9 I Ih9 Haziran
1 505 tarihli, İstanbul'da tamamlandığı anlaşılan ve minyatür­
leri 1 5 30 civarında eklenen küçük bir »Mantik al-Tayr« (TKS
EH 1 5 12) kıyaslanabilir; bu da, 1 5 q'teki Çaldıran Savaşından
sonra Tebrizli sanatkarların İstanbul'a getirilmesinden evvel
bile Safevi saray sanatlarının Osmanlı sarayına etkisi olduğunu
gösterir.
1 Şikago 1981. Geç dönem Osman lı ciltler.inin, onal� ınc_ı y�zyıl hal­ Berlin-Dahlem'de 1 5/72 (Bkz. Berlin 1986, no. 282) Mu­
ya ve Fransa'daki ciltlerin gelişmesi üzerındekı etkısı, ılgınç bır şe­
seum für Islamische Kunst'ta (İslam Sanatları Müzesinde) tek­
kilde daha az belirgindir.
2 Aslanapa 1979, 59-91. nik bakımdan çok benzeri ve muhtemelen aynı atölyede Sadl'­
3 Çığ 1971, pis 1-IV. nin »Bustan«ı için yapılmış bir cilt mevcuttur.
4 Meriç 1954. Cf. Washington 198 7, 298- 89; bura Ka_nunı devrı �
a
. .
Resim için bkz. sayfa 97.
cıltçıler ının karıyer ­
kayıtlarından (mevacib defterleri) bazı saray
Selım
leri anlatılm aktadır. Atölyede, saray hizmetıne ılk_ olarak 1.
devrinde başlaya n ve 1545 ' ten 1566'y� adar � _ � tolyenın başında
ır. ah
olan Mehme d bin Ahmed'in ailesin in sozu geçmışt Abdull el­
bir notta bu cildi �ap­
Saydfi Kur' anının (no. 24) baş sahifesindeki
ştır, anca k Iran
tığı söylenir. Nereli olduğu, soyları kayde_d_ılmemı
veya Mısır kökenli olduğu tahmi n edılebı lır. 9 � 5! 1 � 5 7 5 8 , ın ka­
; ,
,
yıtlarında belli bir Ahmed »ser mücellıdan- ı katıba �-ı. Dıvan-ı Al ı«
cıltcısıdı r. Bu da uç _
vardır ki, bu kişi Başvezirin ofisine ait yazıların
oluş n kı ıtlı saray kadros unun Cilt. Kat. no. 26
ila dört usta ve birkaç öğrenciden a. �
gerektiğinde dıştan takviye edildiği ni gosterır.
5 Raby 1986, 1 77- 8 7. 26 Cilt 27 Küçük Kur'an Cildi
6 1514'te (TKSA D 10734) yapılan Çald ıran Savaşı'ndan sonra Te ­
?
riz'den getirilen sanatk arlarla ilgili özet l ıstede halı dokuy_ucusu go­ Bağdatlı hattat Arhun el-Kamili 706/1306- 307 tarafından yazılan Sancak Kur' an, ince kahverengimsi kağit üzerine siyahla 4 cm çapı olan
rünmemektedir. Sarayın halı dokuyu_cularını� �_alıçebaf
( an-ı Kur'an Sureleri Koleksiyonu; Osmanlılar veya Safeviler tarafından madalyonların içine minik el yazısı (gubarilghubar) ile yazılmıştır. Her
Hassa) tek bir üyesini dahin İran kök enlı olmadıg ! bılını r. � f. Çe- 15 50 civarında yenilenmiştir. madaylonda yazı 16 satırlık, ayet noktaları belirtilmeden akıcı ve ol­
.
da _ - dukça serbest bir yazıdır. İlk iki surenin (ff. l b - 2 a) kenar boşlukla­
tintürk 1963, 7 1 s - 3 1 . Bu atölyenin pek _!�lışmadıgı _gor_un rrıek­ 102 yaprak, çizgili kalın kahverengimsi kağıt, »sülüs« yazı, her sayfada
r
tedir ve I. Ahmed devrinde yerine sarık susu yapanla ıçın bır atolye 4 satır, Fatiha ve VI. sure için tezhipli giriş. Her surenin Besmele bö­ rında oldukça silik süslemeler vardır.
kurulmuştur (sorguç) . lümü altından, ancak pek azı başlıklı. Metin panolarında ince tarama Tarihi: yaklaşık 1 5 5 0 - 60
7 Özergin 1974 - 75, 47 1- 5 1 8 . Buna ilk bakışta , Baysung �t'u n e_ly�zı­ altın »abd« ve muhtemelen şablonla yapılmış çin bulutları, ince yaprak Boyutları: 5 , 7 cm x 5,0 cm
ıgı _ serpintileri, yapraklar ve sık kavisli çiçek sapları vardır.
larını, yazı atölyesini bir desen merkezi olarak_kulland duşun_ule­ TKS EH 522
rak belırtır: Cıltled e çadır ı �le­ Sayfa boyutları: 32,5 cm x 25,8 cm Kaynak: Karatay 1962 - 69, no. 638; İstanbul 1983, E. 66; Washington
bilir, fakat Cafer şunu çok kesin ola
in on ve köşebe ntl eri benzer kompo zısyonlar gos­ TKS EH 222 198 7, no. 1 7
melerin madaly
termektedir. Kaynak: Karatay 1962 - 69, no. 1 3 5 ; Tanındı 1986; Washington 198 7,
8 Balpınar 1983, 13 - 20. no. r 6 Cildin Ön ve arka kapakları ve içe dönen kısmı, altın üzerine si­
9 Tanındı 1985, 27 - 34. yahla, geniş bir desenin parçası tüylü yapraklar ve kabartma
Kapak ile cilt baskılı siyah deriden olup, merkezi bir madalyon,
10 Tanındı 1984, 223 - 53. kurumlarla süslenmiş süsler ile kiraz kırmızısı deriden
1 1 Çağman 1984, 51- 88. pandantif ve köşe bentlerle süslenmiş ve kabartma tüylü yaprak
yapılmıştır. Kapak sırtı yenidir.
12 Mahir 1986, 1 13 - 30. ve çin lotüsleriyle oluşturulmuş bir bordürle çerçevelenmiştir
13 Denny 1983, 103 - 21 .
Resim için bkz. sayfa 98.
(cf. no. 20) . Astarlar kırmızımsı kahverengidir, ortada mavi
14 İstanbul 1 9 8 3 , 96.
Üstüne kahverengi deri kabartmalı yuvarlaklar ve doğru hat­
15 Grube 1961, 1 7 6- 209; id., 1 969, 85- 109; Mahir 1986.
16 Kurt Erdmann 1959, 144-53. larla çizilmiş bordürleri vardır.

99
28 a - b Vernikli Cilt Vernikli cildin ortada dilimli bir madalyonu, pandantifleri ve çiçeği olmayan çiçeklerin ilk Örnekleri) ve mavi, kırmızı, yeşil
4 hadis, metin bir Arapça bir Farsça olarak değişimli dizilmiş gidiyor, 8 f. 8 b: Şehzade Mehmed'e ( 1543) ithaf ve son sahi fede kaatı hat ustası dilimli konkav köşebentleri vardır. Bunların hepsi altın ve si­ renkte bulutlarla turuncu bir vernik altında, talk altın bir zemin
yaprak kesilmiş el yazısı, beyaz veya soluk mavi nestalik ve talik alma- Abdülhayf Ali'nin (1 540 yıllarında) imzası. yah zıt tonlarla yapılmış yoğun helezoni kıvrımlı dal zeminin üzerine bezenmiştir. Kenarlarında kırmızı üzerine altın rengi
. şık olarak, altın »haraka« ve »taşkil« ile koyu pembe veya zeytin yeşili Cilt kapakları: 24,5 cm x 15 cm üzerine çizilmiş çin bulutlarıyla doldurulmuştur. Astarları ve panolar bulunmaktadır.
kağıt üstüne işlenmiştir. Kenarlar düz veya ebrulu, altın serpmelidir. TKS EH 2 8 5 1 içe dönen kısım (şimdi hasarlı 'durumda) , güller, laleler, menek­ Benzeri bulut süsleri Topkapı Sarayındaki Sünnet Odasının
Mavi ve kırmızı çiçekli oklar, noktalama ve üçgen levhalar ile zengin Kaynak: İstanbul 1 9 8 3 , E. 6 1 ; Tanındı 1984; Washington 1987, no.
şeler, karanfil ve irisler (Osmanlı saray sanatında bu tür bahçe ön yüzünde bulunan mavi beyaz çini panoları süslemektedir.
bir şekilde süslenmiş hemen hemen kabartmalı baş bölüm (f. l b). l8a-b

İ ç sayfa
Dış sayfa 16 no. lu yaprak

IOO
IOI
29 İşli Kur' an Cildi 30 Mücevherli Kur'an Cildi
373 yaprak, küçük »muhakkak« veya »nakşi«, 15 satır, çift-sayfa süsle­ Tarihi: r6. yüzyıl sonları
mesiyle, süslü ayet noktaları, sayfa kenarında 5-ayet ve 10-ayet nok­ Boyutları: 7,8 cm x ıo,8 cm
tası, sure başlıkları ve madalyonları cüz sayısını belirtiyor. Cüzün baş­ Kaynak: İstanbul 1983, E. 200; Çığ 1981, rakam XXXIII; Çağman
ladığı nokta sayfa başındaki ince süslü uzun panoyla belirtiliyor; 1984, rakam 7; Washington 1987, no. 20
»ceza« düzensiz uzunlukta, n'den 14'e kadar her sayfada değişiyor,
sadece birkaçı sure ile başılıyor. Cildin dış kısmı altın dayangaçlar içinde açık yeşil yeşimtaşın­
Tarihi: l 5 50 civarı dan, ince altın halkalarla bağlanmış dört plakadan oluşmakta­
Sayfa boyutları: 14,4 cm x 9,8 cm
dır. Plakaların üç tanesi altın yapraklı süsler ve taç yaprağı
IUK A 6570
Kaynak: İstanbul 1983, E. 181; Washington 1987, no. 19 çemberlerle halka dayangaçlar içindeki zümrütler ve yakut­
larla süslenmiştir; bu, çağdaş deri kitap ciltlerini hatırlatmakta­
Astarlar, altın üstüne kırmızı saz kıvrımlarıyla kabartılmış di­ dır. Tüm taşlar düz kesimlidir, sadece ortadaki en büyük
limli köşebentler ve ortasında bir madalyon ile derin baskılıdır. yakutlar »cabochon« ve bunların altında ve üstünde bulunan
Cilt siyah deriden (köpek balığı derisi) yapılmış ve altın sırma ikişer tanesi gül kesimlidir. Kapak yeşim taşından satıh ile aynı
ile sık olarak işlenmiş; bu hafif kırmızı tonları olan ve parlak fi­ seviyede bulunan altın arabesklerle kakma işlidir. Cildin sırt
ruze ve kahverengimsi-siyah ipek ile zenginleştirilmiş; renk ortasındaki kafes halinde işlemeli süs içine işlenen altın Kur'an
farkı olmasa bile, dış hatları ve dikiş yerleri kendini gösteren yazısı dalı sonra Eyüp Paşa adında biri tarafından eklenmiştir.
kabartma çizgili dikiş olup çoğunlukla saten ilmiktir. Orta ma­ İçinde ise, süslemeler değişik ve görkemlidir. İki kapağın dış
dalyon, pandantifler ve dilimli köşebentler; stilize üç çatallı la­ kenarlarına yumuşak siyah sakızlı bir satıh üzerine yaprak süs­
leler ve diğer çiçeklerle, kenarı stilize lotüsler ve sümbüllerden leri hakkedilmiştir. Aynı teknik ters tarafta ortadaki oval
oluşan kartuşlarla ve zeminde daha sonra onaltıncı yüzyıl sert madalyonlar üstünde de kullanılmıştır ve böylece çiçekli desen
taşlarını, örneğin, yeşimtaşından yapılmış olan içki kupasını altın üzerine siyah olarak belirir. Zemin, minik altın çiçeklerle
(no. 73) süslerken de görülen lotüsler, rozetler, stilize laleler, boyalı koyu mavi kağıt üzerine ince bir şekilde hakkedilmiş
yapraklar ve braktelerle doludur. arabesk, kafes halinde işlemeli yapraklı süslerden oluşmakta­
İşleme tekniği, yay kutusu (no. 95), kese (no. 121) ve köpek dır. Kapaklardan birinde bu Kur'an onuruna Kur'andan
balığı kutununkiyle (no. 125) kıyaslanabilir. alınma bir yazının (Sure LVI, 79) işlenmiş olduğu bir kartuş bu­
lunmaktadır. iç sayfa
Bu cildin bazı özellikleri, onaltıncı yüzyılın sonlarından
1605 yıllarına (TKS 2/2086) kadar saray başkuyumusu olan
Mehmed isimli birini hatırlatmaktadır.

Dış sayfa

102
31 Sancak Kur' an ve Cildi Cilt, küçük tüylü yapraklar oyulmuş taç yaprağı gibi çember­
iV Şair Olarak Kanuni Sultan Süleyman (no. 3 2 - 3 5 )
lerle halka dayangaçlar içinde »cabochon« veya düz kesimli
Yapraklara ayrılmamış, »gubari, ghubar« yazı 7 satır, Fatiha ve il. su­ yakutlar ve zümrütler ve bükülmüş telden yapraksı süslerle süs­
renin başlangıcı için süslü çift vüsat (ff. l b - 2 a), bölüm başlıkları ve Gibb »Osmanlı Şiirleri Tarihi« 1 adlı kitabında onaltıncı yüzyıl ve Farsça yabancı sözcüklerden kaçınılarak açık ve sade bir ta­
lenmiş altın dayangaçları olan bir kilit köprüsü ile iki bağlı yeşil
ayet durak yerleri
yeşiıntaşı plakadandır. Kilit köprüsünün alt tarafına yanında şiir, şair ve hamilerini; hem şiir. yazma sanatında kayedilen tek­ vırla yazılmış olmasıdır. Bu özellik hükümdarlığının son devir­
Son sayfadaki yazıda sureti çıkaranın adı İbn Halil Muhammed Zahir
(düzeltilerek Washington 1987, no. 21, »Tahir«) ve tarih 978/ 1 570-71, çeşitli çiçekler bulunan bir selvi oyulmuştur, astarlar kızıl-kah­ nik ilerlemeler hem de bazıları sarayda Önemli· kademelere ula­ lerinde Osmanlı Serkatpliğinde gözde olan ve süslü, ağır bir dil
sayfanın altında küçük harfli yazıyla verengi deridendir. şan iyi şairlerin sayısı bakımından altın bir dönem olarak nite­ ve deyimler kullanan Zati gibi şairlerin tarzına terstir. Ancak
Boyutları: 5 cm x 5 cm lendirmiştir. İçlerinde en fazla yazanlardan bir de Kanuni'nin devrin eleştirmenleri olan zamanın tezkerecileri, şair olarak
TKS 2/2896 kendisi olmuştur: »sevgi gösteren« anlamında olan Muhibbi Kanuni'nin değeri üzerinde bir fikir belirtmekten ustaca kaçın­
Kaynak: Washington 1987, no. 2 1
(ve bazan Muhibb, Meftun! veya Acizl)2 takma adı altında hem mışlardır.
Osmanlı Türkçesi hem de Farsça yazmıştır. Kanuni şiir yazan Farsçada ve Osmanlı Türkçesinde en Önemli lirik nazım
(bkz. Dlvan-ı Selimi, no. 36 a - b, 1. Seliın'in toplu şiirleri) ilk şekli gazeldir. Gazel, uzunluk ve kafiye düzeninin zorluğu bakı­
Osmanlı Padişahı değildi, ancak fetihçi ve idareci olarak faali­ mından Rönesans sonesine benzer; yalnız ek olarak görsel söz­
yetleri düşünülürse verimi şaşırtıcıdır. Şiirlerinin daha da ilgi cük oyunları inceliği - sözcükler öyle seçilmiştir ki şekilleri bir­
çekici yanı, o devrin edebi örneği olan Farisi şiir yazma kuralla­ birine benzer - vardır. İşlenilen duygular gelenekseldir ve aşk,
rına pek uymayan Osmanlı Türkçesinde oluşudur. acılar ve sevinçler, doğanın ve ilkbaharın yarattığı mutluluklar,
Sergide bulunan dört el yazması kitaba ek olarak Dlvan-ı şarap ile sarhoşluk, iş sıkıntıları türündedir. Kullanılan kelime­
Muhibbi eserlerinden en az oniki el yazması kitabının da İstan­ ler kısıtlıdır ve sık sık şairane mecazlar görülür: bülbüller ve
bul'da olduğu saptanmıştır. Hepsinde tarih olmamasına karşın güller, ateş ve pervaneler, Leyla ile Mecnun, sümbül saçlar, gül
hemen hemen tümü ya saray kütüphaneleri için Kanuni'nin dudaklar, lale yüzler, kalp delen oklar saçan gözler, kanlı gözy­
emriyle veya kendisine takdim edilmek üzere yahut da ölümün­ aşları, v. b. Ayrıca, vezin sebebiyle bazı deyimler ve hatta mısra­
den sonra kitap haline getirilmiştir ki bu da onun, çağdaşları­ lar düzenli olarak tekrarlanmaktadır.
nın gözündeki kahramanlık düzeyini yansıtır. Bu nedenle el Sorun Kanuni'nin amacını değerlendirınededir. Lirik tarzın
yazması kitaplarının sayısı fazlalığı onun popülaritesinden çok esası genellikle içtenlik olarak düşünülür ve bu da bir çeşit oto­
kendinin veya kendinden sonrakilerin bu el yazmaları için mas­ biyografi olarak görünebilir. Ancak, aşağıdaki örneğe ne de­
raf etmeye hazır olduklarına bir göstergedir. Bugüne kadar Ka­ meli?
nuni'nin Divanının tahlilden geçmiş bir kopyası4 bulunmadı­
ğından ne kadar yazdığını tahmin etmek mükün değildir, Gönül, esrara düşme, olma bengi (tiryaki);
ancak bu sergideki dört el yazması kitaptan birinde (bkz. no. İçersen, iç şarab-i lalerengi!
34) tarih olmamasına rağmen hükümdarlığının son devresine Gelüb bağa yine şah-i-reyahln (padişah fesleğeni)
ait olduğu bellidir. Bu eserde şiirleri dışında bin kadar da gazeli Döşendi her taraf nat'-i-pelengi (kaplanlara yaraşır yersof­
vardır. Ayrıca, Divanının üçüncü cildi olarak belirlenen, II. rası)
Rabi sonu 961/Nisan başı 1 5 5 4 tarihli, Karamemi tarafından Varub gülşende iç misket şarabln
tezhip edilmiş Hamburg'da ortaya çıkan bir el yazması kitapta Olub mest anına, hiç namus ul-nengi (utanma)
5 52 gazel5 bulunmaktadır. Tabii ki, modern toplu şiir kitapla­ Sunub bir bade (şarap) aklim, bade verdi
rında da olduğu gibi bunlar da büyük ihtimalle belirli sürelerle yine bir ınugbeçe asli Firengi (Frenk meyhanesi çırağı)
yeniden gözden geçirilmiş veya seçilmiştir, fakat böyle olsa bile Muhibbi (Sevecen) , fursatl fevt etme zlnhan (sakın kaçırma)
Kanuni'nin şiirlerine ek olarak toplam 2000 dolayında gazeli Koma elden şerab-i-Ialerengi9''.
olması olasılığı kuvvetlidir. Bu miktar da sürekli çalışan bir
profesyonel şairin verimine yakındır. Ancak, Hürrem Sultan'a bağlılığı ve Busbecq'in şahadetinin
Kanuni'yi özellikle etkileyen şairler arasında, Nizami ve de ışığında hem şaraptan, hem oğlanlardan uzak durduğu yak­
Sadi gibi İran'lı klasik yazarlar ve İbrahim Paşa'nın koruma­ laşımıyla, sözü çok edilen sarhoşluk, ateşli güzeller ve yumuşak
sında olan ve onun idamından sonra sıkıntı çeken Zati yanaklı olan sakiler kendi hayatı ile ilgili olamaz. Bunlardan
( 1471- 546)6 ve Baki ( 1 52 6 - 1 600)7 sayılabilir. Baki'nin saraya geleneğe uymak için veya sembolik amaçla bahsediliyordu ve
l 5 5 5'te geldiği, Kanuni'nin beyitlerini düzelttiği ve onlar üze­ bunlar muhtemelen cennetin nimetlerini veya ruhun Tanrı ile
rine nazireler (aynı ölçü ve kafiyeyi kullanarak fakat değişik birleşmesini seınbolize ediyorlardı. Aşıkane ve dini imgelemin
sözlerle hüner uygulamaları)8 yazdığı bilinir. Tarihçi Celalzade birlikte bulunması, Kanuni'nin bazen alegorik olanakları kul­
Mustafa da bunları güzel bir el yazısı ile kopya etmiştir. Tarihli landığını gösterir, ancak o Hayali (bkz. no. 170) gibi mistisizmi
olan İstanbul kitaplarının biri dışında diğer hepsi Baki'nin sa­ belirgin şairlerin şiirlerindeki sistematik teşbihlerle yapmaz. Bu
raya gelişinden sonra yazılmıştır ve nazireleri, Dlvan-ı Muhib­ nedenle Kanuni'nin beyitlerinde daha ünlü çağdaşlarının lirik
bi'nin el yazması kitaplarına aslında Baki veya belki başkaları şiirlerinde görülenden fazla ciddiyet ve ağırlık hedeflenmiş ola­
tarafından yazılan şiirlerin de dahil edilmiş olabileceği şüphe­ maz. Bunlar güncel konulardan bahsedilen, klasik duyguların
sini uyandırmaktadır. Gene de, şiirlerde görülen çok sayıdaki veya imgelerin ustalıkla işlendiği, temelde hafif şiirlerdir. Sa-
hata, şiirlerin ilk ınüsveddeden doğrudan kopya edilmiş oldu­
ğunu göstermektedir ve bu da bunları Kanuni'nin kendisinin " Parantez içindeki açıklamalar, şiirin anlaşılmasını kolaylaştırmak
yazdığına sağlam bir kanıttır. Şiirlerinin olumlu yönü, Arapça için çevirmen tarafından yapılmıştır.

ıo5
cevapla onu bir dizi dörtlüklerde itaatsizlikle suçlayarak şu na­ zel, »ve !ahu« ile başlar (her düzgün divan'da olduğu gibi), bir
karatı kullanmaktadır: »Bigünahım deme bari tövbe kıl canım de »yazıldı« sözcüğü vardır; bu yöntem »mühimme defterle­
oğul « . ri«nde, bir ferman metninin kayıtlara geçirilmiş oduğunu be­
Kanuni'nin bu cevabı, Ebussuud'dan Bayezid'in idamını lirtmek için kullanılırdı. f. 8 5 a 'da ilk satırın ikinci yarısı yanlış­
caiz gören fetvayı aldıktan sonra yazdığı hemen hemen kesin­ lıkla sayfanın üst kısmına »yazıldı«dan önce yazılmış ve çizile­
dir. Bu nedenle Bayezid'in isyanını affetmenin faydasız veya ar­ rek alttan tekrar başlanmıştır. Bu, başka bir el yazması kitap­
tık çok geç olduğu açıktır. Ancak, veznin ve kelimelerin getir­ tan, herhalde sıra halinde, ya önceki bir müsveddeden ya da
diği kısıtlamalara rağmen şiirsel seçim ve duygu yakınlığı bu güzel yazı ile yazılmış bir metinden kopya edildiğine dair kesin
kardeş kavgasının acıklı unsurlarını göz önüne sermektedir. bir kanıttır. Defterin başlangıcında bir »besmele« duası bulun­
mayışı, şiirlerin kafiyeye göre dizilmiş olmamaları ve çok azı­
nın daha geç tarihli kitaplarda bulunuşu, bu kopyanın bir müs­
32 Divan-ı Muhibbi vedde olabileceğini ve pek ortaya çıkarılmayan mutlaka genç­
lik dönemindeki şiirleri kapsadığını göstermektedir. Kanuni
120 sayfa (folio) parlak beyazımsı çizgili kağıt, sayfada 14 satır acemi
kendi şiirlerini herhalde bu şekilde kopya etmezdi. Yer yer
nestalik, çok sayıda düzeltmeler, siyah veya altın toz mürekkep. Bazı
sayfalarda su lekeleri, orada burada noktalar, iri mürekkep lekeleri »şedde« ve Farsça »idafa« bulunmasına rağmen bu düzensiz el
veya tırtıl veya tüy gibi yaprak şeklinde altın mürekkeple karalamalar. yazısının usta bir hattata veya Kanuni'nin rehberi Baki gibi bi­
Tarihi: ı 5 40 civarı rine ait olduğu düşünülemez. Bu nedenle, ön sayfadaki not
Sayfa boyutları: 21,2 cm x 14 cm muhtemelen yanlıştır. Ancak bu kitap kopyasının Topkapı Sa­
TKS H. 1 1 32
rayı kütüphanesinde bulunması, Şehzadelerden birine ait bir
Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 2 3 3 1 ; Washington 1987, no.
24 alıştırma kitabı olabileceğini gösterir; belki edebiyat ve şiirlerin
hamisi Mehmed'e belki de yukarıda (sayfa 44) »Şahi« takma
Kanuni'ye atfedilme sebebi baş sayfada bulunan ve ölümünden adı ile Kanuni'ye yalvarmasını gördüğümüz Şehzade Bayezid'e
sonra yazılmış nottur (f. ı a) : aittir.
»İşbu-divan-ı mübarek cennetmekan . . . neşam marhum ve
mağfur ve Sultan Süleyman Han Gazi Hazretlerinin kendü mü­
barek hatadandır . . . ve araya iltihaf eylesün«.
»Hatları« herhalde yazıdan çok nazım ile ilgilidir.

1
Beyitler kopya edildiğinde defter ciltlenmiş bulunuyordu.
Bazı sayfalarda pek önemi olmayan numaralar vardır. Her ga-
33 Divan-ı Muhibbi
206 sayfa, 6 satıra kadar çift sütun şeklinde nestalik, bazı sayfalar boş.
f. 203 a: yazmanın imzası; Mehmed Şerif, »bi-dar alsaltana Kustanti­
niyya« ve tarih, Ramazan ortası 973/Mayıs ortası 1 5 66.
Orijinal baskılı, kızıl-kahverengi deri cilt, bordür, dilimli madalyon,
pandantifler, konkav köşebentler bölümleri, tümü dalgalı çin bulutu,
fiyonk ve düğümlerle dolu.
Sayfa boyutları: 20,4 cm x 12,5 cm
TKS R. 738
Türk Dlvan-ı Muhibbl'sinin başlangıç sayfarları. İstanbul, 1 566. Bkz. Kat. no. 3 3

I
Kaynak: Jacob 1903; Karatay; Türkçe Yazmanlar, no. 2 330; Washing­
ton 1987, no. 2 5 .

Farsça divan 5 b - 6 a - 3 7 a no.' lu sayfalardadır. Sayfa 5 b'nin


dece aşk gazelleri değil, hükümdar olarak konumunun ahlaki Kanuni'nin sarayında şiirin önemli bir bölümünü de kaside­ baş kısmı altın varak ve renkle ince bir şekilde tezhiplenmiş, ke­
açıdan irdelenmesi veya insan hayatının geçiciliği üzerine yaz­ ler oluştururdu. Bunlar, padişaha genellikle maddi bir karşılık narlarda ise şablonla altın, soluk mavi ve pembe renkler kul­
dığı şiirleri de böyledir. Tabii bazen tesadüfen kuvvetli bir etki beklentisi ile belirli bir olay üzerine sunulan, çoğunlukla övgü lanılmıştır.
bırakan ve göze çarpan mısralar da görülebilmektedir. dolu ve kutlayıcı şiirlerdir. Kanuni'nin en sevdiği şairler olan Türk divanının baş kısmı da (f. 3 9 a) buna benzer. Hemen
Daha sonraki Osmanlı eleştirmenlerinin de değerlendirmesi Hayali ve Baki'nin hayatlarından da anlıyoruz ki, övgü dolu hemen diğer kenarlarda da şablonla çeşitli çiçekler, palmiyeler
bunun gibiydi. Bize sert gelmesine rağmen eleştirinin değer bi­ kasideleri uygun biçimde takdim etmek sadece toplumsal bir ve selviler yapılmış, şiirler zıt tonda soluk hafif renk verilmiş
rimleri biraz farklıydı. Hayali bir varlıkla bile ilgili olabilen başarı olmakla kalmayıp o kişinin yükselmesine de yarıyordu; kağıtlar üzerine yazılmıştır; altın tezhipli başlıklar ve üçgen kö­
duygu içtenliği, kelimeleri kullanma tarzının gelenekselliği ile zira bu şairlerin her ikisine de valilikler verilmiştir. Hatta ünü şenbentler vardır.
mükemmel bir uygunluk içindedir. Osmanlı saray şiirlerinin daha az olan kaside yazarları bile maddi ödüller alabiliyor­ ı b - 2 a, 2 b - 3 a ve 203 b - 204 a no.'lu sayfalarda siyah veya

ifade yeniliklerinin daima geleneğe uygunluk ile dengelenmesi lardı. ı 5 5 3 yılında Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi üzerine altın toz mürekkeple bir veya daha fazla kişi tarafından ve
gerekirdi. Ustalık, nükte ve canlılık hep bu denge açısından de­ yazılan ve ne denli »ciddi« sayılabilecekleri değerlendirmeye Mehmed Şerlf'in nestalik'inden çok farklı, yuvarlaklaştırılmış
ğerlendirilirdi. Bir Batılı veya hatta modern bir Türk için bile bağlı olan mersiyeler (bkz. sayfa 41 f.) gösteriyor ki, Kanuni el yazısı ile yazılmış, ilave gazeller vardır: Karatay bunların bir
hepsi bu aşırı kelimeler, mecazlar ve duygular ile yazan çeşitli devrinde, onun çevresindeki şairlerin gazel ve kasideleriyle ör­ müsvedde defterinde olduğu gibi Kanuni'nin kendisi tarafın­
şairlerin değerlerini ölçmek güçtür. Ancak, Avrupa'nın mani­ tülmesine rağmen, alttan alta bir ciddiyet akımı da vardır. dan dahil edildiğini tahmin etmektedir. Kitabın başında ve so­
yerist (yapma tavırla) şiirlerinin çoğunda da aynı durum görü­ Ayrıca, Kanuni'ye ait bir şiirde10 böyle bir ciddiyetin kendisine nunda boş sayfalar bırakılarak, bunun gibi sonradan akla gele­
lür ve Kanuni'den üstün sayılabilecek bir Rönesans şairi veya tamamen yabancı olmadığı görülmektedir - Şehzade Bayezid'- bilecek eklemelere olanak yaratılmıştır.
maniyerist usta bulmak zordur. in şiddetle masumiyetini (bkz. sayfa 44) iddia etmesine karşı Resim için bkz. sayfa ıo6.
verdiği
ro6 107
34 Divan-ı Muhibbi f. ı a - 2 b, levhalar halinde, kalınlaştırılmış kağıt üzerine » D!­ 35 Divan-ı Muhibbi ff. 363 b - 3 66 b: Kanuni'nin diğer şairlik ünvanları ile şiirle­
van-ı Padişah-ı cihan: Hazret-i Sultan Süleyman Han: damit rinin övgüsü ve yazmanın, yani Mehmed Şerlf'in (bunu kendi­
371 yaprak, her sayfa 1 3 satıra kadar çift sütun halinde nestalik. Kağıt
252 sayfa, nestalik, her sayfa 1 3 satıra kadar, çift sütun halinde, düz ka­ ayyam-i sultanahu: ila gayet al-devran« yazılı, tezhipli çift baş sinin yazdığı anlaşılıyor) senası ve ( 3 66 b) 973 tarihini ebced ile
beyaz veya krem rengi, bazen kenar veya orta (kakma işlenmiş) pano­
ğıt, metin panolarına hafifçe altın tozu serpilip cetvelle çizilmiş kenar­ ifade eden »Rumuz-i hikmet ve gene maan!« bir gazel.
ların içine yerleştirilmiş
sayfa, mavi ve kırmızı renkte görkemli çin bulutu motifleriyle lar tamamen uçuk kırmızı boyanmış.
kenar okları. 367 b -71 b no.'lu sayfalar, tezhipli kenarlar hariç boş. Mısralar, doğal çiçek motifleri veya pek çok stilize yaprak­
f. 76'ya kadar süslü başlıklar, bundan sonra altınlı mürekkeple ve ka­
baca taslak yapılmış. Metin rnoo gazel, 3 muhammasat, 2 murabba, Cilt derin baskılı deriden olup, madalyonları, pandantifleri,
Son sayfadaki (f. 367 a) yazı Arapça, Katip.Muhammed el-Şerif tarafın­ ları bulunan, parlak süslemeleri olan çok renkli ve altın pano­
dan imzalanmış ve Şaban 973'ün son gÜnÜ/2I Mart r 566 tarihli; altın­ larla birbirlerinden ayrılmışlardır ve ortalarındaki kartuş çer­
31 mukataat ve 52 mufredat'tan (tek mısralı) oluşuyor. köşebentleri ve bordürü altından tüylü yapraklarla kakılmış. daki benzer açık mavi nakşi, » mudhahhib al-fakir Karamemi al-hakir«
Tarihi: 1 5 60 civarı
Astarlar soluk renk üzerine benzer şekilde filigran. imzası f. 365 b'de de güllü bir levhanın dibinde gözükür. çeveler de mavi nakşidir. Motiflerde güller, sümbüller, karan­
TIEM 1962; l914'te Fatih/il. Mehmed Caminden geçirilmiş
Modern cilt filler, laleler, kaplan postu, lotüsler, selviler, çin bulutları,
Sayfa boyutları: 25,5 cm x 1 5,7 cm
Kaynak: Çığ 1959, pis X - XI; Washington 1987, no. 27
Sayfa boyutları: 26,2 cm x 16,5 cm yarım palmetler vardır, bunlar bazen de karışık olarak kullanıl­
IUK T 5467 mıştır. Lale »ağaçları veya karanfillere ve sonbahar kompozis­
Kaynak: İstanbul 1983, E. 62; şimdiki kayıt bunu Washington 1987,
yonlarına yönelik belirgin bir tercih söz konusudur. Geniş ke­
no. 26'da düzeltmektedir
nar boşlukları ise altından olup çok renkli ince boya tabakaları
ff.ı b - 2 a: dikdörtgen bir çerçeve içinde Kanuni'nin ünvanla­ ve biraz da gümüş ile daha az doğal bir stille yapılmıştır. Ço­
rını, hem hükümdar (örneğin, »hakan havakln al-Arab va'l­ ğunlukla yaprak sarmalları ile yapraklı veya çiçekli madalyon­
Acem «) ve hem de şair olarak (örneğin, »nizam aşraf şuar-i mu­ lar, bunların yanısıra karanfil, lale, menekşe, iris, gül/gül­
luk va'l-selatln va afşah bulağa-i devran«) içeren, yuvarlakları hatmi, kadife çiçeği, kaplan çizgileri ve çin bulutlarından olu­
Divan-ı Muhibbl'nin cildi olan ve zemini süperempoze (üst üste) arabeskler ve lotüs kıv­ şan serpme yaparak ve çiçek motifleri de kullanılmıştır. Belki
rımlarıyla tezhiplenmiş, çift tezhipli baş sayfa. de en güzel tezhip f. 349 b'den sonra gelen müfredat için yapıl­
mış olandır.

1 Gibb, 1904 2 Ibid. bul l 308/1890-91) tarafından basılan kitap ve Latin harfleriyle
3 IUKT, 689, 1976, 2 8 8 5 , 5 4 5 5 , 547 1 , 5 7 5 8 dahildir; fatih, Millet basılan kitap (Çabuk 1980) - kaynaklarını belirtmemiştir. Bu ne­
Kütüphanesi, Ali Emiri 394 (Mehmed Şerif tarafından yazılmış, denle bulunan bütün kitaplarla karşılaştırılmaları gerekir.
978/1570-71 tarihli), 393 (Kasım tarafından yazılmış) ve 392 (Ka­ 5 Divan-ı Salis/Halid, Museum für Kunst und Gewerbe, Hamburg.
sım tarafından yazılmış ve 974/ ı 5 6 6 - 67 tarihli); Süleymaniye Kü­ Bu önemli el yazması kitap ile ilgili olarak bize verdikleri geniş bil­
tüphanesi Ayasofya 3970; TIEMT. 3 878; Nuruosmaniye 3873; gilerden dolayı Kiel Üniversitesinden Profesör Claus-Peter Haa­
ancak diğerlerinin aynı olduğunun ispat edilmesi gerekir. se'ye ve Dublin, Chester Beatty Kütüphanesinden, Dr. David
4 Önemli bir sorun, incelenen el yazması kitapların muhteviyatları James'e teşekkür borçluyuz.
arasındaki büyük tutarsızlıklardır. Örneğin, H. u 3 2 (no. 32) müs­ 6 »Zati«, IA. 3000 gazel yazdığı söylenir; ancak mevcut kitaplarda
vedde defterinde bulunan şiirlerden çok azı diğer kitaplarda gözük­ bunlardan sadece 1 800 tanesi belirlenmiştir. Nükteleri ve cümbüş­
mektedir; gençliğinde yazılıp ortaya çıkarılmamış olabilirler. An­ lere sık sık katılması ile meşhurdu. Her zaman gözlük takardı.

ı
cak, çeşitli el yazması kitaplardan seçmeler içeren ve muhtemelen 7 »Baki», IA; »Baki«, E l . 2 • 8 TKS,\ E . / _l � .
TIEM T. l962'yi kapsayan iki kitap da - yani Adile Sultan (İstan- 9 Jacob 1903, 69-70, N o 37 v e yorum. 10 Turan 1961, 209-rn.

108 , ·
·ı
V Resimleme Sanatı (no. 3 6 - 5 5 ) ı
ı ,
• 1

·! .·
·

·� . ..
Onaltıncı yüzyıl Osmanlı kütüphanesi için resimlenmiş kitap­ rir. Zaten o dönemin önde gelen yazar ve derleyicileri yeni bir '

ların büyük kısmı III. Murad ( 1 5 74 - 95 ) için yapılmış ise de, bu takım şeyler yaratma yerine, meslekdaşlarına ait eserleri kopya ! .

uğraş ile ilgili temeller ve üsluplar Kanuni devrinde belirlenmiş­ etme yolunu seçmişlerdir. Manzara, kuş, ağaç, hayvan figürle­
tir. Ancak l 5 8o'lerde bu sanat kolunun dahi ne dereceye kadar rinin ve mimarinin işlenişi, ayrıca renklerin ve altın yaldızın
merkezileştirildiğini şüphe götürmez bir şekilde söyleyebilmek kullanılışındaki farklılıklar, birçok ressamın bu tür tasvirler
güçtür. Çünkü tarihçi Mustafa All1, Nusretnamesinin Padi­ üzerinde çalıştığını göstermektedir. Resimler temelde üç gruba
şaha sunulacak nüshasını hazırlatmak için kendi adına çalışa­ ayrılır:
cak bir grup ressam toplamakta güçlük çekmemiştir. Bir diğer ı. Kerbela, Necep, Bağdad, Tebriz ve Sultaniye manzara­
örnek de III. Murad döneminde Şehnameci Lokman hesabına ları (bkz. no. 48 b). Dicle ve Fırat üzerindeki çoğu şehirlerin re­
çalışan ressamlardır ve bunlara gösterilen ayrıcalık saray per­ simleri bunlardan türer.
sonelinin tepkisine yol açmış, III. Mehmed'in tahta çıkmasıyla 2. İstanbul ile Kayseri arasındaki Anadolu şehirleri (f. 1 86) .
bu sanatçıların tümünün ve kendisinin işine son verilmiştir2• Burada onaltıncı yüzyıl başlarındaki Osmanlı resimlerindeki
Bununla beraber en büyük yapıtların saray kütüphanesi için manzaraları hatırlatan detaylar göze çarpar.
hazırlandığı da bir gerçektir. Buna neden olarak, bu tür çalış­ 3. Halep ve ondan türeyen Suriye gör.üntüleri, örnegın
maların tek bir merkezden kolayca denetlenebilmesini ve ge­ Merc-i Dabık. Bu gruba dahil, Kanuni'nin Suriye seferinden
rekli harcamaların Sultan tarafından anında karşılanabilme­ Anadolu'ya dönüşünü kapsayan resimlerin çoğu kayıptır. Ha­
sini gösterebiliriz. Bunun yanısıra, daha Önceki dönemlerin lep grubu resimleri (ff. ıo5 b - 6 a) tarz ve ayrıntı yönünden ünlü
' (
geleneğine sadık kalınarak, gerekli görüldüğünde sarayda çalı­ İstanbul ve Galata resmi (ff. 8 b - 9 a , no. 47a) kadar olağanüs­
şan sanatçılara destek sağlanıyor, yazı atölyesindeki kadro, tüdür. Fakat bunların arasında en zarif ve doğru olanlar ı . grup
özel atölyelerden getirilen ustalarla takviye edilebiliyordu. resimlerdir. İki sayfa üzerine canlı renkler ve altın yaldızla be­
Bu durum özellikle Kanuni devri için geçerlidir. Topografik zenmiş bir bahar �anzarasını canlandıran Sultaniye tasviri (ff.
' ..
resim ve tasvire {portreye) olan ilginin giderek artması, bunları 32 b - 3 3 a, no. 47 b) özellikle en güzellerindendir.
çoğaltacak uzman ve eğitimli kişilere, profesyonel resimlendiri­ Cildin kenar boşluklarının kesik oluşu ve üzerindeki bo­
cilerden daha fazla gereksinim duyulmasına neden olmuştur. yanın kalın oluşu nedeniyle, altında ne gibi çizimler olduğunu
Bu dönemin en önde gelen portre sanatçısı anlaşıldığı kadarıyla saptamak olanaksızdır, fakat bu farklılıkları sadece prototip
amatör bir ressam olan Haydar Reis (Nigad) 'dir ve Arifi'nin çeşitliliğine yormak da bir çözüm getirmez. Bu tasvirlerin kay­
Süleymannamesi'nde (bkz. no. 47 - bu eser Kanuni'nin atölye­ nağı hala tartışma konusu olmakta ise de bazılarının sözü edi­
sinin ilk önemli ürünüdür) kendi gerçek görüntüsünü daha az len mekanda yapılmış olduğu varsayılabilir. Ancak, İstanbul­
sadakatle yansıtıyor olması dikkat çekicidir. PM Reis'in yazmış Galata çifte tasvirin İtalyan kuş bakışı manzaralar geleneğinde
olduğu Kitab-ı Bahriye adlı eserin (bkz. no. 43) Padişaha sunu­ - ki bu tarzın en önemli örneği Jacopo de' Barbari'nin Venedik
lan ilk kopyasındaki resimleri kendisi yapmış olsa gerek, çünkü planıdır ( 1 500 civarı)5 - yapıldığı, oysa Halep resimlerinin ise, . '
bu resim ve haritalar, Venedikli denizcilere ait portolan veya Avrupa'da basılmış koleksiyonlardaki6 ilk bilinen Halep tas­
isolarii (ada kitapları) adı verilen kitaplardan alınmış, ancak virlerinden yıllarca önce yapıldığı göze çarpar. Diğer resim­ İnebahtı'nın görünüşü. 11. Sultan Bayezid vakayinamesinden.
bunlardan Osmanlı denizcilerinin yeterince yararlanabilmeleri lerde İtalyan prototiplerinin hiçbir etkisi yoktur. Mecmua-i İstanbul, 1 5 3o civarı. Bkz. Kat. no. 46
için bazı değişiklikler yapılmıştır. Öte yandan, Matrakçı Menazil'deki resimlerin genellikle İtalyan portolan üslubunda
Nasuh'un Mecmua-i Menazil (bkz. no. 48) adlı eserindeki tas­ yapıldığı ileri sürülse de, ne manzaralarda ne de mimaride, bir­
virlerde ne derece katkısı olduğu tartışılmakla birklikte, o yöre çok onaltıncı yüzyıl kopyası olan ve portolan haritalarının yor olması, tarihi önem taşıyan bir gelişmenin etkileri bakımın­ rastlaması, Nasuh'un bu seferlerin ikisine birden katılmış ola­
anıtlarının ve topografik yapısının aslına uygun bir biçimde önemli bir koleksiyonu sayılan Plrl Reis'in Kitab-i Bahdyesin­ dan sınırlı kaldığı ilk örnek olamaz. Dolayısıyla bu olgu, saray mayacağını ve dolayısıyla Akdeniz tasvirlerinde başka kaynak­
yansıtılması, yazarın bu bölgeleri bizzat gördüğü fikrini kuv­ deki (no. 43) özellikler yoktur. Resimlerin çoğu için bir proto­ atölyesinin Kanuni dönemi hamilerinden bir ölçüde ayrı çalış­ lara başvurarak uygun olanlarını derlemekten öteye gitmedi­
vetlendirmektedir. tip belirlemek olanaksızdır. Yer yer karşılaşılan vasat sonuçlar­ ması sonucu ortaya çıkmış olsa gerek. ğini Nasuh'un yine portolan stiline pek benzemeyen Akdeniz
Genellikle, Nasuh'un Mecmu'a-i Menazil3 adlı yapıtın yazı­ dan çıkarıldığı kadarıyla, Matrakçı Nasuh'un bu kitabın üreti­ Mecmua-i Menazil'deki resimlerin Nasuh'un daha sonraki resimleri de düşündürebilir. Üretilen Osmanlı tarih kitapları
cılarından biri olduğu ileri sürülür. Her ne kadar öne yatık ve mine katkısı, bir grup ressamı düzensiz bir şekilde sürdürdüğü resimli kitaplarını çok az etkilemiş olması - Kanuni'nin için örnek alınmamış ve bunlarda daha sonra çizgisel görünüm
dikkatlice sivriltilmiş yazıda kullanılan nakşi karakteri, eserin kontrol etme işleminden daha öteye gitmemiş olsa gerek. l 543 - 44'teki seferlerini anlatan kitap (no. 49) gibi - son derece yerine şehirlerin kuşbakışı resimlenmesi tercih edilmiştir.
eğitim görmüş bir kişi tarafından yazıldığını gösterse de, dikte Irak seferinin başarısında büyük katkısı olan İbrahim Paşa'- ilginçtir. Her ne kadar bu kitapta bulunan bazı (Pecs ve Tata­ Bu nedenle Nasuh, onaltıncı yüzyıl Osmanlı tasvir sanatın­
edilen bir metni yazarken yapılmış çok sayıda imla hatası bu­ nın bu zaferinin yeterince vurgulanmayışı, kitabın kayıp olan banya gibi) Macar şehir tasvirleri, kompozisyon ve renk daki gerçekçi akımın öncüsü değilse bile, bu eğilimin birçok
mın Nasuh'un kendi işi olmadığı fikrini kuvvretlendirir. Öte son sayfasındaki tarihin 944/ 1 5 37- 3 8 (yani Paşanın gözden yönünden Bitlis manzaralarını (f. ıooa) ve Bitlis vadisini (ff. temsilcisinden biri olarak kabul edilir. Şah Tahmasp'ın Kanu­
yandan, oldukça amatörce süslenmiş başlık (f. l b) kendisi ta­ düşüşünden yaklaşık bir yıl sonraki tarih) olduğunu yansıtır. ıoo b - ıo1 a) hatırlatıyor ise de Tarih-i Sultan Bayezid Han ni'ye hediye olarak gönderdiği albümlerle İstanbul'a ulaşan Sa­
rafından yapılmış ise, bu durumda da Nasuh'un yeteneklerinin Bu metin Nasuh tarafından Sultana sunulmuş olsa dahi, anla­ (bkz. no. 46) kitabındaki görüntüler farklıdır. Bu kitaptaki Ak­ fevi portre geleneği daha etkili olmuştur8• Ancak Kanuni dö­
sınırlarını bilmiyor olduğu söylenebilir. Kitaptaki resimlerin şılmaz bir nedenle etkisiz kalmıştır. Osmanlı saray ressamları­ deniz manzaraları, o devirdeki Avrupa resimlerinden etkilene­ nemi vakayinamelerinde - Süleymanname (bkz. no. 47) veya
çoğunlukla açıklayıcı özelliği olmayan sıradan şeyler oluşu, nın herkesçe bilinen topoğrafya merakına rağmen bu kitaptan, rek 1 5447 yılındaki sefere görgü tanığı olan Jerôme Maurand Ahmet Feridun Bey'in Zigetvar seferi kayıtları (bkz. no. 5oa)
bunların doğaya başvurma gereği duyulmadan, Bodleian Ki­ ne l 5 5 8 tarihli Süleymannamenin hazırlanışında, ne de III. d'Antibes'in Akdeniz resimlerinde olduğu gibi, denizden ba­ ve hatta III. Murad için yapılmış Lokman'ın Hünernamesinin
tab-ül Bulhan'da4 özet halinde derlenmiş örnekler gibi, sadece Murad devrinin tarih kasidelerinde yararlanılmıştır. Gerçekten kışla, çizgisel olarak görüntülenmiştir. Kanuni'nin Macaristan II. Cildine (TKS H. 1 524) olduğu gibi - Kanuni hem genç hem
türbelerle ilgili kitaplardan kopya edilmiş olduğunu akla geti- de l 5 3 3 - 3 5 Irak seferinin bu kitaplarda önemsiz bir yer tutu- seferi ( 1 544 - 45 ) ile Barbaros'un deniz seferinin aynı tarihlere de yaşlı olarak gösterildiği halde, Barbaros hariç diğer vezirle-

I IO III
rin veya Şehzadelerin portrelerinin bile olduğunu söyleyeme­ yaptığı Mısır ziyaretinden sonra 9 3 2/ 1 52 5 - 26'da Kanuni'ye taraftan aynı atlasta ilk defa l 5 72'de Tommaso Porcacchi tara­ »Badi-al Zaman Mirzah«ın aynı yıl İstanbul'a ziyaretinde ge­
yiz. Barbaros'u Sultanın huzurundayken tasvir eden resimde sunduğu Kirab-ı Bahrlye'yi (bkz. no. 43) yazmış ve l 528'de fından kaydedilen bir » mappa mundi« tipi harita da bulun­ tirdiği hediyeler aracılığıyla, Kanuni devrinin büyük kısmında
ise, Nigarl'nin yaptığı portreden yararlanılmış olduğu izlenimi yine Kanuni için hazırladığı ikinci dünya haritası ile bu kariyeri maktadır. Soucek'e20 göre bu haritalar usta bir İtalyan teknik Osmanlı şiir resimleri biraz da şaşırtıcı bir şekilde Safeviler dö­
uyanmaktadır. son bulmuştur. Bundan sonra Piri Reis donanmadaki görevine ressam tarafından çizilmiş, Ali Macar Reis ise boş bırakılan nemi Tebriz saray resim geleneğinden çok Herat tarzından etki­
Bu nedenle Osmanlı saray resmi için - topoğrafik resimle­ dönerek l5 22'de Süveyş donanmasına kumanda etmiş, Mas­ yerlere gerekli bilgileri,. ve kendi notlarını koyup süsleyerek il. lenmiştir24.
melerin gelişmesinde bile söz konusu olduğu gibi - Kanuni ve kat'ı ve Portekizlilerin Basma Körfezindeki başlıca ticaret mer­ Selim'e veya bir yüksek görevliye sunmuştur. Daha da büyük Kanuni devrinin ilk dönemine ait saray kayıtları/mevacib
sonraki padişahlar döneminde ve bu önemli takıntıların so­ kezleri Hürmüz'ü ele geçirmiştir. Fakat Mısır'a dönüşünde ko­ boyutta yapılmış diğer bir sahtekarlık, Onophrius (ilk baskı defterlerinde bulunan ve Tebriz'deki Heşt Bihişt sarayından ele
nucu olarak demektense, bunlara rağmen gelişti denebilir. mutanlığı terk ettiğine kanaat getirilmiş ve yargılanarak idam l 5 36) grubuna ait bir dünya haritasıyla ilgilidir. Baş sayfasında geçirilmiş ganimetlerle ilgili envanterden, bazı Acem sanatçıla­
Osmanlılarda topoğrafyaya olan ilginin artmasına yol açan edilmiştir14. Piri Reis'den sonra kumandanlığa gelen Seydl Ali 967/ r 5 5 9 - 60 tarihi, belirsiz bir Arapçayla Hacı Ahmed'e2 ı rının isimlerine ve bunların İstanbul'a getirilirken bir süre
diğer önemli bir neden de, belli başlı türbe ve İsi:3.miyetin kutsal Reis, onaltıncı yüzyılın en önemli seyyahatnamelerinden biri (büyük ihtimalle o devrin Signoria'sının Türkçe tercümanı Mi­ Amasya'da kaldıklarına dair bilgi elde edebiliyoruz25. Şahkulu
yerleri hakkında hazırlanmış kılavuzlardır. Bu edebiyat türü ilk olan Mir'atü'l-Memalik ve Hint Okyanusu ile ilgili Muhit adlı chele Membre) atıf ve hem Kanuni hem de Şah Tahmasp'a haricinde bu sanatçıların ne yapabildikleri konusunda çok az
olarak onbeşinci yüzyılda9 ve Herat'ta 10 ön plana çıkmıştır. iki önemli eser yazmıştır. Mevcut tasvirli kopyası olmayan bu yapılmış coşkulu bir ithaf bölümü bulunmaktadır. fikrimiz var. Fakat bunlar, 1 5 3o'larda (örneğin bkz. no. 3 8 , 39)
Onikinci yüzyılda Osmanlı Padişahlarının vekillerini Hi­ eserin bir bölümü, bazı araçların denizcilikte kullanımı ile ilgi­ Söz konusu harita ile ilgili haber, l 5 68'de Osmanlıların Kanuni için yazılmış şiir kitaplarının resimlendirilmesinde gö­
caz'a hacca gönderdiklerini ağdalı bir üslupla a.nlatan bazı lidirı5. Kıbrıs'ı kuşatmasının beklendiği ve savaş heyecanının yüksel­ revlendirilmiş iseler, sonuç çoğunun (eğer hepsinin değilse bile)
yapıtlar mevcuttur (Sultanlar, kutsal yerlerin koruyucuları ola­ Piri Reis'in Kanuni'ye sunduğu kitaplarındaki tasvirler, Os­ diği sıralarda Venedik sansür dairesine ulaştığında, Marc An­ Şah Tahmasp'ın Şehnamesinin en güzel sayfalarını meydana
rak dahi bizzat hacca gidebilme durumunda değillerdi ve manlı resimleme sanatından çok, fen ve denizcilik bakımından tonio Guistinian'ın elindeki baskı kalıplarına derhal el koyul­ getirmiş sanatçılar çapında olmadıklarını ortaya koyuyor. Bu
Mekke ve Medine'de kurdukları vakıf ve yaptırdıkları res­ önem taşırlar. Piri Reis, l 5 1 3 'te çizdiği dünya haritası (bugün muştur. Sonuç olarak sahtekarlık, resmi düzeyde dahi göze da ganimette de söz konusu olduğu gibi Osmanlıların uygula­
torasyonlar, şüphesiz bu eksikliği dengelemeye yönelik idi). bunun sadece batıyı gösteren yarısı elimizdedir) için çeşitli hari­ alındığına göre, o devirde harita kaçakçılığına hatırı sayılır bir dığı zorla zanaatkar toplama adetinin, kalite açısından tesadüf­
Aradan bir yüzyıl dahi geçmeden. bu tür belgeler hac yolundaki talardan ve hatta Kristof Kolomb'un (bugün kayıp olan) bir ha­ talep olmuş olması gerek. lere bağlı bir yöntem olduğuna açık bir işarettir. Arifi'nin
başlıca merkezlerin, Muhammed'in kutsal emanetlerinin, ritasından yararlandığını ileri sürer. Gerçi kendi haritasını yap­ r 5 4o'ta Mora Valiliği yapan Kasım Paşa'nın eserindeki ge­ Süleymanname'sinin Farsça metninde kullanıldığı dil, yüksek
Mekke, Medine ve Kudüs'teki önemli türbelerin tasvirleriyle tığı tarihte Kolomb'un haritasının geçerliliğinin kalmamış ol­ niş plan Lepanto (İnebahtı) görüntüsü (bkz. no. 5 1), açıklayıcı Safevi saray üslubundan çok Osmanlı Sultanlarının26 zevkini
süslenmeye başlanmıştır. 95 1/I 544- 45'te (bkz. no. 40) Şeh­ ması gerekir16. Sonuç olarak bu harita onaltıncı yüzyıl sonla­ olmaktan çok süslülüğüyle dikkati çeker. Zaten kuşatma plan­ yansıtır. Aynı şekilde kitapta bulunan ve ince Safevi zevki açı­
zade Mehmed için yazılan belge ile, 8 3 6/ I432 - 3 3'te Muham­ rında hala çoğaltılmakta olan el-İstakhrl'nin haritaları gibi ları için bir Osmanlı mühendisinin, bir mültecinin veya savaş sından bir ölçüde kaba ve ilkel sayılabilecek tasvirler de, Şah
med bin Abdullah el-Zardali'nin kızı Emine için yazılan belge tipik Isl:3.m17 haritacılık geleneğini değil, Catalan tarzını izle­ esirinin çizimleri genellikle gayet yeterli sayılmış olsa gerek. Tahmasp'ın yüksek saray üslubuna erişemeyen ikinci sınıf
(British Library Add. 27 566)1l hemen hemen aynıdır. Ayrıca mektedir. Avrupa veya Yakındoğu'da yazılmış Doğunun Mu­ Ancak 1 5 3o'dan itibaren Venedikli ve diğer Avrupalı yayıncı­ Acem sanatçılarının başarısızlığından çok bu tasvirlerin Ka­
ikisinde. de aynı şablonlu yazılar ve mumlu zemin bulunduğuna cizeleri gibi kitaplardan esinlenen Catalan 18 haritacılar, lar, kale planlarının basımına ağırlık vermişlerdir. Örneğin V. nuni tarafından özellikle seçildiğine bir gösterge de olabilir. Bu
bakılırsa, bunların İslam dünyasında çok sayıda yazılan ve el­ l4oo'lerde doğuya özgü resimleri olan oldukça süslü haritalar Charles'ın 1 5 3 5 'te ele geçirdiği Tunus kalesinin planları, bu ta­ tahmini, yani bunun rastlantı değil de bir zevk sorunu olduğu
den ele dolaşan belgeler olduğunu düşünebiliriz. yapmaktaydılar. Ancak l 5 oo'lerde artık bu haritaların modası rihten birkaç ay sonra elden ele dolaşıyor olmalıydı. Resmi yet­ fikrini güçlendiren diğer bir kanıt da, Tebriz'den Kanuni'ye he­
Nitekim bu belgeler onaltıncı yüzyılın önemli dini eserlerin­ geçmiş olmalı ki, onaltıncı yüzyılda İspanyol haritacılar, İtal­ kililerin stratejik nedenlere bağlı itirazlarını bertaraf edebilmek diye olarak gönderilen - l 5 44'te »Dust Muhammed« tarafın­
den biri olan ve Acem şairi Muhyi Ur! tarafından yazılmış yan meslekdaşları gibi daha ciddi ve yalın haritacılığa yönel­ için, yayıncılar şüphesiz Osmanlı kalelerine veya düşman eline dan Safevi Prensi Bahram Mirza için yapılmış albümün (TKS
»Futuh al-Haramayn« (bkz. no. 41) adlı kitabın resimlendiril­ mişti. Piri Reis' in onaltıncı yüzyılda birçok kez kopya edilen ve geçmiş kalelerin planlarına ağırlık vermişlerdir. Nitekim H. 2 1 54), veya Şah Tahmasp için yapılmış daha da müthiş bir
mesine temel oluşturmuşlardır. Hac sırasında Mekke ve Medi­ denizcilik konusunda pratik bilgileri içeren bir el kitabı niteli­ l 5 66'da il. Selim tarafından düşürülen Zigetvar kalesinin plan­ albümün (IUK F. 1422) yani aslında, l 5 6ide il. Selim'in tahta
ne'de ziyaret edilen yerlerle ilgili ve oldukça Şii eğilimli bir üs­ ğindeki Kitab-ı Bahrlye'si, gerçek Kuzey İtalya portolan veya ları yaygın bir şekilde ortada dolaşıyordu ve hatta Lafreri tipi geçişi için İstanbul'a gönderilmiş hediyeler arasında bulunan,
lupla ele alınmış bu kitap, Safevi dönemi İran'ında olduğu isolarii tarzında üretilmiş olmasına rağmen, bu kitaplardan Roma veya Venedik atlaslarına dahil edilmişti. Bu planların Şehname gibi - büyük yapıtların ihmal edilmiş olmasıdır. Bu al­
kadar Türkiye' de de çok beğenilmişti ve nitekim bugün resim­ kopya edildiği söylenemez. Özellikle yazarın otobiyografik l 5 8o'lerde III. Murad için yapılmış resimli tarih kitaplarına bümler, etkisiz kalmalarından da anlaşıldığı gibi, saray kütüp­
lendirilmiş kopyaların çoğu Türkiye'ye mal edilir. Bu eserin 14 notları, Osmanlıların onaltıncı yüzyıl korsanlarını nasıl do­ önemli etkisi olmuştur. Fakat Ahmet Feridun Bey' in Nüzhet es­ hanesine konmuş ve unutulmuşlardır.
Ramazan 9 5 1/:z.9 Ekim 1 544 tarihli en güzel kopyası (British nanma komutanlarına dönüştürdükleri ve o devirde Avrupa rar el-ah bar isimli kitabının bir sayfasında (bkz. no. 50 b) bulu­ l 52o'lerde Kanuni'nin ilgisini çeken ilk resimlendirilmiş iş­
Library Or. 36 3 3) hariç, ki bu kopyada mavi, yeşil ve altın ton­ hakkındaki coğrafya bilgileri konularında çok değerlidir19• Piri nan Zigetvar'ın kuşbakışı görünümü, Venedik'li teknik ressam lerden bazıları, ünlü Doğulu Türk şairi, Vezir Ali Şir Neva'i'nin
lar kullanılmıştır, diğer hepsi, tarz olarak, hatta resimlerde kul­ Reis'in eserlerinin Saray resmini büyük ölçüde etkilemesini Domenico Zenoi (veya Zenoni)'nin l 5 67'de22 yayınlanan res­ (bkz. no. 3 7, 39) eserleridir. Bu yapıtlar onbeşinci yüzyıl sonla­
lanılan renkler açısından dahi söz konusu belgelere benzerler. beklememek gerekir, ancak dönemin Osmanlı Türkiye'sinde minin renkli bir uyarlamasından pek farklı birşey değildir. İl­ rıyla onaltıncı yüzyıl başlarında çoğunlukla Herat'ta yazılmış
Aynı şekilde Mecmua-i Menazil'de bulunan Kerbela (ff. (Yeni Dünyadaki keşiflerle ilgili haritaların ortada dolaşma­ ginç olan bir nokta da, il. Mehmed daha 1 47 9 - 8o'lerde23 res­ ve kısmen de orada resimlendirilmiş olup, l 5 ı o'da Safevi hü­
62 b - 3 a) ve Necef (ff. 64 b- 5 a) 'teki Şii türbelerinin tasv.irleri ile ması için dikkatli tedbirler alan Katolik Kralların İspanya'­ sam Gentile Bellini'den bir Venedik planı çizmesini istemiş kümdarı Şah İsmail tarafından Tebriz'e götürülmüş ve üzerine
Mekke ve Medine tasvirleri arasında o derece büyük benzerlik­ sında olduğu gibi) kuşatma planı ve liman haritaları gibi belge­ olmasına ve (Avrupa'da yapılan İstanbul resimleri Üzerinde bü­ yine çoğunlukla Herat üslubuyla yapılmış ve günlük yaşamı
ler vardır ki, bunların mutlaka Haramayn'dan uyarlanmış ol­ ler çok büyük önem taşırlar ve yayınlanarak değil de casusluk yük etkisi olduğu bilinen) Jacopo de' Barbari'nin Venedik'in canlandıran çok güzel tasvirler eklenmiştir. Osmanlılar Doğu
ması gerekir12. Sonuç olarak hac belgelerinin Kanuni devri re­ veya talan yoluyla el değiştirirlerdi. Dolayısıyla Piri Reis'in kuşbakışı ( 1 500 civarı) resminin önemine rağmen, bunlar an­ Türk lehçesi ile (Çağatayaca) yazılmış olan bu eserleri oku­
simli tarih kitaplarına büyük bir etkisi olmamakla birlikte, o eserleri, stratejik bilgi buzulunun sadece görünen tepesi sayılır. cak llI. Murad zamanında rağbet görmüştür. makta güçlük çekmiş olsalar bile, Orta Asya kökenli kültürel
dönemin topoğrafya yoğunluğuna bir başka boyut kazandır­ Çünkü bu tür belgeler Bahriye Nezaretinde, Tophane veya Sad­ Kanuni dönemi resim sanatında açıkça görülen yaratıcı eği­ miraslarının fazlasıyla bilincinde oldukları için bu eserler, Ka­
mıştır denilebilir. razam'ın dairesinde saklanır ve geçerlilikleri kalmadığı zaman limlere karşın, şiir tasvirinde l 5 oo'ler civarında yerleşmiş olan nuni'nin kütüphanesinde27 önemli bir yere sahip olmuşlardır.
Kanuni döneminin ilginç bir yönü de, Nasuh, Haydar Reis, da yok edilirdi. İstanbul veya Edirne üsluplarıyla yapılmış manzaralar, eklek­ Bu yazmaların eksik olan bazı tasvir ve süslemeleri (tezhipleri)
Piri Reis gibi kimi asker kimi denizci ve hatta korsan kişilerin Başarılı cinayet gibi, casusluk ve kaçakçılığın da temel kuralı tik mimari formlar ve günlük yaşamı canlandıran görüntüler İstanbul' da tamamlanmıştır. »]anıl« gibi bazı Acem şairlerinin
devrin kültürüne medrese eğitimi görmüş ilmiyeden daha çok ipucu bırakmamak olduğu için, İstanbul ile Avrupa'nın başlıca ısrarla sürdürülmüştür. Arifi'nin Süleymannamesindeki (bkz. eserleri de aynı şekilde resimlendirilmiştir.
katkıda bulunmuş olmalarıdır. Avrupa'daki modellerden - de­ haritacılık merkezi olan Venedik arasındaki ilişkilerin saptan­ no. 47) tasvirlerde mimari görüntünün - anlaşılması güç bir bi­ Kanuni'nin yaklaşık olarak r 520'lerde yazdırdığı Selimna­
ney haritaları ve portolan veya isolarii - oldukça fazla etkilenen ması da hala güçtür. Örneğin Topkapı Sarayı Kütüphanesinde çimde - giderek Avrupa'lılaşmasını da bir ölçüde buna bağla­ me'nin (bkz. no. 45) metnine bakılırsa, başından beri kendi ha­
Piri Reis'in l 5 1 3 'te yaptığı ve l 5 1 ide Mısır' da I. Selim'e ithaf (H. 644) bulunun Safar 975/Ağustos - Eylül 1 5 67 tarihli ve Ali yabiliriz. I. Selim tarafından l 5 14 sonlarında Çaldıran seferin­ nedanının bilincinde olduğu anlaşılır. Bu kitap, babasının hü­
ettiği dünya haritası (bkz. no. 42), haritacılık kariyerinin ilk Macar Reis imzalı bir atlas kısmen l 5 42'den Önce yapılmış den sonra İstanbul'a getirilen el yazması kitap ve zanaatkarla­ kümdarlığı döneminin tarihi kasidesidir. Kitaptaki tasvirlerde
eseridir13. l 5 2 5'te İbrahim Paşa kumandasındaki donanmayla İtalyan haritalarına dayanan örnekleri içerir, fakat diğer rın varlığına rağmen, Herat'ın tahttan indirilen hükümdarı öncelikle II. Selim'in imparatorluk vasıfları vurgulanır ve kı-

112 113
saca gençliğindeki olaylar, yani üvey kardeşlerini mağlup edişi,' yaptıklarının bir bütün olarak sunulmasını - bazı değişikliklere
il. Bayezid'in ölümü, tahta çıkışı ve üvey kardeşi Sultan Ah­ rağmen - ve gerek metin gerek resimler için sıkılmadan kaynak
med'le yaptığı sonuncu savaş ele alınır. Daha sonraki tasvirler gösterilmesini olanaklı kılmıştır. ' .,

ise, Doğu Anadolu'daki Kızılbaş ve Türkmen beylerine karşı Safevi ve Moğol saraylarında olduğu kadar Osmanlılarda
giriştiği seferleri, l 5 l4'te Herat'tan ziyarete gelen Timur dev­ da kendi himayeleri altında, hat, resim veya çizimlerden oluşan
leti prensi Badi al-Zaman Mirza'yı İstanbul' da karşılayışı, Su­ albümler hazırlandığı bilinmektedir. Bunlar büyük dini bay­
riye ve Mısır'ın fethiyle sonuçlanan 1 5 1 6 - 1 7 seferini, Hicaz'lı ramlarda, tahta çıkma törenlerinde, zaferle sonuçlanan sefer­
Bedevi'leri mağlup edişi ve son olarak da Cel:11 1 İsyanının ku­ lerden dönüşte veya sünnet düğünlerinde hediye olarak sun­
mandan Ali bin Şehsuvar tarafından bastırılışı gibi olayları mak için toplanırdı. Rastgele toplanmış olmasından dolayı bu
kapsar. Bu eserde Sultan Selim'in, Yavuz (»Sert«) lakabının ne albümler içerik yönünden çok farklı niteliktedir. Özellikle
metinde ne de tasvirlerde kullanılmayaşının nedeni, konunun onaltıncı yüzyıl sonu ile onyedinci yüzyılda bu tür malzeme
şerefli bir konu olması ve bu kitabın Kanuni için üretilmiş ol­ bulmak güçleştiğinden eski albümler atölyede bozulup, didik­
masıdır. Kanuni'nin iyi bir evlada yakışan bir tavırla babasına lenmiş olsa gerek. Bunların çekiciliği özellikle tezhiplerinden,
beslediği derin saygı ve hayranlığın diğer bir kanıtı da, Sultan hoş bir denge etkisi vermek için - portreler, günlük yaşam gö­
Selim tarafından yazılmış Farsça şiirleri Dlvan-ı Selimi (bkz. rüntüleri veya soyut süsler içeren - çeşitli malzemeden yapılmış
no. 3 6 a - b) adlı kitapta derlermiş olmasıdır. Bu divanda, özel­ süslü kağıtların ince bir şekilde monte edilmesinden kaynakla­
likle helezon şeklindeki sarmallarla, karşı sayfadaki ağaçlar­ nıyordu.
dan oluşan manzaramsı süslemelerinin yan yana kullanılmış Bu albümler arasında en güzellerinden biri büyük olasılıkla
olması, tezhibin belirgin olarak Tebriz üslubunda yapıldığını 1 5 60 civarında Safevi hattat Nişapur'lu Şah Mahmud el-Nay­
göstermektedir. Divan-ı Selimi ile Birtish Library'de (Add. sı'.'ıbı'.'ıri tarafından Kanuni'ye sunulmak üzere hazırlanmış ola­
ıı 3 8 8) bir kopyası bulunan Divan-ı Hita'i birçok yönden kar­ nıdır. Cilt kapağı metal varak üzerine bağa kakmalı olup,
şılaştırılabilir. Sultan Selim'in en büyük düşmanı Şah İsmail'in yuvarlak hatla yazılmış ve Kur'anın (bkz. no. 5 5 ) ilk bölümü
bu şiirleri Türkçe yazmış olması istihzaya yol açar. olan Fatiha suresi iki taraflı nestalikle yazılmış30, eşsiz güzel­ 1
Onbeşinci yüzyılda Herat'ta saray şairi ve aynı zamanda
Sultan Selim'in en sevdiği şair olan »Amir Şahi Akamalik al­
likte tezhiple çevrelenmiştir. Diğer hat sayfaları da uyumlu tez­
hip ve monte edilmiş süslerle özenli bir şekilde çift olarak dü­
ı. · 1
1

J
Sabzavari«nin Dorothea Duda28 tarafından yayınlanan diva­ zenlenmiş bu albümdeki hat çalışmalarından bazıları, Safevi
nında aynı tür tezhibe (resimlemeye değil) rastlanır. Bunları uslubu hat sanatının en usta Örneklerindendir. Albümün so­
yapan, Abd al-Gani isimli tezhip ustasının ismine nunda bir seri yaprak ve ejderha motifleri ve - Menakib-i Hü­
952/ı545 - 46 tarihli Kanuni devri saray usta ve zanatkarları­ nerveran adlı kitabın yazarı tarafından, Bursalı yapıştırma ka­
nın kayıtlı olduğu defterlerde de rastlıyoruz. Vernikle kaplan­ ğıt ustası Fahri'ye mal edilen özel bir teknikle monte edilmiş -
·.'
mış cilt kapağındaki Osmanlı figürlerinin (bir olasıklkla I. Se­ kesilmiş kağıtlardan imzasız bir bahar manzarası bulunmakta­
lim'in kendisi) içine oturtulduğu manzara resmindeki ağaçların dır. Viyana'da (Nationalbibliothek, Cod. mixt. 3 1 3) bulunan
işleniş tarzı aynı olduğu için, bunu da aynı kişinin yapmış ol­ ve III. Murad'ın ( 1 574 - 95)31 tahta çıkışından bir yıl Önce hazır­ J
ması gerekir. Ayrıca o yılki bayramda, Sultana hediye sunanlar lanan albüm, içindeki resimler yönünden benzerlikler taşıma­
arasında Abd al-Gani'nin isminin bulunması ve hediyesinin de sına rağmen, Şah Mahmud albümü düzeyinde bir çalışma de­
tezhipli bir yelpaze (münakkaş yelpaze) olması şaşırtıcı değildir ğildir. Bu da bu yapıtın, kalite açısından benzerlerini yapmanın
ve onun verniklenmiş süsleme dalında bir uzman olması ihti­ pek kolay olmadığını ortaya koyar.
malini akla getirir. Bu tür albümlerde (bkz. no. 5 2 - 5 5) bulunan peri, ejderha
Safevi mülteci Elkas Mirza'nın l 5 4]'de Tebriz'den gelme­ veya başka Çin canavarları ve yaprak çizimleri, Topkapı Sarayı
sinden kısa bir süre önce saray tarihçisi veya şehnamecisi ola­ Kütüphanesinde bulunan, Herat, Bağdad ve Tebriz albümle­
rak Kanuni'nin hizmetine girmiş olan Arifi'nin Süleymanna­ rinde örneklerini gördüğümüz Timur ve Safevi usluplarının
\ ._ �
.,
mesi (bkz. no. 47) çok daha büyük amaçlara yönelik ve çok özellikle Osmanlı tadı taşıyan bir uyarlamasıdır. Söz konusu
daha iddialı bir girişim olmasına rağmen, aynı bu şiir geleneği albümlerin İstanbul'a 1473 ile 1 5 3 5 arası gelmiş olmakla bir­
kapsamında resimlendirilmiştir29• Arifi, hanedana ait görkemli likte uzun bir süre kütüphane raflarında unutulmuş olmaları
bir yapıt ve aynı zamanda edebi eser niteliğinde olan bu kitabı gerekir. Kanuni devrinin saray üslubu Tebriz'li veya Bağdat'lı .J
yazarken, şüphesiz cesur bir yaklaşımın doğru olmayacağının olduğu sanılan Şahkulu (aslında sık rastlanan bir Safevi adı) ta­
bilincindeydi. Öncelikle kendisi göçmen olduğundan bir rafından biçimlendirilmiştir. Şahkulu'nun ismine ilk olarak
yabancı konumundaydı, ayrıca Kanuni henüz hayatta oldu­ l 5 14'te Tebriz'den toplanıp getirilmiş zanaatkarların liste­
ğundan, yazdıklarında onu incitip, kızdırmamak için özenli bir sinde, tezhipli ve resimli bir kitap, nakışlı bir sedef parça ve bir
ifade kullanmak zorundaydı. Zaten İbrahim Paşa'nın gözden de (anlamı belirsiz) »gece süsü«32 hediye etmiş kişi olarak rastlı­
düşüşü ve Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi gibi Kanuni devri­ yoruz. l 525 'ten sonra Şahkulu'nun adı saray kayıtlarında da
nin tartışmalı olaylarına gayet tedbirli bir yaklaşımla değin­ geçmektedir. Büyük olasılıkla l 5 5 6'da öldüğü sanılan Şahku­ • ı _ ;__ .
mesi de bunu göstermektedir. Resimli tarihler Kanuni devrinin lu'nun kötü huylu biri olduğu ve Şehnameci Arifi'yi Kanuni'nin . -�. ,
�-.":.;
, . .

getridiği büyük bir yenilikti, ancak tarihi eserlerin resimlendi­ gözünden düşürmek için onun imzasıyla kötü ve değersiz bazı
,_ı; · .
rilmesi tam anlamıyla III. Murad zamanında gerçekleştirilmiş­ Farsça şiirler yazdığı söylenir33• Öte yandan ona mal edilen çi­ ' ;,;.
tir. Artık bu devirde aradan zaman geçmiş olması, Kanuni'nin zimlerle değerlendirildiğinde, »saz« üslubunun gerçek bir Kat. no. 37

1 14 115
ustası olduğu anlaşılır. Saz üslubunda stilize çin lotüsleri, tüylü 2 8 Duda 1978- 79, 61-78.
yapraklarla ağır bir biçimde işlenip, bir ağ gibi örülerek, kar­ 29 Woodhead 1983, 1 5 7- 82. Fleischer ( 1986, 30, n. 46), Arifi'nin El­ ( 1 5 66 -74) tahta çıkışı münasebetiyle hediye olarak İstanbul'a
kas Mirza'nın mahiyetinde İstanbul'a l 54ide geldiğine dair genel
maşık bir kompozisyon oluşturulmuştur. İçinde canavar baş­ ancak l 5 67'de ulaşmıştır. Sayfa kenarlarının, helezoni bahar
kanıya rağmen, sarayın (Şaban 952/Ekim 1 545) tarihli masraf ka­
ları veya hayvanlar bulunmadığında bile bu kompozisyonlar yıtlarında, maaşını çekmiş olduğu ile ilgili bir kaydın bulunduğunu dalları ve kavisli lotüslerden oluşan tezhibindeki kıvrımlı süs­
bazen hayvanlı desenler görünümündedir. Saz üslubunda belirtir (BBA Maliyeden Müdevver 17 8 8 l). Ancak, Arifi'yi ken­ leme de, 1 5 20 - 50 arası Acem tezhibinin özelliğini taşır. Öte
ayrıca yeşillik içinde ejderha ve periler olan kompozisyonlar da dine Nişancı tayin etmiş olan Elkas ile yakınlığı bilinir. yandan, Örneğin f. 89'daki resmin tezhibinde uygulanan zıt ta­
30 İki tarafın aynı olmayışı ilginçtir ve »malik yavm al-din« dizisi, sağ­ raflara yönelen değişik iki kıvrımlı motif ise, kompozisyona bir
vardır34•
daki sayfada »malik« olarak yazılmıştır. Bu sapma, Kur'an yazı­
Çin motifleri ve tüylü yapraklar Osmanlı süsleme sanatının sında kabul edilebilir idiyse de, İslamiyetin daha sonraki devirle­
başka canlılık ve derinlik kazandırmakta ve İstanbul zevkini
standart motifleriydi, fakat çinilerde ve dokumalarda da görü­ rinde, her zaman satırın üzerine konmuş bir elif ile belirtilirdi. daha iyi yansıtmaktadır.
len bu motifler - bunların şablonla yapılıp yapılmadığı kesin Elif'in konulmaması koyu bir Müslümanın kabul etmeyeceği bir 89 b no.lu yapraktaki tasvir bir cirit müsabakasını gösterir.
olarak belli değildir - Şahkulu ve çırakları veya meslekdaşları hatadır. Hattatın ünü veya tezhibçinin becerisi, dikkati ve suçla­ Resim için bkz. sayfa n 5 .
mayı metinden uzaklaştırmış olsa gerek.
tarafından çizilmiş desenler olmayıp, tersine şablon motifleri
31 Duda 1983.
veya başka desenlerin geliştirilmiş veya işlenmiş şekliydi. Zaten 32 TKSA D. 10 734, 3 b: »siyar-i münakkaş-i musavveri; sadafkari-i
bu derece ince ve detaylı motiflerin başka türlü üretilmesine münakkaş l; zayn-i liyal 2«.
olanak olmadığından, hemen hemen hiç biri tekrarlanmaya el­ 33 Sohrweide 1970, no. 26. 38 Firdevsl'nin Şehnamesi
3 4 Mahir 1986, n3- 30.
verişli değildir. Böylece, bu katalogda bulunan (bkz. no. Bir önsöz, her sayfada en fazla 2 5 mısra olmak üzere Farsça nestalikle
5 2 - 5 5) örneklerden esinlenmiş başka Örnekler varsa, bunun yazılmış 575 yaprak ve 57 tasvirden oluşur.
ancak bir rastlantı olduğu sonucuna varabiliriz. f. 575 a Kanuni'nin tuşrasını taşır.
36 a - b Dlvan-i Selimi Cildin kapağı orijinal baskılı siyah deridir. Kapağın ortasında bir ma-.
1 Hemen hemen bir yıl boyunca (Fleischer 1986, l lO-II), Ali, Nus­
dal yon ve kenarlarda kartuş motifleriyle bezenmiş pandatifler, incelikli
hatü'l-Selarln'de, bu işte görevlendirilmiş yirmi hattat, yaldızcı ve 1. Selim'e ait 87 yapraklı Farsça şiirleri içeren bu divan için oldukça ka­
bir biçimde işlenmiş köşebentler vardır. Kalan zemin, ince kabart­
ressama ödenen aşırı ücretlerin kamu fonlarının israf edilmesi ol­ lın kağıt kullanılmıştır. Her sayfada nestalikle yazılmış II mısralık iki­
mayla yapılmış Timur tarzı lotüs sarmallarla işlenmiştir. Filigranlı cilt
duğundan bahsederek varakçıları atölyeye tahsis edilmiş altını şer sütun ve çoğu sayfa kenarlarında gene aynı yazıyla yazılmış eğik sa­
astarı kontrast zemin üzerine - yeşil, turkvaz, siyah ve altın renkler kul­
zimmetlerine geçirmekle suçlamıştır. tırlar bulunmaktadır. Sayfalardaki tekrar kelimeleri kenardaki mısra­
lanılarak yapılmış - arabesk yapraklardan oluşan panolarla bezenmiş­
2 Tanındı 1984. lara değil, yatay satırlara aittir.
tir.
3 Yurdaydın 1976. Son sayfada tarih yoktur ama (f. 87a) "· . . akall mamallk, al-hakanıyya
Tarihi: 1520- 30 civarı
4 Or l 3 3, çoğunlukla büyü amacıyla toplanmış. Bu nedenle gerçekçi Şehsuvar al-Selimi« imzası ve 1. veya il. Selim'in tuğrası vardır. Anlaşıl­
Sayfa boyutları: 34 cm x 24,5 cm
olmasına pek neden yoktu. dığı kadarıyla Şehsuvar bir köledir. Ancak, l 5 14'te Tebriz'den lstan­
TKS H. 1499
5 Mazgariol ve Pignatti 1963; Schulz 1978, 425 -74. bul'a getirilen zanaatkarlardan biri olmuş olsa bile, 12 Recep 920/2
Kaynak: Karatay, Farsça Yazmalar, no. 341; Atıl 1980, pi. 18; Wash­
6 Cf. Braun ve Hogenberg tarafından 1575 ile 1615 tarihleri ara­ Eylül 1 5 14 tarihli Çaldıran Seferi sonrası tutulan kayıtlarda ismine ras­
ington 1987, no. 32
sında yayınlanmış onaltıncı yüzyıl sonu şehir görüntüleri albümü. lanmamaktadır (TKSA D. 10734).
7 Paris, Bibliothi:que Nationale, MS Latin 8957, kendi el yazısı ol­ Tarihi: 1 520- 30
ff. l b - 2 a ve lo b - 1 l a - karşılıklı olarak - içinde peri yüzleri
duğu açıktır, l901'de Dorez'de resimlendirilmiştir. Sayfa boyutları: 19,5 cm x n,7 cm
8 Özellikle Safevi prensi Bahram Mirza için l 544'te hazırlanmış al­ IUK F. 1 3 3 0 bulunan panolardan oluşan tasvirlerdir.
büm (TKS H. 2154) . Kaynak: İstanbul 1 9 8 3 , E. 5 6 ; Titley 1978, 292- 96; Washington 1987, f. 9 a: İçinde saplar üzerinde peri yüzleri ve eksensel pandan­
9 Özellikle »İbn al Zeyyat«ın »al-Kavakib al-sayyara« ve »al-Magrl­ no. 2 8 a -b tifli yarım kalmış bir ithaf bulunan tezhipli büyük bir madal­
zi«nin »Khitat«i I-II (»Bulag«, 1 856). Cf. Ragıp 1973, 2 5 9 - 80. yon.
10 »Muin al-Din Muhammad al-lsfizarl«nin »Ravdat al-cannat fi av­ ff. l b - 2 a : Bu çift sayfadaki mısralar altın »abrl« ile tezhiplen­
sav medlnat Herati«, ed. »Sayyid Muhammad Kazım« 1-11 (Tah­
ff. 9 b -roa: Bu karşılıklı iki sayfanın birinde açıkhavada pa­
miş, sayfa kenarlarındaki lotüs, bahar dalı ve tüylü yaprak mo­
ran, 1 3 38 - 39 şemsl1I95 9 - 60); Gandefroy-Demombynes 1923, dişahın tahta çıkışı tasvir edilir. Diğerinde ise altın rengi gök­
tifleri ise şablon kullanılarak altın yaldızla yapılmıştır. Sonraki
3 1 5 - 20. yüzü ve koyu yeşil zemin üzerine kazınarak yapılmış bir av tas­
11 Ettinghausen 1934, IIl- 37; Tanındı, Sanat Dünyamız (1983), 2 - 6; sayfalarda kıtalar arasına şair Selimi veya Selim'den ilham ni­
viri bulunmaktadır.
id., Journal of Turkish Studies 1983, 407- 37. yaz eden (her zaman değilse bile) beyitler eklenerek bölünmüş,
f. l 4 a Vahşi hayvan postları giymiş ilk Acem hükümdarı
12 Kuveyt Şeyhi Nasır el-Sabah'ın özel koleksiyonunda bulunan Ne­ genellikle karşılıklı oturmuş, konuşan, yarı veya tam profilden
cef ve Kerbela ile ilgili böyle bir geleneğin varlığını (ancak daha geç 37 Divan-i Neva'! Gayumarth ve vezirleri.
görüntülenmiş peri figürlerinin yanlarına çok renkli kenar süs­
tarihli) gösteren bir yazı: »Shaykha Hussa«ya buna dikkatimizi Bu oldukça naiv tarzda yapılmış resimler, çoğunlukla altın
leri konmuştur, örneğin ff. 2 5 b - 6 a. Bazı sayfa kenarları bu­ Ali Şir Neva'i, Doğu Türklerindendir (Çağatay).
çekmiş olmasından ötürü teşekkür borçluyuz. gökyüzü ve manzara resimleri olan on beşinci yüzyıl sonu Şiraz
13 »Piri Reis«, IA. daklı veya yapraksız erik, nar ve söğüt dallarıyla süslenmiş ve 2 1 4 yaprak altın veya altın tozu » abrl«, her sayfada 17 mısralık iki sü­
tun nestalik yazı bulunan bu kitapta sayfa kenar boşluklarında kısmen
ve Tebriz Türkmen resminden etkilenmiştir. Tebriz resminin
1 4 Oı:honlu 1970, 2 3 5 - 54· eğik nestallk yazılarla bu dal motifleri sırayla almaşık bir şe­
15 Kahle l956b, 266-77. şablon kullanılmış kıvrımlar, Tebriz saray üslubunda yapılmış ve gün­ özelliği olan canlı varlık şeklinde görüntülenmiş kayalar, kıv­
kilde kullanılmıştır.
16 Kahle l956a, 247- 6 5 . lük yaşamı görüntüleyen sekiz minyatür, çok ince tezhipli baş sayfa ve rılmış ejderha görünümünde bir bulut olmasına rağmen yalnız
ff. 5 b - 6 a: Çift sayfa kenar süslemelerinde ağaca tırmanmış bölüm başlıkları vardır.
1 7 »Klıarlta«, EL2• bir kez, Rüstem'in et pişirirken resmedildiği (f. 303 a) sahnede
18 Winter 1954, l-12 Campbell 1987. maymunlar, geri planda anka kuşu, tilki, leopar ve tavşan fi­ Cildin kapağı yaldızla verniklenmiş orijinal baskılı deridir. Vernikli cilt
görülür. Sanatçıların bazı figürlere Safevi tipi kırmızı »taç« giy­
19 Soucek 1973, 241- 5 5 gürleri göze çarpar. f. 61 a'dan başlayarak, kenar tezhibinde astarı üzerinde ise tüylü yaprak sarmalları ve uçan peri motifleri vardır.
dirmelerine bakılırsa (bunların sonradan kaba bir şekilde silin­
·

20 Soucek 1971, 17- 27. çok renkli peri süsleri yerine, altınla yapılmış, ceylan »bixie« ve Tarih ve yapılış yeri: Tebriz - İstanbul 1 5 3 0 - 40 civarı
21 Menage 1958, 291- 34. TKS R. 804 meleri gerekmiştir), halil. bir Safevl'nin himayesinde çalıştıkla­
maymun motiflerinin kullanıldığıni görüyoruz. Boyutları: 26,5 cm x 17 cm
22 Londra, British Library, Lafreri atlas 1, pi. 5 3, Camacio atlasında­ rını zannediyor olmaları gerektiğine kanaat getirilebilir.
kine paralel daha kliçük bir formada (British Library, Maps C. b.
Bu elyazmasında iki çift resimli sayfa bulunur. Resimler yal­ Kaynak: Karatay, Türkçe/Yazmalar, no. 2293; Sohrweide 1970,
41), pl. 79· dızlı bordürlerde çerçevelenmiş, kenar boşluklarda ise mat al­ 263 - 302; Atasoy ve Çağman 1974, pi. 4; İstanbul 1983, E. 58; Tanındı
23 Angiolello, Historia Turchesca, Thuasne 1888, 67'de belirtilmiş: tın yaldız kullanılmıştır. 2 7 b - 8 a numaralı sayfalar, Selim'i ata 1984, figs. 9 -10; Washington 1987, no. 29
,, Volse (il Sultana) ehe glie facesse (Gemile) Veneti'a in disegno«. binerken ve kütüphanesinde okurken maiyetindeki içoğlan­
24 Çağman 1978, 2 3 1- 59· Manzara ve figürlerin ele alınışı yönünden Safevi saray uslu­
larla birlikte gösterir. Arka planda üzerinde - beyaz Çin tarzı .
25 TKSA D. 10734; Uzunçarşılı 1986, 23 -76. buna özellikle benzerlik gösteren ve yaklaşık olarak l 5 30' da
26 Sohrweide 1970, 263 - 302. olduğu anlaşılan saksılar içinde - yeşil ve mavi laleler bulunan
raflar vardır. Ancak biçimler »Humpen« de içerir. Şah Tahmasp için yazılmış (şimdi artık dağılmış) »Houghton«
27 Bartol'd 1964, 199- 260.
Şehnamedeki resimleri çağrıştıran bu eser, Sultan Selim'in

rr6
117
Ençok altı satır uzunluğunda, altın yaldızla ve nakşl stille Çağa­ Desenin alt yazısındaki motifler, tamamen simetriktir fakat
.� 39 a b- Mir Ali Şir N evai 'nin Hamsesi
tayca yazılmış başlıkları; metni okurken Osmanlıların güçlük çini ve tekstildeki benzer motiflerden daha seyrektir. Cilt astar­
»Hayretü'l-Abr:ir Ferhad-ü Şirin, Mecnun-u Leyla Sab'asayyare« ve İs­ çekmiş olmaları gerekir. ları, üzerine kırmızı tüylü yaprak sarmalları ve lotüsler işlen­
kendername. Verniklenmiş orijinal siyah deri cilt kapağında, siyah üze­ ·miş, baskılı kırmızı deridendir.
Her sayfada nestallkle yazılmış 23 mısralık 4 sütun bulunan 309 yap­
rine altın yaldızlı çin · bulutu bordür vardır. Ortasında burgaç f. 9 9 a:Ferhad ile Şirin'den, Ferhad'ın Hüsrev tarafından
raklı bu eserde, I6 tasvir vardır.
Son sayfa (f. 309b) 9371I 5 30 - 3 I (rakkamla) tarihini taşımak�a ve Pir şeklinde kıvrılan lotüs sapları, sık yapraklı bir öbeğin içinden yakalanışı.
Ahmed bin iskender tarafından kopya edildiğini belirtmektedır. fışkıran tüylü yapraklar Üzerine kondurulmuş rozetlerden olu­
Sayfa boyutları: I8,5 cm x 29,5 cm şan bu karmaşık desen, kırmızı, siyah ve yaldızla renklendiril­
TKS H. 802 miştir.
Kaynak: Karatay, Türkçce Yazmalar, no. 2299; �tasoy ve Ç�ğman
I974• pi. 3; Grube ı96I, figs. I 4- I 6; Tanındı I984, fıg. I8; Washıngton
I987, no. 3 3 a - b

14a no.lu yaprak. Acem hükümdarı


Gayumarth ve vezirleri.

i
�'k-��Ft=��=ı
,;:I� '

c:L?iı�J'(İ��;J).
_.

, rf:-:'�'"''�,,ıı :
t...:,:-- ı.,
:,y-, l';!o<i,,ı":'r'I
•• '
1,;;.fi,ı•'t."r::-J�
�;1;�;,,ı;;;:.4� .
(�r,;;u4,.:-:(,h
i;(f";J�h�J":�
"-"��!?,ı�

99a no.lu yaprak. Hüsrev'in Ferhad'ı esir alışı.

ıı8
40 Hac Fermanları Ferman hac sırasında ziyaret edilen merkezlerin gösterildiği f. 1 4 a: Mekke'deki Haram Camisi, dış kemerler ve altı minare 42 Dünya haritası
(şablonla yapılmış) alt alta bir dizi pano şeklinde planlanmıştır; içe dönük, iç kemerler dışa dönük. Çeşitli yapılar profilden,
Amerika'nın Öoğu kıyısı, Atlantik, İberik yarımadasının ucu, Cebelita­
Hac vekaletnamesi kalın mumlu kağıt üzerine altın veya çok renkli onbeşinci yüzyılda Memluk Sultanı Kayt Bay tarafından onarı­ Kabenin yanındaki tavaf yönünü gösteren kemer ise hemen he­
rık Boğazı, Afrika'nın batı kıyısı, ölçek çizgileri, çok sayıda gemi, (ço­
guaş, yer ve anıtları belirten Osmanlıca nestalik yazı, şablonla yapılmış men kuşbakışı görüntülenmiştir. Mumlu kağıt (zemin) üzerine
lan Medine'deki türbe, Kudüs'teki Haram el-Şerif anıtları (yal­ ğunlukla Portekiz) ve garip hayvan resimleri bulunmaktadır.
kenar süsleri, yatay şeritler arasına başarılı bir sülüs'le yazılmış hadis ve
nız Kutsal Taş, Hacer ül-Esved üzerinde bulunan kubbe sekiz­ guaş ile yapılan bu resimdeki bina, kemer ve minarelerin hep­ Parşömen Üzerine mürekkep ve guaş ile çizilmiş olan haritada (sol orta)
Kı.İran'dan - hac ile ilgili - sureler ve »ductus« üstüne yazılmış birçok
harf. gen olduğu halde on köşeli olarak) gösterilmişt ir. Bu görüntü­ sinde asılı kandiller göze çarpar. Gelibolu, Muharrem 9 19/Mart-Nisan 1 5 1 3 tarihi ve Pir bin Hacı
Mehmed Kemal Reis'in yeğeni olarak bilinen Ahmed bin Mehmet el­
Tarihi: 9 5 1 1 l 5 44- 4 5 ler arasında Peygamberin pabuçları da yer alır. Fermanın Yanlışlıkla »]anıl«ye maledilen bu eser, esas yazarı »Muhyi
Karamani'nin imzası vardır. 1 5 1 7 tarihinde Mısır'da Piri Reis tarafın­
TKS H. 1 8 1 2 başlığının da bulunduğu ve Kabe'yi gösteren bölümü kayıptır Larl« (ölümü 9 3 3/ 1 5 26 - 27) tarafından 1 506 yılında Gucarat dan 1. Selim'e sunulmuştur.
Boyutları: 5 2 4 cm x 4 6 c m Sultanına ithaf edilmiştir. Hac'la ilgili yer, tören, gelenek ve
Kaynak: Ettinghausen 1934; Karatay, Türkçe Yazmalar, n o . 668; Ta­
ve sadece Mekke'deki birkaç Haram anıtının resimleri bugüne Boyutları: 90 cm x 6 3 cm
nındı 1983, Washington 1987, no. 23 erişmiştir. kurban kesme gibi olayların anlatıldığı bu eserde biraz Şii eği­ TKS R. 1 6 3 3 (mük.)
lim sezilir. Kaynak: Akçura 1935; Adıvar 1970, 5 8, vs; Kahle 1933; Winter 1954;
9 5 1 / 1 5 44 - 45 tarihli fermanın sonunda, Mekke'deki Ha­
Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 1408; - İstanbul 1983, E. 73; Campbell
ram camisinde görevli mürşitlerden Hüsrev, Ali ve Mustafa ve Topkapı Sarayı Kütüphanesinde (R. 916, Karatay, Farsça
1987; Washington 1987, no. 3 5 .
emir »Ali bin Muhammad bin Husayn bin Abd Allah« tarafın­ Yazmalar, no. 771 ) bulunan ikinci kopyasında son sayfa eksik
dan Osmanlıca yazılmış bir metin vardır. Burada, »Katib-al olmasına rağmen bunun büyük olasılıkla onaltıncı yüzyılda Osmanlıcayla yazılmış açıklamalarda bu dönem Osmanlı hari­
Huruf Muhammad Abu'! Fadl al Sinjarl«, Hacı PM bin Seyid yazıldığı tahmin edilir. Bu kopyada »lbn Yamin«e (ölümü tasında baharat yolunun önemli bir kısmı Portekizlilerin elinde
Ahmed adlı kişinin Sultan Muhammed'e (Şehzade Mehmed, 745 / ı 344 - 45) ait şiirler ve çok sayıda Mekke ve Medine tasvir­ olması dolayısıyla büyük şekilde gösterilmiş Portekizden çok
ölümü 1 543) vekaleten hac görevini yerine getirdiğini belirtir. leri bulunmasına rağmen, bunların sanat değeri olduğu söyle­ miktarda söz edilir.
Kudüş, Haram el-Şerif. nemez. Piri Reis'in haritası için başvurduğunu ileri sürdüğü kay­
naklar arasında dört Portekiz haritası önemlidir. Ayrıca Kris­
tof Kolomb'un Yeni Dünya'ya yaptığı üç keşif gezisine katılmış
bir İspanyol köleden söz edilmektedir. Bugün elimizde Ko­
lomb' a ait hiçbir harita bulundmadığına göre, bu sav bilimsel
olmaktan çok tarihi önemi olan bir konudur. ilk yolculuğuna
Mekke, Kabe ait hiçbir harita çizmediği sanılan Kolomb ikinci yolculuğunda
çizdiği haritayı, üçüncü yolculuğuna çıkmadan önce Katolik
� . . }0.'..
Krallara sunmuştur. Şüphesiz, üçüncü yolculuğuna ait harita­
nın birkaç kopyası bulunmaktaydı, ancak İspanyollar bunları
yabancıların eline geçmesin diye özenle korumuşlardı. Fakat
daha sonra yapılan keşifler bu haritayı geçersiz kıldığından
muhafaza edilmesine neden kalmamıştı. Söz konusu haritanın,
r Piri Reis'in haritası bünyesinde varlığını sürdürmesi istihza içe­
rir, çünkü Osmanlı İmparatorluğunun yayılma eğilimi göster­
mediği yönlerden biri de Yeni Dünya tarafıdır.
Haritada bulunan resimlere kaynak olarak »Aca'ib al
Makhlukat« kitabındaki garip yaratıklar veya yine gariplikleri
ve harikaları konu alan Avrupa kökenli kitapların yanısıra,
çoğu Mayorka'da çalışan Karalan _haritacılarının çizdiği ol­
dukça süslemeli ve uzun açıklamalı haritalar da gösterilir.
Hatta Topkapı Sarayında, yaklaşık l 3 75'te yapıldığı sanılan,
bu tip bir harita.mevcuttur. Bu haritanın üst kısmında, başaşağı
olarak yapılmış içinde Ermeni giysileri giymiş sahiplerin ol­
duğu gemilerden oluşan kenar süsleri bu dönem Karalan harita
yapımcıları geleneğine göre yapılmış Aziz Brendan ve arkadaş­
larının Kutsal Adalara yolculuğunu temsil ettiği söylenir. Bu
arada ondürdüncü yüzyılda Karalan stilinde yapılmış harita
41 Futuh al-Haramayn
tasvirlerinin gerek konu gerekse tarz bakımından dikkati çeke­
Muhyi Lari tarafından yanlış olarak Esrarü'l Hac olarak adlandırılmış­ cek ölçüde doğuya özgü nitelikler taşıdığı ve özellikle o dönem­
tır. de yaşamış Bağdatlı Celayir'in resimlerinden etkilendiği söy­
58 yaprak, nestalik yazı, her sayfada 12 satırlık iki sütun, ahırlı kağıt
lenmelidir.
tezhipli giriş sayfası f. l b, Hac yolu üzerindeki merkezleri gösteren l 3
tasvir. Kahle;nin teorisine göre, Kolomb'un birinci yolculuğunda
Orijinal baskılı kırmızı deri cilt, ortada madalyon, pandantifler ve altın kullandığı haritada gerçekte var olmayan bazı adalar bulu­
yaldız üzerine kı rmızı yaprak kıvrımlı konkav köşebentler. nuyordu ve Kolomb bunları hiçbir düzeltme yapmadan, ol­
Tarihi: l 5 40- 50 civarı duğu gibi ikinci haritasına geçirmişti. Ancak bu yolculuk sıra­
Sayfa boyutları: 22,2 cm x 14,8 cm
sında keşfettiği gerçek adalarla karıştırmamak için, bunların
TKS R. 917
Kaynak: Ettinghausen 1934; Karatay, Farsça yazmalar, no. 772; Ta­ üzerine birer papağan resmi çizmiş olmalıydı. Nitekim PM
nındı 1983; Washington 1987, no. 22 Reis'in haritasında da aynı adalar gene papağanlarla belirlen-

!20 I2I
�·��;,..-.� �����-
t 'l. mıştır. Bu adalardan, Üzerinde papağan resmi olduğu halde
. ..-ı

. .. . .., gerçekten var olan tek ada Haiti/Cipango'dur.


· ,x; Haritanın Çin ve Hint adaları gibi I. Selim'in özellikle ilgi­
/.
ı · lendiği bölgeleri gösteren bölümü kayıptır. Bunun nedeni bü­ .' . . .

yük olasılıkla bu haritanın Kanuni döneminde Hint Okyanu­ '!

sunda yapılan yolculuklara temel teşkil ettiği ve bu arada ya � t . ·:� ,.


' j '
•.
.
çok eskidiği veya denizde kaybolduğudur. ,. .

· .. · . ) .

43 Kirab-i Bahriye
P1rl Reis, Osmanlıca metin şair Murad! tarafından nazım şekline uyar­
lanmış
İnce nakşi yazıyla her sayfada 15 mısra ve özenli haraka olmak üzere
6' 1ll. !!l
421 yaprak, bölüm başlık ve süsleri altın yaldızla tezhiplenmiş bu ki­
tapta harita ve planların bir listesi de vardır.
�. '
�i:.
ı. :.\ · _ . '·
,-.
Gene nazım olarak yazılmış son sayfada 9 3 2/ 1 525 - 26 tarihi, Kanu­ .. ;
ni'ye (f. 42oa) ithaf ve son beyitte Murad! tarafından şiirleştirildiği ve : �!
ebcedle 932 tarihi belirtilmektedir (Muradi'nin ayrıca bazen Sinan Ça­ ·' ·

vuş olarak da anılan Barbaros'un deniz serüvenlerinin anlatıldığı »Ga­


,,·

zavat-ı Hayreddin Paşa«nın da yazarı olduğu sanılmaktadır I


Orijinal baskılı deri cildin astarı ebruludur. ·ı. .i .

Sayfa boyutları: 3 1,7 cm x 22 cm Çanakkale Boğazı


TKS H. 642
Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 1 336, Yurdaydın 1963; Aka­
1 lay 1969; Soucek 1973; Washington 1987, no. 36

\ Metinde siyah ve altınla çizilmiş 215 renkli resim bulunmakta­


dır. Bu çizimlerde sığ yerler, kumsallar, güvenli limanlar, su
kaynakları, kaleler, köyler ve bazı tarihi kalıntılar kırmızı nok­ niz'li denicilerin yararlanması için yazılmış, standart denizcilik
talarla belirtilmiştir. Bu seri (f. 44a, 47a) başlangıç olarak Ça­ bilgilerini içeren el kitaplarıydı. Dolayısıyla bunların stratejik
nakkale Boğazındaki kalelerle (»Kale-i Sultaniye Kill-dü'l önem taşıyan bazı harita ve kale planları gibi casusluk veya şid­
Bahr«) başlayıp sonra kuzey batıya ilerliyerek sırasıyla Ege de­ det yoluyla elde edilmek istenmesi söz konusu değildi.
nizi, Akdeniz, Adriyatik denizi (Apulia/Pulya), Malta, Cenova
ve Ligurya kıyısı, Riviera, İspanyol kıyıları, Barcelona'dan Ce­
belitarığa kadar olan bölgeyi ve buradaki ada ve kaleleri kapsa­
maktadır. Daha sonra bir geri dönüş yapılarak Afrika kıyıları,
Cezayir, Tunus, İskenderiye, Nil nehri, Kahire, Suriye ve Filis­
tin kıyıları, Kıbrıs, Türkiye'nin güney kıyıları ve tekrar Çanak­
kale boğazı bu haritalarda yer alır.
Piri Reis notlarında bu haritaları yaparken sadece kendi
bilgi ve tercrübesine dayandığını söyler. Gerçekten de ancak II. 44 Kitab-i Bahriye
Selim zamanında ele geçirilen Kıbrıs (f. 3 8 1 b) ve başkalarından
duyduklarıyla tanıdığı Venedik'le ilgili olarak çizdikleri, Nil Yazarı: Plrl Re'is (Seyyid Murad! ile birlikte)
Türkçe, kısmen ünlem işaretli (hareke), 2 1 0 yaprak, açıkça Neshi yazı
nehrinin ağzındaki Bulak, Kahire ve Giza'ya (ff. 3 5 o b - 5 2 a)
tekniği, 13 satır.
oranla daha az ayrıntılı ve gerçekçidir. Ancak Kirab-ı Bahrl­ Başlangıcı ve sonu eksik, çeşitli el yazıları mevcut.
Plrl Reis'in dünya haritası. ye'deki çizimler salt kendi buluşu olmayıp daha eski Venedik Başlangıçta »Ağrıboz« bölümünden »Kiği« (s. 265) bölümüne kadar
Amerika, Avrupa ve
»isolarİİ« (ada kitapları) 'nın uyarlamalarıdır. Özellikle Barto­ olan kısmın » içindekiler«i verilmiş, » içindekiler«in tamamlanmasın­
Afrika'nın bir kısmını içeren
lomea dalli Sonetti/Bartolomeo Turco'nun (Venedik, 148 5) ki­ dan bu yana böylece 13 yaprak kaybolmuş. Ciltleme daha sonraki bir
Atlantik Okyanusu'nun bir
dönemden.
parçası. taplarındaki yapıların, karaların, denizlerin çizimleri, rüzgar
Boyutları: 29,5 cm x 20,5 cm
Gallipoli, 1 5 1 3 . güllerindeki kuzeyi gösteren oklar (cf. Skelton 1966, giriş bö­ Bedin, »Staatsbibliothek« PK, Ms. or. fol. 4 1 3 3 .
Bkz. Kat. no. 4 2
lümü) bu haritalarda etkili olmuştur. Isolarii kitapları Akde- Kaynak: Flemming: Türkische Handshriften 1, no. 300, s. 2 3 8

122 123
46 Tarih-i Sultan Bayezid
45 Selimname " '
Matrakçı Nasuh, Osmanlı Türkçesi öne eğik nakşi yazı, 82 yaprak.
Şükrü Bidlisi'nin, 1. Selim'in tahta çıkmak için verdiği mücadeleden Başlıkların tezhiple süslendiği (f. 1 6) ve Farsça yazıldığı kitapta her say­
,.,
başlayarak fetihlerini ve il. Bayezid'in ölümünü, kendi ölümüne kadar
)
'
/ o ,\
süren dönemi ve Kanuni'nin tahta çıkışını şiir şeklinde anlatan Türkçe
fada onüç satır (mısra) ve toplam on tasvir, siyah mürekkeple yapılmış
haraka bulunur. Kullanıl:;ın çizgili kağıtta çok sayıda 1 5 30 yıllarında

ı;
bir eserdir. yapılmış İtalyan filigran göze çarpar. .
Nestalik stilde Osmanlı Türkçesi, her sayfada II mısralık iki sütun, Son sayfa ve baştaki besmelenin bulunmayışı bu yazının sürekli bir
277 yaprak, 24 minyatür.
,[ Siyah vernikli orijinal cilt Üzerinde kontra puanda mavi ve altın sarmal­
metnin parçası olabileceğini gösterir.
:r· lar, ortada bir baskı madalyon vardır. Köşebentler yine altın, mavi ve
Kitabın cildi orijinal baskılı ve yaldızlı kahverengi deridir. Kapakta
madalyonlar ve konkav köşebentler, kabartma için bulutları ve tüylü
1 siyah renklerle kabartma lotüs sarmallarıyla süslenmiştir. Cilt astarı, yapraklar vardır.

\'1· ır�if���-:-�JL
ortası madalyonlu, köşebentleri koyu mavi, siyah, filigran benzeri kıv­ Sayfa boyutu: 26,9 cm x 18 cm
rımlarla süslenmiş kımızımsı deridir. TKS R. 1272
Tarihi: l 52 5 civarı Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 624; Akalay 1969; Yurday­
Sayfa boyutları: 26 cm x 18 cm dın 1976; Çağman ve Tanındı 1986, 145 - 46; Washington 1987, no. 38
TKS H. 1 597-98
Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 639; Çağman 1978, fig. 20; Tasvirlerde onbeşinci yüzyılda iL Bayezid'in Karadeniz'e ve
Tanındı 1984; Washington 1987, no. 37.
doğu Akdeniz'e yaptığı deniz seferleri, ayrıca Coron, Modon
f. l a: Kitabın başında bulunan ve aslında çift sayfa olan tasvi­ gibi önemli Venedik kalelerini ele geçirişi görüntülenmektedir.
rin elimize geçen bölümünde, çadır içinde üç figür görülmekte­ 21 b ve 2 2 a numaralı yapraklarda da 905/ı499 - 1 5 oo'de ele ge­
dir: Selimname'nin yazarı, resimleyicisi ve hattatı olarak ta­ çirilen Lepanto (İnebahtı) manzarası bulunmaktadır. Cildin
nımlanan bu figürlerin görüntüsü bir çeşit ortaçağ veya Antik sonraki bülümlerinde beyaz kağıt kullanılması, yazı karakteri­
dönem yazar portresi formudur. nin değişmesi, tasvir bulunmaması ve metnin Marcaristan bö­
lümüne (H 1608) (no. 49) yakın bir baraka içermesi, kitabın bu
f. n 3 a : 1. Selim'in Çaldıran savaşında ( 1 5 14) Safevilerle
noktadan itibaren tek kaynağa başvurularak yazıldığını düşün­
karşılaşmasını gösterir.
dürmektedir (büyük olasılıkla portolan veya isolario veya Ve­
nedik ve Roma atlasları). Resim için bkz. sayfa l I I.

Çaldıran önlerinde Osmanlılarla Safeviler


,. " .
� . ,,�

Malta
, .

Akdeniz sahillerinin ve adalarının ünlü tarifi, Anlaşıldığı kada­


rıyla bu yapıt, Osmanlı denizcisi Seyyid Murad! tarafından, de­ . ·".

neyimli denizci Pirl Re'is'in topladığı bilgi ve malzemelere da­


yanarak, yelkenli gemiler için bir el kitabı şeklinde hazırlanmış­
tır. Her bölümde bir harita yer almaktadır. Yapımına
927/ ı 5 2 1 yılında başlanan yapıt, çeşitli evrelerden geçmiştir. ' ..

Yeniden gözden geçirilen ve 9 3 2/ 1 5 2 5 - 26 yılında tamamlanan 36oa no.lu yaprak. Kanuni Barbaros
bir kopya, Sadrazam İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni'ye sunu­ Hayrettin Paşa'yı huzuruna kabul ediyor
labilmiştir.
Açık olan sayfa ıo5 a :
Malta adasının harita taslağı. Malta 1 5 32 yılında Viyana
47a-d -Sii1eymanname
yanında Avrupa'nın Kanuni Sultan Süleyman'ın Avrupa'ya Arifi, 617 yaprak sayfa, farsça nestalik, her sayfada onbeş satırlık dört
yönelik hücumlarının belirgin olarak durdurulduğu ikinci sütun, ince altın tozlu beyazımsı kağıt, dört adet çift sayfayı kaplayan

[
tasvirler, toplam 69 tasvir.
ff. l b - 2 a: Kanuni'nin Ertuğrul'a kadar uzanan soyağacını kap­
bastyondur. Ada, 1 52 1 yılında Rodos adasından sürülen »]o­
Son sayfa (f. 617b) eserin Ali bin Emir Bey Şirvani tarafından 965 yılı sayan madalyonlar bulunur. Bunlar, altın varak üzerine yoğun
hanniter« (Rodos Şövalyeleri) tarikatına tahsis edilmiştir. Bu
Ramazan ayı ortasında ( 1 5 58 Temmuz başları) tamamlandığını belir­ helezoni kıvrımdallı, altın ve mavi zemine lal vurgulamalıdır.
şövalye tarikatının Brandenburg Elektorasında da toprakları tir. Tezhipli başlık ve panolar vardır. ff. 2 b- 3 a: iki sütun üzerine nestalik yazılı panolardan olu­
vardı (Werken ve Altmark'ta) ve zaman zaman bazı Branden­ Siyah deri cilt, merkezde madalyon, ayrıca, bir öbekten çıkan tüylü
şan çift taraflı kitap başsayfası. Y.Y. 999 (bkz. no. l 9 a)'ya ait
burg'lular bu şövalyelerin saflarında savaşmışlardı. Malta ada­ yapraklardan oluşan altın yaldız kabartmalı köşebentler ve pandantif­
ler buİ unur. Hepsi benzer şekilde çin bulutu kabartmayla bezenmiş başsayfa nestalik hariç daha büyük boyda bir örnek oluşturur.
sı Türk hücumlarına sürekli hedef olmaktaydı. Maltız şövalye­
madalyon, pandantif ve içbükey köşebentler bulunan kahverengi deri 4 7 a (ff. ıo8 b - ıo9 a) : Alevler içinde Belgrad şehrinin
lerinin (bundan sonra » Johanniter«ler çoğunlukla böyle anılır­ cilt astarı vardır. önünde Kanuni'yi gösteren çift sayfa üzerine tasvir.
lar) donanması, ege denizinde ve Anadolu kıyılarında sürekli Sayfa boyutları: 37 cm x 25,6 cm 47 b (ff. 219 b - 22oa): Mohaç Savaşı, çift sayfa tasvir.
korsanlık ve yağmalama yapmaktaydı. 20 Mayıs 1 5 65 tari­

1
TKS H. 1 5 17
.
Kaynak: Karatay, Farsça yazmalar, no. 160; Sohrweide 1971; lstanbul
47 c (f. 3 6oa): Kanuni'nin Barbaros Hayrettin Paşa'yı huzu­
hinde bir Türk kuşatma ordusu Malta'ya saldırdı. Hücum
1983, E 70- 71; Atıl 1986; Çağman ve Tanındı 1986 pis. 1 5 2 - 54; Wash­ runa kabul edişini gösteren tasvir.
eden Türkler çok kayıp vererek geri çekilmek zorunda kaldılar
ington 1987, no. 41a 4 7 d (f. 3 67a) : Kanuni'nin lrak'ta Kasr'ı Şirin'e varışı.
ve ünlü Amiral Turgut (Paşa) bu seferde şehit düştü.

124
48 a - b Mecmu'a-i Menazil olması da mümkündür. Bu cildin gerçek sayfa düzeniyle ilgili
bilgileri, Feridun'un yazdığı »Münşeatü'l-Sel:l.tin« ve Nasuh'un
Digı:r bir adı da ,,[kya ı ı - i ıvkıı,i z il- i Scfcr-i Ir,ık cyıı-i S u l raıı Sükrnıaıı
Kanuni'nin sözkonusu İran seferi (95 5 - 5 6/ 1 5 48 - 49) hakkında
Han« olan ve »Nasuh-al Silah! al-Matrak!« (Matrakçı Nasuh) ta � afın­
dan yazılan bu eserde Kanuni'nin 15 3 4 - 4 5 'te Irak ve kuzeybatı İran'a yazdığı, yakın geçmişte ele geçen tasvirsiz eserine dayanarak
yaptığı sefer anlatılmaktadır. edinebiliyoruz (Marburg Staatsbibliothek Hs. Or. Oct. 9 5 5 )
ro9 yaprak, oldukça özenle yazılmış onyedi satırlık panolar oluşturan (Yurdaydın 1 976, 1 7 3 ) .
nakş1 yazı, çeşitli filigranlar basılmış kalın beyaz kağıt. Başlangıç sayfa­
Yer, ağaç, kuş, hayvan, kaya v e mimarinin işleniş şekli, altın
sında amatörce gerçekleştirilmiş bir tezhip (f. l b) ve başlık.
Son sayfa 944/15 37- 38 tarihini taşır (şimdi kayıptır). yaldızın ve renklerin kullanımı vs gibi Ögeler, bu tasvirlerin
Boyutlan: 3 1 , 5 cm x 23,5 cm yapılışında, bazıları vasat yetenekte, birkaç sanatçının birlikte
IUK T. 5964 çalıştığını açıkça göstermektedir. Yurdaydın'a göre ( 1976,
J!.aynak: Teaschner 1956; Flemming 1968, 168; Yurdaydın 1976; S. XVII-XXII) metinde bulunan çok sayıda imla hatası, bunun
Istanbul 1983, E. 74; Washington 1987, no. 9 3 a - b
Nasuh tarafından yazıldığı ihtimalini hemen hemen geçersiz
. kılmaktadır. Ayrıca eserde bulunan tasvirleri bizzat yaptığına
Bu kitabın 1 3 0 sayfası tasvirlerle süslenmiştir. Bazılarında çift
sayfa Üzerine çeşitli yerlerin resimleri oldukça donuk ve koyu ilişkin hiç bir kanıt bulunmamaktadır.
renklerle görüntülenmiştir. Hiç insan figürü yoktur. Beyazlar Eserin stili çağdaş Safevi İran etkisini taşımamakta fakat
siyahlaşmaya yüz tutmuştur. Altın yaldız çok az kullanılmış, doğa bilim (kuşlar ve hayvanlar) ve topoğrafyayla ilgilidir. Fa­
sadece suyu belirlemek için gümüş rengine başvurulmuştur. kat Bağdat' ta (f. 48 b) şehir surları içinde, şerefesinin altına bir
Sayfa kenarları, tasvirlerin kenarlarında boşluk bırakmayacak değirmen taşı bağlanmış bir minare ve Halep kalesinin dışında
biçimde kesilmiştir. oyuklar içinde garip »şemsiyeler« ve ü Çüncü bir boş oyuk
Kitap ciltlenirken yapılan hatalar nedeniyle bazı sayfalar (f. ro5 b) gibi şaşırtıcı ve açıklanamıyacak ayrıntılar içermekte­
yanlış yerleştirilmiş veya kaybolmuştur. Kanuni'nin seferden dir.
dönüşü ile ilgili oldukça kapsamlı bölümde hiç tasvir bulunma­
Kat. no. 47
ması bu nedenle olabileceği gibi, bu tasvirlerin hiç yapılmamış
rn8 b no.lu yaprak. Osmanlılar Belgrad önlerinde
2r9 b - 22oa no.lu yaprak. Mohaç savaşı

. • -.rf
49 » Tarih-i feth-i Şikloş ve Usturgun ve Bunların dışında kalan tasviiler - çoğunlukla denizden görü­
50a-b »Nüzhet esrar el-ahbar der sefer-i Tasvirler 1 5 5 8 tarihli Süleymanname'den (no. 47) dahe sade ve
nüş olarak çizilmiş - Barbaros'un donanması tarafından yağ­
U stuni belgırad « Sigetvar« aynı zamanda görkemlidir. Kanuni'nin ölümü, Sokullu Meh­
malanmış veya geçici olarak işgal edilen Akdeniz limanları-ile
med Paşa tarafından Zigetvar'ın fethini, II. Selim'in tahta çıkı­
Matrakçı Nasuh, 146 yaprak, özenli eğik nakşl, siyah mürekkkeple çi­ ilgilidir. Mimari veya istihkamla ilgili detaylar, tasvirlerin bu Ahmet Feridun Bey, 305 sayfa, ince nakşl yazı, her sayfada 1 5 satırlık 4
zilen sayfa kenarlarında altın rengi noktalama işaretleri ve vurgulama şını ve zaferden sonra döndüğü Edirne' de elçilerin kutlamala­
konuya yabancı olmayan bir kuşatma mühendisi veya bir savaş sütun.
için siyah, kırmızı ve altın rengi, 32 tasvir. Tezhipli başsayfada (f. lb), bölüm Özetl!!rini belirten yaldız ve haraka rını kabul edişi gibi olayları kapsar. Zigetvar'ın en az üç
tutuklusu tarafından gerçekleştirildiği ihtimalini gösterir. Ge­
Son sayfa yoktur, ancak baştaki boş sayfada (f. la) yazıcının Muham­ ile yazılmış başlıklar, bazıları Nakkaş Osman tarzında 20 tasvir. manzarası vardır. Bunlardan ff. 32 b ve 3 3 a'daki (no. 50 b) ke­
mad »hafız al-Kur'an al-mashhur bi-Sarfzade« olduğu belirtilir. nel olarak karma bir üslup göze çarpar. Bir ölçüde şematik,
Son sayfa (f. 305 a) 13 Recep 976/z Ocak 1 5 69 tarihlidir, bundan sonra nar boşluğu olmayan tasvir, fetihten hemen sonra basılan, Do­
ff. 14 5 - 46, a ve b portolan veya isolario parçalarıdır. manzaralar açısından Mecmua-i Menazil'deki (no. 48) uygula­ gelen sayfalar cetvelle çizilip hazırlanmış fakat sonra boş bırakılmıştır. menico Zenoi - veya Zenoni - gibi Venedik'li teknik ressamla­
Tarihi: l 5 4 5 civarı maya benzerlik gösterir. Öte yandan, bol miktarda tarama tek­ Modern cilt
Sayfa boyutları: 26 cm x 17,5 cm Sayfa boyutları: 39 cm x 25 cm rın Venedik'i kuşbakışı gösteren manzaralı kale resminin renkli
niği kullanılmış şehir görüntüleri, Avrupa kökenli topoğrafik
TKS H. 1608 TKS H. 1 3 3 9 bir uyarlamasıdır. No. 5 o a (f. 1 66) Kanuni'nin Transilvanya
Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, no. 667; Denny-Laroche 1969;
baskılardan uyarlanmış olabileceğini düşündürür. Jerome M.
Kaynak: Karatay, Türkçe Yazmalar, n o . 692; İstanbul 1 9 8 3 , E. 172; Voyvoda'sı John Sigismund (Stephen) Zapolya'yı kabul edişini
İstanbul 1983, E 72; Washington 1987, no. 40 d' Antibes'in 1 544'te yaptığı İstanbul seyahatini anlatan kendi
Washington 1987, no. 42 a - b; Referanslar: cfBritish Library Haritaları gösterir. (Resim için bkz. sayfa 1 6) .
el yazması kitapta (Paris, Bibliotheque Nationale Lat. 8957) C. 22a, 3; Lafreri Atlası, pi. 5 3 . Domenico Zenoi tarafından l 5 67'de
Kanuni'nin 1 5 43 Macaristan ve Barbaros'un 1 543 Akdeniz se­ çok sayıda İtalyan limanları, doğu Akdeniz ada ve kaleleri ve yapılmıştır; Camocio Atlası (Harita C. B 41) pi. 79
ferlerini anlatan bir eserdir. Avrupa seferini kapsayan bölüm­ İstanbul resimleri bulunur. İtalyan isolario geleneğinin yanı­
lere ait kayıtlarda, hiç gerçekleştirilmemiş tasvirlere ayrılmış sıra, bir ölçüde Nasuh üslubuna benzerlik gösteren bu resimler,
geniş boşluklar vardır. Tasvir edilenler kuş bakışı olarak altın sözkonusu tasvirlere kaynak oluşturmuş olabilirler. 32 b - 3 3 a
rengi zemin üzerine titizlikle resmedilmiştir. no.lu yaprak Ceneviz'i göstermektedir.

Zigetvar'ın görünüşü
Ceneviz'in görünüşü

128
129

-
51 Lepanto/İnebahtı Kalesi Planı Kalenin en alt kademesinde bir çifte hamam ve duvar dışın­
52 a-d Albüm Yaprakları 52 b (f. 22 b): İnce altın tozu serpilmiş kağıt üzerine siyah ve
daki su yollarından beslendiği anlaşılan çeşmeler ve bunlara
Kalın kağıt üzerine opak boya
bağlı kanallar vardır. Bunun üstünde bir cami ve üzerinde yeni­ 3 2 sayfalık bu albümde nakışlar, çizimler ve Derviş Hasan'ın
altın yaldızla yapılmış »saz« stili ince yapraklı dal. Üç yaprak­
Tarih yoktur, fakat 1 5 4o'ta Mora Valisi olan Kasım Paşa tarafından tan ikisi kırık veya arkaya dönüktür. Bir tanesi üçüncü yaprak­
kalede yürütülen tahkim işlerinin durumu ve Evliya Çelebi'nin daha çerilere ait olduğu anlaşılan ve üzerinde » mehterler« yazan bir roo4/ I 5 9 5 - 96 tarihli hat çalışmaları (f. 5 b) ile (f. 126) Derviş Abdi

kule görünür. Burada yeniçerilerin gösteri yaptıkları anlaşıl­


1021/1612- 1 3 ve ( ff. r r a - 22 a) Fahri Burusevi'ye ait kesme kağıt (kıta) t�k_i bir delikten çıkmaktadır. Çok ince detaylar bordür çizgi­
ilerki bir tarihte anlattığı bazı yapıların belirtilmemesi yaklaşık olarak
:�svırl�r vardır. Bu da albümün l.• Ahmed zamanında yapılıp bitirildi­ .
sını belırgenleştirmek için ustalıkla kullanılmıştır. Fırça kulla­
15 50 yılında çizilmiş olduğunu akla getirir. maktadır. Beşinci kademede etrafı savunma duvarlarıyla çev­ gını gosterır.
Boyutları: 57,5 cm x 7 5 , 5 cm rili bir tepe bulunmaktadır. narak siyah ve altın mürekkeple çizilmiş renkli boya ise kağıt­
Tarihi: 16. yüzyıl sonları
TKS 17/348
Onaltıncı yüzyılın sonlarında kale görüntü planları standart Sayfa boyutları: 30,2 cm x 20,5 cm tan kesilerek kullanılmıştır.
Kaynak: İstanbul 1 9 8 3 , E. 7 5 ; Washington 1987, no. 44
bir tarz olmuş olsa gerek. Esin Atıl (Washington I987, 97, no. TKS H. 2 147 5 2 c (f. 23 a) : Büyük bir bileşik lotüs üstünde yine bileşik bir
Soldan sağa doğru; Körfezin ağzı Kasım Bey'e maledilen tak­ 90) Topkapı Sarayı koleksiyonlarında Belgrad'a ait bir görüntü
Kaynak: Grube 1961, b; Grube 1969; Denny 1 9 8 3 ; Washington 1 9 8 7 demet ve daha küçük yaprakları olan, helezoni bir taşıyıcıdan
no. 45 a - d yükselen testere dişli »Saz« yapraklar ve bir başka bileşik öbek.
viye istihkam duvarları ve kulelerle çevrilmiştir. Kalenin dı­ planı bulunduğunu belirtir. J.- L. Bacque-Grammont Van kale­
şında tek katlı tuğla evlerden oluşan bir mahalle bulunmakta­ sinin onyedinci yüzyıla ait bir görüntü planını yayınlamıştır. F�rçayla ve siyah mürekkeple çizilmiş kağıt altınla uçuk bir şe­
5 2 a (f. 2 rn) : Bir »kilin«e saldıran anka kuşu v e aralarında kıv­
dır. Kale beş kademelidir. Cephanelik, arasında zincir olan iki Sultan Ahmet camisinde padişaha ait özel bölmede bulunan kılde lekelendirilmiştir.
rımlı »Saz« yaprağı. Bu tema Sünnet Odası'nın önündeki çini­
kule ve bunlara bağlı duvarların korunmasındadır. Önünde is­ eşyaların listesinde (Barkan I972-79, no. 5 80) Macar Kalesi lerde tekrarlanır. Bu çiniler ise Jacopo Bellini (bkz. Degen­ 5 2 d (f. 32 b) : Aslan ile ölümcül bir mücadele veren ejderha:
kele vardır ve her iki taraftan tahta köprülerle karaya bağlanır. Eger/Erlau'nun bir resmi bulunmaktadır (tasvlr-i kale-yi Eğri). Helezoni kıvrımlar, sarmallar oluşturan lotüs ve yaprak to­
hardt-Schmitt I 984) tarafından kopya edilen bir dökümanın
Cephaneliğin sağında evler, bir kervansaray, su kanalı ve Mus­ Planda su yollarının özel bir ilgiyle belirtilmiş olması, İstan­ murcukları, testere dişli stilize lotüs yaprakları ve fırça kuy­
tekrarı izlenimini verir. Çizimler fırça kullanarak siyah ve altın
tafa Paşa'ya maledilen bir dizi su değirmeni (asiyab) bulunur. bul' daki Süleymaniye camisi su şebekesinin plan ve haritalarını ruklu kuşlar. Kağıt üzerine altın boya ve siyah mürekkep.
mürekkeple yapılmış renkli boya, kağıttan kesilerek kullanıl­
hatırlatır. İki kopyası olan bu haritalar ( I 5 84 tarihli) İstanbul mıştır.
Fatih Millet Kütüphanesinde I29Ih 3 5 2 TKS H (Nuri Arlasez
armağanı) daha eski tarihli ve iki sayfa tasvirli bir diğeri ve
Chester Beatly 9871 I 5 79-80 tarihli Süleymannamesinde bulu­
nur (Ms 4 I 3 H. 22 b - 2 p) Cf. Çeçen I986.

21 a no.lu yaprak
53 Albüm Yaprağı
43 yapraklı »Saz« kompozisyonlarından oluşan bu albümde, ff. 6 a,
rnb, r 5 a (Vellcan'a maledilir) f. 1 8 6 (Velican) turnalar, kuşlar, figür
çalışmaları renk veya çizgiyle yapılmıştır. Mahmud Mudhahhib, Veli­
can ve Bihzad'a maledilen Safevi, Buhara ve Osmanlı üslubu tasvirler.
Tarihi: 16. Yüzyıl sonları
Sayfa boyutları: 35,4 cm x 22,4 cm
TKS H. 2168
Kaynak: Mahir 1986; Washington 1987, no. 47

f. ıo b Çizgi ve renk ile »saz« kompozisyon kolajları: r . Kağıt­


tan kesilme ince halkalı yapraklar; 2. Kağıttan kesilme kırık
yaprak serpintileri; 3. Tülbent üzerine, yaprak başlıklı peri büs­
tü, küçük kuşlarla bezenmiş »saz« kıvrımlarından yükselir. Bu
kompozisyon, belki aynı kişi tarafından 4'e kağıtla devam etti­
rilmiş, l de 3'e devam etmiştir.

32 b no.lu yaprak. Kat. no. 52

rnb no.lu yaprak. Kat. no. 53

54a-b Albüm Yaprakları


34 sayfalık bir albümden alınmıştır. Safevi ve Osmanlı resimleri ka­
baca guruplandırılmıştır: Örneğin periler, Isfahan portre çalışmaları,
çeşitli hayvanlardan oluşan resimler, develer ve sürücüleri vs. Bu çalış­
maların Bihzad, Mani ve Velican gibi sanatçılara maledilmesi pek ikna
edici değildir. Albümün (rn82/r67r-72) tarihli çalışması Isfahan üslu­
bundadır.
Sayfa boyutları: 36,2 cm x 25 cm
TKS H. 2162
Kaynak: Washington 1987, no. 48 a - b ve referanslar

5 4 a (f. 8 b) : Beyazımsı cilalı çizgili kağıt üzerine ince altın


tozuyla ve siyah çizgilerle çizilmiş olan perinin kollarında ve
göğsünden dolanarak sarkan düğümlü bir şal vardır. Dudak­
larda, yanaklarda ve yakut küpelerde pembe renk ve bazı de­
taylarda altın yaldız kullanılmıştır. Velldn'a göre gösterişli bir
atıf taşıyan bu sayfa (Velican onaltıncı yüyıl sonlarında İstan­
bul' da çalışmıştır) kenarlar hariç 1 8 x 9 , 1 cm. <lir.
5 4 b (f. 9 a): Telli bir enstrümanı olan peri figürü, çizgi ve bo­
yayla yapılmış, altın yaldız ve !al renklerle çeşnilendirilmiştir.
Perinin kollarındaki şal, tüniğin yaka ve kolları çok ince kıv­
rımlarla bezenmiştir. Şalvar veya etekte minik turna motifleri
ve çin bulutları vardır. Kıyafet gösterişli bir mücevherli kemerle
tamamlanmıştır. Albüm sunulmadan önce figürün etrafı renkli
çiçeklerle ve ağaçlarla süslenerek manzara görünümü verilmiş 9 a no.lu yaprak.
olsa gerek. Boyutları (kenarları hariç) 12 x ıo cm. <lir. Kat. no. 54

133
5 5 a-f Albüm
49 yaprak, çoğunlukla nestalikle yazılmış
Tarihi: I 5 6o civarı
Cilt boyutları: 3 5 , 5 cm x 23 cm
IUK F. I426
Kaynak: Mahir I986, İstanbul 1983, E. 63 - 64; Washington 1987, no.
49 a - f

5 5 a : Kartuş bordürleri v e merkezde madalyonu olan cilt, metal


varak üzerine, birbirinden gümüş tellerle ayrılmış ve farklı do­
kuları olan bağa tabakalarından yapılmıştır. Cilt astarı baskılı
koyu kırmızı deri üzerine yaldızlı kabartmayla »saz« ve lotüs
motifleri ile süslenmiştir.
Baş sayfada »Murakkat-i Şah Mahmut-i Nişaburi« yazar.
Merkezi ithaf madalyonu boş bırakılmıştır. Başta bulunan kar­
şılıklı iki sayfada, gök mavisi zemin üzerine özellikle zincifre
(civa sülfür) kırmızısının hakim olduğu çok renkli ve yaldızlı
»Saz« ve lotüs motiflerinden oluşan kompozisyon, yatay ve di­
key olarak simetrik bir şekilde dört kez tekrarlanmıştır. Bu mo­
tifler ro6 no. lu kaftandaki kompozisyonun benzeri fakat daha
seyrek yapılmıştır. Desenin boyutları 16,9 x u,4 cm.dir. Bu öl­
çüler bir Bursa ipeği dokuma bir parçanın boyutlarına oldukça
uyar.
ff. ı b - 2 a: Yüzyüze bakan ve uzun mavi okları olan iki
»şemse« vardır. Bunların tezhibinde aplike edilmiş dilimli mavi
köşebentlerle oluşturulan kakma panolar görülür.
5 5 b (ff. 2 b 3 a): Bu çift sayfa tezhipte çizgilerle ayrılmış pa­
nolar içerisinde nestallkle gösterişli bir biçi.mde yazılmış Fatiha
sureleri bulunur. Bunlar her satırda (tek tek) çok zarif tomur­
cuklarla süslenmiştir. Bir olasılıkla şablonla yapılmış olan bu
güzel tezhibin Karamemi'nin bir çalışması olduğu (no. 3 5 ) dü­
şünülebilir. f. 2 b »abduhu al-fakir Şah Mahmud al-Nisha­
8 b no.lu yaprak. Kat. no. 5 4
burl«; f. 3a' da ise »katabahu al-abd Şah Mahmud« imzaları
vardır. f. 2 b'nin metninde, »malik« yerine »malik« yazar. Al­
tında ve üstündeki dilimli üçgen çıkıntılarda, yeşillikler içinden
çıkan dikenli altın renkli erik dalları süslemesi bulunur. Ayrıca
Üzerlerinde stilize mavi yaprak motifleri bulunan küçük okları
ve almaşalı dizilmiş minik kırmızı laleleri çerçeveleyen, yoğun
lotüs kıvrımları ve altında pürüzlendirilmiş parlak bulut şerit­
lerinden oluşan bir bordür vardır.
5 s c - d: Nestallkte yazılmış olan bu metnin diğer sayfala­
rında Şah Mahmud'un çeşitli imzalarına rastlıyoruz: (»i-Nis­
habud«, »al-Nishaburl«, »al-Naysaburl«), »Sultan Ali al-Maş­
hadi«, »Ali al-Katib« (946/ ı 5 39-40) tarihli, »Sultan Muham­
med Nur«, »Pir Muhammad«, »Abd al-Karim al-Khvarazml«,
»Mir Ali« ve »Sşms al-Din Muhammad al-Kirmani«. Bunların
hemen hemen hepsi çift sayfayı kaplarlar. Tezat renkli kenar
boşlukların içine tek veya çift sütun olarak yerleştirilmiştir. Bir­
birine uyan köşebentler ve çiçek, filiz ve kıvrımlı dallarla tez­
hiplenmiş zeminler vardır. Bordürlerde de süsleme yapılmışsa,
bunlar da birbirlerine uyar.
Sağ sayfa:
47b - 4 8 a no.lu yaprak
ff. 39 b - 4 s b: Posta kartı ebadında gösterişli nestallkle yazıl­
2 b- 3 a no.lu yaprak mış alfabetik yazı denemelerini içerir (Ali, Hasan, Hüseyin vs.
Kat. no. 5 5 gibi). Arapça alfabeye uygun olmasına rağmen bu harf bileşim­
leri olasılıkla Şii kökenlidir.

134
ff. 46 a - 46 b: Kükreyen aslan biçiminde yazılmış Şii yazılar, VI Saray Zanaatkarları (no. 5 6-96)
mavi zemine yaldız ve çok renkle uygulanmış, kesilerek pembe
renkte karton panoya yapıştırılmıştır. Karşısında gözalıcı ve
üst üste gelecek biçimde sülüsle yazılmış »tavakkal bi-maghfir Güzel e l yazmaları hazırlamak amacıyla içinde uzman zanaat­ Kalifiye işçi ihtiyacının Menavino raporunda ifade edilen
[at] ilayhim: Huva al-Ghafur Dhu'l-Rahim [sic] « ibaresi görü­ karların topluca çalış,tıkları örgütlü ilk saray yazı atölyesinin boyutları aştığı (eğer bu zanaatkarlar rastgele toplanınadıysa)
lür. Siyah ve maviyle renklendirilmiş harfler, yaldız zemin üze­ (skriptoryum) 1420'liı yıllarda Herat'ta Timur Hükümdarı belgedeki zanaatlar listesinden anlaşılmaktadır: metal süsleıne­
rine çok renkli çiçekler ve iddialı »teşkil« ile tezhiplenmiştir. Bay Sungur'a ait atölye (hazine) olduğu anlaşılmaktadır. Zırh­ cileri (zernisanan), kuyumcular, zırhçılar, kalkancılar, terziler,
f. 4p: Üzerine talk uygulanarak yapıştırılmış kesme kağıt­ çılar ve kılıççılar, mücevheratçı ve kuyumcu gibi diğer saray za­ ahşap kakmacılar (marköteri ustaları), elmastraşlar (hakka­
lardan yapılmış resmin boyutları 18,7 x 1 2, 8 cm.dir. Etrafın­ naatkarlarının örgütlenmesinde bu atölyenin ne ölçüde bir mo­ kan), çadırcılar, altın sırına işlemecileri (zerduz:lh), mücellitler,
daki bahçe bordürü,sümbüller, nergisler, irisler, zambaklar, del oluşturduğunu tam olarak bilmiyoruz ama onbeşinci yüz­ ipek kumaş dokumacıları (abanibafan), bunlardan başka, ara­
karanfiller, papatyalar, katmerli güller, katmersiz sarı ve kır­ yılın sonunda Tebriz'de, erken Safevi: hanedanının yönetimi larında Tebriz'li sanatkarlar zümresinin başı sayılan Şah Man­
mızı güllerden v_e selvi, köknar, kavak, asma, şeftali, nar, porta­ sırasında zanaatkarların kendi atölyeleri2 olmağa başladığı ke­ sur Tebrizi:'nin de bulunduğu bir gurup dekoratör (nakkaşlar)
kal, zakkum ve yasemin ağaçlarından oluşmaktadır. sindi. l473 'te Otlukbeli'nde Akkoyunlu Uzun Hasan'a karşı ve ressamlar (süslemeciler). Ne var ki ganimetler listesinin dü­
5 5 e (f. 47b): Kağıt üzerine mürekkeple çizilmiş ve mumlu zafer kazanıldıktan sonra, bu zanaatkarların bazıları bir olası­ zenli hazırlandığı söylenemez, çünkü aynı listede yer alan sa­
kırmızı ile mavi renklerle detaylandırılmış »Saz« kompozis­ lıkla II. Mehmed tarafından tutsak edilip İstanbul'a getirildiler. natkarlar arasında lavta ve kemençe çalanlar ile şarkıcılar ve
yonu. Dalgalanan, simetrik kıvrımlı bordür (dahil) 18,7 x 12,8 Bir olasılıkla II. Bayezid tarafından kurulan saray atölyelerinin konuşmacılar (guyandegan), şekerciler (kannadan) ve münec­
cm'dir. nüvesini bunlar oluşturmuşlardır. l 505 'ten l 5 14'e kadar II. cimler de bulunmaktadır.
5 5 f (f. 48 a): Boya, mürekkep ve yaldızla yapılmış »Saz« Bayezid'in sarayında köle olarak bulunan Giovanni Antonio Söz konusu liste, kısmen yayınlanmış ve başka bir zorla geti­
yaprakları arasındaki ejderha kompozisyonu. 12,3 x 19 cm. Menavino, kendi emrinde usta, kalfa ve çırak olmak üzere top­ rilmiş sanatkarlar listesi (D.9784, henüz tam kanıtlanınadıysa
Genel olarak bu albüm, kompozisyon ve düzenleme yönün­ lam yetmiş mücevheratçının çalışmış olduğunu söyler. Bunla­ da bir olasılıkla 920 civarı tarihli)5 ve saraya iş yapan zanaat­
den Viyana'daki (Nationalbibliothek, cad. mixt. 3 1 3) III.Mu­ rın bir bölümü (belki de daha çok üslup ve işçilik bakımından) karların kaydedildiği II Rebiülevvel 9 32/0cak-Şubat 1 526 ta­
rad albümünden daha zengindir ve yüksek bir zevki yansıtıyor Acem idi, bir başka bölümü de Sultan'nın köleleriydi. Bunlara rihli » ınevacib« defteri arasında bir hayli çelişki vardır. Bir ba­
denilebilir. günlük ücret ödendiği gibi Sultan için yaptıkları her iş için ek kıma buna şaşmamak gerekir.Çünkü sürgün olarak (yani top­
ödeme yapılırdı. Ve Sultanın gümüş ve altın işçiliğiyle ilgili si­ lanıp zorla) getirilmiş olan zanaatkarlar ölmüş ya da emekliye
parişlerini karşılamak da bunların göreviydi3• Bu anlatılanlar, ayrılmış ya da oniki yıllık bir aradan sonra dönmüş olabilirler
Kanuni dönemi sırasında saray atölyelerinin örgütlenmesini veya işyerleri ellerinden alınmış olabilir. Bununla birlikte, l 5 26
çok güzel anlatmaktadır. Menavino, ayrıca dükkanlarının tarihli »mevacib« defterinde kayıtlı bazı kişilerin sürgün yoluy­
İstanbul'un merkezinde, kapalı bir çarşıda olduğunu söyler. Bu la Tebriz'den getirildikleri ifade edildiği halde yukarda sözü
kişiler önce saraya hizmet veriyorlar fakat zamanları arttığında edilen daha eski tarihli belgelerde adlarına rastlanmamaktadır.
da anlaşıldığı kadarıyla özel siparişler de alabiliyorlardı. Bu da en azından D. 1 0734 ve D. 9784 belgelerinin bir olasılıkla
birbirlerini tamamladıklarını gösterir. I. Seliın'in Çaldıran se­
Genellikle sanatların babadan oğula geçmesi eğilimi vardı, ferine katılan başka paşa ve komutanlar tarafından düzenlen­
ama kuyumculuk ve mücevheratçılık gibi meslekler için miş başka listelerin de bulunabileceğine kuşku yoktur. Ya da
olağanüstü yetenek ve beceri, oldukça da büyük sermaye gere­ daha büyük olasılıkla bunlar, yanlışlıkla listeye alınmamıştır.
kiyordu. Sarayın birden artan taleplerini karşılamak oldukça Kütüğe kaydedilen Acem zanaatkarlardan çoğunun Os­
zordu. Bir tüketim merkezi olarak, onaltıncı yüzyıl İstanbul'u­ manlı sarayında çalışmaya başlamadan önce bir süre Amasya' -
nun o büyük ekonomik gücü, beceri sahibi taşralı zanaatkarları da kalmış oldukları anlaşılmaktadır. Aslında Kanuni tahta çık­
da cezbetmekteydi. Fethedilmiş ya da yağmalanmış kentlerden madan önce zanaatkarlar İstanbul'daki işlerini onun haneda­
elde edilen ganimetlerin yanı sıra zorla getirilen yabancı za­ nına verdikleri hizmet sayesinde elde etmiş olabilirler. Bazı
naatkarlar işçi azlığına tek çözüm yolu oldu. I .Seliın'in Kahire durumlarda, bu zanaatkarların oğullarının da beraber geldiği
varak üzerine bağa tabakalarından
Kalesini yağına edişinin ardından, kalifiye zanaatkarlar4 İstan­ görülmektedir. Fakat bunların sonradan baba mesleğinden
ış cilt. Kat. no. 5 5
bul'a yollandılar. Ne var ki, bu zanaatkarların birçoğu birkaç ayrıldıklarına dair bir kayıt yoktur. Belki de bu oğullar Amas­
yıl sonra Mısır'a döndüler. Sultan Selim'in Çaldıran seferine ya'ya vardıklarında zaten birer uzman zanaatkar idiler.
ordu komutanı olarak katılan Ali: bin Şehsüvar ile ilgili ve Teb­ Kuyumculara ve metal süsleınecilere verilen önem onaltıncı
riz'de Hest Bihişt sarayından alınan Şah İsınail'e ait »Eşyalar« yüzyılın başında İran kökenli örneklere Osmanlı zevkinin neler
başlıklı kısa bir envanterde (TKSA D. 10734, 12 Recep 920/2 borçlu olduğunu gösterir (bkz. örneğin no. 88), ama Kanuni
Eylül l 5 14 tarihli) değerli ganimetler bulunmaktaydı: yeşim ve l 5 26'da Budapeşte'yi işgal ettiği zaman zanaatkarlar yine aynı
benzeri taşlar, porselenler, kumaşlar ve kürkler, bunlardan biçimde kütüğe kaydedildiler. Aynı yıla ait saray sicillerinin6 ilk
başka listede kazara bir adet de tuz kutusunun bulunması, as­ bakışta daha çok Balkan ve Anadolu karışımı olduğu anlaşıl­
lında bütün saray eşyalarını da tam olarak içermeyen bu liste­ maktadır.
nin gelişi-güzel yazıldığını gösteriyor. Aynı belgede ayrıca zorla 1 526 yılına ait ınevacib defterindekiler: (a) zırhçılar ve ben­
orduya alınarak İstanbul'a götürülen zanaatkarların da listesi zer zanaatkarlar - kalkancılar, topuzcular, okçular, yaycılar,
vardır. Bu listeye saray hizmetlilerinin yanı sıra müneccim tüfekçiler, kılıççılar, kılıç kını ustaları, topçular ve çeşitli demir
(astrolog) gibi gereksiz kişiler ve sanatkarların armağan olarak ve çelik eşya yapanlar ve kilitçiler; (b) zengin (süslü ve masraflı)
sundukları ve belkide başyapıt sayılabilecek eserler de dahil zanaatların ustaları - ressamlar, süslemeciler, mücellitler, ku­
edilmiştir. yumcular, gümüş haddeciler, elınastraşla işlemeciler (nakışçı-

137
T
ı
. · _,

!ar), metal kakmacıları, bir arriber ustası, marköteri işçileri, Bunların bazıları »pencik« kölesi denilen ve savaş tutukluları­
dövme metalle çalışanlar, Şam işi süslemeciler (dimişkigeran), nın Sultan'a ait beşte biri arasından seçilen kölelerdi ve bazıları
ud ve kopuz ustaları, marangozlar, çini kesimcileri, kalıpçılar; da özgür olan gebr'ler (gayri müslim yabancılar) idi - bunların
(c) örtü, canfes kumaş ve halı dokumacıları, kürkçüler, çizme­ arasında Gürcü kalkancı ustaları, Fransız veya İtalyan elmas­
ciler ve eldivenciler, - nakışcılar (b) grubunda listeye alındığı traşları, ve bir de Yahudi foya ustasını saymak mümkündür.
halde, hiç terziye rastlanmıyor - (d) çamaşırcılar (üç de çırak­ ı 526 Budapeşte seferinden çok önce onun hizmetine girmiş bir­
ları bulunan onüç kişi), cerrahlar (beş de yardımcıları bulunan kaç Macar (Üngürüs) ve Rus bulunsa da, bunların çok azının
kırkaltı kişi). Bunların tamamı sayıca zanaatkarlardan daha Kanuni tarafından orduya alındıkları zikredilmektedir.
çoktur. Bu gruptan metal kakmacıların (»kuftçı"ıyan«, Arapça Bu zanaatkarların statülerini gii,;rcren saray hizmetkarları­
keffatln) durumu biraz karışıktır. Mısır Memlukleri ve Suri­ nın sosyal konumlarına ve bazen de yaşam öykülerine ilişkin
ye'de yapılmış kakma işlerden yüzlerce parça - Kuzey İtalya'­ kısa ayrıntılar, günlük Ücretleriyle çıraklarına ait bilgiler içeren
daki Azziministi gibi - belgelenmiştir, ama Osmanlı Türkle­ periyodik listeler vardır. Yukarda sözü edilen 1 526 tarihli lis­
rine ait tek bir parça bile belgelenmemiştir. Belki de Rönesans tede8 görüldüğü gibi bu zanaatkarların cerrah ve çamaşırcılar­
Avrupası ve orta çağlarda »metal işlemeciliği« teriminin çeşitli dan sayıca daha az olma ihtimali vardır ve bunların hiçbiri sa­
metal kakmacıklarını içermesi gibi »kakmacılık« terimi de özel ray için lüks eşya üretiminde kullanılmazlardı. Kanuni döne­
bir deyim olmadığından kakmacılar, ürettikleri eşyaların adla­ mine ait, bu zanaatkarların mesleklerini ve değişik işler yapan
rıyla anılıyordu. Çeşitli mesleklerden oluşan bir başka küçük atölyelerinin kapasitelerindeki dalgalanmaları izlememize
listede: (e) iki yazmacı (katip), bir şekerlemeci, bir saz teli ustası yarayacak böyle daha birçok kayıt vardır. Çok daha geniş bir

j
(yünkari), bir kantarcı, bir zincirci, iki çadırcı, bir camcı (cam­ alanda devlete hizmet verenlerin maaş ve ücretlerini gösteren
ger) , bir saraç ve bir değerli taş ve bağa foyacısı (foyager) vs. bu­ kayıtlar (nafaka defterleri) bugüne kadar tam olarak yayınlan­
lunmaktadır. Çıraklarıyla birlikte kütükleri dolduran bu za­ mamıştır. Oysa bu defterler »piyasa«da çalışanlar karşısında
naatkarlardır ama yabancı elçiliklere verilen armağanlar ile saraya iş yapan zanaatkarların değerlendirilmesi açısından zo­
Kanuni ve vezirleri için törenlerde gereken koşum takımlarını runludur. Bunların dışında iki önemli kayıt dizisi daha vardır:
yapacak saraçlar bu listelerde ihmal edilmiştir. bunlardan biri, dinsel bayramlarda memur ve müstahdemlerin
Saray atöyelerindeki zanaatkarlar tarafından zaman zaman ya da misafirlerin veya saraya iş yapan zanaatkarların9 Sultan'a
Sultan'a sunulan armağanlar7 listesini iyice incelediğimizde on­ sunduğu armağanların ve bu armağanlara karşılık verilen bah­
ların uzmanlıkları hakkında daha sağlıklı bilgiler edinmek şişlerin yazılı olduğu kütüklerdir. Bir diğeri de saray giderlerini
mümkündür. Örneğin metal işçiliğinde, kazancıların (kazgan­ gösteren aylık kayıt defterleridir (in'am defterleri) . Bunlara pa­
cıyan) dövme ve bazen de kabartma usulüyle bakır ve gümüş­ dişahın aile bireyleri ve onların eşleri ve çocukları, ziyarete ge­
ten mutfak ve sofra takımları yapmış oldukları görülür. Zerne­ len yabancı elçiler, ayrıca saraydakileri eğlendiren soytarı vb.
şancıyan dedikleri metal işlemecileri çelik üstüne çalışarak kişiler, müzisyenler, cüceler ve şairler için harcanan paralar ve
onlara altın kakarlardı. Ancak Kanuni'nin kısa kılıcında (bkz. bir de baklavacılar, müneccimler, casuslar, kuyumcular, metal
no. 84) olduğu gibi çelik üzerine oyma ve kakma da yapmış ola­ işlemeciler, kilitçiler, hançerciler, terziler, düğmeciler ve topçu­
bilirler. Kilitçiler (çilingiran) ayrıca oymalı ve kabartmalı fa­ lar gibi saray atöyelerinin başlarına ödenen paralar kaydedi­
nuslar, kandil makasları, kakmalı ve süslemeli, ya da düz sade lirdi. Kanuni döneminden günümüze de kalmış olan bu sonun­
at gemi yaparlardı. Kuyumcular mine işlerler, ayrıca yaptıkları culardan bazıları yalnızca özet olarak10 yayınlanmıştır ve
işleri değerli taşlarla süslerlerdi. Oysa elmastraşlar (hakkakan) Ömer Lütfi Barkan'ın 11.Bayezid dönemine ait in'am defterleri
çoğu kez pırlanta kesimle değerli taş işledikleri gibi mühür de üzerine çalışması11 sayesinde tanınmaktadır. Bu resmi kayıt
kazırlar ve yeşim, sert taşlar ve sedef kakma işleriyle uğraşır­ defterleri, öteki saray çalışanları karşısında zanaatkarların
lardı ve kullandıkları malzemenin ne zaman, ne durumda kırı­ konumunu ve çeştli zanaatkarların göreli ayrıcalıklarını değer­
labileceğini çok iyi bilirlerdi. Hepsi de malzeme olarak çelik lendirmeye olanak verdiği için çok önemlidir.
kullandıklarından zırhçılar, kılıççılar ve bir olasılıkla eğeciler, il. Bayezid'in son saltanat yıllarına ait in'am defterleri ayrı­
destereciler ve ayrıca eğe de yapan usturacılar birbirlerinin işle­ calıklı grupların, aralarında şairlerin ve zamane dervişleri sayı­
rini üstlenebilirlerdi. lan bir kısım taşra ulemasının, cücelerle müzisyenlerin ve esas
Çoğunluğuna daha yüksek ücretlerin ödenmesine karşın za­ olarak casusların bulunduğu, kendilerine aylık ücret ödenen ki­
naatkarların göreli olarak çok azının Tchriı'l i olduğu söylene­ şilerden oluştuğunu göstermektedir. Casuslara ve eğlence ko­
bilir. Diğerlerinin çoğu Osmanlı saray aıiilyclerinin oluşma­ nularına verilen önem, daha çok İtalyan Rönesansının saray
sında önemli katkısı olan il. Bayezid zamanında başka yerler­ yaşantısını anımsatır. Hazine-i Evrak'ta çalışan yazıcılara da
den saray hizmetine alınmışlardır ve bunların köle olup olma­ iyi para ödenirdi, ancak bu dikkatle seçilmiş belirgin bazı gö­
dıkları bilinmemektedir. Diğerlerinin bir bölümü gerçekten revlerin yerine getirilmesi nedeniyle olup aslında ne kendileri,
köleydiler ve, ya Edirne'deki sarayın ya da bazı zengin kişilerin ne de Osmanlı resmi makamları bu çalışmalarda sanatsal bir
Sultan'a armağanları, ya da Yunus Paşa, Hadım Sinan Paşa ve yön görürlerdi. Ödeme kayıtları, her zaman olduğu gibi çeşitli
Hain Ahmet Paşa gibi Vezir-i Azamların ölüm, gözden düşme örnekleri içermektedir: saraya iş yapan zanaatkarların ve ha­
ya bu müsadere durumunda devlete geçen köleleriydi. Usta za­ zan da dışardan gelenlerin sunduğu armağanlara karşılık ve­
naatkarları eğiterek onlara sarayda iş bulma ümidi veren vezir­ rilen bahşişler ve ödenen paralar, çok yüksek olmayan mevsim­
lerin sahip oldukları bolluğun bir diğer göstergesi de budur. lik bahşişler ve çok önemli yeteneklere verilen mükafatlar.
Ancak birçok ödüllendirme sisteminde olduğu gibi burada da !erdi, bazıları da gayrı müslim ve özgür kişilerdi. 1526 tarihli dıklarını düşündürmektedir. Bu yorum, Kanuni dönemindeki vezirlere el yazmaları yaparken PM Reis'in Kitab-ı Bahr!ye'si
ödül zanaatkarın görev ve mertebesine bağlı olurdu, ancak far­ kütüklerde yazılı olanların çok azının vezirlerin ya da devlet ri­ zanaatkarlığın kalitesini kötülemeyi amaçlamaz. Ne var ki, bu­ ve Mecmua-i Menazil gibi Sultan' a takdim edilecek el yazmala­
kedilmesi zor bir yetenek veya yeteneksizlik söz konusuydu. calinin evlerindeki köleler olduğu ifade edildiğine göre saray günkü bilgilerimizin ışığında ehl-i hiref'in var oluş nedeni, on­ rının hazırlanmasına yazarları da katılır ya da bunlar yazarları­
Sistem, İstanbul' da saraya iş yapan sanatkar ve zanaatkarların atölyelerine katılmak bu kişilerin yasal konumlarında herhangi ların teknnik ve artistik üstlüklerinden değil, fakat kullandık­ nın denetimindeki nakkaşlar tarafından resimlendirilirdi22•
daha önce ısmarlanmadığı halde olağanüstü nitelikte armağan bir değişiklik yapmamış gözükmektedir. Bununla birlikte gör­ ları malzemeyi kontroJ.yeteneğinden geliyordu. Günümüz literatüründe genellikle nakkaşhane (yazı atöl­
sunmalarına engel değildi. Bu armağanlar için kendilerine para düğümüz gibi atölyelerin tümünün sürekli faaliyette olmadık­ Gerekli rahatlıkların elde edilmesincfen başka, ana mal­ yesi) diye bilinen skriptoryum'daki zanaatkarların sayısı ve uz­
mı ödendiğini yoksa bu duyarlı tavırları için bahşiş mi ihsan ları ortadadır. Gerçekten de saraya halı dokuyan Kaliçebafan-ı zemelerin de çok pahalı oluşu yüzünden, bir sarayın koruyucu­ manlık dallarının çeşitliliği göz önünde tutulduğunda, burası­
edildiğini söylemek kolay değildir. Bunlara ödenen paralar Ra­ Hassa'nın Kanuni'ye tek bir halı sunduğu görülmemiştir14• Bu­ luğu olmadan bu zanaatkarların geçinmeleri zor idi. Bu yal­ nın yalnızca kitap Üretim merkezi olmadığını, aynı zamanda
mazan bahşişlerinden çok daha yüksek olurdu, ama sanat ralarda çalışanların çoğu kendi saltanatının birbirini takip eden nızca Osmanlıya özgü bir sorun değildi. Bağımsız Augsburg ve saray atölyeler sisteminin de can damarı olduğunu görülmekte­
ürünü, malzeme, emek ile sanatkara ödenen Ücret arasındaki saray kütüklerinden izlenebilir, ama atölyeleri sayısı her salta­ Nürenberg'li19 kuyumcular, ödeme beklentisi içinde oldukları dir. Çünkü bu kurum çeşitli araç ve gereçler için örnekler hazır­
ilişki pek açık değildir. Ne var ki, devlet tarafından bu çeşit natta aynı değildir. »Çeşitli Meslekler« başlığı altında kütük­ ve bir yöneticinin karar değiştirmesi sonucu iflasa süreklenebi­ layarak Kanuni döneminin saray sanatlarında olağanüstü bir
ödemelerin yeterli olduğu düşünülmüş olmalıdır ve bu ödeme­ lere dahil edilen bazı sanatkarlar, mevsimlik armağanlar liste­ lecekleri için, Habsburg'lu hamileriyle çok zor koşullarla bağ­ birlik oluşmasında çok etkili olmuştur23. Bugün güçlü veya
lerin keyfi olarak saptanması durumunda da bunun çoğu kez sinde yazılı olarak Kanuni'ye sunulmuş ustura, destere, kantar lantı kurmuşlardı. Osmanlı çözüm yolunu zanaatkarlara mal­ zayıf yorum çeşitlerine karşın bu kuramın genellikle geçerli ol­
bazı sanatkarların lehine sonuç verdiği düşünülebilir. vb. gibi eşyalardan anlaşıldığı kadarıyla yalnızca zaman zaman zemeleri Saray hazinesinden dağıtmakta buldu. İçinde üretil­ duğu kabul edilmekte ise de aslında bu görüş oldukça rastlantı­
909/ı 503'e ait in'am defterinden anlaşıldığı kadarıyla atöl­ çalıştırılmışlardır. miş eserlerin yanı sıra altın, işlenmemiş yeşim, traş edilmemiş sal olup benzerlikleri abartmakta ve bu nedenle elimizdeki
yelerin başındakiler bile mevsimlik bahşiş olarak, her birine en Menavino'nun sözünü ettiği çift ödemeli sistemin bir bö­ değerli taşlar, abanoz ve çeşitli egzotik ağaçlar, fildişi ve bağa hayli yetersiz olan kanıtların yanlış yorumlanmasına dayan­
az 2000 akçe değerinde Bursa ipeklisi kaftanların verildiği lümü günlük ücrettir, Öteki ise fiilen icra edilen işler için bahşiş gibi ham maddelerin bulunduğu büyük bir depo olan hazinede maktadır. Kanuni döneminde sanatlardaki bu üslup birliği
»Müşaherehoran« grubuna dahil değillerdi; gerçekten de sa­ usulü ödemedir. Burada yapılan ödemenin sanatkarın emeğini ayrıca istendiğinde yeniden işlenebilecek ya da sökülüp parça­ daha çok kişisel bir yorum ve yargı meselesidir ama skriptor­
natkarların hiçbirine kaftan verilmezdi ve her atölyenin başın­ karşıladığını varsaymalıyız. II. Bayezid döneminde bile nisbe­ larından yararlanacak malzemeler de bulunurdu: bunlara ihti­ yumda bile ciltleme, resimleme ve tezhipte kullanılan motif­
daki kişiye ve maiyetinde çalışanlara verilen bahşişler hayli dü­ ten düşük olan günlük ücretler bir usta için r o-12 akçeden baş­ yaç gösterildiğinde hazine sorumlusu tarafından bunlar za­ lerde ve bunların uygulamalarında çok açık farklılıklar görül­
şük olurdu. Ramazan bahşişi konusunda sanatkar ve zanaat­ lardı, çırak için ise 2-3 akçeden. 1 5 So'li yılların ciddi enflas­ naatkarlara dağıtılırdı. İşte, ikili ödeme sistemi burada uygula­ mektedir ve ayrıca bunların gerçekte öbür sanatlardan her­
karların başında zırhçılar (tüfek, ok, yay, hançer ve kılıç gibi yonundan sonra bile bu ücretlerde Önemli bir değişiklik ol­ nır, ücretin büyük bölümü ancak iş tamamlandıktan sonra hangi biri Üzerinde etkisi olmamış gibi gözükmektedir. Tekstil
silah yapan ustalar), ardından da kuyumcular ve metal işleme­ madı. Çırakların gerçekte, düzenli olarak aldıkları mevsimlik ödenirdi. Bu yöntem zanaatkarın işini savsaklaması ihtimaline desenlerinin ya da kiremit panellerinin skriptoryumda çizildik­
ciler gelirdi. Ancak eldeki listeler nedense kısadır ve kapsamlı bahşişler de eklense bile, bu Ücretle geçinmeleri olanaksızdı. Çı­ karşı bir garanti oluştururdu ve ayrıca çalınma yoluyla kayıp­ ten sonra İznik ya da Bursa'ya gönderildiği iddiasına gelince,
değildir. En çok ödüllendirilenlerin başında ise topçularla de­ rakların ücretleri parça başına verilmekteydi, ancak daha iyi ları en aza indirebilmek için de değerli taşların dağılışında sıkı gerçekte bunları da kanıtlamaya imkan yoktur. Özellikle ipek
mircilerin (haddad) geldiği açıkça görülmektedir. bir Ücretle iş bulsalar da kendilerine ihtiyaç duyulduğu zaman bir kontrol uygulanırdı. kumaş desenleri o dönemin Floransa'sının24 uzmanlık konusu­
Saray atölyelerinin sunduğu mevsimlik armağanları göste­ yaptıkları işi bırakıp sarayda çalışmak zorundaydılar15. Bu­ Aynı tavır, gene bunun gibi çok miktarda değerli malzeme­ ydu ve skriptoryumdaki herhangi birinin Bursa dokumacıları­
ren listeler da aynı şekilde bir hayli noksandır. Çok muhteme­ nunla birlikte Örneğin İstanbul' da kaldıkları sırada Rum tüccar lerin tüketildiği skriptoryum (yazı atölyesi) için de uygulan­ nın kendi desenlerini nasıl kullandıklarını anlayacak zaman
len bunların hepsi de bir bayramda armağan Üretmekle ailelerini sıkça ziyaret eden Step han Gerlach 16 ile Salamon maktaydı. Toplam 21056 akçe tutarındaki Süleymanname fa­ veya uzmanlığa sahip olma ihtimali son derece azdı. Bursa do­
yükümlü değillerdi ve zaten buna hazır da değillerdi. Sunulan Schweigger17 günlüklerinde saray mücevheratçılarıyla tanıştık­ turasının üçte birinden fazlası malzemelere giderken, Süleyma­ kumacıları kullandıkları malzemeleri mamule çevirdiklerine
armağanların birçoğunda da karışıklıklar bulunmaktadır. Ör­ larını kaydederler. Bu durum özellikle saraya iş yapan saraçlar niye camisinin açılış töreni münasebetiyle armağan olarak göre muhtemelen kendi desencilerini kullanıyorlardı. Gerek
neğin, çelik ağızları işlemeli, sapları balık dişi kakmalı, kılıfları için de geçerlidir. Michel Baudier'in bu atölyelerin Saraçha­ dağıtılan ve 1 5 5 2 sonlarıyla 1 5 5 6 sonları arasında yapımı ta­ Topkapı Sarayı kitaplığında; gerekse Kanuni dönemi arşivle­
değerli taşlarla bezenmiş bir bıçak birçok uzman işçinin ortak ne'de toplanmış olduklarını yazmasına ı s karşın Kanuni döne­ mamlanan Kur' anlar için ödenen toplam 8 8489 akçenin dörtte rinde bu konuda örnek gösterilecek hiçbir desen yoktur.
eseri olmak gerekir. Sonuçta armağanı aralarından biri sunar­ mine ait mevacil defterlerinde bu saraçlardan bahsedilmemesi birinden fazlası da yalnızca kağıtlara gitmiştir20• Ahmet Kara­ İznik konusuna gelince, burada çömlekçilerin nasıl örgüt­
ken kendi uzmanlığı ile ilgili çok az şey sunmuş olacaktı. İd gayet şaşırtıcıdır. hisar! tarafından yazılıp III. Murad (992-1 001/15 84-92)21 için lendikleri, çeşitli atölyeler arasındaki ilişkiler ve hatta ürettik­
963/Kasım l 5 5 612 tarihinde sunulmuş armağanlar listesinden, Baudier'in tasvirlerinden anlaşıldığına göre buralar halka süslemesi yapılan fakat bitirilememiş olan bir Kur'anın tamam­ leri malların müşteri zevkinden nasıl etkilendikleri konusunda
Kanuni döneminde mali ödüllendirmelerde bazı arttırmalar açık yerlerdi ve üstelik parasına güvenen herkese de açıktı. Bu lanmasıyla ilgili ayrıntılı bir hesap, altın ve değerli pigmentler hiçbir şey bilmiyoruz. O dönem Almanya ve İtalya'daki25
yapıldığını öğreniyoruz. Bu münasebetle ayrıca nakkaş, ku­ nedenle saray ile saraya iş yapan sanatkarlar arasında ilişkiler ve hatta kağıt ve kalem gibi malzemelerin nasıl her on günde bir uygulamalardan bazı sonuçlar çıkarılabilirse de, gerçekte Os­
yumcu, yay ve zırhçı, kazancı, kürkçü, kılıççı, başlıkçı vb. atöl­ öyle çok sıkı olmazdı ve ayrıcalıkları da pek fazla değildi. Ehl-i küçük partiler halinde dağıtıldığını göstermektedir. Böyle bir manlı »Kunstindustrie«sinin (sanat sanayinin) iç işleyişi hak­
yelerinin başında bulunanlara da kaftan verilmeye başlandı. hiref'in yetenekle erişilen bir soyluluk olduğu bile tartışma gö­ yöntem işlerin yürümesi için doğru bir yol olmasa gerektir, kında çok az şey bilinmektedir.
Listelerde sözü edilen diğer atölyeler - el yazması taklitçileri, iş­ türür. Çünkü el yazmalarındaki hatimeler dışında zanaatkarın ama belki de iş yeri sorumlusu böylece malzemeleri el altında Osmanlı resmi makamları, Bursa ve İznik'deki26 atölyeler
lemeciler, metal işlemeciler, marköteri işçileri (doğramacılar), imzasını taşıyan onaltıncı yüzyıldan kalmış çok az eser vardır. tutarak Üretimdeki aksamaları önleyebilmiştir. Her sistemin saray işletmekri olmadığı halde öyle imiş gibi tavır takınarak
altın işlemecileri, kalkancılar, kilitçiler, Şam işi süslemeciler Ahmed Tekelü tarafından yapılan Kanuni'nin kısa kılıcı (bkz. eksik yanları vardır ama böylelikle zanaatkarların bir merkezi muğlaklığı arttırmışlardır. Osmanlı resmi makamJarı bu atöl­
(dimişkigeran) , hançerciler ve bir kandilci(?) (çırağı), bir am­ no. 84) , Gani tarafından gene onun için yapılan ayna (bkz. no. müdahale ile aşırı derecede rahatsız edilmemiş oldukları da yelerin şüphesiz en Önemli müşterisi oldukları halde buralara
berci, bir marangoz, bir kıncı ve iki camcı - Kanuni dönemin­ 80) gibi o eşsiz güzellikteki eserlere emek vermiş zanaatkarların söylenebilir. Ehl-i hiref ka�şısında daha az kayıtsız kalmak çok yatırım yapmaya hiç de niyetli olmamıştır ve hep de acil olan
deki lüks imalatların listesini tüketmezler. Listelerde yapılan adlarına saray kayıtlarında rastlanmaz. Devşirme kökenli za­ zordur. Kütüklerden anlaşıldığı kadarıyla saraya sürekli iş ihtiyaçlarının giderilmesi için ısrarlı talepleri çoğu zaman etki­
bu seçimin nedenini açıklamak imkansız olsa da saray atölyele­ naatkarlar mutlaka yeteneklerine göre seçilirken orduya İstan­ yapan zanaatkarlar bir yandan da halkın ihtiyaçlarını karşı­ siz kalmıştır. Onaltıncı yüzyılda İznik'deki çömlek atölyeleriy­
bul'dan alınanlar ayrıcalıklı muameleye tabi tutulurlardı. Bu­ layan diğer zanaatkarlarla rekabet etmekteydiler. Balık dişi, le ilgili olarak yayınlanmış buyruklar belirgin değildir ve kalite
rinde çalışmanın düzenli olarak mevsimlik bahşiş almayı ga­
nunla birlikte, sürgün yoluyla orduya alınmalar daha çok yeşim, necef ve amber gibi ender bulunan bazı malzemelerin ta­ kontrolü için oralara yalnızca bir memur atamakla yetinilmiş­
rantilemediği açıktır.
Kanuni'nin saltanat yıllarına ait mevacib defterlerinde za­ rastgele olurdu, çünkü sarayda çalışmayı amaçlayan zanaat­ mamı piyasaya gelir gelmez Hazine tarafından satın alınırdı ve tir. Bu kişi çoğu kez o yerin kadısı olurdu ve görevi çoğunlukla
naatkarlara »esnaf«, »sanatkar«, »zanaatkar« anlamına gelen karlar, referanslarının tetkik edilmeyeceğinden emin olarak böylece saray bunların işlenmesini kendi tekelinde tutmuş parasal ödemeleri üstlenmek, bazen de hammadde temin et­
ve mensubu oldukları esnaf loncalarına 13 ya da derneklerine at­ hizmetlerini sunarlardı. Bu, özellikle Kanuni zamanında resim olurdu. Ama resmi makamların lüks mal üretimiyle uğraşan iş mekti. Pahalı olan sanat otomatikman daha iyi sanattır diyen
fen ehl-i hiref denirdi. Ne var ki, çağdaş Avrupa'daki esnaf der­ ile ilgili olarak da böyle olmuştur ve Şah Tahmasp'ın en iyi sa­ kollarını merkezileştirmek diye bir sorunları yoktu. Aynı du­ manierist inancın yanlış uygulanmasına ilginç bir örnek olarak
neklerinde olduğu gibi çeşitli meslekler arasında bir takım ke­ ray nakkaşlarının bile etkisi belirsiz kalmıştır. Avrupa'ya özgü rum atölyelerin en büyüğü sayılan yazı atölyesi için de geçerliy­ çömlekçileri kontrol ederek kalite kontrolü girişimine ilişkin en

\
sin sınırlar konmaz ve hatta kalite kontrolü bile yapılmazdı. bazı özellikler ressamların Matthias Corvinus'un kitaplığında di. Burada Sultan'a albümler ve el yazmaları hazırlamak için küçük bir kaydın olmaması gösterilebilir. İnsan böylece, mer­
Bunların bazıları köle idi, bazıları yeniçeri ocağından gelmiş- çalışmış gibi göründükten sonra 1 526'da Buda' da orduya alın- sürekli çalışılırdı. Sanatkarlar burada Rüstem Paşa gibi ünlü kezileşmiş kontrolün tam olarak gerçekleşmeyen bir düşünce

141
olduğu sonucuna varamış oluyor. Resmi makamlar ciddi ola­ 1 Gray (yakında çıkacak), Özergin 1974-75, 471- 5 18.
Osmanlılarda Mücevherat (no. 5 6 - 63 )
2 Akimushkin 1981, 5 - 20, Osmanlı kayıtlarında kullanılan terim nadiren görülür. Onaltıncı yüzyıl minyatürlerinde havada dal­
rak üretimin merkezileşmesini istemiş olsalardı, ellerinde yapa­
cemaat' tir. Günümüzde örgütlenmiş bir zanaatkarlar derneği. galanan geniş kaftanlı erkekler resmedilmiştir. Bu kaftanlar ba­
bildiklerinden çok daha fazla olanak vardı.
3 1 costumi et la vita de' Turchi (Florence, r 5 5 1), 1 2 1 , Capitolo 19, zen de bir kuşakla bel hizasında toplanmış olurdu. Kemer, kaf­
Saray atölyeleri için pek geçerli olmayan ve açıkça laissez­ »Degli Orefici Argentieri«: Similmente tiene il gran Turco settanta
Osmanlı Sultanları ile maiyetindekilerin mücevherat kullan­
tanın altında mühür ya da kese gibi küçük şeyler asmak için
faire anlamına gelen bu tavır, resmi makamların lüks eşya üre­ huomini chiamati Ciumgeler (Kuyumcular), cio; orefici, con provi­ maları yasaktı. Onaltıncı yüzyıl el yazması resimlerinde kavuk­
takılmışsa bunun saray kıyafetinde önemli bir unsur olduğu
ten öteki imalathaneler karşısındaki tavrına da tipik bir örnek­ sione di dieci aspri, quelli ehe son o maestri, i sotto maestri vi i gar­ larına sorguç ya da baien kemer ve yüzük takmış erkek tasvir­
zoni tre: di questi una parte sono Persiani (İranlılar), et l'altra · düşünülmezdi. Ancak kemerler gene de mevcuttu: Kanuni,
tir. Lüks eşya üreten sanayi dallarının genellikle nerelerde top­ leri görülmekteyse de çoğunlukla mücevherat takmazlardı.
schiavi del signore (kapıkulları, çoğu kez kölelerdir), i quali lavo­ oğlu Bayezid'in idamından kısa bir süre önce, İran hükümdarı
landığı da çok ilginçtir: halıcılık Kahire27, Karaman eyaleti ve Osmanlılar bu konuda batıda çeşitli Avrupa sarayları ile ve do­
raho tutte le cose del Signor, d'oro, d'argento, ehe fa fare sono pa­ Şah Tasmasp'a gönderdiği armağanlara altın kemerler de <lahil
Batı Anadolu' da Uşak yöresinde, çeşitli ipekli kumaş dokuma­ gati di lavori oltre al salario hanno le oro botteghi in mezo di Con­ ğuda da komşu ve rakipleri olan İran Safevi hükümdarlarıyla
etmişti1•
cılığı Amasya, Halep ve Şam' da, kuyumculuk işleri Trabzon ve stantinopoli, hanno tutte le spese cavalcature del gran Turca :l.loro tam bir tezat teşkil etmekteydiler. Çin porseleninden yeşime,
Onyedinci yüzyılda Üzerine altın ve değerli taşlarla süslen­
Diyarbakır' da, moher yün Ankara ve Tosya' da, yünlü kumaş piacere.« kitap ciltlerinden mobilyaya kadar her şeyi altın ve değerli taş­
4 Ibn lyas 1960, 173, onların ne yaptıklarını değil, yalnızca uzman­ miş plakaların tutturulduğu deri kemerler saray manzaralı
Selanik'te toplanmıştır. Saray bu yöresel sanayi kuruluşların­ larla kaplamaya düşkün oldukları veri alınırsa, dinden kaynak­
laşmış olduklarını söyler. İçlerinde taş ustaları, marangozlar, mer­ minyatür resimlerde harcıalem olmaya başladı. Bununla bir­
dan oldukça yüksek vergiler toplardı28• I 5 5iden itibaren padi­ merciler ve demirciler bulunmaktadır.
lanarak mücevherata karşı duyulabilecek nefretin engellenmiş
likte günümüze kadar kalan örnekler içinde bulunan ve 1. Ah­
şah ve vezirler için başlatılan vakıflarla ilgili olarak tuğla tale­ 5 Aslanapa 1958, 1 5 -17. olması gerektiği ve onaltıncı yüzyılda Osmanlı sarayında mü­
med'in (onyedinci yüzyıl başı) türbesinden alınmış birkaç ke­
bindeki artış üzerine İznik'ten yapılan mal sevkinde yetersizlik 6 Uzunçarşılı 1986, 23 -76. cevheratın erkekler arasında yaygınlık kazanmamasının bir
7 Meriç 1963, 764- 86. Evliya Çelebi'nin bir yüzyıl sonraki listesine mer, saray giysilerinin kalitesinde olmayıp belki de avlanma ya
olunca, resmi makamlar yabancı rakiplere engel olacak daha zevk sorunu olduğu düşünülebilir. Hadis'in aşağıladığı ipekli
göre (Hammer çevirisi 1 844, 1 8 8 - 94) mücevheratçılar ve kuyum­ da benzeri işler sırasında kullanılmışlardır.
aktif girişimlerle değil de zaman zaman bazı kararlar çıkara­ ve sırmalı giysilerin görkemi sultanların İs!am'ın epeyce katı
cular arasında çok daha kapsamlı uzmanlaşma olabilir. Bunların Sergideki üç kemer, üzerinde özellikle oymalar ve bezemeler
rak, sorunu temelde bir çözüm olmayan bürokratik yollarla çö­ sarayla iş ilişkileri çok azdı. Ne var ki Evliya Çelebi'nin yaptığı bu men-i israfat kanunlarına karşı olan saygısını daha da azaltmış­
bulunan sedef ve fildişi kemerler grubuna dahildir. Hafif ve na­
zümlemeye çalıştılar. Onaltıncı yüzyılın ikinci yarısına ait bazı sınıflandırmada onların mesleki durumları mali durumlarından tır.
rin oluşları saray kadınları tarafından giyilmiş olabileceklerini
yönetsel belgelerin ışığında resmi makamların, çeşitli ipekli ku­ daha az dikkate alınmıştı. Bu yasağın Osmanlı kadınlarına kadar uzanıp uzanmadı­
8 Meriç 1963, no. 6. akla getirmektedir.
maş dokumacılığı ve bir olasılıkla halıcılık, mücevheratcılık ve ğını bilemiyoruz. Saray kadınları minyatürlerde yer almazlar
9 Meriç 1963, no. 7.
kuyumculuk işleri gibi bir kısım lüks üretim yapan sanayi dal­ 10 Osmanlı sarayının şairleri himaye etmesine ilişkin bilgiler için son ve o dönemin tarihçileri tarafından da göz ardı edilirlerdi. Ni­
larını İstanbul'da toplamaya başladığını görürüz. Merkezde zamanlarda en çok baş vurulan bu bölümlerdir. Erünsal 1987, kolas de Nikolay'ın fantastik olarak resimlerini yaptığı, bu ser­
yoğunlaşmış olan bu sanayi dallarının ürünlerini ötekilerden l-17. gidekiler kadar görkemli giysiler giymiş olan orta sınıf kadınla­
11 Barkan, 1979, 296- 300. Yalnızca 909/ ı 503 - 1 504 yılına ait kü­ 56 Kemer
ayırmak ise zor ya da olanaksızdır. rında hiç mücevherat bulunmazdı.
tüğü yayımlıyor. Daha sonra da 917/ 1 5 1 1- 1 2 yılı. Erünsal 1977-79
Tarihi: 16. yüyıl sonu
(İstanbul, 1980), 2 1 3 - 22.
Uzunluğu: 78,8 cm
1 2 TKSA D. 4104, Meriç 1963, no. 7, 775 -778.
TKS z/5 39
Kılıç sapı 13 Onaltıncı yüzyılda Güney Almanya'da kuyumcular loncasına iliş­
Kaynak: İstanbul 198 3, E. 87; Washington 1987, no. 76
İstanbul, 16. yüzyıl ortası kin son inceleme için. Schnörer, Nürenberg 1985, 7 1 - 8 5 .
Kat. no. 87 1 4 B. Çetintürk 1963, 7r 5 -7 3 ı .
15 Ö . L. Barkan'a (1972, 9 3 -107) göre, örneğin, Süleymaniye'nin in­ Kemerler (no. 5 6-5 8) Aralarında fildişi halkalar bulunan yuvarlak uçlu, cilalı fildişi
şaatı için seçilen marangozlar ve taş ustaları özgür (azat) sayılıyor­ plakalardan yapılmış kemer. Siyah mastik kakmalı süslerin
lardı, elverişsiz havalarda işler şantiyede durdurulunca dışarda iş üzerinde halka rnontürlü yakut ve firuze taşlar ile altın tomar
bulup çalışabilirlerdi. Ancak, acaba iş bulabilecekler miydi? Osmanlılar İslam geleneği içinde kemeri askeri güç v e nüfuz kontrpuranı bulunur. Tokası birbirine uçlarındaki altın çem­
16 Stephan Gerlachs des Aelteren Tagebuch (1974). göstergesi olarak kullanmamaları ile özel bir yere sahiptirler. berlerden geçen altın bir iğneyle tutturulmuş iki yarım plaka­
1 7 Schwigger 1608, Göyünç 1963, n 9 - 40.
Onyedinci yüzyıldan önceki saray manzaralı resimlerde kemer dan oluşur. Plakaların üst ve alt uçları bezelidir.
18 Baudier 1635, 1 5 1 b.
19 Pechstein, Nürenberg 1985, 57-70.
20 Barkan 1979, 69 (L), 69-70 (M), Washington 1987, 288.
2 1 Meriç 1963, no. 66, TKSA D. 9628.
22 Fleischer 1986, ı o - I I , Mustafa All'nin Nusretname kopyası
(günümüzde TKS H. 1 365) III. Murad'a sunulmak üzere Recep
992/ı584 Temmuz ortalarında tamamlandı. All'nin Nushatül Se­
latin adlı eserinde, istihdam edilen yirmi hattat, tezhipçci ve nak­
kaşa ödenen yüksek ücretlerden yakınması üzerine bütün giderler
saray tarafından karşılanmıştır. Saray skriptoryumunda düzensiz­
likler olduğuna dair deliller bulunmaktadır ama Ali'nin sultanlar
için yazdığı müşavere kitabı III. Murad'ın sevgisini kazanmayı
amaçlamaktaydı ve dürüst olma çabasını göstermek uğruna eleşti­
rilerinde aşırıya kaçmış olabilir.
23 Bu savın bugüne kardarki en güçlü yorum çeşidi Kanuni'nin
sarayını, XIV. Louis'in sarayındaki Fransız lüks endüstrisinin Col­
bert'vari merkantilist düzenlenmesinin bir Ön taslağı gibi sunan
Washington'dur (1987, 24- 36).
24 Edler de Roover 1966, 22 3 - 8 5 .
2 5 Özellikle Goldwaite ima ediliyor; 1 9 8 0 v e yeni baskı 1984, 6 5 8 -74 .
26 R. Anhegger'in Otto-Dorn'da (1941) yayınladığı belgelere ilişkin
açıklamalar.
2 7 Erdmann 1938; 179- 206; 1940, 5 5 - 8 1 ; 1961, 65 -ro5.
28 Halil İnalcık'ın ikna edici bir şekilde iddia ettiğine göre (El Harir)
ipek imalatı vergi nedenleriyle onaltıncı yüzyıl Bursa'sında toplan­
mıştı ve bu, Bursa'nın Kuzey İran'dan ithal ile Avrupa'ya yeniden
ihraç edilen ham ipeğin antreposu olmasından kaynaklanmaktay­
dı.
57 Kemer Sorguçlar (no. 5 9-63)
II.Selim'in Ayasofya'daki türbesinden
Tarihi: 16. yüzyıl sonu Onyedinci yüzyıl Batılı kaynakları, sultanların kavuklarına
Uzunluğu: 65,4 cm taktıkları sorguçların s�yısını Oşmanlı yönetimi altındaki kral­
TIEM 482 lıkların sayısına denk düşürdüklerini, akla pek yatkın gelmi­
Kaynak: Washington 1987, no. 77
yorsa da, sıkça ileri sürerler. Bundan hareketle, Venedikli mü­
Aralarında fildişi halkalar bulunan cilalı kare fildişi plakalar­ cevheratçıların Kanuni için yaptıkları taçta Asya, Yunanistan,
dan yapılmış kemer. Her plakanın ortasında kabartma bir disk Trabzon ve Mısır krallıklarını temsilen dört düğüm bulunduğu
ile siyah mastik kakmalı çiçek tomarı üzerinde çiçekli altın söylenir. Bununla birlikte, Osmanlı Sultanlarının Avrupa'lıla­
montürlere yerleştirilmiş firuze ve yakut taşlar, oymalı bir altın rın sayı ile ifade yöntemi saplantısına katıldıkları doğru olsaydı
yaprak tomarı bulunur. Oymalı ve kakmalı halkalar ise altın bile, Kanuni'nin bu bakımdan farklı olduğu açıktır, çünkü o
yaprakların ortasında çiçekli altın montürlere yerleştirilmiş kadar geniş topraklar fethetmiş olmasına karşılık kavuğuna
oymalı firuze ya da tek yakutla bezelidir. Tokası kayıptır (bkz. nadiren birden fazla sorguç takardı.
sağdaki detay). Minyatürlerde görülen ilk kavuk sorguçları gonca ya da lale
biçiminde idi. Bu biçim onaltıncı yüzyıl boyunca ve onyedinci
yüzyılın başına kadar yaygınlığını korudu. Çoğu kez öteki tali
sorguçlara zincirle bağlanan ve hepsi de değerli taşlarla kaplı
olan yassı madalyonlar yalnızca onyedinci yüzyılın sonlarında
ve onsekizinci yüzyılın başlarında yaygınlaştı. Kanuni'nin ce­
58 Kemer
naze törenini tasvir eden bir minyatürde (Chester Beatty Kitap­
Tarihi: 16. yüzyıl sonu lığı MS 4 1 3 , fol. ı ı 5 b) Sultan'ın yalnızca iki tane lale biçiminde
Uzunluğu: 91 cm sorguçla donatılmış büyük kavuğu görülmektedir. Jerome
TKS 2/575
Maurand ( 1 5 44) Kanuni'yi kavuğuna yarım fındık büyüklü­
Kaynak: İstanbul 1983. E. 120; Washington 1987, no. 78
ğünde parlak ve yuvarlak bir yakut ile büyük bir altın madal­
Sırasıyla oval ve içbükey kenarlı sedef plakalardan oluşan ke­ yon takmış olarak tasvir eder. Bu da no. 6 3 1'deki madalyonlu
mer, çok küçük altın diskler, siyah mastik ve taç yaprakları ve sorguçtan pek farklı birşeyi akla getirmemektedir.
kabartma çiçek motifleriyle bezelidir. Gümüş bir çerçeveye Sorguçlardan biri (no. 60) Hürrem Sultan'ın türbesinden
yerleştirilmiş olan plakalar arkalarındaki ilmiklerle kırmızı bir alınmıştır. Fakat kavuk kullanmayan saray kadınlarının sivri
deriye oturtulmuşlardır. Derinin bir ucu dik dörtgen biçiminde ucun geçirileceği şişkin bir kavuk olmadan bunları nasıl taktık­
bir plaka ile örtülüdür. Oval plakalardan birine bağlı bir ilmik larını insan anlayamıyor. Sorguçlarda tavus kuşu ya da deve
ufak tefek şeyler asmaya yarardı. Topkapı Sarayı Hazine Da­ kuşu tüylerinden tepelikler bulunurdu. Ancak bunların en pa­
iresinde aynı atölyede yapıldığı sanılan ve buna çok benzeyen halı olanları çoğu kez zamanla çürüyen siyah balıkçıl tüyleriydi
daha birçok kemer bulunmaktadır. Gerçekten de bu kemer iki (Tavernier 168 4, 4) . Sorguçların tüy takılınca ne kadar gör­
ya da üç değişik tipte plakalardan yapılmıştır. Üzerinde dik la­ kemli olduklarını no. 59 göstermektedir.
leler görülen iki plaka ile ince helezoni çiçekler taşıyan plakalar
değişik kemerlere ait olmalıdır, çünkü laleli plakalarda küçük
altın diskler görülmektedir.

59 Sorguç
Tarihi: 16. yüzyıl sonu
Yüksekliği: 14 cm, tüylerle 33 cm
TIEM 438
Kaynak: Washington 166, no. 2 1 3; Tapan 1977, 1 50; İstanbul 1983, E.
2 1 6, 242; Washington 1987, no. 79
altındır ve necef kutunun (no. 70) altın kaidesine çok benzer.
Yassılaştırılmış lale goncası biçimindeki altın sorguçta bir sivri Ayrıca sert bir ağaç çubuktan da destek alan tavus kuşu tüyleri
uç, bir de onu kavuğa tutturan bir zincir bulunur. Ayrıca her iki kahverengi ipeğe sarılır. TIEM Müzesi kayıtlarına göre, bu sor­
yanda istendiğinde başkaca tüyler takmak için içi boş iki de guç İbrahim Paşa'nın Şehzadesbaşı'ndaki türbesinden getiril­
yuvarlak çubuk vardır. Altın sorguçun ön yüzünün, tam orta­ miştir. Bir yanlış anlama sonucu bu sorguçun Tophane'de Can­
sında ucu yuvarlak madalyonun üstü, üsluplaştırılmış bir nar feda zaviyesinde gömülü, Kanuni'nin l 5 36'da idam edilen
ve dik bir Çin işi kabartma lotus ile bezenmiş olup her ikisi de vezirine ait olduğu ima edilmektedir. Bu Şehzadebaşı'nda III.
güzel oyma çiçeklerle süslenmiştir. Zemin mat bir görüntü ver­ Mehmed'in saray mimarı Dalgıç Ahmed Çavuş tarafından
mesi için çizgilerle hakkedilmiştir. Arka yüzü, yapraklarla 1603 'te inşa edilen (Damat) İbrahim Paşa (ölümü 1 601) türbesi
form verilmiş ve elmas biçiminde çiçekli motifler işlenmiş ince olsa gerektir.

1 44 145
60 Sorguç Fasatlı topuz ile sorguçu tutan halkadan oluşan, içi oyuk, iğneli 63 Sorguç Kuyumculuk İşleri Ve Sert Taşlar (no. 64-74)
altın sorguç. Mastik yüzü oymalı dal süslemeleriyle bezelidir.
Tarihi: 16.yüzyıl ortası Topuzunun kaidesinde dört ilmik halka bulunur. Bunların iki­ Tarihi: 16. yüzyıl sonları
Yüksekliği: 12 cm
sine sorguçu kavuğa tutturan ve eşit uzunlukta olmayan zincir­
Yükseliği: 16 cm 64 Gümüş Tepsi
TIEM 419 TKS 2h912
Kaynak: Washington 1987, no. 80 ler bağlıdır. Kaynak: Washington 1987, no. 83 Tarihi: 16. yüzyıl ortaları
Çapı: 29 cm
Delikli zemini türlü yapraklar ve lale tomarıyla bezenmiş hal­ İçi oyuk iğneli altın sorguç. Arkasında, kuş tüyleri konulan TKS 23/1625
kalı ve destekli altın sorguç. Altta sorgucu tutturmaya yarıyan yuvarlak çubukları olan topuzu, düz ve loblu bir madalyonu Kaynak« İstanbul 1983, E. 94; Washington 1987, no. 5 0
1
zincirin takılacağı ilik halkalar vardır. Süleymaniye'de, Haseki bulunur. Altın yüzünde siyah motifler ya da siyah mastik yüzde
Tepsi dövülüp bükülerek yapılmış olup kısmen tezhiplidir. Kai­
Hürrem Sultan'ın türbesinde bulunan böyle bir sorguçun nasıl çiçekli motifler hakkedilmiştir. Sorguçun ön ve arka yüzleri
desinde bir ayar damgası ve Arabi 3 8 3 rakamı vardır. Ortada
olup da onun serpuşunun bir parçası olabileceğini anlamak çok 62 Sorguç ışınsal taç yapraklı montürlere geçmiş yakut ve firuze taşlarla
kabartma bezemeli yuvarlak bir madalyon bulunur. Üzerine
zordur. bezenmiştir. Sorguçun ön yüzünde büyük bir baget kesim safir
Tarihi ve bulunduğu yer: II. Selim'in Ayasofya'daki türbesinden, 16. üsluplaştırılmış Çin şakayıkları ve lotüsleri küçük noktalarla
yüzyıl ortaları vardır. Daha sonraları, belki de onyedinci yüzyılda bu taşın
hakkedilmiştir. Sağ üstte, tuğra biçiminde olmayan damgada
Yüksekliği: 14,5 cm çevresine dört baget kesim elmas eklenmiştir: bunların alt uç­
Süleyman Şah Han Muzaffer Daiman sözleri okunmaktadır.
TIEM 416 ları roza kesimdir. Firuze taşlı zincirler sorguçu kavuğa tuttur­
61 Sorguç Kaynak: Washington 1987, no. 82 Dar ve dik kenarlarıyla, tepesi yassılaştırılmış olan bu tepsi, ke­
maya yaramaktadır.
nar profili ve büyüklüğü açısından düz İznik çeşitlerinden bi­
Tarihi ve bulunduğu yer: il. Selim'in Ayasofya'daki türbesinden, 16. Topkapı Sarayı kolleksiyonlarındaki mücevherata bakı­
Küre biçiminde topuzu, ters döndürülmüş halkası bulunan al­ rine çok benzer.
yüzyıl ortaları lınca Osmanlıların safire çok meraklı olmadıkları görülse de,
tın sorguç. Üzerinde hala tüy kalıntıları görülür. Kaidesindeki
Yüksekliği: 16,5 cm bu insanı yanıltabilir. Örneğin, Marino Sanuto'nun (Diarii, LV
TIEM 421
ilmiği halkalara bağlayan ve sorguçu kavuğa tutturan iki zincir
- [ 1 899 -1900] - 2 32) yazdığına göre, Macarların 1 5 3 1'de İbra­
Kaynak: Washington 1987, no. 81 vardır. İğenin ucundaki parça sonradan eklenmiştir.
him Paşa'ya sundukları safir l 5 ooo duka değerindeydi. Aynca,
Kanuni'ye de muhteşem bire altın vazo içinde safir ve laltaşı ar­
mağan etmişlerdir. Resim için bkz. sayfa 47.

"
65 Altın ibrik 66 Asma Kilit 67 Küresel Sürahi
Tarihi: 1560 civarı Tarihi: 973/1 565 - 66 Tarihi: 16. yüzyıl ortaları
Yüksekliği: 28 cm Uzunluğu: 75 cm Yüksekliği: 13,5 cm
TKS 2/3825 TKS 2h274 TKS 2h873
Kaynak: Petsopoulos r982, no. 28; İstanbul 1983, E. 206; Köseoğlu Kaynak: İstanbul 1958, no. 67; Sourdel-Thomine 1971, no. 16; Wash­ Kaynak: İstanbul 198 ·:3 , E. 96; Washington r987, no. 56
1987, pi. 49; Washington 1987, no. 5 4 ington 1987, no. 5 5
Dökme çinko sürahi. Üzerinde baş parmak yeri de bulunan ek­
Ezilmiş armudu andıran gövdesi çan biçiminde b i r ayak Üze­ Altın kaplama gümüş asma kilit. Üzerinde Kanuni'nin, ze­ lenti kulpu ve düz bir kapağı vardır. Bitkisel desenlerle süslü al­
rinde durur. Dar bir boynu, güzel bir zincire bağlanmış tıkacı, minde çiçekli dal ve yapraklı yazıyla 973/ ı 5 6 5 - 66 tarihi oku­ tın kakmalı sürgün çiçeklerinin üzerinde, tırnaklı montürlerde
ejderha başı bir ağzı ve ağ örgüsü zincirden bir tutamağı vardır. nan, hakkedilmiş gotik süslemeli, Kabe'ye bir ithafı bulunur. küçük firuze taşlar, yakutlar, zümrütler ve inciler görülür.
Gövdesi palmet kabartmalarla bezenmiştir. Bunlar da, arka ze­ . Anahtarı kayıptır. Noktalarla hakkedilmiş çinko zemin yeşile boyalıdır. Değişik
min gibi, güzel çiçek tomarı oymalarla süslenmiştir ve çevresin­ Bu çeşit törensel kilitler (Eyyubi, Memluklar ve Osmanlı ge­ bir üslupla süslenen kapak bir başka kaptan alınmış olabilir,
deki taç yapraklı montürlere baget ya da gül kesimi yakut ve leneğinde), İsl:lm'ın kutsal toprakları üzerindeki himayesinin çünkü çiçekli dal desenli ve altın kakmalı kapak sürahinin
zümrütler yerleştirilmiştir. Her iki yanda, altın çiçekler kakıl­ sembolü olarak, tahta çıkışları münasebetiyle sultanlara tak­ gövdesiyle aynı canlılıkta değildir. Kapağın topuzu altın olup
mış süt rengi bir yeşim plaka ve taç yaparaklarıyla çevrili halka dim edilirdi. Kanuni, Meke'ye hac ziyaretinde bulunmadıgı ve üzerinde bir firuze taş bulunmaktadır.
montürlere yerleştirilmiş gül kesimi yakut ve zümrütle bezen­ Kudüs'te çok daha fazla faaliyet gösterdiği halde, saltanatının
miştir. Tıkacın tam tepesinde kocaman bir roza kesim yakut ilk yıllarında Mekke'de bazı işlere girişti. Bunlar arasında Ka­
durur. Tıkaç üslup bakımından göveden daha yenidir. Ağzı ka­ be'ye som altından musluk yaptırma girişimi vardır (Gaude-
bartma işlemeli olup ağzının süslü arka zemininde altın tomarlı . froy-Demombynes 1923, 40) . Fakat anahtarın takdimi, kay­
madalyonlar bulunur. naklarda belgelerine rastlanmayan tamamen farklı bir başka
Kabın iki yanında iki ejderha başı durur. Ağzında inci tanesi girişim gibi görünmektedir.
tutan başın üzerinde 640 sayısı ve bir de »tecdid« (yenileme)
sözcüğü okunur. Sayı kabın dirhem olarak ağırlığını gösterir
(bir resmi Tebriz dirhemi = 3,072 gr) ve buna göre, kabın ağır­
lığı l,966 · 08 gr'dır (2 kg'a yakın). Fakat, sözcük »tecdid« değil
de belgelerin bir yere kaydedilmesi anlamında bir Serkatiplik
terimi olan »tahrir« de olabilir. Sözcüğün burdaki anlamı pek
açık değildir. Altın kabın sıkça rastlanmayan biçimi deriden su
kaplarını andırmaktadır (II. Murad tarafından l 5 8 1 'de İmpa­
rator II. Rudolph'a armağan edilen kap; Viyana, »Kunsthisto­ 68 Küresel Sürahi
risches Museum«, C. 28). Bu çeşit altın kapları Osmanlı sultan­
Tarihi: 1 6. yüzyıl ortaları
ları içme suyu koymak için kullanırlardı ve minyatürlerde sıkça Yüksekliği: 18 cm
görülen bu kaplar sultanın hizmetkarlarından biri tarafından TKS 2/2856
taşınırdı. Resim için bkz. sayfa 1 39· Kaynak: Washington 1987, no. 5 7

Dökme çinko sürahi. Üzerinde baş parmak yeri d e bulunan ek­


lenti kulpu ve düz bir kapağı vardır. Bitkisel desenlerle süslü al­
tın kakmalı sürgün çiçeklerinin üzerinde, tırnaklı montürlerde
küçük firuze taşlar, yakutlar, zümrütler ve inciler görülür.
Noktalarla hakkedilmiş çinko zemin yeşile boyalıdır. Değişik
bir üslupla süslenen kapak bir başka kaptan alınmış olabilir,
çünkü çiçekli dal desenli ve altın kakmalı kapak sürahinin
gövdesiyle aynı canlılıkta değildir. Kapağın topuzu altın olup
üzerinde bir firuze taş bulunmaktadır.

1 49
69 Kabartmalı Altın Sürahi 70 Altın Kalem Kutusu (Kalemdan)
Tarihi: 16. yüzyıl sonları Tarihi: 16. yüzyıl sonları
Yüksekliği: 20 cm, Çapı: (en geniş yerde) 1 5 , 5 cm Uzunluğu: 40 cm
TKS 2/8 TKS 2h2
Kaynak: İstanbul 1983, E. 2n; Tokyo 1985, 3 1 ; Türkoğlu 1985, 12; Kaynak: Washington 1966, no. 222; İstanbul 1983, E. 209; Türkoğlu
Köseoğlu 1987, pi. 52; Washington 1987, no. 61 1985, 13; Köseoğlu 1987, pi. 42; Washington 1987, no. 62

Boynu aşırı derecede süslü, gövdesi bir ampulü andıran, kapağı Kalemdan, mavi beyaz çiçeklerle ve altın arabesk süslerle bezeli
kubbeli, dökme ejderha figürlü kulpu olan sürahi. Hasara uğ­ renkli kağıt üzerine dizili yuvarlak ve oval dışbükey necef pla­
radığı için ayağı üstünde bel verir gibi durur. En çarpıcı Özelliği kalardan yapılmıştır. Plakalar altın bandlarla tutturulmuş ve
çevresinde ışınsal çiçekler olan baget kesim zümrüt ve yakutlar altın halka montürlere yerleştirilen roza ya da baget kesim
hakkedilmiş sekiz sivri necef sarkık oluşudur. Bu taşlar mavi zümrüt ve yakutlarla donatılmıştır. Necefin Üzerindekilerin
bir arka zeminde ve beyaz, kırmızı ve sarı bitkisel altın motif­ çevresinde ışınsal taç yaprakları görülür. Kapağın tam ortasın­ ).
lerle süslenmiş kağıt üzerindeki gövdede altın montürlere otur­ daki zümrüt fasadsız değerli bir taştır. Ekli olan kaidesi, Os­
tulmuşlardır. Altın, necef ve değerli taşlar ile kağıttan oluşan manlı ipekli kumaşlarından madalyon desenleri andıran, çiçek
alışılmışın dışında bu karışım kalemdanda da görülür (no. 70) . motifli büyük madalyonlarla süslü ince altın levha ile astarlan­
Testinin altın yüzüne ve kapağına noktalarla hakkedildikten mıştır.
sonra birbirine sarılmış yapraklar işlenmiş ve belli aralıklı İç tarafta kalemdanın kapağı düz altın varakla astarlanmış
halka montürlere baget kesim yakutlar oturtulmuştur. Sonra­ olup, gövde, siyaha boyanmış ahşapla ve lale desenli altınla
dan renklendirildiği sanılan tabanı, halka ayağa yerleştirilen kaplıdır. Kalemdanın sol ucunda yakut ve elmaslarla kaplı ve
ayrı bir altın aksam dır. Üzerinde hakkedilmiş altılı bir yaldız ve gümüş yaldızlı sabit bir tablada mürekkep ve kum hokkaları
bir de rozet bulunmaktadır. durur. Tabla üzerinde kabartma arabesk süslemeler kontr­
puanıyla çok ince işlenmiş çiçek tomarı görülür.
Kalemdana zincirle tutturulmuş gümüş yaldızla, üstü doğal
çiçek desenli ve sabit olmayan bir başka tabla ise sonradan
ilave edilmiştir (resim sağdaki sayfada) .

7{!;?,,'Y.;.
;·l�- I'
I

71 Yeşim Kutu 72 Sert Taşlı Sürahi


Tarihi: 1 5 30 - 50 civarı Tarihi: 16. yüzyıl sonu
Uzunluğu: 14,8 cm Yüksekliği: 19 cm
TKS 2/2085 TKS 2/38 8 1
Kaynak: Washington 1987, no. 63, bkz. Milan 1987, no. 286, ve Tokyo Kaynak: Washington 1966, n o . 2 1 9 ; Skelton 1978, fig. l; Londra 1983,
1985, no. 3 1 3 (TKS 2ho84'ü tanımlayan) ref. mineleme; Tokyo 1985, 2/32; Türkoğlu 1985, 14; Köseoğlu 1987,
pi. 50; Washington 1987, no. 64
Süslü ve kabartmalı gümüş yaldızlı bir çerçeveye oturtulmuş,
sürgülü kapağı olan, koyu yeşil yeşim kutu. Dökme altın ej­ Ejderha başlı kulbu olan üstü kapalı sürahi. Yekpare siyah
derha başlı ayaklar ayrıca eklenmişlerdir. Gümüş yaldızlı mon­ kuartz ya da oksidyan taşından oyulmuş olup üzeri baget kesim
türlerle yeşim plakalar, çevresinde taç yaprakları bulunan tır­ yakutlarla kaplıdır. Yakutlar, altın işlemeli yaprak ve dallarla
naklarla monte edilmiş yakut ve firuze taşlarla kaplıdır. Bunlar birbirine bağlanmış çiçek biçiminde halka montürlere geçmiş­
düz bir çizgi halinde sıralanmışlardır ve helezoni kabartmaları tir. Kenar, kaide ve kapağın iç tarafındaki altın kakma daha sa­
olan altın disklerle almaşlı olarak sıralanmışlardır. Topkapı Sa­ dedir. Kapağın kaidesinde ve testinin gövdesinde altın montür­
rayı koleksiyonunda bunun benzeri birkaç tane kutu bulunur ler vardır. Bunlar dıştan koyu ve açık yeşil ve mavi mine, beyaz
(İstanbul 1 9 8 3 , E. 82) . ve sarı opak ile süslenmiştir. Kapağında güzel laleler ve süm­
büller vardır, fakat bunlar kapak kapalı iken görülmezler.
Ayak altın işlemeli olup yeşil, mave ve beyaz minelerle bezen­
miştir. Testinin içinde, radyal harflerle Kur'an'dan (LXXVI,
21) »ve onların Rabbı onlara bir yudum saf su verecektir« söz­
lerinin hakkedildiği kalın bir altın filtre vardır. Ve tam ortada
firuze taşlı kaba işlemeli arabesk bir madalyon bulunur.
il. Bayezid'in ( 1 4 8 1 - 1 5 12) emirnamelerinde Edirne'de mi­
necilik olduğuna dair atıflar varsa da, onyedinci yüzyıldan önce
Osmanlı mineciliğine ait somut kanıt çok azdır. Gerçekte bu
testideki bezemelerin onaltıncı yüzyılın sonlarına ait olduğu
düşünülebilir. Kapağın çevresinde bulunan ve zorla görülebil­
dikleri için sonradan eklenmiş olma ihtimalleri düşük olan mi­
nelerin kalitesi, bu tekniğin eskiden beri var olduğu düşüncesini
önerir (resim sağdaki sayfada) .

Sürahinin filitresi. Kat. no. 72


73 Yeşim Kupa Kakmalı ve Süslemeli Porselenler (no. 75-78)
T
Tarihi: 1 5 . yüzyıl sonu Topkapı koleksiyonlarında yapılış tarihleri yaklaşık olarak
Yüksekliği: 17,7 cm saptanabilen Çin kökenli parçalardan kalan kakmalı ve süslü
TKS 2/3832 porselenlerin çoğu onaltıncı yüzyılın sonu ve onyedinci yüzyılın
Kaynak: İstanbul 1983, E. 207, ve resimli; Köseoğlu 1987, pi. 53;
başlarına aittir1. Montürlerin çoğu ise daha sonraki dönemlere
Washıngton 1987, no. 66.
aittir. 1680- 8 1 tarihli saray envanterinden2 önce, bu tür porse­
Yekpare donuk yeşil yeşimden yapılmış kupanın köşeli bir lenlerin hemen hemen hiç sözü geçmez. Onsekizinci yüzyılın
kutbu ve kubbemsi bir kapağı vardır. Dış yüzü, bitkisel kıvrım­ arşiv belgelerinde sayısı gittikçe artan atıflar, bunların imala­
lar yapan oymalı altından yaprak ve dallarla ve çevresinde taç tında bir artış olduğundan çok artık saray tarafından rağbet
yapraklar bulunan altın halka montürlere oturtulmuş zümrüt edilmediğini göstermektedir. Böylece bu porselenler evlenen
ve yakutlarla kaplıdır. Madalyonun ortasındaki gül kesim bü­ saray kadınlarına verilen uygun birer hediye olmaya başladı.
yük yakutların dışındaki bütün taşlar baget kesimdir. Çeyizlerin saraya geri dönmesi bir kural olmasına rağmen, faz­
İçine süslemesiz altın levha geçirilmiştir. Kapağının alt yanı laca rağbet edilmeyen eşyaları saray dışına göndermek daha
ile kaidesi halka montüre oturtulmuş yakut ve etrafında oymalı emniyetli bir yoldu.
altın arabesk süslerle kaplıdır. Kupanın biçimi ve köşeli kalbu Osmanlıların, porselen imal eden ya da porselenleri kakma
deri benzerlerinden alınmıştır. Topraktan yapılmış olanları da ve süsleme ile kaplayan son dönemlerin tek İslam hanedanı ol­
çoktur. Çinili Köşk'deki mavi-beyaz »Kütahyalı İbrahim« ku­ duğu görülüyor. Bunların Memluk ya da Moğol zevkine denk
pası bunların onaltıncı yüzyılın başından beri çok yaygın ol­ düştüğünü gösteren literatürde herhangi bir kanıt yoktur. Ar­
duklarını gösterir. Birçok toprak kupanın taklitleri bile vardır. debil koleksiyonunda kalan parçalar ise çok sadedir3. İznik
Bunların deri benzerlerinden esinlenerek yapıldıkları, kulpları­ atölyelerinde imal edilmiş seramiklerden de montürlü ve süslü
nın yanlarındaki dikişlerden kolayca anlaşılır. Resim için bkz. birkaç parça olması gerek4. Kakmalı ve süslemeli parçaların
sayfa 5 ı. hemen hemen tümünün porselen olmasının nedeni Osmanlıla­
rın gözünde bunların sertlik ve parlaklık bakımından sert taş­
lara benzemeleridir. Ayrıca, bunların çoğu Kanuni'nin halefle­ 75 Porselen Kalem Kutusu (Kalemdan) 76 Kapaklı Yuvarlak Kase
rince yapıldıysa da bunların görüntülerini daha önce işlenmiş
Tarihi: l 500 civarı (porselen), Osmanlı, 16. yüzyılın sonu (işçilik) Tarihi: 15 50-1600 (porselenler), Osmanlı 16. yüzyılın sonu (montür­
olan yeşim ve necefler belirlemiştir. Rönesans ve maniyerist Av­

1
Uzunluğu: 27 cm, Genişliği: 7,7 cm, Yüksekliği: 7,5 cm. ler)
rupa ile parelellik belirgindir. Ayrıca Spallangani5 Medici sa­ TKS 2/894 Çapı: 1 5 cm, Yüksekliği (bir uçtan bir uca): 17,5 cm.
rayında lüks zanaatkar kapsamında ne kadar porselen varsa Kaynak: Hobson 1933-34, pi. ıx; Ünal 1963, pi. 9; Krahl 1986, no. TKS 1 5h767
bütün hepsinin kakmalı ve süslemeli olduğunu belirtir. Bunun 666; Washington 1987, no. 68 Kaynak: İstanbul 1983, E. 214; Krahl 1986, no. 1784; Washington
1987, no. 69
nedeni, porselen tek başına kıymetsiz addedildiği için Cellini
Hafifçe kubbeli kapağı olan dikdörtgen biçiminde kalemdan.
74 Kalemdan gibi kuyumcuların desenleriyle süslenerek ancak bir standarda 1 5 5 0- 1600 arasında »Jing zhi« (»çok nefis yapılmış«) alameti
Yapıldığında menteşesi yoktu. Biçimi ondördüncü yüzyıla ait
ulaşabilmesi idi. Avrupa'daki tavan aralarında çok miktarda olan alttaki top parçanın içi düzdür. Ortadaki, mavi yapraklar
Tarihi: 1600 civarı İslam üslubundaki metal eşyalara dayanır. Dalga ve kaya mo­
Çin porseleni bulunması da, bunların üslerindeki süslerden çok arasında beyaz çiçekli yaldız izleri bulunan kabartma şakayık
Uzunluğu: 27 cm. tiflerinden bordürü olan lotüs çiçek tomarları ile bezenmiştir
Kaynak: İstanbul 1983, E. 205 ; Washington 1987, no. 67. daha az kıymet taşıdığına bir işarettir, çünkü üstlerindekiler hiç madalyon (bkz. Krahl 1 986, no. 1 2 5 5 ) , belki de Osmanlıdır.
(aynı yıllara ait değişik lotüslerle süslenmiş bir kalem kutusu da
olmazsa eritilebiliyordu. Osmanlı kakma süsleri de vasat görü­ Üstteki onaltıncı yüzyıla ait top parçanın içinde, tam ortada,
Tokyo'da Idemitsu Sanat Müzesindedir, 1984, pi. 8 37). Dış
Yeşil-kahve rengi, bir olasılıkla akik ya da yeşim taşından yapıl­ nüşlü Çin porselenlerini güzelleştirmek amacı (ki bu amaç ger­ bir söğüt ağacının altında balıkçı kayıklarının görüldüğü ka­
yüzü kakmalı altın tel ve küçük lotüs yapraklarıyla ve her lotü­
mış, oymalı bir altın çerçeve içinde, sürgülü kapağı olan, küçük çekleşmiştir de) ile yapılmıştır fakat yaklaşım çok farklıdır. Bu bartma bir peyzaj ve kabartma lotüsler vardır.
sün tam ortasındaki montürlere oturtulmuş baget kesim yakut­
ve dikdörtgen biçiminde kalemdan. Dış yüzü, kabartma detay­ nedenle III. Murad ile II. Rudolf süslü porselenleri arasında Top parçaların dış yüzlerinde, ortasında yakut taşlar bulu­
larla bezenmiştir. Zümrütler ve yakutlarla bezenmiş altın asma
ları olan altın kakmalı lotüs çiçeği ve tüylü yapraklarla kaplı­ veya Kanuni ile aynı dönemin Medicileri için yapılmış olanla­ nan altın kakmalı yapraklar biçiminde kabartma madalyonlar
kilit köprüsü bir olasılıkla sonradan eklenmiştir. Kalem kutu­
dır. Hepsinde de halka montürlere oturtulmuş baget kesimi rın arasında ilgi kurmak zordur. mevcuttur. Alttaki top parçanın ayağında ve kenarında yaldız
sunun ön yüzünde kaybolmuş bir lotüs montürünün yerinde
zümrüt ve yakutlar görülür. Bu montürleri çevreleyen lotüs ve 1 Fukan Raby ve Ünsal Yücel, »Osmanlı Sarayındaki Çin Porselen­ izleri vardır. Üstteki top parçanın tarak kabuğu biçiminde, de­
derince bir delik görülür ki buraya bir altın montür konmuştur.
yaprak süsleri az rastlanan ve Osmanlıların ancak Çin porse­ leri« Krahl 1986, 27-54; Ünal 1963, 674-714. ğerli taş ve altın kakmalı gotik süsleri vardır. Resim için bkz.
İçi yazı takımları için bölümlere ayrılmıştır. Burada delikli
lenlerinde kullandıkları motiflerdir ( örneğin no. 76) . Kalem­ 2 TKSA D. 1 2 a, 12b. 3 Pope 1956. sayfa 1 5 6.
4 Montürler tabii çıkarılını�tır. Altın bir armatür veya tek tek kakıl­ ve kubbeli, çiçek motifli altınla kaplanvmış olan yeşim kapaklı
danın bir ucunda içinde metal bir mürekkep hokkasının dur­
!Ilış taşlar için matkapla delinmiş delikleri olan sürahi için bkz. bir kum hokkası vardır. Bir de artan mürekkebi silmeye
duğu tabla vardır. Hokkanın yarı saydam kırmızı mineden
lstanbul 198 3, E. 16 5; British Museum, Godman Bequest'teki delik­ yarayan ham ibrişim için bir başka hokka mevcuttur. Bu hokka
oluşan sekiz taç yaprağının ortasında baget kesimli bir zümrü­ leri doldurulmuş sürahi için bkz. Rogers 1984, 24-35. da altın kaplıdır, fakat üzerinde yakutlarla bezenmiş menteşeli
tün oturduğu bir de altın kapağı bulunur. 5 Spallanzani 1978, 126.
bir de altın kapağı vardır. Ayrıca altın kakmalı, lotüs goncası
· biçiminde gri-yeşil yeşimden tepesi olan büyük bir mürekkep
hokkası ve küçük bir menteşesi olan, yakut taşlı bir kapağı var­
dır.
Kapağın alt kenarı, uçlarda çiçekli ağır altın çizgilerle be­
zenmiştir, ortada çok süslü mavi ve kırmızı benekler görülür.
Buna en yakın olan porselen montürleri onaltıncı yüzyıla ait
küçük mavi-beyaz kapta bulunur (TKS 1 5h8 87, Krahl 1986,
no. 1 828).

155
78 ibrik
Tarihi: r4. yüzyıl (porselen), r6oo civarı (montürler)
T Aynalar (no. 79 - 8 1)

Yüksekliği: (tıkacı dahil) 20,5 cm


Kaynak: İstanbul r983, E. r 3 1 ; Krahl r986, no. 2 r 9; Washington
r987, no. 7 r 79 Ayna
İki yanı yuvarlak v e düz hale getirilmiş, armut biçiminde bir Tarihi: 1 5 20-30 civarı
Yüksekliği: 30 cm, Çapı: r4 cm
gövdesi vardır. Bir yanında bulutlar içinde uçan turna kuşuna
TKS 2/r 8or
binmiş Xi Wang Mu'nun resmi, öbür yanında dalgalar ara­ Kaynak: İstanbul r983, E. 8 r ; Washington r987, no. 72
sında bir kayık görülür. Nanjing Eski Eserleri Koruma Komite­
sine ait benzer bir kabartma tekniğiyle süslenmiş bir ibrik de Tarak kabuğu biçiminde işlenmiş demir ya da çelik çerçeveli
Nanjing yakınlarında bir harfiyat sırasında 1 4 1 8 yılına ait bir yuvarlak ayna. Çiçekli gotik süslerle bezenmiş, ucunda soğan
mezardan çıkarıldı. gibi yivli bir topuzu bulunan, koyu yeşil köşeli yeşimden sapı
Kulpu, ağzı ve kapağı kayıptır. ibrik, boyun kısmı kısaltıla­ vardır. Aynanın yaldızlanmış çevresinde tırnaklı montürlere
rak ve üstü kabartmalı kıvrık iki ağız ve mercan boncukla süs­ oturtulmuş almaşık olarak firuze ve yakut taşlar dizilidir.
lenmiş kubbeli bir tıkaç eklenerek mataraya dönüştürülmüş­ Aynanın arkası metaldir ve altın işlemelidir. Tamamı bulut şe­
tür. Ağızları ve kapağı tutan zincirin ucunda bir kanca bulunur ritleriyle doldurulmuş yuvarlak uçlu üçgenler, helezoni kabart­
(resim sağdaki sayfada) . malar ve dairesel şekillerin hepsi de sanki ortadaki altılı yıldız­
dan dağılmaktadırlar. Zemin menevişli arabesklerle süslenmiş­
tir. Küçük tırnaklı halka montürlere oturtulmuş yakutlarla
firuzeler dış görünüşü renklendirirler. Arka yüzün bordürü,
üzerinde nesralik yazıyla Acemce yazılmış narsist tavırlı nazum
bulunan panellerden oluşur (şiiri okuyup açıkladığı için British
Library'den M. 1. Waley'e teşekkürler). Şiir, aynayı kendisine
bakanların ruhunu estiren o mağrur güzelliğe benzetir.
New York'ta Metropoliten Sanat Müzesinde (Berlin 1982,
no. ıo9) süslemeleri bununkine çok benzeyen, belki de aynı

ı
atölyeden çıkmış bir çelik �yna vardır.

77 ibrik
Tarihi: r5. yüzyıl başları (porselen), r6oo civarı (montürler)
Yüksekliği: 33 cm.
TKS r 5h944
Kaynak: Krahl r986, p. 24, no. 633; Washington r987, no. 70

Armut biçiminde düz beyaz ibrik. Kıvrık ağzı bulut biçiminde


bir kuşakla boyun kısmına bağlıdır. Üstünde halka bulunan

l
kıvrık bir kulbu vardır. Ayağının Üst kısmında ve boynunun et­
rafında kabartma ve tomar hatmi ve lingzhi (gizemli mantar)
görülür (bkz. aynı tarihlere ait, biçimi de bunukine benzeyen,
fakat camgöbeği mavisi hatmi desenleri olan ibrik) (TKS
l5/ı368, Krahl 1986, no. 617).
Osmanlı üslubundaki altın kenar montüründe ve menteşeli
ve kubbeli kapağında tüylü kabartma yapraklar görülür. Bun­
lar halka montürlere oturtulmuş yakutlarla kaplıdır. Bunların
dışında bir de firuze taşlı gotik süs vardır (bkz. necef ve altın tes­
ti, no. 69, 1600 civarı). ibriğin boynunda, kapağın sıkıca otur­
duğu gümüş yaldızlı bir astar bulunur.

l 157

l_
80 Ayna 81 Ayna Silahlar Ve Zırhlar (no. 82-96)
Tarihi: 9501 I 5 43-44 Tarihi: I6. yüzyıl sonları
TKS 2/2893 Yüksekliği: 3I cm, Çapı: IO cm 82 Hançer
Yüksekliği: (bir uçtan bir uca) 30,2 cm, ayna I4 cm x n,2 cm TKS 21I804
Kaynak: Paris I953, no. I88; İstanbul I958, no. 73; Washington I966, Kaynak: İstanbul I983, E. 89; Frankfurt I985, no. rnlI; Washington Tarihi: 920I I S I 4
no. 2I6; İstanbul I983, E. 88; Köseoğlu I987, pi. n7; Washington I987, no. 74 Uzunluğu: J I,5 cm
I987, no. 73 TKS 2/254
Fildişi çerçeve birbirine geçmiş arabesklerle hakkedilmiştir. Fil­ Kaynak: Washington I966, no. 237; İstanbul I983, t. 80; Washington
Abanoz çerçeveli camdan aynayı küçük tezhipli çivilerin de dişi aynanın arkasında çiçek, yaprak, lotüs çiçeği ve yarım pal­ I987, no. 9 I
yardımıyla fildişi levhacıklar tutmaktadır. Aynanın etrafındaki met oymaları, ortada bulunan, çevresi taç yapraklarıyla bezeli,
bordüre halkalı altın tel kakılmıştır. Uzun sapı yivli ve oymalı Hançerin altın çiçek süslemeli, oymalı ve kakmalı, taş kristal
halka montürlere oturtulmuş firuze taşlı rozetten dağılıyor gi­
abanozdur. Aynanın arkası, tezhipli çivilerle tutturulmuş, ke­ bir sapı vardır. Mavi çelik bıçağı, menevişli altın arabeskler ve
bidir. Uzun ve içi oyuk fildişi sapı ile topuzunda küçük halka
narları köşeli fildişi levhacıklardan oluşur. Oymalı bezemeler çiçek sarmallarla ince bir biçimde bezenmiştir ve orijinal olarak
kalıntıları görülür. Bunlara bir zamanlar oyma fildişi bir zinci­
üç düzeyde düzenlenmiştir: tam ortada birbirine geçmeli Çin sekiz firuze ve bir yakut taşımaktadır. Sapın ucundaki topuzun
rin takılı olduğu tahmin edilmektedir. Çerçeve içindeki cam
üslubunda çiçekler vardır, bunların etrafında kıvrımlı çiçekler her iki tarafına birer kare ve yazılar oyulmuştur. Bir yüzünde
aynası kayıptır.
ve bulut şeritleri bulunur, sonra da aynayı yapan Gani tarafın­ »tarih sene« (»tarih bu yıldır«) sözcükleri, bunun altında ise her
dan Kanuni'ye ithaf edilen üç beyitin oymalı harflerle yazıldığı satır Ş, K, R, T harflerinden birini içerecek biçimde onaltıya
bordür ve bir de 930/ I 5 3 3-34 tarihi vardır. Köşeli bordürlerde, bölünmüş bir kare vardır. Ebced'e göre bu harflerin sayısal top­
yeşil ya da koyu mavi renkte ince kenar süsleri bulunur. lamı 92o'dir. Karenin karşılıklı yanlarını birbirinin ayna gö­
rüntüsü olacak biçimde malik-el-mülk (»krallığın sahibi«)
yazılmıştır. Kabza topuzunun diğer yüzünde fath-i Acem
(» İran'ın fethi« -ile ilgili-) sözcükleri yazılıdır. Bunun altında da
diğer yüzdeki karenin aynısı vardır ve A, L, L, N harflerini içe­
rerek 6o'lık bir ebced toplamı verir. Malik el-mülk yazısı yine
aynı görüntüyü verecek biçimde yazılmıştır. Topuzun tepe­
sinde sayısal değeri 90 olan üç harf, M, Y, M harfleri yine aynı
görüntüyle yazılmış olarak bulunur. Tarih sene-(i): feth-i Acem
yazısı Sultan Selim'in Çaldıran'da (920! I S I4) Safevilere karşı
kazandığı zafere açık bir atıftır ve hançer bu nedenle, bu zaferin
anısına sipariş edilmiştir. Aksi taktirde yazıların ve harflerin
anlamı açık değildir. İki karedeki Ş, K, R, T: A L L H harfleri
bir »tanrıya şükür« - al-şükr li'llah - formülünü hatırlatma
amacını taşımış olabilir. Fakat bu durumda ortaya çıkan 66
sayısı yanıltıcıdır. M Y M harfleri ise tümüyle belirsizdir.

83 Asa
Tarihi: I6. yüzyıl sonları
Uzunluğu: 72 cm.
TKS 2/7I5
Kaynak: Washington I987, no. 85

Uzun bir tutamağı ve şişkin bir başı olan asa dökme demirden­
dir. Tamamen altın kaplama olup çiçek sarmalları ile örtülü ve
firuzeler ve fasetasız yakutlarla (kesme yakutlar muhtemelen
sonradan takılmıştır) bezenmiştir. Altın örtü, daha önceden
kalıpta dövülerek parça parça uygulanmıştır; yassı altın tel be­
zemenin dış hatlarını belirler ve ek yerlerini gizler. Taşlar, çiçek
yaprağı şeklinde yakaları olan yuvalara oturtulmuştur. Asanın
tepe bölümü, İran Safevilerinden gelme bir teknikle (firuze­
kari), altın şeritlerle birbirinden ayrılmış ince firuze tabakala­
rıyla süslenmiştir.
Savaşta ve avda üst subayların ve Kanuni'nin kendisinin asa
taşıdığı Süleymanname'deki (no. 49) resimlendirmelerde görü­
lebilir. Asalar aynı zamanda tören gereçleriydi ve bunun gibi
mücevherli olanların öncelikle bu amaç için olması gerektiği
düşünülebilir. Resim için bkz. sayfa I 6o.

159
84 Kanuni Sultan Süleyman'nın Kılıcı iki yüzünde farklı olmak üzere, birbiriyle kavgaya tutuşmuş bir
anka kuşuyla bir canavarın, ince bir biçimde oyulmuş Çin işi
Tarihi: 933/1526-27
Uzunluğu: 66 cm Timur loti.is kıvrımlarının üzerine oturtulmuş şekilleri yer alır.
TKS 2/3776 Her iki çift yaratık, dökme veya dövme demir veya çelik veya
Kaynak: Münih 1910, no. 148; İstanbul 1958, no. 69; Ünsal Yücel kısmen yaldızlı çeliktendir. Gözlere yakutlar oturtulmuş ve bu
1964-65; İstanbul 1983, E. 85; Köseoğlu 1987, pi. 82; Washington figürler bıçağa sonradan çivilenmişlerdir. Osmanlı ve Safevi sa­
1987, no. 86
natının benzersiz karmaşıklıkta bir ustalık işidir bu. Her iki
Sap fildişindendir. Üzerinde kıvrımlı bahar dalları oyulmuş, yüzde de anka kuşu ve canavarın yazıya göre ters durmaları ga­
kara mastika kakma yapılmış ve yüzeyi çin çiçek sarmalı ve al­ riptir.
tın bulut şeritleriyle kaplanmıştır. Topuzun merkezinde olması Bıçakta omurganın üzerinde nestalik Farsça dizeler ve
gereken taş yoktur, fakat narin lotüs kıvrımları küçük yakut­ yapan ustanın, Ahmed Tekelü'nün imzası bulunur. Karabacak
larla süslüdür: tepesinde gümüş yaldızlı bir göbek vardır ve ( 1 9 1 3 ) , Ahmed Tekelü'nün nisbasının onun Teke Türkmen­
buna büyük bir firuze oturtulmuştur. Muhafazası altındandır leriyle ilişkisi olduğunu düşündürdüğünü - ki Teke Türkmen­
ve dövülerek işlenmiştir. leri onaltıncı yüzyıl başlarında Meşhed yakınlarında kurulmuş
Çelik bıçak kısmının üzerinde bulunan menevişli kabartma olan Kızılbaş Konfederasyonunun bir parçasıdır - ve ismi mev­
»sülüs« yazısı, Kanuni için yazılmış Arapça bir ithaf ve kendisi­ cut kayıtlarda görünmemekle birlikte, Sultan Selim tarafından
nin Serkatip titri ve (İstanbul 1 9 5 8, no. 69'da tam olarak veril­ l 5 1 4'te Tebriz'den getirilen ustalardan biri olması gerektiği
mektedir) 933/ı 526-27 tarihi, her iki yüzde devam eder. Orta yolundaki akla yakın savı öne sürmüştür. Her halükarda bu kı­
bölümdeki si.islemeler ise ince bir biçimde oyulmuş lotüs kıv­ lıç, Kanuni'nin saltanatının erken dönemlerinde, Acem altın
rımları ve arabeskler veya aslan, maymun, hayvan ve canavar ustalarının onun için neler yapmakta olduğu konusunda iyi bir
vb. kafalarından oluşur. Sapa yakın bölümdeyse, bıçağın her fikir vermektedir (bkz. sayfa 30- 3 l ) .

Asa. Kat. no. 8 3

1 60 161
85 Kılıç ") . 87 Kılıç
Tarihi: 9 3 8/ 1 5 3 1- 3 2
Tarihi: 1 5 5 0
Uzunluğu: 73 cm, kını 7 3 , 5 c m
Uzunluğu: 9 3 , 8 cm, kını 8 7 , 8 cm
TKS l/74
TKS lh94
Kaynak: Paris 1 9 5 3 , no. 51; Washington 1987, no. 87
Kaynak: bkz. Zky 1979; Alexander 1983; Washigton 1987, no. 89

Kılıcın (meç) dar, düz ve çelik bir bıçak kısmı vardır. Bir
Kılıcın kavisli çelik bir bıçağı vardır. Bıcağın üzerinde, artık
yüzünde menevişli altın bulut şeritleriyle süslüdür, diğer okunmaz hale gelecek kadar aşınmış, menevişli altın süslemeli
yüzünde ise Kur'an LXV, 2-3, başka dualar ve İstanbul bir yazı vardır. Sapı köşelidir ve sapının deri kılıfı her yüzde iki
9 3 8/ l 5 32-3 3 Sultan Süleyman hazinesine atıf yazılıdır. Bıçağın küçük çiviyle çivilenmiş altın pullu birer balıkla tutturulmuş­
omurgasının üzerinde altın çiçek motifleri vardır. Silindir bi­ tur. Bu çivilerden biri balığın gözünü oluşturur. Sapın ucundaki
çimli çelik sap, bıçakla birleştiği yerdeki menevişli arabeskler yuvarlak karartılmış çelikten olup, kenarları seyrek örgüyle iş­
ve bulut şeritleri sayılmazsa sadedir. Sapın ucundaki altın to­ lenmiştir ve sap gibi fasatlıdır. Ayrıca arabeskler, bulut kıvrım­
puz, yanları çevreleyen kabartma palmet efrizi ile ve tepede altı ları ve firuzelerle süslenmiş dört nestalik yazılı kartuş, mene­
yapraklı bir yıldızla süslenmiş ve ince bir biçimde oyularak vişli altınla işlenmiştir. Çıkıntıların. her yüzünde menevişli altın
yakalı yuvalara fasatsız yakutlar ve firuzeler oturtulmuştur. Kı­ işlenmiş bulut şeritleri ve arabeskler vardır. Bunlar, ince bir bi­
lıcın silindir biçiminde tahta bir kını vardır. Kının etrafında çimde menevişlerle işlenmiş bir şakayık ve lotüs kıvrımının
ince bir altın şerit dolandırılmıştır ve basitçe oyulmuş bir askı üstünde yer alırlar ve çelikle aynı seviyededirler. Deri kaplama­
yeri vardır. Kının ucunda ve ağzında, sapın ucundaki topuzla larında askı yuvaları vardır; sapla uyumlu olacak biçimde me­
uyumlu olan mücevherli altın montürler vardır. nevişli bulut şeritleri ve arabesklerle işlenmiştir. Balıklara bu
dönemin kılıçlarında sık rastlanır ama neyi simgeledikleri be­
lirsizdir. Resim için bkz. sayfa 142.

86 Kılıç
Tarihi: 1 5 5 0
Uzunluğu: 9 3 , 8 cm, kını 8 7 , 8 cm 88 Merasim Miğferi
TKS ı/463
Kaynak: İstanbul 1 9 5 8 , no. 5 1 ; Washington 1987, no. 88 Tarihi: 16. yüzyıl sonları
Yüksekliği: 28 cm
Kılıcın (kılınç) kavisli, çelik bir bıçağı vardır. Bıçağın her iki TKS 2/n87
Kaynak: Tezcan 1975, s. 22; İstanbul 1983, E. 2 1 9 ; Köseoğlu 1987, pi.
yüzünde Kur'an LXV, 2-3'ten (bkz. no. 85) yazılar ve Kanu­
37; Washington 1987, no. 84
ni'ye bir ithaf, manevişli altınla yazılmıştır. Sap fasatlıdır ve
deri muhafazası her yüzde üç altın rozet çiviyle tutturulmuştur. Burun, göz ve boyun koruyucuları bulunan konik miğfer, de­
Sapın ucundaki yuvarlak da fasatlıdır ve karartılmış çelikten­ mir ve karartılmış çelikten yapılmış olup, bol miktarda altınla
dir. Hafifçe kabartılmış ve ince biçimde oyulmuş altın çin bu­ süslenmiş ve firuzeler ve fasatsız yakutlarla kaplanmıştır. Altını
lutları ve çiçek kıvrımlarıyla süslenmiştir. Artı işareti şeklin­ daha iyi tutabilmesi için pürüzlendirilmiş demire uygulanma­
deki çıkıntılar aynı şekilde süslenmiştir. Kın tahtadan yapılmış dan önce, madalyonların ve palmetlerin kabartmalı çiçek kıv­
olup, deriyle kaplanmıştır. Derinin üzerinde, karartılmış çelik rımlarını oluşturmak üzere dövülerek şekillendirildiği düşü­
kabartmalar ve kılıcın sapının ucuna ve çıkıntılara uyacak bi­ nülmektedir. Menevişli zemin, serpme bahar dalları, lotüs, çin
çimde menevişli altın süslemeli askı yuvaları vardır. -bulutlarından ve boyun koruyucusundaki lale motiflerinden
oluşmaktadır. Miğfer yazısızdır (Schloss Ambras'tan Sokullu
Mehmed Paşa adına bir miğfer için, yaklaşık 1 570-71 , Viyana
Waffensammlung'da, bkz. Grosz ve Thomas 1 93 6, 96 ve Sak­
ken 1 8 5 5 , 2ro-2 r r ) . Teknik ve süsleme açısından asa (no. 8 3)
ile yakından ilişkilidir. Resim için bkz. sayfa 3 3 ·

162
Başparmak Yüzükleri (no. 89-90) 90 Başparmak Yüzüğü
Tarihi: 16. yüzyıl sonları
Çapı: 4 cm
Okçuların başparmak yüzükleri, sağ elin başparmağı içindi. TKS 2/83
Okun arkasında en fazla kuvvet toplanmasına izin vererek ok­ Kaynak: İstanbul 1983, E. 2 1 8 ; Washington 1987, no. 96
çunun yayıyla daha temiz bir atış yapmasını sağlarlardı. Yayın
ipi serbest bırakıldığında yeşim yüzeyden çok az bir sürtün­ Bu başparmak yüzüğü soluk yeşim taşından yapılmış olup, ön
meyle ve düzgün bir biçimde kayardı. Okçuların başparmak tarafında taş yüzeyinde altın arabeskler ve taçyaprağı şeklin­
yüzüklerinin çok uzun bir geçmişi vardır, fakat en önemli ve deki yaka içine oturtulmuş dört köşe kesme pırlanta ile süslü­
ince süslemeli olanları Osmanlı sarayı için yapılmış olanlardır. dür. Arkada çiçek taçyapragı şeklindeki yaka içinde baget
İşlevleri için olduğu kadar süs amacıyla da takılır ve törenlerde kesme yakutlar ve kabartma altın çiçek kıvrımları vardır.
ya parmakta ya da kemerden sallandırılarak taşınırdı. Taver­
nier ( 1684, 5 7) gözden düşmüş memurların idamları sırasında
da, boyna dolanmış bir mendili sıkmak için kullanabildiklerini
söyler.

89 Başparmak Yüzüğü
Tarihi: 16. yüzyıl sonları
Çapı: (en fazla) 4 cm
TKS 2/74
Kaynak: İstanbul 1983, E. 217; Washington 1987, no. 95

Bu başparmak yüzüğü beyaz yeşimden yapılmış olup oyma al­


tın çiçek kıvrımlarıyla kaplıdır. Çiçekler, yakalı yuvalara otur­
muş ve taç yapraklarıyla çevrelenmiş kesme yakutlardır. Ar­
kada ise fasatsız bir zümrüt vardır. Kalkan. Kat. no. 9 1

Kalkanlar (9 1 -94)

B u kalkanlar farklı renkte ipek ipliklerle birbirine bağlanmış ve


halka şeklinde sarılmış sazdan yapılmıştır. Dışı çelik kabart­
malarla kaplı tahta bir diskin etrafına sarılmıştır. İç tarafı, saz­
lara tutkal ile raptedilmiş bir dolgu maddesinden oluşur.
Kalkanın üzerinde, kalkanın sapını ve omuz askılarını tespit et­
mek için saplamalar vardır. Sap, kalkana doğrudan isabet ede­
cek bir darbeye karşı eli korumak için yastıklıdır. Karmaşık ve
rengarenk olabilen bezemeler, genellikle sarı ipekten taban
Üzerine sırma veya daha ziyade (artık kararmış olan) sim ile
zenginleştirilmiştir. Çelik üzerinde genellikle güneş motifleri
veya spiral oluklar bulunur. Buradaki en gösterişli örnek (no.
91) dövme altın varakla kaplı ve mücevherlerle süslüdür, bu da
bunun bir tören kalkanı olduğuna işarettir. Ancak bu cinsten
bezeli kalkan tasvirlerine Timur, Akkoyunlu, Safevi ve Os­
manlı dönemlerine ait resimli el yazmalarındaki savaş sahnele­
rinde rastlanmaktadır. Dayanaksız görünüşüne rağmen etkili
birer savunma aracıydılar: ortadaki kabartma okları sıçratır­
ken, sazdan yapılma bölüm, çeliği delebilecek güçte ve onal­
tıncı yüzyılın önemli bir bölümü boyunca ateşli silahlardan çok
daha etkili bir silah olma özelliğini korumuş olan yayla yapılan
bir atışı durdurmanın tek yolu idi. Kalkan. Kat. no. 93
91 Kalkan 93 Kalkan 95 Yay Kılıfı (Sadak) 96 Çizme
Tarihi: 1 5 30- 50 civarı Tarihi: 16. yüzyıl sonları Tarihi: 1 5 50-70 civarı Tarihi: 1 5 60 civarı
Çapı: 59,5 cm Çapı: 59 cm Boyutları: 74 cm x 34 cm Yüksekliği: 53 cm
TKS lh466 TKS l/1930 TKS llıo989 TKS 2/4447
.
Kaynak: Washington 1987, no. 98 Kaynak: Arseven, şekil 592; Paris 1953, 8; İstanbul 1983, E. 104; Kaynak: Paris 1953, no: 23; Tezc � n ve Delibaş 1986, tablo 92; Wash- Kaynak: Paris 1953, no. 448; Atasoy, s. 6, şekil l; Denny 1981, no. 1 37;
·
Washington 1987, no.99 ington 1987, no. 103 ve atıflar İstanbul 1983, E. 108; Washington 1987, no. 106
Kalkan, renkli ipek ve madeni iplikle işlenmiş üç benekli bulut
şeritleri ve Farsça nesralik şiir kartuşları ile bezenmiştir. Altın Kalkanın dış tarafında almaşık olarak siyah ve beyaz geçme Kırmızı deriden yapılmış olan sadak, üstüne işlemeli arabesk Açık kahverengi deriden yapılmış olan çizmeler soluk pempe
kaplamalı çelik kabartma göbek, turkuvaz ve damla yakutlar palmetlerden oluşan geniş bir bant vardır. Palmetlerin içi ise lo­ madalyonlar aplike edilmiş koyu kırmızı kadife ile kaplıdır. ipek astarlı olup, aplike edilmiş mozaik şeklinde arabeskler ve
kakılmış, noktalı bir fon üzerinde hayvan ve çiçek motifleri iş­ tüs ve şakayık motifleri ile doludur. İçteki bantta işlenmiş »Al­ Kırmızı kadife zemin üstüne işlenmiş üçlü hilal desenleri, bor­ bükülmüş simli iplikle çevreleri işlenmiş kırmızı deri palmet­
lenmiş madalyonlarla kaplıdır. Bu zengin bezemenin bir Safevi lah« sözünün yazılı olduğu sekiz tane dört yaprak deseni ile bö­ düre de tekrarlanmıştır. Askıları yaldızlı dövme gümüş kabara­ lerle süslenmiştir. Dikişleri çizmenin içe bakan yüzünü boylu
ustanın elinden çıktığı bellidir. Astarı mor kadifeden, sapı yeşil­ lünmüş ve basamaklı nakşi ile yazılmış bir Kur'an �lıntısı larla tutturulmuştur. boyuca geçerek ayak bileğini dolaşır. Önde deri daha yüksek­
sarı kurdeladandır. Kalkanın kenar kısımlarının içinde deri (XLVIII, l- 3) yer almaktadır. Metal göbek altın menevişli hele­ ten kesilmiş olduğu için dizi Örter. Saray kayıtlarına göre çiz­
destekler vardır. zoni oluklarda işlidir. Diğer oluklar gümüş kaplıdır. Perçinler meler II. Selim'e (ölümü 1 5 74) aittir.
yaldızlı çelikten, astar ise menekşe renginde kadifedendir. Deri aplike işlemeciliğinin I 5 4 5 yılına ait mevacib defterin­
den dokuz kişi oldukları anlaşılan saray kunduracılarının özel­
liği olduğu düşünülmektedir. O dönemde Habsburg'ların
İstanbul elçiliği görevinden dönen Sigismund von Herberstein' -
ın »Actiones« (Viyana 1 5 60) adlı eserinde, Osmanlı eğerleri, si­
lahları, uzun bir pipo ve benzer şekilde aplikelerle süslü sadak­
94 Kalkan larla birlikte, yukarıda tarif edilene çok benzeyen, topuk ve
92 Kalkan burunları zırhlı olan bir çift çizme resmedilmektedir. Bu eşyala­
Tarihi: 16. yüzyıl sonları rın Sultan ya da vezirlerinin elçiye verdikleri hediyeler olduğu
Tarihi: 16. yüzyıl sonları Çapı: 64 cm
Çapı: 62 cm sanılmaktadır. Herberstein bu hediyelerden, onları Rusya se­
TKS lh571
TKS lh441 Kaynak: Washington 1966, no. 234; Mackie 1980, resim 2230; İstan­ yahatinin anılarının İtalyanca çevirisi olan » Commentari della
Kaynak: İstanbul 1983, E. 105; Washington 1987, no. 100 bul 1983, E. 227; Washington 1987, no. 101 Moscovia«da (Venedik 1 5 60) daha değişik bir düzenlemeyle
sergileyecek kadar gurur duymuştur.
Kalkan, renkli ipek ve metal ipliklerle işlenmiş lotüs çiçekleri ve Kalkan, renkli ipek ve sırma ipliklerle işl!'!nmiş almaşık karanfil
tüy şeklinde yapraklarla bezenmiştir. Çelik göbeği helezoni ve lale motifleriyle süslenmiştir. Yapıldığında altın menevişli
oluklarla süslenmiş olup, çevresi nakşi yazı ile yazılmış ayet­ olan çelik göbeğinde on ucu olan bir kabartma güneş motifi
lerle süslüdür (II, 2 5 5 ) . Yapıldığında Üstünde altın menevişli vardır. İç yüzünde kırmızı kadife astarı tutan sekiz tane gül
kaplama vardır. İç yüzü kırmızı kadife kaplıdır. goncası biçiminde yaldızlı kabara vardır.

166
VII Ahşap İşçil iği Ve Mobilyalar (no. 97- r o r ) ince m en d eres l er düzenli o l a ra k dekoratif a l a n l arı çerçevele­
mek için kullanılmışlardır.
Yayg ın olarak ku l l a ıı ıld ığ ı belgelen m i ş diğer k a k m a m a l ­
zemdcr gen e l l ikle kıınızıınsı olan ş imş i r ağacı, aynı zamanda
Kaplamalar genellikle ceviz tabana yapılmış olmakla bir­ Önemli bir boya maddesi olan bakkam, sedef, bağa, gümüş ya
Kanuni Sultan Süleyman devrindeki Osmalı mobilyalarının Kur'an sandığına çok benzer. Çoban Mustafa Paşa'nın vakfı likte armut ve diğer meyve ağaçlarının da taban olarak kulla­ da yaldızlı piriç teller ve çeşitli karışımlar veya bazen kırmı­
oturaklı biçimleri ve parlak görünümleri ahşap işçliği tarihinde l 5 8 3 'te kurulmuştur. Bu sandığın ya Paşa için Mısır'da yapıl­ nıldığı belgelenmiştir. Ceviz sonradan tüfeklerin ağaç kısımla­ zımsı, bazen diğer kakmalara uyacak şekilde boyanmış, ancak
bir dönüm noktası olmakla birlikte geçmişi pek bilinmemekte­ mış olması, ya da Mısır'dan beraberinde getirdiği bir antika ol­ rında yaygın olarak kullanılmışsa da kaplama malzemesi ola­ bazen Kur'an sandığının (bkz. no. 1 0 1 ) menderes kenarlarında
dir. Orman kaynakları açısından çok zengin olan Anadolou'da ması gerek. Bu olasılık da 1 . Selim'in kızlarından biriyle evlen­ rak uygun nitelikleri pek anlaşılmışa benzememektedir. Ko­ olduğu gibi talk eklenmişçesine parıltılı olabilen macunlardır.
köklü bir ahşap işiliği geleneği vardı. Ancak Eski Suriye ve Mı­ diği ve böylece Kanuni'nin kayınbiraderi olduğu için sosyal layca tanınabilen ağaçlar arasında abanoz, bariz biçimde en Bunların hepsi aynı anda kullanılmamışlardır. Bağa,
sır'dakinin aksine, doğramacılık ve »maşrabiye« yerine sert ah­ konumunu kullanarak, l 5 1 7'de 1. Selim'in getirdiği ve sonra popüler olanıdır. Bununla birlikte, Busbecq'in veda ziyareti sı­ l 5 4o'larda tanesi bir dükadan ince altın bağa plaklı kılıfları
şaptan panolar kullanılması adettendi. Memlukların » Kasset­ Kahire'ye geri dönen Mısırlı zanaatkarların hizmetlerinden rasında Semiz Ali Paşa'nın ondan Avusturya'dan6 getirtilmek olan hançerler7 bulmuş olan Pierre Belon tarafından İstan­
tenstil« dediğimiz köşeli, içiçe geçmeli doğramaları, Kanuni yararlanmış olmasıdır. üzere benekli akçaağaç ve »masa kakmalarında kullandığımız bul'da belgelenmiş olmakla birlikte 1 5 50 sonrasına kadar pek
devrinde pancur ve kapılarda çok kullanılmışsa da, Selçuk ve Mısır Memluk bağlantıları onaltıncı yüzyıl Osmanlı san­ değişik cinslerde ağaçlar« istemesi, kaplama ve kakmaların gü­ rağbet görmemişe benzer. Sedefin ortaya çıkışı da benzer bi­
Osmanlı ahşap işçilikleri gerek biçim, gerek işçilik açısından dıklarının evriminde önemini korumakla birlikte, teknik ola­ nümüze ulaşmış örneklerde olduğundan daha çeşitli olabilece­ çimde geç olmuş, ancak onaltıncı yüzyılın son yıllarında önem
birbirinden çok farklıdır. rak ifade etmek gerekirse, II. Bayezid için 9ı ı/ı505 - ı 506'da ğini düşündürmektedir. Kur' anları koymaya yarayan iç bölme­ açısından fildişiyle büyük ölçüde yer değiştirmiştir. Bağa ve se­
Karşılaştığımız en Önemli sorun, teknik ya da biçimsel geliş­ bir tüfek yapımcısı olan Ahmet bin Hasan-i Kalibi tarafından lerde kubbelerin içi çoğu kez boyanmış olsa da güçlü kokusu def kakmanın mücevherlerde kullanımı hemen hemen aynıdır.
meyi izlememiz için günümüze kadar gelmiş yeterli eşya olma­ otuz parçalık bir Kur'an için yapılan mükemmel altıgen ceviz nedeniyle çoğunlukla sandal ağacı (bkz. no. 99-ıoo) kullanıl­ Bağa, parlaklık vermesi amacıyla metal tabaka üzerine kapla­
masıdır. Osmanlıların çağdaşları olan ve masalar, sandalyeler, sandık, Osmanlı geleneğinin de artık kurulmuş olduğunu gös­ mıştır. Kakma için kullanılan malzemeler arasında başlangıçta nır (99 ve 5 5 a no.'ları karşılaştırınız) . Sedef plaklar ise tıpkı ke­
yazı masaları, sandıklar ve Örneğin Carpaccio'nun »Azize Ur­ terir. Bu sandığın dışı abanoz kaplamadır, oyma fildişi panolar fildişi hakim durumdadır ve kaplama olarak da (bkz. no. 98) merlerdeki plaklarda olduğu gibi (bkz. no. 57- 5 8) çoğu zaman
sula'nın Rüyası<<nda kullanılan yataklara ihtiyaç duyan Avru­ �e ayrıca fildişi, abanoz ve metal tel kakmalarla Örtülmüştür4• gerek doğal, gerekse yeşil ya da derin mavi boyalı (örneğin 99 siyah sakız kakmalı ve altın yuvarlara yerleştirilmiş değerli taş­
pa'lılardan daha az mobilya kullandıkları bir gerçektir. Ancak Bu en eski tarihli Osmanlı stili mobilyadır. Fakat büyük ihti­ no. 'daki yazı plakaları) şekilde kullanılmıştır. larla kaplı (örneğin no. ıo1) olurlardı. Bu belki de ilk ortaya
bu gerçeği abartmamak gerekir. Çünkü Süleymanname (bkz. malle aynı dönem bir sadak da benzer şekilde kaplanmış ve
no. 49) ya da Şah Tahmasp'ın Şehnamesindeki tasvirler saray­ kakma ile süslenmiştir5. Zanaatkarın uzmanlıkları bize birçok
ların boş olmaktan çok uzakta olduğunu göstermektedir1. O şey belli eder, çünkü kakma biçiminin ince silah işçiliğinden
dönemde sık sık çıkan yangınların mobilyaların çoğunu mah­ veya müzik aletlerinden alındığı anlaşılmaktadır. bu alanlar
vettiği anlaşılır. Günümüze kalanlar ya camilerde ya da türbe­ Osmanlı Türkiyesinde ve Safevi İranında ve hatta Rönesans
lerde bulunan eşyaladır: Süleymaniye camisinin kapısındaki Avrupasında en ince zanaat dallarıydı. Onaltıncı yüzyıldan gü­
abanoz ve şimşir kakmalar, ya da 9 50- 5 llı 543 - 45 tarihinde nümüze çok az silah veya müzik aleti ulaşabilmiş olmasına rağ­
yapılan ve İstanbul' da Şehzadebaşı'nda bulunan Şehzade Meh­ men neler yapıldığı konusunda haleflerinin çalışmalarından fi­
med türbesindeki lahit ve kubbe gibi marangozluk işleri ya da kir alabiliyoruz.
Süleymaniye camisinde bulunan ve 11. Selim'in (bkz. no. ıo1) Bu ahşap işçiliği çoğu zaman kaplama ve kakma birlikte
mezarındaki kubbeli Kur'an sandığının topuzundaki gibi belir­ kullanılarak dekore edilmiştir. İçiçe geçen desenler (98 no.'lu
gin vazo şeklinde süslerle bezeli olan vaiz kürsüsü gibi dini rahledeki fildişi plaklara kakılmış dekoratif abanoz motiflerde
eşyalardır. Süleymaniye camisinin orijinal mobilyalarından gü­ olduğu gibi) plaklara oturtulmuştur. Bu yöntem daha masraflı
nümüze kadar gelebilen başka hiçbir şey yoktur. Ahşap işçili­ ve değerli malzemede miktar kısıtlaması olmamasını gerekti­
ğine çok benzer biçimde oyulmuş şahane mimber, Osmanlı sa­ ren bir yöntemdir. Buna karşın bu yöntemde malzemenin bel
ray geleneğine uygun olarak mermerden yapılmıştır. vermesi daha uzak bir olasılıktır. Karmaşık ve birbirine geçen
Dini eşyalardan en önemlisi herhalde Memllıkların geliştir­ köşeli açık, ağ gibi örülmüş desenleri oymak ve kakmak el yazı­
diği ve imparator mezarlarına konan Kur'an sandıklarıdır. İlk sını andıran desenleri yapmaktan daha basittir. Bu da onaltıncı
örnekleri ondördüncü yüzyılın başlarında yapılmış olup, yüzyılın ikinci yarısında neden köşeli desenlerin daha sık kulla­
malzemeleri kakmalı pirinçtir. Bu örneklerin ilk Halifelerce nılır hale geldiklerini açıklayabilir. Kur'an kutusunu (bkz. no.
yazılmış olduğu düşünülen birkaç çok değerli eski Kur'an için, 99) yapan usta, karmaşık kıvrımları olan kakma elemanlar
ya da yedi veya otuz cüz halinde yazılıp, ölülerin ruhu için her­ için, tahta ile aynı renkte boyanmış bir macun kullanımına baş­
gün belli sayıda cüz okuması gereken Kur'an okuyucularının vurmuştur. Burada parçalar zamkla tutturulurdu. Daha Önceki
kullandığı el yazmaları için yapıldıkları sanılmaktadır. Bu dü­ bazı parçalarda, Kur'an kutusunda (bkz. no. 99) olduğu gibi,
şünceler de, şekillerini olduğu kadar ince süslemelerini de açık­ tahta ve metal çiviler de kullanılmıştır. Bunlar ya tutturdukları
lamaktadır: bu kutular, duvar raflarına dizilebilecek sıradan kaplama ile aynı malzemeden yapılarak gizlenmişler, ya da
kitapları saklamak için yapılmamıştı. Dahası, Memllık ahşap eşyanın yüzeyinde dekoratif noktalar gibi duracak biçimde
işlemeciliğinde kullanılan malzemeler daha düşük kalitede ol­ kontrast malzemelerden yapılmışlardır. Bu teknik yöntem, ça­
masına rağmen, Osmanlı zanaatı teknik açıdan Memllık ahşap lışmaya daha yatkın olan İnce kaplamaların kenarlarını tuttur­
işlemeciliğine çok şey borçludur. Kahire'deki »Umm al-Sultan makta kullanılmışa benzer.
Şaban« Camisinde2 (770/ı 368'de yapılmış)3 bulunan yüksek Küçük tahta parçaları, doğal veya yeşil lekeli abanoz, pirinç
bir Kur'an sandığı ve altıgen Kur'an kutusu - ki fildişi, kemik, ve gümüş kakmalarla yapılan ince marköteri tüm yüzeyin de­
abanoz ve diğer ağaç ve metal tellerle yapılmış kakmaları var­ korasyonunda kullanılmamış, genelleikle kaplamaya küçük
dır - l 5 32'de birkaç ay süreyle Mısır valiliği yapmış olan Çoban altıgenler veya eşkenar dörtgenler şeklinde kakılmıştır. Bu­
Mustafa Paşa'nın Gebze'deki türbesinden alınan ve şimdi Türk nunla birlikte, » Y « şekillerinin dizilişinden meydana gelmiş Kur'an kutusu. Ayasofya kütüphanesinden.
ve İslam Eserleri Müzesi'nde (bkz. no. 4669) bulunan yüksek bordürler veya ağaç, fildişi, pirinç ya da gümüş telden yapılmış İstanbul, 1 52 5 civarı. Bkz. Kat. no. 99

1 68
çıktıklarında çok değerli olarak kabul edilmelerinden veya Os­ ı o 1 no.'da olduğu gibi bir kaide bulunsa bile, içinde pandantif 97 Sefer Tahtı kakma kullanılması, sedefin dönemde daha gözde olduğunu
manlı ahşap işlemeciliğine farklı bir nitelik kazandıran parlak­ veya köşe kemeri yoktur. Buna karşın, Osmanlı ve Memllık, düşündürmektedir. Yanlardaki madalyonlar ise hurma dalı
lıklarıyla yetinilmediğinden ya da uyarlamaktan çok taklit et­ Tarihi: muhtemelen 1 5 60
kubbe dekorasyonuna büyük benzerlikler gösteren iç boyama­ süsleri ve üç nokta motifleri olan ve birbirini keserek içiçe geçen
Oturak yüksekliği: 50 cm
meye eğilimli zanaatkarların hayal gücü eksikliği veya tutucu­ daki gibi profiller de bilerek seçilmiş gibi görünmektedir. Arkalık yüksekliği: 129 cı:n dairelerden oluşur ve tümüyle fildişindendir. Tahtın alt yan bö­
luğundandır. Bunun aşikar, ama hala kısmen tahmine dayanan açıkla­ Toplam yükseklik: l63,5' cm lümleri, iç kısımda geçişli arabesk rozetler ve elipslerle, dış kı­
Bu mobilyaların temel biçimlerinin ve masif fildişi veya ması, saray mimarlığına getirilmek için gereken niteliklerden TKS 2/2879 sımda ise açılı, kesişerek içiçe geçen levhalar ve ortada oniki kö­
vazo biçimli torna ağaç kaplama süsler (Örneğin no. 97, 99) birinin de maketler imal edebilme yeteneği olması idi. Bu ma­ Kaynaklar: İstanbul 1983, E. 77; Frankfurt 1985, no. 8/1; Washington
şeli bir yıldızla dekore edilmiştir. Oturağın altındaki ve arka­
1987, no. 107
kullanımının, ustaca profillenmiş ve kakılmış mazgalları bulu­ ketler ya deneysel olurdu ve özel bir kubbe veya destek sitemi­ daki süslerin altındaki örtücü levhaların tümünde fildişi çin
nan taht arkalığı (bkz. no. 97) gibi mimari biçimlerin İslam ge­ nin yapısal dengeliliğini veya olasılıklarını denemeye yarardı, Beş parçaya ayrılabilen bu taht cevizden yapılmış olup, fildişi, şeritleri vardır. Tahtın köşelerindeki dört adet vazo biçimli süs
leneğinde benzeri yoktur; marangozluğundaki ve doğramacılı­ ya da hükümdara yapının gerçekte nasıl görüneceğini göster­ abanoz, sedef ve kakma işleriyle kakmalı veya kaplamalıdır. (ikisi sonradan yenilenmiştir) ve tahtın kollarındaki kaplama­
ğındaki göz alıcılık onbeşinci yüzyıl sonları İtalya'sına öykü­ mek amacını taşırdı. Dönemin mimarisi çoğunlukla basit bir Arkalığı üçgen biçiminde olup, fildişi yaprak motifleriyle lar masif fildişindendir. Köşeler ve kenarlar fildişi boncuklarla,
nüldüğünü düşündürebilir. Bununla birlikte Yüksek Rönesans yapısallık taşırdı ve burada güvenlik faktörleri çok yüksekti. ustaca vurgulanmış mazgallı bir profili vardır ve Süleymaniye ince kakma mendereslerle veya küçük kakma eşkenar dörtgen­
mobilyarlarının çoğu, süslemeleri bakımından Osmanlı Türki­ Mimar Sinan muhakkak ki çalışmalarını bir plana göre camisinin giriş bölümdeki ön duvarın üstündeki üçgen boşluğa ler ve çokgenlerle kaplıdır.
yesi üzerinde etkili olamayacak derecede, aşırı klasik hale gel­ yapabilmek kapasitesine sahipti. Bununla birlikte Süleymani­ çarpıcı biçimde benzemektedir. Oturak kısmı sarı ve siyah kap­ Saray kayıtlarına göre taht Bağdat seferi sırasında Sultan
miştir. Kakmalar ve kaplamalar parlaklık ve cila açısından ke­ ye'nin yapımının sürdüğü yedi yıl boyunca ( 1 5 5 0 - 1 5 57), cami­ lan deseninde, oturağın altı ise kırmızı kurşunla (sülügen) bo­ Murad (iV. Murad, 1 62 3 - 1 640) tarafından kullanılmışsa da,
sinlikle Kuzey İtalya katedrallerindeki tahta kakmalarla karşı­ nin biran önce tamamlanması için kuşkusuz sabırsızlanan Pa­ yanmıştır. Önünde ve arkasında hurma dallarıyla bağlanan bü­ taht onaltıncı yüzyıl ürünü olmalıdır. Tahtın III. Murad
laştırılabilecek niteliktedir. Örneğin Parladaki Katedralde dişaha veya tanınmış bazı misafirlere göstermek üzere bir yük madalyonlar bulunmaktadır. Öndeki desen sedef kakmalı ( 1 5 74 -1 595) için yapılmış olması muhtemeldir. Ancak daha
Cristoforo Lendinara'nın ( 1488- 1 491) çalışmaları ile karşıla­ maketine ihtiyaç vardı. Söz konusu Süleymaniye olduğunda olup ortasında altın bir yuvaya oturtulmuş bir firuze vardır. önceki bir onaltıncı yüzyıl padişahı, örneğin Kanuni için yapıl­
ştırılabilir. Diğer taraftan ahşap işlemeciliği kakmacılık ve kul­ maketin neye benzediğini biliyoruz. Çünkü Lokman'ın Süley­ Arkadakinde ise fildişi kakma bulunmaktadır, fakat ortadaki mış ve sonradan IV. Murad tarafından kullanılmış olması daha
lanılan malzeme açısından zaman zaman prototipi olan Mem­ mannamesinde (987/1 579- 1 5 80) 10 gösterilen ve III. Murad'ın taşı kaybolmuş durumdadır. Öndeki ana desen için sedef büyük bir olasılıktır.
lı1k işlemeciliğinden daha çok Kuzey İtalya'daki Embriachi oğullarının l 5 82'deki sünnet düğünlerini tasvir eden Surna­
atölyelerinin »alla certosina« ürünlerine yakındır. İşçilik ol­ me'de, Saray mimarının adamları tarafından geçit resmi sıra­
dukça kıyaslanabilir olsa da, gerçek etkiler çok farklıdır ve bu sında taşındığı söylenen maket budur. Süleymaniye camisinin
Osmanlı parçalarını tümüyle dönme ustalara atfetmek, bu muhasebe defterleri�deki11 bir kayıttan çıkardığımız kadarıy­
konuda daha fazla bilgi olmadan yerinde olmaz. la, bu maket kalın kağıttan yapılmıştır ve tahta bir iskelet üze­
Her durumda, en azından onaltıncı yüzyıl sonlarında, kub­ rine oturtularak boyanmış ve yaldızlanmıştır. Muhtemelen
beli Kur'an sandıklarının çoğunlukla o dönem mimarlarına ait benzeri bütün maketler de bu şekildedir12. Fakat o dönem Ve­
olduğunu biliyoruz. Bu mimarlardan biri Sinan'ın halefleri ara­ nedik ve Floransa'sındaki İtalyan »ınodelli«lerinde olduğu
sında yer alan ve III. Mehmed'in türbesini ( 1 603) inşa etmekten gibi, tahtadan imal edilmiş ve Padişah'ın adına yakışır biçimde
başka, bunun kakmalı kapılarını ve bu türbe için bir Kur'an kaplama ve kakma yapılmış olması da muhtemeldir. Bu hem
sandığı da8 yapmış olan Hassa Mimar veya Saray Mimarı Dal­ saray mimarlarının neden yetkin doğrama ustaları olmaları ge­
gıç Ahmed Çavuş'tur. Bir diğer mimar ise I. Ahmed camisinin rektiğini hem de yaptıkları Kur'an sandıklarındaki mimari çağ­
mimarı olan ve aynı zamanda bunun kapılarını ve yine aynı rışımları açıklar.
cami için tahta bir rahle de yapmış olan Mehmed Ağa'dır. Bu
iki mimar arasındaki bağlantı, mimari değil, sedefin (sedefkari
ya da muhtemelen genelde ince kakma) işlenmesi ve kakılması
alanında gibi görünmektedir. İkisi de bu alanda uzmandılar ve
Mehmed Ağa'nın kendi »Risale-i Mimariye«sine göre gerçek­
ten de zorunlu bir ön hazırlık olan bu iş, özellikle açısal ağyapı­
lar sayesinde, geometride uzmanlaşma için gerekli gemeli sağı­
yordu9. Bu romantik bir abartma olabilir, fakat uzak bir
olasılık olarak görünen böyle bir bağlantının o dönemde kabul
gördüğünü vurgulamaktadır.
Bu Kur'an sandıklarının en azından ilk bakışta gözümüze
daha aşina görünen özellikleri, çarpıcı mimari görünümleridir.
Bu görünüm de kübümsü tabanları, kubbeleri ve çoğu kez çok­
kenarlı geçiş alanlarıyla belirlenir. Bunların Memluk prototip­ 1 Sadan 1976.
lerinin hemen hepsi bilindiği kadarıyla düz tepeli ve kubbesiz­ 2 Cario, Islamic Museum, 449, 452.
dir. Fakat çoğu zaman iddia edildiğinin aksine söz konusu 3 Kühnel 1938, 20 ve pi. 19.
4 TIEM 3, İstanbul 1983, e. g.; Frankfurt 1985, 8/2.
kubbeler hiç de Osmanlı değildir ve çatal kafeslerle ve üç köşeli 5 TKS l/ro463, İstanbul 1983, E. 18 ..
palmetlerle (bkz. no. 99) ve hatta onbeşinci yüzyıl Memluk Ka­ 6 Busbecq, Letters, 2 3 ı.
hire'sinin taş kubbelerinin tümünde bulunan eşkenar dörtgen 7 Belan du Mans 1 5 88, g. 375.
desenlerle ilişkilidir. Bu benzerlik büyük olasılıkla bilinçsiz ol­ 8 TIEM 19, İstanbul 1983, E. 1 5 1 .
9 Gökyay 1976, 1 2 8 - 30.
duğu için daha da olağan dışıdır. Mimari görünüm yüzeyseldir.
10 Dublin, Chester Beatty Library, MS 413, f. n9.
Çünkü süs ve tutamak yerine oturtulduğunda kapak kubbeye 11 Rogers, IJMES 14 ( 1982), 290 - 2; id: Frankfurt 1985, 320 - 4.
bezeyen özelliğini büyük ölçüde yitirir ve dış kısmında, 12 Necipoğlu-Kafadar 1986, 224 - 43 .

170 171
98 Katlanabilir Rahfe 99 Kur'an Kutusu 1 00 Kur'an Kutusu
Tarihi ve bulunduğu yer: Hürrem Sultan'ın türbesinden, I6. yüzyıl or­ Tarihi ve bulunduğu yer: I. Mahmud (I?30- 54) tarafından yaptırılan III. Mehmed'in (ölümü I603) Ayasofya'da bulunan ve Dalgıç Ahmet
taları Ayasofya Kütüphanesinden, I525 Çavuş tarafından inşa edilen türbesinden.
Boyutları: 82,5 cm x 28,8 cm Boyutları: 86,5 cm x 50,7 cm Yükseklik: 76 cm
TIEM I27 TIEM 5 TIEM I 3
Kaynak: Çulpan I968, şekil u ; Washington I987, no. rn8 Kaynak: İstanbul I983, E. 76; Washington I987, no. rn9 Kaynak: İstanbul I983, E. q8 v e E. I 5 I ; Washington I987, n o . I IO

Bu tahta rahle, sert ağaçtan tek parça olarak yapılmış olup aba­ Orijinal bir süse sahib kubbeli bir kapağı bulunan bu Kur'an Kemerli ayaklar Üzerinde olan oniki kenarlı Kur'an kutusu, fil­
noz ve fildişi kaplamalı ve kakmalıdır. Kitabın oturduğu yerin kutusu dört bacak üzerinde yükselir ve küp biçimindedir. Ku­ dişi koyu renk tahta ve sedef kakmalarla si.islenmiş olup, tepe­
üst yüzeyi, çağdaş bir kitap cildini anımsatır: ortada kesişen da­ tunun çağdaş kitap kapaklarına benzeyen dört yüzünün fildişi sinde sivri kubbeli bir kapak vardır. Kenarlarda Kur'anı öven
irelerden ve hurma dalı si.islerden oluşan bir madalyon, köş� köşebentleri vardır. Ortadaki madalyonun içine oluklu bir fil­ hadisler yazılmıştır. Kubbeli kapak, zıt renklerle yapılmış eşke­
parçaları ve kakma menderes bir kenar süsü vardır. Kitabın dişi topuz oturtulmuş olup yanlarında sedef ve fildişi ve koyu nar dörtgen ve üçgen şeklinde kakmalarla ve tepesinde sivri .
oturacağı yerin omurgası, sivri uçlu yaylar biçiminde ve üçlü renk ağaçtan yapılmış dört kakma altıgen, ortadaki madal­ motifler bulunan hurma dalı süslerle bezenmiştir. Ayrıca
noktalar halinde boyanmıştır. Desteklerin alt yüzlerinde ve ana yonun üstünde ve altında ağaca oturtulmuştur. Bu dikdörtge­ Üstünde ortası sedef gül goncaları olan abanoz madalyonlar,
panelinde abanoz, fildişi ve kırmızı ağaç kakmalı bir on köşeli nin çevresinde ve bacaklarda aşağı kadar kıvrımlı arabesk mo­ bunların arasında siyah kıvrımlı tomurcuk desenleri, çoktan
yıldızdan etrafa yayılan açılı ağ şeklinde bir süs vardır. Ayrıca tifler ve küçük kakma altıgenler birbirini izler. Bacaklar arasın­ düşüp kaybolmuş bir değerli taş için yapılmış altın yuva, kenar­
bir menderes kenar süsü de bulunur ve bu, diğer dekorasyon daki ağaç perdenin loblu profili, fildişi köşebentlere karşılık ları kakmalarla si.islenmiş sedef eşkenar dörtgenler de bulun­
alanlarını da çevreler. Ayakları arasında kalın bir fildişi levha olarak yerleştirilmiştir. Kapağın yanlarına, üzerine Kur'andan maktadır.
bulunmakta ve bunun profili loblu görünümdedir. Abanozla yazılar (II, 2 5 5) ve dualar kazınmış fildişi levhalar, mavi boyan­ Sandal ağacından yapılmış olan iç kısım yeşil ipekle kaplan­
kaplanmış olan · bu levhanın üçlü noktalar halinde ve kıvırcık mış bir zemin üzerine oturtulmuş ve bunlar, 1 505 yapımı Kur'­ mış dört bölüme ayrılmış olup bu bölümlerden üçü dikdörtgen
çatısal hurma dalları şeklinde abanoz kakmaları vardır ve bu, an kutusunun (TIEM 3) fildişi levhalarıyla stil açısından karşı­ ve ortadaki üçgen biçimdedir. Kapağın içindeki kumaş zemin
ilgi çekici bir negatif-pozitif etkisi yapar. Rahlenin iç yi.izi.i, sarı laştırılabilen oyma fildişi arabesk madalyonlarla ayrılmışlar­ kımızıya boyanmış olup, oniki köşeli bir çiçek çevresinde
zemin üzerine siyah arabesklerle boyanmıştır. dır. Kubbeli kapak, ağaç ve fildişinden yapılma zigzag bant­ hurma dalı biçiminde si.isler, ortada dıştaki fildişi si.isleri içer­
Bu rahle teknik olarak ve dekorasyon açısından Kur'an ku­ larla dekore edilmiştir. Hurma dalları ve altıgenlerden oluşan den tutması gereken yaldızlı bir göbek bulunmaktadır.
tusuna (no. 101) ve tahta (no. 97) çok benzer; aynı imalathane­ bir friz, Avrupa dolap yapımcılığından uyarlanmış olması Kubbe şeklindeki kapak, kemerler ve kenarlardak i yazılar
den çıkmış ve aynı tarihi taşıyor olmalıdır. muhtemel bir tarak biçimi bağa bantın üstünde kubbeyi si.isler. bu Kur'an kutusunun aynı türbede bulunan ve sedef ve bağa iş­
Başlangıçta var olan Gotik tarzı süs ise kayıptır. lemeleriyle süslü olup Dalgıç Ahmed Çavuş'un imzasını taşı­
İçi sandal ağacıyla kaplanmış olan kutu, fildişi ve ahşap yan bir başka kutuyla (TIEM 19) bir ilişkisi olduğunu gösterir.
kakma kenarlarla beş bölüme ayrılmıştır. Merkezdeki bölü­
mün ahşap oyma kabartma işi bir levhası vardır. Kapağın içi
yağı boyalarla boyanmış ve kubbede beş arabesk madalyon ve
bir arabesk kıvrımlı çevreden oluşan bir kompozisyon
yapılmıştır. Kapağın kubbesel biçiminin yanısıra boyama tarzı
da mimari biçimlerden ilham alındığımı düşündürmektedir.
Fildişi kakmalar cilt kapaklarında veya örneğin deri aplik işle­
meciliğinde olabilecek karmaşık desenler kadar görkemli değil­
dir. Palmetler ve çiviler, Viyana' da sergilenen deri bir su kabı­
nın (Kusthistorisches Museum C. 28; Washington 1987, no.
ro5'te gösterilmiştir) süslemelerine benzemektedir (bkz. resim
sayfa 1 69).